Etiket: Duygular

  • Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erektil işlev bozukluğu, erektil yetmezlik, ereksiyon kusuru, sertleşme bozukluğu, empotans ve iktidarsızlık erkekteki cinsel uyarılma bozukluğunu ifade eden terimlerdir. Cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir. Kişinin hiçbir şekilde sertleşmeye ulaşamadığı durum ve belli durumlarda ya da bazı partnerle ortaya çıkan durum şeklinde görülür. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada erişkin erkeklerin %60’ında değişik düzeylerde sertleşme sorunu saptanmıştır. Ne yazık ki erkeklerin %10’undan azı tedavi tedavi görmektedir.

    Sertleşme sorunu fiziksel ya da psikolojik sebeplere bağlı olarak oluşmaktadır. Fizyolojik bir sebepten sertleşme sorunu yaşayan erkek gece, sabah hiçbir zaman sertleşemez buna ek olarak hafif yetmezliği var ise sabah vakitlerinde sertleşir gün içinde tekrar sertleşemez. Sorun psikolojik ise fiziksel muayene sonucunda fizyolojik bir soruna rastlanmaz, sertleşme sorunu kişiye, duruma ya da zamana göre değişebilir.

    Nedenleri;

    Fizyolojik etkenler sebep olur, rol oynayan organik etkenler arasında en önemlileri kılcal damar sorunları, nörolojik ilaçlar ve cerrahi işlemler, hormonlarla ilgili sorunlardır. Bunu üzerine performansla ilgili olumsuz beklenti eklendiğinde tablo iyice olumsuzlaşır.

    Performans kaygısı sertleşme sorununun en belirgin sebebidir. Aslında performans başarıyla ilgili bir kavramdır. ‘Erkek, erkekliğini ispatlamalıdır’ ‘Erkek adam sertleşir’ ‘Erkek dediğin zaten sertleşmeyi becerir’ gibi mitler sonucu erkekliğini sertleşerek başaracağına inanan erkeğin kaygısı artar. Sempatik sistem devreye girer; beyin tehlike algılar, vücudu kasar ve tehlikeden korumaya çalışır. Erkeğin sertleşebilmesi için gevşemeye ihtiyacı vardır, parasempatik sistemin devreye girmesi, vücudun rahatlaması ve kaygıların yatışması gerekir. Ancak performans kaygısı buna izin vermez. Bireyin performansına ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar ile ilgili düşünceleri yoğun kaygı ve anksiyete yaşamasına sebep olur.  Cinsel ilişkiden kaçma, cinsel isteksizlik ve depresif belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Suçluluk duyguları da sertleşme sorununa sebep olabilir. Evlilik dışı ilişkiler yaşanan suçluluğun erkekte sertleşme sorunu olarak ifade bulmasına sebep olur.

    Erkeği zorlayan bazı cinsel mitler ve abartılı beklentiler vardır, ‘ Erkek sürekli çivi gibi olmalıdır’ ‘ Erkek hiçbir zaman hayır dememelidir’ vb. Bu mitler bireyin kaygısını arttır, bozukluğun oluşmasına sebep olur.

    İlişki içerisindeki iletişim sorunları, problemleri çözememe ve duyguları ifade edememe gibi sorunlar erkeğin bazı olumsuz duygular yaşamasına ve bunu sertleşme sorunu yaşayarak ifade etmesine sebep olur.

    Her erkek hiçbir uyarıcı yokken, doğal bir şekilde sertleşebileceği gibi; uygun şartlar altında, uygun uyarıcılar var iken sertleşme sorunu yaşayabilir. Sertleşme sorunu beklemediği bir durumda kendini başarısız olarak değerlendiren birey, her seferinde aynı sorunu yaşayacağına inanır ve bu inanış kendini doğrular.

    Bireyin yaşantısındaki stres ve gerginlik sertleşme problemine sebep olur. Gün içinde yaşanan sorunlar, halledilemeyen problemler, iletişim kusurları erkeğin gerginliğini iyice arttırır. Yaşadığı olumsuz duygulardan kurtulmak için seks yapmak isteyen erkek zaten gevşeyemediği için sertleşme sorunu yaşayabilir.

    Yaşlanma, kullanılan bazı ilaçlar, yaşam stili ve bazı kronik hastalıklar ( hipertansiyon, diyabet, depresyon, kardiovasküler hastalık) sertleşme sorununa sebep olur.

