Etiket: Eğitim

  • Okullarda kılık –kıyafet yönetmeliğinin değiştirilmesi ve tutumlar

    Okullarda, önlük, üniforma gibi tek tip giysilerin kullanımdan kalkması sorun olur mu? Yıllardan beri sürdürüle gelen bir düzenin değişikliğe uğraması birçok kaygıyı da beraberinde getiriyor. Okullarda idare ve öğretmenlerin otoritesi zayıflar mı? Ekonomik gücü yeterli olmayan çocukların durumu ne olacak? Gibi..

    Özellikle ergenlik çağında tek tip giysi ile okula gidilmesinin okul idarelerini zorlamakta olduğunu görmekteyiz. Ancak, tamamen kaldırılması öğrenciler arasında otoriteye uyum konusunda sorunlar yaratabilir. Bu konunun değerler eğitimi ile desteklenmesi gerekir. Okullarda sosyalleşme önemli bir konu olup, sosyalleşirken karşımızdaki kişi ile ilişkiler konusunda pozitiflik yaşanması gerekmektedir. Kişiler kendilerine yakın giyim tarzını benimsemekte ve sosyal ilişkiler daha rahat kurulabilmektedir.

    Sosyo-ekonomik anlamda marka giyinme, markaya ulaşamama sorun yaratabilir. Ancak, bu konu ile ilgilenmeyen öğrenciler, eğer dersleriyle ilgililerse kendilerini rahat hissedip, kendilerini sınırlandırılmış hissetmeden eğitimlerine yönelebilirler. Ancak, sosyo-ekonomik yönden arkadaşıyla kendini kıyaslaması ve arkadaşının giyiminden geri kalmak özgüven konusunda sorun yaratabilir. Özgüveni gelişmiş çocuk için sorun olmayabilir. Özgüveni olmayan çocuk, mutlaka arkadaşlarına uyma zorunluluğunu duyacak, dışlanmaktan çekinecektir. Bu, ergenlik çağında daha belirgin olacaktır.

    Okullarda baskın karakterler kendilerini öne çıkararak, idari ve eğitimsel güçlükler yaşanabilir. “Eğitim bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir” (Ertürk, 1974, s.12).Bu nedenle bir planı programı ve disiplini vardır. Disiplin sağlanmayan yerde eğitim olmaz. Burada iç disiplin uyandırmak önemlidir. Çocuklar otokontrol sahibi olabilmelidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğu ile ilgili olarak davranış biçimi öğrenirken aileler ve okul destek olmalıdır.

    Ayrıca, şu an çalışanları etkileyen ve hergün düşündüren bir sorun olan, ‘’bugün ne giyeceğim?’’ düşüncesini ve sosyal alanda kendini tanımlama konusunda sorun yaratabileceği fikrini benimsetiyor. Okullarda kıyafet düşüncesi ilk zamanlar öne geçecek, herkes ertesi gün nasıl şık ve dikkat çekici olacağını düşünecek, zaman içinde bu kaygılar ortadan kalkacaktır. Geçiş döneminde hiçbir zorluk yaşanmayacağını söylemek iyimser olur. Markalar ilk zamanlar herkesin ulaşmak istediği birşey olarak göze çarpsa da zaman içinde çeşitlilikten dolayı etkisi dağılıp, öğrenciler eğer o duygu uyandırılabiliyorsa derslerine kenetleneceklerdir. Karar verme ve bireyselleşme yetilerinin gelişmesi için serbest kıyafet uygulaması destek olabilir. Geçiş döneminde bazı sorunların yaşanması muhtemeldir. Öğrenci okul sonrası bir etkinliğe katılabilir ve bir-iki küçük değişiklikle giysi olarak hazır halde bulunabilir. Ancak, ergenlik çağında kızlarda takı kullanımının sınırlılıklar içinde olması güç uygulanabilir gibi görünmekte. Giysilerde serbestlikle aksesuar kullanımı kendiliğinden doğallaşacak.

    Burada en önemli husus ailenin tutumları ve çocuklarına bunu yansıtma ve çocuğundan gelen etkilere nasıl ve ne şekilde tepki vereceği olacaktır. Çocuğa bilinç kazandırma ve okulun eğitim-öğretim mekanı olduğunun kavratılması ve bunun sıcak tutulması gerekecektir.

    Aileler, durumları ne olursa olsun, kendilerini ezik hissetmemeli, çocuğuna gelir dağılımında herkeste farklılıklar yaşanabileceği fikrini benimsetmelidir. Önemli olanın çalışarak, emek vererek, doğru yoldan kazanmak olduğunu anlatmalı ve bu konunun üzerinde durmalıdırlar.

    Bunun yanında çocuklar, sosyal etkinliklere ve spora yönlendirilmeli, el becerileri ve tamirle ilgili kurslar açılıp, çocuklar kendilerini her alanda yeterli hissedebilmeli ve dikkat bu yönlere verilmelidir. Şu açıdan da düşünmek gerekir. Her yerin ortalama belli bir kıyafeti vardır. Zaman içinde aşırılıkları kullanan öğrenciler, toplum içinde törpülenerek, daha ortada buluşabilirler. Bunu öğrenmek için okul bir ORTAM olabilir. Çağın hızla ilerlemesi ile çocuklar ve gençler kendilerini fazla sınırlandırılmış hissediyorlardı ve tüketim kalemlerinin çoğalması ve ilgi çekmesi ile herkes bir arayış içindeydi. Sınırlandırmalar güncelliğini kaybetmişti ve öğrenciler bunalmıştı, uygulayıcılar zorluk yaşıyordu. Okullar, genellikle, öğrenciler için hapishane özelliğini taşıyordu ve okula devamsızlık kaygısı ve arkadaşları ile bir arada olabilmek amaçlı geliniyordu. Yalnızca kırmızı ve mavi kap kağıdı ile defter-kitap kaplandığı dönemleri çoktan geçtik ve bu kadar çeşitliliğin olduğu bir dönemde buna artık direnilemiyordu. Duyulan kaygılar ailelerden ve öğretmenlerden gelmekte, aileler çocuklarının isteklerini sağlayamamaktan; öğretmenler ise otorite sağlayamamaktan çekinmekte. Serbest kıyafetle çocuklar tamamen dünya insanı olmakta, herhangi bir öğretim kurumu ile bağları ortadan kalkmakta, bağımsız olmaktadırlar. Öğrencilerin okulda eski dönemlere gore daha fazla zaman geçirdikleri düşünülürse, çocukların çocuklukları ve gençlikleri güncel kıyafetleri giyemeden geçiyor. Çocuk, akşam okula geliyor ve kendine özel giysi süresi en fazla 3-5 saatle sınırlı; o da genellikle eşofman ve pijama oluyor. Öğretim yılları düşünüldüğünde, ortalama 12 yıl, çocukluk ve ergenlik çağı tek renk ve tek model kıyafetle geçiyor.

    Ortak hedefler, falanca okullu olmak genellikle günümüzde uzaklaşılmış değerlerden oldu. Öğrenci okulda bu sene varsa bir dahaki seneye yok. Öğretmen, idareci yine aynı şekilde. Kurumla bağlar zayıf. Belli bir ideal için kimse bir arada değil. Kurum kimliğinin olması, ait olmak güzel kavramlar… Belli bazı okullar bunu sürdürebiliyor. Bu okullarda da süreklilik mevcut. Çalışanların ve öğrencilerin kurumlarını benimsemesi, adını kirletmemek, küçük düşürmemek için hep birlikte çaba sarfetmesi esas.

    Okullar, eğitim-öğretim alanı olduğu için giysilerde aşırılıklar dikkati dağıtıp, işi özünden uzaklaştırabilir. Önemli olan, eğitim, hayat bilgisi ve davranışlardır. Eğitimde kişinin kendini çok rahat hissetmesi, eğitimden uzaklaştırır. Örneğin, öğrenci ders çalışırken çok rahat bir sandalyede oturmamalı, yatakta ders çalışmamalıdır. Eğitimcilerin, sınıf yönetimi, alan bilgisi, pedagojik formasyon, duygusal zeka, iletişim alanlarında yeteri kadar gelişmiş olmaları gerekir. Aile ile okul iletişimi iyi şekilde sağlanmış olmalı, evden öğretmenler için gereken destek verilmeli, sevgi ve saygı üzerinde durulmalıdır. Öğretmen- öğrenci ilişkilerinde sıcak, fakat belirli mesafe korunmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    Pedagog-aile ve iletişim danışmanı

  • Arkadaş olalım ama, arkadaşlığı abartmayalım..

    Şimdilerde en çok duyduğumuz ifadelerin başında geliyor ” çocuğumla arkadaş gibiyim, çocuğunuzla arkadaş olmalısınız” gibi.

    Arkadaşlık güzel, arkadaş olup, paylaşımcı olmak ve de en çok duyguları paylaşabilmek, kendini rahatça ortaya koyabilip, her özel ruh durumunu anlatabilmek..

    Gerçi arkadaş kavramı biraz değişime uğradı, bu saydıklarımız şimdi çok özel dostluklarda yaşanabilen şeyler ve bu dostların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

    O zaman ne yapalım?

    Bu kadar az sayıda dost ve kendimizi ifade etmek için çırpınıyoruz, ama bizi duyan yok. İçimizi dökmek istiyoruz, damla damla biriktirdiklerimiz çok; boşalmalı ki yerine yenileri dolabilsin.

    Bunlar, yaşamda halledemediklerimiz, üzüntülerimiz, sıkıldıklarımız, OH diyemediğimiz yorgun yaşantımız..Hep birikiyor, hergün yenileri ilave olarak. Yaşamın yükü ağır. Belki herşey makinalarla yapılıyor, yaşamı kolaylaştıran pekçok destek hemen yanı başımızda.

    Ama ruhlarımız desteksiz kalmış. Herşey şekilden ve şekilcilikten ibaret.

    Yaşam yorgunu ebeveynlerden çocuklarına arkadaş olmalarını bekliyoruz. Çok ebeveyn arkadaş olmak ve olabilmek için büyük bir çaba içinde. Çabalar göz ardı edilemez.

    Bir başka grup ebeveynde “ben dünyaya bir kere geldim, hayatımı yaşarım” deyip, çocuğunu ve çocuklarını ortada bırakıp, kendi heveslerini doyurma peşinde.

    Çocuğuyla arkadaş gibi olabilmek ve bunu yansıtabilmek, hatta doğru yansıtabilmek çok kolay bir durum değildir.

    Çünkü nereye kadar arkadaş pozisyonunda olacaksınız, nereden sonra ebeveynlik sınırları başlayacak?

    Çocuğunuzun günlük yaşamında “arkadaş” adı altında sayıları değişik olan, çocuktan çocuğa ya da gelişimsel dönemine göre içtenliği ve detayları değişen kişiler var. Sizin yeriniz ebeveyn olarak bunun neresinde?

    Arkadaşların belli yaptırımları, sizden; kendi çıkarlarına zarar gelmediği sürece, beklentileri fazla yok. En nihayetinde ortak noktalarda buluşamıyorsanız, arkadaşlığınızı sonlandırır, başka seçimlere yönelirsiniz.

    Ancak, ebeveyn arkadaşlığında durum bu şekilde değildir. Sizin çocuğunuzun eğitimi ve geleceği için bazı yaptırımlarınız, onun yaşamını doğru şekillendirmesine yardımcı olmanız gereken, belki onun için sıkıcı, ama mutlaka olması gereken bir takım davranışlarınız olacaktır.

