Etiket: Eğitim

  • Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Hepimizin bildiği üzere gerek artık pazarlama gerek hissettiğimiz mecburiyet sebebiyle çocuklarımızın en iyi, en etkin kurumlarda eğitim görmesini istiyoruz. Tabi ki eğitimi en etkin kurumlardan almak; bütün öğrenciler için faydalı olacaktır; ancak unutmamamız gereken bir eğitim daha var. O da aile içi eğitim. Bu yazımda aile içinde çocuklarımızın kişiliklerine ve süregelen eğitim süreçlerine nasıl pozitif destek olabileceğimizden bahsedeceğim.

    Bilindiği üzere eğitim kaynakları bize birçok şeyi yazılı, işitsel ve görsel olarak sunar. Sunulan verileri işlemek ise öğrencinin de dahil olmasıyla gelişen bir süreçtir. Aile ise farklıdır. Ailede bir şeyin nasıl yapılacağını söylemek gün boyu okulda aldığı standart eğitimden farklı bir şey sunmaz. Onun için söyleyerek değil örnek teşkil ederek ve doğru davranışları sergileyerek yani çocuğumuza neyin nasıl yapılacağını göstererek mesajımızı iletmeliyiz. Kendimizin dahi durduğu noktalar ile ilgili konuşursak çocuklarımız bu durumu er ya da geç fark edecek ve ona göre söylediklerinizi “hayalî” olarak değerlendirecektir. Bu şekilde ilerleyen süreçten sonra ebeveynler olarak söylediklerimizin değersizleşmesi kaçınılmaz olur.

    Başka bir konu ise takdirdir. Gelişme gördüğümüz ilerleme gördüğümüz her alanda takdirimizi veya aferinimizi eksik etmememiz gerekir. Yaptığım birçok görüşmede fark ettiğim üzere ebeveynler aferin demenin şımarıklığa sebep olacağını ve çocuklarının ilerlemeyeceğini bu noktada kalacağını düşünür. Aksine aferin veya takdir çocuğu daha iyisine sevk eden bir tavır olup eksikliği çocuğun mevcut noktada durmasına ve ilerleyen süreçte tekrar başladığı noktaya dönmesine sebep olur. Bunun yanı sıra çocuklarımızın güven ve özsaygısının da eksik kalmasına yol açabilir. Çünkü çocuğun emeği sözel olarak dahi ödüllendirilmemiş hatta fark edilmemiştir. Asıl konu aferin demek ya da dememek değildir, nedenini belirterek takdir etmektir. Bu durum bizim neyi onayladığımızı gösterdiği gibi çocuklarımızın emeğinin karşılığı olduğunun da işaretidir.

    Diğer bir konu ise hata yapmasına izin etmektir. Birçok ebeveyn hata yapmasına katlanamaz durumdadır ve önlem almak üzere davranışlarda bulunmaktadır. Bu durum çocukların kendi başlarına karar verme süreçlerini zorlaştıracağı gibi onun yerine düşünen ve harekete geçenlere bağımlı kalmasına yol açacaktır. Sonucu ne olursa olsun verilen sorumluluklar çocukların o işleri zamanla daha iyi yapmasını sağladığı gibi karar alma ve özgüven konularında da kendilerini geliştirmede destekçi olacaktır. Ek olarak başarısız sonuçların olması gerekir ki hata görülebilsin ve bir dahaki sefere hatanın farkında olarak ilerlenebilsin. Unutmayalım ki çocuklarımız her geçen gün yeni şeyler deneyimliyor ve yaşamda almaları gereken inisiyatifler de bu oranda hatta bu oranın katları olacak şekilde artıyor. Bu süreçte bizim yapmamız gereken işleri halletmek değil onlara işleri en sağlıklı şekilde hallettirmek olmalıdır.

    Aile içi eğitim ve iletişim süreçleri tabi ki bu kadar az değil. Bu konudaki farklı yaklaşım fikir ve görüşleri yeri geldikçe ilerleterek yazacağım. Şimdilik bir virgül koyarak yazıma son veriyorum.

    Sevgi ve saygıyla ….

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul korkusunedir, nasıl oluşur?

    Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusu, Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusubir çocuğun anaokuluna, ilk okula başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Peki bu korkuya ne sebep olmaktadır. Okul her çocuğun hayatın da önemli bir yer tutmaktadır. Okul korkusunun oluşmasına nenden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    Çocuğun ailesi ve çevresi bebekliğinden itibaren okul hakkın da bilgiler, hikayeler anlatarak, onun bilinç altında olumsuz bir çok okul korkusu imgesinin oluşmasına neden olmaktadır. Çocuk daha okula başlamadan zihninde devasa bir okul algısı oluşmaktadır. Oluşan bu algının da gerçek okul yaşantısı ile hiçbir ilintisi yoktur.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okula başlayacak olan çocuğun daha önce kendi sınırlı sosyal çevresinden hiç ayrılmamış olmasıdır. Çocuk okula başlamakla yeni, çok karmaşık ve kalabalık bir ortama girmektedir. Burada yeni tanıştığı kişiler daha önce tanıştığı ve karşılaştığı kişilere hiç benzememektedirler. Kendi akranı olan 25-30 çocuk ile birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır.

    Okul ile birlikte yeni bir otorite ortaya çıkmaktadır. Öğretmen ve müdür. Bir çok ailede otorite kısmen veya çocuk da iken, okul ile birlikte otorite tamamen öğretmene, okul müdürüne geçmektedir. Çocuk arkadaşları arasında sıradan bir bireydir. Herhangi bir şeyi istemesi, ağlaması herkes gibi tepki görmekte ve şok yaşayarak okul korkusunun oluşmasına neden olmaktadır.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okul ile birlikte kendisinden daha önce hiç istenmeyen performansın istenmesidir. Bu performans beklentisi akademik beceriler ile ilgilidir. Oyuna, eğlenceye, tv, bilgisayar izlemeye alışan çocuktan bir anda yazı yazmasını, aritmetik kavramları anlayıp bunları başarılı bir şekilde ifade etmesini istenmektedir. Bu şok ile bir çok çocuk daokul korkusuortaya çıkmaktadır.

