Etiket: Ebeveyn

  • Ebeveynlik Stilleri

    Ebeveynlik Stilleri

    Bir çocuk için annesi ve babası dünyayı temsil eder. Çocuk, annesi ve babası nasıl davranıyorsa, dünyadaki herkesin de aynı şekilde davranacağını düşünür. Kendi dünyasındaki kendisinin de. Yani; çocuğun dünyaya ve kendisine ilişkin algısı, anne-babasının ona olan davranışlarına göre şekillenir. Anne-babanın çocuğa olan davranışlarıyla çocuğun benlik algısının ve benlik saygısı oluşmaya başlıyor. Çocuk “ben değerliyim” ya da “ben değersizimi” hissederek bu algıyı oluşturabiliyor. Ya da “ben çok değersizim” veya “ben o kadar değerliyim ki başka hiçbir şey ya da hiç kimse bundan daha değerli olamaz” gibi algılar…Tabi bunların dışında başka algılamalar da geliştirebiliyor. Ben değerliyim çünkü annem-babam bana değerimi ………..şekilde anlatır. Çocuğun algısında işte bu nokta noktalar çok önemlidir. Bu noktalar onun kendisini değerli olduğunu nasıl hissettiğine ve ona değer veren insanları nasıl algıladığına ilişkin bilgiler verir bize. Ebeveynler çocuklarına verdikleri değerleri nasıl ifade ederler? Maddi ya da manevi değerin karşılığı nedir? Çocuklarımıza değer verdiğimizi onlara hediyeler alıp, onları gezdirerek veya her istediklerini yaparak mı ifade ederiz? Yoksa onlara dokunarak, öperek koklayarak mı? Ya da onunla zaman geçirerek mi? Veya onun ihtiyaçlarını karşılamak mı bizim için önemlidir? Ona verdiğimiz değeri sözcüklerimizle mi yoksa davranışlarımızla mı gösteririz. Ona verdiğimiz değeri vücut dilimizle nasıl ifade ederiz? Ona verdiğimiz değerin karşılığı ödül ve cezalar mıdır yoksa? Peki o bizim ona verdiğimiz değeri nasıl anlar ve yorumlar. Biz gerçekte vermek istediğimiz mesajı ona doğru iletebilir miyiz? Bu soruların her biri ayrı ayrı o kadar önemli ki…Bütün bunlar ve çocuğumuzla bu şekilde kurduğumuz ilişkiler aslında bizim ebeveyn olma stilimizi yansıtıyor.

    Ebeveynlik becerilerinin bir kısmı genetik olmakla birlikte bir kısmı da toplumsal değerler, ihtiyaçlar ve ebeveynlerin kişilik özellikleri ile şekillenir. Ebeveynlerin inanç sistemi de ebeveynlik davranışlarını şekillendirerek çocuğun davranışsal ve duygusal gelişimini etkilemekte, bunun yanı sıra çocuğun inanç sistemini de oluşturmaktadır.  Gelişim psikolojisinde ebeveynlik tarzları genel olarak 4 başlık altında toplanır:

    1) Otoriter  Ebeveynlik Stili: Bu tür ebeveynlik stilinde çocuğun katı kuralları takip etmesi ve uyması beklenir. Kurallara uygum göstermeme durumunda sonuç cezadır. Ebeveyn kuralların konulma sebeplerini çocuğuna aktarmada güçlük yaşayabilir. Genellikle “Ben öyle istediğim için, Annen /Baban olduğum için “ türü kısıtlı açıklamada bulunur. Çocuğun, ebeveynin taleplerini sorgulamadan uygulamasını ister. Tehditkardır. Çocuk kendisinden uyulması istenen kurallara uyar ancak bunu cezadan veya başına gelebilecek olumsuz durumlardan kaçınmak için korkuyla ve kaygıyla yapar. Cezala fiziksel veya duygusal türden olabilir. İstismar boyutuna da ulaşabilir. Bu tür çocukların özgüvenin düşük olduğu, daha bağımlı ve benlik saygısının daha düşük olduğu görülebilir.

    2) Demokratik Ebeveynlik Stili: Demokratik ebeveynde çocuğunun uyması gereken kuralları belirler. Ancak otoriter ebeveynden farklı olarak  çocuğuna kuralların ne işe yaradığını anlatır, gerektiğinde çocuğu ile ortak bir anlaşma yaparak bu kuralları oluşturur ve gereksiz, mantıksız kurallar koymaz. Çocuğunun ihtiyaçlarına yönelik hassas ve duyarlıdır. Çocuğundan beklentileri, çocuğun gelişimine ve yapısına daha uygundur. Çocuğun beklentileri karşılayamadığı durumlarda cezalandırıcı tutum yerine daha çok anlamaya çalışır ve çözüm arayışındadır. Çocuklarının hayatına müdahale etmekten çok, çocuklarını yönlendirmeyi tercih eder, destekleyici davranır. Demokratik ebeveyn tarzı ile yetişen çocukların, sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, daha sabırlı ve anlayışlı, öz güvenli ve benlik saygılarının yüksek olduğu görülebilir.

    3)İhmalkar Ebeveynlik Stili: İhmalkar ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eder. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını fark etmez ve ihmal ederler.  Bu ebeveynlik stilindeki ebeveynler, çocuklarından beklentileri düşük ve çocukları ile iletişimleri zayıftır. Bu tür ebeveyne sahip çocukların öz kontrolleri düşük olan, düşük öz güvene sahip olduğu görülebilir.

    4)İzin Verici Ebeveynlik Stili: İzin verici ebeveynlik stilindeki ebeveynlerin çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşüktür aynı zamanda kendilerini de bir ebeveyn olarak yeterli görmeyebilirler. Bu nedenle çocuklarına kural koymamayı tercih ederler. Çocuklarına yönelik duyarlıdır ancak iletişimleri ve ilişkileri bir ebeveynden çok arkadaş gibidir. Sınır koymakta zorlanan bu tarz ebeveynlik stilinde çocuklar belirli sınırları olmadığı için kendilerini güvende hissetmezler. Aynı zamanda kuralların olduğu ve otoritenin bulunduğu ortamlarda da güçlük çekebilmektedirler. Bu nedenle sıklıkla okul uyum sorunları yaşamaktadırlar.

