Etiket: Egzersiz

  • Obezite (şişmanlık) tedavisi :

    OBEZİTE

    Tanım: Genetik altyapı, düzensiz ve aşırı beslenme, hareketsiz yaşam, hormon bozuklukları, başka hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların etkisi gibi bir çok farklı sebebin etkisi ile vücutta fazla miktarda yağ birikimi sonucunda ortaya çıkan tabloya obezite denilmektedir.

    Sınıflama: Obezitenin sınıflandırılmasında kullanılan bir çok parametre vardır. Günümüzde en sık kullanılan parametre BKI (Beden Kitle İndeksi) dir. Kilomuzu boyumuzun metre cinsinden karesine bölerek beden kitle indeksimizi bulabiliriz.

    Beden Kitle İndeksine göre Obezite Sınıflaması

    Sınıflama

    BKI

    Zayıf

    < 18.5

    Normal Kilolu

    18.5 – 24.9

    Fazla Kilolu

    25- 29.9

    Obez Evre 1

    30- 34.9

    Obez Evre 2

    35- 39.9

    Morbid Obez

    >40

    Obezitenin Nedenleri :

    1- Basit Obezite: Gentik alt yapısı uygun olan kişilerde sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam sonucunda ortaya çıkar. toplumda en sık görülen obezite formudur.

    2- Endokrin Obezite : Yağ metabolizması, İştah ve Enerji Metabolizması üzerine etkili olan hormonlardaki bozukluklar sonucunda ortaya çıkan obezitedir. Burada etkili olan hormonlar ve hastalıklar şu şekilde sıralanabilir.

    İnsülin Direnci

    Hipotiroidi (Tiroid hormon Düşüklüğü)

    Cushing Sendromu (Kortizol hormon fazlalığı)

    İnsülinoma (İnsülin üreten Tümör)

    Polikistik Over Sendromu

    Hipogonadizm (erkekte testesteron , Kadında Estrojen yetersizliği)

    Büyüme hormonu yetersizliği

    3- Genetik Hastalıklar: Nadir görülen bir takım genetik hastalıkların seyrinde birçok semptomla birlikte ciddi obezitete eşlik edebilmektedir. Bu sendromlardan bazıları .

    Prader- Willi Sendromu

    Bardet Biedl Sendromu

    Cohen sendromu

    Börjesen-Forrsman-Lehmann Sendromu

    Obezite ile İlişkili Sağlık Problemleri: Vücudumuzda fazladan biriken yağ dokusu bir çok hormon ve sitokin üretimine yol açmaktadır. Üretilen bu hormonlar ve sitokinler vasıtası ile obez kişilerde uzun dönemde bir çok farklı metabolik hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Obezite ile direk olarak ilişkili olan hastalıkları şu şekilde sınıflandırabiliriz.

    İnsülin Direnci

    Tip 2 Diyabet ( Şeker Hastalığı)

    Gebelik Şekeri

    Hipertansiyon

    Hiperlipidemi (Kolesterol yüksekliği)

    Kalpte Koroner Arter Hastalığı

    Osteoartrit (Eklem problemleri)

    Safra Kesesi Taşı

    Uyku apne sendromu

    Çeşitli kanserler (Meme, Kolon vb)

    Obezite ile ilişkili olan bu hastalıklarda tek başına kilo verme ile ciddi düzelmeler görülür.

    Obezitenin Tedavisi : Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları bölümü özelikle Basit obezite ve Endokrin nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan obezitenin tedavisinde hastalara yardımcı olmaktadır. Obezite tedavisi basamaklı ve uzun soluklu bir tedavidir. Bu tedavide en önemli noktalardan birisi Hekim ile hastanın iyi iletişim kurması ve tedavi boyunca hastanın motivasyon kaybına uğramadan tedaviye devam edebilmesidir. Bunun içinde daha yolun başında hastalara nasıl bir tedavi şeması izleneceği ve hangi durumlarda hangi tedbirlerin alınacağı detaylı bir şekilde anlatılmalıdır. Obezite tedavisinin basamakları ise

    1- Yaşam Tarzı Değişiklikleri : Burada Obez kişilerin beslenmelerini ve fiziksel aktivitelerini kilo verdirecek şekilde modifiye etmeleri sağlanır. Bu basamakta önerilen diyet ve egzersiz programlarının kişilerin yaşam tarzına dönmesi hedeflenmelidir. Çünkü sadece kilo verme döneminde yapılıp sonra bırakılacak diyet ve egzersizin uzun dönemde çokta bir faydası yoktur.

    Diyet: Düşük kalorili, Düşük kalorili ve düşük yağlı, düşük karbohidratlı, yüksek proteinli ve akdeniz diyeti gibi bir çok farklı diyet şekilleri bulunmaktadır. Farklı diyetler ile kilo kaybı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda kişinin aldığı total kalori harcadığından az olduğu müddetçe yapılan diyetin tipinden bağımsız olarak kilo kaybının gerçekleştiği görülmüştür. Ortalama olarak diyette günde 500 kcal lik bir kısıtlama yapılırsa haftada yarım kilo gibi bir kilo kaybı elde edilebilir. Genel olarak açlık diyeti katagorisinde olan günlük total kalori alımının 800 kcal daha az olduğu diyetler ise uzun süre sürdürülebilir sağlıklı diyetler değildir. Hangi tip diyete başlanacağı kararını verirken hastaların ek sağlık problemleri ( İnsülin direnci, Diyabet, Hipertansiyon, Hiperlipidemi, Gut Hastalığı) mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    Egzersiz: Kilo vermek isteyenlerin diyet ile birlikte mutlaka egzersizde yapmaları son derece önemlidir. Çünkü diyet ile kalori kısıtlaması yapılan kişiler şayet egzersiz ile metabolizmalarını harekete geçirmezler ise uzun dönemde diyete bağlı olarak kişilerin metabolizmasında yavaşlama gelişir. Bu durumda yapılan diyetten görülen fayda her geçen gün azalır. Bu nedenle Diyet ve Egzersiz ayrılmaz ikili olmalıdır. Bunun yanında egzersizsin bilindiği üzere bir çok ekstra faydalarıda vardır. düzenli yapılan egzersizin şeker metabolizması, kolesterol Metabolizması, Kalp damar sistemi üzerine olumlu etkileri vardır. Egzersiz mutluluk hormonu (Endorfin) sentezinide artırır. İdeal egzersiz süresi haftada 5 gün ortlama 30 dakikadır. yapılacak egzersizin tipine (izmetrik, izotonik vb) ise hastaların diğer sağlık problemleri de(eklem, kalp , tansiyon, diyabet ) göz önüne alınarak karar verilmelidir. Ek sağlık problemi olmayanlarda Fatburn tipi egzersizler mutlaka uygulanmalıdır.

    2- Obezitenin Medikal (İlaç) Tedavisi: Obezite ile ilişkili ek hastalığı olanlarda BKİ>27, ek hastalığı olmayanlarda ise BKİ>30 değerlerinde yaşam tarzı değişikliklerinin yanında ilaç tedaviside eklenebilir.

    3- Endoskopik İntragastrik Balon Uygulaması: Bu yöntem cerrahi bir işlem değildir. Endoskopi ile yaklaşık 20-30 dakika süren bir işlemle mide içine silikondan üretilen bir balon yerleştirilir ve bu balon ihtiyaç duyulan oranda mide içinde şişirilir. Burada amaç balon vasıtası ile mide hacmini küçültüp hastalara tokluk hissi vermek ve daha az yemelerini sağlamaktır. mide balonları midede 6-12 ay kadar tutulabilmektedir. Daha sonra yine Endoskopik olarak çıkarılabilmektedir.

    4- Obezitenin Cerrahi Tedavi Yöntemleri : Vücut kitle indeksi (BKİ) >40 kg/m2 veya 40>BKİ>35 olup obezite ile ilişkili herhangi bir hastalığı bulunan (Diyabet, Apne, Hipertansiyon, Hiperlipidemi vb) kişilerde kilo verdirici diyet, egzersiz ve ilaç tedavisinden yeterli cevap alınamadığında obezite cerrahisi endikasyonu vardır. Bununla birlikte 18 yaş altı ve 65 yaş üstü bireylere, major depresyonu olanlara, Alkol veya ilaç bağımlısı olanlara, Ciddi yeme bozukluğu (bulimia nervosa) olanlarda, İleri derecede kalp hastalığı olanlarda obezite cerrahisi kontraendikedir ve yapılması önerilmez. Obezite tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler genel olarak 3 ana gruba ayrılırlar.

