Etiket: Duygu

  • ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

     Öfke öncelikle benlik sınırlarımızı ve bedensel sınırlarımızı korumak için planlanmış alt beynimizce bilinçsizce yürürlüğe konmuş koruma kalkanımızdır. Yok edilemez, ama kontrol edilebilir. Kaygı gibi öfkede; motivasyonumuzun en güçlü ve sürükleyici atlarıdır. Öfke suyun enerjisi gibi bir enerji barındırır. Nasıl kontrolsuz su; baskınlara sellere erozyonlara heyelanlara yol açarsa, kontrol edilebilen su; çiftlik, baraj, elektirik gibi yaşam kalitemizi arttıran güzelliklere yol açar.
              Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk ihmal ve istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar. Arkadaşınız, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi olaylara da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir. Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; engellenme, haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama, tehditler sayılabilir.
    Psikiyatristlere göre, öfkelendiğimizde 5 boyut birbiriyle ilişkili ve eşzamanlı olarak aktif olur. 
    Bu boyutlar:
    • Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.
    • Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.
    • İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.
    • Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.
    • Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

    Öfkenin ifadesi Sağduyumuz, öfke duygumu zu ner eye kadar götüreceğimiz konusun da önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler ve vahşetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında her şey karmak arışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir. Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar için de en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için , istediklerimizin ne
    olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde akt armalıyız. Karşımızdakine SEN demeden ben dili kullanarak, kişinin kişiliğiyle uğraşmayıp, o anki davranışını bizde yaptığı zarar veya incinmeden söz etmeliyiz. Öfkeye cevap asla susmak değil, ertelemektir. İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasada sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psiko–somatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Yada hiç olmadık bir zamanda ve küçücük bir sebeple volkan gibi patlarsınız ve haklıyken haksız duruma düşer kendinizle başedemediğiniz için utanır zarara uğrarsınız özgüveniniz düşer bir daha kontrolümü kaybedersem korkusu ile kendinizi hapseder toplumdan izole edersiniz. Kontrollü olarak azar azar b irikmiş baraj gölünden su bırakır gibi öfkenizide zararsızca boşaltmaya çalışmalısınız.
    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçen eğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz. Öfke Durumunda Vücut Tepkileri Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. 

    Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:
    • Uyaran duyguyu harekete geçirir,
    • Stres ve gerginlik başlar,
    • Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
    • Nefes alıp verme sıklaşır,
    • Kalp atışları hızlanır,
    • Kan basıncı artar,
    • Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

    Sağlığa Etkisi

    Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

    • Baş ağrıları,
    • Mide rahatsızlıkları,
    • Solunum problemleri,
    • Cilt problemleri,
    • Genital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
    • Artirit,
    • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
    • Dolaşım sorunları,
    • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
    • Duygusal rahatsızlıklar,
    • ve intihar sayılabilir.

    Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?
    Pekçok insan öfkesini bırakıvermenin kendisini hastalıklardan koruyup, diğer insanların ondan korkup daha çok saygı duyduklarını zannedebilirler ne yazık ki öfke şirkettede ailedede pek çok kılığa girip, gezinir dolaşır. Örn: dedikodu, çelme takma, işe geç kalma, işi savsaklama gibi Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

    Öfkenin Yönetimi
    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, ; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır. Öfke kontrolünü öğreten pek çok yöntem vardır. Doğru yöntem kişiden kişiye değişir. Doğru yöntemi belirlerken; kişinin kendi kişiliğine, yaşam tarzına uygun olanı seçmesi ve seçtiği yöntemi uygularken günlük yaşamında fazladan sıkıntı hissetmemesi göz önüne alınması gereken temel faktörlerdir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da
    olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da
    kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologdan yardım isteyebilirsiniz.

    Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?
    Gevşeme: Derin derin nefes alın , sakin leştirici dur um ve man zar aları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın . Bu sakin leşmemize yardımcı olur.