    Çocuk dönemindeki ebeveynlerimizin sahip olduğu ebeveynlik stili ile bize olan davranışlarının şu anki kişiliğimize oldukça önemli etkileri vardır. Ebeveynlik stilimiz dışında çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin işlevsel ve duygusal bir ilişki olması da çok önem taşır.

  • Ebeveynlik Tarzının Kişilik Üzerine Etkileri

    Ebeveynlik Tarzının Kişilik Üzerine Etkileri

    Otoriter ebeveyn, İhmalkar ebeveyn, İzin verici ebeveyn ve demokratik ebeveyn. Hangisi sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için doğrudur diye sorarsanız bunlardan sadece demokratik ebeveyn stili çocuğumuzun kişilik gelişimini olumlu yönde etkileyecektir. Diğer 3 tarz da maalesef çocuğumuzun kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilecek ebeveynlik stilleridir.

    Otoriter davranmak çocuğumuzun bireyselleşmesini, özgür düşünmesini engelleyeceği gibi özgüveninin sarsacaktır ve özgüveni düşük, dış dünyadan tehdit ve ceza algısı olan aynı zamanda artık bu dilden anlamaya da maalesef alışmış olan bireyler olmalarına neden olabilir. Bu bireyler kendi güçlerinden düşük güce sahip olarak algıladıkları kişilere aynı şekilde otoriter davranabilirler ama kendi güçlerinden daha büyük olarak algıladıkları kişilerin de otoritesi altında ezilebilirler.

    Çocuğumuza ihmalkar davranmak, onun doyurulmamış ihtiyaçlarının oluşmasını sağlar. Bu ihtiyaçlar hem fiziksel hem duygusal ihtiyaçlar olabilir. Bu nedenle birey olarak sürekli bir açlık hissedebilirler. Sevgiye, ilgiye hatta belki duygusal ihtiyaçlarını doyurabilmek için aşırı açlık ve sık sık beslenme gibi davranışları da olabilir. Bunun yanı sıra bu ilgiyi sevgiyi kazanmak için birçok şeyi yapabilirler. Nitekim kendilerine ihmalkar davranılmasına alışmış oldukları için onlara bu şekilde davranan kişileri de özellikle bulup kendilerini aslında sevdikleri gibi bir yanılsama içerisinde düşebilirler.

    İzin verici ebeveynlik stili ise çocuğumuzun kendisini diğerlerinden farklı, olarak algılamasına, bazen narsistik davranışlar göstermesine, sınırlarını bilmemesine ve ileride sosyal hayatta çeşitli sıkıntılar yaşamasına neden olabilir. Her şeye hakkı olduğunu düşünen, kurallara uymakta zorluk yaşayan, sosyal ve toplumsal normlarla ilgili problem yaşayan bireylere dönüşebilirler.

    Demokratik tarz da davrandığımızda ise, özgüveninin gelişmesini, kendi kararlarını verebilmesini bunun yanı sıra davranışlarının neden ve sonuçlarını kavrayabilmesini, karşısındakine de aynı şekilde davranmasını, dışarıdan gelen olumlu ya da olumsuz davranışları da sağlıklı bir şekilde ayırt edebilmesini desteklemiş oluruz.

    Bütün bunlar bizim seçtiğimiz ebeveynlik tarzımızın olası sonuçları olabilir. Lütfen dikkatli olalım ve çocuklarımızın da ileride büyüyeceğini onların da birer birey olduklarını unutmayalım. Onlara davranırken biz şuan onların yerinde olsaydık yani çocuk olan biz olsaydık bize nasıl davranılmasını isterdik sorusunu içimizden hep kendimize soralım ve ona göre hareket edelim. Belki kendi anne-babamızı seçme şansımız yoktu ve belki bize istediğimiz gibi davranılmadı ama kendi ebeveynlik tarzımızı seçme şansımız var. Siz nasıl bir ebeveyn olmak istiyorsunuz bir kez daha düşünün.

  • İyi Ebeveyn Olmak

    İyi Ebeveyn Olmak

    Özellikte yeni anne-babalarımızın çocuklarıyla nasıl iletişim kurmaları gerektiğiyle ilgili konularda arada kalmaları nedeniyle bu konuya değinmek istedim. Ayrıca birçok anne-baba çocuklarıyla iletişim problemi yaşamaktadır. Bu noktada önemli olan birkaç unsuru atlamamakta fayda var, belki de bu sayede bu sizlere sunacağım küçük anahtarlarla çocuğunuzla olan iletişiminiz olumlu olarak ilerleme kaydeder.

    Öncelikle çocuğunuzu yetiştirirken tek bir doğru olması mümkün değildir, her ailenin kendine özgü dinamikleri mevcuttur. Ancak ilk olarak sizlere şunu hatırlatmalıyım ki çocuğunuzla çocuk olmayı tekrar hatırlayın, olumsuz davranışlara kilitlemeyin kendinizi. Bu hem çocuğunuzla olan iletişimin kapılarını açmaya yarar sağlayacaktır, hem de sizin kendinizi olumsuz düşüncelere yöneltmenizi engelleyecektir.

    *Kendinize hata yapma şansını tanımayı unutmayın…

    Ebeveyn olarak mükemmel olmaya çalışmak çok yorucu ve ulaşılması güç bir hedef olacaktır. Bazen hatalar yapabileceğinizi, bir şeyleri zaman zaman deneme yoluyla bulabileceğinizi ve hatta yeri geldiğinde problem çözme becerinizin o noktada devreye giremeyebileceğini unutmamalısınız. Önemli olan sizin çocuğunuza koşulsuz sevgi vermeniz, güvenmeniz ve açık iletişimde olmanızdır. Bunlar olduktan sonra her durumda sağlıklı biçimde ilerlenebilecektir.

    *İyi ebeveyn olmak…

    Bebekken temel ihtiyaçlarını karşıladığınız çocuğunuz ihtiyaçlarına uyum sağlayabiliyor ve zamanla o büyüdükçe daha az ihtiyaç duyduğunu tolere edebiliyorsanız iyi bir yerdesiniz demektir. Ebeveynlerin yapması gerekenler çocuğunun gelişimlerini takip etmeleridir. Buna ek olarak çocuğunun yanlış yapabilme ihtimalini de tolere etmesi gerekmektedir. Çünkü yaptığı bu yanlışlardan dolaylı olarak rahatsız olan çocukta sorumluluk alma bilinci oluşur. Ebeveynlerin her noktada kurtarıcı bir tutum sergilemeleri çocuğun sorumluluk sahibi olmasını yavaşlatabilir.