    Restriktif (mide rezeksiyonu) Cerrahi: Burada temel amaç uygulanan cerrahi yöntem ile mide hacmini küçültüp obez kişilerin daha az miktarda yemelerini sağlamaktır. Fakat restriktif cerrahi yöntemler sadece mide hacmini küçültmek ile kalmaz. Mideden sentezlenen ve iştah üzerine etkili olan Ghrelin, GLP-1 gibi hormonların düzeyini değiştirerekte iştahın azalmasına yol açar. En sık Sleeve Gastrektomi (tüp mide) yöntemi tercih edilmektedir.

    1-Sleeve (Tüp Mide) Gastrektomi

    2-Horizontal Gastroplasti

    3-Laparoskopik Gastrik Bantlama

    Malabsorbsif (Gıda Emilimini Engelleyen) Cerrahi: Bu yöntemde temel olarak mide ile ince bağırsak arasında bir anastomoz hattı oluşturularak besinlerin emilimi için gerekli olan bağırsak lümeninin büyük bir kısmı bypass edilir. bu sayede yenilen yemeklerin ciddi bir kısmı bağırsaklardan emilemediğinden kilo kaybı ortaya çıkar. restriktif cerrahi yöntemlerden daha hızlı ve fazla kilo verdirirler fakat konplikasyon ihtimalleride daha fazla olan geri dönüşümsüz cerrahi yöntemlerdir. En sık tercih edilen yöntem Roux-en Y gastrik bypass cerrahisidir.

    1-Roux-en Y gastrik bypass

    2-Jejenoileal bypass

    3-Biliopankreatik diversiyon

    Kombinasyon Cerrahisi (Restriktif+Malabsorbsif)

    Obezite Cerrahisi Sonrası Takip : Obezite cerrahisi kararı verilirken mutlaka bir Endokrinoloji uzmanı ile görüşülmesi, cerrahi endikasyonun doğru konulması , uygulanacak cerrahinin olası etki ve yan etkileri hakkında hastaların bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Özellikle cerrahi sonrasında hastaların erken ve geç dönem diyetlerinin düzenlenmesi, olası vitamin ve mineral eksikliklerine karşı destek tedavilerinin düzenlenmesi ve izlenmesi açısından bir Endokrinoloji uzmanı ve diyetisyen takibinde bulunmaları oldukça önemlidir. Cerrahi sonrasında uygun şekilde takip edilmeyen hastalarda beslenme bozukluğuna bağlı yeniden kilo alma veya vitamin , mineral eksikliğine bağlı bir çok farklı klinik semptom ortaya çıkabilmektedir.

  • Obezite (şişmanlık) ve tedavisi

    Obezite tedavisi edilmesi gereken kronik bir hastalıktır. Bu nedenle genel tıp kriterlerine göre tanı koyamayız. Risk değerlendirmesi yaparak kimlerin tedavi edileceğine karar vermemiz gerekir.

    2025 yılında dünya nüfusunun %26’sının obez olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’de şuanda genel toplumda bu oran %22,3’tür.Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde obezite artış nedenleri; Daha fazla kalori içeren gıdaların tüketilmesi, daha az egzersiz ve asansörlerin kullanılması, fazla yağlı fastfood tüketiminin artması, daha çok bilgisayar başında geçirilen saatler… Beden kütle indeksi (BKİ) vücut yağ dokusu hakkında bilgi veren ölçütleri. Bel çevresi organsal yağ göstergesi normal BKİ: 18,5—24,5 BKİ: 25—29,5’den fazla kilolu BKİ: 30’dan fazla olan ise obezdir. BKİ 30’un üstünde olan herkesi obezite tedavi programına almak gerekir. Fazla kiloları majör ve minör faktörlerine göre tedavi gerekir. Majör faktörleri; şeker hastalığı, uyku apnesi, boyun ve çene damarlarında damar sertliği. Minör faktörleri; bozulmuş açlık şekeri (110-125 mg)’dir. Majör faktörlerden en az biri, minörlerden en az ikisi mevcutsa fazla kilolular mutlaka tedavi edilmelidir. Bel çevresinde tedavide önemli ölçütleri kadında 88 cm üstü ise en az 1 majör veya 2 minör faktör varsa tedavi edilmelidir. Obeziteyle birlikte sık görülen hastalıklar; Tip II Diyabet, Kalp Hastalıkları (Hipertansiyon, Kalp yetersizliği, felç),Üreme sistemi bozuklukları, (Üretkenlikte azalma, adet düzensizliği,yumurtalıklarda kistler),Safra kesesinde taş , (BKİ 25’in üstünde ise safra taşı sıklığı 7 kat artar),Yağlı karaciğer,Mide fıtığı,reflü,Tüylenmede artış (ciltte çatlaklar,topuk dikeni,gut hastalığı),Uyku apnesi,Kanser(Amerikan kanser derneğinin yaptığı çalışmada kansere bağlı ölüm riski BKİ 30 üstü olanlarda 20-25 arasındakilere göre 2-2.5 kat fazladır)Obezite tedavisinde Doktor-Diyetisyen ve Psikoloğun hasta değerlendirmesine katılması hasta uyumu ve başarı için gereklidir. Tedavi için yaşam biçimi değişikliği,ilaç kullanımı,(kortizonlu ilaçlar , anti depresanlar vs.)

    Hastaya mutlaka egzersiz de önerilmelidir. Egzersiz vücudun şeker yükünü azaltır. Yağları düşürür. Tansiyon üzerinde olumlu etkileri de vardır. Stresi azaltır. Haftanın en az 5 günü 20-30 dk’lık egzersizler öncelikle önerilmelidir. Hedef günde 100-130 kalorinin egzersizle harcanmasıdır. Bunlarla birlikte mevcut problemlerin tedavi ve diyet programları hastaya uygulanır.

    Uzm. Dr.Nur Özbek

  • Egzersiz ile kanser ilişkisi

    Günümüzde bireyler yaşamın karmaşası ve güçlüğü altında artan bir tempoda çalışmakta ve kendine ve sağlığına ayırdığı vakit her geçen gün azalmaktadır. Oysa fiziksel aktivite sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden birisidir. Gün içinde yoğun bir iş yaşamında bile pasif bedensel hareketler sergilemekteyiz. Belli bir ritme uymayan ve temposuz bu hareketler bizleri yorsa da sağlığımız için gerekli olan fiziksel aktivitenin yerini almamaktadır. Bu durum zaman içinde beslenme saatlerinin düzensizliğine, tuvalet alışkanlığımızda bozulmaya, sağlıksız gıda alımına ve dolayısıyla sağlıksız yaşama neden olmaktadır. Günümüze değin yapılan çok sayıda bilimsel araştırma düzenli egzersiz yapmanın kanser riskinde azalmaya neden olduğunu kanıtlamıştır. Düzenli egzersiz vücudumuzda birçok olumsuzluğa yol açan insülin ve insülin ilişkili proteinlerin düzeyini azaltmakta, bayanlarda östrojen düzeyini kontrol altına almakta ve özellikle barsak kanseri riskini azaltan barsak pasaj süresinin uzamasını engellemektedir. Vücudumuzda insülin ve insülin ilişkili proteinlerin artışı hücreleri uyarmakta ve kontrolsüz hücre çoğalmasını tetikleyerek kanser oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Öte yandan kanser tanısı aldıktan sonra düzenli egzersiz yapmanın da birçok faydası kanıtlanmış durumdadır.

    Fiziksel aktivitenin azalması bireylerde barsak hareketlerini azaltmakta ve dışkıda oluşan çok sayıda istenmeyen kanserojen maddelerin barsak yüzeyine temas ederek kanserleşme sürecini başlatmasına neden olmaktadır. Bayanlarda özellikle ileri yaşlarda (menapoz sonrası) östrojen hormonunun en önemli kaynağı yağ dokudur. Yağ dokunun orantısız artışı hormon düzeylerinde artışa neden olmakta ve bu durumda bayanlarda meme, rahim kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri riskini artırmaktadır.

    Tüm bu gerekçeler göz önüne alındığında her gün sağlığınızın elverdiği ölçüde egzersiz yaparak başta prostat ve kolon kanseri olmak üzeri birçok kanser türünden korunabilirsiniz. Vücudunuzun hareketsiz kalmak için programlanmadığını bilmeniz önemlidir. Bu nedenle, yapacağınız her türlü aktivite size fayda sağlayacak, sağlıklı kiloda kalmanıza yardımcı olacaktır. Doktorunuzdan yardım alarak yaşınıza ve sağlık durumunuza uygun egzersizleri ne süreyle ve ne sıklıkta yapacağınız konusunda karar verebilirsiniz.

