Etiket: Duygu

  • İnsan neden ayrılık acısı çeker?

    İnsan neden ayrılık acısı çeker?

     Günümüz dünyasında belki de teknolojinin de etkisiyle her şey artık daha da hızlı. Buna duygusal ilişkilerde dahil. Artık insanlar daha hızlı tanışıyor, ilişkileri daha hızlı yaşayıp tüketiyor ve bir mesaj ile daha hızlı ayrılıyor. Kadın erkek ilişkileri duygusal açıdan yoğunluğu fazla olan ilişkilerdir. Bu nedenle kişilerin ilişki sırasında çok daha dikkatli davranmaları gerekir.Bazen taraflardan birisi beraber yürünen bu yoldan kendi tercihi doğrultusunda ayrılmak ister.Bu durum  karşı tarafta yıkım yaratabilir. İlişkinin akıbeti önceden belli olsun ya da olmasın, terk edilen taraf olmak terk eden taraf olmaktan çoğunlukla daha yaralayıcıdır.
    Ayrılık acısı çeken ve psikologa gelen kişi zor durumdadır, depresyon semptomları gösterir. Yaşanan ayrılık dolayısıyla bu durumu normaldir ve üzüntü normal olmakla beraber en fazla 6 ay içinde giderek azalır. Üzüntü duymak yaşanan ayrılığa  karşı doğal bir tepkidir. Bu insanların ihtiyacı olan en temel şey dinlenilmektir. Etrafınızda bu durumu yaşayan biri varsa onu yargılamadan dinleyin ve ona aynalama yapın. Aynalama yapmak demek, basit anlatımıyla çok üzülen arkadaşınıza ” Şu an bir ayrılık yaşadıgın için çok üzgünsün-üzgün görünüyorsun” demektir. Yani kişinin duygusunu ayna tutar gibi ona geri bildirmek, fakat bunu yaparken öznel yorumunuzu katmamaktır. Burada dikkat edilecek bir diğer şey; kişi gerçekten yogun ayrılık acısı mı çekiyor, yoksa ikincil kazanç sağladığı için acısını abartıyor mu? Gerçek acı çeken duygu yoğunluğu yaşarken veya ağlarken sizinle ilgilenmez, kendi canının derdindedir. İkincil kazanç için acısını abartan birey ise acısını yaşarken çoğunlukla sizin tepkilerinizle ilgilenir, bir gözü sürekli sizdedir. Peki neden? Çünkü kişi hep bu şekilde değer görmüştür. Ağlarken,üzülürken onunla ilgilenenler sayesinde kendini değerli hissetmiştir.Acısını da bu yüzden abartır, hatta bazen acı çekmiyorken bile çekiyormuş gibi davranır. Her iki durumda da yapmanız gereken şey o kişinin duygusunu almamaya çalışmak ve onu kendi duygusuyla baş başa bırakmaktır.
    Öte yandan; ayrılık acısı çeken sizseniz sürecinizi kolaylaştıracak bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum; her ne kadar ben onu unutmak istiyorum deseniz de bunu gerçekleştirmek malesef göründüğü kadar kolay degildir. Burada yapacağınız en sağlıklı şey çiftlerin ortak olarak gördükleri her şeyin en azından bir süreliğine ortadan kaldırılmasıdır. Örn; sosyal medya hesapları,resimler,eşyalar,müzikler… Bunun nedenini gelecek olursak, insan zihninde bazı linkler olduğunu düşünelim. Örnegin koku bir linktir, resim bir linktir,görmek,dokunmak…Bu linkler bazı diger linkleri tetikler. Bu nedenle ayrıldığınız kişiyi size hatırlatacak sosyal ortamlardan, resimlerden, müziklerden,eşyalardan ne kadar çok uzak durursanız uzun vadeli iyileşme süreciniz o kadar hız kazanır. Çünkü anılar canlandıkça, acılar taze kalmaya devam eder. Ortak facebook hesabı varsa bir süre facebook kullanmamalı, anıları olan müzikleri dinlememeli, ondan kalan eşyaları ortadan kaldırmalı…
    Ayrılık sonrası gerçekten o ilişkiden ümidi kesen insan sayısı çok azdır. Bazen kişi ”Onu sevmiyorum ama yine de üzülüyorum” der. Çünkü onu değil onun verdiği değeri,ilgiyi seviyordur. Kendi değersizlik hissini o kişiyle üstünden atıyordur. Bu yüzden de o kişiye değil, onun verdiği hisse muhtaçtır. Eger o kişiyi degil verdiği degeri özlüyorsanız burada kendinize  sormanız gereken iki soru var; 1) Ben ne yapsam kendimi değerli hissederim? 2) Bu değersizlik duygusunu bana temelde kim verdi ve bu duygu esasta kime ait?
    Ayrılık sonrası kişiler duygularını özgürce ifade etmeliler. Kalıcı bir iyileştirici etki istiyorsanız anlatılmamış ya da tam boşalmamış duyguları ifade edeceksiniz, o duyguların boşalmasına izin vereceksiniz. Son olarak, her şey yapıldı üzerinden yıllar geçti ama kişi hala acı çektigini düşünüyor. Burada yapılacak şey; kişinin biraz daha derinine inmek yani çocukluk çağındaki yaşadıklarına ve o çağdaki muhattaplarına bakmak. Kişi çocukluk çağında yakın çevresiyle bir ayrılık yaşadı mı ya da böyle bir ayrılığa şahit oldu mu ? Bu kişiler bulunur ve birey kendini onlardan ayrıştırmayı başarırsa iyileşme süreci daha saglıklı bir şekilde işler. Son olarak, kişiler bu sıkıntılı süreçlerini bir uzman eşliğinde atlatmaya çalışırlarsa süreç daha hızlı ilerleyecektir.