    Aileler okul korkusunu aşmak için ne yapabilirler?

    Okul korkusunun oluşmaması için yapılabilecek en büyük çalışma daha en baştan olumsuz deneyimleri onların yanında paylaşmamak olacaktır. Yani çocuğumuzun zihninde, bilinç altındaokul korkusuile ilgili olumsuz bir algı oluşmayacaktır.

    Okul başlamadan hazırlayıcı eğitim yapmak, okula bir hafta çocuğunuzla gitmeniz ve orada birlikte vakit geçirmeniz okul korkusunun oluşmaması için önemli bir adım olacaktır.

    Son olarak okul öğretmenlerinin ve idari yapının dengeli ve sevecen bir tutum takınmaları okul korkusunun oluşmaması için yardımcı olacaktır.

  • Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel eğitimnormal eğitimden fayda görmeyen kişilerin eğitimi için kullanılan bir terimdir. Dünya da ve ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkelerin gelişmişliği artıkçaözel eğitimhizmetleri de artmaktadır.

    Özel Eğitim

    Bu alandaki eğitim hizmetlerini iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta mental davranışsal, işitsel, gelişimsel açıdan yetersizliği bulunanlara uygulanan eğitim olarak toplayabiliriz. İkinci grupta ise zeka ve yetenek bakımından üstün performans gösteren kişilere verilen eğitim olarak toplayabiliriz.

    Ülkemizde en yaygın olarak verilen eğitim 1. Grupta toplanan yetersizliklerden dolayı verilen eğitimdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    • Mental yetersizlik. Zeka puanı 90 puanın altında olan kişilere verilen eğitim
    • Özel öğrenme güçlüğü olan kişilere verilen eğitim. Bu kişilerin zekaları normaldir ancak bazı alanlarda öğrenme becerileri akranlarına göre zayıftır.
    • Yaygın gelişimsel geriliği olanlar. Bunlar tipik ya da A tipik otizm tanısı almış olan kişiler
    • İşitsel yoksunluğu olan kişiler. İşitme cihazı ya da koklear implant kullanıcıları.
    • Dil ve konuşma bozukluğu olanlar
    • Gelişimsel, anatomik bozukluğu olanlar
    • Görme engelliler
    • Davranışsal bozukluğu olanlar

    Özel eğitimin bir başka alanı ise bir yeteneğinin normalin üzerinde olmasıdır.

    • Üstün zekalılar eğitimi. Bu kişilerin zekası IQ 130 ve üzeri olanları içine almaktadır.
    • Resim, müzik, satranç gibi bir alanda normal insanlara göre çok büyük bir yeteneğe sahip olanlar da farklı bir eğitim almalıdırlar.

    Özel eğitimi kimler vermektedir. Personel olarak bu alan için uzman elaman yetiştiren üniversiteler vardır.Özel eğitimöğretmenliği, işitme engelliler öğretmenliği, üstün zekalılar öğretmenliği, psikolog, fizyoterapist, dik ve konuşma terapisti,odyolog, çocuk gelişimi uzmanı gibi meslek elemanları ve uzmanlar eğitim verme becerisine ve yetkinliğine sahip kişilerdir.

    Özel eğitim kurumsal olarak nerelerde verilmektedir?

    Kamuya ya da özel girişimcilere ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ülkemizde en çok hizmet veren kuruluşlardır. Bunun yanında belli bir engele uzmanlaşmış terapi merkezleri, dil ve konuşma terapi merkezleri, otizm merkezleri, dikkat eksikliği ve hiper aktivite terapi merkezleri, bu alanda büyük hizmetler vermektedir.

  • Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi: herhangi bir çocuğu zekasının normalin üstün de ya da normal olmasına rağmen okuma, yazma , konuşma, dinleme ve matematik alanlarının en az birinde beklenenden düşük performans göstermesidir. Düşük zeka seviyesine sahip kişilerdeki performans düşüklüğü bu gruba girmez. Çünkü bura toplam başarıda bir düşüş vardır. Ayrıca çocuğun bu tanıyı alabilmesi için yaşına uygun eğitim almış olması gerekir. Yani akranlarının rahatlıkla gerçekleştirebildiği bir performansı kendisini yapamamasıdır.

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nelerdir?

    • Okuma Güçlüğü: diğer çocuklar gibi düzgün akıcı, anlaşılır okuyamazlar. Takılırlar,harf atlarlar, harflerin yerlerini değiştirirler, hızlı, akıcı okuyamazlar, hecelerler, ses uyumunda bozukluklar ortaya çıkar.
    • Yazma Güçlüğü.: okuma alanında ortaya çıkan sorunlar yazma alanında da kendisini gösterir. Yazıları yazım hatalarıyla doludur. Harfleri yanlış yazma, ters yazma, rakamları ters yazma, okunaksız yazma, kelimeler arasında boşluk bırakmama, kelimeyi bütün halinde değilde hecelere bölerek yazma, birbirlerine benzeyen harfleri karıştırma m-n,ı-i,d-t,b-m gibi harfleri birbirlerin yerine kullanma çok sık olarak gözlenen yazım yanlışlarıdır.
    • Aritmetik Bozukluğu: matematik alanında yaşanan güçlüktür. Matematikle ilgili kavramları anlamada zorluktur. Terimler, semboller zor anlaşılır. Bunlar kullanılırken hatalar yapılır. Matematik ile ilgili hesaplamalar yaparken sık hata yapılır.
    • Öğrenme Bozukluğu: zekasına ve yaşına uygun olarak kolay öğrenemez ya da öğrendikleri kalıcı olamaz.
    • Anlama Yetersizliği:

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nasıl oluşur, nasıl fark edilir?

    Genetik faktörler, norolojik faktörler, beyin hasarları bu bozukluğa yol açabilir.

