Etiket: Ebeveyn

  • Neden Anne Baba Eğitimi Gerekli?

    Neden Anne Baba Eğitimi Gerekli?

    ‘İnsan’ asırlardır ürüyor, gelişiyor, değişiyor… Yaşam şekilleri, değer yargıları, anne baba tutumları vb. İnsanlar önce çocuk sonra ebeveyn oluyor. Nesilden nesile bir çok şey gibi ebeveynlik tutumları da aktarılıyor.

    Anne baba olarak hepimiz çocuklarımız için en iyisini ister, çocuklarımızın sevildiğini bilmesi, mutlu hissetmesi ve başarılı olması için elimizden geleni yaparız. Pek azımız geleneksel anlayışın dışına çıkarak etkili ve doğru anne baba olma yolunda çaba gösterirken, çoğumuz da da kendi anne babamızdan gördüğümüz eğitim anlayışını kanıksayarak çocuk yetiştirmeye devam ediyoruz.

    Çocuklarımızın beslenmesi, hasta olmaması, iyi akademik eğitim alması için her ebeveyn imkânları doğrultusunda çaba gösterir. Ancak tüm bunları yaparken çocuklarımızın psikososyal gelişimlerini göz ardı ederiz.

    Sümerler`den (İ.Ö. 3500-1900) kalma bir tabletteki şu sözlere bakın: “Artık büyü. Okuluna git, oku. Sokaklarda aşağı yukarı dolaşma. Sen sabah akşam bana eziyet ediyorsun. Sabah akşam eğlence uğruna zamanını boşa geçiriyorsun.” Ortalama dört bin yıl önce söylenmiş sözlerin güncelliğini bu denli koruması ne kadar şaşırtıcı değil mi?’

    Dünya bu kadar hızla değişirken neden ısrarla ebeveynlik tutumlarımızı değiştiremediğimizi anlamak güç değil. Çünkü toplum olarak geleneksel aktarımlar ve içgüdüler ile anne baba olmanın yeterli olduğu yanılgısına düşüyoruz.

    Bugün toplumuza baktığımızda çoğu yetişkinin ‘çocukluk psikopatolojisini’ taşıdığını gözlemleyebiliriz. ( tahammülsüzlükler; trafikte cinayetler, kavgalar, ilişkilerde saplantılar, egosal kaygılar, düşük benlik algıları….)

    Toplumumuza yapacağımız en büyük katma değerin etkili anne baba olmayı hedef alarak sağlıklı nesiller yetiştirmek olduğunu düşünüyorum.

    Ebeveynlik programlarında erken çocukluk döneminin sosyal, duygusal ve zihinsel gelişim ihtiyaçları ve bunların nasıl karşılanacağı konusunda bilgilenirsiniz. Ayrıca, çocukların zorlayıcı davranışlarının altında yatan nedenleri ve bu davranışlara nasıl müdahale etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.

    Böylece;

    Anne ve baba rolleri ile ilgili kaygılarınızı azaltıp çocuklarınızla daha nitelikli ve eğlenceli anlar yakalar,

    Anne baba ve çocuk arasında güçlü ve güvenli bir bağ oluşturur,

    Çocuklarınız büyürken emin adımlarla onların gelişimlerine rehberlik edersiniz.

    O halde gelin hep birlikte gelecek nesillerin daha güçlü, mutlu, ne istediğini ve andan zevk almayı bilen, hayatlarında kaygılara, takıntılara çok fazla yer vermeyen insanlar olabilmeleri için “elimizden gelenin daha iyisini yapalım.”

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Ülkemizde olduğu gibi geleneksel toplumlarda “bir ömür boyu beraber yaşlanmak‟ düşüncesi ile evlilikler sürdürülmeye çalışılırken, bireyselleşmenin ve tüketimin arttığı günümüzde boşanmalar hızla artış göstermektedir. Aynı artış tek ebeveynle büyüyen çocuk sayısında da gözlenmektedir. Bu sürece girmiş çiftlerin uzman psikolog yardımıyla süreci sonlandırmaları önerilmektedir.

    Değineceğimiz kavramları açıklamak gerekirse aileden başlamak faydalı olacaktır.

    Aile, İki yetişkinin birlikte yaşayarak oluşturduğu, eşlerin yaşamlarını paylaştığı ve dünyaya gelen çocukların duygusal, fiziksel, sosyal ihtiyaçlarının ortaklaşa karşılandığı bir birimdir. Aile içinde dünyaya gelen çocukların gerek bakım ve sorumlulukları gerekse ahlaki ve toplumsal değerleri edindirilmesi ve mutlu, huzurlu bireylerin yetiştirilmesi birbirleriyle uyumlu ebeveynler aracılığıyla olur. (Alyanak, 2008)

    Bir diğer kavram ise boşanmadır. Türkiye Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre; boşanmaların % 39,3‟ü evliliğin ilk beş yılı içerisinde gerçekleşmektedir.

    Boşanma, eşlerin birlikte yaşamaktan vazgeçerek yasal olarak karı koca olmadıklarını tanımladıkları bir ayrılık durumudur. Ayrılıkla beraber ailedeki roller, ilişkiler, ekonomik sorumluluklar da etkilendiğinden; boşanma aile fonksiyonlarının bütünüyle değiştiği dinamik bir süreçtir.

    Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğu olumsuz etkilediğinden bahsedilmektedir. Bu durumun çocukta davranış problemleri gösterdiği belirlenmiştir. Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler uyum içindeyse, o ölçüde çocuğun iyilik halinde ve davranımında olumlu gelişmeler olduğu görülmüştür.

    Çocukların hangi gelişim aşamasında olduğu ve mizaç özellikleri boşanmanın etkilerini saptamada önemlidir. Seanslarımız sırasında başlangıçta önem arz eden kısım burasıdır.

    1. 0-5 yaş

    2. Okul çağı dönemi

    3. Ergenlik dönemi

    Çoğu çocuk ya da genç başlangıçta şaşkınlık, üzüntü, terk edilme korkusu gibi acı verici duygular deneyimler. Bu duyguları öfke, suçluluk, yas ve çatışmalar izler. Pek çok çocuk evden bir ebeveynin ayrılmasıyla birlikte kayıp duygusu yaşarken bazı çocuklar ev içi şiddet ya da istismar nedeniyle rahatlama hisseder. Ama hemen tüm çocuklarda ortak olan bir deneyim ise, kendilerine ne olacağı ile ilgili kafa karışıklığıdır.

    Çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri, davranım bozukluğuna sahip olmaları ya da psikolojik uyumları, kendilik algısı ve uzun dönem sağlık durumlarında değişkenler olabileceği gibi bunların araştırılması ve sorgulanması gerekmektedir. Bu süreçler uzman psikolog tarafından terapi seanslarının içerisine dahil edilerek yapılmaktadır.

    Araştırmalar ısrarla boşanmanın akademik başarı üzerine olan negatif etkisi üzerinde durmaktadır. Evli aile çocukları ile karşılaştırıldığında okul performansı, okula devam gibi pek çok parametrede, boşanmış aile çocukları daha düşük skorlar almaktadırlar. Bu çalışmalar günümüzde göz ardı edilemez boyuttadır.

    Süreç sürdürülürken uzman psikolog tarafından aktarılacak olan atılacak adımlardan ebeveynlere düşen görevlerden biraz bahsetmek gerekirse;

    Velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun ilişkisi şöyle aktarılabilir,

    a. Ebeveyn çocuğu ile problemleri hakkında konuşur.

    b. Duygusal destek sağlar.

    c. Ev ödevlerine ya da günlük problemlerini çözmede yardımcı olur.

    d. Kurallar koyar ve çocuğunun davranışlarını takip eder.

    Elbette tüm bunları yapabilmesi için nadir değil sık görüşmeleri gerekmektedir. Bu adımdan önce tabi ki ebeveynler arası ilişkinin kooperatif ve çözüme odaklı olmasıdır. Bu da şöyle yapılabilir,

    a. Ebeveynler düzenli aralıklarla iletişim kurmak.

    b. Çocuğun yaşam alanlarında çocuk için çizilen ortak sınırlar ve koyulan kurallar konusunda ortak paydada buluşmak.

    c. Velayeti alan ebeveyn velayeti almayan ebeveynin otoritesi ve ebeveynlik rolünü desteklemesi.

