Etiket: Ebeveyn

  • Ergenlik Dönemi

    Ergenlik Dönemi

    1-Ergenlik dönemini nasıl tanımlayabiliriz?

    Ergenlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan ,gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yetişkin yaşama hazırlığın gerçekleştiği bir psikososyal duraktır.

    2- Ergenlik döneminin kökeni nedir?

    Tümüyle biyolojik kökenli olan bu dönemin önemli psikolojik sonuçları vardır. Yani ergenlik psikososyal bir gelişme basamağıdır.

    3- Ergenlik ne zaman başlar ,ne kadar sürer?

    Genellikle 9-11 yaşlarında başlar, 19-21 yaşına kadar devam eder,tamamlanır.

    4-Ergelik döneminde bireyin yaşadığı en önemli değişiklikler nelerdir?

    Bu dönemdeki hızlı biyolojik değişiklikler ergene iki önemli özellik kazandırır.

    • Birincisi:Cinsel üremeyi sağlayan cinsel olgunlaşma,
    • İkincisi: Anne baba tarafından korunma ve bakılma gerekliliğini azaltan fiziksel büyüme ve kendi kendine bakabilme gücü,yani temel amaç anne- babadan ayrılarak bağımsızlığın kazanılması,karşı cinsle ilişkilerin sağlıklı kurulabilmesidir.

    5- Bu dönemde ergen öncesinde sahip olmadığı hangi becerileri kazanır?

    • Beden imgesi kabullenilir.
    • Cinsel kimlik rolü belirlenir, kabullenilir.
    • Özerklik yani ebeynden bağımsızlaşma
    • Bir yetişkin kimliği edinme
    • Üretken bir birey olmaya hazırlanma
    • Yaratıcılık,sevme ,anlamlı amaçlar ve değerler kazanır.

    6- Ergenlik dönemi her birey için standart bir süreç varmıdır, Yoksa ergenlik döneminde bireysel farklılıklar varmıdır?

    Ergenlik biyolojik değişkenler evrenseldir.Ancak bu değişkliklere verilen Psikolojik v sosyal yanıtlar evrensel değildir.Bireyden bireye farklılık gösteririr.

    7- Ergenlik döneminin kendi içinde evreleri varmıdır? Bu dönemde belirleyen karateristik özellikleri nelerdir?

    • Erken ergenlik (10-13) Bu dönemin temel işlevi çocukluk rolünün terk edilmesidir. Ruhsal gelişim açısından hayatın beklide en sorunlu dönemidir.Bu dönemde ebeveynlere geliştirilmiş uyumlu duygusal yapı değişir.Bu dönemde ergen aile aktivitelerine daha az katılır. Anne baba yargıları değersizleşir.
    • Orta Ergenlik Dönemi(14-16)yaş Güçlü akran bağlarının geliştiği dönemdir. Anne babadan uzaklaşma eğilimi vardır.Akran gruplar arasında duygusal bağlar gelişir.
    • Geç Ergenlik (Yaş aralığı nedir, varmıdır? )
    • Erişkin davranışlarının görüldüğü evrenseldir. Bu dönemde cinsel kimlik oturur. Cinsel çatışmalar yerini mesleksel ve toplumla ilgili sorunlara bırakır.

    8-Bu dönemde ergenin otoriteyle arası nasıldır?

    Bireyin tanıştığı ilk otorite figürü ailesidr/ebeveyndir.

    Bu dönemin başında zoraki olarak kabuledilen ebeveyn otoritesi sorgulanmaya başlar.

    9-Bu dönemde ebeveyn tutumları nasıl olmalıdır?

    Anne-baba özellikle kendi ergenlik dönemlerindeki ruh hallerini hatırlamaya çalışmalıdırlar. Bunu gerçekşeştirebildiklerinde çocuklarını daha kolay anlayabileceler,empati kurabileceklerdir.

    Bu dönemde özellikle anne-baba tutumları ortak kararlarla şekillenmeli,tutarkılık ve karlılık ilkesinden uzaklaşılmamalıdır.

    10- Ergenin bu dönemde davranış özellikleri nelerdir?

    • Ergen bu dönemde tutarsız ve çelişkilerle doludur.
    • Anne-babaya karşı çift yönlü zıt duygular besleyebilir.Sevgi,kızgınlık ve öfke bir aradadır. Sözel salırganlıkların artması olağanır.
    • Şiddet eğilimi artar.
    • Negatif,karamsar ve dürtüseldir.
    • Soumlulukları reddeder.
    • Depresyon eğilimi artar.
    • Kişiler arası dengeyi bulması zorlaşı.
    • Kendi eleştiriya kapalıyka ,özellikle aile bireylerini kolaylıkla eleştirir.
    • Bu dönemde mualif olma davranışları sıklıkla görülür.

    11- Bu dömende yaşana aile içi çatışmaların temelinde neler vardır?

    Bu dönemde çoğunlukla ana-baba ergenin kendi değer yargı sistemleri içinde kalmasını beklerler.Kimlik arayışı içinde olan birey ise ‘farkı’ olmaya çabalar.İki taraf arasında ki bu karşıtlık ‘ Kuşak Çatışmasını’ oluşturur.

    12- Evdeki başka hangi faktörler bu çatışmayı artırır?

    Evdeki cezalandırıcı onur kırıcı ,soğuk ve uzlaşmadan uzak tutumlar da bu çatışmayı artırır.

    13- Peki bu dönemde ebeveyn nasıl bir yaklaşım içinde olmalıdır?

    Fiziksel-ruhsal baskının ve zorlamanın olabildiğince kullanılmadığı ilişki biçimi uygulanmalıdır.