    Gelişim geriliği gösterirler. Motor devinimsel hareketlerde gecikme vardır. Konuşma gelişimi yavaş ya da geridir. Sözcük ve cümleleri doğru kullanamazlar. Kelime dağarcığı sınırlıdır. Ayakkabılarını ters giyme, ayakkabılarını bağlamada zorluklar sık görülür. Soyut kavramları öğrenmede sorun yaşarlar. Renkleri zor öğrenmek gibi. Yön tayini sorunu vardır. Sağ ve sollarını sık karıştırırlar. Zık kavramlar karıştırılır.

    Okul hayatlarında başarıları düşüktür. Özellikle yazılı performansları sözel performanslarına göre daha düşüktür.

    Nasıl Tedavi Edilmelidir?

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi, bir çok çocukta tek başına görülmez. Ek bazı problemler de görülür. İşitsel ve görsel dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi bozukluklarla birlikte görülme sıkılığı çok yüksektir.

    Ancak temel destek özel eğitimdir. Bu çocukların eksikliklerinin iyi belirlenip, eksik alana yönelik eğitim planlaması gerekir. eksikliklerin yanında güçlü performans gösterdikleri ya da gösterebilecekleri alanlar belirlenmeli , bu alanlar vurgulanmalı ve teşvik edilmelidir.Özel eğitimsüreci de kolay değildir.motivasyon en önemli unsurların başında gelmektedir. Bu öğrenciler de değişimin kalıcı olması hemen olmamaktadır. Sabırla uzun süre çalışmak gerekir. Başarı adım adım çalışarak zamanla gelmektedir. Bunun için psikiyatrist, psikolog,öğrenci,özel eğitim öğretmeni, ailenin sabırlı işbirliği gerekir.

  • Mental Retardasyon

    Mental Retardasyon

    Mental retardasyon (zekâ geriliği), tanısı 18 yaşından önce konan, bireyin entellektüel becerilerinin ortalamanın altında olması ile birlikte kişiler arası iletişim, kişisel bakım, kendini yönetim, sağlık ve güvenlikle ilgili beceri kazanımı ve okulla ilgili becerilerde yaşından beklenen ortalamaya sahip olamaması şeklinde tanımlanabilir.

    Tanı konulabilmesi için bireye yaşına uygun bir zekâ veya gelişim testinin uygulanması, ailesinden ve eğer okula gidiyorsa öğretmeninden sınıf içi performansı ile ilgili bilgi alınması, ayrıca doğrudan gözlem yapılarak eşlik eden başka bir rahatsızlığın olup olmadığına bakılması gerekir.
    Merkezimizde her yaşta (18 yaşa kadar) olan bireyler için değerlendirme materyalleri mevcuttur ( bakınız ölçme değerlendirme alt başlığı). Uygulama sonrası gerekli durumlarda uygun kurumlara yönlendirme yapılır ve zihinsel problemin düzeyine göre bireysel veya özel eğitim önerisi getirilebilir.

    Down Sendomu
    Down sendromu, trizomi 21; genetik düzensizlik sonucu insanın 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması sonucunda ortaya çıkan hastalığa verilen isimdir. Down sendromu sık sık zihinsel kavramadaki bozukluklar ve fiziksel gelişimin farklı olmasıyla ilişkilendirilir. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık 1/1000’dir.
    Sebebi tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir, annenin gebelik yaşı bir etken olarak öne sürülmektedir ve gebelik yaşı geciktikçe down sendromu olasılığı artmaktadır.
    Down sendromunda tipik fiziksel özellikler gözlenebilmekle beraber, bunların her bireyde mutlaka bir arada olması da beklenmez. Zihinsel beceri düzeyi de normalden düşük olmakla birlikte her bireyde farklılık gösterir.
    Bir kromozom hastalığı olduğu için tıbbi tedavisi mümkün değildir. Ancak ek rahatsızlıklar varsa bunların tedavisini uzman doktorunuz size önerecektir. Eğitim konusunda mutlaka erken davranmak gerekir. Down sendomu çok belirgin özellikleri nedeni ile özel eğitim gerektiren pek çok durumdan daha önce tanılanır, ancak ne yazık ki pek çok aile tanıyı kabullenme ve başa çıkma sürecinin uzunluğu nedeniyle eğitime başlama zamanını geciktirebilirler. Down sendomunda da erken eğitimin önemi büyüktür. Tıbbi destek, fizik tedavi uygulaması ve uygun özel eğitim desteği ile bu çocukların pek çoğu öğrenimlerini tamamlar, bir meslek sahibi olabilir ve kendi hayatlarını idame ettirecek düzeye gelebilir.
    Ebeveynlerin yalnız olmadıklarını hissetmek ve çözüm önerilerinden haberdar olmak adına paylaşım gruplarına katılmaları, çocuklarının bireysel düzeyine uygun bir eğitim programına en erken dönemde başlamaları ve toplumsal uyum için gerekli önleyici yaklaşımları öğrenmeleri için mutlaka uzman yardımı almaları gerekir.

  • Çocuklarda tuvalet eğitimi !

    Çocuklarda tuvalet eğitimine başlamak için belirlenmiş kesin bir yaş yoktur. Tuvalet eğitimi bağırsak ve mesane kontrolü gereken sosyal beceridir ve bu nedenle doğru zaman çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimine bağlıdır. 1.5-2 yaşını tamamlamış çocukların çoğunluğu tuvalet eğitimi için hazırdırlar.Bazen süreç 3-4 yaş sonuna kadar gecikebilir. Çocuğun istekli olması, direnç göstermemesi veya korkmaması önemlidir. Eğer çocuk aşırı direnç gösterirse bir süre daha beklemek gerekir.Tuvalet eğitimine hazır çocuk aslında kendinin ve vücugunun farkında olan çocuktur.