    *Sınır koymak…

    Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken sınırlar koymalıdır. Ancak sınır koymak demek sert disiplin uygulamak demek değildir. Zaten küçük yaştan itibaren doğru şekilde sınır koyularak büyüyen çocuklar, sınırlarını ve o ortamın gerektirdiği kuralları bilerek hareker ederler.

    Sınırlar belirlenirken çok sert ve çocuğu engelleyici olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü sert ve engelleyici sınırlar içerisinde çocuğun hayata karşı olan motivasyonu düşer ve yaratıcı yönü gelişmez, bu da yetişkin olduğu dönemleri olumsuz etkiler.

    Sınırları koyarken çocuğunuza karşı net ve söylediğiniz şeyler için her zaman tutarlı olmanız gerekmektedir. Aynı zamanda sınırları koyarken bunu çocuğunuzun yanında ve yüz yüze net olarak konuşmanız gerekmektedir. En önemli olan şey ise sabırlı olmalısınız, çünkü anında değişim olmayacaktır. Bir diğer nokta ise çocuğunuzun kazançlarını ve kayıplarını net olarak anlatmaktır. Yani sınırlara uyacağı zaman onu motive edecek faydalı ve uymadığı zaman ki zararları ifade etmek ve davranışsal olarak göstermek gerekmektedir.

    *Genel sorulardan kaçının

    Çoğu ebeveynler çocuklarının paylaşım yapmamalarından şikayetçi olmaktadır. Ancak asıl durum çocuklarının paylaşmaması değil, ailelerin çocuklarına nasıl sorular soracaklarını bilememeleridir.

    Çocuğuyla iyi iletişim kurmak isteyen anne-baba ‘Bugün okulda ne yaptın?’ gibi genel sorular sormak yerine; ‘Bugün hiç çok güldüğün bir şey oldu mu?’ ya da ‘Bugün neye sinirlendin?’ gibi daha spesifik soruları tercih etmelidir.

    Bir yandan da sadece paylaşımı çocuğunuzdan beklememelisiniz, siz de kendinizle ilgili şeyler paylaşmalı ve çocuğunuzun da size sorular sorma davranışını geliştirmesine katkıda bulunmalısınız.

    *En önemli anahtar: Çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamak!

    Yaşam koşullarının ve zorlukların ailelere vermiş olduğu yoğun sorumluluklar ve yükler nedeniyle ailelerin çoğu çocuk olmayı, hayattan keyif almayı, kendilerine zaman ayırmayı, esnek olabilmeyi unutuyorlar. Yetişkinliğin vermiş olduğu yüklerle birlikte her şeyi kontrol etme çabasına girebiliyor ve bunu çocuklarda da uygulayabiliyorlar.

    Bu bağlamda iyi birer ebeveyn olmak ve çocuğunuzla iletişim kurabilmek adına; çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamalısınız. Onunla eğlenin, onun yaşına inebilin, esnek davranışlar gösterin. Bunları uyguladıkça iletişiminizin ilerlediğini ve ilişkinizde de aşamalar kaydettiğinizi göreceksiniz.

    Çocuklarınızla bol bol iletişim kurun. Çünkü çocuğunuzla kurduğunuz doğru iletişin, onun sosyal, akademik ve duygusal gelişimi için çok önemlidir. Unutmayın ki şu anda onun için attığınız her doğru adım ileride olan yaşantısını etkilemektedir.

  • Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlik dönemi birçok açıdan stres ve kaygı uyandıracak durumlar içerir. Her şey yolunda giderken bir anda günlük hayatın içinden birçok durum ergen için büyük bir stres kaynağına dönüşür. Kısa bir sürede bir çok duyguyu yaşıyor olmak ve bunlarla nasıl başa çıkacağını kestirememek ergende gerginlik yaratır.

    Ebeveynlerin bu dönemle ilgili çocuklarının neler yaşayabileceğini bilmesi karşılıklı daha anlayışlı ve etkili bir iletişim için önemli olacaktır. Ergen bireyde neyin stres kaynağı oluşturabileceğini bilmek ebeveynler için de bu dönemi daha kolay atlatılabilir kılmaktadır.

    Okul Yaşamı

    Okul hayatında akranlarla yaşanan problemler,bu dönemde başlayan karşı cinsle ilişkilere bağlı olarak yaşanan hayal kırıklıkları,gelecek kaygısı – ne yapmak istiyorum,nerede olacağım,istediğim okulu kazanabilecek miyim? – , verilen ödev ve sorumluluklar bireyde stres yaratabilmektedir.

    Bu dönemde ebeveyn olarak destekleyici olmak gerekir. Okulda yaşadığı problemlerle ilgili üzerine gitmeden istediğinde sizinle konuşabileceğini bilmesi,ödev ve sorumlulukları için belirli bir saatin olması,zaman yönetiminin ayarlanması,geleceğiyle ilgili netleşmesinin sağlanması bireye yardımcı olacaktır.

    Ev Yaşamı

    Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar,ebeveyn kavgaları,kardeş kavgaları,evde sürekli devam eden huzursuzluk hali,kalabalık ev ortamı,ergenin özel alanının olmaması,kontrolcü ebeveynler ergenlik yaşamını daha da zorlaştıran durumlardır.

    Çatışmalara ortaklaşa çözüm bulunmaya çalışılması,duyguların açıkça konuşulması,bireye mümkünse özel bir oda verilmesi,özel alanına saygı duyulması yatıştırıcı faktörler olacaktır.

    Vücutta Yaşanan Değişiklikler

    Ergenlik döneminde vücutta birçok değişiklik meydana gelir. Sivilcelenme,ses kalınlaşması,kilo alımı,tüylenme gibi birçok belirgin değişiklik ergen bireyin olumsuz bir algıya kapılarak kendini beğenmemesine yol açabilir. Bu durum içine kapanma,depresyon,öfke gibi duyguları açığa çıkartarak huzursuz bir dönem geçirmesine sebebiyet verir.