    Genel olarak yetişkinler, her hafta en az 150 dakika hafif egzersiz veya 75 dakika ağır bir egzersiz yapmalıdır. Ya da eşdeğer bir programı hafta boyunca belirli günlere dağıtılabilir. Çocuklar ve yetişkinler, her gün en az 1 saat hafif veya ağır egzersiz yapmalıdır. Ağır bir egzersizi tercih edenler, haftada en az 3 gün bu fiziksel aktiviteyi sürdürmelidir. Oturma, uzanma, televizyon seyretme, bilgisayar kullanma gibi hareket gerektirmeyen aktiviteleri yaşamınızda sınırlamalısınız. Az bile olsa yapılan fiziksel aktivite, sağlığınız için fayda sağlayacaktır. Çocuklarınızın TV ve bilgisayar başında geçirdikleri zamanı kısıtlayın. Onlara düzenli egzersiz yapmalarını öğütleyin. Böylece çocuğunuz sağlıklı ve dinç kalacak, aşırı kilo alması önlenmiş olacaktır.

  • Romatoid artrit: hastalığınız için siz neler yapabilirsiniz?

    Romatoid artrit: hastalığınız için siz neler yapabilirsiniz?

    Romatoid artrit bulguları artıp azalan, dalgalanmalar gösteren bir seyir izler. Bazı zaman stres, soğuk algınlığı, aşırı yorulma gibi alevlenmeyi tetikleyici nedenler tespit edilebilse de çok zaman hastalığı yeniden alevlendiren neden bulunamaz. Bu durumun tahmin edilemez olması çok zaman gündelik hayatı planlamada zorluklar yaratabilir. Aileniz ve arkadaşlarınızın her gününüzün aynı olmadığı, ağrılar nedeniyle kendinizi kötü hissedebileceğiniz günler olabileceği konusunda bilgilendirmenizde fayda olabilir.

    Romatoid Artritin ağrılarla giden kronik bir hastalık olması nedeniyle bu hastalığı olan kişilerde depresyon gelişme olasılığı genel topluma göre biraz daha fazladır. Kendinizi psikolojik olarak kötü, moralinizi düşük hissettiğinizde bunu doktorunuzla paylaşmanızın faydası olabilir.

    Ara alevlenmeler için almakta olduğunuz rutin tedaviye ek olarak yine doktorunuzun önerdiği ağrı kesici ilaçları kullanabilir, şiddetli eklem yakınması olan bölgeye doktorunuzun önerdiği şekilde soğuk uygulayabilirsiniz. Eğer bu alevlenmeler sık tekrarlıyor veya sürekli ağrıdan şikayetçi iseniz sizi takip eden doktorunuzu bu konuda bilgilendirmeniz gerekir. Bu şekilde tedavi yeniden düzenlenir.

    Egzersiz

    Dinlenme ve egzersiz dengesini korumak bu hastalık için önemlidir. Dinlenmekle ağrılar rahatlıyor gibi hissetseniz de hareket edilmediğinde eklemlerde katılık ve kaslarda güçsüzleşme başlar. Eklemi fazla hareket ettirmeden yapılabilecek “izometrik egzersizler” bu durumda size katkı sağlayabilir. Bu tür egzersizler durağan pozisyonda yapılır ve bu yolla eklem açısı ve kas uzunluğu fazla değişmez. Birçok Yoga pozisyonu izometrik egzersiz için uygundur. Bir fizyoterapist önerisiyle bu egzersizler denenebilir ve beraber size uygun olanlar belirlenebilir.

    Egzersiz yapmak eklem ve kas sağlığı dışında kalp-damar sağlığı ve genel sağlık için de faydalıdır. Eğer yaptığınız bir egzersiz hareketi eklemlerde ağrı, şişlik, sıcaklık artışına neden oluyorsa o hareketin bırakılıp dinlenilmesi uygun olacaktır, eklemi o hareketle zorlamak ağrı artışına neden olabilir.

    Romatoid Artritte önerilen bazı egzersizler şunlardır:

    Yüzme

    Yürüyüş

    Su jimnastiği

    Bisiklet (Dizlerde şikayete neden olmuyorsa)

    Yoga ve Tai-Chi

    Rakiple fiziksel temasın olduğu mücadele sporları (Futbol, basketbol vb.) ve yüksek tempolu yoğun egzersizler (Tenis, Step vb.) RA’de önerilmez.

    Yüzme, RA’de özellikle faydalı olabilecek bir egzersiz türüdür. Su ağırlığınızın bir kısmını taşıdığı için suda yapılan egzersizler ve yüzmede eklemler üzerine daha az yük biner.

    Bir spor salonuna gidecekseniz programınızın profesyonel bir eğitimci tarafında düzenlenmesi ve durumunuzun bu eğitmene net olarak açıklanması önemlidir.

    Spor esnasında ve gündelik yaşamda giyilecek ayakkabı seçimi de önemlidir. Tabanlara yansıyacak darbe ve şoku emecek iyi ayakkabıların seçilmesi şarttır.

    Beslenme:

    Romatoid Artriti tamamen iyileştirecek özel bir diyet olmasa da bazı diyetlerin bazı hastalarda faydalı olabildiğine dair bilgiler mevcuttur.

    Beslenmede doymuş yağların az tüketilmesi, başta omega-3 yağ asitleri olmak üzere doymamış yağların (örneğin yağlı balıklar) yüksek oranda tüketilmesi önerilir. Beslenme ile yeterli omega-3 alınamadığını düşünülürse, doktorunuz bu vitamini dışarıdan destek amaçlı tablet olarak da verebilir. C vitamin alımının da artırılması katkı sağlayabilir.

    Bazı çalışmalarda nedeni çok net olmasa da katı vejeteryan diyetin RA bulgularında azalmaya neden olduğu bildirilmiştir. Çok miktarda kırmızı et tüketenlerde yaşam boyu RA gelişme olasılığının hafifçe arttığı görülmüştür. Herhangi bir katı diyete başlamadan önce sizi takip eden doktorunuz ve diyetisyeniniz ile bu diyetlerin olası avantaj ve dezavantajlarını konuşmak, fikir almak açısından görüşmek faydalı olacaktır.

    Sağlıklı kiloyu korumak ve eklemlere daha çok yük bindirmemek için kilo almamak tavsiye edilir.

    Nadiren bazı RA hastaları bazı gıdaların kendi şikayetlerini artırdığını söylerler. Böyle bir durum nadirdir ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Eğe bir gıdanın RA bulgularınızı artırdığını düşünüyorsanız bu gıdayı en az bir ay tüketmeyin. Sonrasında yeniden tüketmeye başladığınızda gerçekten bulgularda artış yapıyorsa bu gıdaya karşı bir duyarlılığınız var demektir ve bundan sonra bu gıdanın hiç tüketilmemesi gerekir.

    Tamamlayıcı Tıp:

    Pek çok kişi pek çok farklı tamamlayıcı tıp metodu ve ilacı kullanmasına rağmen bunların arasında bilimsel olarak kanıtlanmış sadece birkaç uygulama mevcuttur. Örneğin az sayıda çalışmada “Çuha çiçeği Yağı”nın (Evening Primrose Oil) etkili olabileceği bulunmuştur. Keza akupunktur’un da olumlu etkiler sağlayabileceği düşünülmektedir.

    Tamamlayıcı tıp metotları ve ilaçlarını kullanırken mevcut ilaçlarınızla etkileşim olasılığı olabileceğini göz önünde bulundurmakta ve sizi takip eden Romatoloji Uzmanın görüşünü almakta fayda vardır. Tamamlayıcı tıp metotlarını uygulayan kişilerin de ilgili konuda eğitim görmüş ve bu eğitimini belgeleyebilen tıp doktorları olması karşılaşabileceğiniz riskleri en aza indirecektir.

    Hamilelik:

    Romatoid artrit hastalığı olan bireylerin hamile kalmasında bir sakınca yoktur. Ancak hem anne hem de baba için hamilelik planı yapıldığında bu durumun sizi takip eden Romatoloji Uzmanına bildirilmesi gerekir. Çünkü RA’de kullanılan bazı ilaçlar hamile kalmayı zorlaştırabildiği gibi daha risklisi bazı ilaçlar bebekte sorunlara neden olabilir. Bu nedenle doktorunuzun önerisiyle bazı ilaçları hamilelik planından 3-6 ay önce kesmek gerekebilir.

    Çoğu kadının hamilelik sırasında hastalığı yatışır, ilaç ihtiyacı düşer. Ancak yine pek çok kadında hemen doğum sonrası RA alevlenmeleri olabileceği bilinmelidir.