    Eğriyi doğruyu çocuklar yalnızca yaşayarak öğrenmezler, bir kısmı da ebeveyn olarak örnek olmak ve iletişimle öğrenilecektir.

    Arkadaş olma durumu sınırları zorladı ve ergenler, engellerle karşılaşınca, ya da istemedikleri bir olay karşısında saygı ya da otorite gibi bir durum tanımaz oldular.

    Arkadaşlık kavramıda zaten çok farklılaşmış durumda. Gençler, genellikle hep almaya alışmış, ama kendilerinden birşey bekleme durumuna geçtiğinizde sizden kötüsü olmuyor. Beklenen şeyde yine onların yararına..

    İlişkiler doğru kurulamıyor. SAYGI kavramı günümüzde neredeyse EZİK olmakla eşdeğer sayılıyor.

    Öğretmen-öğrencisiyle; ebeveyn çocuğuyla doğru ilişkileri sağlayamıyor. Tutumlar, çoğunluk sağlanabildiğinde yerleşim için zemin sağlayabiliyor. Aile ve okul katılımı, ebeveynlerin doğru ve ortak tutumu , diğer ebeveyni çocuğu ile çekiştirmeden eşine destek tavırları sergileyerek, daha çok kişinin katılımını sağlayarak mümkün olabilecektir.

    Arkadaş gibi olmak, çocuğun ve ergenin her istediğini yapmak, hiçbir engelle karşılaşmamasını sağlamak değildir.

    Eğitim nerede kaldı? “Eğitim, bireyin davranışlarında istendik değişiklikler yaratma sürecidir” şeklinde tanımlanmaktadır. İstendik değişiklikler ise uçsuz bucaksız, sınırsız özgürlüklerle sağlanamaz.

    Özgürlüğün nereye kadar olduğu ve nereden sonra başkasının sınırlarının başladığının bilinmesi gerekir. Kuralların toplum yaşamını sağlıklı sürdürmek için gerekli olduğu, her fırsatta çocuklara ve ergenlere hissettirilmelidir.

    Anaokullarında ve kısmen ilköğretimde kurallara uyma konusuna önem verildiği halde, sonradan “arkadaş olacağım” derken tamamen sınırlar YOK ediliyor.

    Bu da ergenlerin önüne hemen setler çekmek şeklinde değil, kademeli şekilde, yaşam tarzı haline getirerek ve anaokulundan başlayan kurallar ve toplumda yaşama becerilerinin edinilmesi ; bunların devam ettirilmesi ile mümkün olacaktır.

    Eğitim sistemi yalnızca sınav odaklı olup, öğretime dayalı olduğu için ister istemez aileler de çocuğun yalnızca ders başarısı üzerine yoğunlaşıp, “davranışların eğitimi” kısmında eksik kalıyor.

    Çocuğun, ergenin duygusal sorunları göz ardı edilebiliyor ve sonunda sorunlar bir patlama ile kendini gösteriyor. Kimsenin hiç istemediği, beklemediği sonuçlar ortaya çıkıyor.

    Çoğu kez hayati olabilen patlamalarla çok değerli CAN lar yok olup, gidiyor. Şiddet, ya ergenin, ya ebeynin, ya da öğretmenin canınını bizlerden koparıp, alıyor…

    Çocuklarımızla arkadaşlığımız boş bir arkadaşlık olmayıp, ebeveyn olarak davranışların önemsendiği, ebeveynlerin ortak tutum içinde olduğu, kendilerinin de model olduklarını unutmadığı, fırsat eğitimlerine değer verilen, olumsuz davranışlarda gerekirse uzmanlardan yardım alınmaktan kaçınılmayan bir ARKADAŞLIK süreci olmalıdır.

    Problemler küçükken çözülmelidir, çözüm kolaydır, emek ve zaman kaybı en azdır. Yaşamınıza kaldığınız, takıldığınız yerden hemen devam etmeye başlarsınız.

    Çocuğunuzla güzel arkadaşlıklar dileğiyle..

    ÖZNUR SİMAV – PEDAGOG

    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI – BİLİRKİŞİ – EĞİTİMCİ

  • Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

    Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

     “Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek; hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.” diyen Prof. Dr. Bengi Semerci, Selpak’ın Prof. Dr. Bengi Semerci Enstitüsü işbirliği ile hayata geçirdiği “Tuvalete Merhaba” eğitim projesine de destek veriyor ve aileleri bilgilendiriyor.
    Ebeveynler, çocuğun doğduğu andan başlayarak, her hareketini yorumlamaya çalışır. “Güldü”, “Beni tanıdı” gibi daha soyut ve bizim atfettiğimiz gelişmelerin yanı sıra bazı fiziksel, davranışsal ve ruhsal değişimler bebeğin gelişimini gösterir. Başını dik tutması, desteksiz oturması, ilk diş, yabancıları ayırt etmeye başlaması, ilk kelimeleri ve ilk adımları bir düzen içinde bebeğin gelişimini izlememizi sağlar. Çocuğun tuvalet eğitimi ile bezden kurtulması, hem çocuğun kendisi hem de çocuğa bakım veren kişiler için önemli bir gelişimsel aşamanın tamamlanmasıdır.
    Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.
    Tuvalet eğitimi annelerin adeta kabusudur.  Ne zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda kargaşa yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı gelince kendi söyler diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.
    Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir. Birçok kaynakta çocuğun çişini söylemesinin 5 yaşına kadar, kakasını söylemesinin 4 yaşına kadar süreceğini yazmakla birlikte, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır. 3 yaş toplumsallaşma ve kreşe başlama yaşıdır. Diğer çocukların yanında bezli olmak, çiş ve kaka kontrolünü sağlayamamak çocuğu rahatsız edecektir.  Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir. İnatlaşmadan, büyümeye başladığını kabullenebilir ve dönemin özelliklerini bilirsek yeni beceriler kazanan bebeğimizle onları paylaşarak eğlenebiliriz.
    Hazır olduğunu nasıl anlarız?
    ·         Yürüyebiliyorsa,
    ·         Basit emirleri yerine getirebiliyorsa,
    ·         İsteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa,
    ·         Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa,
    ·         Genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa,
    ·         Tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa,
    ·         Altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.
     
    Bazı durumlar yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
    ·         Henüz çocuğun saydığımız belirtileri göstermiyor olması,
    ·         Devamlı kabızlık problemi yaşaması,
    ·         Son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.)
    ·         Tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve
    ·         Birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması.
    Tuvalet eğitiminde anne-babanın rolü
    Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece erişkin olup hala tuvalet alışkanlığını kazanamamış hiç kimse yoktur. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal  sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Sabır bu dönemin anahtar sözcüğüdür. Bir adım ileri, bir adım geri gidilmesi en sık rastlanan durumlardan biridir. Her defasında sabırla karşılamak ve öfkelenmeden tuvalet eğitimine devam etmek gerekir. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.
    Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla sizin kontrolünüzde ve sizin verdiğiniz eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmeniz sizi aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç sizden çok çocuğunuzun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak siz hazır olduğunuzda değil, siz ve çocuğunuz hazır olduğunuzda tamamlanacaktır.
    ·         Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.
    ·         Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmanız, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz için uygun olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işinize yarayacaktır.
    ·         Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
    ·         Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.
    ·         Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.
    ·         Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.
    ·         Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.
    ·         Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.
    ·         Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.
    ·         Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.
    ·         Tuvalet eğitimde en büyük ödül “aferin” dir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.
    ·         Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir.
    ·         Çocuğa “aferin” demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.
    ·         Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir (ay ne pis, koktu vb.)
    ·         Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.

  • Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Bu yazımda sizlerle otizmli çocuklara sahip ailelerinin okul bulmakta yaşadığı sorunları paylaşmak istiyorum.
    Maalesef ülkemizde otizmli çocukların her gün özel eğitim alabilecekleri, günlük yaşam becerilerini öğrenebilecekleri ve hayata hazırlanmalarını sağlayacak okullar yok denebilecek kadar az. Bu durum kaliteli bir eğitim ile otizmli çocuğunu topluma en iyi şekilde entegre etmek isteyen aileleri büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.
    (Bir anneden dinliyoruz) Aynı zorlukları ben de yaşadım. Okul çağına gelen oğlumu gönül rahatlığı ile gönderebileceğim bir okula yerleştirmek istiyordum. O zamana kadar özel bir çocuk yuvasında, oğlum için tuttuğumuz özel eğitim öğretmeniyle rahat etmiştik. Oğlum henüz yuvadayken gelecekte okuyacağı okul ile ilgili bir araştırma yapmış ve ünlü bir özel kolejde, özel eğitim kontenjan listesinde birinci sıraya alınmıştım.
    Ancak tüm araştırma ve hazırlıklarımıza rağmen biz de otizmli bir çocuğa sahip ailelerinin okul konusunda yaşadığı zorluklarla karşı karşıya kaldık. Zira oğlumun okula başlama çağı geldiğinde, aynı okulun özel gereksinimleri olan çocuklarla yaşadıkları sorunlar sebebiyle “Kaynaştırma Programı” uygulamasını durdurduğunu bildirmesi ile başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
    Ben de hemen her ailenin çocuğuna eğitim aldırmak isteyeceği diğer seçkin özel okullara başvurmaya başladım. Bu okullarla yaptığım görüşmelerde tüm kapılar yüzüme kapandı. Oysa maddi imkânımız olduğu için bu okullardan birinde kendi özel eğitmenimizle beraber bir yer bulacağımızı tahmin etmiştim. O anda imkânı olmayan ailelerin ne kadar zor durumda olduklarını bir kez daha anladım.
    Çocuğunu okula kaydettirmek isteyen hemen her aile benzer deneyimler yaşıyor. Bir aile, özel bir okulun önce otizmli çocuklarını kabul ettiğini, ancak daha sonra diğer velilerin tepkisinden çekinerek bu kararından vazgeçtiğini belirtiyor. Gerçekten de özel okullar velilerin tepkisinden çekiniyorlar; hatta kimi veliler okulda hiperaktif bir çocuk olmasını bile istemiyor.
    Bunlar, başlangıçta marjinal birkaç vaka gibi görünebilir. Ancak, otizmin yaygınlığı dikkate alındığında, otizmli çocukların eğitim hakkından yeterince yararlanamamasının ne kadar derin bir toplumsal sorun teşkil ettiği de daha iyi anlaşılır. Türkiye’de 271.000 otizmli birey ve 81.000 0 -14 yaş arası çocuk var. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Otistik Çocuklar Merkezleri’nde halen sadece 650 çocuk eğitim alıyor. Sadece İstanbul’da 1.000 çocuğumuz eğitim alabilmek için sırada sınıf açılmasını bekliyor.
    Bununla birlikte, otizmli çocuk aileleri olarak tümüyle yalnız da değiliz. Yasal haklar devlet okullarında biz otistik çocuk ailelerine özel okullara göre daha fazla imkân sağlıyor. Çocuğunuza otizm tanısı konulduktan sonra bir Rehberlik Araştırma Merkezi’nden (RAM) rapor alarak yine aynı yerden resmi okullara yerleştirme kararı aldırmanız gerekiyor. Bundan sonra ise çocuğunuzun yaşına göre, önünüzde farklı seçenekler bulunuyor.
    3-6 yaş arasındaki özel eğitime ihtiyacı olan çocukların okul öncesi eğitimi zorunludur ve bu eğitimin öncelikle okul öncesi eğitim kurumlarında kaynaştırma uygulaması kapsamında sürdürülmesi esastır. Ancak bu çocuklar için okul öncesi özel eğitim okulu / kurumu ve özel eğitim sınıfları da açılabilir.
    Eğer çocuğunuz 7-14 yaşları arasında ise Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden alacağınız rapor ile normal gelişim gösteren akranları ile aynı sınıfta kaynaştırma eğitimi alabilirler. İlköğretim programları veya bu programlara denkliği kabul edilen özel bir eğitim programını takip edemeyecek durumda olanlar ise aynı tür yetersizliği olan öğrencilerin eğitim gördüğü ilköğretim okullarında açılan özel eğitim sınıflarında ve ilköğretim programlarının amaçlarını gerçekleştiremeyecek durumdaki otizmli bireyler için açılan Otistik Çocuklar Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilirler.
    Devlet okullarındaki kaynaştırma sınıflarına giden otizmli çocuklar da birçok sorun yaşıyor. Çoğu öğretmen, otizm ve benzeri semptomlar gösteren çocuklar konusunda son derece bilgisiz ve eğitimsiz. Bu durum sınıflarda çocukların kontrol edilememesi ve dışlanmasına sebep olabiliyor. Elbette, bu öğretmenlerimizin suçu değil, zira bu konuda kendilerine uzman kişilerce eğitim verilmesi gerekiyor.
    Çocuklarımızın herhangi bir devlet okulu ya da özel okulda okumasına yönelik imkânların sağlanması bir lütuf değil, haktır. Her ailenin bilmesi ve araması gereken bu yasal haktan faydalanmak için atmamız gereken en önemli adım ise otizmli çocuğumuzu RAM’lara kaydettirmek ve ülkemizdeki otizmli nüfusun gerçek büyüklüğünü ortaya çıkararak kayda geçirmektir. Bu şekilde, ilgili bakanlık ve resmi kuruluşlar da resmi rakamlara dayanarak otizmli çocukların topluma kazandırılması için daha fazla imkân seferber edebilecektir.