    Den eyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır :
    Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp ver diğinizde göğsünüz değil, k arnınız şişmelidir.
    Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
    Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı dü şünün v e gözünü zün önüne getirmeye çalışın. Geçmişt e çok sakin oldu ğunuz bir yeri h atırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberler seniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlar da otomatik olarak u ygu layabilirsiniz.Düşünceleri Değiştirme Öfkeli insanlar düşün celerini küfrederek, bağırıp çağırar ak ifade etme eğilimin dedirler. Kızgın olduğumuz zaman gen ellikle, olayları istemeden abartılı v e çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür dü şünce biçimlerinizi fark edin ve yerin e dah a mantıklı olan ları yerleştirin. ken di k endinize, “Eyvah , her şey mahv oldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dü nyan ın son u değil ve bun a şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış h ale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşün ceyi de zihnin izden geçirerek deneyin. Öfken izin han gidüşün ceyle arttığın ı ya da azaldığını görün. Farkında olmadan çok sık kullan dığımız ve bizi kızgınlık duygu ların a h azırlayan, “asla” ya da “h er zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da
    “Her zaman h aksızlığa u ğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke du ygunu zda h aklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koydu ğunuz için problemin çözümüne de k atkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfk e h aklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mant ık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğin izi hissettiğinizde mantığınıza sığının. K en dinize “ Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş v e çıkışların dan bazılarını yaşadığınızı düşünü n. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu dah a den geli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır. Öfkeli insanlar her şeyi t alepkar bir şekilde ist erler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, v b. için de böyle. H erkesin bu değerlere ihtiyacı v ardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın v e öfkeli insanlar, bunları t alep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları en gellenme duygusun a, o da öfk eye dön er.. Bu in sanlar, düşün celeri üzerin de çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu t alepkàr özelliklerinin farkına varmalı v e “beklentileri”ni, “ arzular”a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için , “Ban a v erilmeli” ya da “Benim olmalı” demek
    yerine, “Ban a verilmesini ister dim.” diye dü şünmen in dah a sağlık lı oldu ğunu görmelidirler. Problemi çözme Bazen öfke duygularımız yaşamımızdak i gerçek v e kaçınılmaz sorunlardan k ayn aklan ıyor olabilir. Kızgınlık duygu ları böyle zamanlarda bu zorluklar k arşısın da yaşan an doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştir emeyeceğimizi ar aştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları ar aştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için u ğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca h emen ulaşamıyor sanız, k endinizicezalandırmayın . Dah a iyi iletişim Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönün de davranma eğilimin dedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ; Yavaşlayıp gösterdiğin iz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklın ıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yav aşlayın v e asıl söylemek istediğinizidüşün ün. Ayn ı anda k arşın ızdakin in de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap v ermeyin. Öfkenizin altın da ne yattığını da an lamaya çalışın . İn san ın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerin e söylen enlerin altın da yatan ı bulmaya, asıl söylenmek isteneni din lemeye çalışın. Ya da belk i o ortamdan bir az uzaklaşıp rah atlamak isteyebilirsin iz. Ama ken dinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasın a izin v ermeyin. Sükún etinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir f elak ete dönü şmesini engelleyecektir.