    Doğum kontrol haplarının kullanılması RA’li kadınlarda diğer kadınlardan farklı ek bir riske neden olmaz

  • Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus hastalığının tedavisi ve kontrolü için ilaçlar önemli olsa da kendi hastalığınızın tedavisine destek için sizin de yapabileceğimiz pek çok şey var. Sağlıklı beslenme, egzersiz yapmak ve sigara içmemek bunların başında gelir.

    Hastalık Alevlenmesinin Tedavisi:

    Lupus, hastalığın alevlenme ve yatışmalarla seyrettiği, hastalık seyrinin dalgalanmalar gösterdiği bir durumdur. Alevlenme durumlarında ne yapmak gerektiğini bilmek, hastalığınızın seyrini daha iyi kontrol edebilmeniz açından önemlidir. Hastalık alevlenmesinin nedeni kişiden kişiye değişebilir. Güneş ışığına maruz kalmak, yeterince dinlememek ve stres alevlenmeye sebep olan en sık etkenlerdir. Sizde alevlenmeye yol açan nedenleri gözlemek ve bu durumlardan uzak kalmaya özen göstermek faydalı olabilir.

    Bitkinlik

    Sıklıkla kendiniz yorgun hissedebilirsiniz ve bu hayat standardınızı düşürecek düzeyde önemli bir sorun olabilir. Eğer kansızlık veya az çalışan tiroit bezi gibi açıklanabilir bir durum varsa bu kan testleriyle tespit edilip tedavi edilebilir. Eğer sebep tam olarak bulunamıyorsa bu durumun düzeltilmesi daha zor olabilir. Kinin grubu ilaçların bazen katkısı olabilir. Dinleme ve aktivite zamanlarının iyi düzenlenmesi, egzersiz yoluyla forma girmek yarar sağlayabilir. Ancak egzersiz süreleri yavaşça artırılmalı ve uygun egzersizler konusunda bir fizyoterapistten öneriler alınmalıdır.

    Sigara

    Lupusa bağlı pek çok sorun sigara içilmesi ile daha da kötüye gider.

    • Hem lupus hem de sigara içilmesi kan damarlarında daralmaya neden olarak dolaşım sorunlarına ve sonrasında kalp krizi ve inme riskinin artmasına neden olur.

    • Lupus varlığında solunum sisteminin mikrobik enfeksiyonlara yakalanma olasılığı daha fazladır ve sigaraya bağlı uzun sürede oluşan akciğer hasarı bu enfeksiyonların daha sık ve ağır geçmesine neden olur.

    • Lupus böbrekleri etkilediğinde tansiyonun yükselmesine neden olur. Sigara da tansiyon artışına katkıda bulunur ve inme, böbrek hasarının kötüleşmesi olasılığı artar

    Sigaranın bırakılması, lupusa bağlı daha ciddi komplikasyonları azaltmak için şarttır.

    Egzersiz

    Hastalığınız aktifken fazla hareket etmek istemeyebilir, dinlenmek isteyebilirsiniz. Ancak uzun süreli dinlenme ve hareketsizlik kaslarınızın zayıflamasına ve daha yorgun hissetmenize neden olabilir. Bu nedenle dinlenme ve egzersiz arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir. Yürümek ve yüzmek bitkinliğe iyi geldiği, forma girmeyi sağladığı ve eklemlere fazla yük bindirmeden kuvvet kazandırdığı için önerilen egzersizlerdir. Hastalık alevlenmelerinde bile az miktarda egzersiz sürecin iyileşmesine katkıda bulunabilir.

    Beslenme

    Beslenmenin lupus kontrolü ve tedavisi üzerine etkileri konusunda çok az bilgi vardır. Ancak doymuş yağların az tüketilmesi ve yağlı balıklarda bulunan omega-3 alınmasının faydalı olabileceğine dair çalışmalar mevcuttur. Tüm besin türlerine ihtiyaç olduğu için dengeli beslenmek önemlidir, belli besin gruplarının dışlandığı diyetlerden kaçınmak gerekir.

    Güneş Işığı

    Çok fazla ultraviyole ışığa maruz kalmak ciltte raş denen döküntülerin oluşmasına ve bazen de iç organlarda iltihabi süreçlerin alevlenmelerine neden olabilir. Gün ortası gün ışığından kaçınmak, güneşten korunmak, şapka takmak ve yüksek koruma faktörlü güneş yağları kullanmak gereklidir.

    Raynaud Fenomeni

    Eğer ellerde ve ayaklarda soğuk havada aşırı renk değişikliği ile giden Raynaud Fenomeniniz varsa soğuk havalarda el ve ayakları ve tüm vücudu soğuktan koruyacak şekilde giyinmek gerekir. Sigara içmek kan dolaşımını daha da bozduğu için bulguların ağırlaşmasına neden olur. Düzenli egzersiz ise dolaşıma katkı sağlayarak semptomların azalmasını sağlayabilir.

    Stres

    Hastalık sürecini olumsuz etkileyebileceği gibi, durumunuzu olduğundan kötü hissetmenize neden olabilir. Stresle başa çıkma tekniklerinin (Meditasyon, EFT vb) öğrenilmesi fayda sağlayabilir. Gereğinde bir psikiyatrist desteği düşünülebilir.

    Doğum Kontrolü

    Lupusu olan kadınların doğum kontrol hapı olarak sadece progesteron veya düşük doz östrojen içeren tabletler, ancak daha iyisi kondom gibi bariyer metotların kullanılması önerilir. Çünkü östrojen hastalık alevlenme olasılığını artırır.

    Eğer kortizon tedavisi alıyorsanız doğum kontrol yöntemlerinden enjeksiyonla yapılan medroksiprogesterone asetat uygulamasından kaçınmanız gerekir. Çünkü bu tedavi kemik koruyucu etki gösteren östrojen düzeylerini düşürerek kemik erimesi (osteoporoz) riskini artırır.

    Menapoz Sonrası Hormon Replasman Tedavisi

    Geçmişte bu tür tedavilerin lupus alevlenmelerine neden olabileceğinden endişe edilirdi. Ancak son çalışmalara göre iyi kontrol altında olan lupusta, menapoza bağlı yakınmalar da çok şiddetli ise bu tür bir tedavinin kısa süreli kullanımının güvenli olduğu gösterilmiştir.

    Tamamlayıcı Tıp Metotları

    Bu konuda çok bilimsel yayın bulunmamakla beraber pek çok kişi bu tür yöntemlerden fayda gördüğünü ifade etmektedir. Örneğin akupunktur uygulamalarının lupusa bağlı eklem ağrılarında fayda sağladığı görülmüştür. Böyle bir tedaviye başlamadan sizi takip eden Romatoloji Uzmanınızın fikrini almanızda fayda vardır. Sonuç olarak uygulanacak olan Tamamlayıcı Tıp Yöntemi de bir hastalık tedavisi olduğu için bu konudaki uygulayıcıların ilgili konuda eğitim almış tıp doktorları olması gereklidir.

  • Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Farkında olmasak da nefes alıp veririz fakat aldığımız her nefes doğru nefes olmayabilir. Nefes alış verişimiz içinde bulunduğumuz durum, kişiliğimiz, oturma şeklimiz ve sağlık durumumuz gibi birçok faktörden etkilenir. Kaygılandığımızda, korktuğumuzda, öfkelendiğimizde ve sıkıntı yaratan pek çok başka durumda nefesimizi tutmaya meyilliyizdir. Nefesimizi tutmak sıkıntımızı daha da arttırır. Uzun süre boyunca doğru nefes almadığımızda vücudumuza ver organlarımıza yeterli oksijen gitmez, kendimizi yorgun, depresif ve sinirli hissedebiliriz.

    Peki nasıl doğru nefes alırız?

    Sağlıklı nefes diyafram nefesidir. Diyafram, göğüs boşluğunun altında bulunan bir kastır. Ağır, derin ve sessiz olan nefes doğrudur. Kaygılı ve öfkeli insanlara baktığımızda kesik kesik, sesli ve yüzeysel nefes aldıklarını görürüz. Eğer nefes alırken göğsünüz ve omzunuz birlikte hareket ediyorsa doğru nefes almıyorsunuz demektir. 

    Doğru nefes burundan alınmalıdır, çünkü burnumuzu kaplayan yapışkan sıvı ve kıllar soluduğumuz havadaki toz vb maddeleri filtreleyerek akciğere ulaşmasını engeller. Kişide burundan nefes almayı zorlaştıran faktörler (deviasyon, et vb) varsa mutlaka tedavi edilmelidir. 

    Diyafram nefesi nasıl alınır?

