Etiket: Eğer

  • Gebelik ve Toksoplazma

    Gebelik ve Toksoplazma

    Gebelik ve Toksoplazma

    Toksoplazmozis nedir?

    Toksoplazmozis, protozoan parazit Toksoplazma gondii nin neden olduğu bir enfeksiyondur ve anne karnındaki bebeğinizin hayatını tehdit edebilir. Parazitle enfekte kedi dışkısı içeren kedi kumu ya da toprağa temasla enfeksiyonu alabilirsiniz. Aynı zamanda parazitle enfekte az pişmiş et ya da çiğ et ile temas etmiş pişmemiş yiyecekleri tüketerek de enfeksiyonu alabilirsiniz. Eğer daha önce toksoplazma enfeksiyonu geçirdiyseniz muhtemelen tekrar geçirmezsiniz.

    Toksoplazma belirtileri nelerdir?

    Toksoplazma çoğu insanda belirtiye sebep olmadığı için enfekte olup olmadığınızı bilmek zordur. Belirtileri genellikle soğuk algınlığına benzer, ateş ve lenf bezlerinde şişkinlik yapabilir.

    Eğer gebelikten önce toksoplazma geçirdiysem, anne karnındaki bebek için risk oluşturur mu?

    Nadir istisnalar hariç, gebelikten en az 6-9 ay önce enfeksiyonu geçirdiyseniz Toksoplazmaya bağışıklık gelişir ve bebeğinize bulaşmaz.

    Eğer gebelik sırasında toksoplazma geçirirsem bebeğime ne olur?

    Toksoplazma enfeksiyonu olan gebelerin yaklaşık yarısında enfeksiyon plasenta aracılığıyla bebeğe geçebilir. Gebeliğin erken döneminde oluşan enfeksiyonun geç dönemde oluşana göre bebeğe geçme olasılığı daha düşüktür. Fakat erken enfeksiyon geç gelişenden genellikle daha ciddidir.

    Anne karnında enfekte olmuş birçok bebekte doğduklarında toksoplazmozis belirtisi görülmez fakat birçoğunda ileriki yaşamlarında öğrenme, görme ve duyma güçlüğü gelişir.

    Anne karnındaki bebeğimin enfekte olup olmadığını nasıl öğrenebilirim?

    Eğer gebelik esnasında toksoplazmozis enfeksiyonu olmuşsanız, bebeğinize bulaş olup olmadığı gösteren yöntemler vardır:

    • Amniyon sıvısı ya da anne karnındaki bebeğin kanı enfeksiyon açısından test edilebilir.
    • Enfekte olmuş bebeklerin 1/3 ünde ultrasonla görülebilen problem oluşur.

    • Doğumdan sonra bebeğin kanı test edilebilir.

    Gebelik sırasında toksoplazma tedavi edilebilir mi?

    Gebelik sırasında toksoplazma enfeksiyonu antibiyotik ile tedavi edilebilir. Enfeksiyona ne kadar erken tanı konur ve tedavi edilirse bebeğe geçme olasılığı o kadar az olur. Eğer bebeğe enfeksiyon bulaştıysa tedavi ile hastalığın şiddeti azaltılabilir. Ayrıca bebek doğduktan sonra da tedavi edilebilir.

    Toksoplazma enfeksiyonunda nasıl korunabilirim?

    CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi) nin önerileri:

    • Yiyecekleri uygun ısıya (73 derece) ve etlerin içinde pembelik kalmayana kadar iyice pişirin.
    • Yemeden önce meyve ve sebzeleri bol su ile güzelce yıkayın. Çiğ yiyeceklerle temas edecek kesme tahtası gibi mutfak gereçlerini ve ellerinizi su ve sabunla iyice yıkayın.

    • Bahçe, toprak ya da kumla uğraşacaksanız eldiven giyin çünkü enfekte kedi dışkısı içerebilir.

    • Eğer kedi besliyorsanız kedi kumu ile temastan kaçının. Değiştirecekseniz mutlaka eldiven giyin ve sonrasında ellerinizi güzelce yıkayın. Kumunu her gün değiştirin, kedinizi içeride tutun, sokak kedilerine temastan kaçının. Kedinizi çiğ ya da az pişmiş etle beslemeyin.

  • Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gestasyonel hipertansiyon gebelikte ortaya çıkan hipertansiyon olup gebeliğe bağlı hipertansiyon (PIH) olarak da bilinir. Gestasyonel hipertansiyon preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertansiyon gebelikte % 6-8 oranında görülür.

    Gebelikte Hipertansiyon Tipleri

    Hipertansiyon Gebelikte 3 şekilde ortaya çıkar:

    • Kronik Hipertansiyon:Gebelik öncesi, gebeliğin ilk 20 haftası ve doğumdan sonra 140/90 üzeri tansiyon olması.
    • Gestasyonel Hipertansiyon:Gebeliğin 20. haftasından sonra hipertansiyon gelişip doğumdan sonra kaybolması
    • Preeklampsi:Gebeliğin 20. haftasından sonra kronik veya gestasyonel hipertansiyon ile birlikte görülebilir. Eğer tedavi edilmezse idrarda proteinüri, hipertansiyon ve ödem ile birlikte hem anne hem de bebekte hayati tehlike oluşturabilecek kadar ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.

    Gebelikte Hipertansiyon Riski

    • İlk gebelik
    • Anne ve kardeşi PIH olan
    • 20 yaşından genç ve 40 yaşından sonraki gebelik
    • Gebelik öncesi hipertansiyonu ve böbrek hastalığı olan gebeler

    Gestasyonel Hipertansiyonun Bebeğe Etkisi

    Hipertansiyon plasentadan bebeğe yeteri kadar kan akımının geçmesine engel olur. Kan akımı yeteri kadar olmazsa bebeğe daha az oksijen ve besin geçeceği için bebeğin gelişimi yavaşlar.

    Eğer hipertansiyon tedavisi uygun şekilde yapılırsa zamanında sağlıklı bebek olma ihtimali yüksek. Eğer tansiyon kontrol altına alınamazsa gebelik zehirlenmesi yanipreeklampsi ve eklampsigelişebilir.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tanısı

    Her muaynede kan basıncı (tansiyon) mutlaka ölçülmeli. Eğer hipertansiyon varsa idrar ve kan testlerinin de yapılması gerekir.

    Hipertansiyon olan gebede böbrek ve kanam profili testleri kontrol edilir. Dopler ültrason ile plasenta ve kordondan bebeğe geçen kan miktarı ölçümü yapılır.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tedavisi

    Tedavi gebelik haftasına göre değişir. Eğer hamilelik son dönemlerinde ise bebek mümkün olduğu kadar erken doğurtulur.

    Eğer hafif hipertansiyon varsa ve gebelik haftası henüz doğum için erkense:

    • Sol yana yatmaya özen gösterilmeli
    • Daha sık takibe gidilmeli
    • Tuz kısıtlanmalı
    • Sıvı alımı arttırılmalı

    Eğer tansiyon şiddetli olursa tansiyon ilacı kullanılmalı ve mümkün olan en erken sürede doğum yaptırılmalı.