  • 4+4+4 eğitim sisteminin duygusal gelişim boyutu

    Yeni eğitim sistemi hakkında çok görüşler bildirildi ve açıklamalar halen devam ediyor. Bu sistem çocukların eğitim sistemine erken alınmaları açısından önemli ve güzel bir uygulama..

    Sistem, ailelerin çocuk eğitimi ile ilgili birçok eksiklerini tamamlamayı hedef almaktadır.

    Çocukların kreş, yuva, anaokulu gibi erken çocukluk eğitim kurumlarının devamında ilköğretim 1. Sınıfa başlamaları önem arzetmektedir. Bu hizmetlerden yararlanma şimdilik istenen ve beklenen seviyeye ulaşmamıştır.

    Ancak, 60-66 ay çocukları için geçerli olması gereken açıklamalar ve görüşmeler eskiden olduğu gibi 60-72 aylık çocuklar üzerinden yapılmakta. Arada 6 ay gibi belki çok önemsenmeyen bir zaman dilimi vardır. Ancak, yaş gurubunun küçük olması, gelişimde ve eğitimde çok önemli hale gelmektedir.

    Bunu şu örnekle açıklayabiliriz. Kelebeklerin ömrü bir gün. Onlar için dakikalar büyük bir süreç oluyorsa, insan yavrusununda gelişim süreçleri içinde hele ki yaş küçük olunca aylar çok önem kazanıyor. Yine bebeklik dönemi içinde hızlı bir gelişim süreci yaşanıyor. Bebek doğduğundan itibaren başını kaldırabilme, boynunu tutabilme, bedenini yattığı yerde çevirebilme derken 5 ayın içinde oturabilir duruma geliyor. Eliyle reflekslerinin dışında tutma ve kavrama olayını gerçekleştirebildikten 5-6 ay kadar sonra atma ve fırlatma olaylarını gerçekleştirebilir bir gelişim gösteriyor. Bakıyorsunuz ki 10 aylık bir gelişim sürecinde başını tıtamayan bebek emeklemeyide geçip, ilk adımlarını atabilir duruma geliyor. İnsan yaşamı içinde gelişimin hızlı olduğu dönemler vardır. 60-66 ay dönemide bu dönemlerin içindedir. 40-50 yaş on yıllık bir dönem olsada gelişim açısından fazlaca bir önemi olmamaktadır.

    4+4+4 eğitim sistemi içinde çocukların en fazla güçlük yaşayacağı alan duygusal gelişim alanı olacak. Çok fazla hissedilmesi belki çevre tarafından pek beklenmeyecek, ya da aksaklıklar hemen kendini belli etmeyecek olabilir.

    Duygusal alanda çocuğun yaşayacağı güçlükler kekemelik, altını ıslatma, içe kapanma, ağlama krizleri, okul fobisi, karın ağrısı, peklik gibi kendini belli eden sorunlar yaşanabilir. Belki önlem alma yada uzmanlardan destek almaya yönlendirebilir, anne ve babaları…

    Önemli olan, zaman içinde çocukta geri dönüşü zor, kişiliğin geliştiği ve oturduğu dönem olan okulöncesi dönemde güzel izler bırakmaktır. Çocuklar, güzel izlerle, duygusal tatminle yetişkinlik dönemine hazırlanmalıdır.

    Bugün yetişkinler, çok iyi mesleklere sahip olsalarda, maddi kaygıları olmayan bir yaşantı sürdürselerde psikolojik yönden yeterli olmamalarının, sorun yaşayıp, çevrelerinede büyük sorunlar yaşatmalarının temelinde ÇOCUKLUK dönemi yatmaktadır. Deyim yerindeyse çekmeye ve çektirmeye devam etmektedirler…

    Çocukların kendilerini ifade etmeleri aile ve çevre çok iyi bir duygusal ortam sağlarsa mümkün olmaktadır. Yaş gurubu olarak öğretmenin ve ailenin daha özel dikkat vermesi gerekmektedir. Çok kişi içinde kaybolup gitmeden, farklı ve baskın olan çocukların içinde, kendini ifade etmekte sorun yaşamayacak şekilde ilgilenilmesini gerektirmektedir. Sakin ve aile içinde mücadeleci olarak yetiştirilmemiş çocuklar duygusal olarak zarar görecek, içlerine kapanacaklardır.

    Özgüvenin gelişimi ile kendini ifade etme birbirleri ile çok ilişkili kavramlardır. Çocuk, özgüveni gelişmişse kendini güzel ifade edebilir. Tabii ki çocuğu duygusal olarak yorumlamakta burada önemlidir. Çocuklar kendilerini sadece sözel olarak ifade etmezler, resimleriyle, davranışlarıyla, bedensel rahatsızlıklarıyla, beden dilinin kullanımıyla, şarkılarıyla, bakışlarıyla, duruşlarıyla ifade edebilirler.

    Duygusal olarak çocuğun ifadelerinden anlayacak, az kişili, okulöncesi yaş yeterli eğitim ve deneyim sahibi öğretmenli sınıflar, aydınlatılmış ve aydınlatılmaya devam edilen ailelerle ve okul-aile iletişimi sağlam kurulmuş ebeveynlerle çözüm olma olasılığı mümkün olabilir. Fiziksel ortama burada değinmek istemiyorum.

    60-66 ay çocuklarından sınıfta beklenti, kendini sözel olarak ifade etmek olacaktır. Öğretmeni ve arkadaşları çocuğu bu şekilde anlamaya çalışacaktır. Yukarıda saydığımız hususlara genel ortam içinde çok önem verilmeyecektir.
    Her yaş için çok önemli olan özgüven gelişimi olumsuz etkilenecek, duygusal olarak ezilen çocuk sayısı fazla olacaktır. Çünkü, erken çocukluk eğitim kurumlarında öğretmen denetiminde ve özgüven gelişimine önem verilerek yapılan eğitim dışında bir ortam olacak, çocuklar teneffüslerde nöbetçi öğretmenler ve yöneticiler olsada; normal bir ilköğretim 1. Sınıf öğrencisi olarak görülecekler ve beklenti bu düzeyde olacaktır.

    Bazı çocuklarda ise, ezdikleri çocuklarla daha bir güven kazanıp, çeteleşmeye giden tavırlar gözlenebilecektir. Aradaki dengenin kurulabilmesi için, alanda eğitimli anaokulu öğretmeni ön plana çıkmaktadır.

    Bu sistem 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında başlayacağına göre, aileler olarak çocuklarımızı iyi gözleyip, onlardan gelecek sinyallere karşı uyanık olmalıyız ve bu hassas dönemde geri dönüşü imkansız ya da çok zor durumlar yaşamamak ve yaşatmamak için pedagoglardan destek almalıyız.
    2012-2013 eğitim ve öğretim yılı herkese hayırlı ve uğurlu olsun …

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- EĞİTİM UZMANI- ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • Okul öncesi eğitimin önemi

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ
    Okul öncesi eğitim süresince çocuklar ilköğretime hazırlanırken, paylaşmayı, dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve birlikte çalışmayı öğrenirler. Okul öncesi eğitimin amacı çocuklarda öğrenmeye ilgi uyandırmak ve çocuğun varolan yeteneklerini görünür kılmaktır.
    Bu dönem, araştırmacılar için çocuğun yüksek öğrenme potansiyeline sahip olduğu bir dönem olarak görülmektedir. Uygun fiziksel ve sosyal çevre koşullarında ve sağlıklı etkileşim ortamında yetişen çocuklar, daha hızlı ve başarılı bir gelişim gösterirler.
    Eğitimin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesidir ve bunun doğru iliklenmesi gerekir.
    Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen yılları kapsayan ve çocukların daha sonraki yaşamlarında önemli rol oynayan; bedensel, psikomotor, sosyal-duygusal, zihin ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde tamamlandığı, kişiliğin şekillendiği ve çocuğun devamlı olarak değiştiği bir süreçtir. Bu nedenle, çocuğun küçük yaşlarda sağlıklı bir ortamda gelişimini sürdürmesi önem kazanmaktadır.
    Sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip çocuklar yetiştirmek, onların gelişim özelliklerini ve bu özellikler doğrultusunda gereksinimlerinin neler olduğunu bilmeye bağlıdır. Erken çocukluk dönemindeki gelişmelerle, okul öncesi eğitim artık anne babanın yalnız başına başarabileceği bir konu olmaktan çıkmış durumdadır.
    Eğitim, öğrenci-öğretmen-veli üçgeninden oluşan platformdur. Bu birliktelik ne kadar bilinçli ve sağlıklı olursa, çocuklarımızda o oranda sağlam bir kişilik kazanırlar.
    Eğitimin sağlam temeller üzerine kurulmasında ve insanların ileri yaşlardaki başarılarında okul öncesi eğitimin rolü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ana kucağındaki yoğun ilgiden sonra, anaokulu ortamı çocuk için dünyaya açılan yepyeni bir penceredir. Olumlu yada olumsuz anlamda verilen her şey, onları yetişkinlik yıllarında da doğrudan etkilemektedir.
    3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır… Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65'i liseyi, % 45'i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar.
    Okul öncesi eğitim kurumları; toplumun temel yapısını oluşturan
    * Saygı,sevgi,
    * Paylaşma, iş bölümü,
    * Sorumluluk
    * Sosyal çevre oluşturma açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.
    Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası çocukta pek çok gelişimsel değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında pek çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır.
    Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır.
    Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır. düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.
    Okul öncesi eğitim neden gereklidir?
    * Çocukta zeka gelişiminin %70 lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
    * Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
    * Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
    * Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
    * Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
    * Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
    * Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.
    Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupadaki bir çok ülkede bu oran %100'dür.
    Okulöncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okulöncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır…

  • İNGİLİZCEYİ HİPNOZLA ÖĞRENMEK

    İNGİLİZCEYİ HİPNOZLA ÖĞRENMEK

    Hipnozla İngilizce bir hayal ürünü mü? Herkes hipnoz olur mu? Hipnoza girince yabancı dil beynimize mi sokuluyor? 7 Günde hipnoz öğrenilir mi? Öğrenciler hipnoz edilerek mi İngilizce öğreniyor? Vb. sorular bana en çok sorulan sorulardan biri.