    Tuvalet eğitimi, diğer eğitimlerden farklı bir şartlanma sistemidir. Bu eğitimle çocuk bedeninin kontrolünü beyni vasıtasıyla gerçekleştirecektir. Bu nedenle, zihinsel olgunluk da bedensel olgunluk kadar önemlidir.
    Tuvalet eğitimine başlamaya karar vermek eğitimin kendisi kadar önemlidir. Bir kez başlanmalı ve yap boz tahtası gibi bırakılıp tekrar başa dönülmemelidir. Eğitim sırasında karşılaşılan sorunların asıl kaynağı ebeveynlerin yanlış tutumlarıdır ,eğitime gece ve gündüz temiz kalmak amacıyla tek bir aşamada geçilmelidir.Gece kalkmamak için bazı ebeveynler bez bağlamayı tercih eder ve bu durum çocuğun kafasını karıştırır.

    Çocuğun Tuvalet Eğitimine Hazır Olduğunu Gösteren Belirtiler:

    · 2 saatten uzun süre bezini ıslatmıyor ve gündüz uykularından kuru kalkıyorsa,

    · Çocuğunuz altını kirlettiğinde rahatsız oluyorsa ve bezinin değiştirilmesini istiyorsa,

    · Bağırsak hareketleri düzenli ve önceden tahmin edilebiliyorsa,

    · basit emirleri yerine getirebiliyorsa,

    · banyoya gidip gelebiliyorsa ve giysisini asmaya yardım edebiliyorsa,

    · bezini çekip çıkarmak istiyorsa

    · Belli sürelerle ve sıkılmadan oturabiliyorsa

    · Tuvalet ihtiyacı duyduğunda bunu mimikleriyle, duruşuyla veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa, çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı düşünülebilir.

    Kardeşinin doğması,ev içinde ciddi hastalık veya ölüm,taşınma ,kreşe başlama,bakıcı değişikliği gibi durumlarda eğitim gecikebilir,endişelenmemek gerekir.

    Tuvalet eğitimine çocuk için özel bir oturak alarak başlanır.Ayakları yere bastığından kendini güvende hisseder.Belki oturağını ve klozet adaptörünü kendisinin seçmesi eğitime katkı sağlar. Onun beğendiği renk ve model eğitime uyumu artırır. Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkıp cinsiyetine göre seveceği renkli, desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından onun için teşvik edici olacaktır.

    Çocuklar genelde taklidi sever.Bu yüzden anneler kız çocuklarına, babalar da erkek çocuklarına tuvaleti nasıl kullanacağını göstermelidir. Çocuklar bu yöntemleri ağabeyleri veya ablalarından da öğrenebilir.

    Çocuğun kendi alışkanlıkları oturana kadar sabah uyandığında,yemeklerden 20-30 dakika sonra,yatmadan hemen önce ve yattıktan 1,5-2 saat sonra tuvalete oturtmalıdır.İdrar ve kakasının geldiğini haber verdiğinde ve tuvalete yaptığında ödüllendirme çocuğun motivasyonunu artırır. Bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında bu eğlenceli bir tören haline getirtilmelidir.Yakın aile bireyleriyle olay paylaşılmalı,çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa artık abi/abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını, aynı annesi/babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir.

    Bazı çocuklar atıklarının vücutlarının bir parçası olduğuna inanırlar, dışkılarının tuvaletten akıp gitmesi onları korkutur ve bu durumu anlayamazlar. Bazı çocuklar ise tuvalete otururken sifon çekilince tuvaletin onları yutacağından korkarlar.Bu durum sakince ve uygun dille anlatılır,tuvalet kağıdıyla kakası iyice kapatılır,sifon çekmek çocuğa bırakılır.

    Gece kontrolü gündüze göre daha geç olabilir bu tamamen normal bir süreçtir. Dikkatli aileler, çocuk uyumakta iken tuvalet ihtiyacının olup olmadığını iyi bir gözlemle fark edebilirler.Böyle bir durum söz konusu olduğunda uyuyan çocuk huzursuzlaşır, çok sık kıpırdar, yatakta döner.Bu tarz bedensel ifadeler önemli ip uçlarıdır ve tuvalete kaldırmak için uygun anlardır. Tuvalet eğitimi gerçekten sabır ve emek isteyen bir iştir. asla kızmamak,işi aceleye getirmemek,çocuğu kınamamak konusunda olabildiğince dikkatli davranmak gerekir.Unutulmamalıdır ki çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak almaktadır ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir.Dikkatini toplamak,vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra da değerlendirmek,bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık bir işlemler zincirini öğrenecektir.Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay değildir.O nedenle altını ıslattı diye çocuğunuza kızıp bağırmadan önce bu karmaşık sistemi bir kez daha düşünmelisiniz.Unutmamalısınız ki bu alışkanlığı kazanırken kuru kaldığı her an aslında ödüllendirilmesi gereken bir zaferdir.

    Çocuk tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra ve her şey normal giderken geri dönüşler yaşanabilir.Bu durumda ortamdaki stres faktörleri gözden geçirilmeli ve sorunun nerden
    kaynaklandığı doğru saptanmalıdır. Bazen, ortada hiçbir neden yokken olabilen bu geri dönüşler çocuğun ilgi çekme ihtiyacından veya anneye daha yakın olma isteğinden kaynaklanabilir .Çocuk bu ilgi eksikliğini fark ettiği zaman tekrar bebek gibi davranarak kaybolan ilgiyi üzerinde toplamak ister.Bu geri dönüşler sırasında,yine sabırlı, kararlı ve ilgili olunmalıdır.Çocuk bu yolla hala sevildiğini ve değer verildiğini bilmek ister.Biraz daha ilgi,birlikte yapılan küçük oyunlar onu rahatlatacak ve bu dönemler çok fazla sorunla karşılaşılmadan atlatılacaktır.