    Bir elinizi göğsünüze bir elinizi karnınızın başladığı yere (göğüs kafesinizin alt kısmına) koyun. Eğer göğsünüzde olan eliniz değil, diğer eliniz nefes alış verişinizle inip kalkıyorsa diyafram nefesi alıyorsunuz demektir. Başta zor gelebilir fakat her gün sadece 2 dakika ayırırsanız çok kısa bir sürede diyaframdan nefes alıp vermeye alışacaksınız ve zor anlarınızda imdadına koşacak bir teknik cebinizde olacak.

    Nefes egzersizleri stresi ve olumsuz etkilerini azaltmak için oldukça basit ama çok etkili yöntemlerdir. Diyaframdan alıp vereceğiniz nefeslerle rahatlar ve stresinizi kontrol altına alabilirsiniz. Aşağıda örnek bazı nefes egzersizleri bulacaksınız.

    Öncelikle rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve nefesinizi farkedin. Nefesinizi değiştirmeden önce nefesinizin hızına ve derinliğine dikkatinizi yönlendirin. Nefesiniz hızlı mı, yavaş mı, derin mi, sığ mı? Nefesinizin farkında olun.

    1. Sayılan Nefes Egzersizi

    Bu yöntem nefes alışverişinizin süresini düzenler, nefesi veriş sürenizi uzatır. 

    • Nefes alırken dilinizi dişlerinizin arkasındaki çatıya yerleştirin, burnunuzdan nefes alın ve beşten geriye doğru sayın; nefesinizi verirken ise havanın ağzınızdan yavaşça çıkmasına izin vererek 10’A doğru sayın. Bu adımları tekrar edin. Bu egzersiz akciğerlerinizi gerçekten boşaltmanızı ve her nefeste biraz daha rahatlamanızı sağlayacaktır. 

    • Bu nefes egzersizin farklı bir versiyonu “4-7-8” yöntemi olarak bilinir. Nefes alırken 4’e kadar sayın, nefesinizi tutun ve 7’ye kadar sayın, nefesinizi verirken ise 8’e kadar sayın.

    • Kendi hızınızı da bulup bu nefes egzersizleri kendinize uyarlayabilirsiniz. 

    2. Görsel Soluma / Balon

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapayın, burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verin. 

    Nefes alıp verdikçe karnınızın tıpkı bir balon gibi şiştiğini düşünün. Nefes verişinizde ise balonun içinden havanın yavaşça çıktığını hayal edin. Unutmayın havayı dışarı çıkması için zorlamak zorunda değilsiniz, hava kendi hızına göre dışarı çıkacaktır. Balonun rengini belirleyebilir hatta her nefes alış verişte (eğer sizi rahatlatacaksa) havada süzüldüğünüzü düşünebilirsiniz. Bu egzersiz sığ  nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar. Bu egzersiz sığ nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar.

    3. Görsel Soluma / Stresi Serbest Bırak

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve diyafram solunumu yapın. Nefes aldıkça stresin kas ve ciğerlerinizden geldiğini düşünün, nefesi verirken de bu stresin vücudunuzdan çıktığını, gözünüzün önünde parçalandığını hayal edin. Tekrar edin.

    4. Derin, Temizleyici Nefes

    Burnunuzdan alabildiğiniz kadar derin bir nefes alın. Daha sonra bu nefesi ciğerlerinizden tamamen boşalana kadar verin, ciğerlerinizin boşaldığına odaklanın. Ciğerlerinizi ne kadar boşaltırsanız yeni soluyacağınız oksijene o kadar yer açılacaktır. Bu nefes alışverişini tekrar edin. Omuz, sırt ve vucudunuzun diğer yerlerini gevşetmeye çalışın.

    5. Alternatif Nostril Solunum:

    Nefes alırken parmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın ve sol burun deliğinizden nefes alın. Nefesi verirken, sol burun deliğinizi kapatarak sağ burun deliğinizden nefesi verin. Burun deliklerini değiştirerek bu şekilde egzersizi tekrarlayın. Daha önce yukarıda bahsedildiği gibi 4-7-8 veya 5-8 oranında hızınızı ayarlayabilirsiniz.

  • Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım, hava yollarının kronik (müzmin) hastalığıdır. Soluduğumuz hava akciğerlerimize yani oksijen ile karbondioksit değişiminin yapıldığı alveollere (keseciklere) havayollarından geçerek ulaşmaktadır. Astım aslında karmaşık bileşenleri olan bir klinik sendrom olarak kabul edilmektedir. Hastaların hava yollarında mikrobik olmayan iltihap vardır. İltihabi süreçte hem hava yollarında aşırı duyarlılaşma olurken hem de aşırı hücre birikimi, mukus ve hava yollarını saran kaslarda kasılma meydana gelir. Tüm bu faktörlerin etkisiyle hava yolları daralır. Nefes alıp verirken zorlanmaya başlarız. Soluduğumuz havanın alveol dediğimiz keseciklere ulaşmasında sorunlar yaşanmaya başlar. Bu durumda hastalarda öksürük gibi hafif bulgulardan, ağır nefes darlığına kadar değişen geniş yelpazede semptomlar ortaya çıkar.

    Astım tanısı olan şikayeti olmayan hastalar da bile havayollarında iltihap bulunmaktadır. Normalde reaksiyon verilmemesi gereken tetikleyicilerle (alerjenler, hava kirliliği, sigara dumanı) karşılaştıklarında hava yollarında aşırı hassasiyet olduğu için öksürük, nefes darlığı gibi semptomlar ortaya çıkar.

    Astım çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Dünyada 300 milyon kişide astım olduğu bilinmektedir. Sıklığı da giderek artmaktadır. Ülkemizde her 10 çocuğun birinde astım olduğu bilinmektedir. Bu oran erişkinlerde daha düşüktür.

    Diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımında nasıl geliştiği tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde alerjik hastalıkların gelişimini açıklamaya çalışan “hijyen hipotezi” halen geçerliliğini sürdürmektedir. Astım ya da diğer alerjik hastalıkların sıklıklarındaki artışın, dünyadaki sosyo-ekonomik düzeydeki iyileşme dönemine denk gelmesi bu hipotezin esasını oluşturmaktadır.

    Astım semptomları alerjenler ile karşılaşıldığında ortaya çıktığı gibi, bazı kişilerde egzersiz sonrasında da görülebilir. Spor yaparken ortaya çıkan bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstrüksiyon (EIB) olarak adlandırılmaktadır. Yine bazı meslekleri yapan kişilerde işine özgün alerjenlere bağlı astım (mesleksel astım) görülebilir.

    Astım benzeri bulgular çocukluk döneminde özellikle 5 yaş altında sıkça görülür. Bu dönemde astım tanısı konulurken dikkatli olunması gerekir. Bu konuda alerji ve immünoloji doktorlarından yardım alınması uygun olur.

    Astım ne yazık ki kür (tamamen düzelme) edilebilen bir hastalık değildir. Ancak hekiminizle iyi bir işbirliği ile astımınızı kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Ve yaşamınıza sorunsuz olarak normal kişiler gibi devam edebilirsiniz.

    Astım Semptomları nelerdir?

    Astım semptomları bireyler arasında farklılıklar gösterebilir. En sık görülen semptom göğüsten gelen hışıltı (vizing) sesidir. Hava yollarındaki daralma sonucu nefes verirken ortaya çıkar.

    Hangi bulgular astımı düşündürmelidir?

    Nefes darlığı

    Göğüste tıkanma hissi ya da ağrı

    Uzun süreli öksürükler

    Uykudan uyandıran öksürük ve hışıltı.

    Astım semptomları genellikle tetikleyiciler (infeksiyonlar, alerjenler, egzersiz vb) ile karşılaşıldığında ortaya çıkar. Astım semptomlarının alerjik olmayan tütün dumanı, hava kirliliği, kimyasal/kozmetik kokular ya da soğuk havalarda da ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda egzersizle yani oyun oynarken ortaya çıkan öksürük astım belirtisi olabilir.

    Semptomlar ağır olduğunda ya da belirgin nefes darlığında astım atağından söz edebiliriz. Bu durumda hızlı hareket edilmeli, gerekirse doktorunuzla irtibata geçip tedavi planınızda değişiklikler yapılmalıdır.

    Astım Tanısı Nasıl Konulabilir?

    Astım tanısının konulabilmesi için öncelikle hastanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğu vakada tanı, hastanın öyküsü ve semptomların özelliklerine göre kolayca konulabilir.

    Ailesel alerjik hastalık bulunması tanı için oldukça önemlidir. Astım semptomları gece veya sabaha karşı daha sık ortaya çıkabilir. Tetikleyiciler (alerjen, egzersiz, hava kirliliği, vb) ile karşılaşıldığında öksürük, göğüste hışıltı sesinin duyulması ya da nefes darlığının oluşması astım tanısı için önemli özelliklerdir. Diğer bir önemli husus ise astım hastaları şikayeti olmadan tamamen normal olduğu dönemleri de vardır. Diğer kronik akciğer hastalıklarından ayırıcı önemli bir özelliktir.