    Buna benzer çözümlerin Terapi seanslarında çalışılması ve uygulanması uzman psikolog tarafından yapılmaktadır.

  • ”Daha Ne İstiyor?”

    ”Daha Ne İstiyor?”

    Çocuklar bazen bir ihtiyaçtan bazen gerçekten meraktan düşüncelerimizi ve fikirlerimizi sorarlar. Fakat verdiğimiz cevaplar acaba onlara nasıl hissettiriyor?

    Geçen bir danışanım çocuğunun sürekli onay alma ihtiyacından, kendi kararlarını vermekte zorlandığından, ve çoğu konuda daha pasif durumda kaldığından bahsetti.

    Çoğu zaman çocuklarımızı övmenin, onların gelişimi için faydalı olduğunu düşünürüz, ebeveyn olarak da bundan tatmin duyabiliriz. Oysa bu bir süre sonra çocuğun bir çok şeyi ebeveynini memnun etmek için yapmasına sebep olabilir. Çocuklar o an çok mutlu olabilirler ama bir süre sonra olumlu verilen her geri bildirim zamanla gerçekçiliğini yitirir. Ya da “Sadece güzel şeyler yaptığımda kabul görürüm ve sevilirim” inancı yerleşebilir.

    Çünkü gerçekten de çocuklarımıza kağıda bir çizik atsalar dahi bebekliklerinden beri “aaa çok güzel olmuş” “ayy ne güzel yapmışsın” demiyor muyuz?

    Çocukların resimlerine yorum yapmak, övmek yerine resmi tasvir etmek daha etkilidir. Hem “kendisi için yapmış” olma duygusu, hem de resmine gerçekten ilgi duyduğunuzu hisseder. Her seferinde “çok güzel olmuş” yerine..

    “Bu yaptığın resmi çok beğendin.”

    “Bu resim çok hoşuna gitti.”

    “Benim fikrimi çok merak ettin.”

    Hala ısrarla sorarsa;

    “Buraya masmavi bir deniz çizmişsin, kocaman da bir ağaç var. Pembe de bir ev var. Ne kadar çok renk var! Gerçekten emek harcamışsın.” gibi betimleme yapabilirsiniz.

    Resimler her zaman anlaşılır olmayabilir. Sorgulamak yerine “buraya bir şey çizmişsin” diyebilirsiniz. Çizdiği şeyi tam anlamadan yargıda bulunmak yerine hayal dünyasına saygı duymuş olmamız iyi hissettirir.

    Bazı danışanlarım, evde her şeyin çocuğun istediği gibi olduğundan ama yine de ‘buna rağmen’ çocukların mutlu olmadıklarından, ebeveynleri ile iş birliğine girmediklerinden bahsediyorlar. Bu ebeveynler için de en içinden çıkılması zor hallerden biri gerçekten. “Bir çocuk daha ne ister ?”

    Evdeki hiyerarşinin kayması, her şeyin çocuğun istediği gibi olması aslında çocuğun yarattığı ve memnuniyet duyduğu bir şey gibi görünse de aslında güvensiz hissettiren kontrolden çıkaran bir şeydir. Çünkü çocuklar güvende hissetmeyi, gerektiğinde kontrol altında olmayı, korunmayı kollanmayı, bir yetişkin tarafından süpervize ediliyor olmayı severler ve güvenli bulurlar.

    Biz ebeveynler olarak aslında çatışmaya girmemek için zaman zaman sınırları korumaktan kaçınıyoruz. Ve üstüne bir de her şey üst üste geldiğinde, çocukların doyumsuz olduğunu düşünmemizle birlikte duygular öfkeye ve ilişkilerin bozulmasına kadar gidebiliyor.

    Çocuğun en temel ihtiyacı her istediğinin yapılması ve hep mutlu olması için uğraşılması değil, bazen negatif duygular ile de başa çıkabilmesi için bu durumlar ile yüzleşmesine fırsat vermek ve gerektiğinde ise çocuğu, başkasını ya da ebeveyni korumak için sınırlar koymaktır.

    Hem büyüyen çocuğunuz sadece aile içinde kalmayacak aynı zamanda kreşin, yuvanın, okulun, toplumun bir parçası.

    Çocuklar, yetişkinlerle ilişkilerinde ne kadar güç sahibi olduklarını ve bu ilişkiyi ne kadar kontrol edebildiklerini, gün içerisinde başlarına gelen olaylar sonucu deneyimleyerek keşfederler. Bu denemelerin büyük bir çoğunluğu evde yapılır. Evde öğrendikleri sınırlar, çocuklar tarafından dış dünyada onaylanan davranışlar için bir referans olarak alınacaktır. Çocuklar güç, kontrol ve otorite konusunda bir çok beceriyi ve kendi farkındalıklarını bu şekilde kazanırlar.Evde belirlenen uygun sınırlar çocukların sonraki yaşamlarında ev ve dış dünya arasındaki kural farklılıklarını tanımlayabilmesi ve uyum sağlayabilmesini kolaylaştırır.

    Çocuğunuza sınır koymakta zorlandığınız durumlarda bu konuda olan kitaplardan destek almayı deneyebilir, başa çıkmakta zorlanırsanız bir uzman desteği alabilirsiniz.

    Aklıma gelen kitap önerileri:

    Gerçekten Beni Duyuyor Musun?

    Pozitif Disiplin

    El Ele Ebeveynlik

    Koşulsuz Ebeveynlik

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    Bir bebeğiniz oluyor, her şey kontrolünüz altında. Siz beslediğiniz sürece yemek yiyiyor, siz uyuttuğunuzda uyuyor. Bu süreçler ne kadar zorlu geçerse geçsin çocuk ve ebeveyn uyum halinde ve birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları çok güçlü ve büyülü bir dönem geçiriyorlar.

    Sonra bir şey oluyor çocuk 2 yaş civarı benlik algısını kazanıyor. İlk kez ‘ben’ ile başlayan cümleler kurmaya başlıyor. İşte sorun tam olarak burada başlıyor. İnatlaşmalar, kavgalar, bağırmalar, iletişim sorunları, ağlama krizleri…

    Bu dönemdeki çocuğun benmerkezciliği ve ebeveynin kontolü kaybetme kaygısı üst üste biniyor. O size ihtiyacı olan bebek bir anda kendisi kararlar almaya, her şeye hayır demeye ve sizi yok saymaya başlıyor. Bu ebeveyn için o kadar yaralayıcı ve anlaşılmaz olabiliyor ki bazen çocuğun bunları neden yaptığını düşünemiyor. Bunun biraz bilgi eksikliği biraz da farkındalık azlığından kaynaklandığını düşünüyorum. O yüzden şimdi işlere biraz da çocuğun gözünden bakalım istiyorum.

    Bu dönemde görülen benmerkezci tutum bir çok yerde 2 yaş sendromu diye de geçiyor. Sendrom kelime anlamı olarak; bir hastalıkta belirgin olan tüm semptomların tümü olarak geçer. Ama baktığımızda 2 yaş bir hastalık ya da hastalık belirtisi değil aksine doğru ve düzgün seyreden gelişimin bir parçasıdır.

    Bu dönemde çocuk için ; kuşlar kendisi için uçuyordur, arabalar kendisi için gidiyordur, bütün güzel yemekler onun için pişiyordur. Ve bu dönemde ebeveyn inatlaşmanın bitmesi için ikna yoluna gider.

    “Ama bak çok üzülüyorum.”

    “Lütfen bak annecim kalbimi kırıyorsun.”

    “Ama bak ablan çok üzüldü, ağlıyor.”

    Çocuk yine ikna olmaz, çünkü henüz karşısındakinin duygularını empatik bir şekilde anlayıp içselleştirecek beceriye sahip olamamıştır.

    Karşısındakinin duygularını okuma, ahlaki kurallara uyma arzusu 5-6 yaş civarı gelişecektir. Ondan yapamayacağı bir şeyi beklemek pek gerçekçi olmayacaktır.

    Bu dönemde ebeveynin yapması gereken bu değişimin bir yol göstericisi olmaktır. Zaten neden benmerkezci olduğunu anlayamayan çocuğa içerisinden çıkamayacağı görevler, cezalar ya da sonuçlar yaşatmak yerine bunun geçici bir dönem olduğunu hissettirmek en güvenli yöntem olacaktır.