    Ancak, bazen gerçekten de fiziksel nedenlerden kaynaklanan alt ıslatmalar görülebilir.Sindirim ve boşaltım sistemlerinden kaynaklanan pek çok sorun bu dönemlerde anlaşılamadığında ilerde ciddi problemler olarak ortaya çıkabilir

    Tuvalet eğitimi sırasında ihmal edilmemesi gereken bir diğer konu bu eğitimle beraber temizlik alışkanlığını da kazandırmaktır.Aynı şekilde tuvaleti kullanmayı öğretmek de bu eğitimle beraber kazandırılacak bir alışkanlıktır.Tuvalet kağıdını kullanmayı öğretmek,sifonu çekmeyi göstermek,ellerini yıkamasını sağlamak gibi

    Unutmayalım,eğer bir sağlık sorunu söz konusu değilse sabırlı, ilgili ve sevecen bir yaklaşımla tüm sorunlar halledilebilir.

  • Otizm Tedavisi

    Otizm Tedavisi

    Bugün tıpta otizmin %100 tedavisi yoktur. Otizm tedavisi denildiğinde otistik çocukların kaliteli yaşamını sağlamak için hayat tarzında bir takım değişiklikler yaparak hayat kalitesini yükseltmek hedefleniyor.

    Tedavi 1.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    BDT yöntemi ile tedavi’deki ana hedef birincil dereceli bakım sağlayan kişilere (anne, bakıcı ve s.) eğitimin verilmesidir. Otizm tedavisi uzun süren ve sabır gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte ailenin hastalığa tutumu ve yapması gerekenler çalışılmalıdır;
    Otizme hastalık yerine farklılık gibi bakılmalı, otizmi tedavi etmek yerine, eğitim ve destek sağlanmalıdır. Bu durumu anlamak için Otistik çocuklarla ‘yer değiştirmeniz’ onları anlamanıza yardımcı olacaktır – bir düşünün ‘Dünyada çoğunluk otistik insanlar olmuş olsalardı ve bizim beynimizin çalışma şekline göre küçük bir grub olsaydık (dünya geneline göre küçük), dünyadaki düzeni onlar kendilerince kurmuş olsalardı, eğitimlerini kendilerince vermiş olsalardı bizler ne yapardık? Muhtemelen IQ seviyesi düşük, hiç bir şeyi anlamayan bireylere dönüşürdük, öyle değil mi? Bu durumda hasta mı olmuş oluyoruz, yoksa farklı mı? İlk onu anlamamız gerekiyor.

    Tedavi 2. 

    Davranışçı Yöntem (Uygulamalı davranış analizi)

    Bu yöntem Los Angeles’daki California Üniversitesi psikologlarından Dr. Ivar Lovaas tarafından geliştirilmiştir. Davranışçı yöntemde her bir davranış öğretilirken, o davranış, onu oluşturan alt davranışlara bölünerek basitleştirilmekte, sözel açıklama ve yönergeler ile hedeflenen davranış kazandırılmaktadır. Bu eğitim yönteminde eğitimcinin önemi büyüktür.’ – Otizm Vakfı

    Tedavi 3. 

    Beslenme ve gıda takviyesi

    Otizmde özel diyetler, doğru gıdalanma ve besin takviyesi konusunda B6 ve magnezyum öneriliyor (Martineau, J., Barthelemy, C., Roux, S., Garreau, B., Lelord, G., 1989).  B6 vitamini otizmde negatif belirtilerin azalmasına yardımcı olur. Vitamine ek olarak çocuklara eğitimin sağlanılması mutlu tablolar ortaya çıkarıyor.
    B6 vitamini beyin ve sinirler arasında iletişimi sağlayan nörotransmiterlerin (norepinefrin ve serotonin) gelişimi için önemlidir. Ayrıca, B6 vitamininin diğer görevleri arasında; hemoglobin üretimi, gıdalar yoluyla alınan proteinin parçalanması ve kan şekeri düzeyinin dengelenmesi bulunur.
    B6 vitaminini doğal olarak kepekli ekmek, kurutulmuş meyve ve baharatlar, antep fıstığı, sarımsak, ciğer, balık, fındık, susam ve s. gibi gıdalarda bulunur.

    B6 vitamini için günlük ihtiyaç tablosu
    4-8 yaş çocukların günlük B6 ihtiyacı
    600 mikrogram
    4-8 yaş otizm teşhisi almış çocukların günlük B6 ihtiyacı 1200 mikrogram (1.2 mg)
    9-13 yaş çocukların günlük B6 ihtiyacı
    1 mg
    9-13 yaş otizm teşhisi almış çocukların günlük B6 ihtiyacı
    2 mg

    Not: bu tablo genel ihtiyaç tablosudur, otizmde ihtiyaç farklılık gösteriyor. Mutlaka hekiminize veya eczacınıza danışarak ihtiyacın x2 B6 kullanılması gerekir.

    Magnezyum depomin nörotransmitterlerini düzenler ve beyin fonksiyonunu iyileştirir. Ayrıca magnezyum gerginliği azaltır ve hastanı daha sakin yapabilme özelliğine sahiptir. Eğer çocuğunuzun günlük besinlerden bu vitamin ve mineralleri almadığınıza eminseniz, doktorunuza danışarak vitamin takviyesi önerilebilir (Archives of Pediatric and Adolescent Medicine, 2004). Deniz mahsulleri, soya, et, kümes hayvanları, çerezler, tahıllılar normalde çinko, magnezyum, ve demir açısından zengindirler.

    Ayrıca, bazı araştırmalara göre B12 (Pacholok, Sally M., 2014) ve D vitamini de (Fernell, Elisabeth et.al., 2015) otizm tedavisinde çok önemlidir. 

    Tedavi 4.