    Öykü ve hastanın muayenesi ile büyük ölçüde tanı konulabilmesinin yanında ek laboratuvar incelemelerine de çoğu zaman gereksinim duyulmaktadır. Laboratuvar incelemeleri, tanı konulması yanında hastanın takip sürecinin de objektif parametrelerle yapılmasını sağlamaktadır.

    Tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri (Spirometri)

    Bronş provokasyon testleri

    Metakolin

    Egzersiz

    Diğer

    Tetikleyicilerin belirlenmesi

    Deri prik testleri

    İntradermal testler

    Astım tanısının konulmasında en önemli basamaklardan birisi solunum fonksiyon testleridir (SFT). Deneyimli personel tarafından uygun ortamlarda yapılması gerekir. Derin nefes alındıktan sonra hızla cihaza üflenir. Bu test ile akciğerlerinizdeki havanın 1.saniyedeki çıkan miktarının (FEV1) >%80 olması beklenmektedir. Astım şiddetine göre bu değerlerde düşüklük gözlemlenebilir. Ancak astımlı hastalarda bronşlarda daralma olup olmadığını göstermek için solunum fonksiyon testleri normal olsa bile kısa etkili ß2 agonist (salbutamol) verilerek işlem tekrarlanır. Hastanın ilk değerine göre belirli oranda artış görülürse tanı için çok değerli bir bulgudur.

    Solunum fonksiyon testleri hem astım tanısı konulmasında, şiddetinin belirlenmesinde ve hastanın takibinde çok önemlidir.

    Ancak bazı durumlarda hastanın öyküsü astım ile uyumlu olsa da solunum fonksiyon testleri normal olabilir. Bu durumda hastalara provokasyon testlerinin yapılması gerekir. Provokasyon testlerinden hangisinin yapılacağına hekiminiz karar verecektir. Çoğunlukla farklı dozlarda ilaç (metakolin)inhalasyonuyla ya da egzersiz ile bu testler yapılabilir.

    Astım tanısı konulduktan sonra hastalığı kontrol altına almak için varsa tetikleyicilerinin (alerjenler) belirlenmesi gerekmektedir. Hastanın semptomlarının özelliklerine göre seçilen alerjenlerle deri prik testleri yapılır. Pozitif çıkan alerjenler için hastalara korunma önlemlerinin alınması tavsiye edilir.

    Alerji deri testleri ile astım tanısı konulamaz. Bir çok hastanın deri testi pozitifliği olsa bile hasta olmadığını biliyoruz. Bu nedenle testlerin yapılması ve yorumlanması alerji ve klinik immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Aksi taktirde hem tanısal yanlışlıklar yaşayabilir hem de gereksiz önlemlere ve tedavilere maruz kalabilirsiniz.

    Astımın tedavisi ve izlemi

    Her şeyden önce astım hastalığında kür dediğimiz tamamen düzelmenin olmadığı bilinmelidir. Astımda kontrolü sağlamak için bir kaç basamağın birlikte uygulanması gerekmektedir. Bir konuda aksaklık yaşandığında hastalığın kontrolü konusunda sorunlar yaşanmaya başlar.

    Astım,

    İlaçların düzenli kullanılması,

    Tetikleyicilerden kaçınılması (çevre kontrolü) ve

    İyi bir hekim hasta işbirliği ile kontrol altına alınabilir.

    Her üç basamakta hastaya iyi eğitim verilmesi başarı için olmazsa olmazımızdır. Hasta eğitiminde ilaçların kullanım teknikleri, izleyeceği yol haritası , tetikleyicilerden nasıl korunacağı ve sorun yaşadığında yapabileceği ilk müdahaleler konusunda donanımlı olması sağlanmalıdır. Elbette astım kronik bir hastalık olduğu için gerektiğinde aileye ya da hastaya psikolojik destek verilmelidir.

    Temel yaklaşımların yanında gerektiğinde hastalığı kontrol etmek için çoğu zaman ilaç kullanımına da ihtiyaç duyulmaktadır.

    Bu süreçte kullanılan ilaçlar kontrol edici ve rahatlatıcı ilaçlar olarak adlandırılır. İlaçlar daha çok solunum yolu (inhalasyon) ile alındığı için kullanımı konusunda eğitim verilmesi gerekir. Uygun teknik ve cihazlar kullanılmadığında ilaçlardan beklenen etkiyi göremezsiniz.

    Kronik hava yolu hastalığı olarak astım hastalarında bronşlarda mikrobik olmayan inflamasyon olduğu için buna yönelik ilaçların kullanılması çok önemlidir. Günümüzde az sayıda ama çok etkili ilaçlar ile astım hastalığının kontrolü sağlanabilmektedir. Anti-inflamtuvar etkiye sahip en etkili ilaçlar kortizonlardır (kortikosteroid). Bu ilaçlar solunum yolu ile değişik formlarda hastaların kullanımına sunulmuştur. Kullanım teknikleri açısından her birinin ayrı özellikleri vardır. Hekimler yeterli zaman ayırarak bu konuda hastalara eğitim vermelidir. Bu ilaçlar solunum yolu ile çok düşük dozlarda alınmakta ve sadece akciğerlerimizde etkili olmaktadır. Hekim kontrolünde kullanıldığında önemli yan etkileri bulunmamaktadır.

    Astım kontrolünde lökotrienlerin etkisini reseptörleri düzeyinde bloke eden ilaçlarda (montelukast)kullanılabilir. Bunların etkisi nispeten kortizonlu ilaçlara göre daha azdır. Ağızdan günde bir kez alınarak kullanılır.

    Astımın kontrolünde zorluklar yaşandığı zaman tedaviye ağız yoluyla verilen kortizonlu ilaçlar eklenebilir. Son yıllarda zor astım vakalarında biyolojik ajanlarda tedaviye girmiştir. Anti-IgE ile kontrol edilemeyen astımlı hastalarda iyi sonuçlar alınmaktadır. Anti-IgE’nin, kılavuzlarda önerilen tedavilere yanıt alınamadığında, bu tedavilere ek olarak kullanılması önerilmektedir.

    Astım tedavisinde kurtarıcı ilaçlar

    Kurtarıcı ilaçlar solunum yolu ile alınırlar. Daralmış bronşlarda hava yollarının etrafındaki düz kasları gevşeterek hastanın daha rahat nefes almasını sağlarlar. Salbutamol (ß2 agonist) en sık kullandığımız bronş genişleticilerden birisidir. Etkisi dakikalar içerisinde başlar. Astım ataklarında kısa aralıklarla bir çok kez kullanılabilir. Ayrıca hastaların kendisi de semptomları olduğu zaman kullanabilirler. Bu ilaçlar hastalarda rahatlama yapar ancak hava yollarındaki iltihap üzerine etkisi yoktur. İlacın rahatlatması sizde rehavete neden olmasın.

    Unutmayın. Haftada iki seferden daha fazla rahatlatıcı ilaç kullanıyorsanız doktorunuzla temasa geçmelisiniz!

    Uzun etkili olan ß2 agonist ilaçlar (formeterol, salmeterol vb) astım kontrolü için kullanılmaktadır. Uzun etkili olanlar kortizon gibi kontrol edici ilaçlar ile kombine şekilde hastaların kullanımına sunulmuştur. Ancak bu ilaçlar mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarının önerisi alınarak kullanılmalıdır.

    Astımlı hastalarda rahatlatıcı ilaçlardan bir diğeri ise antikolinerjiklerdir. Bu ilaçlar yine solunum yolu ile alınırlar. Ancak kısa etkili ß2 agonistlere (salbutamol) göre etkisi daha azdır ve geç başlar. Antikolinerjikler (ipratropium) havayollarındaki düz kasları kontrol eden sinirleri bloke ederek genişlemeye neden olurlar. Klinik uygulamada ilk tercih edilen ilaç değildir. Ancak ß2 agonistlere yeterli yanıt alınmadığı zaman ilave olarak kullanımı tercih edilmektedir.

    Daha fazla bilgiyi ilaçlar bölümünden alabilirsiniz.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Gebelik ve Astım

    Hamilelik döneminde hiç bir ilacın kullanılmasını arzu etmiyoruz. Ne yazık ki çoğu zaman bu mümkün olmamaktadır. Uluslararası kılavuzlar astımı olan hamile kadınların astım ilaçları ile tedavi edilmelerinin, astım belirtilerinin ve astım ataklarının olmasından daha güvenli olduğunu önermektedir. Yani hamilelik sırasında astımın yeterli şekilde kontrol altında tutulmasının hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Gebelik sürecinin bazı astımlı hastalar üzerinde olumlu etkisi olabileceği gibi, bazı astımlı hastalar üzerinde de olumsuz etkisinin olabileceği unutulmamalıdır. Diğer yandan iyi kontrol edilemeyen astımlı hastalarda gebelik komplikasyonlarında da artış görülmektedir.