    Sağlıklı beslenme ve spora teşvik etmek bireyin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

    Kimlik Bocalaması

    “Ben kimin,nereye ve neden bağlıyım,ne için yaşıyorum,ne istiyorum..” gibi birçok çeşitlendirilebilecek sorularla boğuşulan bir dönemde ergen birey,kendine bu gibi sorunların cevaplarını arayarak kimlik oluşturmaya çalışır. Yanıtları bulma aşamasında fazlaca sorgulamak kişide depresyona neden olabilir.

    Bu dönemde ergen birey zaman zaman ebeveyni ile iyi geçinirken bazen de bir şey paylaşmayı reddeder,olumsuz bir tutum sergileyebilir. O yüzden rahatça her şeyi konuşabileceği, paylaşmaktan zevk aldığı belki bir aile dostuyla,okuldaki hocasıyla yahut ailenin güvendiği bir kimse yoksa psikoloğa gitmeye teşvik etmek bu süreci daha rahat atlatmaya yardımcı olur.

  • Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Ebeveyn tarzlarına dört grupta bakabiliriz. Bu dört grup, ebeveynlerin çocuklarının disiplin, yakınlık, iletişim ve bakım ihtiyaçları, başka bir deyişle hem fizyolojik hem psikolojik ihtiyaçları karşısında nasıl bir tutum sergilediği üzerinden değerlendirilir.

    Otoriter Ebeveynler

    Otoriter ebeveynlerin, çocukları ile ilişkilerinde kural koyma ve kontrol etme davranışı baskındır. Katı kurallar koyarlar ve bu kurallara uyulması konusunda baskıcıdırlar. Hataya tahammülleri düşüktür. Çocukların bu kuralları sorgulamasına, sorular sormasına tahammülleri yoktur. Mükemmeliyetçidirler, çocuk için yüksek standartları vardır. Çocuğun yakınlık, sıcaklık, desteklenme ihtiyacını karşılamada eksiktir. Bu ebeveynlerin çocuklarında özgüvensizlik, sosyal ortamlarda çekingenlik, kendini rahat ortaya koyamama, yetersizlik duygusu, yüksek düzeyde kaygı ağırlıkla görülür.

    İhmal Eden Ebeveynler

    Bu ebeveyn tipi çocuklarının ne disiplin ve kontrol, ne de sıcaklık ve yakınlık ihtiyacını karşılar. Çocuğun psikolojik ihtiyaçlarına oldukça ilgisizdir. Çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, çocuk duygusal gelişim açısından tek başınadır. Çocuklarının ne yaptıkları ya da duyguları hakkında pek bilgileri olmaz. Çocuğun hayatı üzerinde kural ve denetim pek yoktur. Bu tip ebeveynlerin çocuklarında gelişimsel açıdan durum oldukça olumsuzdur. Çocukların özgüven yönünden oldukça zayıf oldukları gözlenir. Hayatlarında pek çok alanda kendilerini gösteremez, başarısız olurlar. Mutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularını ağırlıkta yaşarlar.

    Aşırı İzin Verici Ebeveynler

    Çocukları ile bu tarzda ilişki kuran ebeveynler, ilişkilerinde sıcak ve arkadaş gibidirler ancak çocuğun ihtiyacı olan kontrol, denetim ve kılavuzluğu veremezler. Genellikle çocuğa karşı yumuşaktırlar. Çocuklarının, bir arkadaşıyla konuşur gibi kendilerine açılmasını teşvik ederler; ancak çocuktaki yanlış davranışları düzeltmek adına müdahil olmazlar. Çocukları sınırsız bir özgürlükle karşı karşıya kalır. Bu ebeveyn tipi ile etkileşen çocuk ileride otorite ile sorunlar yaşayabilir ve bir takım davranış bozuklukları göstebilir.

    Demokratik Ebeveynler

    Demokratik ebeveynler, çocuğu sıcaklık ve yakınlık bakımından doyururken aynı zamanda da onun gelişimi için kurallar koyar ve ona kılavuzluk eder. Çocuğa kuralların sebeplerini açıklar, çocuğun bunları sorgulamasına izin verir. Kurallar konusunda daha esnektir ve kuralları koyarken çocuğun kendini nasıl hissedeceğini hesaba katar. Çocuk kurallara uymadığında sakin, hoşgörülü davranır. Doğru davranış için destekleyici ve yüreklendiricidir. Bu tarzla büyüyen çocuklar daha mutlu ve huzurludur. Kendilerini ifade ederken rahattırlar. Kendi kararlarını vermede ve kendileri için riskli olanı değerlendirmede başarılıdırlar.

    Elbette, ebeveynler bu kategorilerden sadece birine düşmeyebilir, bu kategoriler ebeveynlerin ağırlıklı eğilimlerini ele almaktadır. Ebeveynler duruma ve zamana göre bu özellikleri farklı derecelerde gösteriyor olabilirler.

    Çocuk için kural koymak ona baskı uygulamak, onu esir almak anlamına gelmediği gibi; ona özgürlükler vermek ve seçme şansı tanımak da onu kuralsız bırakmak, ona sınırsız bir özgürlük vermek demek değildir. Belirli kurallar ve sınırlar çerçevesinde, çocuk özgür olduğunu, seçimler yapabileceğini ve bu seçimlerinin destekleneceğini bilmeye ihtiyaç duyar. Kurallar da çocuğun kendini güvende hissetmesi için gereklidir; ancak onun varlığını yok edici, onu aşırı sınırlandıran tutum, özgüven gelişimine ve bireyleşmeye ciddi zararlar verir.

    Çocuğun ihtiyaçlarına dengeli bir şekilde cevap verebilmek, eşzamanlı hem disiplin sağlayıp hem özgürlük ve seçme şansı verebilmek kulağa zor ve ulaşılması güç bir denge gibi gelebilir. Ancak bu imkansız değildir! İmkansız olmadığı gibi bu denge, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi, özgüvenli, kendini ifade edebilen, sorumluluk alabilen bir yetişkin olabilmesi için vazgeçilmezdir.