    Tedavi;

    İletişimle ifade edilmeyen duygular bedenle ifade edilir. Eşler arasında yaşanan sorunlar olumsuz duygulara sebep olur. Bu olumsuz duygular sözel olarak ifade edilmediğinde, erkek bunu sertleşme bozukluğu ile ifade edebilir. Eşler arasında duyguların ifade edilmesini sağlamak iyi bir çözümdür.

    Sertleşme bozukluğuna, erkeğin sorunu olarak değil, eşler arasındaki ilişki sorunu olarak bakmak gerekir. Soruna ilişki üzerinden yaklaşıldığında, erkeğin üzerindeki suçluluk duyguları yatışmış olur ve tedavi süreci hızlanır.

    Çifte özel bir tedavi planı hazırlanır. Fiziksel muayene, psikolojik muayene ve çok ayaklı bir tedavi planı ile psikoterapi süreci başlatılır.

  • KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUKLARI
    Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
    Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.
    Orgazm Sorunlarının Nedenleri;
    · Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar;Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur.Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma,kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir.Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.
    · Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.
    · Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir.Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda,mekanda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.
    · İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir başetme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.
    · Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma,yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.
    · Utanma suçluluk ve günahkarlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur,kendini cezalandırır.
    · Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.
    · Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.
    · Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.
    · Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.
    · Cinsel travmalar ; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.
    · Gebe kalma korkusu,
    · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,
    · Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.
    • Partnerin erken boşalma sorununun olması,
    • Partnere karşı ilgi kaybı,
    • Alkolizm,depresyon ve üzüntü,
    • Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,
    • Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,
    • Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,
    • Cinsel kimlik çatışmaları,
    • Aldatılmak,
    Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.

  • Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu (İktidarsızlık)

    Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu (İktidarsızlık)

    Erektil işlev bozukluğu, erektil yetmezlik, ereksiyon kusuru, sertleşme bozukluğu, empotans ve iktidarsızlık erkekteki cinsel uyarılma bozukluğunu ifade eden terimlerdir. Cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir. Kişinin hiçbir şekilde sertleşmeye ulaşamadığı durum ve belli durumlarda ya da bazı partnerle ortaya çıkan durum şeklinde görülür. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada erişkin erkeklerin %60’ında değişik düzeylerde sertleşme sorunu saptanmıştır. Ne yazık ki erkeklerin %10’undan azı tedavi tedavi görmektedir.

    Sertleşme sorunu fiziksel ya da psikolojik sebeplere bağlı olarak oluşmaktadır. Fizyolojik bir sebepten sertleşme sorunu yaşayan erkek gece, sabah hiçbir zaman sertleşemez buna ek olarak hafif yetmezliği var ise sabah vakitlerinde sertleşir gün içinde tekrar sertleşemez. Sorun psikolojik ise fiziksel muayene sonucunda fizyolojik bir soruna rastlanmaz, sertleşme sorunu kişiye, duruma ya da zamana göre değişebilir.

    Nedenleri;

    Fizyolojik etkenler sebep olur, rol oynayan organik etkenler arasında en önemlileri kılcal damar sorunları, nörolojik ilaçlar ve cerrahi işlemler, hormonlarla ilgili sorunlardır. Bunu üzerine performansla ilgili olumsuz beklenti eklendiğinde tablo iyice olumsuzlaşır.

    Performans kaygısı sertleşme sorununun en belirgin sebebidir. Aslında performans başarıyla ilgili bir kavramdır. ‘Erkek, erkekliğini ispatlamalıdır’ ‘Erkek adam sertleşir’ ‘Erkek dediğin zaten sertleşmeyi becerir’ gibi mitler sonucu erkekliğini sertleşerek başaracağına inanan erkeğin kaygısı artar. Sempatik sistem devreye girer; beyin tehlike algılar, vücudu kasar ve tehlikeden korumaya çalışır. Erkeğin sertleşebilmesi için gevşemeye ihtiyacı vardır, parasempatik sistemin devreye girmesi, vücudun rahatlaması ve kaygıların yatışması gerekir. Ancak performans kaygısı buna izin vermez. Bireyin performansına ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar ile ilgili düşünceleri yoğun kaygı ve anksiyete yaşamasına sebep olur. Cinsel ilişkiden kaçma, cinsel isteksizlik ve depresif belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Suçluluk duyguları da sertleşme sorununa sebep olabilir. Evlilik dışı ilişkiler yaşanan suçluluğun erkekte sertleşme sorunu olarak ifade bulmasına sebep olur.