    Gestasyonel Hipertansiyondan Korunma

    Kesin olan bir korunma yöntemi yok. Doktor kontrolü altında dikkat edilmesi gereken şeyleri yaparak korunmaya çalışılmalı:

    • Tuz kısıtlaması
    • Günlük en az 8 bardak su tüketmek
    • Protein alımını arttırılıp abur cubur tüketimi azaltılmalı
    • Yeteri kadar istirahat
    • Düzenli egzersiz
    • Gün içinde mümkün olduğu kadar ayakları yukarıda tutma
    • Alkol kullanılmamalı
    • Kafeinden uzak durulmalı
    • Gerekli durumlarda doktorun söylediği dozlarda ilç kullanılmalı
  • Kaygıyla Baş Etme Yöntemleri

    Kaygıyla Baş Etme Yöntemleri

    Kaygı, doğuştan sahip olduğumuz temel duygulardan biridir. Bu duygu, gelecekte karşımıza çıkabilecek tehditlere karşı hazırlıklı olmamızı ve kendimizi korumamızı sağlayan bazı mekanizmaları harekete geçirir. Bu bakımdan yaşamsal olarak kritik ve sağlıklı bir duygudur. Ancak bazen kaygı, insan yaşamında problemli bir döngüye neden olabilir. Şiddetli bir kaygı da tekrar eden ve yaşamı kısıtlayan ataklara kadar varabilir. Bu noktada sağlıklı kaygı ile sağlıksız kaygıyı ayırt etmek ve kaygının yükselmesine neden olan kişilik özelliklerimizi gözden geçirmek ataklarla başa çıkmada bizlere yardımcı olacaktır. Çünkü sağlıklı kaygı bize yardımcı olurken sağlıksız kaygı işlevimizi bozar.

    Sağlıklı kaygı ve sağlıksız kaygıyı nasıl ayırt ederiz?

    Sağlıklı kaygı, yaşamımızda olası görülen konularla ilişkilidir. İçeriğindeki olasılıklar iki elin parmağındaki sayıyı geçmeyecek kadar azdır. Bu olasılıklar konusunda kontrolümüz dahilinde olan çözümler bulabiliriz. Sağlıksız kaygıda ise yaşamımızda olma olasılığı olan ve olmayan bir çok ihtimal zihnimizden geçer. Senaryolar sonsuz sayıdadır. Çözüm bulma konusunda yapabileceğimiz bir şey yoktur. Yani tamamen bizim kontrolümüz dışındaki durumları düşünürüz. Bu sebeple düşünmenin bir faydası da yoktur.

    Bir örnekle yola çıkalım. Diyelim ki şehirlerarası bir yolculuğa kendi aracınızla çıkacaksınız.

    Sağlıklı kaygı örnekleri

    1-Arabanın bakımını yaptırmak, emniyet kemerini takmak

    2- Yanınıza yeterli düzeyde para almak

    3- Kimlik, telefon ve diğer gerekli kişisel eşyalarınızı yanınıza aldığınızdan emin olmak

    4- Otel rezervasyonunuzu yapmak

    Bu 4 alanda bir eksiklik olup olmadığı ile ilgili kaygılanmak tatilinizin yolunda gitmesine neden olur, bu sebeple sağlıklı kaygıdır. Kaygılandığınız konular muhtemel risklerle ilgili mantıklı içeriğe sahiptir. Ve bunlardan birinin eksik olduğunu fark ederseniz kontrolünüzde olduğu için bu konuda çözüm bulabilirsiniz.

    Sağlıksız kaygı örnekleri:

    1. Yolda aracıma bir tır çarparsa

    2. Aniden yolda kesici bir şey ile lastiğim patlarsa

    3. Yolda kalır, kimseye ulaşamazsam

    4. Saldırıya uğrarsam

    5. Yolda kalp krizi geçirirsem

    6. Ben yola çıktığımda ardımda bıraktığım kişilerden birinin başına kötü bir olay gelirse (hastalık-ölüm vb.)

    7. Paramı kaybedersem

    8. Yolculukta panik atak geçirirsem

    9. Otelden hastalık kaparsam

    .

    .

    .

    Sağlıksız kaygı örneklerini daha da arttırabiliriz. Gördüğünüz gibi olasılıkların sayısı sağlıklı kaygıdaki kadar az değildir. Ayrıca olma olasılığı düşük bir sürü felaket senaryosu içerir. Mantıktan uzaktır. Son olarak tamamen kontrolümüzün dışında gelişebilecek olaylardır, yani bu ihtimaller konusunda önlem almamız imkânsızdır. İçeriği abartılı felaket senaryoları ile dolu olduğu için yüksek kaygı, gerilim, huzursuzluk verir. Bu sebeple tamamen işlevsiz, hatta işlev bozan bir örüntüdür.

    Eğer kaygılandığınızı fark ederseniz, aklınızdan geçen, sizi kaygılandıran düşüncelere odaklanın. Eğer sağlıklı kaygıysa, bu kaygıyı kabul edin ve bu konuda neler yapabileceğinizi düşünün. Fakat eğer düşüncelerinizin içeriği sağlıksız kaygıya benziyorsa, bunun sağlıksız kaygı olduğunu, kontrolünüzü aşan bir şey olduğunu, bunu düşünmenin bir faydası olmadığını kendinize hatırlatın ve o düşüncelerden uzaklaşmaya çalışın. Aklınızdan bir çok kötü olasılık geçiyorsa her bir düşünceyi inceleyip gerçekçiliğini sınayamazsınız. Bu sebeple sadece sağlıksız kaygı olarak etiketleyip dikkatinizi başka bir yöne vermeye çalışın. Eğer sadece bir kötü olasılıkla çok meşgul olduğunuzu düşünüyorsanız (örneğin panik atak geçirir ve ölürsem) o zaman o düşünceye karşı mantıklı, gerçekçi düşünceler ile meydan okuyun. Örneğin: ‘’Panik atak geçirebilirim, panik atak gelirse eğer bir süre sonra geçer, panik atakların düşündüğüm gibi (ölüm, kalp krizi vb) bir zararı olmaz’’ şeklindeki bilimsel gerçekçi düşünceleri kendinize hatırlatabilirsiniz.

    Kaygı döngüsünden çıkamıyorum

    Eğer kaygı ile ilgili sürekli biçimde sorun yaşıyorsanız ve bununla kendi kendinize başa çıkmakta zorlanıyorsanız, bu durumu kabul edip bir psikiyatrist ve klinik psikologdan destek isteyiniz. Yapılan çalışmalara göre tedaviyi geciktirmek, kaygı problemlerinin kronikleşmesine neden olabilmektedir. Erken zamanda tedaviye başvurmak, çok daha kısa sürede kaygı duygusunu tanımanıza ve sağlıklı biçimde yönetebilmenize yardımcı olacaktır.

  • Aynala Beni

    Aynala Beni

    Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Beynin yapısını bildiğimiz zaman, onun esiri olmak yerine, onunla işbirliği içinde çalışmaya başlamış oluruz. Yani, beynimizle barıştığımız zaman, kendimizle barışmaya bir adım daha yaklaşmış olduğumuz için, dış dünyadaki kişiler ve dünyaya olan bakış açımızla da barışmak için adım atmış oluyoruz. Beynin yapısına dair bilinecek, okunacak, araştırılacak, öğrenilecek çok şey olmasıyla birlikte, ben bu yazımla size duygulardan sorumlu olan alan, duyguları kabul etmek ve reddetmenin bizler için olası sonuçları hakkında yazıyor olacağım. Aynalamanın gücünü bilmeniz ve hayatınızda olması adına bir bakış açısı vermeye çalışacağım…

    Yetişkinler olarak bizler bunları öğrenir ve kendi duygularımızı olduğu gibi kabul edersek, kendimize bir bebeğe yaklaşır gibi şefkat ve sevgiyle yaklaşabilirsek, diğerlerine karşı da bunu yapabilir hale geliriz. Hele ki söz konusu çocuklar olduğu zaman, içimizdeki çocuğu kabul etmenin ve şefkatle yaklaşmanın çok önemli bir yolu ‘kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmekten’ geçiyor.