    Özel Eğitim

    Otizm teşhisi alan çocuklar için en önemli unsurlardan biri de eğitimdir! Bazı araştırmalara göre otizm teşhisi almış çocuklar arasında zeka geriliği yaygın kavramdır. Bunun önemli nedenlerinden biri de ailelerin durumu kabullenerek çocuklarının eğitimine devam etmesini sağlamamalarıdır. Oysa eğitimle topluma kazandırılan örnekler ziyadesiyle fazladır. Çocuğunuzu gereksiz ilaçlarla yüklemek yerine, eğitimle, sevgiyle, topluma kazandırabiliriz.
    Aileler kolaylıkla eğitimden ve tedaviden vaz geçtiklerinde çocuklarından ve çocuklarının geleceğinden vaz geçiyorlar. Çünkü otizm farklı beyin demektir, hastalık değildir. Biz beynimizin iki lobunu kullana biliyorsak, onlarda da beyinlerinin bir lobunu ikisinin yerine kullanıyorlar ve bu da bir lobun aşırı çalışması anlamına geliyor. Bu yüzden Otizm teşhisi almış çocuklara beyinlerinin çalıştıkları kısmıyla ilgili aktiviteler, eğitimler sunarak, özel eğitim ve destek vererek onları topluma kazandırmalıyız. Sadece yapmanız gereken çocuğumuzun farklı olduğunu kabul etmek, onların eğitim almasına destek olmak ve empati göstermektir.

    Kaynakça

    Archives of Pediatric and Adolescent Medicine, 2004

    Martineau, J., Barthelemy, C., Roux, S., Garreau, B., Lelord, G., 1989. ‘Electrophysiological effects of fenfluramine or combined vitamin B6 and magnesium on children with autistic behaviour.’

    http://www.otizmvakfi.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=11&Itemid=22Pacholok, Sally M.

    Pacholok, Sally M., 2014. Pharmacy Times. Feb2014, Vol. 80 Issue 2, p59-64. 2p.

    Fernell, Elisabeth, Bejerot, Susanne, Westerlund, Joakim, Miniscalco, Carmela, Simila, Henry, Eyles, Darryl, Gillberg, Christopher, Humble, Mats B, 2015. Autism spectrum disorder and low vitamin D at birth: a sibling control study. Molecular Autism. 2015, Vol. 6 Issue 1, p1-9. 9p.

  • Okul ve Aile İlişkileri

    Okul ve Aile İlişkileri

    Çocukların büyümesinde, gelişmesinde ve eğitilmesinde en büyük sorumluluğu aileler üstlenir. Bu sorumluluğu belli dönemlerde bazı kişi ve kurumlar ile paylaşırlar. Çocuklarını okula gönderdiklerinde, bu sorumluluğu eğitim kurumları ile paylaşırlar.  Çocuklara sunulan öğrenme ortamları ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun aileler tarafından desteklenmediği sürece istenildiği ölçüde etkili olmamakt…adır. Aile ve okul, çocuğu aynı doğrultuda ve aynı zamanda desteklediklerinde gelişimleri çok daha sağlıklı olur.  Aile katılımı; anne-babaların eğitim kurumuna devam eden çocuklarının gelişimlerine ve eğitimlerine katkıda bulunmaları için organize edilmiş etkinliklerin bütünüdür. Bu etkinliklerin tümü, velinin çocuğunun eğitimi ve gelişimindeki rolüne destek olmayı amaçlar. Okulda verilen eğitimin evde, evde verilen eğitimin okulda desteklenmesi, bir devamlılığın söz konusu olması ve bu sayede hem okulda hem de evde çocuğun istendik davranış değişikliklerine güvenli ve kontrollü bir biçimde ulaşması ana amaçtır. Eğitimde bütünlüğü ve devamlılığı sağlamak aile katılımı ile mümkün olacaktır. Aile katılımını destekleyen programlarda yetişen çocukların gelişimindeki olumlu etkilerin, kalıcı olduğu araştırmalar tarafından ortaya koyulmuştur.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Nelerdir?

    “Okul-Veli ilişkileri” kavramı; veli ve okul arasındaki iki farklı iletişimi kapsar:

    1. Etkin bilgi alışverişi: Aileler ve okul personeli arasında, her iki tarafı da ilgilendiren konularda açık fikir paylaşımının olmasıdır. Açık fikir paylaşımıyla, veliler ve okul personeli kendilerini eğitim konusunda birlikte çalışan, ortak hedefe ulaşmak için birbirine destek olan ortaklar olarak görecektir.

    Bilgi Alışverişini Sağlamak İçin: 

    Ev Ziyaretleri: Okul personeli ailelerin evlerini ziyaret ederek, okul hizmetleri ve aile katılım programları hakkında bilgi vermelidir. Özellikle ziyaret edilecek evler geniş bir sahaya yayıldığı ve personelin bütün aileleri evlerinde ziyaret edemeyeceği durumlarda, telefon görüşmeleri de aynı amaçla kullanılabilir. Ancak, ev ziyaretleri sık yapılamasa da tercih edilmelidir. 

    Veli Anketi: Veli anketi, velilerin merak ettikleri ve çocuklarının eğitimiyle ilgili düşünceleri hakkında bilgi toplamak için iyi bir yöntemdir. Daha belirgin olarak anketinin amacı: 

    • Veli eğitimi konusunda, velilerin hangi alanlarda yoğunlaşmak istediklerini tespit etmek,
    • Velilerin çocuklarının gelişimlerine yardımcı olurken yaşadıkları problemleri netleştirmek,
    • Öğretmenlerden ve müfredattan memnuniyeti ölçmek,
    • Hangi okul-veli iletişim şeklinin daha etkili olduğunu bulmak ve velilerden iyileştirme için fikir almaktır.

    Veli Kırmızı Hattı: Okullar; velilerin danışman, öğretmen gibi bir okul temsilcisine doğrudan ulaşabilecekleri bir telefon hattı kurabilirler. Veliler herhangi bir problemle ilgili konuşmak istedikleri zaman arayabilecekleri ve temsilcinin çözüm için yardım edebileceği bir hat olmalıdır.

    Okuldan Yazılı Bilgilendirmeler: Okuldaki özel bir durumla ilgili veya yaklaşan bir toplantıyı haber vermek üzere, “Veli El İlanları” kullanılabilir. El ilanları aynı zamanda okulun etrafındaki ilan tahtalarına, veli odasına ve velilerin sık sık gittikleri yerlere asılabilir.  Velilere düzenli olarak bilgi vermek üzere bültenler hazırlanabilir. Bültenler yaklaşan olayların ve buluşmaların takvimini içerebilir. Çocukların da resim, yazı gibi bazı katkıları olabilir. 