    Erkeği zorlayan bazı cinsel mitler ve abartılı beklentiler vardır, ‘ Erkek sürekli çivi gibi olmalıdır’ ‘ Erkek hiçbir zaman hayır dememelidir’ vb. Bu mitler bireyin kaygısını arttır, bozukluğun oluşmasına sebep olur.

    İlişki içerisindeki iletişim sorunları, problemleri çözememe ve duyguları ifade edememe gibi sorunlar erkeğin bazı olumsuz duygular yaşamasına ve bunu sertleşme sorunu yaşayarak ifade etmesine sebep olur.

    Her erkek hiçbir uyarıcı yokken, doğal bir şekilde sertleşebileceği gibi; uygun şartlar altında, uygun uyarıcılar var iken sertleşme sorunu yaşayabilir. Sertleşme sorunu beklemediği bir durumda kendini başarısız olarak değerlendiren birey, her seferinde aynı sorunu yaşayacağına inanır ve bu inanış kendini doğrular.

    Bireyin yaşantısındaki stres ve gerginlik sertleşme problemine sebep olur. Gün içinde yaşanan sorunlar, halledilemeyen problemler, iletişim kusurları erkeğin gerginliğini iyice arttırır. Yaşadığı olumsuz duygulardan kurtulmak için seks yapmak isteyen erkek zaten gevşeyemediği için sertleşme sorunu yaşayabilir.

    Yaşlanma, kullanılan bazı ilaçlar, yaşam stili ve bazı kronik hastalıklar ( hipertansiyon, diyabet, depresyon, kardiovasküler hastalık) sertleşme sorununa sebep olur.

    Tedavi;

    İletişimle ifade edilmeyen duygular bedenle ifade edilir. Eşler arasında yaşanan sorunlar olumsuz duygulara sebep olur. Bu olumsuz duygular sözel olarak ifade edilmediğinde, erkek bunu sertleşme bozukluğu ile ifade edebilir. Eşler arasında duyguların ifade edilmesini sağlamak iyi bir çözümdür.

    Sertleşme bozukluğuna, erkeğin sorunu olarak değil, eşler arasındaki ilişki sorunu olarak bakmak gerekir. Soruna ilişki üzerinden yaklaşıldığında, erkeğin üzerindeki suçluluk duyguları yatışmış olur ve tedavi süreci hızlanır.

    Çifte özel bir tedavi planı hazırlanır. Fiziksel muayene, psikolojik muayene ve çok ayaklı bir tedavi planı ile psikoterapi süreci başlatılır.

  • KENDİNİ TANIMA

    KENDİNİ TANIMA

    Kendini tanıma isteği, bütün insanlarda görülür. Kendisiyle ilgili bilmediği bir şeyleri öğreneceği düşüncesi büyük bir heyecan yaratır insanda. Bu heyecan, korkuyla karışık bir merak duygusudur aslında. Bu tür duyguların yaşanması kaba bakışla şaşırtıcı gibi görünse de insanoğlunun kendisinden sakladığı bir şeylere sahip olduğunun farkında olmasından kaynaklanır bu durum. Herkes zaman zaman kendisini anlayamaz, yaptığı davranışa anlam veremez.

    İnsanın kendini tanıması, çoğu zaman davranışlarının bilinçdışı kaynaklarının bulunması olarak düşünülür. Oysa büyük bir yanılgıdır bu. İnsanın kendini tanıması, bilinçdışı kaynaklarının bulunmasından çok, insanın kendi ruhsal süreçlerinin işleyişini ve bilinebilen içeriğini bilmesidir.

    Kendini tanıma, insanın psikolojik ve fiziksel açıdan kendinde olanları bilmesi, kendinde olanların farkında olması ve bunları doğru değerlendirmesi ile ilgilidir. Bir insanın fiziksel özelliklerini, duygularını, düşüncelerini, istek ve gereksinimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini, amaç ve değerlerini, yeteneklerini ve becerilerini tanıması / bilmesi ve bunların farkında olmasını ifade eder. Kendisini iyi tanıyan bir insan yaşayacakları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve nasıl davranacağını olacağa/yaşanacağa yakın öngörebilir.