    Olumlu ve olumsuz duygular söz konusu olduğunda, olumlu duyguları, bize genel olarak heyecan, coşku, mutluluk veren yaşam olaylarını görmek ve kabul etmek çok daha kolayken, olumsuz duygularımızın sorumluluğunu başkalarına atmak ne yazık ki daha kolay gelebiliyor. Öfkelendiğimiz bir durumda, sorumlunun ‘biz’ olduğunu bilmek, her zaman çok kolay olmayabiliyor…

    Örnek vermek gerekirse; Çocuğu söz dinlemediği için akşam yemeğinde 5 kere sofraya çağırmasına rağmen sofraya gelmeyen, elindeki telefonu bırakmayan çocuğuna öfkelenen ebeveyni ele alalım. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramadıklarını, çocuklarında bir sorun olduğunu, dikkatini toparlayamadığını, onları duymadığını söylerler. Bu gördüklerinde tabii ki haksız değiller. Ancak buradaki değişimin çocuklar tarafından değil ebeveynler tarafından yapılması gerektiğini söylediğimde, eğer bir suçlu aranıyorsa o suçlunun çocuk değil ebeveynler olduğunu söylediğimde önce bir tepki alırım ebeveynlerden. “Ama biz her şeyi denedik hocam…” derler. Sonrasında ise her şeyi denemiş olsalardı o an benimle bunları konuşmayacaklarını, her problemin henüz bulunmamış olsa da bir çözümü mevcut olduğu üzerine konuşmaya başlarız. Burada önemli olan, ebeveynin çaresizlikle gücünü çocuğa verdiğini görmesi, öfkeyle, bağırarak, milyon kere söylenen ‘hadi’lerle çocuğa öğretmek istenileni öğretemeyeceklerini, onların kurallarda tutarlı olup olmadığını, teknolojik aletlerle aralarının nasıl olduğu gibi dinamikler konuşulmaya başladığı zaman bana hak vermeye başlarlar. Çünkü ortamda tek haklı ‘gerçek’tir, o da 1 tanedir. Henüz 5 10 senedir dünyada olan bir çocuğun, istenmeyen davranışlarının kökeni her zaman bulunabilir. Eğer ebeveynler içlerindeki çocuğu şefkatle kabul eder, sevgiyle yaklaşırlarsa, çocuklarına karşı da bunu yapabilir hale geliyorlar, eğer kendilerine karşı acımasız ve öfke dolularsa, çocuklarına ‘içlerindeki çocuğu’ yansıtıyorlar. Burada da düğüm gittikçe zorlaşmaya başlıyor… Düğümü yol yakınken çözebilmek için, problemleri fark etmeye başladığınız zaman, ‘nasıl olsa zamanla geçer’ düşüncesine aldırmadan, bir uzmandan destek almanızı öneririm. Çünkü, çocuğunuzun ve içinizdeki çocuğun her anı çok kıymetli! Bir çocuğun çocukluğunda ebeveynleriyle arasındaki ilişki ne kadar sağlıklı ise, çocuk ne kadar aynalanıyorsa, kendini o kadar değerli, görünür, önemli vb. hisseder. Bunu başarmak da eminim her anne babanın en değerli arzusudur…

    3 adımda öfkelendiğiniz olay/ durumla ilgili farkındalığınızı geliştirebilirsiniz:

    1. Siz öfkelendiniz! İlk önce kendi duygunuzu yargısız, koşulsuz kabul edin.

    2. Öfkenizle sağlıklı başa çıkabilmek ve bu durum ile ilgili öfkelenmemeniz için sizin neye ihtiyacınız var?

    3. Bu durumda sizin payınız nedir? Bu durum ile ilgili kendinizde neyi değiştirebilirsiniz?

    Yukarıdaki örnek üzerinden gidecek olursak;

    1. Çocuğum yemek sofrasına 5 kere söylememe rağmen gelmediği ve elindeki telefonu bırakmadığı için öfkeliyim.

    2. Bu durumla bağırmak, hadi deyip kendimi ve ortamı yıpratmak yerine ne yapabilirim? Huzura ihtiyacım var, sözümün dinlenmesine ihtiyacım var, 1 kere söylediğim zaman çocuğumun telefonu bırakıp sofraya gelmesine ihtiyacım var.

    3. “Bu durumda benim payım büyük çünkü bu zamana kadar hiç sınır koymadım. 3 gün telefonu bırakmadığı için kızdıysam diğer günlerde tutarlı davranmadım, boşverdim. O yüzden beni ciddiye almıyor. Demek ki önce ben tutarlı bir şekilde davranmam gerekiyor. Onunla konuşayım, “Eğer bugünden itibaren sofraya çağırdığımda gelmemeyi seçersen 1 gün telefonla oynamamayı seçmiş olacaksın” diyeyim, sorumluluk almasına izin vermiş olayım.” İç hesaplaşmamızı yaptık… Eğer kendinizdeki bu durumu değiştirirseniz, çocuğunuz da size adapte olacak ve belki ilk gün değil ama sizin tutarlı davranışlarınızdan sonra sofraya ilk çağırdığınızda gelecektir.

    Bu sadece bir örnekti. Her durumda, her durum ile ilgili cevaplar bambaşka ve bireye özel, biricik olacaktır. Bu cevaba sabırla, tutarlı bir şekilde sadık kalırsanız, değiştiremeyeceğiniz hiçbir koşul olamaz. 

    Başka bir örnek de çocuğunuzun öfke krizine girdiği an için verelim. Öncelikle çocuğunuzun öfke krizine girmesinin ardında pek çok neden olabilir( Ebeveynden mi gördü, öğretmenden mi gördü, diğer arkadaşlarından mı gördü, kişisel travması mı var, doğumdan beri mi böyle vb…) Bu sebeplerden bağımsız bir şekilde düşünecek olursak, öfke anında çocuğunuz sizi duymayacaktır! Onun ihtiyaç duyduğu tek şey: KAPSANMAK! Çocuk, duygusunun anlaşılmasını, kabul edilmesini, aynalanmasını bekler. Yani tek ihtiyacı ‘ sen öfkelisin şuan denilip, (çocuğun ihtiyacına göre kucağa alınabilir ya da yanında oturulabilir) sakinleşmesini beklemek. Eğer o anlarda ‘alarmdayken’ konuşmaya çalışırsanız, yaşı kaç olursa olsun, ya sizi suçlayacak ve öfkesini size yöneltecek, ya vurmaya başlayıp öfkesini size yöneltecek ya da içine kapanıp ağlamaya devam edecektir. Sonuç olarak, problem çözülmemiş olacak, bir sonraki tetikleyici olayda tekrar aynı kriz yaşanmaya devam edecektir. Unutmayın, çocuklar henüz kendi kendilerine krizleri yönetemiyor olabilirler, bir yetişkinin desteğine ihtiyaç duyuyor olabilirler ve bu olabilecek en doğal ihtiyaçtır.

    Eğer siz onların kriz anlarında onlara destek olup, bu olumsuz duygularla baş etmeleri için onlara destek olmayı seçerseniz, onlar duygularıyla barışık, iç güçleri gelişmiş, problem çözme becerileri yüksek birer birey olma yolunda ilerlerler.

    ÇOCUĞUM BANA HİÇBİR ŞEY ANLATMIYOR

    Yetişkin tarafından duyguları kapsanmayan çocuklar, bir zaman sonra yaşam olaylarını anlatmamaya başlarlar. Çünkü anlaşılmayacaklarına dair bir algı oluştururlar. Örnek vermek gerekirse; okulda bir arkadaşıyla problem yaşadığını ve çok sinirlenip arkadaşına vurduğunu anlatan bir çocuğa ilk tepkiniz “Yanlış yapmışsın, vurmak iyi bir davranış değil, sende de hata var, neden vurdun” gibi cümleler olursa, bir zaman sonra çocuk kendini size karşı kapatır, anlatmaz, olmamış gibi davranır, problemini görmezden gelir, geçiştirir ama gerçek yaşamda okulda arkadaşına vurmaya devam eder. Burada yapılması gereken öncelikle o andaki duygusunu ona aynalamaktır. Yani, çocuğa “sen çok kızmışsın, sen arkadaşına çok kızdın, öfkelisin vs” gibi bir cümle olmalıdır. Eğer bu olursa, çocuk anlaşıldığını hisseder, güven ortamı oluşur ve sonrasında vurma davranışının yanlış olduğu onun yerine neler yapılabileceğine dair yardımcı stratejiler öğretilebilir. 