    Psk. Dilara Tahincioglu

  • Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Yaz bitti artık! Yağmurlu ve bulutlu günler bizlere eşlik ediyor. Yazın vermiş olduğu neşe ve enerji yavaş yavaş kaybolmakta. İlkbahar doğanın canlanmasını kendimizi daha neşeli ve cıvıl cıvıl hissetmemimizi sağlarken sonbahar ise aydınlık ve güneşli günlerin geride kaldığını, soğuk kış günlerini hatırlatır bizlere. Havaların erken kararması, kapalı olması keyifsizlik ve mutsuzluk verir. İşte bu nedenlendir ki sonbahara hüzün mevsimi tanımı yüklenir.

    Bu iki mevsim döngülerinde depresyon görülme sıklığı artar. Sonbaharda depresyonun en sık görülen belirtileri arasında cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli ruh halleri, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu gelmekte. Sararan yapraklar, puslu bir gökyüzü içimizdeki sıkıntıyı artırır. Güneş enerjisi beyin yapısını olumlu etkilediğinden güneş enerjisinin azalmasıyla sonbahar aylarında insanların depresyona girme olasılığı diğer mevsimlere göre daha yüksek olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyindeki kimyasal maddelerin düzeninde bozulma yaratır bu bozulma da depresif duyguların yaşanmasına sebep olur.

    Herkesin mutsuzluk yaşadığı anlar olur şüphesiz. Bunlar çoğu zaman bir işin yolunda gitmemesine, gündelik hayatın basit bir takım zorluklarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu ve benzeri duygular hoş olmamakla beraber gelip geçici duygulardır. Yaşanan düş kırıklıklarına bağlı olarak herkesin duyabileceği gelip geçici üzüntü, hüzün depresyondan farklıdır. Depresyon, kişinin ileri derecede çökkün olduğu uzun süreli bir dönemdir. Bununla birlikte depresyondaki herkesin yaşadığı tek duygu çökkünlük olmayabilir. Hasta çok gergin olabilir. Giderek huzursuz ve kolay sinirlenen biri durumuna gelebilir. Her şeyden çok sıkılmış olabilir. Zevk aldığı etkinliklerden zevk almaz olur ya da bu etkinlikler artık ilgisini bile çekmez. “Bardağın yarısı boş mu yarısı dolu mu?” sorusuna verilen yanıt depresyon geçirme olasılığının önemli bir göstergesidir.