    Kendini tanıma denildiğinde esas olarak insanın kendisinin ruhsal özelliklerinin farkında olması, kendi ruhsal özeliklerini bilmesi kastediliyor olsa da insanın bedeninin farkında olması da kendini tanıması ile yakından ilişkilidir. Bir çok insan bedensel özelliklerinin farkında olsa da bunların bazılarını kabul etmek istemez – sanki öyle değilmiş gibi davranır. Örneğin bir çok kişinin şişman bulmadığı ve nesnel ölçütlerin normal vücut ağırlığında gösterdiği bazı kişiler kendilerini şişman bulabilirler. Normal vücut ağırlığında olan bu kişilerin bazıları da bu değerlendirmelerinden etkilenerek zayıflamak amacıyla çeşitli uğraşlara girerler. Verilen bu örnek kişinin bedenini değerlendirmesinde bir yanlışlık olduğunu ve bedenini yeterince ya da doğru tanımadığını göstermektedir.

    İnsanın ruhsal özelliklerini tanıması ise bedensel özelliklerini tanımasına göre daha zor gerçekleşebilen bir durumdur; ancak uzun süreli, sabırlı ve direşken bir çaba ile elde edilebilir. Diğer yandan kendini tanıma, sınırı olmayan/sonu olmayan bir süreçtir. Sınırı olmaması da insanın doğasından kaynaklanır. İnsan zihninin işleyişi ve bilinçdışı, insanın bütünüyle kendini tanımasını engeller. Kendini tanımanın en yüzeysel şekli kişinin hangi durumda nasıl davranacağını, ne tür duygular yaşayacağını bilmesidir. Bundan ötesi ise katman katman ruhsal dinamiklerin çözümlenmesini içerir. Bu çözümleme ise hem bilinçdışı, hem bilinçöncesi, hem de bilinçli ruhsal süreçlerin ele alınması ve bu ruhsal süreçler arasındaki ilişkilerin görülmesi ile mümkündür.

    Kendini tanıma sanıldığından zor bir süreçtir. İnsanın kendi davranışlarını gözlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu sonraki yaşantıları ile sınamasını; en azından belli dönemlerde kendisini ve başkasını yargılamayı bırakabilmesini, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsanın kendini tanıma sürecinde zaman zaman başkalarının değerlendirmelerini alması ve diğer insanlar üzerinde yarattığı etkileri gözlemesi yararlı bilgiler vermektedir. Bu zor yolculuk için cesaret gösteren ve emek harcayanların çabalarının ürünlerini daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurarak alırlar. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkündür.

    Kendini tanımaya çalışan bir çok kişi çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmaktır. Bu tür anket ve ölçeklerin yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmadıkları akılda tutulmalıdır. Özellikle bilimsel yöntemlerle hazırlanmamış anketlerde ortaya çıkan sonuçların olsa olsa bir ipucu gibi düşünülmesi ve bunun doğruluğunun günlük yaşamda sınanması gerekmektedir.

    Kendini tanıma uğraşına girmek isteyenlere biyopsikososyal bir bütün olarak varlığını sürdüren insanı anlamada bazı bileşenler verilecektir. Mesleki ve günlük deneyimlere dayanılarak tanımlanan bu bileşenlerin bir kılavuz niteliği taşıdığı, bilimsel araştırmalarla sınanmamış olduğu, sürekli yenilenmesinin gerektiği, her zaman için eksiğinin olacağı unutulmamalıdır. Belirtilmesi gereken en önemli konulardan birisi de kendini tanıma yolculuğunda ilk durağın zihnin (ruhsal yaşantının) işleyişi konusunda bilgi edinmek ve zihnin işleyiş düzeneklerini mümkün olduğunca anlamak olduğu ve bu yolculuğa çıkmak isteyenlerin mümkün olduğunca konuyla ilgili bilgi edinmesi gerektiğidir.

    KENDİNİ TANIMAK İÇİN KILAVUZ

    Beden

    Fiziksel özelliklerinizi tanımlayınız:

    Bedeninizin genel görünümü

    Yüzünüzün görünüşü

    Vücut ağırlığınız

    Boy uzunluğunuz

    Teninizin rengi

    Fiziksel özellikleriniz ile ilgili duygu ve düşünceleriniz

    Beğenip beğenmediğiniz

    Hoşnut olup olmadığınız

    Başkalarının fiziksel özellikleriniz hakkında ne düşündüğü

    Fiziksel özellikleriniz günlük yaşamınızı nasıl etkiliyor

    Duygu

    Yaşadığınız duyguların farkında mısınız ?

    “Şu an hangi duyguyu yaşıyorum, bu duyguyu yaşamamın kaynağı ne olabilir ?”

    “Yaşadığım duygunun düşündüklerimle bir ilgisi var mı ?”

    “Yaşadığım duygunun çevremdekilerle bir ilgisi var mı ?”