    Başa dönecek olursak: “Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Kendi kişisel hayatımda ben de bunları mükemmel bir şekilde yapabiliyor muyum? ASLA. Ama önemli olan her geçen gün bildiklerimizi hayata geçirebilmek için elimizden geldiği kadar çabalamak, yapamadıklarımız için kendimizi suçlamamak, yapamadıklarımız için suçlu ve pişman hissetmek yerine yapabildiğimiz, kendimizi geliştirdiğimiz her bebek adımı için kendi sırtımızı sıvazlamak.  Bunu okuduktan sonra, her gün kendinizi ve çocuğunuzu çok değil 1 kere bile aynalamaya başladığınız zaman, dünyanızın nasıl değiştiğini, ilişkinizin daha sağlıklı bir biçimde ilerlediğini gözlerinizle görmüş olacaksınız. Bu inanın, denemeye değer! O yüzden, farkında olmasa da “BENİ AYNALA” diyen çocuğunuza verebileceğiniz en kıymetli hediye onları, onların duygularını kapsamak…

    Hem çocuklarınıza, hem içinizdeki çocuklara AYNA dolu günler dilerim.

  • Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut Hastalığı, kanlarındaki Ürik Asit düzeyi normalden yüksek olan kişilerde görülür. Vücudumuzdaki ürik asidin %70 kadarı hücrelerimizde bulunan Pürin adlı proteinin yıkılmasından kaynaklanır. Kalan ürik asit miktarını oluşturan ise yediğimiz gıdaların içindeki Pürinin yıkımından ortaya çıkar.

    Kanınızda ürik asit olması mutlaka Gut hastası olacağınız anlamına gelmez. Sağlıklı bireylerde de, erkeklerde kadınlardan daha yüksek olacak şekilde kanda ürik asit bulunur. Eğer kandaki ürik asit miktarı artmaya başladıysa vücudunuz fazla olan kısmını böbrekler yoluyla idrar içinde atmaya çalışır. Ancak eğer vücudunuz fazla ürik asit üretiyorsa veya böbrekler yeterince ürik asit atılımını sağlayamıyorsa kandaki ürik asit miktarı artmaya başlar. Ürik asit miktarı belli bir düzeyi aşarsa (Çözünme noktası) ürik asidin Sodyum Ürat olarak çözünmeyen kristalize forma dönüşmesi olasıdır. Bu kristaller genelde eklem içi veya çevresindeki dokularda oluşma eğilimi gösterirler. Özellikle bacakların ucunda kalan ayak parmakları, ayak bilekleri gibi bölgelerde oluşurlar.

    Oluşan ürik asit kristalleri yıllar içinde yavaşça kıkırdak dokuda birikir ve sonunda bir gün eklem aralığına boşalır. Sert, iğne şekilli kristaller eklemin yumuşak yüzeyine (Sinovyum) temas eder ve hızla iltihabi sürece neden olur. İltihabi süreç ile kristaller eklem içinde parçalanır ve Gut atağı günler içinde yavaşça düzelir.

    Eklem içinde ani iltihabi ataklara neden olmanın yanı sıra bu kristaller eklem içi ve çevresinde birikerek tofüs denen yapılar oluşturabilirler. Tofüs adlı bu sert yapılar zamanla büyüyerek kıkırdak ve kemiğe bası hasarı oluşturabilir ve bu hasar kireçlenmede olduğu gibi sürekli bir eklem ağrısına neden olabilir. Bu aşamadaki Gut Hastalığına “Kronik Tofüslü Gut” denir. Bazen tofüsler cilt altından elle hissedilebilirler. Eklemler dışında kulak kepçesi gibi kıkırdak yapılarda da birikebilirler.

    Kandaki ürik asit düzeyinizi etkileyen faktörler şunlardır:

    Genetik yapınız böbreklerinizin başka bir fonksiyon bozukluğu olmasa da yeterli miktarda ürik asidi vücuttan uzaklaştıramamasına neden olabilir. Özellikle ailede benzer rahatsızlığı olan bireylerde en olası neden budur.

    Vücut kitlesi ne kadar büyükse günlük ürik asit üretimi de o kadar artar. Bu nedenle fazla kilolu olanlarda ürik asit üretimi böbreğin başa çıkabileceğinden fazla olabilir.

    Eğer kanda kolesterol ve yağ miktarınız yüksekse, kan basıncınız yüksekse ve tip 2 şeker hastalığınız varsa böbrekleriniz yeterli miktarda ürik asit atılımını sağlayamayabilir. Tüm bu sorunların bir arada olmasına “Metabolik Sendrom” adı verilmektedir.

    Bazı böbrek hastalıklarında böbreğiniz ürik asit atılımı işlevini yeteri kadar yapamayabilir.

    İdrar sökücüler, aspirin gibi bazı ilaçlar kandaki ürik asit miktarının artmasına neden olabilir.

    Nadiren bazı kronik kan hastalıklarında çok sayıda kan hücresi üretilir ve bunların parçalanmasıyla açığa çıkan ürik asit miktarı çok olursa böbrek bununla başa çıkamayabilir.

    Eğer ürik asit artışını açıklayabilen belirgin bir neden saptanabilirse (Örneğin böbrek hastalığı veya idrar sökücü kullanımı gibi) bu duruma “İkincil Gut Hastalığı” denir. Ancak çok zaman tek bir belirgin neden saptamak mümkün olmaz, pek çok faktör bir aradadır (Örneğin kilo fazlalığı olan bir bireyde böbreğin genetik nedenlerle ürik asidi yeterince atamaması gibi) ve bu duruma “Birincil Gut Hastalığı” denir.

    Eğer Gut Hastalığına eğiliminiz varsa Gut atağını tetikleyecek bazı durumları bilmek gerekir:

    Etkilenen ekleme darbe veya zorlayıcı hareket

    Ateş yüksekliği ile giden hastalıklar (Soğuk algınlığı, zatüre vb.)

    Cerrahi girişimler

    Aşırı yemek yeme ve/veya fazla miktarda alkol alma

    Susuzluk

    Daha önceleri yalancı gut diye adlandırılan hastalıkta da benzer ataklar kalsiyum pirofosfat kristallerinin eklem içinde birikmesiyle oluşabilir. Bu hastalıkta eklem içinde biriken ürik asit değil, kalsiyum kristalleridir ve Gut Hastalığından farklı olarak daha çok kireçlenmesi olan bireylerde ayak baş parmağından çok diz ve diğer eklemlerde bulgulara neden olur.

  • Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizden kurtulmak, bir ölümü, boşanmayı veya bir kaybı ele almak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor.

    Bağımlılık yaratan bir ilişkiyi bitirmek de olsa, bir ölümün arkasından tuttuğumuz yas da, geçmişimizden kurtulmak aslında yapması en zor şeylerden biri olabilir. Örneğin, yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz.

    Geçmişten kurtulmak çok kolay olmasa da, onu geride bırakmanın ve artık ilerlemenin bazı pratik yöntemleri vardır. Yine de, tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

    İşte geçmişimizi sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın 6 adımı:
     

    1. Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir.
    2. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz.
    3. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.
    4. Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım.
    5. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir.
    6. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım. Geçmişimizden kurtulmak için artık gururumuzu bırakmamız gerekir.

    Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

    Geçmişimizden kurtulmak tam olarak nedir?