    Anne-baba ergeni ,sabırla dinleyebilmeli,onu anlamaya çalışabilmeli,kararsız kaldığı durumlarda ,kendine zaman tanıyabilmelidir. Ani ve sert tutumlardan kati suretle kaçınılmalıdır.

    Esneklik gösteren daha az cezalandırıcı ,destekleyici ebeveyn tipi hep daha iyi sonuçlar elde eder. Ergenin evde birey olarak algılanması prestijinin olması aile içi ilişkileri olumlu yönde etkiler.

    Evde ergenin fikrinin alınması , kararlara katılması ,önemli olduğu duygusunun yaşatılması benlik saygısını da artırır.

  • EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel Hareketler Yapın ,Çünkü Allah Güzellik Yapanları Sever (Bakara 195 )

    Hayat ,insana her an değişik sürprizlerle geliyor.Her sürpriz onu taşımayı ve

    oluşturduğu değişime uyumlu davranışlar sergilemeyi

    gerektiriyor.Sürprizlerin en kıymetlisi ,dokuz ay emek emek büyüyen

    doğumuyla yaşamımızı kendi rengine boyayan küçük insan yavrusu olsa

    gerek…

    Ebeveyn olmak ,Bir başlangıç yapmak demek ,her şeye yeniden .Kucağı

    dopdolu olmak ve kendini değerli hissetmek demek .Ebeveyn olmak öylesine

    değerli kılıyor ki insanı ,bazen diğer rollerinizi bile unutturabiliyor.Bir canlı ki

    sizin etrafınızda dönüyor.Sizde onun etrafında aşık maşuk ilişkisi .Siz ona

    sütünüzü o ise size bütünlüğünüzü veriyor.Yarım kalan yanınızı tamamlıyor.

    Duyguları tamamlanıyor içinizde . Öncesinde kaygıyı hiç bu kadar yakından

    tanımamış oluyorsunuz .Ve şefkati ,gelecek endişesini .Günler geçtikçe

    karnınızda oluşturulan yeni formları izlerken büyüleniyor, güzelliğe dair

    yargılarınız yeniden oluşuyor.Artık hiçbir çocuğu o kadar güzel

    göremiyorsunuz.

    Buna güzel bir örnek de aşağıdaki mesel ile anlatılmaktadır. Bir gün karga

    yavrusunu kaybetmiş telaşla sağına ve soluna yavrusunu soruyormuş.

    Buradan bembeyaz bir yavru geçti mi? .Diğer kuşlar beyaz bir yavru görmedik

    ama şu ilerde simsiyah bir yavru var “ diye cevap vermişler .Karga Yavrusunu

    görünce ona .”Benim yumurta beyazı yavrum ” diye sarılmış Bütün kuşlar

    şaşırarak birazda alaylı “Kendi siyah yavrusu anneye yumurta beyazı

    görünürmüş” diye gülüşmüşler.

    Uzun yıllardır ebeveynlerle görüşüyorum. İlk görüşmede hep şu sözleri

    duyarım onlardan .”Ah Nurşen hanım öylesine zeki ki yavrum şunları şunları

    yapıyor .Bu zekası ziyan olmasın iyi bir eğitim alsın, istiyorum.”Oysa

    ebeveynlerin anlattıkları çoğu kez çocuğun gelişim sürecinde göstermesi

    gereken normal davranışlardır.”.Ben büyük bir ilgiyle dinlerim .(Duyguyu

    biliyorum çünkü… annelik konusunda ortak paydalarımızdan biri de budur.

    Çocuklarımı hep diğerlerinden farklı görmek onlardaki eşsiz potansiyele

    hayran olmak” benimde bir anne olarak zaafım.

    İşte bu ebeveynlik coşkunluğu, insanı sarmalar ve bütün bir ömrü çocuğa

    adamasına sebep olur.

    Coşkunluk heyecan ve ümitlerle geçen zaman ara ara insana çaresiz anlarda

    yaşatmıyor değildir. İki yaşı şefkat sarmalıyla geçiren çocuk ,sonrasında

    ayrışmak istemektedir .Direnir ve kendi kimliğini ortaya koyar “İstemiyom

    ,Men yürüyeceğim” diyerek başkaldırır.Etrafı karıştıran oyuncaklarını fırlatan

    ve tepinerek ağlayan bir çocuk hayallerimizden uyandırır

    ebeveynleri.Başkalarında gördüğümüzde “Ailesi iyi terbiye verememiş”

    diyerek geçiştirdiğimiz davranışlar artık bize de çaresiz anlar yaşatmaya

    başlamıştır.

    Sonrasına yönelişler yaşarız kriz anlarında öncelikle bilinç altımızda kayıtlı

    olan kendi annemizin davranışlarından medet umarız.Oysa zaman

    değişmiş.Çocuklar başkalaşmıştır.

    Çocuk eğitimi ile ilgili okunacak kitaplar kütüphanemizi doldurmaya başlar.

    Verilen formüller, öneriler bizim çocuğumuzda çoğu kez işe yaramamaktadır.

    Eş dost sohbetleri hep çocuklar üzerine yönelir. Eşimizle kendimize dair

    konulara bir türlü giremeyiz. Evliliğimiz ebeveynliğimize dönüvermiştir.

    Bu arada biz arayıştayızdır. Bir eğitim modeli bulmak isteriz.Tam da bizim

    çocuğumuza göre olan.Bu öğrenme modelini uygulamak çok gayret istemesin

    .Çocuğun Birden düzelmesine sebep olsun. İsteriz. Konuşunca anlasın .Hemen

    dinlesin” Tabi ki anneciğim babacığım siz nasıl isterseniz.” Desin diye bekleriz

    Oysa bir bitki yetiştirmek bile birçok emek ve zaman istediğini unutuveririz.