    “Çatışma sırasında ne tür duygular yaşıyorum ?”

    “Duygularının kendisini nasıl yönlendireceğinin farkında olmak”

    Düşünce

    Her zaman aklınızdan geçenleri ve neden böyle düşündüğünüzü bilir misiniz ?

    “Şu an ne düşünüyorum, böyle düşünmemin kaynağı ne olabilir”

    “Şu an yaşadığım duygular düşündüklerimi etkiliyor mu”

    Davranış

    Yaşadığınız olaylar karşısında nasıl bir davranış göstereceğinizi tahmin edebiliyor musunuz ?

    Yaşadığınız duygular davranışlarınızı etkiliyor mu ?

    “Şu an ben ne yapıyorum ?”

    “Neden böyle davranıyorum ?”

    “Böyle davranmamın kaynakları neler olabilir ?”

    İstek ve gereksinimler

    İstek ve gereksinimlerinizi tanımlayınız

    Nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığınızın farkında mısınız ?

    Amaç ve değerler

    Birey olarak yaşamdaki amaçlarınızı tanımlayınız

    Ahlaki, etik, sosyal ve bireysel değerlerinizi tanımlayınız

    Yetenek ve beceriler

    Yeteneklerinizi, becerilerinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizi tanımlayınız

    Neyi bilip neyi bilmediğinizin farkında mısınız ?

    Neyi yapıp neyi yapamayacağınızı biliyor musunuz ?

    Sosyal çevre

    İnsanlarla ilişki kurma biçiminizi tanımlayınız

    İçinde bulunduğunuz sosyal çevreyi ve sosyal çevreniz içindeki rolünüzü tanımlayınız

    Sosyal çevrenizden kaynaklanan güçlerinizi tanımlayınız

    Kişilik Özellikleriniz

    Nasıl bir insansınız tanımlayınız

    Başa çıkma stratejilerinizi ve baş etme gücünüzü tanımlayınız

    Çatışma çözme biçiminizi tanımlayınız

    Çatışma çözme biçiminiz yaşadığınız duygulardan ne kadar etkileniyor ?

    Sizi en iyi hangi sıfatlar (çalışkan / tembel, sorumluluk sahibi / vurdumduymaz, sabırlı / sabırsız- tezcanlı,iyimser / kötümser gibi) tanımlar, belirtiniz

    Çatışmadan kaçınan bir kişi misiniz ?

    Ne olursa olsun çatışmayı kazanmak mı istersiniz ?

    Uzlaşmacı mısınız ?

    Ödün verebilir misiniz ?

  • Çocuklarda ten temasının önemi

    Çevremizi hiç dikkatle izleyebiliyor muyuz? Değil, dikkatle, farkına bile varamadan, günümüz koşuşturma içinde geçiyor dediğinizi duyar gibi oluyorum. Yaşam koşulları, maddi kaygıları ön plana almış durumda… Burada neleri kaçırdığımızın farkında mıyız? Günler geçiyor, öyle ya da böyle… Güneşin doğuşunu, rüzgarın kah yumuşak, kah sert estiğini, bunların bizim ruhsal durumumuzu nasıl etkilediğini görüp, hissedebiliyor muyuz? Çiçeklerin, böceklerin farkında mıyız? Evet, hep baktığımız şeyler; ancak, farkındalık bambaşka birşey…

    Canlılar, hep birlikten hoşlanırlar, etkileşirler. Afrika menekşelerini genelde biliriz. Birbirlerinden etkilenerek, renk değiştirebildiklerini de belki biliyorsunuzdur. Hayvan yavrularınında anne ile ilişkilerinde yakın temasın önemli olduğunu belki gözlemleme fırsatınız oldu, belki de belgesellerden izliyorsunuz.

    Canlıların en gelişmişi insan yavrusudur.Yakın olma, ait olma duygusunu en yoğun bir şekilde yaşamak, duygusal yönden doyuma ulaşmak ister. Çünkü, en temel duygulardan güven içinde bulunma ihtiyacı karşılanmış olur. Güven içinde bulunma ihtiyacı, yaşamın ilk günlerinden itibaren yoğun şekilde doyurulması gereken gereksinimdir. Bebek, anne karnında son derece rahat ve güven dolu bir ortamdadır, travmalara karşı olabildiğince korunabileceği su kesesinin içinde gelişimini sürdürür. Isı, beslenme koşulları neredeyse “otomatik”diyebileceğimiz şekilde karşılanır. Annenin güvenli vücudunda hayat bulur.