    Çünkü ben hem İngilizce öğretmeniyim, hem psikoloğum hem Türkiye’de hipnoz eğitiminde ilk akla gelen eğitmenlerdenim. Bu formasyonu tamamlayan kaç kişi var acaba ben de merak ediyorum.

    Hipnoz Algıları Açar Öğrenci Öğrenebileceğini Öğrenir

    Hipnozu artık mucizeymiş gibi sunanlara şaşırıyorum. Yer çekimi nasıl görevini görüyorsa hipnotik şuur her keste algıları açık ve telkin almaya müsait bir durum yaratıyor. Bu durum meydana geldiğinde ister kişiye tokluk duygusunu aşılar ve diyetine uymasını sağlarsınız. İsterseniz içinden gelerek ders çalışmasını veya memleket faydalı bir birey olabilmek için inançları uğuruna canlı bomba olmasına şartlandırabilirsiniz. Tüm bunlar olabiliyorsa İngilizce öğrenme becerisini de arttırabilirsiniz o zaman değil mi?

    Eğitimlerde Neler Oluyor?

    İngilizce sınıfta öğrenilmez ama öğrenebileceğinizi öğrenmek için başlangıç düzeyinde bir sınıfa ihtiyaç duyarsınız. Daha önce pek çok sınıfta çaba göstermiş ve bu güne kadar arzu ettiğiniz durumu yaratamamış olabilirsiniz. Bütün bu olumsuz etkilerden korunmak için sınıftan ziyade eviniz kadar rahat edeceğiniz bir öğrenme ortamı yaratılır. Bir günün en verimli saatleri bu öğrenme ortamında geçer böylece kişinin dikkatini bölecek dış etkenlerden korunur. Bu bir hafta süreyle kesintisiz, yüksek bir motivasyonla ve bilinçaltını etkileyen unsurlardan yararlanarak gerçekleştiğinde. Öğrenmek şaşırtıcı olmaz belki öğrenememek daha çok şaşırtıcı olmalıydı diye düşünüyorum.

    Herkes Bu Tekniklerden Yararlanabilir Mi?

    Okullarda veya kurslarda öğrenemeyen öğrenci zamanla direnç ve kompleks geliştirir. 30 yaşın üzerinde ve param var ama zamanım yok diyenlerin çoğu aslında bu dirençlerini kıramadıkları ve kendine güvenemedikleri için alternatif bir yol arıyorlar. İşte hipnozla İngilizce tam bu noktada yabancı dil öğrenmek isteyen adayların dikkatini çekiyor. Talep eden adaylarla telefonda veya yüzyüze bir mülaakaat gerçakleştiriliyor. Uyum ve seviye testine tabi tutuluyor. Sonra 2 veya 4 kişilik öğrenme odalarında güle oynaya bir eğitime başlıyorlar. Tabi bunu 7 gün sürdürse öğrenmemesi mümkün değil.

    Hipnozla Öğrenmedeki Sistem 3 boyutta Ele Alınıyor

    1)GÖRSEL BOYUT

    Bilinçaltının gücünden yararlanılacak imajinasyonlar aktivite edilerek gerçekleşir. Burada telkinler ve kişinin iç dinamiklerinden yararlanılır.

    2)İŞİTSEL BOYUT

    Yeterince duymadığınız bir dili içselleştirmeniz de zordur. Bardağı doldurmadan nasıl boşaltabilirsiniz ki. Yeterince veri girişi olabilmesi için çok sık bu dilin argümanları dinleme yoluyla kişiye aktarılır. Bu dinlemeler gece yatarken de devam eder. Zamanla öğrenmenin kendi sesiyle de entegre olarak sistemin işleyiş mekanizması içerisine dahil olur. Hatta İngilizce rüyalar görmeye başlar.

    3)İÇSELLEŞTİRME BOYUTU

    Düşünmeden konuşabiliyorsanız artık eğitimi içselleştirmişsiniz demektir. Bunun için yeterince tekrar ve uygulamanın içine girmeniz lazım ki bir eğitim ne kadar kullanılırsa o kadar içselleştirilir.

    Sadece 7 Günde İngilizce Öğreniliyor Mu?

    Sadece 7 Günde temel kavramlar ve dilin matematiksel yapısı öğretilir. Bu durum normal kurslarda 2 veya 2.5 ayda verilir. Bu eğitim 3 modülden oluşuyor. Temel kavramlardan sonra bunları geliştirmek için 2. Modüle katılması şiddetle önerilir. 3 Modül artık kendi alanında teknik terimleri de kullanabileceği düzeye getirmeyi hedefler. Tabi artık ders dışında da bütün algıları bu dili entegre etmek üzere çalışır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Otizm rehberi

    Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz. Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Sizin hatanız değil!

    Otizme neler yol açar?

    Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

    Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

    Yalnız değilsiniz!

    Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve her 150 çocuktan birini etkilediği kabul edilmektedir. Ayrıca, otizmin erkeklerdeki yaygınlığı, kızlardan üç-dört kat fazladır. Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülür. Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

    Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD – autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders – PDD) eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.

    Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir

    Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

    Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

    Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

    Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.

    Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.

    Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.

    OTİZMİN ÇEŞİTLERİ :

    Otizm ile ilgili birçok bozukluk “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” adı altında toplanmıştır. Bu gruba giren ve otizimle benzerlik gösteren bazı rahatsızlıkların özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

    *Otistik Bozukluk: Sosyal ilişki, iletişim ve hayali oyunlar kurma konularındaki bozukluklar görülür. Bu bozukluklar ilk üç yaş içerisinde ortaya çıkar. Basmakalıp davranışlar,ilgiler ve aktiviteler görülür.

    *Asperger Sendromu: Sosyal iletişimde bozukluklar, kısıtlı ilgi alanları ve faaliyetler gösterirler. Monoton ve mekanik olmamakla beraber dil gelişiminde gecikme olmaması, test edildiği zaman ortadan yükseğe kadar uzanabilen zeka düzeyi bulgularıyla karakterize edilir.

    *Rett Sendromu: İlerleyen bir bozukluktur. Çocuk ilk yıllarda normal bir gelişim gösterir. 1-4 yaşlarından itibaren kazandığı pek çok beceri geriler, ellerinin amacına uygun olarak kullanımı giderek yerini tekrarlayan el hareketlerine bırakır. Bu güne kadar yalnızca kız çocuklarında görülmüştür.

    *Başka Şekilde Adlandırılamayan Yaygın Zeka Gelişim Bozuklukları: Bu tanı çocuğa belli bir teşhis konulamadığı fakat pek çok konuda gelişim bozukluğu gösterdiği zaman konulur.

    OTİZMİN BELİRTİLERİ

    Eğer çocuğunuz:

     Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

     İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

     Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

     Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,

     Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,

     Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

     Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

     Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

     Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

     aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

     Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

     Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

     Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

    otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    Otizmin belirtileri nelerdir?

    Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların her birinde gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

    A. Sosyal İlişkilerde Güçlük

    1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak

    2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek

    3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı yeğlemek

    4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle ilgilendiğinde ise kayıtsız kalmak

    B. İletişim Zorlukları

    1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç konuşmamak

    2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak

    3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek

    4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara ilgi göstermemek

    C. İlgi ve Davranış Takıntıları

    1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin nasıl çalıştığı

    2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, eşyaların yerinin değişmesi

    3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da çırpınmak

    4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri döndürmek ya da sıraya dizmek.

    Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer alan otizm tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına sahip olmasını ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki

    kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için, iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir

    Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılar yer almaktadır.

    A. Sosyal Etkileşim Sorunları

    1. Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik:

    Sıra dışı göz kontağı özellikleri: Göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak.

    Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: Konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

    Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği uzaklıkları ayarlayamamak; başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

    Ses kullanımında sıra dışılık: Konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

    2. Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek:

    Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: Çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

    Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak; örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşmek.

    Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (örneğin, favori konularda) etkileşimde bulunmak.

    Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: Örneğin, işbirliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

    3. Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık:

    Yalnızlığı yeğlemek: Başkalarının genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (örneğin; TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb.) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

    Belli olay ya da durumlara başkalarının dikkatini çekme çabası göstermemek: Örneğin; şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

    Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başkalarının kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

    4. Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

    Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

    Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

    Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

    B. İletişim Sorunları

    5. Dil gelişiminde gecikme:

    İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.

    Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (örneğin, ‘baba git’) kullanmamak.

    Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dilbilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

    6. Karşılıklı konuşmada zorluk:

    Karşılıklı konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: Örneğin, bir kez konuşmaya başlayınca, konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

    Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.

    7. Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak:

    Başkalarının kendisine söylediklerini yinelemek.

    Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

    Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri yinelemek.

    Aşırı resmilik ve didaktiklik gibi konuşma özellikleri göstermek.

    8. Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

    Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

    Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, küpü mikrofon olarak) kullanarak oyun oynamamak.

    Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, Legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

    Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

    C. Sınırlı/Yinelenen İlgi ve Davranışlar

    9. Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak:

    İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı aşırı ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

    Bazı sıra dışı konulara aşırı ilgi duymak: Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

    İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntıları anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

    10. Belli düzen ve rutinlere ilişkin aşırı ısrarcılık:

    Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: Örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

    Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek: Örneğin, eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

    Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında aşırı tepki göstermek: En ufak bir değişiklik karşısında aşırı kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

    Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için, meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

    11. Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:

    Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

    Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

    12. Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:

    Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

    Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.

    Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

    Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

    TANILAMA SÜRECİ

    Otizmin tanısı nasıl ve kimler tarafından konur?

    Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır. Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak, davranışları farklıdır. Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur. Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

    Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır.

    1.Çocuk ruh hastalıkları uzmanı: Çocuk ruh hastalıkları uzmanı, çocuk ruh sağlığını değerlendiren, tanılayan ve tedavi eden doktordur. Çocuğunuzu gözler, sizinle görüşme yapar, tanı ölçütlerine göre çocuğunuzu değerlendirir, tıbbi muayenesini yapar ve tanısını koyar. Gerekirse tıbbi tetkik ve ilaç tedavisi önerir. İlaç, eğitime destek ve istenmeyen hareketleri kontrol altına almak amacıyla verilir. Otizmin ilaçla tedavisi henüz mümkün değildir.