    İletişim yöntemleri;
    • A tılganlık (kendini ifade etme) – Size gereksinimlerin izi v e meşru hakların ızı k abul edilir yollarla ifade etme becerisin i öğretir.
    • Dinleme – İletişim kan allarınızı açık t utmanızı sağlar.
    • Tartışma – İki insan arasın daki çatışmayı fik ir birliğin e v ararak çözme sürecidir.
    • Eleştirme – Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.
    • Y ansıtma – Kişinin, davran ışının k abu l edilemez oldu ğunu algılama sorumlulu ğunu alma becerisidir. Tanımlan dıktan sonra, kabul edilemez olan davran ış özel olarak açıklanır. Dur um somut ve açık olarak if ade edilir.
    • Övme – Diğer kişinin savunmacı dav ranma şan sın ı azaltır. Mizah kullan ın Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunlu ğunun azalmasın a yardımcı olabilir. Her şeyden ön ce daha den geli bir bakış açısı sağlar.Birine öfkelenip de belli sıf atlarla etiket ler takmaya başladığın ızda, bir an durun v e o in sanın gerçekten o “ şey” ya da “öyle” oldu ğunu düşü nün. Bu sah neyi gözünüzün önün e getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “ odun kaf alı” gibi sıfatlarla saldırdığın ızda, o kişiyi gerçekten bir mu şmulaymış ya da odun dan bir kaf ası v armış gibi hayal edin ve gün delik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önün e getirin. Eğer karşınızdaki in san ı benzettiğiniz şeyin n e olduğunu düşün erek k afan ızda gerçekten öyleymiş gibi bir r esim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasın da yaşanılan du ygularla, öfk enin bir arada bulunması mümkün değildir.
    Öfkesi çok yoğun olan kişinin davran ışlarının altın dak i temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfk eli insanlar kendilerinin ahlaken hak lı v e doğru olduklarına in anırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan h er türlü olay/ durum,
    onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Ken dilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini dü şünürler. Belki başka in san lar sıkıntı çek ebilirler ama onlar değil! Kendin izde de buna benzer bir duyguyu yak alarsanız, ken dinizi tüm dünyanın sahibi gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünü zde eğildiğini, eteğinizi öptü ğünü düşün ün. Bu h ayali görüntülere n e kadar ayrıntı koyar san ız, n e k adar talepkar olduğunu zu ve ne kadar mantık dışı davr andığın ızı o k adar iyi an layacaksın ız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğu nu da fark edecek siniz. Mizah kullanırken iki n oktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisin iz. İkincisi de mizah kullan ayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizah a başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlık sız öfke ifadesinin bir başka yoludur. Çevrenizi değiştirmek ; Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “ şeylerin” yakın çevremizde oldu ğunu f ark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesin e yık ılır ki dü ştüğünüz tuzağa ve o tuzağı t emsil eden in san lar a karşı öfke ile k avrulursunu z. Biraz ar a verin . Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatler de, sadece k endiniz için kullan acağın ız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir ann e, eve geldiğin de k endisine ayır acağı bir 15 dakik alık süre olur sa, çocuklarının ist eklerine, parlamadan daha iyi yan ıt verebilir.

    Önerilerimizi Gerçek Hayattan Örneklendirelim:
    Zamanlama: Eğer sev diğiniz kişiyle belli k onuları belli saatler de konuşuyorsanız ve bu k onuşmalar da h ep t artışma ile sonu çlanıyorsa, bu tür konuları k onuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikk atsiz oluyor sunuzdur ya da bu sadece bir alışkan lık h alin e gelmiştir.
    Kaçınma: Eğer çocuğun uzun odasın daki dağınıklık odanın önünden h er geçişte “k afanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı k apatın. Sizi öfkelen diren şeylere bakmaktan k endinizi alık oyun. “Ama, öfkelenmemem için çocu ğumun odasını temiz tutması ger ekir.” demeyin. K onu şu an da bu değil. Kon u kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.
    Alternatifler bulun: Eğer h er hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmaya giderken yoldaki trafiksizi engellenmişlik ve öfke duyguları için de bırakıyorsa, bunu çözmeyi iş edinin. Elinize bir harit a alıp aynı yere f arklı, belk i dah a u zun ama daha rahat, manzaralı, h oş bir yoldan gitmeyi ya da evden dah a erken/geç çıkmayı deneyin. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz? Eğer öfkenizin, k ontrolünüz dışın a çıktığını düşünü yorsanız, ev ve iş h ayatınızın ön emli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun dan ışmanlığına başvurabilir siniz. Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelen direcek olaylar olacaktır. Yaşam h er zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla v e diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştir emezsiniz. Ama bu olaylar ın sizi etkileme biçimini değiştir ebilirsin iz. Kızgınlık v e öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz

  • Psikanalitik Psikoterapi nedir?

    Psikanalitik Psikoterapi nedir?