  • Çocuklar ve Sınırlar

    Çocuklar ve Sınırlar

    Hayatınızdaki en önemli şey nedir sorusuna herkesin birbirinden farklı vereceği pek çok cevap olsa da bu soruyu yanıtlayan anne babaların büyük kısmı için cevap “çocuklarım” olacaktır. Çocukları için her şeyin en iyisini isteyen kimi anne babalar onlara mükemmel bir hayat sunmak adına çocuklarının tüm isteklerini yerine getirmekte, onlar için kendilerini feda etmekte, kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçmekteler. Ancak ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkide gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklar sağlıklı gelişim için etkili ve kesin sınırlara ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacın farkında olmayan anne babalar için çocuklarının isteklerini reddetmek endişe verici bir durumdur. Çünkü çocuklarının isteklerini reddetmek demek, onların psikolojisinin bozulması, aralarındaki ilişkinin zarar görmesi, onların sevgisini kaybetmeleri ve ileride güven problemleri yaşayacak olmaları anlamına gelmektedir. Ancak yapılan pek çok çalışma tam tersine, çocukların ihtiyacı olan etkili sınırların çizilmeyerek her istediklerinin yerine getirilmesinin, onların yerine sorunların çözülmesinin ve kararların alınmasının, asıl endişe verici durum olduğunu göstermektedir.

    Hayatı, insanları, yabancı, karmakarışık ve de ilgi uyandıran pek çok şeyin yer aldığı dünyayı keşfetmeye çalışan çocuklar denemeler yaparak ne kadar ileri gidebileceklerini, ne zaman durmaları gerektiğini yani, sınırlarını öğrenmeye çalışmaktadır. Bu öğrenme süreci, sürekli talep etme, tekrar tekrar şansını deneme, istediğini yaptırmak için ağlama, küsme, öfkeli davranma gibi farklı stratejilerin takip edildiği bir süreçtir. Bir tür davranışsal çerçeve olarak tarif edilebilecek ve ebeveynler tarafından çizilecek olan “sınırlar” çocuğun yabancı, karmakarışık ve belirsiz olan dış dünyayı anlaşılır bir çerçeve içinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde keşfetmesinde ve psikolojik gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

    Her koşulda her istediği yerine getirilen çocuklar hayal kırıklıkları ile baş etmeyi, hazzı ertelemeyi öğrenemeden büyümekte ve her zaman kendi istek ve ihtiyaçlarını ön planda tutan benmerkezci, herkesten her şeyi istemeye hakkı olduğunu düşünen talepkar birer yetişkin olma yolunda ilk adımı atmaktalar. Aynı zamanda isteklerin her koşulda ve zamanda yerine gelmesi çocuklarda oluşabilecek doyumsuzluğun da bir anahtarıdır. Fakat ne yazık ki, gerçek dünya bu istekleri sürekli karşılayacak, bizlerin istek ve ihtiyaçlarını kendilerininkinden önde tutacak anne babalardan ibaret değildir.

    Düşünme becerileri henüz yetişkinlerin seviyesinde olmayan çocuklar için sınırlar ve kurallar onların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Hiçbir trafik kuralının, işaretinin olmadığı işlek bir caddede araba kullanmayı öğrenmeye çalıştığınızda ortaya çıkacak olan tehlike ve kaygıyı düşününce sınır ve kuralların çocuklar için ne denli önemli ve gerekli olduğunu hayal edebilirsiniz. Güven hissinin yanı sıra erken dönemlerden itibaren ebeveynleri tarafından sınır ihtiyaçları karşılanmış olan çocuklar, toplumsal yaşamda hangi davranışların kabul gördüğü ya da hangilerinin görmediğini öğrenmiş olacaklarından yaşamlarının ilerleyen yıllarında içinde bulunacakları sosyal yaşamlarında da daha kolay uyum sağlayacaklar ve çok daha az zorluk yaşayacaklardır. Öte yandan sınırlar çoğu zaman seçenekler arasında karar vermeyi gerektirdiğinden çocuklardaki karar verme ve sorumluluk alma becerilerini de geliştirecektir. Sınırların aile yaşamına da yansıyan bir takım avantajları söz konusudur. Her üyesi için sınırları olan bir ailede daha az kavga ve tartışmanın ve de aynı zamanda daha az stresin yaşanacağı öngörülebilir.

    Ebeveyn olmanın getirdiği pek çok sorumluluk bulunmaktadır. Çocuklar için ve aynı zamanda ebeveynler için sıcak, sevgi dolu bir ilişki kurmak kadar sınırlar belirlemek de bu sorumluluklar arasında yer almaktadır. Bu sorumluluğun farkında olmayan ya da nasıl yerine getireceklerini bilmeyen ebeveynler ile çocukları arasında ciddi çatışmalar doğabilmektedir. Bu çatışmaları çözmek ve geç de kalınsa sınırlar belirlemek için adımlar atılması hem aile ilişkisine hem de çocuğun gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

  • RUH BEDEN

    RUH BEDEN

    İnsanın en hüçük modeli bebek doğduğunda hayata dair hiç bir bilgilenimi,hiçbir değerlendirme yapma becerisi,mukayese yetisi,tecrübesi olmadığını hepimiz biliriz.Onun için ebeveynler annenin en iyi hamilelik süreci geçirmesi için en iyi doktorları seçip ,onların desteğiyle en iyi beslenme ve bakım sürecinden geçmesini sağlar ve doğumda annenin şartlara göre en iyi hastanede bebeği dünyaya getirmesine,sonrası bakımın çok iyi olmasına gereken önemi verirler.Sonrasında şartları iyi olanlar en iyi çocuk doktorlarına bebeğin aylık kontrollerini yaptırma telaşına düşer şartları sınırlı olan ebeveynlerse sosyal sağlık alanlarında bu sürece gereken dikkati gösterirler.aşıları günü gününe yapılır herşey olabilecek seviyede en iyisidir.Burası harika.