    Değişiklikleri takip edebilmesi, gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için düzenli aralıklarla (yılda bir ya da iki kez) çocuğunuzu çocuk ruh hastalıkları uzmanına götürmelisiniz.

    2. Çocuk nörologu: Çocuk nörologu çocuklardaki beyin ve sinir sistemi sorunlarının uzmanıdır. Çocuk nörologu da otizme ilişkin değerlendirme yapabilir. Ayrıca, çocuğunuzda otizmle ilişkili olabilecek bazı hastalıkların (sara nöbetleri gibi) olduğu ya da otizm dışında başka sorunların varlığı düşünülürse, çocuk nörologu tarafından bazı tıbbi tetkikler (MR, BT, EEG vb.) ve tedaviler de yapılabilir. Ancak, bütün otizmli çocukların yalnızca dörtte birinde bu tür sorunlar görülür. Dolayısıyla, doktor tarafından mutlaka ihtiyaç olduğu söylenmediğinde, bu tetkiklerle kendinizi ve çocuğunuzu maddi ve manevi olarak yıpratmayın.Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu çıkartmanız gerekir.

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için ne yapmalısınız?

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız. Özürlü Sağlık Kurulu; iç hastalıkları, genel cerrahi, göz hastalıkları, kulak-burun-boğaz, nöroloji veya ruh hastalıkları uzmanlarından oluşur.

    OTİZM YELPAZESİNDE YER ALAN HER ÇOCUĞUN BİLMENİZİ

    İSTEYECEĞİ 10 ŞEY

    1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

    2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir.

    Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

    Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir.

    En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

    3) “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “ Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

    4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

    5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

    Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.
    Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

    6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

    7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

    8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

    9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!

    10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

    Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

    Eğitim

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrenciler yalnızca Türkiye’de değil dünyanın hemen her yerinde, özel eğitim çabalarından en az yararlanan özel gereksinimli öğrenci grubunu oluşturmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenleri, temel düzeyde genel ve özel eğitim bilgi ve becerisine sahip olmalıdırlar (ör., bireyselleştirme, sınıf yönetimi, etkili öğretim vb.).

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenlerinin sahip olmaları gereken özel nitelikler ise şunlardır:

    (a) otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin özellikleri ve gereksinimleri,

    (b) sosyal etkileşim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., sosyal öyküler, videoyla model olma vb.),

    (c) iletişim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., PECS, repliklerle iletişim öğretimi vb.),

    (d) bağımsız yaşam becerisi kazandırma yöntemleri (ör., etkinlik çizelgeleri, toplum temelli öğretim vb.),

    (e) duyusal ve çevresel düzenlemeler (ör., görsel stratejiler, rutinler vb.),

    (f) olumlu davranışsal destek.

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere, özellikle de Asperger sendromlular dışında kalan gruba yönelik eğitim çalışmaları, çok farklı biçim ve içeriklerde çalışmayı gerektirebilmektedir. Örneğin, pek çok çocuk, çok erken yaşta, bire-bir, yoğun ve kesintisiz davranışsal eğitim aldığında en hızlı ilerlemeyi gösterebilmektedir. Ya da, grup içinde çok yoğun bire-bir davranışsal eğitim verilmesi gerekebilmektedir. Tüm bu özellikler, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak öğretmenlerin çok özel donanımlara sahip olmalarını gerektirmektedir.

    Türkiye’de ise otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere öğretmen ya da uzman yetiştirmeye yönelik bir lisans ya da lisansüstü programı yoktur. Dolayısıyla, zihin engellilerin öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle de çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin eğitim gereksinimleri, diğer özel eğitim gruplarının gereksinimlerinden farklılaşmaktadır. Bu nedenle, zihin engelliler öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışırken önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

    EĞİTİM YÖNTEMLERİNE GİRİŞ

    Otizmli çocuklara erken yaşta, tercihen üç yaştan önce tanı konması büyük önem taşır. Çünkü otizmli bir çocuk özel eğitim almaya ne kadar erken başlarsa, o kadar hızlı ilerleyebilir. Otizmli çocuklara haftada en az 20 saat, tercihen 35-40 saat süreyle ve otizmli çocuklar için özel olarak hazırlanmış eğitim programlarıyla özel eğitim verilmesi gerekir.

    Özel eğitimin yanı sıra özel eğitime destek olarak verilen terapilerin en önemlileri dil-konuşma terapisi ve uğraşı terapisidi. ABD ve Kanada gibi pek çok gelişmiş ülkede, otizm başta olmak üzere çeşitli özür grubundan çocuklara destek hizmet vermek üzere okullarda dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri görevlendirilmektedir. Bu terapilerin finansmanı ise devlet ya da eyalet tarafından karşılanmaktadır.

    Dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri, çocuklara terapi hizmeti sunmanın yanı sıra, öğretmenlere ve ailelere de danışmanlık hizmeti sunarlar. Dil-konuşma terapistleri otizmli çocuklarda dil ve iletişim becerilerini geliştirmek için çeşitli terapiler uygularlar. Bu terapilerin temel hedefi, otizmli çocukların içinde bulundukları tüm ortamlarda iletişim kurmalarını sağlayacak iletişim becerilerini onlara kazandırmaktır.

    Bu amaçla, hem kendilerine yöneltilen konuşmaları daha iyi anlamaları, hem kendilerini daha anlaşılır şekilde ifade etmeleri, hem de karşılıklı konuşma başlatma ve sürdürme becerilerini kazanmaları sağlanmaya çalışılır. Dil-konuşma terapistlerinin otizmli çocuklarla sıklıkla kullandıkları yöntemlerin bazıları (örneğin, fırsat öğretimi) ilerleyen bölümlerde tanıtılmaktadır.

    Uğraşı terapistleri ise, otizmli çocukların günlük yaşam becerilerini, toplumsal becerilerini ve uyumsal davranışlarını geliştirmek ve davranış sorunlarını azaltmak amacıyla çeşitli terapiler yürütürler. Uğraşı terapistlerinin otizmli çocuklarda en sık uyguladıkları yöntem ‘duyusal bütünleştirme terapisidir’. Bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgileri ‘Terapi Yöntemleri’ bölümünde bulabilirsiniz.

    Otizmli çocuklarda özel eğitimin yanı sıra bazı terapi ve psikiyatrik tedavi yöntemlerine de başvurulabilir. Ancak, farklı terapi ve tedavi yöntemlerine başvurulması, özel eğitime olan ihtiyacı azaltmaz. Bu nedenle, ne tür bir terapi ya da tedavi alırsa alsın otizmli her çocuğun mutlaka ve öncelikle özel eğitim alması gerekir. Diğer yöntemler, özel eğitime yardımcı olabilir ama hiç biri özel eğitimin yerini alamaz.

    Yöntemlerin Seçilmesi Ve Değerlendirilmesi

    Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Tohum Otizm Vakfı web sitesinde bu yöntemlerin en bilinenlerine ve yaygın olarak kullanılanlarına yer verilmiştir.

    Bir eğitim, terapi ya da tedavi yönteminin yararları, bilimsel araştırma sonuçlarıyla ortaya konmalıdır. Ancak, bir yöntemle ilgili yapılan her bilimsel araştırma, o yöntemin işe yaradığını ya da yaramadığını gösteremez. Bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının bir yöntemin etkilerini gösterebilmesi için o araştırmanın iki özelliği taşıması gerekir:

    1. Araştırma ‘deneysel’ olmalıdır.*
    2. Araştırma ‘hakemli bilimsel dergi’de makale olarak yayımlanmış olmalıdır.**

    * Deneysel araştırmalar, deneysel kontrol sağlanarak yürütülen ve neden-sonuç ilişkisi kurmaya olanak veren araştırmalardır.
    ** Hakemli bilimsel dergiler, her makalenin yayımlanması için birden fazla uzmanın hakemliğine başvuran bilimsel dergilerdir.

    Uygulamalı Davranış Analizi

    Uygulamalı davranış analizi (ABA: Applied BehaviorAnalysis), davranışsal yöntem olarak da bilinmektedir. Bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışlarla ilişkili çevresel özellikleri objektif olarak analiz etmeye dayalıdır. Pek çok davranışın çevre tarafından bir şekilde ödüllendirildiği ya da cezalandırıldığı düşünülmektedir.

    Dolayısıyla, çeşitli ödül mekanizmaları ve çok gerektiğinde bazı caydırıcı mekanizmalar kullanılarak uygun davranışlar artırılmaya, uygun olmayan davranışlar ise azaltılmaya çalışılmaktadır. Otizmli bireylerde artırılması hedeflenen davranışlara örnek olarak taklit becerileri, oyun becerileri, sosyal beceriler, iletişim becerileri ve özbakım becerileri; azaltılması hedeflenen davranışlara örnek olarak ise öfke nöbetleri ve kendini uyarıcı (sterotipik) davranışlar verilebilir.

    Uygulamalı davranış analizinde bireye kazandırılmak istenen ya da bireyde azaltılmak istenen davranışlar sistemli bir gözlem ve kayıt tutmayla belirlenir. Daha sonra bu davranışlara müdahalede bulunulur ve aynı gözlem ve kayıt tutma yöntemleriyle müdahalenin etkililiği değerlendirilir. Normal gelişim gösteren çocuklar öğrendikleri bir davranışı birden fazla ortamda uygulayabilirken (genellerken), otizmli çocuklara bu becerileri genelleyebilme; bir başka deyişle, farklı ortamlarda kullanabilme becerileri de öğretilir.

    Uygulamalı davranış analizinde, otizmli çocuklarda görülen problem davranışların azaltılması ile ilgili özel programlar hazırlanır. Bu yöntemde, davranışın nedeni kişilerde değil, kişinin çevreyle etkileşiminde görülür. Bu nedenle, problem davranış azaltılmaya çalışılırken öncelikli olarak davranış öncesi, davranış ve davranış sonrası durumların ya da olayların gözlenmesi gerekir. Daha sonra ise davranışa zemin hazırlayan durumlar ortadan kaldırılır, azaltılmak istenen davranış ortaya çıktığında görmezden gelinir ya da caydırılır (örneğin, çocukpuan kaybeder) ve problem davranışa alternatif olarak artırılmak istenen davranışlar etkili şekilde ödüllendirilir.

    Otizmli çocuklara yönelik uygulamalı davranış analizi çalışmalarında:

    ► Çocuğun uyanık olduğu her an,

    ► Çocuğun bütün davranışlarını hedef alan,

    ► Çocuğun yaşamının geçtiği tüm çevrelerde,

    ► Çocuğun yaşamındaki tüm önemli kişiler tarafından,

    ► Haftada 20-40 saat uygulanan olabildiğince erken yaşta başlatılan eğitim hedeflenir.

    Uygulamalı davranış analizinin otizmli çocuklar için nihai hedefi, bu çocukların akranlarıyla birlikte kaynaştırma programlarına devam edebilecek düzeye gelmeleridir.

    Uygulamalı davranış analizi otizmde uygulanan diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında, başarısını deneysel araştırmalarla bilimsel olarak gösterebilen tek yöntem olarak dikkat çekmektedir. Örneğin, Lovaas ve meslektaşları tarafından yürütülen deneysel çalışmalarda, iki yıl süreyle uygulamalı davranış analizine dayalı eğitim alan çocukların %90’a yakınında çok önemli zekâ ve sosyal gelişim kazançları görülmüştür. Dahası, bu çocukların yarısına yakınının zekâ ve uyum açısından normal gelişim gösteren çocuklardan önemli bir farkları kalmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirtilen gelişmelerin ergenlik döneminde de korunduğu saptanmıştır. Deney grubundaki çocuklarla aynı özellikleri taşıyor olup böyle bir eğitim alma şansı olmayan çocuklardan oluşan kontrol grubunda bu gelişmelerin hiçbiri gözlenememiştir.