    Terapi arayışı içinde olmayı son derece olumlu bir şey olarak adlandırır, hayata olan inancın ve umudun, aynı zamanda sağlığın bir göstergesi olarak yorumlarız. Psikanalitik psikoterapi, bireyleri kökenleri geçmişe dayanan, fazlasıyla zorlayıcı ve tekrar eden davranış kalıplarına bağlı kalmaktan kurtarır. Geçmişte bireylere duygusal ve fiziksel olarak zarar vermiş durumlara bir cevap olarak savunmalar oluşur. Maalesef yıllar içinde, bu davranış kalıpları, duygusal olarak bizi besleyen ilişkiler yaşama yetimizi, özgürlüğümüzü ve gelişimimizi kısıtlayan yükler haline gelebilir.

    Kişisel hikâyenizi mümkün olduğunca dürüst ve açık bir şekilde ifade etmeniz psikanalitik psikoterapide son derece faydalı olacaktır. Terapistiniz ilk olarak size iç görü edinmenizde yardımcı olur. Terapi sürecinde, hayatınızı sözlere döktüğünüzde anlarsınız ki, ona başka bir anlam katmış olursunuz. Ve geçmişi daha farklı değerlendirebilirsiniz. Terapide, geçmişi nasıl anlamlandırdığınız değerlendirilir, aynı zamanda geçmişi farklı değerlendirdiğinizde yaşamı algılayış ve yorumlayışınız da bununla paralel olarak değişecektir. Terapinin amacı bir yerde bir suçlu bulmak değil, anlamak ve affetmektir. Ve bu affetme süreci, sadece başkalarına yönelik değil, çoğu zaman kendimizi affetmemize yöneliktir.

    Danışanlarımız, aşağıda sıralanan nedenlerden ötürü Psikanalitik Psikoterapiyi tercih ederler:

    • Duraksayan ve ilerleyemeyen ilişkilerine, yaşamlarındaki özel bir duruma ya da işlerindeki bir olumsuzluğa yapıcı bir yanıt bulma,

    • Yakınlarıyla paylaşamayacağı duygu ve düşüncelerini hiç çekinmeden paylaşabilecekleri güvenli bir alan bulma,

    • Kendilerini tarafsız olarak dinleyebilecek birisiyle konuşma,

    • İlişkilerinde tekrarlayan davranış kalıpları nedeniyle bir kısır döngüye dönüşen durumlar hakkında ya da başarılı olma potansiyellerini aslında kendilerinin engelledikleri konusunda içgörü edinme

    • Kendileriyle ilgili olumsuz düşünceler ve duygularla mücadele etmek için yardım alma

    • Yalnızlık, izolasyon ve yabancılaşma duygusu ile başa çıkma
     

  • Neden panik atak geçiririz?

    “Pan”, Yunan mitolojisinde insanoğlu gibi ölümlü olan tek mitolojik Tanrı olarak anılır. Mitolojiye göre, Pan, ormanlarda ve dağlarda, tenha yerlerde dolaşan gezginleri, yolcuları, sevgilileri aniden önlerine çıkarak korkutuyor, kendi halinde otlayan sürüleri ve diğer hayvanları korkunç çığlıklar atarak panikletiyormuş. İnsanlar, hayvanlar ve tüm canlılar da neye uğradıklarını şaşırıp korku içinde kaçışıyorlarmış. İşte panik kelimesinin kökeni de buradan geliyor; yani Yunanca “panikos” kelimesinden… Panik atak sorunuyla ilk kez tanışan günümüz modern insanı, artık yaşamındaki hiçbir durumun garanti altında olmadığını anlayıp, tıpkı mitolojik Tanrı Pan gibi bağırıp çağırıyor, panikleyip kaçıyor, acı çekiyor ve ne yaşadığını tam olarak anlayamadığı için de doğal olarak korkuyor.