    Bebek, doğduktan sonra, bu koşullara azami şekilde yakın fiziksel şartlar ister. En önemli ihtiyacı olan güven içinde olma ihtiyacı; çevre koşullarının bebeğe göre düzenlenmesi ile oluşur. Bebeğin odasının nemi, oksijeni, steril olma durumu ona göre ayarlanmalıdır. Bebek, anne sütü almasının desteği ile de çevre koşulları ile yavaş yavaş tanışmaya başlar. Onu hasta edebilecek mikroplara karşı direnç geliştirmeye çalışır. Eğer, bebek annesütü alamıyorsa bile annenin göğsüne dayanarak beslenmeli ve fiziksel temastan uzak tutulmamalıdır.

    Anne ile bebek doğumdan sonra en kısa zamanda birarada bulunmalıdır. Annenin ve bebeğin sağlık durumları uygun ise birliktelik gözardı edilmeyecek kadar önemlidir. Bebeğin duygusal gelişiminde, anne ile bağlarının devam etmesinde, bebeğin kendini güven içinde hissetmesinde, anne sütünün çoğalmasında da ten teması etkilidir.
    Yetişkinler bile tehlike, üşüme durumlarında farketmeden anne karnındaki pozisyonu alırlar, kendilerini güven içinde hissederler, korunurlar. Kendini güven içinde ve huzurlu hissetmek, insanı rahatlatır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Duygusal yönden desteklenen çocuğun, karakter ve kişilik gelişimi olumlu yönden etkilenir. Güzel duyguları ve ten temasını yaşayarak büyüyen çocuk; sevgi duygularını yoğun yaşar ve çevresine, insanlara zarar vermek istemez. Çocuk, güven duygusu ile sakinleşir, hırçınlık, saldırganlık duyguları pasifize edilmiş olur.

    Hiç ilgilenilmemekten dayağı tercih eden çocuklar vardır. Burada dayak için hiçbir zaman olumlama yapmamız mümkün değildir. Ancak, ten teması ile çocuk, ilgilenildiğini hissederek tercih bile yapabilir. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına yakın temasta bulunmalı, saçını okşamalı, yanaklarından öpmeli, elini sağlam ve güvenli şekilde tutabilmeli, omuzuna, sırtına dokunarak sözel ifadelerini desteklemeli, güven duygusunu yaşatmalıdırlar.

    Çok kızgın insanlar, önce kendilerine dokundurmak istemezler. Daha sonra ten temasını sağlayabilmiş isek yavaş yavaş gerginliğin geçtiğini görmüşüzdür. Çocuklarda da gergin duygular yaşanmasına; ten teması engelleyici, yavaşlatıcı rol oynar.

    Ten teması, aile, anne-çocuk, baba-çocuk bağlarının varlığını hissetmektir. Çocuk ve ailenin diğer bireyleri ten temasını yaşamıyorlarsa, ya da yeterince yaşamıyorlarsa ailede sorun olabilir. Dokunmak, sevgiyi hissetmek ve hissettirmektir. Herkes sevgiye muhtaçtır. Sevgi, dışavurum ile kendini belli edebilmelidir. Çocuğumuzu biz sevemiyorsak, dışarıdan birileri sevmek ister. Bunun sonuçları vahim duruma gelebilir. Madde bağımlılığından, çarpık ilişkilere kadar giden süreçler yaşanabilir. Anne- baba olarak sevgimizi çocuğumuza göstererek, hissettirerek vermekten kaçınmamalıyız.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE DANIŞMANI

  • EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ NEDİR?

    Karşınızdaki kişi konuşurken göz hareketlerini hiç izlediniz mi? Gözler iletişim sırasında yukarı aşağı, sağa ve sola hareket ederler, sanki “gözlerin konuştuğu” varsayımını onaylar gibi. Yaşanılan her şey ileride hatırlanacak kayıtlar olarak beynin hafıza merkezinde saklanırken bu kayıtları çıkartmak ve kayıtlar üzerinde değişiklikler yapmak kişinin güçlü negatif duygularını sağaltır ve onların yeniden çerçevelenerek daha sağlıklı hatırlanmasını sağlar. Bunun için göz hareketlerinden yararlanırız. Bu tekniğe EMDR, yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden Programlama denir. Kuramı 1987 yılında adlandıran Dr. Francine Shapiro; göz hareketleri ile rahatsız edici düşünceler arasında bir ilişki bulmuş, bu travmaların bozulması ve yeniden yapılanması için EMDR tedavi yöntemini geliştirmiştir.