    Tabii ki dünya onun etrafında dönsün bunu böyle kabul edin demiyoruz. Sadece nasıl bir değişim içerisinde olduğunu anlayıp, kabul göstermeniz bile çocuğun defanslarını indirmesine yardımcı olacaktır. Büyümesine, bir kişilik oluşturmasına destek olalım. Onu anladığınızı hissettirerek de doğru şekilde sınır koyabilirsiniz. Çünkü sınırsız ve her dediği yapılan çocuk yine mutlu olmuyor. Çocuklar sınırlarla kendilerini güvende hissederler.

    Böyle bir kişilik gelişimi bir bu yaşlarda bir de ergenlik döneminde oluyor.

    Sabır, kabul ve anlayış dolu günler dilerim.

  • Boşanma :  Anne ve Baba Ayrılığı

    Boşanma : Anne ve Baba Ayrılığı

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de boşanma sayıları günümüzde artmaktadır. TÜİK’in 2018 verilerine göre ülkemizde, boşanan çiftlerin 2017 yılındaki sayısı 128 bin 411’dir. Boşanmaların % 38,7’si evliliğin ilk beş yılı, % 20,7’si ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşmektedir.

    Birçok ebeveyn ayrılıklar yaşamaktadır. Ani, beklenen, ön görülemeyen, zor olan, planlı olan gibi her türlü ayrılma yöntemi ne olursa olsun, en çok sorulan soru; çocuklar bu ayrılık sahnesini mümkün olduğunca nasıl kolay atlatacakları olmaktadır.

    Boşanmanın evli iki kişi arasında olan bir olay olduğunu açıklayıp, bunun çocukların anne-babaları ile olan ilişkilerini etkilemeyeceği gibi akrabaları ile olan görüşmelerini de etkilemeyeceğini çocuğa aktarılmalıdır.

    Çocuğun aklına gelen şu soruların yanıtları verilmelidir.

    • Neden annem ve babam ayrılıyor?

    • Niye annemle / babamla kalıyorum?

    • Annem / babam bizden ayrılınca nerede yaşayacak?

    • Anne/babamı tekrar görebilecek miyim?

    • Ya bana ne olacak?

    Boşanma ile ilgili bilinmesi gereken 2 önemli bilgi vardır.

    1-Boşanma çocuklar için travmadır.

    Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak ve çocuğun gelişimi için de bir sistem kurulması çok önemli ve gereklidir.

    2-Boşanma iki kişi arasında; anne baba arasında gerçekleştiğidir.

    Anne babasının çocuktan boşanmasının mümkün olmadığı çocuğa mutlaka anlatılmalıdır.

    Çocuğun yaşı ne olursa olsun; ayrılma, boşanma öncesinde çocuk evdeki farklı hayayı mutlaka hisseder. Anne baba tarafından kesin karar alındığında, çocuğun kişiliğine, hassaslığına en uygun ifadeyle anne ve babasının bir arada yaşamalarının ne kadar zorlaştığı anlatılmalı ve aşağıdaki aşamalara tek tek dikkat edilmelidir.

    Adım adım BOŞANMA kararının açıklanması :

    1.ADIM: HAZIRLIK

    Çocuğa ayrılık kararının ne şekilde söyleneceği, hangi cümlelerin kurulacağı anne-babanın eşit sürede konuşması gerektiği önceden birlikte kararlaştırılmalı ve bu haber ebeveynler tarafından birlikte verilmelidir.

    Çocuğa anne babanın birbirine karşı sevgilerinin bittiği, yaşamla ilgili olarak farklı istek ve tercihleri olduğu açıklanır.

    Önemli olan; çocuğun bu ayrılıktan kendisinin sorumlu olmadığını anlamasıdır. Çocuğu asıl ilgilendiren bundan sonrasında çocuğun hayatının nasıl şekilleneceği, anne babasının çocukla olan ilişkisi olacaktır.

    Boşanma hakkında bilgilendirme çocukların, yaşlarına göre farklılık göstermesi gerekir.

    7 yaş ve üzerinde olan çocuklar bu konuşmayı anlayabilecek, mantığı kavrayabilecek şekilde hazırken, 7 yaşından küçük çocuklar; yaşanılan durumun farkında olmasalar da basit kelimelerle ayrılık kararının açıklamak diğer ebeveynle artık aynı evde yaşamayacaklarını anlatıp, onları bu yeni duruma ikna etmek gerekir.

    Bir ebeveynin daha uzun konuşması diğer ebeveynin suçlu gibi algılanmasına yol açabilir bu nedenle de anne-babanın açıklamaya eşit ölçüde dahil olması gerekir.

    Bu karara kesin olarak anne baba tarafından birlikte verildikten sonra çocuğa anlatılmalıdır. Annenle/babanla boşanacağız, boşanıyoruz gibi emin olunmadan söylenen, duygusal iniş çıkışlı cümleler kesin karar verilmeden çocuğun yanında kurulmamalıdır.

    2.ADIM: İLETİŞİM; Ayrılık Kararının Çocuklara Açıklanması

    Açıklamanın nasıl yapılacağı önemli bir adımdır. Genellikle anne babalara çocukların % 50’sine katkının da eski eşten olduğunu asla unutmamalarını hatırlamak gerekir. Bu cümle onların gerçeği daha net ve açık şekilde görmelerini sağlar. Eşini aşağılayan ve çocuğunun önünde küçük düşürmeye çalışan eşin bunu hatırlaması önemlidir. Çünkü çocuğun kendi gerçekliği, kimliği olarak gördüğü şey ‘bir yarım babam ve diğer yarım ise annemden oluşmaktadır.’ bilgisidir.

    Boşanma çocuklar için travmadır. Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak için bir sistem kurulması önemlidir, bu çocuğun gelişimi için de çok önemlidir.

    Anne ve baba bu açıklamayı yaparken birbirlerini suçlayan, aşağılayan ifadeler kullanmaktan kesinlikle kaçınmalıdırlar. Çünkü, kimin daha fazla suçlu olduğu ya da kimin ne yaptığının bir önemi yoktur, bu bilgi çocuk için anlamsızdır. Ayrılmanın neden gerçekleştiğini ve kararın nereden geldiğini bilmek zorunda değildir.

    Bir ilişkiyi bitirmek, bir çiftin yalnızca çifti ilgilendiren bir karardır. Bu gerçeklik, bebek içinde çocuk için de ergen için de geçerlidir. Ayrılığı açıklarken tarafsızlık şarttır. Bu tarafsızlık, her iki ebeveynin de açıklamada bulunduğunu ve kimsenin suçlu bulunmadığını ima eder.

    Diğer eşi çocuğun önünde suçlama, küçümsemek çocukla anne/babanın ilişkisine zarar verir küçümsenen, kötülenen ebeveyne yabancılaşmasına yol açar. Bu çok olumsuz ve tehlikeli bir davranıştır. Ne olursa olsun diğer eşin hatalı ve suçlu olarak etiketlenmemesi ve çocuğun o ebeveyne yabancılaştırılmaması gerekir. Çünkü bu durum uzun vadede anne ve babasının bir uzantısı olarak kendini gören çocuğun benlik saygısını, özgüvenini de etkiler.

    Çocuğu ilgilendiren kısım anne babanın neden boşandığı, ayrıldığı değil, bundan sonraki süreçte kendisinin bu durumdan nasıl etkileneceğidir.

    Boşanma kararının kim tarafından çocuğa açıklanmalı konusunda ebeveyn kararsız ise psikolog gibi bir uzmandan destek alınabilir.

    3.ADIM: AKTARIM; Sakin ve kontrollü bir anlatım.

    Eşler birlikte ayrılık açıklamasını yaparken çok fazla ajitasyon yapmadan, duygularını mümkün olduğu şekilde kontrollü olarak aktarması gerekir. Çünkü; çocuk fazla abartılı şekilde durumu aktaran, ajite eden ebeveyni teselli etmeye çalışırken kendi duygusundan uzaklaşabilir ya da bu durum diğer tarafı suçlamasına neden olabilir.

    Açıklama yapılırken: suçlamalar olmamalıdır. Çocukla ilgili olmadığı, onun annesi babası olmaya devam edecekleri konuşmada belirtilmelidir.