    Depresyon kişinin duygusal durumundan çok daha fazlasını etkiler. Kişinin uykusunu ve yemek yeme biçimini bozabilir. Kişi olumsuz ve daha karamsar düşünmeye başlar. Kişide benlik değeri algısını düşürür. Depresyon kişiyi huzursuz ve kararsız kılar. Ancak depresyonun iyi bir tarafı iyileştirilebilir bir hastalık olmasıdır. Kişi uygun bir tedavi ile yitirdiği yaşam enerjisine ve sevincine geri dönebilir. Yaşamda hiç kuşkusuz birçok zorlanma ve engellenmeler yaşanır. Depresyonla baş ederken yaşamın zorluklarını da göğüslemek ve yaşamdan daha büyük bir zevk almak için yapılabilecek çok şey vardır.

    Sonbahar depresyonu yaşayan kişilerin hava bulutlu olmasına rağmen dışarı çıkmak isteği olmasa da dışarı çıkmak için çaba göstermesi, vücudu için düzenli beslenmesi örneğin bolca meyve ve meyve suyu tüketimi, düzenli spor yapması, işyerindeki isteksizliğini azaltmak için sık ve kısa keyifli molalar vermesi, sosyal yaşamını yeniden planlayarak keyif alabileceği aktiviteler planlaması örneğin kendine bir hobi bulması, doğa yürüyüşlerine katılması, fotoğraf kursuna yazılması veya bisiklete binmeye başlaması, v.s…Depresif belirtilerin azalmasına yardımcı olacaktır.

    Depresyon, tükenmişlik değersizlik umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yaratan bir rahatsızlıktır. İşte bu olumsuz bakış açılarının depresyonun bir parçası olduğunun ve gerçek durumu tam yansıtmadığının bilinmesi gerekir. Bu olumsuz düşünceler tedavi etkisini göstermesiyle birlikte giderek gücünü ve kişi için önemini yitirmeye başlar. Depresyondan bir çırpıda kurtulup, kendinize geleceğinizi kesinlikle beklemeyin. Olabildiğince kendinize yardım edin, hemen düzelme göstermiyorsunuz diye kendinizi ayıplamayın hatta suçlamayın. Olumsuz düşünmeye yenik düşmeyin. Mevsime bağlı depresyon geçiriyorsanız, çok kalabalık ortamlardan kaçının ve pozitif enerji alabildiğiniz insanlarla beraber olun. Hafif ve sulu gıdalar alının ve kafeinli içecekler yerine bitki çaylarını özellikle de nane çayını tüketin. Özellikle hamilelik döneminde hormonların değişiminden dolayı depresyon riski daha yüksektir.

    Depresyona aşırı sorumluluk sahibi, titiz ve kolayca suçlanma eğilimi olan kişiler daha çabuk girmektedir. Yüzyllar önce yaşayan büyük filozof Buddha’ya kulak verin. O der ki: “Kendi kendine ışık ol, kendi ışığında hiçbir şeyde hiç kimsede sığınak arama; kendine gerçeği ışık yap” Hadi şimdi…

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık insanoğlunun en doğal ve evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Bu nedenle sevginin olduğu her yerde kıskançlığın var olduğunu söyleyebiliriz.  Ne zaman bu duygu kişiyi ve kişiler arasındaki ilişkiyi rahatsız etmeye başlarsa, o zaman sevgiyi koruyan kollayan bir duygu olmaktan çıkar ve zamanla sevgiye  ve dolayısıyla da kişiye zarar vermeye başlar. Her kişi hayatının belli bir döneminde kıskançlık duygusunu yaşamıştır ya da yaşamaya devam ediyordur; anne-babayı kıskanma, kardeşi, arkadaşı ve daha ileriki dönemde de mutlaka partneri kıskanma duygusu yaşanır ve yaşanması da çok doğaldır.