    Bambunun macerası bizim için önemli bir örnektir.

    Önce bambu ağacının tohumu ekilir, sulanır

    ve

    gübrelenir.

    Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum ikinci yılda

    yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı hala toprağın dışına

    filiz vermiyordur. Uçuncu ve dördüncü yıllarda da usanılmadan her yıl yapılan

    işlem tekrar

    edilir . Bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

    Fakat inatçı tohum filiz vermez. Cinliler büyük bir sabırla besinci yılda da

    bambuya su

    ve gübre vermeye devam ederler.

    Nihayet besinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye baslar ve altı

    hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

    Aklımıza şu sorular gelir.

    Biz bambu ağacını daha öncesinden topraktan çıkmasını başaramazmıyız?

    Bambu ağacı 27 metrelik boya 6 haftada mı yoksa 5 yılda mı ulaşmıştır?

    Tohum 5 yıl boyunca bakımı yapılmasaydı da bu kadar uzar mıydı?

    Öyleyse bu sorulara verilecek cevap bize hedefimiz noktasında ışık olacaktır.

    Çocukların yetiştirilmesinde de zaman yöntem ve sabır çok önemli yer

    tutmaktadır.

    İşte yazımızın başlangıcında Şemsi Tebrizinin söylediği gibi

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel şeylere bir başlangıç yapmak için buradayız…

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    Çocuklarda en önemli şeylerden biridir merak… İçine doğdukları dünyaya dair her şey

    onlarda bir ilgi uyandırır. Bulundukları bu yer ile ilgili pek çok sorular sorarlar, sınırlarını,

    kendilerini, diğerlerini keşfetmek isterler. Anne-baba çoğu kez çocuğunun merakını gidermek

    için bitmek bilmeyen sorulara sabırla yanıtlar verir. Ancak konu cinsellik olduğunda çoğu

    ebeveynin geri adım attığı, kaçamak yanıtlara başvurdukları, yanlış/eksik bilgilendirme

    yaptıkları görülmektedir. Oysa ki, insan gelişiminin doğal ve kaçınılmaz bir parçası olan

    cinsellik göz ardı edilip, öğretilmesi ileriki zamanlara bırakılacak ya da üstün körü cevaplarla

    geçiştirilecek bir konu değildir.

    Erken çocuklukta çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir cinsel eğitimin verilmesinin

    pek çok yararı vardır. Bunlardan belki de en önemlisi, çocuğun hem kendi hem de karşı cinsin

    bedenine saygı duymayı öğrenmesi ve bu sayede yetişkinlik hayatında sağlıklı ilişkiler

    kurabilmesidir. Cinsel eğitimi aşama aşama ve yaşına uygun olarak alan çocuk/kişi, sonraki

    yaşamında karşı cinsle kurduğu ilişkilerde dengeli olur.(Tuzcuoğlu, Tuzcuoğlu, 2004) Çocuk

    kendi bedenini öğrenerek, ona karşı sorumluluklarını bilecek ve bilgisi ölçüsünde kendine

    olan güveni de artacaktır. Ayrıca çocuğun anne-babasından uygun ve doğru bir cinsel eğitim

    alması, kontrol edilmesi gittikçe zorlaşmakta olan teknolojik aletler aracılığı ile ya da

    çevreden duyacağı cinsellikle ilgili yanlış bilgileri içselleştirmesi önünde koruyucu olacaktır.

    Ayrıca mahrem bölgelerin gizliliği ve özel olduğu ile ilgili çocuğa bilgi verilmesi, cinsel

    istismara karşı koruyucu önlemlerin başında gelmektedir.

    Anne babanın cinsellik ile ilgili çocuğa yansıttığı tutum, çocuğun bu açıdan kafasının

    karıştığı durumlarda onlara başvurup başvurmayacağını belirler. Eğer anne-baba cinsellik

    konusunda katı bir tutum içinde ise ya da üstün körü bir cevap veriyor ise; çocuk bu konuya

    dair merak ettiklerini farklı bir yolla öğrenmeye çalışacak ve belki de bu yol onun gelişimi

    açısından sağlıksız olacaktır. Bu nedenle ebeveynler cinselliğe dair konularda çocuklarına

    demokratik bir tarzda yaklaşmalı, çocuğun yaşına uygun nitelikte cevaplar ile onlara yol

    gösterici olmaktan kaçınmamalıdır.

    Çocuklarda cinsellikle ilgili sorular genellikle 3 yaş civarında, cinsiyetlere dair

    farklılıklar hakkında başlamaktadır. Çocuklar, kız ile erkekler arasındaki anatomik

    farklılıkları ayırt ettiği noktada soru sormaya başlarlar. Bu sorular karşısında çocuğu

    ayıplamak, “yaşın küçük büyüyünce öğrenirsin” şeklinde cevaplamak, susturmaya çalışmak

    yanlış ebeveyn tutumlarıdır. Bunun yerine, çocuğun yaşına uygun şekilde cevaplarla, çocuğun

    merakını gidermek, hem çocuğun ebeveyni ile olan iletişimini güçlendirecek hem de daha

    farklı ve yanlış yollar ile bu merakını gidermesinin önüne geçilmiş olacaktır.

    Çocuğa cinselliğe dair yanlış, gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek doğru bir

    davranış değildir. Örneğin çocukların nereden geldiği sorusuna “leyleklerin getirdiği”,

    “klinikten alındığı” gibi cevaplar verilmemelidir. Böyle bir durumda küçük çocuk her

    kızdığında kardeşinin alındığı yere bırakılmasını isteyebilir, aynı zamanda anne babayı her

    kızdırdığında alındığı yere bırakılacağından korku duyabilir.(Yılmaz, 2009, ed. Deniz)

    Çocukların nereden geldiği sorusunu soran bir çocuğa “Anne karnında özel ve güvenli bir

    bebek yuvası vardır, orada yaşar ve büyürler. Zamanı gelince de annenin içinden çıkarlar.”