    Çocuğun hangi ebeveynde kalacağı belirtilmelidir, diğer ebeveynde de belli günlerde kalacağı ve orada da kendine ait bir odası olacağı bilgisi paylaşılmalıdır.

    4.ADIM: ZAMAN

    Ebeveyn boşanma açıklamasını yaparken çocuğun içinde bulunduğu zaman dilimine çok dikkat etmesi gerekir. Bu zaman diliminde çocuğun hayatı için önemi bir süreç yaşanıyorsa; bakıcı, okul değişikliği, genel/dönem sınavları, spor/sanat müsabakaları vb. olaylar var ise bu kritik açıklama biraz olsun ertelenmelidir. Çocuğun üst üste travma içeren yaşantılara maruz kalmaması açısından önemlidir.

    5.ADIM: MEKAN

    Çocuğa boşanma açıklamasının yapılacağı mekanı seçerken iki tane seçenek göz önünde bulundurulmalıdır.

    Bunlardan ilki çocuğun güvende hissettiği, alışkın olduğu kendi evinin bir odası olacaktır. Diğeri ise çocuğun hayatında daha önce hiç gitmediği ya da sık gitmediği, bir daha gitmeyeceği bir yer olmalıdır.

    6.ADIM: Çocuğun SUÇLU olmadığının açıklanması

    Çocuklar ve ergenler ben merkezci oldukları için ebeveynlerinin boşanma kararının onlar yüzünden olduğunu düşünürler. Bu bilginin yanlış olduğu çocuğa çok net açıklanmalı seninle ilgili değil bilgisi mutlaka verilmelidir.

    Çocuğun Duygularını tanımak :

    Tabii ki çocuk üzüntü, öfke ve endişe yaşayacaktır. Bu duygusal tepkiler, iyi bir adaptasyon döneminden sonra ortadan kalkacaktır. Bu duyguları çocuğunuzla konuşun. Ona yeni düzende neyin yardımcı olabileceğini sorun ve isteğini mümkün olduğunca yerine getirin. Birkaç ay sonra halen çocuğun bu durumla baş edemediğini görüyorsanız bir uzmandan destek almanız gerekebilir.

    Bu zor zamanlarda, çocuğumuzun ikinizi de eşit olarak sevdiğini ve eş, karı-koca olma durumunuzun bittiğini “iyi bir ebeveyn” olmanın devam ettiğini unutmamak ve çocuğa bu farkındalıkla yaklaşmak önemli ve gereklidir. Çocuğun duygusunu paylaşmasına, yasını yaşamasına izin verilmelidir.

    Yaş Dönemine Göre Boşanmaya Tepkiler:

    0-1 YAŞ: Duygular;Korku, Huzursuzluk

    Dışa vuran tepki; -Sinirlilik, huzursuzluk, -Ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    1-3 YAŞ: Kederli, üzüntülü, apatik

    Kendini rahatlatma; Regresyon (parmak emme, oyuncaklarına sarılma)

    Bakım veren kişiye; Yapışkanlık, ayrılık kaygısı

    Dışa vuran Tepkiler; Öfke, ajitasyon, ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    Okul öncesi (3-5 Yaş) : Üzüntü, kayıp duygusu, kendini suçlama

    Kendini rahatlatma:Regresyon, mastürbasyon

    Bakım verenle ilişkiler :Ayrılık kaygısı (yapışkanlık, bakım görme arzusu)

    Öfke ya da içe kapanma / ilişki kurmama

    Dışa vuran Tepkiler :Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması. -Kabuslar -Ajitasyon

    İlkokul Çağı (6-11 Yaş) : Öfke, reddedilmişlik. Kendini rahatlatma :Regresyon (yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma).

    Dışa vuran Tepkiler : İtaatsizlik, okuldan kaçma, kurallara uymama, okul başarısında azalma

    Ergenlik : Kolay ağlama eğilimi, üzüntü, Reddedilmişlik, Suçlama

    Kendini rahatlatma:Alkol ve ilaç kötüye kullanımı

    Bakım verenle ilişkiler :Ahlakçı / yargılayıcı, Evden uzaklaşma, Ebeveynden birisine daha fazla yakınlaşma (bazen)

    Dışa vuran Tepkiler : Aksilik, kavgacılık, kabalık, Evden kaçma, Cinsel eylemler, Okul başarısında azalma

    7.ADIM: Çocuğun uyum sağlamasına yardım etme :

    Ebeveynlerin ayrılığı zaten çocuk üzerinde oldukça önemli ve etkilidir. Tüm hayatı boyunca hatırlayacağı bir şok olacaktır. Bu nedenle de, çocuğun bu yeni gerçekliğe uyum sağlamasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğa yeni bir rutin hızla oluşturulmalı. Ve bu yeni düzen, rutin çocuk açık bir şekilde açıklanmalı ve çocuğun iyi olduğundan emin olmalıdır.

    Çocuğa ev değişikli kiminle hangi tarihlerde görüşeceği, hafta sonu hafta içi nerede/kimin evinde olacağıyla ilgili takvim oluşturulmalıdır. Çocuk yaş olarak küçük ise takvim renklendirerek, yeşil günlerde annede, mavi günlerde de baba da kalacağı anlatılmalı, birlikte boyanmalı, işaretlenmelidir. Devam eden rutinlerinin de altı çizilmelidir.

    8.ADIM: Boşanma sonrası

    Boşanma gerçekleştikten sonra anne ve babanın sık sık bir araya gelmesi, birlikte tatillere gitmesi çocuk tarafından anlaşılmaz. Çocuk tarafından onlar arasında sorun yoktu neden evler ayrıldı şeklinde düşünmesine yol açarak, kafasının karıştırmasına neden olarak çocuğu anne ve babanın yine birlikte olacağı yönünde umutlandırır.

    Diğer yandan ise; doğum günü, karne günü gibi çocuk için özel günlerde ebeveynlerin bir araya gelinmesi önemlidir.

    Ayrıca ebeveynlerin çocuğa söz verdiği gün ve saatlerde orada olması ya da son dakika onu alacağı planını iptal etmesi çocukta değersizlik hissi oluşturabilir ve o ebeveyn tarafından istenmediği, anne/babası gibi terk edileceği şemalarının oluşmasına yol açabilir. Bu nedenle verilen sözlerin tutulması çocuk gelişimi açısından çok önemlidir.

    Birlikte kalmadığı ebeveynle olan görüşmeler düzenli olmalıdır. Çocuk bir kayıp yaşadığı için görüşme günlerinde mutlaka çocuk alınmalıdır, tersi durumlarda çocukta hayat kırıklıkları, güven kaybı ve özgüvenle kayıplarına, kaygı yaşamlarına neden olmaktadır.

    9.ADIM: Sorumluluklar

    Boşanma gerçekleştikten sonra çocuk anne yanında kaldıysa ve anne ona ‘artık bu evin erkeği sensin.’ gibi çocuğun yaşına, gelişim dönemine uygun olmayan, büyük sorumluluklar yüklemesi çocuk için uygun değildir. Kurulan cümlelere verilen mesajlara anne-babalar dikkat etmelidir.

    Ayrılan anne babaların, akrabaların çocuğun yanında diğer ebeveynle ilgili olumsuz bilgiler, konuşmalar, duygular paylaşılmamalıdır.

    Bu kritik dönemde oluşabilecek sorunlara karşı ailelerin ve çocukların uzman psikologlardan danışmanlık, destek hizmeti alınabilir.

  • Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Okul hayatına ilk kez adım atacak çocuklar okul korkusu yaşayarak sınıfa girmeye bile çekinebiliyor. Yeni bir ortam, arkadaşlar ve tümüyle yeni bir çevrenin çocukta korku ve endişeye neden olabileceğinin unutulmaması ve bu konuya hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. Bu süreçte anne babalara ve öğretmenlere önemli görevler düşüyor.

    Aşırı korumacı bir tavır sergilemeyin

    Okula başlamak evden yani ana kucağından ayrılmaktır; çocuk artık kendi başına var olmaya çalışmak durumundadır. Çocuğunu bireyselleştirmiş ve özgüven kazandırmış aileler bu konuda daha az zorluk yaşarlar; çocuk en başından beri ev içi ve ev dışında öz bakımı ve diğer sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenmiştir. Aksine aşırı korumacı, sürekli olarak çocuğunun başına kötü bir şey gelecekmiş gibi davranan ve bu şekilde sorumluluk vermeden çocuğun kendisine adeta yapışmasına neden olan ebeveynlerin çocukları ayrılma kaygısı yaşarlar. Okul yeni bir ortam ve güvenli ortamdan ayrılma, tek başınalık anlamına geldiğinden endişe artar.