    Hamilelikte astım kontrolünü nasıl sağlayabilirim?

    İyi bir astım kontrolü hem anne hem de bebeğinizin sağlığı için çok önemlidir. Gebelik sürecinde özellikle bebeğin ihtiyacı olan oksijen desteğinin sağlanabilmesi için astımınızın kontrolünün iyi olması gerekmektedir. Bunun için;

    Düzenli kontrollerinizi yaptırın

    Eğitim; Hasta-hekim işbirliği çok önemli

    Astımınız kötüleştiren tetikleyicilerden kaçının

    Uygun ilaç tedavisi alın

    Astım kontrolü hekiminizle iyi işbirliği yaparak sağlanabilir. Kullanmakta olduğunuz tüm ilaçları gözden geçirin. Zararsız gibi görünen vitaminler ve bitkisel ürünler bebeğiniz için sakıncalı olabilir. Her hangi bir ilacı almadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Sadece doktorunuzun önerdiği ve reçete ettiği ilaçları kullanın.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon

    Egzersiz yaparken ya da daha sonrasında nefes darlığı, öksürük ya da göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstruksiyon olarak tanımlanmaktadır. Astımı olmayan kişilerde görülebileceği gibi alerjisi olan astımlı kişilerde de ortaya çıkabilir.

    Semptomlar ve bulgular genellikle egzersizden sonraki 20 dakika içerisinde çıkmaktadır. Bu hastaların solunum yolları soğuk ve kuru havaya karşı daha duyarlıdır. Solunum sırasında akciğerlerimize ulaşan hava, burunda nemlendirilir ve ısıtılır. Ancak egzersiz sırasında nefes, ağız yolu ile alındığında hava daha kuru ve soğuk olarak akciğerlerimize ulaşmaktadır. Bu durum hava yollarında daralmaya ve semptomların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları ve polenler de benzer şekilde astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Eğer astımlı hastada egzersiz ile öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı gibi semptomlar oluyorsa hastalığının kontrolünde sorun olduğunu düşünmeliyiz.

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon Tanısı İçin Neler Yapabiliriz?

    Spor yaparken ya da günlük yaşantınızda, herhangi bir efor sırasında solunum yolu ile ilgili sorunlar (nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi ve hışıltı) olduğunda mutlaka alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı konulması için hekiminiz dikkatli bir öykü aldıktan sonra size bazı testler yapacaktır.

    İlk olarak size

    Solunum Fonksiyon Testleri.

    Daha sonra da,

    Egzersiz Testi yapılacaktır.

    Size yapılan solunum fonksiyon test sonuçları düşük ve salbutamol (kısa etkili ß2 agonist) inhalasyonundan sonra düzeliyorsa (reverzibilite testi) muhtemelen astımınız olduğunu söyleyebiliriz.

    Ancak istirahat halinde solunum fonksiyon testleri normal ve bronkodilatatör (salbutamol) yanıtı yok ise size egzersiz challenge testi” yapılacaktır. Bu testler standart protokollere göre koşu bandında yapılır. Ancak tanı konulabilmesi için semptomlarınızın ortaya çıkmasına neden olan eforlar (koşu bandı veya aktivitenizin türüne göre) yaptırılarak ta test yapılabilir. Semptomlarınızın ortaya çıkıp çıkmadığı seri solunum fonksiyonları yapılarak gösterilmeye çalışılır. Bu testler sırasında solunum fonksiyon test değerlerinde belirli bir oranda düşme olursa tanı konulabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlar yaşıyorum. Nasıl tedavi olabilirim?

    Eğer astımınız varsa ve egzersiz sırasında solunum yolu problemleri (öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı) yaşıyorsanız hava yollarınızda iltihap olduğunu ve kontrol altında olmadığınızı söyleyebiliriz. Bu durumda hekiminiz size astımınızı kontrol edecek ilaçlar (inhale kortikosteroid, lökotrien reseptörlerini bloke eden ilaçlar vb) başlayabilir. Bu ilaçları zaten kullanıyorsanız astımınız kontrol altına almak için doktorunuzun sizi yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. İlaçlarınızı yeniden düzenleyebilir, kullanım tekniklerinizi ve alerjenlerden korunma önlemlerinizi gözden geçirebilir.

    Astımınız yoksa ve sadece egzersize bağlı olarak solunum yolu problemleri yaşıyorsanız doktorunuz size kısa etkili bronkodilatasyon yapan ilaçlar (salbutamol) önerebilir. Şikayetleriniz olduğunda ya da egzersize başlamadan 30 dakika önce almanız sizi rahatlatabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarımı gidermek için alacağım önlemler var mıdır?

    Soğuk havalarda, hava kirliliği olan bölgelerde ya da polen yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde egzersizden kaçınmanız size iyi gelecektir. Virüslere bağlı bir üst solunum yolu geçiriyorsanız egzersizinizi ertelemelisiniz. Soluduğunuz havayı filtre edecek ya da ısıtacak önlemleri de (ağzınızı kapatacak atkı, boyunluk ya da eşarp) alırsanız daha rahat edebilirsiniz.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarım var. Hangi sporları tercih etmeliyim?

    Aslında astımınız kontrol altında ise istediğiniz her aktiviteyi yapabilirsiniz. Yoğun efor gerektiren takım sporları yerine (futbol, basketbol, hentbol vb) bireysel sporları (yüzme, yürüyüş, yavaş tempoda bisiklete binmek) tercih edebilirsiniz.

    Eğer dalış sporları yapmak istiyorsanız mutlaka doktorunuza danışmalısınız

  • Beyin sağlığınız için hareket edin !

    Fiziksel egzersiz kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kilo kontrolü gibi genel sağlığımıza olumlu etki etmesi yanısıra beyin sağlığımız için de en faydalı aktivitelerden birisidir. Hareketin beyin sağlığına olumlu etkilerini gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır. Bir çalışmada; altı ay boyunca yoğun tempolu bedensel hareketler ya da esneme-germe egzersizleri yapan 60-70 yaş arasındaki altmış katılımcının beyin manyetik rezonans tarama yöntemiyle beynin ön bölümündeki gri maddenin (mantıklı düşünme, karar verme gibi işlevlerden sorumlu bölge) ölçümü yapılmış. Sonuçta, sadece yoğun tempolu hareketler yapan grupta bu bölgenin kalınlığında artış saptanmış. Bir başka çalışmada; 67 yaş üstü katılımcılarda beynin bilgi saklamamız açısından çok önemli bir bölümü (hipokampus) incelenmiş. Bir yılın sonunda yoğun tempolu hareket yapanlarda bu bölgede %2 oranında artış olduğu bulunmuş. Pek çok hayvan deneyinde tekerlek çevirme şeklinde yapılan egzersizin hipokampusda yeni hücre oluşumunu arttırdığı gösterilmiş.

    Düzenli koşu alıştırmalarının zihinsel başarıya etkisi üzerine yapılan bir çalışmada haftada 3 gün orta düzeyde yarım saat koşturulan gençlerin programa başlamadan önce ve 12 hafta sonra kendilerine verilen karmaşık zihinsel fonksiyonları ölçen testlerdeki başarılarında anlamlı bir gelişme olduğu gösterilmiş. Bununla birlikte, koşucuların düzenli antrenmanı kesmeleri halinde zihinsel başarı puanlarının da düştüğünü belirtilmiş. Amerika’da beyin yaşlanmasını inceleyen bir enstitüde, 3 haftalık bir koşu bandı egzersizi sonrasında farelerin beyinlerinde ilginç sonuçlar elde edilmiş. Araştırmada farelerin beynin strese, öğrenmeye ve dış etkenlere karşı tepki verme sorumluluğunu üstlenen genlerde artmış etkinliklerin olduğu ortaya konulmuş. Bu da sporun strese öğrenmeye ve vücudu dış etkenlere karşı koruyan fonksiyonlarına olumlu etkisini düşündürmektedir.

    Fiziksel hareketlilik bir taraftan da beyindeki sinirsel büyüme faktörlerini arttırır. Bu maddeler beyindeki hasarlı dokuların tamirini ve nöronlar arasında yeni bağlantıların kurulmasını sağlar. Fiziksel açıdan aktif olmak nörotransmitter denilen aracı maddelerin (dopamin, serotonin gibi) oluşumunu aktive eder. Bu maddelerin artışı beyinde yeni hücre oluşumunu arttırır diğer yandan duygu durumunu düzenleyerek depresyon gibi olumsuz olaylardan korur.