    Bir şeyin çok fazla etkisi altındaysanız; bunun beyninizin bu duyguyu güçlü bir şekilde kaydetmiş olmasından ve bu duyguyla olan bağınızın bilinç düzeyinde olmasa da devam etmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

    EMDR Nasıl İşe Yarar?

    Günde ortalama 20 000 anı kaydederiz. Bunların pek çoğu önemsizken bazıları ise unutmak istediğimiz halde sisteme kaydedilen viral düşüncelerden oluşur. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Bir anlamda EMDR terapisi çerçevesinde enerji akışını bozan istenmeyen anılar deşarj edilerek yeniden yapılandırılır.

    Kişi travmatik bir olay ya da yoğun olumsuz duygular uyandıran deneyimler yaşadığında o anda hissettiği duygular, duyusal bilgiler (görsel, işitsel, dokunsal ve kokusal olarak algılanan şeyler) ve düşünceler beyin tarafından olması gerektiği gibi işlenmeyebilir. Kişi ileriki bir zamanda bu anıyla ilgili tanıdık şeyler (imgeler, kokular, duygular, görsel şeyler vs.) deneyimlediğinde bu anı yeniden tetiklenebilir ve benzer duygular uyandırabilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    Psikologlar EMDR’ı tek başına kullanabileceği gibi başka disiplinlerle birleştirerek de etkili sonuçlarından yararlanabilmektedirler. Bunlar arasında en yaygın olanlar;

    • Kişilik bozuklukları

    • Panik bozukluğu

    • Kaygı bozuklukları

    • Davranış bozuklukları

    • Özgüven sorunları

    • Kronik ağrılar

    • Yeme bozuklukları

    • Performans kaygısı

    • Stres kontrolü

    • Bağımlılıklar

    • Rahatsız edici anılar

    • Fobiler

    • Depresyon

    • Yas

    • Cinsel ve/veya fiziksel taciz

    • Beden algısı bozuklukları

    • Cinsel işlev bozuklukları

    şeklinde sıralanabilir.

    EMDR Tedavisinin Aşamaları

    Tedavi sekiz aşamadan oluşur:

    1. Öyküyü dinleme,

    2. Sürecin planlanması,

    3. Kişinin hazırlanması ve uyum,

    4. Travmanın değerlendirilmesi,

    5. Duyarsızlaştırma ve proses etme,

    6. Olumlu düşünceyi pekiştirme,

    7. Bedendeki duyuların gözden geçirilmesi,

    8. Sonuçlandırma ve kontrol seansı.

    EMDR ile Kaç Seansta İyileşirim?

    Bunun cevabını çalışmaya başlamadan kestirmek zordur. 2-3 seans yeterli olabilir. Çalışma sırasında sorunun altında yatan başka virüsler tespit edilirse EMDR tedavi süresi 5-8 seansa kadar çıkabilir.

    EMDR Terapisi Nasıl Çalışıyor?

    Bilinçaltında zaman kavramı yoktur. Zaman ve mekana bağlı istenmeyen anıların bu dizin içindeki yapısını EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulayarak bozarız. Zihin yaşadığı bir deneyimi referans kabul edip gelecekte de benzer deneyimleri yaşayacağına olan inancı içselleştirerek bir anlamda kişinin yaşanmamış, bakir geleceğini ipotek altına alır. EMDR’de amaç bu ipoteği kaldırmak ve zihni geçmişin yarattığı olumsuz etkilere karşı duyarsızlaşarak geleceği yeni bir bilinçle tekrar yapılandırmaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Duygu koçluğu

    Birincil duyguya Varış

    Koçluk, danışanlarını onların bedensel duygularının anlamını kavramaya yardım etmeyi kapsar. İnsanlar ne hissettiklerinin farkına varır varmaz ya

    a) duygularını takip etmeye ve onlara göre davranmaya ya da

    b) duygularının onları içerisindeki bir şeylerin kargaşa içinde olduğunu İşaret ettiğine hükmetmeye ihtiyaç duyarlar.

    İkilem, duygularla ne zaman değiştirilmesi gerektiği ve onların ne zaman değiştirileceğidir. Bazı duygular insanlara kendi iç dünyalarının Üzgün olduğunu söyler. Eğer böyleyse, yanlış olana dikkat etmeleri ve onu nasıl düzelteceklerini bulmalari gerekir.