    Kişi herhangi bir tehlike hissettiğinde vücudu otomatik biçimde tepki gösteriyor, nefes alıp vermesi hızlanıyor, kalbi daha hızlı çarpmaya başladığından vücut ısısı artıyor, soğuk soğuk terlemeye başlıyor. Kaygı, korku ile en çok karıştırılan ve en yakın görünen duygu, oysa aralarında önemli farklılıkları var; kaygı, nedeni belirsiz ve bilinmeyen bir tür korku olarak tanımlanabilir. Buna göre kaygının en önemli özelliği, ferdi tehdit eden açık bir tehlike olmadığı durumlarda ortaya çıkması. Çünkü kaygı, her canlı varlığın en temel duygularından birisi ve doğumla başlıyor. Korku, bilinen ve anlık olarak yaşanabilecek bir tehlike veya duruma karşı ortaya çıkarken, kaygı daha çok bilinmeyen ve gelecekteki durumlarla ilgili oluyor. İnsanlarda kaygı duygusu korkuya oranla daha yaygın, daha yavaş ortaya çıkıyor ama sürekliliği daha uzun oluyor. Panik atak ise kişinin karışık korku ve kaygı duygularıyla dört bir taraftan kuşatılması durumu olarak biliniyor.

    Yoğun iş temposuyla özel yaşamı arasında bir denge kurmaya çalışan ve beton yığınları arasına sıkışmış olan günümüz insanı, bir de iç dünyasında sınırları belli olmayan, görünmez duvarlar arasına sıkışıp kendisini bitmiş ve çaresiz hissedebiliyor. Bu çaresizlik beraberinde, içinde yoğun biçimde sıkıntı, korku ve kaygı tohumları barındıran panik atak nöbetlerini getirebiliyor. Panik atak nöbeti geçiren pek çok kişi yaşadığı belirtileri, korkuyu ve paniği “Eyvah ölüyorum ya da kalp krizi geçiriyorum galiba!”, “Kontrolümü tamamıyla yitirdim!” diyerek ifade ediyor. Bu kişiler, duygu ve korkularını normalde kullandıkları dil ve üsluba oranla çok daha korku dolu, yoğun ve abartılı biçimde tanımlıyor. Tüm belirtiler kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların bir arada yaşanmasına ve “Kalp krizi geçiriyorum” korkusuna neden oluyor. Göğüste sıkışma, ağrı, nefes darlığı hissi gibi şikayetler panik atak hastalığının tipik belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtilere, kalp hastalıklarında da rastlanıyor. Bu durum panik atak hastalarının, kalp rahatsızlığı şüphesiyle doktora gitmelerine yol açıyor. Oysa kalp kriziyle panik atağı birbirinden ayırmak mümkün…

    Panik atakta, aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleri olur. Kişilerin çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetler, yani panik atak, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve şiddeti 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkar. Göğüs ağrısı, kalbin hızlı çarpması, baş dönmesi, sersemlik ve bayılma duygusu, soluk kesilmesi veya hava açlığı, el ve ayaklarda üşüme, yanma, karıncalanma veya hissizlik, hatta titremeler ya da sarsılmalarla krize eşlik eder. Ağrının yoğunluğu, bunaltı hali arttıkça artar. Kişi kalp krizi geçirdiğini zanneder ve şiddetli bir ölüm korkusu yaşar. Bu belirtileri okuyan birçok kişi “Eyvah! Bunların bir kısmı bende de oluyor! Acaba panik atak hastası mıyım?” diye korkabilir. Pek çok insan bu türden belirtileri zaman zaman yaşayabiliyor, ama genellikle bu çok kısa sürüyor ve gerçekten panik atak yaşayan kişilerin hissettiği ağırlıkta ve yoğunlukta asla gerçekleşmiyor.

    NASIL VE NEDEN ORTAYA ÇIKIYOR?