    Beynimizi olabildiğince sağlıklı tutabilmek için yapmamız gereken nedir ? Sorusunda ilk seçeneğe “vücudumuzu fiziksel olarak çalıştırmak” yanıtını koyabiliriz. Fitness, yürümek, yüzmek önerilen egzersiz biçimleridir ve ne kadar sık (hemen hergün) yapılırsa o kadar faydalıdır. Yaşlılar ve ek sağlık sorunu olanlar doktorlarına danışarak hangi egzersizi ne kadar süre ile yapabilecekleri konusunda bilgi almalıdır.

    Spora erken başlamak beynimize faydasının yanısıra sporu bir yaşam tarzı haline getirmek açısından önemlidir. Çocuklarımızı spora yönlendirelim, fiziksel olarak aktif olmalarını sağlayalım. Beyin gelişimine faydalarını çocuklarımıza anlatalım ve onlara örnek olalım. Spor sevgisini ve spor yapma alışkanlığını kazandırmak çocuklarımızın geleceğine yapılan en büyük yatırımdır. Şu sözü hatırlayalım “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Astımın ilacı: spor! Peki, hangi spor ?

    Astımın ilacı: spor! Peki, hangi spor ?

    Çocukta, astım belirtilerinin egzersizle ve terlemeyle tetiklendiğini gören anneler, çocuklarının koşup oynamasını kısıtlıyor. Hareketsiz hayat çocuklarda aşırı şişmanlığa yol açıyor ve şişman olmak astım görülme sıklığını 2 kat arttırıyor.

    Astım hastalığı, akciğere hava götüren borucukların daralmasıyla birlikte öksürük, hırıltı ve nefes darlığı belirtilerinin tekrarlanmasıyla oluşuyor. Egzersiz sırasında öksürük ve nefes darlığı yaşanması astımlı çocukların hayat kalitesini bozan en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla; egzersiz ve spor sonucu astım ataklarının oluşması hareketsiz bir yaşama, hareketsiz bir yaşamda astımın ağırlaşmasına yol açıyor. Bu bir kısır döngü oluşturuyor. Çocukların astım alevlenmesine yol açmadan spor yapmasını sağlamak bu kısır döngüyü ortadan kaldırıyor.

    Astımlı çocukların, egzersize bağlı ataklar yaşamadan spor yapması sağlanabilir. Uygun ilaç tedavisi ile bun mümkündür ve tedavi ile birlikte öksürük ve nefes darlığı şikâyeti yaşamadan çocuklar, rahatça spor yapabilirler.

    Spor ve egzersizin mutluluk hormonu diye adlandırılan endorfin salgısının oluşmasındaki önemi büyüktür. Çocuk alerjik astım hastası, stres ile birlikte astım alevlenmesi yaşamaktadır ve kaygıyı ve stresi uzaklaştıran endorfinin, alerjik hastalarda psikosomatik yapıyı dengeleyici etkisi olduğunu biliyoruz. Stres, reflü üzerinden astım alevlenmesine yol açmakta olup, sporun salgılattığı endorfin hormonu psikolojik stres ve kaygıyı ortadan kaldırırı ve bu reflü oluşumunu engeller. Astım; reflüye bağlı alevlenmeleri de azattır.

    Hangi Sporlar Yapılabilir Hangi Sporlar Yapılamaz

    Aerobik sporları; koşarak yapılan voleybol, basketbol, futbol, tenis gibi kara sporları; soluma kapasitesini artırıcı ve bronş çapını genişletici etkileri vardır. Aerobik ve yoga gibi yüksek volümlü nefes alıp verme en iyi bronş genişleticidir.

    Yüzme : astıma iyi geldiği bilinen bir spordur; ancak kapalı yüzme havuzlarında yüzmek, bu alanlarda var olma olasılığı yüksek küf mantarlarına maruz kalınmasına neden olur. Küf mantarlarının, çocuklarda astım ataklarını tetikleyici etkisi olduğundan kapalı alanlarda yüzmek astım hastalarına önerilmez. Ayrıca havuz suyu temizliğinde kullanılan klorun da astımı alevlendirici etkisi vardır. Bu nedenle, deniz dışında yüzmek astımlı çocuklara bir spor aktivitesi olarak önerilmez.

    Çocuk astım hastalarının spora yönlendirilmesi ve spor yaparken sıkışmalarının engellenmesi için uygun ilaç tedavisinin düzenlenmesi çok önemlidir. Sporun iyileştirici etkileri ile çocukların bir süre sonra ilaç ihtiyacı olmadan da spor yapabilmeleri mümkün olacaktır.

  • Çocuklarda erken dönemde başlayan fiziksel aktivite

    Çocuklarda erken dönemde başlayan fiziksel aktivite

    Çocuklarda Erken Dönemde başlayan fiziksel aktivite Geç Dönemde kemik sağlığında belirgin fark yaratmaktadır.

    Uzun zamandır muayenehaneme gelen bebeklerden çok hareketli olanların anne babalarının, bebeklerinin bu hareketliliğinden sıkıntı yaşadıklarını gözlüyorum. Oysa yıllar içinde yaşadığım tecrübeler gösterdi ki bu çocukların çoğu kez motor gelişimleri daha iyi oluyor, parkta bahçede diğerlerinden daha iyi bir koşucu ve daha iyi bir tırmanıcı oluyorlardı…

    Bu tür egzersizleri yoğun olarak yapan çocukların kemiklerinin de diğerlerinden daha sağlam olduğunu biliyoruz. Çünkü vücut ağırlığı ve yerçekimiyle sürekli baskı altında olması sayesinde kemiklerin süngersi yapıları giderek sertleşiyor ve sıkılaşıyor. Bu konuda ilginç bir çalışma da şöyle: Uzun süre yerçekimsiz ortamda kalan mesela MIR uzay üssünde aylarca çalışan astronotların kemik yapılarındaki süngersi dokunun çok gevşediği ve kemiklerinin zayıfladığı gösterilmiş.

    Burada bu konuda gözlemlerimin doğruluğunu teyit eden bir literatürden özet vereceğim:

    Araştırmacılar çocukların fiziksel aktivitelerini bilimsel metotlarla gözlemlemişler; 333 çocuğun erken dönemde (5 yaş civarı) fiziksel egzersiz yapanlarıyla yapmayanları arasındaki kemik yoğunluğu farkını izlemişler. Bu çocuklar 9 ile 11 yaşa geldiklerinde egzersiz yapanlarla yapmayanlar arasındaki kemik yoğunluğu ölçümlerini karşılaştırdıklarında bir de ne görsünler? Düzenli egzersiz yapanların kemik yoğunluğu daha fazla çıkmış. Üstelik yapılan spor ne olursa olsun tüm kemiklerde (omur, kalça, bacak, kol vs) kemik yoğunluğunun daha yüksek olduğu saptanmış. 5 yaş civarında egzersiz başlatılmasının amacı ise “fırsat penceresi” denen bu yaşı kaçırmamak. Daha geç egzersiz başlananlarda o kadar etkili olmadığı gösterilmiş.

    Hayatın erken dönemlerinde kemik yoğunluğu yüksek olup bunu da erken erişkinlikte sürdürebilen kişilerin uzun zamanda kemik erimesi sorununun çok daha az olduğu biliniyor.

    Burada önemli olan ne? Ne ders çıkaracağız?

    Çocuklarımızı 5 yaş civarında spora alıştırmaya çalışalım. Jimnastik, bale, yüzme, tenis, okulda koşu takımına girmesi, top ile oynanan oyunlar (mahallede futbol maçı bile olsa, kabulümdür ama sık sık oynasın, sadece cumartesi akşamları değil) vs vs… Alternatif çok, yeter ki bunu isteyelim, istesinler.

    Bu sayede annelerimiz anneannelerimiz gibi kemik ağrısı çekmez, kemik erimesinden dolayı merdiven çıkarken kendiliğinden olan kırıklar gibi sorunlardan uzak olurlar.

    Dikkat ederseniz burada gene koruyucu hekimlik gündeme geldi. 70 yaşında kemikleriniz kırılmasın diye 7 yaşında spor yapmalısınız…

    Yazarları: Kathleen F. Janz; Elena M. Letuchy, Julie M. Eichenberger Gilmore, Trudy L Burns, James C Torner, Marcia C. Willing, Steven M Levy

    Kaynak: Medicine and Science in Sports and Egzercise . 2010;42(6):1072-1078.

    Yayın tarihi:2010