    şeklinde bir yanıt verilebilir.

    Anne-babalar, çocuğunun sorularının cinsel ilişki ile ilgili olabileceğinden endişe

    duyarlar. Ancak okul öncesi dönemde çocuklar, buna dair sorular sormaktan uzaktır. Onlar

    daha çok bebeklerin nereden geldiğini, genital organların neden kız ve erkeklerde farklı

    olduğunu, bebeğin anne karnına nasıl girdiğini ve çıktığını merak eder ve öğrenmek isterler.

    Bunlar oldukça normal sorular olup, yanıtlamaktan kaçınılmaması gerekir.

    Anne babaların bir başka çekincesi bu tarz sorulara yanıt verilmesi durumunda

    çocuğun merakının daha da kamçılanacağı ve bunları uygulamak isteyebileceğidir. Ancak asıl

    çocuğun merakının sorularına yanıt bulamadığı durumlarda daha çok kamçılanacağı ve yanıt

    alamadığı soruları davranışlarla dışa vurabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Örneğin bu

    konularla ilgili bilgilendirilmemiş bir erkek çocuğu evlerine misafirliğe gelen bir kız

    çocuğunun eteğini kaldırıp bakmaya çalışabilir, kafasındaki soruya bu şekilde yanıt bulmaya

    çalışabilir. Bu noktada uygun tepki şu şekilde olabilir: Ebeveyn, “Kız çocukların neden

    senden değişik olduklarını merak ediyorsun. Sorsan ben sana anlatırdım” dedikten sonra

    açıklamasını yapar, sonra da kesin bir dille herkesin bedeninin kendine özel olduğunu anlatır.

    Başka soruları olursa sorarak da öğrenebileceğini söyler. Merakı giderilen ve gereksiz yere

    suçlanmayan çocuk da sonraki sorularını ana babasına yöneltmekten çekinmez.(Yörükoğlu,

    1984)

    Çocuk hazır olmadığı bir soruyu sormaz. Sorduğu sorular tek tek ve aralıklı bir

    şekildedir. (Bulut, 1998) Ebeveyn nasıl yanıtlaması gerektiğini bilmediği bir soruya hemen

    yanıt vermek zorunda değildir. “Bunu bende tam olarak bilmiyorum ama senin için araştırıp

    öğrenirim.” şeklinde bir yanıt, çocuğun yönelttiği sorulara değer verildiğini hissetmesini

    sağlayarak güven duygusu pekiştirmesine, sorularını anne/babasına sormaktan

    çekinmemesine, sorduğu soruyu ebeveyninden öğrenene kadar sabretmesine yarar sağlar.

    Ancak ebeveyn verdiği sözü unutmamalı ve en yakın zamanda çocuğun sorusunu

    yanıtlamalıdır.

    Ebeveynlerin vereceği yanıtlar ayrıntıya girmeden, çocuğun gereksindiği bilgiyi

    kapsayacak şekilde olmalıdır. Örneğin neden bir penise sahip olmadığını soran bir kız

    çocuğuna “Kızlar ve erkekler ayrı yaratılmışlardır. Kızların vajinası ve erkeklerin penisi

    vardır.” şeklinde bir yanıt yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin endişe ettiği bir diğer konu ise çocukta mastürbasyondur. Bu korkulacak

    bir durum değildir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, çocuğun mastürbasyon yaptığı

    yere ve sıklığına dikkat edilmesidir. Çocuk çok çeşitli nedenlerden dolayı bu eylemi yapabilir.

    Bu eylem daha çok çocuğun kendini keşfetmek istemesi, merak etmesi, duygusal açıdan zevk

    almaya çalışması gibi amaçlara hizmet etmektedir. Araştırmalara göre dokunsal ve duygusal

    açıdan ihmal edilen çocuklar arasında daha yaygın olarak görülmektedir. Bu davranış

    karşısında azarlama, ceza verme, ayıplama gibi tutumlar pedagojik açıdan son derece

    yanlıştır. Bu tutumlar çocuğun suçluluk duymasına neden olarak ruhsallığında çatışma

    yaratacaktır. Çocuğun mastürbasyon yapması durumunda, anne babanın farklı bir etkinlikle

    çocuğun dikkatini dağıtarak başka yöne çekmesi uygundur. Bu şekilde çocuğun davranışının

    bir müddet sonra sönmesi beklenir. Ancak eğer bu davranış sıklıkla devam ediyor ve aleni

    yerlerde yapılıyorsa anne babanın tutumlarının değişimi, çocuğun ruhsallığında onu rahatsız

    eden şeyin ne olduğunun keşfedilmeye çalışılması(anne-baba boşanması, kardeş kıskançlığı,

    uzun sürelerle yalnız bırakılma, vs..)ve buna dair çözümlerin üretilmesi gerekebilir.

    Gerektiğinde bir uzmandan destek alınmasından çekinilmemelidir.

    Psk. Selen MORAY

  • Arkadaş olalım ama, arkadaşlığı abartmayalım..

    Şimdilerde en çok duyduğumuz ifadelerin başında geliyor ” çocuğumla arkadaş gibiyim, çocuğunuzla arkadaş olmalısınız” gibi.

    Arkadaşlık güzel, arkadaş olup, paylaşımcı olmak ve de en çok duyguları paylaşabilmek, kendini rahatça ortaya koyabilip, her özel ruh durumunu anlatabilmek..