    Geçmişimizden kurtulmak, onu hiç bir şekilde değiştirme şansımızın olmadığını kabul etmektir. Zamanında elimizden gelenin en iyisini yaptık. Yanlışlarımızla yüzleşirken, hatırlayalım ki o anda elimizden geldiğince iyi niyetli, sevecen ve doğru davranmaya çalıştık. Eğer bir şekilde geçmişe dönebilseydik, inanın o anda yaptığımızdan daha farklı bir şey yapamazdık, çünkü o anki bilinç boyutumuz ancak o şekilde davranmaya müsaitti. Bir kere olan oldu. Artık onu geride bırakma zamanı geldi.

    Geçmişimizden kurtulmak, düşüncelerimizin farkında olmaktır. Kendimizi geçmiş olaylar veya kaybettiğimiz kişilerle ilgili takılmış düşünceler içinde bulduğumuzda, kendimizi fazla hırpalamadan düşüncelerimizi şimdiki ana döndürebiliriz. Bağımlılık yapıcı bir ilişki de olsa, kaybettiğimiz bir evlat da, şimdi bu takıntılarımızdan kurtulma zamanı.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanın doğasına güvenmektir. İyileşeceğiz ve devam edeceğiz. Geçmişi geride bıraktığımızda, yaralarımız zaman içinde kapanacak ve ardından sadece küçük bir iz kalacak.

    Geçmişimizden kurtulmak, yaşamımıza yeni insanlar katmaktır. İlle de yepyeni insanlarla tanışmamız gerekmiyor. İş ortamından bir tanıdığımızla sohbetimizi ilerletebilir, apartmanımızdaki bir komşumuzu kahveye davet edebiliriz. Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, daha dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

    Geçmişimizden kurtulmak, yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir.Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

  • Ateşi yüksek çıkan çocuk için neler yapılmalı?

    Ateş; koltuk altından 37.4°C, ağızdan 37.5°C, makattan 38°C kabul edilir.

    Makattan Ölçüm:

    Vücut sıcaklığını en iyi yansıtan bölge olmasına rağmen huzursuzluğa ve yaralanmalara neden olabileceğinden tercih edilen bir ateş ölçümü değildir. Dijital termometrenin temiz olduğundan emin olunmalıdır. Termometrenin ucu vazelin veya jel ile yağlanır ve çocuğun makatının içine doğru 1.5-2 cm kadar nazik bir şekilde ilerletilir. En az 3 dakika süre ile makat içinde kalması sağlanır.

    Koltuk Altından Ölçüm

    Koltuk altı kurulandıktan sonra ölçüm yapılmalıdır. Çocuklarda en sık tercih edilen yöntemdir. Yenidoğanda en uygun ölçüm şeklidir. Güvenilirdir ve kolay uygulanır. Ancak terlemeye bağlı olarak gerçekten daha düşük değer gösterebileceği akılda tutulmalıdır.

    Plastik Şerit Termometreyle Ölçüm

    Isıyla değişen duyarlı sıvı kristaller içeren bu termometreler alına yapıştırılır, vücut sıcaklığı bir dakika sonra renk değişikliği skalasından okunur. Bu yöntemle ölçüm güvenilir değildir.

    Alından/Ciltten Ölçüm:

    Çok hızlı ölçüm yapılabilir ancak güvenirliği düşüktür. Yüksek ateş çıkarsa koltuk altından ölçümün tekrarı gerekir. Evde 0-5 yaş grubu ateşli çocuklarda rutin olarak ağız ve makattan ateş ölçümü yapılmamalıdır.

    Ateş ölçümü, yenidoğanlarda (ilk 4 hafta) koltukaltından; 4 hafta-5 yaş arası çocuklarda ise koltuk altı ve kulaktan yapılmalıdır.

    Ateş bir hastalık değil, vücudun hastalıklara karşı verdiği normal bir cevaptır. Ateş düşürme hastalığın seyrini değiştirmez. Ateşin vücudumuz için pek çok faydası bulunmaktadır. Ateş varlığında bakterilerin ölmesi hızlanmaktadır. Ateşin kendi başına beyne hasar vermesi için ise 41,5°C üzerine çıkması gerekir. Bu da genelde enfeksiyonlarda çok çok nadir olarak görülmektedir. Yani ateş beyne zarar vermez, felce neden olmaz

    ATEŞ VE HAVALE: Ateş havale yapabilir ama bu korkulacak bir hastalık değildir. Çocukların yüzde 2-4’ünde görülür. Ateşli havale çocukta ailesel yatkınlık varsa ortaya çıkabilir. Ateş, çocuklarda genellikle kısa sürede kendiliğinden iyileşen basit viral hastalıklardan kaynaklanır. Ateşli çocukların çok az bir kısmında ise yaşamı tehdit eden veya ileride yaşam kalitesini etkileyebilecek olan ciddi bakteriyel enfeksiyonlar söz konusudur.

    Ateşli Çocuğun Evde Tedavisi: Annelere Öneriler

    1.Kalın kıyafetler, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden çocuklar az giydirilmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır. Oda ısısı ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır (21-22°C idealdir).
    2. Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanabilir. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir.
    3. Çocuğa ateş düşürücü verildikten sonra ılık suyla duş ve ılık kompres uygulanmalıdır. Ateş, hızlı su kaybına sebep olarak vücudun susuz kalmasına yol açabilir. Bu yüzden çocuk sıvı alımı için teşvik edilmelidir.
    4. Hastayken tüm insanlar gibi çocukların da iştahı azalır. Yemek yemek istemeyen çocuk zorlanmamalıdır. Böyle dönemlerde en sevdiği yemekler hazırlanmalı ve yiyebildiği kadar yemesi için teşvik edilmelidir.
    5. Okula giden ateşli çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye dek evde istirahat etmelidir.
    6. 39° C den daha düşük ateşlerin çoğunda eğer çocuğun genel durumu iyi ise, ilaç ihtiyacı olmayabilir. 39°C üzerinde ateşli ise veya ateş nedeniyle baygınlaşmaya, etrafa ilgisi azalmaya başlamışsa parasetamol veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler, çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir.

    Ne zaman Doktora başvurulmalı?

    Üç aydan küçük çocuğunuz ateşlenirse….

    Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bebeğinizin ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktorunuzu mutlaka arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Ateş yükselirse ve kontrol altına alınamıyorsa bebeğinizi teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürmeniz gerekmektedir.

    1. Eğer çocuğunuzun ateşi 40°C ve yukarıda ise

    2. Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa

    3. Ateşle birlikte çocukta kasılma, şuurda bir değişiklik olduysa, dalgınlık varsa, çocuk her yediğini kusuyorsa, yoğun bir solunum sıkıntısı varsa, yani sık nefes alıyorsa ya da nefes almada zorluk çekiyorsa, vücutta döküntü varsa

    4. Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa, daha önce ateşli havale geçirdiyse ya da çocuğun kardeşlerinde ateşli havale hikayesi varsa (Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.)

    5. Eğer ateşi 48 saatten (2 tam gece ve gündüz) daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse çocuğunuzu mutlaka doktora götürmelisiniz.