    Özellikle yüksek eğitimli ve kentli yaşam tarzını benimsemiş olan kişilerde (daha çok kadınlarda) ortaya çıkan panik atak, farkında olunan ya da olunmayan bir anda, yaşamdaki herhangi bir dönüm noktasında ortaya çıkıyor. Bu dönüm noktası genellikle yaşanılan bir kayıp olabiliyor; iş kaybı, eş kaybı, çevre kaybı, itibar kaybı, para kaybı, güven kaybı gibi… Mesela bir iş adamının iflas durumu (maddi kayıp), başka bir şehre taşınmak (çevre kaybı), anne olmak, askere gitmek (özgürlük kaybı), sevilen bir kişiden ayrılmak (duygusal kayıp), deprem veya doğal afet sonrası ailenin kaybı (kendine güven kaybı) örnek teşkil edebiliyor. Kayıpla beraber ani gelen bir endişe hissi, kalp çarpıntısı, nefes almakta zorluk, uyuşma karıncalanma, ortama yabancılaşma, baş dönmesi gibi belirtiler yaşanabiliyor. Belirtileri yaşayan kişi çok korkuyor, öleceğini bile düşünebiliyor. Çoğu zaman hastanelerin acil bölümleri ziyaret ediliyor. Kişiye yapılan tetkiklerden sonra fiziksel hiçbir şeyi olmadığı ve sağlıklı olduğu söyleniyor. Bu durum kişide daha fazla korku ve panik duygusu yaratıyor. Yaşadığı şey her neyse modern tıp biliminin dâhi anlayamadığını, üstesinden gelemediğini düşünüyor. Aynı korku ve belirsizlik duygusunu bir kez daha yaşamaktan korkmaya başlıyor. Korktuğu başına geliyor. Başka doktorlara gidiliyor, check-up’lar, kontroller yaptırılıyor, filmler çektiriliyor ve tabi hiçbir organik bozukluk görülmüyor. Kişinin kafası daha çok karışıyor.

    Sonuç olarak KORKU+KAYGI+ÜZÜNTÜ +PANİK = PANİK ATAK

    Unutulmamalıdır ki bu şikayetler, terapinin mutlaka eşik etmesi gerektiği bir tedavide, genellikle uygun ilaçların da eklenmesiyle başarıyla ortadan kaldırılabilmektedir.

  • Aç olan mideniz değil ruhunuz!

    Yemeği hem besin hem de duygusal dalgalanmalarımızı gideren bir doyum aracı olarak kullanırız. Fiziksel açlık enerji ihtiyacımızın karşılanması için oluşan açlıktır. Fiziksel açlık hissettiğinizde ihtiyacınız olan besin öğelerini yeterli miktarda tükettiğiniz zaman, yemeği “yakıt” olarak kullanmış olursunuz. Buna karşılık, duygularınızı bastırmak için, aç olmadan yemeğe yönelme alışkanlıklarınız var ise, yemeği bir “araç” olarak kullanıyorsunuz demektir. Buna duygusal açlık denir.

    Üzüldüğünüzde iştahınız kesilir ya da pasta veya böreğe yönelirsiniz.

    Yalnız hissettiğinizde boğazınızdan lokma geçmez ya da hemen bir hamburgerciye veya kebapçıya koşarsınız.

    Çok yediğiniz halde doygunluk hissetmezsiniz.

    Sürekli bir şeyler atıştırmak istersiniz

    Tok olduğunuz halde atıştırmak istersiniz

    Sık sık acıkırsınız

    Gece uykudan uyanıp buzdolabına koşarak bir şeyler yemek istersiniz

    Sıkıldıkça yemek yersiniz

    Duygusal açlık fiziksel açlık tarzında algılanıp aşırı yemeye sebep olabilir.
    Çeşitli problemler, stres kişiyi aşırı yemeye itebilir. Bu durum fazla kilo alınmasına, alınan kilolar da kişinin stresini arttırarak fazla yemesine neden olur. Bu durum kişinin içinden çıkamadığı kısır döngü oluşturur. Bazı bireyler için yemek yeme olumsuz duygulardan kurtulmanın veya olumlu bir duygu hissetmenin temel yoludur.
    “Yediğim zaman mutlu oluyorum”

    “Canım sıkıldığında bir şeyler yiyorum ve daha iyi hissediyorum”

    Duygusal yemede meydana gelen sadece geçici bir rahatlamadır. Uzun vadede birey pişmanlık, suçluluk ve olumsuz duygular yaşamaktadır.

    Aç olan mideniz değil ruhunuz. Ruhunuzu beslemeye ve doyurmaya çalışın.