    Gerçi arkadaş kavramı biraz değişime uğradı, bu saydıklarımız şimdi çok özel dostluklarda yaşanabilen şeyler ve bu dostların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

    O zaman ne yapalım?

    Bu kadar az sayıda dost ve kendimizi ifade etmek için çırpınıyoruz, ama bizi duyan yok. İçimizi dökmek istiyoruz, damla damla biriktirdiklerimiz çok; boşalmalı ki yerine yenileri dolabilsin.

    Bunlar, yaşamda halledemediklerimiz, üzüntülerimiz, sıkıldıklarımız, OH diyemediğimiz yorgun yaşantımız..Hep birikiyor, hergün yenileri ilave olarak. Yaşamın yükü ağır. Belki herşey makinalarla yapılıyor, yaşamı kolaylaştıran pekçok destek hemen yanı başımızda.

    Ama ruhlarımız desteksiz kalmış. Herşey şekilden ve şekilcilikten ibaret.

    Yaşam yorgunu ebeveynlerden çocuklarına arkadaş olmalarını bekliyoruz. Çok ebeveyn arkadaş olmak ve olabilmek için büyük bir çaba içinde. Çabalar göz ardı edilemez.

    Bir başka grup ebeveynde “ben dünyaya bir kere geldim, hayatımı yaşarım” deyip, çocuğunu ve çocuklarını ortada bırakıp, kendi heveslerini doyurma peşinde.

    Çocuğuyla arkadaş gibi olabilmek ve bunu yansıtabilmek, hatta doğru yansıtabilmek çok kolay bir durum değildir.

    Çünkü nereye kadar arkadaş pozisyonunda olacaksınız, nereden sonra ebeveynlik sınırları başlayacak?

    Çocuğunuzun günlük yaşamında “arkadaş” adı altında sayıları değişik olan, çocuktan çocuğa ya da gelişimsel dönemine göre içtenliği ve detayları değişen kişiler var. Sizin yeriniz ebeveyn olarak bunun neresinde?

    Arkadaşların belli yaptırımları, sizden; kendi çıkarlarına zarar gelmediği sürece, beklentileri fazla yok. En nihayetinde ortak noktalarda buluşamıyorsanız, arkadaşlığınızı sonlandırır, başka seçimlere yönelirsiniz.

    Ancak, ebeveyn arkadaşlığında durum bu şekilde değildir. Sizin çocuğunuzun eğitimi ve geleceği için bazı yaptırımlarınız, onun yaşamını doğru şekillendirmesine yardımcı olmanız gereken, belki onun için sıkıcı, ama mutlaka olması gereken bir takım davranışlarınız olacaktır.

    Eğriyi doğruyu çocuklar yalnızca yaşayarak öğrenmezler, bir kısmı da ebeveyn olarak örnek olmak ve iletişimle öğrenilecektir.

    Arkadaş olma durumu sınırları zorladı ve ergenler, engellerle karşılaşınca, ya da istemedikleri bir olay karşısında saygı ya da otorite gibi bir durum tanımaz oldular.

    Arkadaşlık kavramıda zaten çok farklılaşmış durumda. Gençler, genellikle hep almaya alışmış, ama kendilerinden birşey bekleme durumuna geçtiğinizde sizden kötüsü olmuyor. Beklenen şeyde yine onların yararına..

    İlişkiler doğru kurulamıyor. SAYGI kavramı günümüzde neredeyse EZİK olmakla eşdeğer sayılıyor.

    Öğretmen-öğrencisiyle; ebeveyn çocuğuyla doğru ilişkileri sağlayamıyor. Tutumlar, çoğunluk sağlanabildiğinde yerleşim için zemin sağlayabiliyor. Aile ve okul katılımı, ebeveynlerin doğru ve ortak tutumu , diğer ebeveyni çocuğu ile çekiştirmeden eşine destek tavırları sergileyerek, daha çok kişinin katılımını sağlayarak mümkün olabilecektir.

    Arkadaş gibi olmak, çocuğun ve ergenin her istediğini yapmak, hiçbir engelle karşılaşmamasını sağlamak değildir.

    Eğitim nerede kaldı? “Eğitim, bireyin davranışlarında istendik değişiklikler yaratma sürecidir” şeklinde tanımlanmaktadır. İstendik değişiklikler ise uçsuz bucaksız, sınırsız özgürlüklerle sağlanamaz.

    Özgürlüğün nereye kadar olduğu ve nereden sonra başkasının sınırlarının başladığının bilinmesi gerekir. Kuralların toplum yaşamını sağlıklı sürdürmek için gerekli olduğu, her fırsatta çocuklara ve ergenlere hissettirilmelidir.

    Anaokullarında ve kısmen ilköğretimde kurallara uyma konusuna önem verildiği halde, sonradan “arkadaş olacağım” derken tamamen sınırlar YOK ediliyor.

    Bu da ergenlerin önüne hemen setler çekmek şeklinde değil, kademeli şekilde, yaşam tarzı haline getirerek ve anaokulundan başlayan kurallar ve toplumda yaşama becerilerinin edinilmesi ; bunların devam ettirilmesi ile mümkün olacaktır.

    Eğitim sistemi yalnızca sınav odaklı olup, öğretime dayalı olduğu için ister istemez aileler de çocuğun yalnızca ders başarısı üzerine yoğunlaşıp, “davranışların eğitimi” kısmında eksik kalıyor.

    Çocuğun, ergenin duygusal sorunları göz ardı edilebiliyor ve sonunda sorunlar bir patlama ile kendini gösteriyor. Kimsenin hiç istemediği, beklemediği sonuçlar ortaya çıkıyor.