    Veli El Kitabı: Yıllık olarak hazırlanıp bütün velilere dağıtılabilir. Okulun tarihçesini, velilerin okulla iletişime geçebilecekleri telefon numaralarını, eğitimle ilgili bazı önemli noktaları anlatan yazıları içerebilir. 

    2. Kişiler arası ilişkiler: Veli ve okul personeli arasında yüz yüze ilişki kurulmasıdır. Olumlu ilişkiler; velilerin ve okul personelin birbirlerini kişisel anlamda tanımalarını, okulla ilgili konularda birlikte çalıştıkları sürece rahat ve samimi olabilmelerini beraberinde getirir. Bu, veliler ve okuldaki insanların hepsinin yakın arkadaş olmaları gerektiği anlamana gelmez. Amaç, velilerin ve okul personelinin yanlış anlaşılma ve çatışmalara neden olma korkusu olmaksızın düşüncelerini paylaşabilmeleridir.

    Veli ve okul personeli farklı ekonomik ve kültürel çevrelerdense, kişiler arası ilişkiler zor kurulabilir. Bu gibi durumlarda birçok veli, okul gibi büyük bir kamu kuruluşuyla iletişim kurmaktan rahatsız olurken, öğretmenler bunu velilerin ilgisizliği olarak yorumlayabilirler.

    Kişilerarası İlişkileri Geliştirmek için:

    Öğlen ve Akşam Yemekleri: Veliler ve okul personelinin birlikte yiyeceği bir yemek ilgi çeker ve bu yemek iletişime geçmek için bir şans sağlar.

    Veli-Personel Gezileri: Birlikte yapılacak geziler hem veli eğitimi sağlar hem de velilerin birbirini ve okul personelini tanımasına yardımcı olur.

    Çok Amaçlı Etkinlikler: Velilerle bilgi paylaşmak üzere düzenlenmiş bir etkinlik aynı zamanda sohbet etme ve sosyalleşme imkanı sağlar.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Kurmak İçin:

    • Bütün velilere ulaşmaya çalışmak önemlidir.
    • Yöntem iki taraflı olmalıdır- veli de okula ulaşabilmelidir.
    • Ailelerin katılımını desteklemek, etkinlikleri geliştirmek ve katılım sürecini kolaylaştırmak önemlidir.
  • Otizm Tedavisi

    Otizm Tedavisi

    Otizmin kesin tedavisi yok, öğle bir ilaç daha geliştirilmedi, ama çocuğunuzun kaliteli yaşamını sağlamak adına aşağıdaki tavsiyelerimize uymanızı tavsiye ederiz:

    1. Otizme hastalık yerine farklılık gibi bakılmalı, otizmi tedavi etmek yerine, eğitim ve destek sağlanılmalı. Bir düşünün yer yüzünde çoğunluk otistik insanlar olmuş olsalardı ve bizim beynimizin çalışma şekli şimdiki kimi olsaydı ve bizler otizmli insanlar kadar olmuş olsaydık ne olurdu, hayatda her şeyi onlar kendilerince yapmış olsalardı, eğitimlerini kendilerince vermiş olsalardı bizler ne yapardık? Muhtemelen İQ seviyesi düşük, hiç bir şeyi anlamayan bireylere çevrilirdik, öğle değil mi? Şimdi o durumda biz hasta mı olmuş oluyoruz, yoksa farklı mı? İlk onu anlamamız gerekiyor.

    2. Bir sürü diyetler geliştirildi, hasta çocuklarına yardım etmek için çabalayam anneler gördüm, haklılar çünkü ortam farklı çocuklarına maalesef hasta olarak bakıyorlar. Gıdalanma ve besin takviyesi konusunda B6 vitamini öneriliyor, B6 nedir sorusuna besin takviyesidir ve sorununuzu kesin çözecek diye bir garantisi de yok. Yani düşünüyorsanız b6 aldı çocuklarımız ve iyileşecekler öğle bir şey söz konusu değildir. 

    Otizm tedavisi için B6 vitamin takviyesi öneriyoruz. B6 vitaminine ilaveten özel eğitim önermekteyiz. B6 vitamini bildiğimiz gibi beyin ve sinirler arasında iletişimi sağlayan neurotransmiterlerin gelişimi için önemlidir. Psikiyatrik ilaçlarla çocuğu yüklemek yerine zihnine daha iyi gelen şeyler yapılmasında ısrarla fayda görüyorum. Tabi bazı vakalar için psikiyatrik ilaçlar kullanılması zorunlu olabiliyor. B6 vitaminini, gıdalardan da ala bilirsiniz, mesela kepekli ekmek, kurutulmuş meyve ve baharatlar, Antep fıstığı, sarımsak, ciğer, balık, fındık ve s. Sadece ihtiyaçtan 2 defa fazlası otizmden mağdur çocuklar için çok önemlidir. İlaç takviyesinin dozajı eczacı veya doktoru tarafindan ayarlamasi gerekir.

    Bu ne için önemlidir??