    Eğer kötü hissettiğinizde buzdolabı sizi kendine çekiyorsa, buzdolabı yerine hemen bilgisayarınızı açıp ideal kilosuna ulaşan insanların başarı hikayelerini okuyun veya en yakın parka çıkıp biraz yürüyün. Bunlar yoğunlaşan duygularınızı dağıtmaya yardımcı olacaktır.
    Buzdolabına gitme zamanlarınız çok ise stresinizi azaltmak için bir evcil hayvan besleyebilirsiniz.
    Egzersiz duygusal açlığı yenmenizde yararlıdır. Duygusal açlık hissettiğinizde en az 10-15 dakikalık yürüyüş programları oluşturun.
    Her şey sevgi ile başlar. Sevdiğiniz bir şeye değer verirsiniz. Kendinizi severseniz kendinize değer verirsiniz. Kendinizi severseniz güzel bir bedene sahip olmayı hak ettiğinizi düşünürsünüz. Bedeninize değer verirsiniz.

  • Duygu koçluğu

    Birincil duyguya Varış

    Koçluk, danışanlarını onların bedensel duygularının anlamını kavramaya yardım etmeyi kapsar. İnsanlar ne hissettiklerinin farkına varır varmaz ya

    a) duygularını takip etmeye ve onlara göre davranmaya ya da

    b) duygularının onları içerisindeki bir şeylerin kargaşa içinde olduğunu İşaret ettiğine hükmetmeye ihtiyaç duyarlar.

    İkilem, duygularla ne zaman değiştirilmesi gerektiği ve onların ne zaman değiştirileceğidir. Bazı duygular insanlara kendi iç dünyalarının Üzgün olduğunu söyler. Eğer böyleyse, yanlış olana dikkat etmeleri ve onu nasıl düzelteceklerini bulmalari gerekir.

    Sağlıklı bireylerde, duygu ortaya çıkar çıkmaz, hissedilen şeyin farkına varılması da ortaya çıkar.

    Duygu ve farkındalık, insanların uygun davranış biçimini ayırt etmelerine yardımcı olmak için birlikte çalışır. Bu şekilde duygu ve mantığı bütünleştirmek gerçekten günlük yaşamın kalbidir. Koçluk, eğer onlarda yoksa insanları bu beceriyi kazandırmak için öğretmeyi veya onlarda zaten varsa geliştirmelerine yardımcı olmayı kapsar.

    Önceki bölümde ortaya konan koçluk sürecinin adımlarındaki ilk dönüm noktası, insanların şuan hissettikleri duygunun onların Çekirdek öz duygusu olup olmadığını değerlendirmeye yardımcı olmaktır. Bir duyguya varınca, koç ve danışanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklerini ya da bunun az sonra geride bırakılacak sadece bir ara durak mı olduğunu birlikte belirlemelidirler. Hangi ipuçları bir durumu asıl, insanın kendisiyle kalması gereken, olup olmadığını göstermeye yardım eder?

    Bir duygunun birincil bir duygu olup olmadığını değerlendirme

    İnsanlar bir duyguyu taze ve yeni olduğu için Çekirdek olarak kabul ederler. Gerek içsel gerek dışsal olsun değişen durumlara karşılık olarak o anda ortaya çıkar. O, eski oyalanan ve hareket etmeyen durgun bir duygu değildir. İki yıl önce bir terfide, devamında istifanın geldiği gözardı edildiğini hatırlamaya duyulan geçmiş kızgınlık değildir, aynı şekilde çözümlenmemiş acıdan gelen şikayet duygusu da değildir. Bunun yerine, danışanın genellikle çok açık ve belki de savunmasız hissettiği şekilde bırakan hayati bir duygudur. Bu, bir danışanın kendisinden çıkar sağlandığını hissettiğinde yaşadığı öfke, sevdiği bir arkadaşını hastalıktan kaybetmenin üzüntüsü, hatta bluz ya da pantolon fermuarının herkesin önünde açık olmasının mahcubiyeti veya ayıbı olabilir. Tedavi de bu, genellikle en temel olan önceden kaynağı belirtilmemiş bir duygudur.