    Çocuğunuza okulu güzel örneklerle anlatın

    Çocuklara neden okula gidilmesinin gerektiğinin doğru anlatılması gerekir. Büyümesine yardımcı olacak yeni bilgiler öğrenme, farklı aktiviteler keşfetme, yeni arkadaşlar edinme konularında bilgiler verilmelidir. Okul anlatıldığında bazı çocuklar gitmek istemediğini belirten olumsuz tepkilerde bulunabilirler. Bu durumda kaygı ve endişesinin anlaşıldığı belirtilmeli ve asla “gideceksin, her çocuk okula gider” gibi genel cevaplar verilmemelidir. Bu çocuğun daha olumsuz bir karşılık vermesine ve ebeveynin onu anlamadığını düşünmesine neden olacaktır. Çocuklar onlara hikaye okunmasını severler ve öykülerin kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler. Bunun için okula başlayan çocuklarla ilgili hikaye kitapları okumak, resimler çizmek bu anlamda destekleyici olacaktır.

    Yeni ders yılı başlamadan okulu ziyaret edebilirsiniz

    Sınıflar, kafeterya, tuvaletler gibi çocuğun sürekli içinde bulunacağı okul ortamını önceden tanıması ilk gün için kendine olan güvenini sağlayacaktır. Okul öncesi süreçte çocuğa zorla okuma-yazma öğretmeye çalışmak okul için caydırıcı olabilir ve çocuk okula isteksiz hale gelebilir. Bunun için isteksiz olan bir çocuğun zorlanmaması gerekir. Okul malzeme alışverişlerini çocukla birlikte yapmak, hangi eşyanın ne işe yarayacağını anlatmak çocuğun okulla ilgili belirli bir hakimiyet kurmasını sağlayabilir.

    Çocuğunuzun okula alışması ve ders başarısı için bunlara dikkat edin

    1. Anne babanın sınıfa girerek her zaman çocuğunun yanında olduğu izlenimini vermesi doğru değildir.
    2. Çocuk ağlayıp ayrılmak istemediğinde onunla daha önce konuşulduğu gibi güvenli ve eğlenceli bir ortamda bireysel olarak bulunması gerektiği hatırlatılmalıdır.
    1. Bazen okula alışma döneminde baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkabilir. Bu durumda çocuğu sakinleştirmek ve okul ile ilgili sıkıntılarından konuşmasına ortam sağlamak çocuğu rahatlatabilir.
    1. İlk günden itibaren oyun ve ders çalışma saatlerinin düzenli bir programa oturtulmalıdır. Bunun için çocuk ile beraber onun hoşuna gidebilecek eğlenceli çizelgeler oluşturulabilir.
    1. Yatma saatlerini ayarlaması önemlidir. Bu konuda birlikte odasının kapısına asabileceği bir afiş yapabilirsiniz.
    1. Okula sık sık gidip çocuğun denetlenmesi uygun değildir. Çünkü ebeveyn ile çocuklar ayrı bireylerdir. Okul sorumluluğunun çocuğa ait olduğunu görebilmek ve gösterebilmek gerekir.
    1. Ders çalışma ortamı önemlidir. Çocuğun bilgisayar, televizyon gibi uyaran faktörlerden uzak bir ortamda masasının üzerinde kitabı, defteri, kalemi ile sade ve sakin bir ortamda ders çalışması gerekir.
    1. Bireysel olarak ders yapmasını desteklemek için yanında durup nasıl yapılacağını göstermeli sonra da ondan yapması beklenmelidir. Çocuğun desteğe ve tereddütlü olduğu zaman ebeveynine güvenebileceğini görmeye ihtiyacı vardır.
    1. Ona bir şeyler öğretirken sabırlı olmak, zedeleyici sözlerden uzak durmak ve başarabildiğinde sözel ödül olarak “aferin, iyi gidiyor” gibi kelimeler kullanmak destekleyici olacaktır. Maddi ödüllerin sonrasında pazarlığa dönüşebileceğini unutmayın.
    1. Ders çalışmanın yanında onunla oyun oynamak çocuğun performans kaygısını azaltır. Aynı zamanda ebeveyni ile paylaşımı artar. Ders dışında kitap okuma alışkanlığı kazanması için onunla beraber kitap okunmalıdır.
    1. Ders dışı sanat ve spor gibi faaliyetlere önem verilmelidir. Çocuğun kendini ifade edebileceği, rahatlayabileceği başka bir ortama ihtiyacı vardır. Bu durum derslerini de olumlu etkiler.
    1. Ebeveynlerin çocuğun ders çalışma düzeni, aile içindeki kurallar konusunda ortak fikirde olmaları gerekir. Aksi halde anne ve babanın farklı tutumları zaten okula uyum sağlama sürecinde olan çocuk için kafa karıştırıcı olabilir.
  • Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde spesifik çözümler gerektiren somut problemlerle karşı karşıya kaldıklarında, ‘’çocuğa daha fazla sevgi ver’’, ‘daha fazla ilgi göster’, gibi basmakalıp öğütlerin çoğu zaman yetersiz kaldığını bir çok kez hissetmişlerdir.

    Ya da buna benzer şekilde ‘’çocuğunu daha çok dinle’’, ‘’daha iyi iletişim kur’’ gibi biraz eleştirel temalar içeren ve büyülü sonuçlar doğuracağı hayal edilen tavsiyelerin hiçbir işe yaramadığına bir çok kez şahid olmuşlardır.

    Bununla birlikte ebeveyn çocuk ilişkisinde farkında olunmadan sıkça yapılabilen bazı tutum hatalarının, bu ilişkiyi ciddi anlamda zedelediği, farklı dil, din ve ülkedeki bir çok araştırmada gösterilmiştir ve profesyonellerin kabul ettiği gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

    Her çocuk ebeveyn ilişkisi kendi özelinde değerlendirilmeli gerçeğini baştan kabul ederek bazı evrensel doğruların altını çizmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

    1. UYARILARIN AZALTILMASI:

    Gün içersinde farkında olmadan çocuklarımızı yaptıkları olumsuz davranışlar veya tam olarak yapamadıkları görevler için gereksiz yere  uyarıyor olabiliriz. Önemli önemsiz her şey için çocuk uyarıldığında, zaman içerisinde bu uyarılar hiç dinlenmemeye başlar. Tekrarlayan uyarılara uyulmaması, ebeveynin öfkelenmesine, sabrının tükenmesine, en nihayetinde  kontrolünü kaybederek ağır sözel veya fiziksel cezalar uygulamasına neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki; kurallar; az sayıda olduğunda, işe yarar, aksi takdirde çoğu zaman çiğnenir.

    Özellikle titiz ve kuralcı ebeveynler, çocuklarının daha temiz ve düzenli olması, daha olumlu davranışlar sergileyebilmesi, isteklerin çocuğu tarafından anında hatasız ve eksiksiz yerine getirilmesi, konulan kurallara tam olarak uyum gösterilmesi için  aşırı uyarılarda bulunabilirler.

    Örneğin; trafikte kırmızı ışıkta dur, kemerini tak, hız limitine uy şeklindeki az sayıdaki kurala uyarız, ama bunun yerine onlarcası olsaydı (kırmızı şeritlerin üzerinden geçme, mavi tabelaları  her gördüğünde yavaşla vs) sizce uyar mıydık ?

    Çözüm: Olumsuz davranışı sürekli uyarmak yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır.

    2.ELEŞTİRİLERDENVAZGEÇİLMESİ

    Ebeveynleri tarafından olumsuz davranışların eleştirilmesi, bu davranışların sıklığını azaltmadığı gibi, ebeveyn çocuk arasındaki iletişimin de ciddi anlamda bozulmasına neden olmaktadır.

    Anne babası tarafından onaylanmaya, beğenilmeye takdir görmeye ihtiyaç duyan çocuğun davranışları ile ilgili olumsuz geri bildirimlerle karşılaşması, çocuğun  özgüveninin azalması, kendilik değerinin düşmesi ve yaptığı işleri tam olarak becerememe duygusu geliştirerek  görevleri yapmaktan vazgeçmesine neden olur.