    Şimdi soruyorum acaba aramızda kaç kişi bu bebeğin fiziki bedenine gösterdiği bu önemi bu bebeğin birde ruhsal bedeni var orası ile ilgili neler yapmalıyız dedi acaba?Bu  bebek doğduğu andan itibaren sağlıklı ruh gelişimi nasıl olacak sorusunu soranlar sanırım kendi farkındalıklarınıda yaşayabilen şanslı azınlıklar.Ülkemizin genelinde yaşanan ailevi,sosyal,ekonomik problemler bunu kendimiz için düşünmezken nasıl  çocuğu için düşünebilirki.Şunu diyebilirsiniz öğrettilerde bizmi bilemedik.Son derece haklısınız.Öğretmediler çünki onlarda bilmiyorlardı.Şunu duymayan varmı” biz anne ve babamızdan böyle gördük”dillere pelesenk olmuş bir söz.Eminim genç kuşağın bir kısmının dışında bu ülke evlatları olarak genelimiz duymuşuzdur.Bu sloganlarla büyümek geçmişte yaşanan hataların süregeleceğini zaten bize göstermektedir.kuşaklar öncesi ya benim büyüklerim hata yapmışsa denmedikten sonra yaşanan hatalar zincirleme devam edecektir.

    Sevgili okurlar,herkes öncelikle bir bebeğin sadece fiziksel bir bedenle değil ona eşlik eden birde ruhsal bedenle doğduğunu unutmayalım.Hayat ilerledikçe ,çözemediğimiz problemler ,sıkıntılar arttıkça farkettiğimiz ruhsal yapımız, doğduğumuz andan itibaren yaşamımıza eşlik etmektedir.Ona fiziki bedenimiz kadar sağlıklı bakılması gerekir.işte bebeklik ve çocukluk dönemlerimizde bu sağlıklı ruh yapısının oluşmasıda ebeveynlarimize düşen en önemli görevdir.Çünki orada oluşturulacak yapıya yanlış konacak bir yapı taşı bugün karşımıza ciddi kişilik problemleri olarak çıkacaktır.

    Bu alanda sorun yaşamamak için her ebeveyn anne baba olmadan tıpki aldıkları tıbbi yardım gibi psikolojik bilgilenme desteğide almak zorundadır.Bu zorunluluk hem kendi hemde çocuğunun  geleceğini en iyi hale getirebilmesi ve çocuğunu büyütürken bu bilgilerden mahrum ebeveynlerin yaşadığı önemli sorunlarla karşılaşmamak için ,ayrıca gelecekte hayatlarını güven duygusu,ve gereken güçle yüklenen evlatları olması için son derece gereklidir.Herşey bir doğumla başlar ama bilgimiz dahilinde devam eder hayatın her alanında olduğu gibi.Nelere dikkat edilmesini farkeden ebeveynler aslında bu bilgilenimlerle kendi hayatlarıylada yüzleşerek bir miktarda olsa kendi aile yapılarından ne yüklendiklerinide farkedeceklerdir.Farkettiğimiz herşey, değişip dönüşmeye mahkumdur bunu unutmayalım.Sağlıklı yarınlar dileğiyle…

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.

  • Oyun Terapisi Nedir?

    Oyun Terapisi Nedir?

    Danışan merkezli oyun terapisi kuramcısı Gary Landerth, ‘kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar’ der. Aslında sadece bu söz üzerine saatlerce konuşulabilir. bir kuşun uçması, bir balığın yüzmesi nasıl engellenemezse, bir çocuğun da oyun oynaması engellenemez bir gerekliliktir. Çocuk kendi dünyasında pahalı oyuncaklar, hatta oyuncak bile olmayan metaryallerle kendi dünyasında oyun oynayabilir. Bu oyun sırasında kendi dünyasını yansıtır dünyasındaki problemlerle baş eder ve bu oyunlarla gerçekte yenemediği güçlükleri yener.
    Oyun terapisi seanslarında terapist çocuğun konteyner’ı olur ve onu kapsar. 45 dakika boyunca terapistin İlgisi tamamen çocuğun üzerinedir. Oyun terapisi seanslarında çocuğun gerçekliği kabul edilir. Çocuk burada bardağa fil diyorsa bu onun gerçekliğidir ve kabul edilir. Bu sebepledir ki biz, ebeveynlere kesinlikle seans sırasında neler olduğu hakkında çocuklarına soru sormamalarını isteriz. Çünkü çocuk da farkındadır bardak olduğunu ama o odada onun için fildir ve onun bu gerçekliği bir yetişkin tarafından kabul edilmiştir, bunun dışardan ebeveyni tarafından sorulması çocuğu rahatsız eder ve üzerinde baskı oluşturur, terapi sürecini olumsuz etkiler. Terapi sürecinde terapist, belli tekniklerle çocuğa, duygularını, düşüncelerini fark etmesine ve davranışlarını kendi kendine kontrol etme becerisi kazanmasına fırsat verir.
    Neden oyun terapisi?
    Biz yetişkinler, konuşarak kendimizi ifade edebilir, iletişim kurabiliriz ama çocuklarda bu böyle değildir. Biz iletişimde kelimeleri kullanırken çocuklar oyunu kullanır. Çocuklarla konuşarak onları etkileyemezsiniz sadece etkili olduğunuzu düşünür ve kendinizi kandırırsınız. Çocuklar davranışlarımızdan öğrenirler hayatı. Çocuğa bir milyon kez ‘yapma yanarsın’ deseniz bile çocuk yine de kaynak suyun olduğu çaydanlığa dokunmayı kafasına koyduysa yapar; Ama bir kez çocuğun elinden tutarak bizim güvenliğimizde çaydanlığa yaklaştırıp o sıcağı deneyimlemesine fırsat verirsek çocuk bir daha çaydanlığa yaklaşmaz. Çocuklar deneyimle öğrenir.
    Oyun terapisi çocuklara hangi konularda yardımcı oluyor?
    Duygusal davranışsal sorunlar, Sorumluluk alma, Sınırları bilme, Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite Sendromu, Çalışma alışkanlığı kazandırma, Dürtü, Kontrol sorunu, Öfke kontrol sorunu, Anne- babalara yönelik etkili ebeveynlik grup çalışmaları, Sosyal uyum sorunları, Çocuklardaki endişe ve korkular, Takıntı, Ebeveyn çocuk çatışmaları, Kardeş kıskançlığı, Kendine güvende yetersizlik, Çekingenlik, Kaka kaçırma/ tutma (enkoprezis), Alt ıslatma (enürezis), Boşanma ve çocuk, Tırnak yeme Gibi pek çok konuda çocuklara ve ailelerine danışmanlık hizmetli vermektedir.
    Oyun terapisi eğitimi almış biri olarak ailelere öneriniz var mı?
    Pek çok önerim var tabiki zaten çocuğu için oyun terapisine başladığımız ailelerde ilk iki seans sadece ailelerle görüşme yapılıyor. Ebeveynlik hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Kötü anne baba yoktur ama kötü ebeveyn vardır. Allah’ın bize verdiği meleklerimizi biz ebeveynler şekillendiririz. Çocuklar bizim ebeveynlik stilimize göre şekillenir. Neden arkadaşınızın çocuğu annesinin sözünü dinliyorken sizin çocuğunuz sizi dinlemiyor? Ebeveynliğimizi yeniden gözden geçirmek gerekir bu anlamda. Bir bulaşık makinası aldığımızda yanında kullanma kılavuzu veriliyor. Ama çocuğumuz dünyaya geldiğinde ona nasıl davranacağımıza dair bir yol gösterici yok!! Dolayısı ile tamamen iyi niyetle yaptığımız yanlışlar var. Örneğin; çocuğumuz bize yaptığı resmi, Legolardan yaptığı kuleyi vs.. gösteriyor.
    Genelde pek çoğumuz bu resmi görünce, ‘ harika yapmışsın, mükemmel olmuş.’ Diyoruz. Bu ne demek çocuk için, kendisi için değil ebeveyni için yapmaya başlamak demek! ebeveynine kendini kabul ettirmeye çalışmak demek! Halbuki oyun, resim gibi şeyler kendini tanıması, kendini ifade etmesi için yapılan bir etkinliktir. Birilerinden onay almak için olabilecek bir şey olmamalı. Çocuk bir araba çizdiğinde onun çok da harika olmadığını zaten biliyor, ebeveyni onun her yaptığında ‘harika olmuş’ derse çocuğun kendini ifade etmesini engellediği gibi ‘benim her yaptığım nasıl olsa onaylanıyor’ düşüncesi ile çocuğun çabasının da önü kesiliyor, bu durum narsizim’e kadar gidebiliyor.&
    Kreşe başladığında kendisinden daha iyi yapanları görünce çocuk kendi içinde çatışmalar yaşıyor. Huysuzlaşabiliyor, okula gitmek istemeyebiliyor. Çocuğunuz yaptığı etkinliği ‘çok güzel olmuş, harika..’ gibi engelleyici kelimeler yerine; yaptığını tanımlayın; ‘ aa buraya ağaç çizmişsin, yapraklarını boyamışsın, yanına kırmızı bir araba çizmişsin, yolunu da unutmamışsın, tam da istediğin gibi yapmışsın’ şeklinde konuşmanız çocuğunuzu daha çok destekleyecek tavırlardır
    Bir de oyun terapisi, ailelere çocuklarına, ‘sınır koymak ve seçenek sunmak’ konusunda yardım ediyor. Bu çocuk yetiştirirken olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Çünkü aileler çocuklarına sınır koyamazsa (ki bunun da bir şekli vardır), çocuklarına yapabilecekleri en büyük kötülüktür. Oyun terapisinde bunları nasıl uygulanabileceğini aileler öğrenirler.