    Çoğu kez hayati olabilen patlamalarla çok değerli CAN lar yok olup, gidiyor. Şiddet, ya ergenin, ya ebeynin, ya da öğretmenin canınını bizlerden koparıp, alıyor…

    Çocuklarımızla arkadaşlığımız boş bir arkadaşlık olmayıp, ebeveyn olarak davranışların önemsendiği, ebeveynlerin ortak tutum içinde olduğu, kendilerinin de model olduklarını unutmadığı, fırsat eğitimlerine değer verilen, olumsuz davranışlarda gerekirse uzmanlardan yardım alınmaktan kaçınılmayan bir ARKADAŞLIK süreci olmalıdır.

    Problemler küçükken çözülmelidir, çözüm kolaydır, emek ve zaman kaybı en azdır. Yaşamınıza kaldığınız, takıldığınız yerden hemen devam etmeye başlarsınız.

    Çocuğunuzla güzel arkadaşlıklar dileğiyle..

    ÖZNUR SİMAV – PEDAGOG

    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI – BİLİRKİŞİ – EĞİTİMCİ

  • Aile Ve Sağlıklı Çocuk İlişkisi ..

    İlişkiler pinpon oyununa benzer. Karşı taraf hızlandığında, ya hızlanır ya da topu yavaşlatırsınız. Var olan bu karşılıklı tempo, hiç durmadan devam eder, ta ki iki taraftan biri oyunu bırakana kadar. Ebeveyn çocuk iletişiminde oyunu bırakan taraf genellikle ebeveyn olur. Olması gereken budur, ancak yanlış olan çoğunlukla oyunun yavaşlatılmadan bırakılmasıdır. Tempoyu yavaşlatmak, çocukla kurulan iletişimin sağlıklı olmasıyla sağlanır. Gerçekten anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini ebeveyne teslim eder ve sınırlarını bilir.

    Aile ortamında çocuğa kendini anlatma özgürlüğü vermek, aileyi ilgilendiren kararlarda çocuğa fikrini sormak, seçenekler sıralamak ne kadar önemliyse, ailede, evde ve toplumdaki kuralların sınırlarının aile tarafından belirlenmesi de bir o kadar önemlidir. Neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilen çocukla oynanan pinponun temposunu belirleyen ailedir. Ebeveyn gün boyu pek çok durumla ilgili farkındalık yorgunluğu hissederken, çocuk tüm enerjisini isteklerine yöneltebilir ve hiç durmadan oyunu hızlandırabilir. Çatışma kaçınılmaza doğru yol alırken, pes etmek ve ertelemek ise ebeveynin rutini olmaya yüz tutar. Anne ve baba günlük enerji değişimine bağlı olarak çocuğa verdiği cevaplarda tutarsızlaşabilir. Bunu farkeden çocuk ise, oyunun kurallarını değiştirmeye başlar..Oysaki onun istediği zorlanmaktır..

    Günümüz koşullarında ebeveynlerin çocuk gelişimi ile ilgili verilere ulaşması çok basit. Onlarca kitap, makale, psikolog, pedagog, psikiyatr ve danışmanın olduğu, internetin çocukla ilgili her türlü bilgiye erişimimizi kolaylaştırdığı bir dönemdeyiz. Ne gariptir ki gün geçtikçe ebeveyn olarak etkili olmak, yönlendirici olmak, yeterli olabilmek ve hiçbir basamağın atlanmadığını hissedebilmenin de bir o kadar zorlaştığı bir dönemdeyiz. Oysaki arketipsel olarak ebeveyn davranışı özde yatmakta.. İç ses tüm yazılanlardan tüm söylenenlerden çok daha önemlidir. Psikoloji de özünde her bireyi yek olarak değerlendirmeyle başlar. Davranışların, tanı ve kriterlerin kategorileştirilmesi sadece işi kolaylaştırmak içindir. Her ebeveyn ve her çocuk özeldir. İlişkiler özeldir. Akışa bırakıldığında, anne ve baba ne zaman çocukla beraber yatıp ne zaman yatmaması gerektiğini, ne zaman hayır demesi gerektiğini ne zaman kural koyması gerektiğini, hangi durumlarda çocuğun kendisini kullandığını, hangi ağlamanın içten olup hangisinin olmadığını bilir. Zaman yönetimi zorlaştıkça, çocukla geçirilen zaman azaldıkça kaçınılmaz olarak yaşayarak öğrenmenin yerini bilgiye hızla koşmak almıştır. Günümüz bilgisi, çocuğun özgürlüğüne odaklanırken, ebeveynleri kendi rollerinden uzaklaştırmaya başlamıştır.

    Ebeveyn rolünü üstlenen ve kendi sınırlarını çizen çocuk ise yolunu kaybeder.. 

    • Her koşulda kabul gören ve oyunun kuralını kendi belirleyen çocuğun gerginliği gün geçtikçe artar.
    • Beklentileri gerçekçi olmaktan çıkar. 
    • İstekleri tercihlerine göre özelleşmekten çıkar, neyi ne zaman ve neden istediğini bilmemeye başlayan çocuk, isteklerinin anında yapılmasını bekler ve zorlanmaya başlar. 
    • Çoğunlukla karar vermekte güçlük çeker.
    • Yapabilecekleri konusunda kendini yetersiz hisseder ve hiç durmadan başkalarının kendisine hizmet etmesini bekler.
    • Ev ortamı içerisinde ebeveynlerinden hangisinin, onun kurallarına göre hareket edeceğini bilir ve iletişimini onunla sürdürmeyi tercih eder. Çoğunlukla o kişiye saygısını azaltır.
    • Ev içerisinde kurallarla ilgili kendi yönergelerini benimseten çocuklar, sosyal bir ortamdaki, örneğin okuldaki kurallarla karşı karşıya kaldıklarında çok yoğun hayal kırıklığı yaşarlar ki bu durum okul isteksizliğinin en belirgin sebebidir.
    • Etrafındaki her bireyin dikkatini çekmek için çok yoğun mesai harcayarak enerjilerini tüketirler.
    • Hedefledikleri istekleri, emir niteliği taşımaya başlar. Bu durum bencilleşmelerine sebep olurken, empati gelişimlerini sekteğe uğratır..
    • İsyankar ve kaygılı bir kişilik geliştirirler.