    Çözüm: Olumsuz davranışı eleştirmek yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır. Sürekli eleştirildiğinizde kendinizin hissettiği olumsuzluk, karamsarlık, beceriksizlik, değersizlik duygularını düşünüp, çocuğunuzun benzer duygularla başetmek zorunda bırakmamaya çalışın.

    3.ÖĞÜTLERİN, NASİHATLARIN AZALTILMASI

    Hatalı bir davranışın tekrarlamaması için uzun nasihat ve öğütlerle sayısız kere nasıl doğru davranılacağının anlatılması, zaman içinde çocuklar için sıkıcı ve dinlenmez hale gelmekte, çocukların olumsuz davranışlarını azaltmadığı gibi, ebeveynler söylediklerinin işe yaramadığını gördükçe öfkelenmekte, çocuk ebeveyn arasında ilişkinin bozulması kaçınılmaz olmaktadır.

    Çözüm: Ebeveynler için de yorucu bu iletişim şeklinin terkedilmesi, anlatılmak istenenin en kısa ve yalın şekilde ifade edilmeye çalışılması gerekmektedir. Daha az konuşma, daha çok dokunma, daha az söylenme, daha çok  destek olma.

    4.HATALI DAVRANI KARŞISINDA  ANİ ÖFKELİ, SERT DUYGUSAL ve FİZİKSEL TEPKİLER VERİLMEMESİ

    Yapılmaması gereken bir davranışın çocuğunuz tarafından sürekli tekrarlanıyor olması, şiddet uygulamayla  veya ‘’bir daha yaparsan’’ ile başlayan tehdit cümleleri ile düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

    Öfkeli iken hiç bir sorun çözülemeyeceği gibi, öfkenin etkisi ile ağzımızdan çıkan kelimeler veya fiziksel müdahaleler, çocuğun benlik değerinde düşmeye, olumsuz davranışın zaman içinde çok daha yoğun olarak gözlenmeye başlamasına neden olabilir.

    Fiziksel şiddete maruz kalan çocuklar okulda arkadaşları, evde kardeşi ile anlaşmazlığa düştüğünde, sorun çözümü yolu olarak, şiddeti uygulamayı öncelikli olarak kullanmaya başlayabilirler.

    Bir hatasını sizinle paylaştığında sert duygusal tepkiler vermemiz, ergenlikte daha az paylaşımcı olunmasına, daha çok hatalarını saklama eğilimi içine girilmesine ve sıkıştığında yalan konuşmaya başlamasına neden olabilir.

    Dolayısıyla; Bu tip cezalar o an için olumsuz davranışı KORKUTARAK sonlandırabilirken, uzun dönemde olumsuz davranışın tekrarlamasını engellemediği gibi çocukta kendilik değerinin düşmesine, saldırgan davranışların artmasına, ebeveyn çocuk ilişkisinin gün geçtikçe daha çok bozulmasına neden olur.

    Çözüm: Neden ne olusa olsun fiziksel ceza ve tehditlerden uzak durmak gerekir Öfkeli iken çocukla iletişim kurulmaya çalışılmamalı, sakinleşene kadar kendinize fırsat tanımalısınız. Öfke kontrolü ile ilgili sorun yaşayan ebeveynlerin psikiyatrik yardım ihtiyacının mutlaka değerlendirilmesi gerekir.

    KIYASLAMA

    UTANDIRMA    (VAZGEÇMEMİZ GEREKEN DİĞER TUTUMLARDIR.)

    MAHÇUP ETME

    ÇOCUĞUMUZLA İLETİŞİMDE BİR AN EVVEL ÖNCELİK VERMEMİZ GEREKEN DAVRANIŞ BİÇİMLERİ VE ÖNLEMLER

    1.OLUMLU DAVRANIŞLARA ODAKLANILMASI:

    Olumsuz davranışlarının eleştirilmesi yerine istenilen davranış gösterildiğinde memnuniyetin belirtilmesi, çocukların bu memnuniyeti duymak ve hissetmek  için olumsuz davranışlardan zaman içersinde vazgeçmeleri ile sonuçlanır. Bu yüzden çocuğun neleri yapamadığına değil, neleri yapabildiğine çok daha fazla vurgu yapmak ve olumlu davranışın hemen ardından memnuniyeti belirtmek gerekir.

    Düzgün oyun oynamadığında, oyuncakları dağıttığında uyarmak yerine, oyuncakları ile düzenli paylaşımcı bir şekilde, sessizce oynadığında memnuniyetimizi belirtmeyi daha sık yapmak gibi. Kardeşi ile bir şeyi paylaşmadığında sert çıkma yerine, kardeşi ile herhangibir konuda işbirliği yaptığında memnuniyeti belirtmek gibi.

    Olumlu hiçbir davranışı yok diyorsanız; kolayca yerine getirebileceği bir şeyi yapmasını isteyip sonrasında övgü ve takdir ederek başlayabilirsiniz. Diğer önemli bir nokta olumlu davranış devam ettiği sürece ebeveyn bunun farkında olduğunu belirtecek şekilde olumlu geri bildirimleri tekrarlaması gerekliliğidir.

    Çözüm: Doğru davranışı gösterebileceği ortamlar hazırlamalısınız. Doğru davranışı gösterdiğinde bunu fark edip şımarır korkusu taşımadan onayladığınızı hissettirmeli(övgü, aferin, kucaklam, puan, oyun oynama) memnuniyetinizi belirtmelisiniz.

    2.ÖZEL ZAMAN UYGULAMASI

    Olumsuz davranışların düzelmesi, kurallara uyumun sağlanması için öncelikli koşul, ebeveyn çocuk iletişiminin sağlıklı olmasıdır. Yöntem, olumsuz davranışların düzelmesi için ön koşul olan, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiyi düzenlemeyi ve yakınlaşmayı sağlamayı amaçlar.

    Çocuk anne babasının kendi hoşlandığı şeylere ilgi gösterebileceğinin farkına varır. Kötü davranışlarım olsada seviliyorum önemseniyorum duygusu çocuğun kendisine saygısında artışa yol açar.

    Etkinliğin özellikleri;

    1.Haftanın 3-4 günü, 20-30 dk kadar baba ile birlikte, bire bir (kardeş dahil edilmeyecek) oyun/etkinlik saati oluşturulmalıdır. Oynanacak oyun veya yapılacak etkinlik çocuk tarafından seçilmeli.

    2.Etkinliğin amacı oynanılan oyunu öğretmek yada bir beceri kazandırmak değil, çocuğun hoşlandığı bir aktiviteye ilginin gösterilmesidir. Bu yüzden, baba kural koymak, emir vermek, eleştirmekten kaçınmalı, insiyatif çocuğa bırakılmalıdır.

    3.ebeveynin kendisini rahat, stressiz hissettiği bir saat seçilmeli. Ebeveyn o esnada başka bir şey ile uğraşıyor olmamalı, ilgisini gösterebilmeli.

    4.Oyun sırasında çocuğun olumsuz davranışları olabildiğince gözardı edilmeli. Davranış sürerse nedeni belirtilerek aktite sonlandırılabilir.

    5.Etkinliğin zamanı önceden belirlenmeli ve olabildiğince aynı saatlerde olunmalı.

    Farkında olmadan günlük hayat koşuşturmasında çocuğu ihmal ediyorsak, bu durumu farkına varmamızı sağlar. Günde 20 dakika çocuğuna zaman ayıramayan ebeveynlerin ihmal etme konusunu daha ciddi olarak gözden geçirmeleri gerekir.

    3.EVDE HUZURLU BİR ORTAMIN SUNULMASI

    Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. Dinlemediklerini sandığımız bir çok şeyin farkındadırlar. Ebeveyn arasında olabilecek sözel ve fiziksel şiddet içeren münakaşalar çocuğun kendini en huzurlu hissetmesi gereken aile ortamında bile güvenliğini sorgulamasına neden olur. Huzursuzlukları olabildiğince yansıtmamaya çalışmak alınması gereken en önemli tedbirlerden birisi.