  • İYİ ANNE BABA NASIL OLABİLİRİZ ?

    İYİ ANNE BABA NASIL OLABİLİRİZ ?

    İyi çocuk yetiştirmenin yolu iyi anne baba olmaktan geçer. Araba kullanmak için ehliyet alıyoruz. Ama nasıl iyi anne baba olacağımızla ilgili eğitim almıyoruz. Hiçbir bilgiye sahip olmadan, deneme ve yanılma yöntemini uyguluyoruz.

    Anne ve babalar çocuk yetiştirmeyi 3 şekilde öğrenir:

    1.Tıpkı kendi anne ve babası gibi davrananlar: Bu anne ve babalar kendi ailelerden öğrendiklerini devam ettirirler. Çocuklarıyla, tıpkı kendi anne ve babalarının kullandıkları iletişim dillini kullanırlar. Anne ve babasında eleştirdiği davranışları sergilerler. Zaman geçtikçe anne ve babası gibi davranırlar. Ailesinde hoşgörü ve sevgi gördüyse çocuğuna karşıda hoşgörülü ebeveyn olurlar. Ailesinde şiddet gördüyse, çocuğuna şiddet uygulayabilir. Genellikle öğrendiğimiz dili devam ettiririz.

    2.Kendi anne ve babasının tam tersi davrananlar: Ben çok sıkıntı çektim, çocuğum asla çekmesin, diyerek çocuğunun her dediğini yapan, kendi anne ve babasından öğrendiği iletişim dilinin tam tersi davranan ebeveyn modelidir.
    3.Kendi anne ve babasından öğrendiklerini analiz ederek davrananlar: Ailesinden öğrendiği iletişim dilinin olumlu yanlarını alıp, olumsuz yanları değiştirebilen, ben çocuğu nasıl doğru yetiştirebilirim diye düşünüp araştıran, doğru iletişim becerisini geliştirebilen ebeveyn modelidir.

    Çocuklar ıslak çimento gibidir. Onlara söylenen her şey, onlarda iz bırakır. Çocuklar, yaşadıkları şeyi öğrenir.

    Bu nedenle iyi anne ve baba olmak için neler yapabiliriz?

    KENDİ ÇOCUKLUK HİK YENİZİ TAMAMLAYIN

    Kendi anne ve babasına karşı öfkeli olan ebeveyn çocuğuyla iletişim kurmakta zorluk yaşar. Bilmediği iletişim örüntüsünü devam ettiremez. Kendi çocukluğundaki öfkeyi, çocuğuna aktarır. O yüzden iyi çocuk yetiştirmek istiyorsak, kendi içimizdeki çocuğu onarmamız gerekiyor.

    İYİ ANNE VE BABA OLMAK İÇİN İYİ EŞ OLUN

    Mesleğe başladığım zaman hep çocuk terapisti olmak istemiştim.