    Sağlıklı bireylerde, duygu ortaya çıkar çıkmaz, hissedilen şeyin farkına varılması da ortaya çıkar.

    Duygu ve farkındalık, insanların uygun davranış biçimini ayırt etmelerine yardımcı olmak için birlikte çalışır. Bu şekilde duygu ve mantığı bütünleştirmek gerçekten günlük yaşamın kalbidir. Koçluk, eğer onlarda yoksa insanları bu beceriyi kazandırmak için öğretmeyi veya onlarda zaten varsa geliştirmelerine yardımcı olmayı kapsar.

    Önceki bölümde ortaya konan koçluk sürecinin adımlarındaki ilk dönüm noktası, insanların şuan hissettikleri duygunun onların Çekirdek öz duygusu olup olmadığını değerlendirmeye yardımcı olmaktır. Bir duyguya varınca, koç ve danışanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklerini ya da bunun az sonra geride bırakılacak sadece bir ara durak mı olduğunu birlikte belirlemelidirler. Hangi ipuçları bir durumu asıl, insanın kendisiyle kalması gereken, olup olmadığını göstermeye yardım eder?

    Bir duygunun birincil bir duygu olup olmadığını değerlendirme

    İnsanlar bir duyguyu taze ve yeni olduğu için Çekirdek olarak kabul ederler. Gerek içsel gerek dışsal olsun değişen durumlara karşılık olarak o anda ortaya çıkar. O, eski oyalanan ve hareket etmeyen durgun bir duygu değildir. İki yıl önce bir terfide, devamında istifanın geldiği gözardı edildiğini hatırlamaya duyulan geçmiş kızgınlık değildir, aynı şekilde çözümlenmemiş acıdan gelen şikayet duygusu da değildir. Bunun yerine, danışanın genellikle çok açık ve belki de savunmasız hissettiği şekilde bırakan hayati bir duygudur. Bu, bir danışanın kendisinden çıkar sağlandığını hissettiğinde yaşadığı öfke, sevdiği bir arkadaşını hastalıktan kaybetmenin üzüntüsü, hatta bluz ya da pantolon fermuarının herkesin önünde açık olmasının mahcubiyeti veya ayıbı olabilir. Tedavi de bu, genellikle en temel olan önceden kaynağı belirtilmemiş bir duygudur.

    Danışan bir şeyler hissediyorsa, danışan ile koçun veya aralarında yaşanan sürecin İlkin şu soruyu cevaplandırması gerekir: bu duygu, daha temel olanı gizleyen ikincil bir duygu mu? Örneğin, bu öfke acının üzerini kapatıyor mu? Bu acı, öfkenin üzerini kapatıyor mu: utanç veya korku, öfkenin arkasında mı; boşluğun arkasında gizlenen acı var mı; çaresizlik içinde bile daha derin gözyaşları mı var? Bu duygu bir başka, daha temel duyguya bir tepki midir,?Danışan üzüntüsünden endişeli mi, öfkesinden korkuyor mu, savunmasızlığından utanıyor, korkusundan korkuyor mu ya da hicabına (Utanma, sıkılma)üzülüyor mu?

    Birincil duyguları tanımlamak için, Koç bir keşif sürecini teşvik etmeli ve orada daha fazla bir şeyler olup olmadığını görmek için danışanın ikincil duygular ve düşünceler çalılıklarını yararak ilerlemesine yardımcı olmalıdır. Danışanlar birincil duygulara ulaştığında sıklıkla bir tür iç zil çalar ve onlara “evet, işte bu. Bu benim hakikaten hissettiğim şey ‘’Der. Alıştırma olmaksızın, kişinin gerçek duygularını ayırt etmesi zordur, Bu yüzden hem koç hem danışan Gerçekten düşünceyi bir noktada toplamalıdırlar. Yardımcı bir kaşif olarak bir başka dinleyen ve hem de yoğunlaşan Koç’un olması birincil duygular için bu araştırmada danışanın dikkatini vermesine yardımcı olur. Koçun danışanın genel olarak duygusal alt yapısı hakkında bir şeyler bilmesine de yardımcı olur. Örneğin,Koçun danışanın şikayetlerinin sıklıkla ifade edilmemiş Üzüntü ve öfke birleşimini işaret ettiğini ve her duyguyu ayrı ayrı ifade ettirmenin danışanın duygunun ayrımı yapmasına yardımcı olduğunu bildiği zaman faydalıdır.

    Danışanlara duygu koçluğu yapmak syf( 109-110)

    Lesli S. Geenberg