  • 6 aylık bebek gelişimi

    6. Ayın Sonunda Bebeğin Neler Yapabilir? Ayın sonu geldi! 6 aylık bebek neler yapar diye soruyorsan, işte cevaplarımız:

    Yüzü koyun yatarken elleri ile güç alarak oturabilir.
    Küçük cisimleri parmağı ile ya da baş parmağı ile yakalayabilir.
    Tekrar eden heceleri birleştirerek baba, mama, dede gibi kelimeleri rahatlıkla söyleyebilir.
    Bir elinden diğerine bir nesneyi geçirebilir. Ulaşamayacağı bir yerdeki oyuncağı almaya çalışabilir.
    Yastık desteği gibi desteklerle destekli olarak oturmaya başlar. Birisine veya bir eşyaya tutunabilir.
    Düşürdüğü ya da attığı oyuncağın arkasından bir süre bakabilir.
    Yüzüstündeyken bir an sırt üstüne dönebilir. Yuvarlanmaktan çok hoşlanır.
    Ayak parmaklarıyla oynayabilir.
    Tanıdığı kişilere gülücükler saçarak onlarla oyunlar oynayabilir.
    Sesinin tonunun ne anlama geldiğini anlayabilir.
    Başını bağımsız bir şekilde her yöne çevirebilir.
    Düşürdüğü ya da fırlattığı oyuncağın ona geri verilmesini ister.
    Yüzünle oynamaktan saç çekmekten hoşlanır.
    Henüz konuşmasa bile anne, baba ve biberon gibi önemli sözcükleri tanır.
    Not: Bazı bebekler bu gelişim aşamalarından birkaçına erişemeyebilir. Konu ile ilgili endişen varsa mutlaka doktoruna danışmalısın. Ayrıca prematüre bebekler bu aşamalara aynı doğum yaşındaki bebeklere göre daha geç ulaşırlar.

    6. Aylık Bebeğin Gelişimi için Neler Yapılır? Bebeğinin gelişimi için neler yapabileceğine dair birkaç önerimiz var.

    Bebeğinin 6 aylık bebek fiziksel gelişimine katkı sağlamak için, onu destekli bir şekilde oturtabilirsin.
    Burun, göz, elleri gibi uzuvlarını göstererek “Bak burun, işte ayakların” gibi kısa cümlelerle hem uzuvlarını öğretebilir hem de anlamasını sağlayabilirsin.
    Çok sevdiği bir oyuncağı onun görebileceği şekilde saklayarak bulmasını sağlayabilirsin.
    Ona resimler göstererek “bak anne, bak baba, bak dede” gibi kısa cümlelerle insanları tanıtabilirsin.
    Öneri: Bebeğinin İlk Dişini Kutlamaya Ne Dersin?

    Bu ay bebeğin ilk dişini çıkarıyor olabilir ve sen de bu dişi kutlamayı düşünebilirsin. Bu yüzden sana önerebileceğimiz etkinlik: Diş buğdayı kutlaması! Bebeğinin dişlerinin buğday gibi güçlü ve güzel olması için düzenlenen bu etkinliği yapmayı düşünüyorsan, hazırlıklar başlasın!

    6 Aylık Bebeğin Beslenmesi Altıncı ayda bebeğin ek gıdaya hazır. Bu ayda anne sütü ile vermeye devam etmelisin ama yavaş yavaş ek gıdalara da başlayabilirsin.

    Peki, Bebeğimin İlk Gıdası Ne Olmalı?İşte bebeğini ek gıda ile tanıştırmak üzere olan her annenin sorusu! İlk gıda ne olmalı? Bebeğe verilebilecek ilk gıdalar;

    Muhallebi

    Bebek ekmeği
    Kabak (bal kabağı da yeşil kabak da olabilir)
    Tatlı patates
    Havuç
    Ev yapımı yoğurt ya da kefir
    Elma, muz, şeftali, armut püresi
    Yağsız kuzu eti/ kıyma
    Tüm bu gıdalar bebekler tarafından seviliyor. Peki, 6 aylık bebek beslenmesi nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli, hangi besinleri tercih etmelisin?

    Bebeğini önce pirinç, arpa ve yulaf ile tanıştırmalısın. Daha sonra sebzelere geçmelisin. Eğer bu arada muz, elma ya da şeftali püresine geçersen, bebeğine sebzeleri veya daha az tatlı gıdaları yedirmekte zorlanabilirsin.

    Kıvam olarak ise 7. aya kadar yumuşak tutmaya dikkat etmelisin. Bebek büyüdükçe kıvamı koyulaştırabilirsin.
    Bu gıdaları birbiriyle nasıl kullanabileceğine dair 6. ay bebek beslenme listesine ekleyebileceğin birkaç öneri hazırladık.

    Pirinç Gevreği: Kolayca inceltilebildiği ve sindirildiği için ek gıda olarak sen de bunu denemelisin. Bu gıdayı, yoğurt, anne sütü ve su ile karıştırabilirsin. Fakat muz, elma gibi tatlı gıdalar ile karıştırmamalısın.
    Tatlandırılmamış Yoğurt veya Kefir: Bebeğinin ilk ek gıdaya daha kolay alışması için, süte daha yakın bir tat olan yoğurt veya kefiri deneyebilirsin. Tabii şeker ile tatlandırılmamış olmasına dikkat etmelisin. Hatta fikrimi sorarsan, yoğurdunu kendin yapmalısın. Bu hem bebeğinin hem de senin sağlığın için daha yararlı. Üstelik artık “aman tutturamadım” gibi bir derdin de yok! Çünkü piyasada kolayca yoğurt yapabileceğin yoğurt makinesi alarak bebeğine rahatlıkla kendi yaptığın yoğurdu yedirebilirsin.
    Tatlı Gıda: Anne sütü veya mama ile karıştırılmış muz veya elma püresine her bebek bayılır. Bu ilk gıda başta işini kolaylaştıracak fakat sonra daha az tatlı gıda vermeni zorlaştıracağı için ilk gıdalardan sonra vermeni tavsiye ediyoruz.
    Sebzeler: Sebzeleri mutlaka tatlı gıdalardan önce bebeğine vermen gerekir. Yoğurda göre daha az sevecek, buna hazır olmalısın. O nedenle tatlı patates ve havuç gibi besinlerle başlayarak sonra yeşil fasulye ve bezelyeye geçebilirsin.

    Bebeğimin Gıda Alerjisi Olduğunu Nasıl Anlarım?

    Bebeğine ilk gıdaları sürekli farklı bir gıdayı deneyerek değil, 3 gün üst üste aynı gıdayı vererek denemelisin. Böylece alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini anlayabilirsin. Eğer tepki gösteriyorsa bir hafta bekleyip tekrar denemelisin. Aynı tepki 2 ya da 2’ den fazla gösteriyorsa bebeğinin alerjik reaksiyonu olabilir, bu konuda mutlaka doktoruna danışmalısın.

    Eğer her gıda için reaksiyon gösteriyorsa belki ek gıda için erken davranmışsındır. Bunun için de mutlaka doktoruna danışarak ek gıdayı önündeki aylara bırakabilirsin. Bal mı? Asla!

    Bebeğin için kesinlikle yasak olan ne var diye sorarsan bal cevabını alırsın. İçeriğindeki Clostridium Botulinum denen bakterinin bebeklerde hastalık riski taşıdığı bilinmektedir. Yetişkinlere zararsız olsa bile bebeğin 1 yaşına gelene kadar hem gereksiz kalori almaması hem de hastalık riski taşımaması için baldan uzak duruyorsun. Bir parça bile olmaz!

    Bunun yanında inek sütü, domates, yumurta akı, portakal suyu gibi alerjik reaksiyon göstereceği gıdaları 1 yaşına kadar vermeni önermiyoruz. 6 aylık bebek vücudunda kızarıklık gibi bir sorununun olmasını istemeyiz. Ayrıca 1 yaşına kadar yemeklerine tuz da eklememelisin. Bu konuda farklı düşünüyorsan doktoruna danışabilirsin.

    Ve güzel bir haber! Bebeğinin elleri artık daha güçlü olduğu için 6 aylık bebek aktiviteleri de çoğalmaya başlıyor.soruna hoşuna gidecek bir cevabımız var! Bu ay artık bebeğinin cisimleri kavrama yeteneği daha iyi olduğu için biberonu veya bebek bardağını kendi tutabilir ve kaldırabilir. Üstelik bunu yaparken ne kadar mutlu olacağını gördüğünde sen de bebeğinin keyfini mutlulukla izleyemeye bayılacaksın.