    Ebeveyn kontrollü çocuk yetiştirmek, ebeveyn kontrollü çocuk bisikleti edinmek olmamalı… Merdivenleri kendi başına çıkan çocukların ellerinden tuttukça, yemeklerini kendi sipariş edebilecekken sözlerini kestikçe, ayakkabılarını kendi bağlayabilecekken müdahale edildikçe, yapabileceklerini bilmemize rağmen onlara yardım ettikçe onları zayıflaştırdığımız bir gerçek.. Ama özgürlük tanımanın ne kadar ince bir çizgide olduğunu bilmek ve sınırları belirlemek verebileceğimiz en büyük zenginliktir.

  • İYİ EBEVEYN…

    İYİ EBEVEYN…

    İlişkiler pinpon oyununa benzer. Karşı taraf hızlandığında, ya hızlanır ya da topu yavaşlatırsınız. Var olan bu karşılıklı tempo, hiç durmadan devam eder, ta ki iki taraftan biri oyunu bırakana kadar. Ebeveyn çocuk iletişiminde oyunu bırakan taraf genellikle ebeveyn olur. Olması gereken budur, ancak yanlış olan çoğunlukla oyunun yavaşlatılmadan bırakılmasıdır. Tempoyu yavaşlatmak, çocukla kurulan iletişimin sağlıklı olmasıyla sağlanır. Gerçekten anlaşıldığını hisseden çocuk, kendini ebeveyne teslim eder ve sınırlarını bilir.

    Aile ortamında çocuğa kendini anlatma özgürlüğü vermek, aileyi ilgilendiren kararlarda çocuğa fikrini sormak, seçenekler sıralamak ne kadar önemliyse, ailede, evde ve toplumdaki kuralların sınırlarının aile tarafından belirlenmesi de bir o kadar önemlidir. Neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilen çocukla oynanan pinponun temposunu belirleyen ailedir. Ebeveyn gün boyu pek çok durumla ilgili farkındalık yorgunluğu hissederken, çocuk tüm enerjisini isteklerine yöneltebilir ve hiç durmadan oyunu hızlandırabilir. Çatışma kaçınılmaza doğru yol alırken, pes etmek ve ertelemek ise ebeveynin rutini olmaya yüz tutar. Anne ve baba günlük enerji değişimine bağlı olarak çocuğa verdiği cevaplarda tutarsızlaşabilir. Bunu farkeden çocuk ise, oyunun kurallarını değiştirmeye başlar..Oysaki onun istediği zorlanmaktır..

    Günümüz koşullarında ebeveynlerin çocuk gelişimi ile ilgili verilere ulaşması çok basit. Onlarca kitap, makale, psikolog, pedagog, psikiyatr ve danışmanın olduğu, internetin çocukla ilgili her türlü bilgiye erişimimizi kolaylaştırdığı bir dönemdeyiz. Ne gariptir ki gün geçtikçe ebeveyn olarak etkili olmak, yönlendirici olmak, yeterli olabilmek ve hiçbir basamağın atlanmadığını hissedebilmenin de bir o kadar zorlaştığı bir dönemdeyiz. Oysaki arketipsel olarak ebeveyn davranışı özde yatmakta.. İç ses tüm yazılanlardan tüm söylenenlerden çok daha önemli. Psikoloji de özünde her bireyi yek olarak değerlendirmeyle başlar. Davranışların, tanı ve kriterlerin kategorileştirilmesi sadece işi kolaylaştırmak içindir. Her ebeveyn ve her çocuk özeldir. İlişkiler özeldir.  Akışa bırakıldığında, anne ve baba ne zaman çocukla beraber yatıp ne zaman yatmaması gerektiğini, ne zaman hayır demesi gerektiğini, ne zaman kural koyması gerektiğini, hangi durumlarda çocuğun kendisini kullandığını, hangi ağlamanın içten olup hangisinin olmadığını bilir. Zaman yönetimi zorlaştıkça, çocukla geçirilen zaman azaldıkça kaçınılmaz olarak yaşayarak öğrenmenin yerini bilgiye hızla koşmak almıştır. Günümüz bilgisi, çocuğun özgürlüğüne odaklanırken, ebeveynleri kendi rollerinden uzaklaştırmaya başlamıştır.

    Ebeveyn rolünü üstlenen ve kendi sınırlarını çizen çocuk ise yolunu kaybeder.. 

    • Her koşulda kabul gören ve oyunun kuralını kendi belirleyen çocuğun gerginliği gün geçtikçe artar.
    • Beklentileri gerçekçi olmaktan çıkar. 
    • İstekleri tercihlerine göre özelleşmekten çıkar, neyi ne zaman neden istediğini bilmemeye başlayan çocuk, isteklerinin anında yapılmasını bekler ve zorlanmaya başlar.
    • Çoğunlukla karar vermekte güçlük çeker.
    • Yapabilecekleri konusunda kendini yetersiz hisseder ve hiç durmadan başkalarının kendisine hizmet etmesini bekler.
    • Ev ortamı içerisinde ebeveynlerinden  hangisinin, onun kurallarına göre hareket edeceğini bilir ve iletişimini onunla sürdürmeyi tercih eder. Çoğunlukla o kişiye saygısını azaltır.
    • Ev içerisinde kurallarla ilgili kendi yönergelerini benimseten çocuklar, sosyal bir ortamdaki, örneğin okuldaki kurallarla karşı karşıya kaldıklarında çok yoğun hayal kırıklığı yaşarlar ki bu durum okul isteksizliğinin en belirgin sebebidir.
    • Etrafındaki her bireyin dikkatini çekmek için çok yoğun mesai harcayarak enerjilerini tüketirler.
    • Hedefledikleri istekleri, emir niteliği taşımaya başlar. Bu durum bencilleşmelerine sebep olurken, empati gelişimlerini sekteye uğratır..
    • İsyankar ve kaygılı bir kişilik geliştirirler.