    *İnsanlar niçin kıskançlık duygusu yaşarlar?

    Kıskançlığın temelinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusu yattığı gibi sevgiyi paylaşmama, paylaşmaya alışkın olmama, dışlanmışlık hissi, yalnız kalmaktan korkma gibi duyguları da içinde barındırır. Kendini dışlanmış hissetme duygusu kıskançlığı tetikleyen duygulardan birisidir. Kıskançlık bazı insanlar tarafından yanlış ve yaşanmaması gereken bir duygu olarak değerlendirilebilir; fakat oldukça doğal ve dozunda olduğunda faydalı bir duygudur.

    * Bu duygu nasıl aşılır?

    Kıskançlık konusuna ılımlı ve dikkatli yaklaşmak gerekir. Kişi basit kıskançlık duyguları ile kendi kendisine mücadele edebilir ve tedavi edebilir. Kişi kıskançlık hissettiği andaki düşüncelerini inceleyerek, ifade ettiği duygunun ardında yatan iç konuşmaları yakalayarak, kıskançlık duygusundan önce gelen duyguyu ortaya çıkarmayı başarabilir. Kıskançlık duygusunun nedeni araştırılmalıdır. Haklı mı haksız mı olduğu, bu duygunun ardında yatan temel duygunun ne olduğu incelenmelidir.İleriki boyutlardaki kıskançlık psikolojik rahatsızlıklara yol açabilmektedir; çünkü kişi her an aşırı stres altında yaşamaktadır ve bir süre sonra bununla baş edemeyeceği durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu aşamada mutlaka psikolojik bir destek alması önemlidir….

  • ERGENLER ile İLETİŞİM

    ERGENLER ile İLETİŞİM

    NASIL MUTLU BİREYLER YETİŞTİREBİLİRİZ?
    Hayatta karşılaştığımız en zorlu görevlerden biri, çocuk yetiştirmektir. Hiçbir eğitimden geçmeden ve herhangi bir karşılık beklemeden büyütürüz onları. Belki de tek beklentimiz; mutlu, huzurlu, sorunlarla kendi başına mücadele edebilen özgüvenli bireyler olmalarıdır. Bunun için var gücümüz ile çalışır, çabalarız; fakat elimizden gelenin en iyisini yapsak bile işlerin yolunda gitmediği zamanlar olur. 
    Ergen Çocuğunuzu Anlamak 
    Ergenlik dönemi, çocuğun kişiliğinin şekillendiği ve davranış özelliklerinin kalıcılaşmaya başladığı bir dönemdir. Ergen çocuğunuza verdiğiniz tepkiler onun duygularını, davranışlarını ve kişiliğini doğrudan etkiler. Bazen durumla uyumlu şekilde davransanız bile bir iç çekişiniz, yüz ifadeniz veya bir hareketiniz ergen çocuğunuz tarafından yanlış yorumlanabilir, kolaylıkla eleştirildiği, onaylanmadığı veya bir başkasıyla kıyaslandığı sonucuna varabilir ve bu durum uzun sürecek bir çatışmanın tetiğini çekebilir. Çünkü, ergenler yetişkinlerden çok daha duyarlıdır ve özellikle sıkıntılı durumlar varlığında ne söylediğinizden ziyade, NASIL SÖYLEDİĞİNİZ oldukça önem kazanır. Sıkıntılı durumların önüne geçmek için, öncelikle çocuğunuzu anlamaya çalışmanız ve bunun için çaba sarf etmeye gönüllü olmanız gerekir. Onu dinlemek, herhangi bir duygu ifadesi çıkardığında uygun soruları yöneltmek, ben dilini kullanmak, gözlem yapmak, hemen tepki vermemek ve birlikte geçirilecek zamanlar yaratmak olumlu tepkiler almanıza, dolayısıyla iyi bir ilişki kurulmasına neden olacaktır. 