    İşlerim çok yoğun, küçük kardeşi ile ilgileniyorum, ev işlerine yetişemiyorum, tek işim o değilki  gibi  kendi tükenmişliklerini neden olarak görmek yerine;

    • Çocuğuna ilgi, sevgi, alaka gösterebilen bunun için özel zamanlar ayırabilen,
    • Duygusal olarak ulaşılabilir,
    • Hatalarına karşı, sert duygusal tepkiler vermek yada uzun öğütlerle çocuğu bunaltmak yerine, çoğu zaman dinleyici olabilecek kadar sabır gösterebilen

    ebeveynlerin varlığı : Hiç şüphesiz ki ergenlik döneminin çok daha sağlıklı geçirilmesini sağlayacak en önemli etkendir.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Teşhirci Narsistik Bozukluk:

    Ebeveynin grandiyöz beklenditleri çocuğa projekte edilmiştir. Ebeveynin kendi olamadığı şeyi çocuğu onun yerine olmalıdır. Çocuk bu nedenle sadece beklentileri karşılandığı zaman kendisinin tapıldığını, takdir edildiğini ve sevilmediğini hisseder. Çocuk ebeveyn için harika çocuk, akıllı kızdır (Belirli etiketlerle gelmiş olmalıdır). Bu insanlar gümbür gümbür gelir ve onun olduğu yerde herkes ona bakar. Ben zaten yapıyorum, onaylamak zorundasın onayla ki ben yapayım türünden düşünceleri vardır.

    Gizli Narsistik Bozukluk:

    Çocuğun grandiyözitesi dışa vurumu aşağılanmış veya çocuğun ebeveyni idealize etmesi beklenmiştir. “Harika anne-babayız” şeklinde gibi. Evet diyen, itaat eden bir çocuk pozisyonundadır. Gizli narsistler daha da kırılgan yapıya sahiptirler. Diğerlerinin onayına bağımlıdırlar. Nesneyi idealize eder ve kendi grandiyöz fikierlerini korur ve kendini özel hisseder. Terapide de çok uyumludurlar. Hayır diyemeyenlerinin çoğu gizli narsist olabilmektedirler. Bağımlı kişilik gibi gözükmektedirler. Narsistler kendini onaylamayacak birini bulduklarında hayal kırıklığına uğrarlar. Kendilerini aşırı bir biçimde eleştirirler ve kendilerine karşı acımasızdırlar. Bolca iniş çıkışlar yaşarlar. Kendilerinden memnun olmazlar. “Bunu yapmanın mükemmel ve ideal bir yolu olmalı ve ben yapamıyorum1 diye düşünmektedirler. Onaylanmayı grandiyözden daha çok hak ettiğini düşünür.

    Değersizleştirici Narsistik Bozukluk:

    Hayatı en zor geçinenler bu kişilerdir. Çocuğun idealizayon ve grandiyözite içeren dışa vurumları saldırganlıkla karşılanmıştır. Eleştirilen ve değersizleştirilen bir çocuktur. Hep saldıracak yer aramaktadırlar. İyi olmaya toleransı yoktur. Şiddet doludurlar. Ebeveynler kendi değersizliklerini çocuğa entegre etmiştir. Bu kişiler lider olunca yıkıcı bir güce dönüşmektedirler. Duygulanım düzenlemeleri yoktur. (Negatif, agresif birimde yaşarlar. Sempatik sistemdedirler)

    Narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerin ilişkileri de problemlidir. Sömürücü ve manipülatiftir. Çocukluğundan beri başkalarının ihtiyaçlarını öğrenip onlara istediği şeyi geri veren onları sömürmek için kullanmaktadır. Bazı kadınlara yönelik ihtiyaçlarını hemen kavrar ve onları sömürmeye başlar. Bu kişilerle beraber olan kişiler kendimi çöp gibi hissediyorum gibi tabirler kullanmaktadır. Bu kişilerin cinsel hayatları da problemli olmaktadır. Performans kaygısı sürekli yaşamakta ve erken boşalma, geç boşalma veya erekte olamama gibi problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Cinsel ilişkiyi skor kanıtlanabilir bir alan olarak görmektedirler. Cinsellikten hissettikleri fiziksel hazır ve duygusal doyum alamamaktadırlar.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerin eyleme vurmaları da mevcuttur. Bunlara örnek verecek olursak kumar bağımlılığı, alkol bağımlılığı, sigara bağımlılığı vs gibi birçok dürtüsel eylemlere vurmaktadırlar.  Derinde acıya hissettiği duyguyu bölmenin diğer bir kısmı olan hazza geçebilmek için eyleme vurmaktadır. Narsisistik kişilik bozukluğu hastaları genelde erkelerde görülmektedir.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerde ilerleyen yaşlarda somatizasyon da görülmektedir. Kişi dış görünüşüyle ilgili olduğundan herhangi bir değişiklik kırılma yaşatır. Yaşlanma belirtilerinin olduğu yerde kontrol edemediğini, yaşlanmaya karşı koyamama gibi duyguları beraberinde getirerek kötü hissetmektedir. Özellikle belirli yaşlarda kendisinden daha genç birileriyle olması narsistik kırılmanın verdiği acıyı biraz da olsa hafifletmektedir. Genç kişinin onu beğendiğini ve onunla vakit geçirmekten zevk duyacağını hissetmektedir.

  • Farkında Ebeveynlik

    Farkında Ebeveynlik

    Dikkat ve davranış bozukluklarıyla çocuk büyütmek oldukça streslidir. Özellikle okul döneminde pek çok aile birçok stres faktörüyle karşı karşıya kalmakta ve iletişim kurmakta ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Aileler ideal olma konusunda çabalarlar bu durumun imkansızlığı bir çok aileyi suçluluk hissi ve güven kaybına itmektedir.

    Bilinçli farkındalık dediğimiz kavram zihni anda tutma pratiğine dayanmaktadır. Zihnimiz sürekli bir değerlendirme içindeyken otomatik olarak ta olumlu ve olumsuz olan fikir, beklenti ve önyargılarımız yenilerek gerçekte var olanları görmek güçleşmektedir.Anne ve babalarda ebeveynlikleri boyunca olumlu olumsuz duygulanımlar deneyimlerler.Ebeveynlik sırasında yaşanan ve yoğun duygulanımlarla tetiklenen olumsuz davranışların bilinçli farkındalık ile durdurulması zamanla gelişebilecek bir beceridir.

    Bilinçli ebeveynlik genel olarak anlık farkındalıkların çocuğa taşınması ve farkında hareket etmektir.Daha olumlu duygular,daha az kaygı ve depresyon,az stres ve yüksek ilişki tatmini duyma anlamlarını taşır.

    Araştırmalar bilinçli farkındalık yaklaşımının anne, çocuk ve bakıcı arasındaki ilişkiye olumlu yönde etkisi olduğunu göstermektedir. Bilinçli Farkında Ebeveynlik , ebeveynlere stres konusunda bedensel, zihinsel ve duygusal olarak deneyim kazandırarak onların ebeveyn stresinin farkında olmalarını sağlama amacı güder. Aynı zamanda bu yaklaşım, neyin yanlış olduğunu sorgulamaktan çok neye ihtiyaç duyulduğu konusunda ebeveynlere yardımcı olmaktadır. Anneler yorgun hissettiklerinde, endişelendiklerinde veya çelişki yaşadıklarında bu hastalıklı bir işaret değildir. Bilinçli farkındalık eğitiminde onların kendilerine; “Bendeki hata ne, neden bunun üstesinden gelemiyorum?’’ yerine “Şu an ne yapmam gerekiyor, Ne tür bir destek bana yardımcı olabilir’’ sorularını sormaları vurgulanır. Bilinçli Farkındalık, geçmişte neyin olduğundan ziyade şu an ne olduğuyla ilgilenmektedir.

    Farkındalıkla ebeveynliği kavramsal olmaktan çıkarıp günlük yaşamda hayatımıza sokabilmek ve çocuğumuzla uzun vadede samimi, içten ve güven dolu bir ilişki kurmamızda bize yardım etmesini sağlamak için beş adımı takip etmek gerekmektedir:

    Çocuğunuzu tüm dikkatinizi ona vererek dinleyin.

    Kendinizi ve çocuğunuzu “iyi/kötü” diye yargılamadan kabul edin.

    Kendinizin ve çocuğunuzun duygusal durumunu fark etmeye çalışın.

    Ebeveynlik rolünüzle ilişkili duygusal düzenlemeleri gerçekleştirin.