    Uygulamalı davranış analizinde çeşitli teknikler yer alır ve bu teknikler otizmli bireylerin eğitiminde çok çeşitli şekillerde kullanılır. Ayrıca, bu tekniklerin farklı şekillerde bir araya getirilmesiyle de çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bu uygulamaların belli başlıları ilerleyen bölümlerde kısaca açıklanmaktadır.

    Lovaas yöntemi olarak da bilinen ayrık denemelerle öğretim (DTT: Discrete Trial Teaching), bire bir öğretim oturumunda art arda pek çok öğretim sunumu yapılmasıdır. Bu sunumlarda çocuğa bir soru, komut ya da araç yöneltilir; karşılığında çocuktan bir tepki beklenir; doğru tepkiler ödüllendirilir; yanlış tepkiler ise düzeltilir. Bu sistemle otizmli çocuklara tüm gelişim alanlarından beceriler kazandırılabilir.

    Ayrık denemelerle öğretimin daha sistematik biçimi olan yanlışsız öğretimde ise öğretim sırasında çeşitli ipuçları kullanılır. Böylece, çocuğun yanlış yapma olasılığı en aza indirilir. Çocuk ipuçları yardımıyla belli davranışları yapar hale geldikten sonra bu ipuçları yavaş yavaş ortadan kaldırılır.

    Ayrık denemelerle öğretimin otizmli çocuklar için kritik beceri alanları olan taklit, eşleme ve sınıflama, alıcı dil, oyun, özbakım vb. becerilerin kazandırılmasındaki etkililiği çeşitli deneysel araştırmalarla gösterilmiştir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    b. Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

    Erken yoğun davranışsal eğitim (EIBI: Early Intensive Behavioral Intervention) 40 yılı aşkın bir s üre önce Lovaas’ın öncülüğünde UCLA’de (Los Angeles’daki California Üniversitesi) başlatılan ve çok çeşitli deneysel araştırmalarla desteklenen bir uygulamadır. Uygulama olabildiğince erken yaşta ve bire bir öğretimle başlatılır ve haftada 20-40 saat olarak yürütülür. Uygulamada önceleri ayrık denemelerle öğretim tekniği kullanılırken giderek başka teknikler ve grup eğitimi de işin içine katılır. Uygulama çoğunlukla her çocuğun kendi evinde yürütülür. Ayrıca, tüm gelişim alanlarını kapsayan bir müfredat izlenir.

    Yapılan araştırmalarda bu tür eğitim alan çocukların yarısına yakınının tüm alanlarda çok büyük ilerleme gösterdiği ve eğitimlerinin geri kalanını kaynaştırma ortamlarında akranlarıyla birlikte sürdürebildiği görülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    c. Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretimde (activity schedules), çocuğa öğretilecek beceri küçük basamaklara bölünür ve bu basamakları gösteren bir görsel çizelge (örneğin, fotoğrafı defter) hazırlanır. Daha sonra ise çocuğun bu çizelgeyi takip ederek (örneğin, defterin sayfalarını çevirerek), her bir basamağı yapması sağlanır. Basamakları yapabilmesi için çocuğa fiziksel yardım sunulur. Örneğin, çocuğun arkasında durulup elinin üzerinden tutularak defterin sayfasını çevirip fotoğrafta gördüğü şekilde aracı tutması sağlanır. Öğretim sırasında kullanılan ipuçlarının sistematik olarak sunulmasında ve ortadan kaldırılmasında ise yanlışsız öğretim tekniklerinden yararlanılır.

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretim otizmli çocukların başkalarından bağımsız olarak çeşitli becerileri, özellikle de özbakım, günlük yaşam ve serbest zaman becerilerini yerine getirebilmelerini sağlamada çok etkilidir. Çocuğun özelliklerine göre çizelge olarak, tek sayfalı ya da çok sayfalı yazılı ya da görsel materyaller kullanılabileceği gibi, bilgisayar gibi teknolojik araçlar da kullanılabilir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    d. Replik Silikleştirmeyle Öğretim

    ya da dinlemesi ve tekrarlaması sağlanarak otizmli çocuğa sosyal ortamlara uygun sözel iletişim becerileri ve karşılıklı konuşma becerileri kazandırılır. Örneğin, bir çocuğun repliği öğle yemeği sırasında yanında oturan arkadaşına sabah neler yaptığına ilişkin sorulacak bir sorudan; bir başka çocuğunki ise birinin yanından ayrılırken “görüşürüz” demekten oluşabilir. Yazılı ya da sözlü olarak sunulan replik modelleri zamanla ortadan kaldırılır.

    Böylece, çocuk herhengi bir yardım olmaksızın o ifadeyi uygun zamanlarda kullanır hale gelir. Bu sistemin etkililiğini gösteren çeşitli deneysel araştırmalar mevcuttur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    e. Videoyla Model Olma

    Videoyla model olma (video modeling) uygulamasında, çocuğun model alması istenen becerilerin yerine getirilişi videodan çocuğa gösterilir. Videodaki görüntü bir başka çocuğa ya da yetişkine ait olabileceği gibi, çocuğun kendisine de ait olabilir. Çocuk öğrenmesi planlanan becerileri; örneğin, çiftlik hayvanlarıyla hayali oyun oynama becerilerini videodan izler. İzlerken önünde aynı araçlar bulunur. Çocuğa görüş alanının dışından sunulan fiziksel yönlendirmelerle çocuğun videoda izlediklerinin aynısını yapması sağlanır. Örneğin, çocuğun ellerinin üzerinden tutularak ekranda gördüğü hayvanları hoplatma davranışı yaptırılır. Çocuğa sunulan yardım sistematik olarak ortadan kaldırılır ve öğretim sırasında çeşitli ödüllendirme sistemleri kullanılır.

    Videoyla model olmanın sosyal, iletişimsel, oyun, özbakım ve günlük yaşam becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    f. Fırsat Öğretimi

    Fırsat öğretimi (incidental teach’mg), iletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılan biryöntemdir. Fırsat öğretimi uygulamaları için çocuğun iletişim girişiminde bulunmasına zemin hazırlayacak bir çevresel düzenleme yapılır. Örneğin, çocuğun görebileceği ama ulaşamayacağı bir yere çocuğun çok sevdiği bir oyuncak konur.

    Çocuk oyuncağa uzanma girişiminde bulunduğunda ise çocuğun oyuncağı istemek için sözel ya da jestsel bir iletişimsel davranış yapması cesaretlendirilir. Çocuğun iletişimsel çabaları, çocuğun istediği yerine getirilerek ödüllendirilir. Giderek çocuktan daha gelişmiş iletişimsel davranışlar beklenir ve gerektiğinde çocuğa model olunur.

    Yapılan deneysel araştırmalar fırsat öğretiminin özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda etkili olduğunu ve kazanılan iletişim becerilerinin genellenme olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

    Temel tepki öğretimi (PRT: Pivotal Response Training) adıyla bilinen teknik de fırsat öğretiminin bir uyarlaması olup otizmli çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    g. İşlevsel Değerlendirme ve Analiz

    İşlevsel değerlendirmeye analiz, geleneksel davranış yönetimi sistemlerine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. Uygulamanın amacı, davranış sorunlarının işlevlerini belirleyerek aynı işlevlere yönelik uygun davranışlar kazandırmaktır. Davranış sorunlarının temel işlevlerinin başkalarının ilgisini elde etmek, nesne ya da etkinlik fırsatı elde etmek, istenmeyen etkinliklerden kaçmak ya da duyusal haz elde etmek olduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli çocuklarda sık rastlanan öfke nöbetlerinin genellikle ilk üç işleve hizmet ettiğini; kendini uyarıcı davranışların ise esas olarak duyusal haz elde etme işlevine sahip olduğunu göstermektedir. Bu işlevlere yönelik uygun davranışların kazandırılmasında, başta ödüllendirme olmak üzere davranış artırmaya yönelik teknikler (örneğin, şekil verme ve zincirleme) kullanılmaktadır.

    Uygulamanın etkililiğine ilişkin çeşitli deneysel araştırma bulguları söz konusudur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    h. PECS

    PECS (Picture Exchange Communication System/Resim Değiş Tokuşuna Dayalı İletişim Sistemi), Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından geliştirilmiş olan bir alternatif iletişim sistemidir. PECS’de çocuğa, istediği bir nesneyi ya da etkinliği elde etmek için, o nesnenin ya da etkinliğin resmini karşısındakine vermesi öğretilir. PECS konuşamayan ya da konuşmayı işlevsel olarak kullanamayan herotizmli çocuğa öğretilebilir.

    PECS öğretimi altı aşamaya ayrılmıştır. İlk başta gereksinimini tek bir resimle anlatan çocuk, zamanla değişik resimleri ayırt etmeyi ve resimlerle cümleler kurmayı öğrenir. Resimler ve cümleler taşınır bir cırtcırtlı klasöre konur. Bunun amacı, çocuğun istediği zaman, istediği yerde yeni bir cümle kurarak iletişime geçmesine fırsat vermektir. PECS sistemi arkadaşlarla etkileşimde bulunma, sırasını bekleme ve oyun oynama becerilerini geliştirmek amacıyla da kullanılır.

    Yapılan araştırmalar PECS öğrenen çocukların önemli bir bölümünün işlevsel iletişim kurabildiklerini; bu çocukların bir bölümünde resimlerle iletişimin yanı sıra konuşmanın da geliştiğini; davranış sorunlarının ise azaldığını göstermektedir. Öte yandan, PECS’in belirli bir evresinde takılan ya da PECS’ten yeterince yararlanamayan otizmli çocuklarda bulunmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    i. Sözel Davranış

    Sözel davranış (VB: Verbal Behavior/AVB: Applied Verbal Behavior) yöntemi, Skinner’ın 1957 yılında dil gelişimine ilişkin yazmış olduğu “Sözel Davranış” başlıklı kuramsal kitapta öne sürdüğü görüşlerin otizmli çocuklara iletişim becerileri kazandırmak amacıyla kullanılmasıdır. Bu yöntemde çocuklara işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla çeşitli davranışsal uygulamalar yapılır. Bu uygulamalarda öncelikle istek bildirme (mand) ve isimlendirme/betimleme (tact) becerilerini kazandırmak hedeflenir. Daha sonra ise daha üst düzey iletişim becerilerini kazandırmak için planlama yapılır.

    Sözel davranış yönteminde alıcı dil becerilerinin belli bir düzeye gelmesi beklenmeksizin, ifade edici dil becerileri üzerinde çalışılmaya başlanır. Bu yöntemde her zaman için işlev biçimden daha önemli görülür. Dolayısıyla, ilk basamak olan istek bildirme öğretimi sırasında çocuğun gerçek bir istek bildirme bağlamında konuşma, jest, işaret ya da herhangi bir başka yolla istek bildirmesi ve isteğine ulaşması sağlanır. Bu öğretimi, diğer dil becerilerinin öğretimi izler.