    Tamam, bebeğin kendi tutabilir ve kavrayabilir dedik ama ilk biberon denemesinde hemen harikalar yaratacağını düşünme lütfen. İlk başlarda çenesinden akacak, etrafa dökecek ve üzerini kirletecek. Ama unutma deneyerek öğrenmek en güzeli.

    Yalnız biberonu sadece mama sandalyesinde vermeye dikkat etmelisin. Henüz yatar vaziyette biberon içmek için daha küçük… Ayrıca biberonunun iki elle kavrayacağı büyüklükte de olmasına özen göstermelisin.

    Bardak ya da Fincan Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalı?

    Biberondan sonraki adım ise, bardak veya fincan olacak. Fakat bebeğinin biberondan bardak veya fincana geçmesi için mutlaka oturabilmesi gerekiyor ya da mama sandalyesini kullandırmaya başlamalısın. Ayrıca, bebeğinin bardak ya da fincanla yaptığı hareketler, 6 aylık bebek davranışları hakkında da bilgi edinmeni ve bebeğindeki gelişimi görmeni sağlayabilir.

    İşte biberondan bardağa geçişe dair önerilerimiz:

    Çalkalandığında ya da yana yatırıldığında akmayan bir bardak almaya dikkat etmelisin.

    Ayrıca bebeğin bir şeylerin ses çıkarmasına bayıldığı için bardağını ya da biberonunu uçuşa geçirecektir. O nedenle fırlatıp atma ya da kazayla elinden düşürme riskine karşı kırılmaz bir ürün almaya dikkat etmelisin.

    İlk başlarda bebeğinin gırtlağından geçmesi gerekenden daha fazlası çenesinden aşağı akacağı için su geçirme ya da iyi emici bir mama önlüğü edinmelisin.
    Bebeğin senin elindeyken bardağı ya da fincanı kapmaya çalışacak. Çünkü onun işi bu. Denemesine izin ver, belki senin bebeğin tutmayı daha erken başarır ne dersin.
    Bebeğin birkaç kez denedikten sonra hala fincan ya da bardağı istemiyorsa önce ürünü değiştirmeyi denemeli, yeni ürünü de istemiyorsa bardağa geçmeyi bir iki ay ertelemesin.

    6 Aylık Bebeğin Uyku Düzeni

    Altıncı ayda bebeğinin 12 saati gece olmak üzere 14 saati geçebilen bir uyku düzeni tutturmuştur. Bu yönüyle, 6. ay bebek uykusu, senin hayatını da kolaylaştıracak şekilde bir düzene oturur. Ancak, bu düzenin oturması, bebeğine güven vererek onun uykuya çabuk bir şekilde geçme düzenini sağlamış olmanla ilişkilidir. Alıştırdıysan daha rahat bir döneme hazırsın. Eğer alıştırmadıysan hala geç değil, yanında olduğunu hissettirerek onu yavaş yavaş uyumaya bırakabilirsin.

    Geceleri Hala 2’den Fazla Uyanıyorsa Ne Yapmalıyım? Bebeğin hala geceleri 2’den fazla uyanıyorsa, bunun önüne geçmen için sana birkaç önerimiz var.

    Her uyandığında ya da ağladığında yanına giderek onu emzirmek, sallamak ya da ninni söylemek sana yardımcı olmayacak aksine sana bağımlı olma süresini uzatacaktır. Eğer bebeğin bir ya da iki kez uyanıyorsa onunla ilgilenmeyip kendi kendine uyumasını sağla.

    Üç ya da dört kez uyanıyorsa ilgiyi yavaş yavaş kesmeyi denemelisin. Mesela ağlamalarında yanına gidip onu beslemek yerine sırtına bir iki defa vurarak ya da kısa bir ninni söyleyerek yatışmasını sağlayabilirsin. Bu sana zalimce geliyor olabilir fakat değil.
    Yine de yufka yüreğin bunu yapmaya el vermeyecekse başka bir yol deneyebilirsin. Bir hafta boyunca bebeğinin uyanma saatlerini kaydedebilir ve o uyanmadan yarım saat öncesine alarmı kurup bebeğini uyandırarak her normal uyanma seansında ne yapıyorsan –altını değiştirme, sallama, besleme gibi- onu yapabilirsin. Buna sistematik uyandırma da denir. Böylece bebeğin ağlamaya başlamadan önce sen tekrar uyku moduna geçirmiş olacaksın. Bu metodun giderek süresini uzat ve daha sonra ise birer birer bunları azalt. Birkaç hafta sonra hepsini kaldırabilir ve bebeğindeki ağlama seanslarını bitirebilirsin.

    Erken Kalkan Bebekle Nasıl Baş Edilir?

    Bebeklerin işi erken kalkmaktır. Fakat bazı bebekler sabah saat 5:00’da uyanıyorsa o noktada isyan etmekte haklısın. Eğer baş edebiliyorsan ne mutlu, ama edemiyorsan, 6. ay bebek uyku düzenini sağlayabilmen için aşağıdaki önerilerimize bakabilirsin.

    Bebeğini belki de çok erken yatırıyorsundur. Bu geceden başlayarak her gece bebeğini 10 dakika geç yatırmaya başlayabilirsin. Bu toplamda 1 ya da 2 saat olana kadar her gece yapabilirsin.
    Gün ışığının içeri girmesine izin verme. Eğer gün ışığı odasına doluyor ya da oturduğun yerin gece lambaları direk bebeğinin gözüne gelecek vaziyetteyse odasının karanlık olmasını sağlamalısın. Eh bebeğine göz bandı takamayacağın için odasının perdesini karartıcı jaluziler ile destekleyebilirsin.
    Odasının penceresi sabah trafiğinin yoğun olduğu alana bakıyorsa imkanın varsa odasını değiştir, yoksa da sesi engelleyici bir formül bulmaya çalışmalısın.
    Gündüz uykularını azaltabilirsin. Gündüz uykularından her birini biraz kısaltabilir veya bir tanesini kaldırabilirsin. Tabii günün sonunda bitkin düşmesini sağlayacak kadar da abartmamalısın.
    Feryat figan ağlamıyorsa ilk yaygarasında yanına koşma. Hatta 5 dakika ile başlayarak her seferinde yanına gitme süresini uzatabilirsin.
    Eğer kahvaltı saati olarak 5:30’a alışmışsa o nedenle uyanıyor da olabilir. O halde kahvaltı için biraz beklemeli ve her seferinde kahvaltı saatini ileriye almalısın.

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME

    Okul öncesi dönemde çocukların beslenme alışkanlıkları gelişimin önemli bir yönünü
    oluşturmaktadır. Çocukların ne yedikleri iskeletteki büyümeyi, beden şeklini ve hastalıklara
    karşı olan bağışıklık düzeyini etkiler.(Santrock, 2011) Bu nedenle, çocukta doğru bir yeme
    alışkanlığı oluşturmak son derece önemlidir.
    Çocuklarda yeme alışkanlığını etkileyen faktörlerin en başında çocuğun bakımını
    sağlayan kişinin yani anne-babasının davranışları gelmektedir. İlk çocukluk dönemindeki
    yeme davranışı, çocuğun bakımını sağlayan kişi çocukla beraber, düzenli bir yeme
    programıyla yemek yediğinde; çocuğa sağlıklı yemek yeme konusunda model olduğunda,
    yemek zamanlarını keyifli hale getirdiğinde ve belirli beslenme biçimlerine katıldığında
    gelişmektedir. (Santrock, 2011)
    Çocuklar için beslenme, uyku gibi temel gereksinimlerin belli bir rutinde olması son
    derece önemlidir. Araştırmalar, düzenli beslenen ve uyuyan yetişkinlerin bu alışkanlıkları
    büyük ölçüde çocukluk zamanlarında kazandıklarını göstermektedir. Ayrıca yemek yemesi ve
    uyuması belli bir rutine bağlı olmayan çocuklarda, yemek ve uyku açısından davranış
    problemleri ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların,
    sosyo-duygusal gelişim açısından sürekli sınırları test eden bir yapıya sahip olması ve
    kendisine söylenen ve yapılanları unutmamasıdır. Eğer bir çocuk bir gece 21:00'de yatıyor, bir
    diğer gece 23:00'de yatmasına ses edilmiyor ise; çocuk 21:00'de yatması istendiğinde bu
    sınıra itiraz edecek ve inatlaşmaya gidecektir çünkü önceden buna ses çıkarılmadığını
    bilmektedir. Yemek konusunda da aynı şey geçerlidir. Örneğin aile düzenli bir yemek yeme
    rutinine sahip değilse, çocuk anne-baba kendi istediği saatte yemek yedirmek istediğinde
    problem çıkaracaktır.