    B6 vitamini….
    1. Antikor üretir
    2. Beynimizde neropinefrin ve serotonin neurotransmitterlerini sentezinde önemli rol oynar
    3. Hemoglobin üretiminde
    4. Gida yoluyla alınan proteinlerin parçalanmasında
    5. Kan şekeri düzeyinin normalleşmesinde çok büyük rolü vardır.
    3. Otizm teşhisi konan çocuklara nasıl destek olunmalı, nasıl bir eğitim verilmeli onu anlamamız gerekiyor. Araştırmalar gösteriyorki, maalesef otistik çocuklar zeka geriliyi ile karşılaştıkları için, çok zorlanıyorlar ve aileler de bir yerden sonra durumu kabullenip çocuklarının eğitimini yarıda bırakıyorlar, ya da hiç durumdan habersiz çocuğu öğle kabul ediyorlar. Oysa eğitimle topluma kazandırılan o kadar birey vardır ki, bunu da unutmamalıyız.
    4. Ailelerinin bilgilenmesi bu konuda çok önemli. O yüzden tedavisi tam mümkün olmayan bir durum için psikiyatrik ilaçlarla çocukları yüklemenin ne kadar gerekli, ne kadar etik olduğunu çok düşünüyorum, ama doğal yöntemlerle, ilaçsız, eğitimle, sevgiyle çocuğunuzun zeka geriliyi sorunundan kurtara biliriz belki de. Çünkü normal zekada olan otistik çocuklarımız var, yok değip onlari inkar edemeyiz. O yüzden çoçuğumuzun zekasının gerilememesi için ve ya da yükseltmek adına bizim uğraşmamız gerektiğine inanıyorum.

    Aileler çocuğum nasıl olsa böyle deyip kendilerini salıverdiklerinde çocuğun zeka düzeyi geriliyor. Çünkü otizm bana göre, çok farklı beyindir. Biz beynimizin bir lobunu kullanabiliyorsak, onlarda da beyinlerinin bir lobunu ikisinin yerine kullaniyorlar ve bu da bir lobun aşırı çalısması anlamına geliyor. Biz de o yüzden bu çocuklara beyinlerinin çalıştıkları kısımla ilgilenmeli ve bunu geliştirmek için katkıda bulunmalıyız. Mesela normal anaokuluna gönderilen bir otistik çocukla çalıştım ben, o çocuğun yeri normalde normal ana okulu degildi, çünkü diğer çocuklardan farklılık gösteriyor, diğer çocuklara anlatılanları o anlamaya biliyor, ona özel anladığı şekilde anlatmak çok önemli, o zaman da anaokulundaki öğretmen ya diğer çocuklarla ilgilenmegi bırakıp o çocukla ilgilenmeli 1-1, ya da onu bırakıp diğerleriyle. Normal olarak da onu bırakıp digerleriyle ilgileniyorlar. O yüzden bizim yapmamız gereken çocuğumuzu farklı olduğunu kabul edelim ( bakın hasta olduğunu demiyorum, bu çok önemli). Çocuğumuza eğitim almasında yardımcı olalım- bu çocukları anlamak için empati gerekiyor sadece bir düşünün siz eğitimsiz olsanız nasıl olurdunuz, ya da eğitimsiz, yazma, okuma bilmeyen birini düşünün ne geliyor aklınıza?! Şimdi bu çocuklara da eğitmenin başka bir şekli var, kullandığımız aynı yöntemleri değil de, farkli metodları kullanmalıyız, genelde özel eğitimle mümkün ola biliyor. Çocukların zekalarını normal düzeye getirmek bizimle alakalı bir durum olacağına inanıyorum.

  • Çocuğuma otizm tanısı kondu ne yapmalıyım

    ÇOCUĞUMA OTİZM TANISI KONDU NE YAPMALIYIM

    Sorunu Kabullenmeye çalışın:

    Otizmde çocuğun fiziksel gelişimi genellikle normal olduğu için ebeveynlerde çoğu zaman durumu kabullenmeme sorunu görüyoruz. Durumu ne kadar erken kabullenirseniz, çocuğunuz için bir şeyler yapmaya o kadar erken başlarsınız.

    Kendinizi ya da eşinizi Suçlamayın:

    Bu tanıdan ötürü kendinizi ya da başka herhangi bir kişiyi suçlamayın, Her yaşta, her kültür düzeyinde ve dünyanın her yerindeki insanların otistik bir çocuğu olabilir.

    Otizm henüz, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor. Çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizin çocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur.

    Pes Etmeyin- Vazgeçmeyin:

    Anne – baba olarak en zor anlardan birini yaşadınız belki de . Ancak doğru aile yaklaşımı ile çoğu otistik çocuğumuzda ciddi ilerlemeler görüyoruz. Çocuğunuzun kapasitesinin ne olduğunu bilemezsiniz, doktorunuzun ve özel eğitim uzmanınızın önerdiği aktiviteleri uygulamanız sonucunda sürpriz gelişmeler olduğunu görebilirsiniz. Otistik çocuğa doğru yaklaşım ve davranış değiştirme yöntemleriyle ilgili uzman bir psikologdan yardım alın.

    Gerekirse anne baba olarak psikolojik destek alın:

    Gerekirse psikolojik ya da psikiyatrik bir destek almaktan çekinmeyin. Sizin sağlıklı olmanız, çocuğunuza sağlıklı yaklaşmanız demektir.

    Çocuğunuza özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde eğitim aldırın:

    Öncelikle çocuğumuzun tanısına uygun bir eğitimden faydalanabilmesi için hastaneden aldığınız rapor ile birlikte bağlı bulunduğunuz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Rehberlik ve Araştırma Merkezinden değerlendirme için bir gün almanız gerekiyor. Orada yapılacak değerlendirme sonunda uygun görülürse verecekleri ve üzerinde “özel eğitim alması uygundur” ibaresi bulunan rapor ile herhangi bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden ücretsiz faydalanabilirsiniz. Bu merkezlerde alan mezunu öğretmenler ve meslek elemanları çocuğunuz için gerekli bireysel ve grup eğitim hizmetini sunmaktadır. Özel eğitimle konuşmaya başlayan, okuma yazmayı öğrenen ve iletişimde olumlu gelişmeler gözlemlediğimiz çocuklarımız bulunmaktadır.

    Aile Olarak Siz De Eğitim Sürecine Katılın:

    Ailenin çocuğa nasıl yaklaşması gerektiği, okulda ya da rehabilitasyon merkezinde kazandırılmaya çalışılan davranışların evde nasıl genelleştirilebileceği, problem davranışlarla uygun baş etme yöntemleri konusunda aile eğitim almalıdır. Aileleri de eğitime katılan ailelerin çocuklarında çok daha hızlı ilerlemeler görülmektedir.