    Danışan bir şeyler hissediyorsa, danışan ile koçun veya aralarında yaşanan sürecin İlkin şu soruyu cevaplandırması gerekir: bu duygu, daha temel olanı gizleyen ikincil bir duygu mu? Örneğin, bu öfke acının üzerini kapatıyor mu? Bu acı, öfkenin üzerini kapatıyor mu: utanç veya korku, öfkenin arkasında mı; boşluğun arkasında gizlenen acı var mı; çaresizlik içinde bile daha derin gözyaşları mı var? Bu duygu bir başka, daha temel duyguya bir tepki midir,?Danışan üzüntüsünden endişeli mi, öfkesinden korkuyor mu, savunmasızlığından utanıyor, korkusundan korkuyor mu ya da hicabına (Utanma, sıkılma)üzülüyor mu?

    Birincil duyguları tanımlamak için, Koç bir keşif sürecini teşvik etmeli ve orada daha fazla bir şeyler olup olmadığını görmek için danışanın ikincil duygular ve düşünceler çalılıklarını yararak ilerlemesine yardımcı olmalıdır. Danışanlar birincil duygulara ulaştığında sıklıkla bir tür iç zil çalar ve onlara “evet, işte bu. Bu benim hakikaten hissettiğim şey ‘’Der. Alıştırma olmaksızın, kişinin gerçek duygularını ayırt etmesi zordur, Bu yüzden hem koç hem danışan Gerçekten düşünceyi bir noktada toplamalıdırlar. Yardımcı bir kaşif olarak bir başka dinleyen ve hem de yoğunlaşan Koç’un olması birincil duygular için bu araştırmada danışanın dikkatini vermesine yardımcı olur. Koçun danışanın genel olarak duygusal alt yapısı hakkında bir şeyler bilmesine de yardımcı olur. Örneğin,Koçun danışanın şikayetlerinin sıklıkla ifade edilmemiş Üzüntü ve öfke birleşimini işaret ettiğini ve her duyguyu ayrı ayrı ifade ettirmenin danışanın duygunun ayrımı yapmasına yardımcı olduğunu bildiği zaman faydalıdır.

    Danışanlara duygu koçluğu yapmak syf( 109-110)

    Lesli S. Geenberg

  • Kendilik kapasitesi

    Kendilik kapasitesi

    James F.MASTERSON

    1. Duygulanımın spontaneliği ve canlılığı

    Duygulanım derin bir şekilde, canlılık, neşe, kuvvet, heyecan ve spontane bir şekilde hissetmek için gereken kapasite

    2. kendini haklı görme

    3.kendilik aktivasyonu iddiası ve desteği

    Kişinin biricik bireyleşmeci isrteklerini belirleme ve onları gercek hayatta ifade edebilmek desteklemek ve saldırıya maruz kaldıklarında savunabilmek için bağımsız inisiyatif ve iddia gücünü kullanabilme kapasitesi

    4.kendilik aktivasyonu kabulü ve kendilik saygısının sürdürülebilmesi

    Kişinin kendiliğinin bir duygu durum ve/ veya çevresel mesele ya da etkileşimle olumlu ve uyumlu bir tavırla başa çıktığını belirleyip kabul etmesi. Bu kabul yeterli bir kendilik saygısının bagımsız bir şekilde atağa kalkabilmesi için gerekli olan itici güçtür.

    5. Acı veren duygulanımları yatıştırmak

    Bağımsız bir şekilde plan yapma kapasitesi, acı veren duygulanımları sınırlama, minimuma indirme ve yatıştırma aygıtıdır

    6. Kendiliğin sürekliliği

    Etkili bir aşırı düzenleme sayesinde; belirli bir tecrübenin öznesi olarak ” BEN,, in zaman içinde sürekliliğini devam ettirdiği ve başka bir deneyime ait “BEN, , le özdeşleşebildiğinin tanıması ve kabulü

    7. Kararlılık

    Kendiliği bir nesneye ya da ilişkiye adamak ve bütün engellere ragmen hedefe ulaşmakta ısrarcı davranmak

    8. Yaratıcılık

    Kendiliği eski tanıdık örüntüleri yeni ve farklı hale dönüştürmek için kullanmak

    9.yakınlık

    Kendiliği yakın bir ilişki içerisinde, terk edilme ya da yutulma hususunda minimum anksite hissederek, tam olrak ifade edebilme kapasitesi