    Kendinize ve çocuğunuza karşı şefkat duygunuzu gözden geçirin.

    DİKKATİNİ TÜMÜYLE VEREBİLMEK

    Çocuğunuzla, dikkatinizi tam anlamıyla vererek etkileşim içinde olmak, doğumdan itibaren önemli olan bir olgudur.Eksiksiz ilgi ve dikkatle dinleme becerisi henüz sözel iletişimin mevcut olmadığı dönemlerden itibaren önem teşkil etmektedir.

    Sözel iletişim başladığında ise çocuk  size bir şey söylerken mutlaka tüm dikkatinizi ona vermek önemlidir. Çocuğunuzu tam anlamıyla dinlemek onun kendini ifade etme becerisini ve cesaretini güçlendirir ve  ergenlik yaşlarında onun hakkında fikir edinmek için elinizdeki tek yol olan sözel iletişimin temellerini de sağlam bir şekilde kurmayı sağlar.

    KABUL 

    Kendinizin ve çocuğunuzun kişisel özelliklerini, davranışlarını, ve duygularını yargılamadan kabul etmek demek anda olana karşı net bir farkındalık ve açık bir algı içinde olmak demektir ve durumu her yönüyle anlamamızı sağlamaktadır.

    Bununla birlikte kabul etmek, disiplin ve rehberlik olmayacak anlamına gelmemektedir. Çocuğunuzu onu her haliyle kabul ettiğinizi ona ifade ederken, aynı zamanda davranışlarıyla ilgili toplumsal ve kültürel açıdan ve çocuğunuzun gelişimi bağlamında uygun olan, açık ve net beklentiler içinde olmak sağlıklı bir yaklaşımdır.

    Kabul aynı zamanda ebeveyn-çocuk ilişkisinde zorluklar olacağı, anne-baba olmanın bazı zamanlarda çok zorlayıcı olabileceği, günümüz koşullarında büyümenin çocuklar için kolay olmadığını görmeyi de kapsamaktadır.

    DUYGUSAL FARKINDALIK

    Duygusal düzenleme  yapabilmek için ilk adımdır ve aynı zamanda çocuğunuza hislerini adlandırmayı ve ifade edebilmeyi öğretmeniz için de geliştirilmesi gereken bir beceridir.

    duygusaldüzenleme  yapıyor olmak ,negatif duygu ya da öfke sergileme güdüsünün artık hissedilmeyeceği anlamına gelmez. Aksine tüm duygulara hissedilebilmeleri için alan açmak ve daha fazla zaman tanımaktır. Ancak duyguyu hissetmekle, onunla bağdaşmak arasındaki ayrımı gözetmek önemli ve gereklidir. Duygusal yoğunluğa  kapılarak tepki vermeye alışan bir ebeveynin yükselen duygularını düzenlemesi gerekmektedir.

    Hissettiğiniz duyguyu bilinçli bir şekilde fark etmek ve tepkiye dönüşmeden önce durmak ve uygun ebeveynlik seçimini yapmak, duygusal düzenleme yapmaktır.

    ŞEFKAT 

    İlişkide şefkate yer vermek, farkındalık sahibi ebeveyn olarak çocuğunuzun ihtiyaçlarını (sadece fiziksel değil ama duygusal ihtiyaçlarını da) fark etmek ve rahatsızlığını giderme arzusunu hissetmektir. Kontrolcü ve ebeveyn odaklı yaklaşımdan; ilişkiye odaklı yaklaşıma geçiştir.Bireyin yalnızca çocuğuna değil kendi üzerinde de oturtması gereken bir kavramdır.Ebeveyn olarak konulan hedeflere ulaşılamaması kendini suçlamaya neden olur .Şefkatli yaklaşım tüm bu yargılayıcılıkların önüne geçer.

    Farkındalıkla ebeveynlik çocuğumuzla uzun vadede onun sürekli değişen ihtiyaçlarına ve gelişen doğasına uyumlu yanıt vermemizi sağlarken, vereceğimiz tepkinin sadece içinde bulunduğumuz durumla ilgili olmadığını ama uzun bir ömre sahip ilişkimizin niteliğini ve sürekliliğini ilgilendirdiğini bize hatırlatır.

  • Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Çocuğunuzun ödevleri, basketbol maçı, sınav notları gibi günlük hayatın sorunlarına takılıp ebeveynliğe büyük pencereden bakmayı unutabilirsiniz. Bunun sonucu olarak da birçok çocuk sorumluluk sahibi yetişkinler olmaları için gerekli olan ruhsal gücü geliştiremiyorlar. Aşağıda yazan 3 maddeyi uygulayarak çocuğunuzun şu anda olduklarından daha güçlü olmalarına yardımcı olabilirsiniz.

    1- Gerçekçi Düşünmeyi Öğretin

    Çocuğunuzun düşünme şekli onun nasıl hissettiğini ve nasıl davrandığını etkiler. Bu yüzden negatif düşünceleri ile nasıl baş edeceğini ona öğretmek önemlidir. Aynı yetişkinler gibi çocuklar da felaketleştirme, kendinden şüphe etme ve acımasız eleştiri gibi düşüncelerle mücadele eder. Bu düşüncelerini dışa vuran çocuğa karşı bazen ebeveynler ‘endişelenmeyi bırak’ veya ‘herşey yoluna girecek’ gibi cevaplar verebilmektedir. Birçok ebeveyn çocuğuna nasıl sağlıklı bir telkin (self-talk) uygulayabileceğini öğretmemekte. Bu telkin ‘pozitif düşün’ diyip geçmek kadar basit değil, çünkü her şeyin yoluna gireceğine güvenmeyen çocuklar hayatın getireceği zorluklara hazırlıksız yakalanabiliyor.

    Örneğin; ”matematik sınavından asla geçemeyeceğim” diyen bir çocuğa bu düşüncesini kendi kendine ”matematik sınavından alacağım notu daha fazla ders çalışarak ve öğretmenimden yardım isteyerek arttırabilirim” şeklinde yeniden çerçevelemesi öğretilebilir. Daha gerçekçi düşünen çocuklar zorluklar karşısında daha dayanıklı ve daha özgüvenlidir.

    Çocuklarınıza düşünce dedektifliği yaparak bir düşüncesini destekleyen ve desteklemeyen kanıtları incelemeyi öğretebilirsiniz. Size olumsuz bir düşüncesini açıklayan çocuğa ”sana bunun doğru olduğunu düşündürten nedir?” ve ”bunun doğru olmadığının kanıtları neler olabilir?” diye sorabilirsiniz.

    2- Duygularını Yönetmeyi Öğretin

    Amerika’da bir lisede yapılan araştırmaya göre gençlerin %60’ı duygusal olarak hayatın gerçeklerin kendilerini hazır hissetmiyorlar çünkü rahatsızlık veren duygularla mücadele etmek için gereken özelliklere sahip değiller. Ebeveynler tarafından söylenen ”korkma” ”üzülme” gibi cümleler, çocuklara hissettikleri duyguların yanlış olduğunu ya da bu duygularla baş edemeyecekleri düşüncesini aşılıyor.

    Çocuklara duygularını tanımayı ve onları etiketlemeyi öğretin. Bu, o duygularlar baş etme yolunda atılacak ilk adımdır. ”Ben şu an kaygılıyım ve bu kaygı korkutucu şeylerden kaçmama sebep oluyor” diyen bir çocuk korkularıyla yüzleşmekte daha donanımlı olacaktır.

    3- Pozitif Aksiyon Almayı Öğretin

    Bazı ebeveynler, çocukları karşılaştıkları zorluklardan kurtarma konusunda çok hızlı davranıyor ve çocuklara sağlıklı seçimler yapma fırsatını tanımıyorlar.

    Pozitif aksiyon almak; korkularla yüzleşmek, yorgunken sabretmek, popüler olmamasına rağmen değerlerine göre davranmak anlamına geliyor. Duygularına ters bir şekilde davranabilen ve ”rahatsız” olmayı tolere edebilen çocuklar hayata karşı daha mücadeleci bir tavır sergiliyor.

    Çocuklarınıza problem çözme becerilerini öğretin, onlara kendi hayatları ve başkalarının hayatları üzerinde değişiklik yapma gücü olduğunu gösterin, her gün atacakları küçük adımlarla kendilerinin daha iyi bir versiyonuna dönüşebileceklerini öğretin.