    Çocuk için anne-babanın ne söylediği kadar ne yaptığı da son derece mühimdir.
    Örneğin, sofrada anne tabaklara brokoli koyuyor kendisi yiyor ancak baba bu yemeği
    yemiyorsa, büyük ihtimalle çocukta brokoli yemeyecektir. Çünkü burada çocuk, model alarak
    öğrenmektedir. Babasının brokoli yemediğini öğrenen bir çocuğun brokoliyi yemesini
    beklemek doğru değildir. Anne-baba olarak sağlıklı yemek yeme konusunda model olmaktan
    kasıt budur. Çocuklar anne babasının beslenme alışkanlığını kopya eder. Sürekli et yiyen bir
    ailede, anne çocuğuna arada sebze yedirmeye çalışıyor fakat bunu başarmakta zorluk
    çekiyorsa bunun sebebi sebze yemenin belli bir rutinde gerçekleşmemesi ve çocuğun ailenin
    beslenme alışkanlığını kopya etmesinden kaynaklanmaktadır.
    Yemek yerken televizyonun açılması, çocuğun i-pad, telefon gibi cihazlarla
    oyalanması yanlış tutumlardandır. Çocuklar en başta bu gibi oyalayıcılarla yemek yiyebilir
    ancak bir süre sonra bunlar dahi onun yemek yemesi için yeterli olmayabilir. Aynı zamanda
    bu şekilde bir yeme alışkanlığına sahip çocukların yetişkinliklerinde de bu tutumu
    sürdürmeleri ihtimali yüksektir. Televizyon karşısında yemek yeme; obezite, yüksek kolestrol
    gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Leann Birch’in araştırmasına göre, problem
    televizyon izlemekten değil, televizyon izlerken yenilen yemek miktarına veya tadına dikkat
    edilmediğinden, fazla yemek yemekten kaynaklanmaktadır. (Birch, 2006)

    Neler Yapılabilir?

     Günümüzde annelerin de çalışma hayatına katılması, çalışma saatlerinin uzaması, çalışan
    annelerin yorgun olması gibi sebepler yemek saatlerinin belli bir rutine ayarlanmasını
    zorlaştırmıştır. Ancak çocuklar bir ailenin en değerli hazinesidir, bu yüzden onlar için
    özveride bulunulması oldukça önemlidir. Bu nedenle kahvaltı, öğle yemeği, akşam
    yemeğinin belli bir rutinde olmasına dikkat edilmelidir.

     Anne-baba ya da bakım veren diğer kişilerin sağlıklı yemek yeme konusunda model
    olması gerekir. Anne-babanın da yemek seçmemesi gerekir. Ayrıca anne-baba ben eve
    gelirken atıştırdım diye akşam yemeğinde sofraya oturmuyorsa ya da oturup bir iki bir
    şey yiyorsa çocuğunun da onu taklit edebileceği unutulmamalıdır.

     Yemek yerken çocuğun sadece yemek yemeye odaklanmasına dikkat edilmelidir.
    Televizyon, telefon gibi cihazlar yemek yerken kapalı ve uzak tutulmalıdır. Yemekler

    masada yenilmeli, televizyon karşısında koltukta, çocuk oyuncaklarıyla oynarken yemek
    yedirmekten kaçınılmalıdır.

     Yemek yemeyi çekici hale getirmek için çocuğa özel çatal kaşık tabak kullanılabilir.
    Örneğin çocuk Spiderman karakterini seviyorsa, yemeği Spiderman tabağında
    sunulabilir.

     Çocuk sebze yeme alışkanlığı kazanmamışsa, bu alışkanlığı kazandırmanın zorlu
    olabileceği ve uzun sürebileceği unutulmamalıdır. Başlangıç olarak sebze yemekleri
    tadımlık olarak ana yemeğin yanına eklenebilir. Anne baba olarak mutlaka bu esnada
    sizin de bu yemeği yemeniz gerektiği unutulmamalıdır. Yemeği yerken anne baba olarak
    birbirinize “Mmm ne kadar da lezzetli olmuş.”, “bu yemek çok faydalı beni hastalıktan
    koruyacak” tarzı cümleler söyleyerek çocuğunuzun o yemeği yeme konusundaki
    merakını kamçılayabilir, sizi taklit etmesini teşvik edebilirsiniz.

     Yemek yemediği için çocuğu cezalandırmak, kısa vadede işe yarasada uzun vadede işe
    yaramaz. Yemek yemediği için çocuğu bir şeylerden mahrum bırakmak onun için yemek
    yemeyi bir koşul, görev haline getirir. Eğer çocuk bir öğünü yememek konusunda sizinle
    inatlaşmaya giriyorsa ısrar edilmemelidir. Ancak ilk önce, bir diğer öğüne kadar yemek
    yiyemeyeceği, aç kalacağı anlayabileceği şekilde ona anlatılmalıdır. Eğer buna rağmen
    yememekte inat ediyorsa, bir diğer öğüne kadar çocuğa yemek verilmemelidir. Örneğin
    çocuğunuz öğle yemeği yemediyse akşam yemeğine kadar çocuğunuza herhangi bir şey
    yedirmeyin. Özellikle bu öğünler arasında çocuğunuza cips, çikolata gibi abur cuburlar
    vermekten kaçının. Aksi takdirde çocuğunuz yemek yemediği için ödüllendirilmiş gibi
    olacaktır. Eğer ara öğün olarak çocuğunuzun meyve yeme alışkanlığı varsa bunu devam
    ettirin ancak yemek yemediği için normal rutinden fazla meyve yedirmeyin. Eğer ara
    öğün akşam yemeğine yakın yedirilirse, çocuğun iştahının tıkanabileceği
    unutulmamalıdır. Akşam yemeğinde ise öğle yemeği yemediği için tabağın tepeleme
    doldurulmaması gerekir. Normal öğün miktarını verin, eğer kendisi isterse fazlasını
    koyun.

  • Spinal metastazlı hastaların tedavisinde seçilecek cerrahi yaklaşım kriterleri;

    Spinal metastazların tedavisinde cerrahinin amacı en az invaziv yöntem kullanarak maksimum derecede fonksiyonel bir klinik iyilik sağlamaktır.

    Primer odak bilinmiyorsa ve patolojik tanı yoksa: Eğer lezyon kolay ulaşılabilir ise önce iğne biyopsisi ile doku tanısı elde edilmelidir. Çünkü kanser hastalarında epidural apse olasılığı vardır.

    Eğer spinal kolon unstabil ise

    Eğer nörolojik defisit tümör basısından ziyade spinal deformite veya kemik kompresyonuna bağlı ise

    Eğer XRT başarısızsa

    Eğer hastanın beklenen yaşam süresi 3-4 aydan fazla ise

    Hastanın isteği doğrultusunda cerrahi tedavi planlanmalıdır