    Ebeveyn kontrollü çocuk yetiştirmek, ebeveyn kontrollü çocuk bisikleti edinmek olmamalı… Merdivenleri kendi başına çıkan çocukların ellerinden tuttukça, yemeklerini kendi sipariş edebilecekken sözlerini kestikçe, ayakkabılarını kendi bağlayacakken zamandan tasarruf ettikçe, yapabileceklerini bilmemize rağmen onlara yardım ettikçe onları zayıflaştırdığımız bir gerçek.. Ama özgürlük tanımanın ne kadar ince bir çizgide olduğunu bilmek ve sınırları belirlemek verebileceğimiz en büyük zenginliktir.

  • Cinselliği konuşmak

    Çoğu anne baba cinselliği konuşmaktan utandığı için,mümkün olduğunca bu konuyu erteleme çabasına girer.Oysa çocuklar tüm saflıklarıyla,kafalarını karıştıran ve merak ettikleri konular hakkında soru sormak isterler. Nasıl davranması gerektiği konusunda hazırlıksız olan anne babalarda cinsellikle ilgili bu sorular kaygı uyandırabilir. Bu kaygı bazen yeterince bilgili olmadıklarını düşünmelerinden de kaynaklanabilir. Bu durumda yapılması gereken,çocuğun gelişim dönemleri ve bu dönemlerindeki fiziksel ruhsal ihtiyaçları konusunda bilgi sahibi olmaktır. Ayrıca bu konu eşler arasında da konuşulması gereken bir konudur.

    Ebeveyni ile her konuda konuşabilen bir çocuk cinsellikle ilgili sorularını da öncelikle ailesiyle paylaşacaktır.Cinsellik ayaküstü konuşulacak bir konu değildir ve çocuğunuzun soruları olduğunda ona yeterli zamanı tanımak sağlıklı bir iletişim kurmanızı sağlayacaktır.

    Cinsellik hakkında anlatacağımız bilgi,çocuğumuzun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Bizlere yönelttikleri sorular onların bigi düzeylerini de anlamamıza yardımcı olur. Sordukları sorulara kısa ve net cevaplar vermek en doğrusudur.Bu bilgiyi algılayıp sindirdikten sonra kendi tanımını yapacaktır.Sonra başka bir soruyla karşımıza gelebilir.Çocuklar hazır olduklarında bize soru sorarlar.Fazlaca sunulan ve hazır olmadıkları halde verilen bilgi kafalarını karıştırabilir.Sorularına gülmek, yargılamak ve ayıp gibi cümleler kurmak asla yapılmaması gereken bir tavırdır.Ses tonumuz ve vücut dilimiz şevkatli ve kabullenici olmalıdır.Herkesle cinselliğin konuşulamayacağını ve sınırların olduğunu hissettiren bir tutum içinde olmalıyız.

    Çocuklar merak ettikleri soruların yanıtlarını ebeveynlerinden öğrenemezse internetten,arkadaşlarından,televizyondan veya başka kaynaklardan öğrenmeye çalışacaklardır.Kontrolsüzce sunulan bu bilgi yarardan çok zarar getirebilir.

    Çocuğunun bir arkadaşıyla cinsel oyun oynadığını farkeden anne ona kızmadan”sanırım siz bedenlerinizi merak ediyorsunuz”deyip kız ve erkek çocukların cinsel organlarının farklılığı hakkında bilgi verirse,doğru mesaj vermiş olur.Erkek çocuğun”acaba kızların da benim gibi pipisi var mı?” merakı;”kızlar ve erkekler birbirinden farklıdır,erkeklerin penisi vardır kızların ise vajinası”demek yeterli bir açıklama olacaktır.Böyle bir cevap vererek çocuğa merak ettiğinde sorabilirsin mesajı da verilmiş olur.

    Okul öncesi dönemde,cinsiyet farkı gözetmeksizin cinsellikle ilgili sorulara hem anne hem baba cevap verebilir. Daha sonraki yaşlarda çocuğun hemcinsi olan ebeveyn ile konuşması uygun olacaktır.Ancak diğer ebeveyn de konudar haberdar edilmelidir.Eğer tek ebeveynli bir aileyse ve çocuk ebeveynlerinden hemcinsi olanla görüşmüyorsa,özdeşim kurabileceği ve güvenebileceği bir yakın akraba devreye girebilir.

    Cinsel eğitim ile öncelikle çocuğun kız ve erkek rollerini kabul etmesine,kendi cinsinin özelliklerini öğrenmesine yardımcı olunur.Toplumsal rollere farkındalık sağlanmış olur.Çocuk kendi bedeni ve karşı cinsin bedenini tanır,kendi bedenine ait kişisel bakım gibi sorumlulukları öğrenir.

    Yine çocuğun aile içerisinde sağlıklı bir cinsel eğitim alması bedeninin özel olduğunu,mahremiyet sınırlarını öğrenmesini sağlar ve çocuğu olası bir cinsel tacizden korur.