    Amacım Mutlu Çocuk =Mutlu Yetişkin=Mutlu Toplum. Bu teorimde ben başında olmalıydım diye düşünmüştüm ama ne zaman çocuklarla çalışmaya başladım, teorimde bir terslik olduğunu gördüm. Çocuklarla başladığım seanslar hep anne ve babalara yöneldi. Bana mutlu çocuklar için, mutlu çiftler gerekliydi.

    Teori şöyle oldu; Mutlu Anne ve Baba = Mutlu Çift=Mutlu Çocuk =Mutlu Yetişkin.

    Bu yüzden yeni teoride ben çiftlerle çalışmaya başladım. Birbiriyle iyi iletişim kuran çiftler, çocuklarıyla da mutlu ilişki kurarlar.

    NASIL ÇOCUK YETİŞTİRMEK İSTEDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜN

    Çocuklar tıpkı bilgisayar gibidir. Anne, baba olarak neyi yüklersek onu geri bildirim olarak alırız. Çocuk yetiştirmek tıpkı aşağıdaki yaşamın yankısı gibi, yaşamda ne ile karşılaşmak istiyorsak, yankısını oluşturabilmek için bunu önce anne baba yapmalıdır.

    ÇOCUĞUNUZU BİREY OLARAK KABUL EDİN

    Çocuklar doğduklarında belirli karakter özelliklerle doğarlar. Anne ve babalar öncelikli olarak çocuklarının özelliklerini iyi bilmeliler. Kendi hayalindeki çocuğa benzetmek için uğraşmalılar. Benim gibi olsun, bana benzesin ya da asla benim olumsuz özelliklerimi almasın gibi kalıplara yerleştirilmemelidir. Çocuğunuz bazı genetik özelliklerle anne ve babaya benzerken, sizden çok farklı bireyler olarak dünyaya geldiklerini unutmamak gereklidir.

    BİLGELİĞİN BAŞLANGICI DİNLEMEKTİR

    Dinleme, kelimelerin aktarmaya çalıştığı duyguları, çocukların hissettikleri ve yaşadıkları şeyi, onların bakış açılarını ve dolayısıyla iletişimlerinin özünü anlamayı mümkün kılar.
    Çoğu anne ve baba dinlemekten çok konuşmayı tercih eder. Sürekli çocuğa soru sorar, ne yapması gerektiğini tembih eder. Çocuk konuşurken gözlerinin içine bakıp onu dinlemeli. Çocuğun hissettiği duyguyu seni anlıyorum, bu duyguyu benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim diyerek çocuğun duygusunu kabul etmek gerekir. Kabul etmek demek, çocukların ifadelerini ciddiye alarak, diyaloğa saygılı bir biçimde başlamanın yoludur.

    SADECE BİLGİ VERMEK YETMEYEBİLİR

    Yüzme bilmiyorsanız ve size yüzme hakkında iki saat boyunca bilgi versem, yüzmeyi öğrenebilir misiniz? Hayır, havuza girip defalarca alıştırma yapmanız ve bir sürü talimat almanız gerekir. Çocuklarda bu şekilde öğrenir. Sözler öğrenmeye yardımcı olur ama bilgi vermek için yeterli değildir. Bazen alıştırma yapmak gerekir. Doğru davranışı kazandırmak için kesin sınırlar koyan mesaj verilmeli. Örnek olunmalı, Çocuğun davranışı tekrar etmesi sağlanmalı, çabaları ve gelişimi için cesaretlendirmeli.

    BEN DİLİNİ KULLANMAK

    Ben dilini kullanmaktaki amaç, çocukların o an yapmakta olduğu şeyi değiştirmeleri yönünde etkilemektir. Genellikle size kabul edilemez davranışı tanımlamanız ve onlara bu konuda üzgün, bazen de sinirli ya da hayal kırıklığına uğramış olduğunuzu söylemeniz yeterli değildir. Bunun nedenini bilmeleri gerekir.
    Tam ben iletisi şunları kapsar;

    1-Kabul edilmeyen davranışın tanımlanması
    2-Ebeveyn tarafından yaşanan duygu
    3-Ebeveyn üzerindeki somut etki

    Örneğin, gazete okurken sürekli rahatsız edip oyun oynamak isteyen çocuğa, hem gazete okuyup, hem oyun oynayamam. Dinlenip gazete okuyamamak beni sinirlendiriyor demelidir.

    SINIRLAR NET VE ANLAŞILIR OLMALI

    Arabanızla giderken trafik ışıklarına yaklaştığınızda ışık sarıya dönerse ve ışıktan geçecek zamanınız a varsa yine durur musunuz?

    Çoğu yetişkin bunu yapmaz. Çocuklar da bu tür sinyal aldıklarında yanlış davranışlarını durduramazlar. Yetişkinler sarı ışıkta neden durmuyorlarsa çocuklarda aynı sebepten durmazlar. Yanı durmak isteğe bağlıdır.
    Ebeveynlerin çoğu, çocuklarını yanlış davranışlarını durdurmak için yanlış sinyaller göndermektedir. Dur işaretinin gerçekten durmayı zorunlu kılmadığını hayırların aslında evet ya da olabilir anlamına geldiğini göremezler. Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır.

    ÇOCUKLA KURACAĞIMIZ EN ETKİLİ İLETİŞİMİN OYUN OLDUĞUNU UNUTMAMALIYIZ

    Çocuklar için oyun hayatın provasıdır. Çocukla kuracağımız en önemli paylaşım alanı oyundur. Çocukla oyun oynadığınız zaman onun dünyasına yolculuk başlar. Çocuk kendisinin önemsendiğini, değer gördüğünü hisseder. Annesi ve babasıyla ortak paylaşım alanı başlar. Çocuğun anne ve baba ile işbirliği yapmasını sağlar. Annesi ve babası tarafından kabul edildiğini hisseden çocuk, anne ve babasıyla iyi iletişim kurar.

    Her anne ve baba en iyi ebeveyn olmak ve en iyi çocukları yetiştirmek ister.

    Ama şunu unutmamalıyız; MÜKEMMEL ÇOCUK YOK, MÜKEMMEL ANNE VE BABADA YOK.

    Anne ve baba her insan gibi hata yapabilir. Önemli olan telafisi olan hatalar yapmaktır. Temelinde sevgi olan hiçbir şey asla başarısızlıkla tamamlanmaz.