    Sözel davranış öğretiminde, her bir kavrama ilişkin olarak çocuğun aşağıda sıralanan becerileri yerine getirmesi sağlanmaya çalışılır:

    • Su içmek istediğinde su istemesi,

    • Sorulduğunda suyu göstermesi,

    • Ne içtiği sorulduğunda “su” demesi,

    • “Elini neyle yıkarsın?” diye sorulduğunda yanıtlaması.

    Bu yöntem oldukça mantıklı görünmekle ve alandaki önemli uzmanlar tarafından önerilmekle birlikte, otizmli çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin yayımlanmış bilimsel araştırma bulgusu sınırlıdır. Ayrıca, bu yöntemin ayrı bir yöntem olmayıp uygulamalı davranış analizi içindeki teknikleri yeni bir harmanlamayla kullandığı yönünde görüşler de öne sürülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    TEACCH

    TEACCH (Treatment and Education ofAutistic and Related Communication Handicapped) ıgyo’li yıllarda Eric Schopler tarafından ABD’nin Kuzey Karolayna eyaletinde geliştirilmiş olan ve yapılandırılmış öğretim olarak da bilinen biryöntemdir. Programda otizmli çocuğun becerileri, ilgi alanları ve gereksinimleri temel alınır. Bu yöntemde, çocuğun çevreye uyması değil, çevrenin çocuğa uyması amaçlanır. Dolayısıyla, fiziksel ortam özel olarak yapılandırılır, etkinlikler tahmin edilebilir şekilde düzenlenir, takip edilebilecek görsel planlar hazırlanılır ve yapılandırılmış çalışma alanları kullanılır. Çocuklar kendilerine ait çalışma köşelerinde görsel planlarını takip ederek belli becerileri yerine getirirler. Böylece başkalarına bağımlılıkları en aza indirilmeye çalışılır.

    Tüm dünyada ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasına karşın TEACCH’in otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren araştırmaların çoğu betimsel nitelikte olup, deneysel araştırma özelliği göstermez. Dolayısıyla, TEACCH’in başka yöntemlere kıyasla etkilerini gösteren deneysel araştırmalara gereksinim vardır.

    İlişki – Temelli Yöntemler

    İlişki-temelli (relationship-based) yöntemler, çocuklarda duygusal gelişimi ve bağlanmayı ön planda tutan yöntemlerdir. Bu yöntemler içinde en popüler olanlar Floortime (DIR) ve RDI’dır. Bu yöntemlerde çocukla serbest oyun ortamlarında sosyal etkileşimlerde bulunmak esastır. Böylece çocuğun sosyal etkileşimlerde bulunma becerilerini geliştirmek ve bu becerilerden keyif almasını sağlamak hedeflenir.

    Etkileşimler sırasında çocuğun liderliği izlenir ve çocuğun her yaptığının derin bir anlamı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, çocuğun yaptıkları engellenmez ya da kesintiye uğratılmaz; tam tersine, çocuğun yaptıklarına benzer şeyler yaparak çocukla etkileşimde bulunmaya çalışılır. Floortime’dan farklı olarak RDI’da dinamik zekayı geliştiren etkinliklerin de yer aldığı öne sürülmektedir. Ancak, bu etkinliklerin nasıl yapıldığı kaynaklardan tam olarak anlaşılamamaktadır.

    Otizmdeki en temel yetersizlik alanlarından biri sosyal etkileşim olduğu için, ilişki-temelli yöntemler uygulamacılara ve ailelere çekici gelebilmektedir. Ancak, bu uygulamaların etkilerini gösteren çalışmalar vaka örneklerinin ya da betimsel çalışmaların ötesine geçmemektedir. Dolayısıyla, etkileri deneysel araştırmalarla gösterilmedikçe, bu yöntemleri bilimsel dayanaklı kabul etmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Sosyal Öyküler

    Sosyal öyküler (socialstories), eğitimci Carol Gray tarafından çocukların eğitiminde kullanılmak üzere 1991 yılında geliştirilmiştir. Sosyal öyküler hazırlanırken, okuma-yazma bilen çocuklarda basit cümlelerden, okuma-yazma bilmeyen çocuklarda da resimlerden yararlanılarak öyküler hazırlanır. Hazırlanan öyküler çocuklara sosyal ortamlarda ne yapmaları gerektiğini anlatır. Sosyal öyküler ile belli sosyal becerileri öğrenen çocuk öykünün sahibi olmalıdır; yani öykü onun için yazılmış olmalıdır.

    Bu öykülerin çoğu sosyal davranışın içindeki “nasıl”ı ve bazı “neden”leri açıklamaktadır. Her öykü, çocuğun anlamakta güçlük çektiği durum hakkında ayrıntılı bilgi vererek başlar. Sonra öykünün nerede geçtiği, kimlerin olduğu, çekilen zorluğun doğası ve gerçek yaşamda ne olduğu öyküye dahil edilir. “Genelde” ya da “yapmayı, etmeyi deneyeceğim” sözleri cümlelerde kesin sözler yerine tercih edilir. Bunun sebebi hata veya istisnaya da yer vermektir. Çünkü otizmli çocuk kendisine söyleneni anladıktan sonra kuralda yapılacak bir değişikliği ya da uyarlamayı kabul etmekte çok zorlanır.

    Sosyal öykülerin otizmli çocuk davranışları üzerindeki etkilerini gösteren deneysel araştırma bulguları yeterli düzeydeydin

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Kolaylaştırılmış İletişim

    Yardımlı iletişim olarak da bilinen kolaylaştırılmış iletişim (FC: Facilitated Communication), sözel iletişim kuramayan otizmli çocuklarla kullanılan bir alternatif iletişim yöntemidir. Bu yöntem, çocuğun mesajının, biryardımcınm fiziksel desteğiyle yazılı hale getirilmesidir. Yardımcı, çocuğun elinden ya da bileğinden tutarak çocuğun klavye üzerinde yazı yazmasına yardımcı olur. Bazı sistemlerde çocuğun yazdıkları sözlü hale dönüşür. Bu yöntemin kullanılabilmesi için otizmli çocuğun okuma-yazma bilmesi gerekir. Yardımcının çocukla doğrudan kontağı olduğu için, istemeden de olsa iletişimi etkileyebileceği, çocuğu kendi doğrultusunda yönlendirebileceği, bu iletişim yönteminin şiddetle eleştirilmesine neden olmuştur. Yapılan araştırmalarda, çocuğu tanımayan yardımcıların desteğiyle anlamlı cümleler üretilemediğini göstermektedir. Dolayısıyla, yazılan mesajların çocuktan çok yardımcıya ait olduğu düşünülmektedir.

    1994 yılında Amerikan Psikologlar Birliği bu yöntemin bilimsel olmadığı yönünde bir görüş yayımlamıştır. Günümüzde, bu konuda daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı çünkü yapılan araştırmaların yöntemin etkisizliğini göstermede ikna edici olduğu kabul edilmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Duyusal Bütünleştirme Terapisi

    Duyusal bütünleştirme (SI: Sensory Integration) terapisi, otizmli çocuklarda duyu organlarının sağladığı bilgileri algılama, işleme ve anlamlandırma yeteneğinde bazı sorunlar olduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu sorunları gidererek ve duyusal bütünleştirme yeteneğini geliştirerek zihinsel işlevleri artırıp, davranış sorunlarını azaltmayı hedefler.

    Genellikle uğraşı terapistleri tarafından yürütülen duyusal bütünleştirme etkinlikleri arasında; vücudu fırçalamak, dizleri ve dirsekleri sıkıştırmak, hamakta sallanmak vb. sayılabilir. Birde, duyu diyeti adı verilen uygulamalar söz konusudur. Duyu diyetine örnek olarak vücut çorabı ya da ağırlıklı yelek giymek verilebilir.

    Duyusal bütünleştirme otizm alanında 1970’lerden bu yana yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, henüz yeterli bilimsel dayanağa sahip değildir. Yapılan kapsamlı bir araştırma derlemesi, ikna edici deneysel araştırma bulgusu eksikliğine işaret etmektedir (Baranek, 2002).

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir

    İşitsel Bütünleştirme Terapisi

    İşitsel bütünleştirme terapisi (AİT: Auditoıy Integration Training) ıgöo’lı yıllarda Berard tarafından Fransa’da geliştirilmiş olup, daha sonraları Tomatis, Earobics, Fast for Words gibi isimlerle de uygulanmaya başlamıştır. İşitsel bütünleştirme terapisinin başında çocuğun hangi frekanslara karşı aşırı hassas olduğu belirlenir ve terapi seanslarında bu frekanslardan arındırılmış olan müzikler çocuğa kulaklıklardan dinletilir. Bu yöntemin bazı seslere ilişkin aşırı hassasiyeti ve davranış sorunlarını azalttığı yönünde araştırmalar olduğu gibi, işe yaramadığı ya da davranış sorunlarını artırdığı yönünde de araştırmalar vardır.

    Altı deneysel araştırmanın verilerini tekrar inceleyerek 2006 yılında bir sistematik derleme çalışması yürüten Sinha ve arkadaşları, bu araştırmalarda çeşitli yöntemsel sorunlar olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla, işitsel bütünleştirme terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerinin henüz bilimsel temele dayanmadığına karar vermişlerdir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da

    Müzik Ve Dans Terapisi

    Müzik terapisi birlikte şarkı söyleme, enstrüman çalma ve müziğe dansla eşlik etme etkinlikleri aracılığıyla sertifikalı terapistler tarafından uygulanan terapi yöntemidir. Otizmli çocuklarda müzik terapisinden umulan yararlar şöyle sıralanabilir:

    Duygusal bağ kurma: Müzik terapisinde yer alan etkinliklerin çocuğun terapistle

    ve başkalarıyla duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olması beklenir.

    Sözel ve bedensel dilin kullanımını artırma: Müziğin iletişim isteklerini artırması beklenir.

    Davranış sorunlarını azaltma: Enstrüman kullanımı ve dans sırasında çocuğa

    görsel, dokunsal ve işitsel uyaranlar birlikte ulaşır. Bu uyarılmanın çocuğun ince

    ve kaba devinsel gelişimini artırabileceği, kendisinin farkına varmasını

    kolaylaştırabileceği ve uygun olmayan davranışlarını azaltabileceği düşünülür.

    Başarı duygusunu yaşatma: Enstrüman çalmak, şarkı söylemek ya da dans etmek çocuğun başarı duygusu yaşamasını sağlayabilir.

    Müzik terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren çalışmaların çoğu deneysel olmayan çalışmalardır. Ancak, müzik terapisinin olumlu etkileri bir meta-analizi (yayımlanmış çalışmaların verilerinin yeniden analizi) araştırmasıyla da gösterilmiştir

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    Sanat Terapisi

    Sanat terapisinde; resim, seramik, heykel vb. plastik sanatların bireyin kendini ifade etmesine aracılık ederek bireyin duygusal olarak rahatlamasını sağlaması hedeflenir. Diğer bir deyişle, sanat terapisi, bireyin başka yollarla ifade edemediği duygu ve düşüncelerinin sanatsal üretimlerle açığa çıkmasını sağlamaya çalışır.

    Sanat şemsiyesi altındaki herhangi bir terapi yönteminin ana amacı, estetik yönün yaşanması ve ortaya çıkabilmesi için güvenli ve yargılamayan bir ortamın oluşturulmasıdır. Sanatsal etkinliğin doğası, etkin şekilde bir nesne ile uğraşmayı, risk almayı ve bireyin kendini ifade etmesini içermektedir.

    Sanat yapılırken; şekillerin ve hacmin bilişsel gelişime; renklerin, kokuların ve dokuların duyulara; genel sürecin ise fiziksel koordinasyona yararı olduğu varsayılır. Böylece, hem estetik farkındalığın, hem de çeşitli becerilerin gelişmesi beklenir. Sanatın, çocuğu cesaretlendirerek, onu teşvik ederek iletişim yolunu açacağı umut edilir.

    Otizmli çocuklarda sanat terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Drama Terapisi

    Drama terapisinde amaç, sahne sanatlarında yer alan rol oynama, öykü anlatma vb. etkinlikleri kullanarak kişilerin duygusal gelişimlerine ve kendilerini ifade etmelerine katkıda bulunmaktır. Drama terapisi sırasında uygun olmayan davranışlar da çeşitli yaratıcı hareketlere dönüştürülmeye çalışılır. Terapiden beklenen yararlardan biri de bireyin yaratıcı kapasitesine ulaşmasına yardım etmektir. Bazı oyun yöntemleriyle nesneleri araç olarak kullanarak, insanlarla ilişki kurmak geliştirilmeye çalışılır.

    Otizmli çocuklarda drama terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Yunuslarla Terapi

    Yunuslarla etkileşim terapisi (DAT: Dolphin-Assisted Therapy) olarak da bilinen yunuslarla terapi; ABD, İsrail, Rusya ve Meksika başta olmak üzere pek çok ülkede ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla açılan terapi merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Bu merkezlerde otizmli çocuklar önce iskeleden, daha sonra ise suyun içine girerek yunuslarla etkileşmektedir.

    Yunuslarla terapinin çeşitli engel grubundan çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğu yönünde çeşitli araştırmalar vardır ve bunların bir bölümü deneysel araştırma olarak yürütülmüştür. Ancak uzmanlar, bu araştırmaların tümünde çok ciddi yöntemsel hatalar olduğu hususunda birleşmektedir. Dolayısıyla, bilimsel çevrelerde, yunuslarla terapinin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkilerini gösteren güvenilir deneysel araştırma bulgusu olmadığı görüşü ağırlıklıdır.

    Yukarıda belirtilen hususlara ek olarak, yunuslarla yürütülen terapi çalışmaları çevreci örgütlerin de tepkisini çekmektedir. Pek çok çevreci örgüt, yunuslar üzerinden bu şekilde para kazanılmasına şiddetle karşı çıkmakta ve yunusların özgürlüklerine kavuşturulması için kampanyalar yürütmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Ata Binme Terapisi

    Ata binme terapisi (hippoterapi), başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede, çeşitli engel grubundan çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır. Ata binme terapisinin temel hedefi binicilik becerileri kazandırmak değil, ata binmenin sağlayacağı duyusal ve devinsel girdilerden yararlanılmasını sağlamaktır. Ata binme terapisinin yöneldiği en yaygın engel grubu serebral palsili çocuklardır.

    Öte yandan, otizmli çocuklarla yürütülen ata binme terapisi çalışmaları da hızla yaygınlaşmaktadır. Ancak, yayımlanan araştırmaların neredeyse hiçbirinde otizmli çocuklaryer almamıştır.

    Serebral palsili çocuklarla yürütülen çalışmaların sonuçları ise, bazı devinsel becerilerde olumlu etkiler görüldüğü yönündedir. Ancak, daha kontrollü deneysel araştırmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçektir.

    Sonuç olarak, ata binme terapisi adı altında yapılan etkinliklerin otizmli çocuklarda, hobi ötesinde bir yararı olduğunu öne sürmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Psikiyatrik Tedavi Yöntemleri

    Otizmli çocukların aşırı hareketlilik, öfke nöbetleri ve takıntılar gibi davranış sorunlarını azaltmada ve dikkatlerini artırmada çeşitli psikiyatrik ilaçlardan yararlanılır. İlaç tedavisine ilişkin olarak çocuğu değerlendiren, ilaç tedavisine karar veren ve bu tedaviyi uygulayan hekimler, çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu ilaçların hangilerinin, hangi dozajlarda kullanılması gerektiği büyük önem taşır. Bu nedenle, kullanılan ilaçların etkilerinin ve yan etkilerinin uzman doktorlar tarafından çok yakından takip edilmesi gerekir. Dolayısıyla, ilaç tedavisi gören çocuklar yılda bir ya da iki kez kontrole götürülmelidir.

    Psikiyatrik ilaçların yukarıda belirtilen davranışlar üzerindeki bazı olumlu etkilerini gösteren araştırma bulguları vardır. Bu konuda daha fazla bilgi için bazı Amerikan Pediat

  • Akupunktur eğitimi; amaç ve beklentiler

    Akupunktur eğitimi; amaç ve beklentiler

    90’ların sonlarında Sağlık Bakanlığı ülkemizde akupunktur eğitiminin “yalnızca” tıp fakültelerinde verilmesine karar verdi.
    Ülkemiz tıp fakültelerinde akupunktur eğitimi yapmakta bir çok amaç bir arada yer almaktadır:
    Dünyada ve ülkemizde gittikçe yaygınlaşan bu yöntemin uygulayıcılarının sayısını arttırmak,hekimlerimizin yurtdışında ciddi ekonomik harcamalarla kurslara katılarak akupunktur öğrenme gereksinimlerini ülkemiz sınırlarında karşılayarak varolan ekonomik kaybı ortadan kaldırmak, akupunkturun eğitilmiş hekimler tarafından uygulanmasını sağlamak, akupunkturu bilimsel yöntemlerle sorgulayan hekimlerin yetişmesini sağlamak, akupunkturun bilim olması yolunda gerekli olan unsurlardan birini daha yerine getirmiş olmak.

    Sertifika sahibi her bir akupunkturist kişisel hayat görüşü ve bireysel koşulları doğrultusunda bu amaçlardan birine cevap verir konumda bulunacaktır.

    İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı, Akupunktur Tedavisi Uygulama ve Araştırma Birimi, sonlandırdığı 480 saatlik akupunktur eğitimine başlarken her ne kadar bu amaçların her birine hizmet vermeyi hedeflese de birincil amacını akupunkturun bilim olma serüvenine katkıda bulunabilecek, akupunktur uygulamalarını bilimsel tavırla var edebilecek, üslupları ile saygın hekimlerin yetiştirilmesi olarak belirlemiştir.
    Sanırım bu amaç akupunkturun yaşamakta olduğumuz sorunlarını gidermek için doğru bir başlangıçtır.

    Akupunkturun günümüzdeki konumunu tanımlayabilmek ve ilerde olması gerekenleri öngörebilmek için tabi ki geçmişe doğru bakıp, payımıza düşeni doğru almak gereklidir.

    80’li yıllarda kurulan Akupunktur Derneği ve İstanbul Akupunktur Derneği ülkemizde akupunkturun tanınması ve yaygınlaşması için çalışmalara başlamışlar ve halen sürdürmektedirler. Bu iki derneğin bakanlık nezdinde verdikleri uğraşlar sonucu akupunktur; Sağlık Bakanlığı’nca 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

    Sağlık Bakanlığı’nca; derneklerinde katılımı ile oluşturulan Akupunktur Üst komisyonu günümüze kadar çalışmalarını sürdürmüş ve sürdürmektedir.
    95 yılında Sağlık Bakanlığı, ülkemizde akupunktur uygulayıcılarının eğitimlerinin Akupunktur Üst Komisyonu’nca değerlendirilmesine ve eğitimleri uygun görülenlere Akupunktur Uygulama Sertifikası verilmesine karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda o güne kadar dernekler tarafından yapılan eğitim organizasyonlarına katılan ve yurt dışında eğitimlere katılmış akupunkturistlerin belgeleri değerlendirilmiş ve uygulama sertifikaları verilmiştir.

    Bu uygulama akupunkturu, isteyen hekimin yapabileceği bir uygulama olmaktan çıkarmış ve bir akupunkturist (akupunktur uygulayıcısı) tanımı yaratmıştır.

    Akupunkturun bilim olabilmesi için birinci koşul akupunkturu yöntemince uygulayan ve sonuçları bilimsel yöntemlerle orta koyabilen akupunkturistlerin varlığıdır. Bu akupunkturistlerin çalışmalarını yapabilecekleri üniversite çatısı altında yer alacak Akupunktur Tedavisi Uygulama ve Araştırma Birimlerinin oluşturulması kadar önemli bir diğer yapı bu çalışmaların sunulabileceği bilimsel platformlar olan ulusal kongrelerdir.

    Akupunktur bilimsel bir yöntemdir. Akupunktur noktasının varlığı somuttur. Bu noktaların uyarılması sonucu ortaya çıkan sonuçlar tekrarlanabilir, ölçülebilir ve sorgulanabilir. İşte bu temel bilgi akupunkturun bilim olmasını sağlayacak kapıdır.

    Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Akupunktur Üst Komisyonunun, tıp fakülteleri ve diğer hastanelerde akupunktur uygulama birimlerinin kurulması önerileri çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’na bağlı Akupunktur Araştırma ve Uygulama Birimi oluşturulmuştur. Bu birimde hastalara poliklinik hizmeti verilmekte, akupunktur ile tedavi olabileceği tanımlanmış problemler için akupunktur uygulaması yapılmaktadır. Elde edilen sonuçlar ise akupunkturun bilimsel temellerini destekleyici olgular olarak değerlendirilmektedir.

    Geçmişte tamamen usta çırak ilişkisi ile var olan akupunktur eğitimi, 94 ve 97 yıllarında Akupunktur derneğinin başlattığı programlı eğitimlerden sonra tıp fakülteleri bünyesinde yapılan programlı eğitimlere dönüşmüştür. Bu durum akupunktur eğitimi almak isteyen hekimlerimizin bu bilgiye daha kolay ulaşmasını sağlamanın ötesinde daha kapsamlı ve standart bir bilgi edinmelerini sağlayacaktır. Bu eğitim çalışmaları ülkemizde akupunktur konusunda ortak bir dil ve tavır yaratacaktır.
    Tüm bu gelişmelerin ışığında akupunktur olması gereken yere doğru ilerliyorsa da bu ilerleyişin daha sağlam ve hızlı olmasını sağlayacak olan akupunkturun bilimsel bir yöntem olduğunu ve günü geldiğinde tıbbın bir bilim dalı olması gerektiğini düşünen, çalışmalarını ve söylemini bu doğrultuda kuran hekimlerin yetiştirilmesidir.

    Yalnızca obezite tedavisi yapıyorum kolaycılığına yönelmeden, akupunktur ile yaklaşılabilecek tüm semptomları akupunkturun başarı ile ortadan kaldırabildiğini göstermenin ve elde ettikleri sonuçları bilimsel yöntemler ile ortaya koymanın uygulama birimimizdeki kurs sonucu sertifika alan hekim arkadaşların birincil görevi olacağı umudunu taşıdığımı belirtmek isterim.

    Hiç kuşku yok ki tüm akupunkturistlerin üreteceği bilimsel bilgi akupunturun bir gün bilim olmasını sağlayacak yegane etkendir.