    ‘’Ne yaptıysam olmadı’’, ‘’Bildiğini okuyor’’, ‘’Çok zorlanıyoruz’’
    Bu ve benzerleri,  günlük pratiğimde sık karşılaştığım cümlelerden.. Gerçekten de bazı durumlar var ki, oldukça zorlayıcı ve yıpratıcı olabiliyor. ‘Enerjisi yitik, omuzları çökük, huysuz ve mutsuz bir ergen’ ve ‘tükenmiş ve ne yapacağını bilmeyen bir aile’ tiplemesi ile karşılaşabiliyoruz. Bu nokta da, ergenlik dönemine özgü biyokimyasal ve hormonal değişikliklerin, çocuğun doğası gereği olan özellikler ve kalıtımsal faktörlerin davranışlar üzerine olan etkisini iyi anlamak ve ayırt etmek gerekir. Akılda tutulması gereken en önemli noktalardan biri, çocukların olağan dışı tüm davranışlarının, bazı psikiyatrik rahatsızlıkları bunun dışında tutarsak, aslında bir ‘’YARDIM ÇAĞRISI’’ ve dikkati o yöne çekmek için bir işaret niteliğinde olduğudur. Kararlı, istikrarlı ve tutarlı bir tutum ve davranış içerisinde olmanız ve tıkandığınız noktalarda gerekli desteği almak için başvuruda bulunmanız, olaylar ile daha kolay baş etmenizi sağlayacak ve üzerinizdeki yükü azaltacaktır.
    Sonuç olarak; ergen çocuğumuzda ne olup bittiğini anlamak ve ona yardımcı olabilmek ancak etkili ve yapıcı bir iletişim ile mümkün olabilir. Neyi nasıl söyleyeceğinizi bilmek, zorluklar karşısında yılmamak, etkin yöntemleri öğrenerek mücadeleye 1-0 önde devam etmek ve bir ekip ruhuyla hareket edebilmek sorunların üstesinden gelmenizi kolaylaştıracaktır. Hayatta hangi güzel şey veya kazanılmış başarı kolay elde ediliyor ki!? Ne dersiniz?

    **Değer verilen bir kişiyle kurulan ‘iyi bir ilişki’, yaşamda sahip olunabilecek en önemli deneyimdir ve gelecekte nasıl hissedeceğiniz, nasıl düşüneceğiniz ve nasıl davranacağınız konusunda önemli bir belirleyicidir. Hem çocuğunuz ile kuracağınız birebir ilişkiniz, hem de aile bireyleri olarak kendi aranızda ki ilişkiler çocuğunuzun dünyasına hızla nüfus edecek ve duygusal durumu ve davranışları üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler bırakacaktır.

    Öz-farkındalığınız zayıfsa, duygusal stresle başa çıkamıyorsanız, duyguları anlamakta ve sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanıyorsanız ne kadar zeki olursanız olun ilerleyemezsiniz.
    Daniel Goleman, Duygusal Zeka

    Ebeveynlik, doğuştan gelen içgüdüsel bir durum gibi algılanır. Fakat aslolan ebeveynliğin öğrenilen bir durum olduğudur ve çoğu kez anne ve babamızdan görüp öğrendiğimizi çocuğumuza uygularız.

    İnsanlara oldukları gibi davranırsak, dürüst davranmamış oluruz. Fakat, olmaları gerektiği gibi davranırsak, hem dürüst davranmış hem de kendi hatalarını görmeleri için fırsat vermiş oluruz. Bu da uzun vadede iyi ve sağlıklı bir ilişki kurulmasına zemin hazırlar.

    Ergenler sürekli mücadele edecek bir şey ararlar… Bu, hiç değilse onlara şikayet edebilecekleri bir şey verir. Dolayısıyla, ebeveynler taviz verdikçe, ergenler de umutsuzca, tepki çekecek bir davranış türü aramaya mahkum olacaklar, anne ve baba belli bir duruş sergileyene ya da çocuk evi yakana kadar gerilim ve çatışma artacaktır.
    John Cleese ve Robin Skynner

    Çocuklarına bir armağan vermek isteyen ebeveynlerin yapabilecekleri en iyi şey onlara mücadele etmeyi, hata yapmaktan çekinmemeyi ve sürekli öğrenmeyi aşılamaktır. Böylece, çocukları övgünün kölesi olmak zorunda kalmaz. Özgüvenlerini geliştirmek ve onarmak için önlerinde uzun bir yaşam bulacaklardır.
    Carol S. Dweck

    DÜŞÜNCELERİNİZ TAKINTI MI?

  • Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve kadın beyinleri birbirine benzese de duygusal ve zihinsel gelişimini çok farklı tamamlamaktadırlar. Bilim adamlarımızın bu konudaki teorilerine bakacak olursak erkek beyninin daha ziyade analiz ve keşfe yönelik “sistematik” bir yol izlediğini; karşısındakinin ruh halini erkeklerden çok daha kolay anlayabilen kadın beyninin ise “empatik” bir karakteri olduğunu gösteriyor.

    Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları, insanlığın varoluşundan itibaren tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle erkek ve kadın arasındaki algı ve düşünce yapısı üzerine çalışmalar yapılmıştır.

    Önceleri kadın erkek farklılıklarının sebebi sosyal çevre ile ilişkilendirilirken günümüzde bu farklılığın büyük oranda hormonlar ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

    Aynı ortamda yetişip aynı yerde eğitim aldığı halde, özgürlük ve kısıtlamalar aynı olduğu halde kız ve erkek çocuklarının olaylara farklı tepki verdiği gözlenmiştir. Duygu bakımından bambaşka yaklaşımlar sergilenmiştir.

    Yapılan araştırmalara göre erkek beyninin sol lobu etkinken bayanlarda sağ lob daha aktiftir. Erkek vücudunda testosteron, kadın vücudunda östrojen ve progesteron hormonları salgılanır. Testosteron hormonu sol lobu etkilerken progesteron sağ lobu etkilemektedir. Beynin sol bölümü, analitik hesaplamalar, konuşma, muhakeme yapmayı sağlar. Sağ bölüm ise müzik, sanat, duyguların gerçekleştiği bölümdür. Böylece Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları meydana gelir.

    Kadın ve Erkek Mental Yapı Farklılıkları

    • Kadın duyguyu, erkek bilgiyi benimser.

    • Erkekler sorun çözerken nasıl olduğuna değil sonuca odaklanır. Kadınlar ise sorunun nedenlerine odaklanır.

    • Erkekler çok sözcük üretme yeteneğine sahipken kadınlar sözcüklere anlam katma konusunda başarılıdır.

    • Erkek ne yapacağını, kadın ise nasıl yapılacağını benimser.

    • Görsel algılamada, erkekler işlerine yarayan kısmı, kadınlar estetik kısmını algılar.

    Kadın ve Erkek Duygu Farklılıkları

    • Kadın duygularını ağlayarak,

    • Erkek öfkelenerek gösterir. Çok sinirli olan erkeklerin depresif olduğu gözlenmiştir.

    • Kadın duygusallığı romantizm olarak,

    • Erkek ise erotizm olarak algılamaktadır.

    • Kadının ilişkide önem verdiği dinleniyor ve anlaşılıyor olmasıdır. Kadın duygularını paylaşarak rahatlar,

    • Erkek ise yetenekli ve güçlü olduğunda ve bunun karşı taraftan hissettirildiğinde mutlu olur.

    • Erkek mutluluğu başarıda ve sonuçta arar,

    • Kadın ise paylaşma, değer verme ve değer görmede arar.

    • Erkek, kadın tarafından yönlendirilmek istemez. Bu durum kendisini eksik ve güçsüz hissetmesine neden olur.

    • Kadın ise yardımcı olmayı, destek vermeyi sevgi ifadesi olarak algılar.

    • Erkek bir sorunla karşılaştığında sessizleşir, konuşmak istemez ve kendi içinde çözüm üretir

    • Kadın sorunlarını anlatarak rahatlamaya çalışır.

    • Kadın için önemli olan içini dökmektir.

    • Erkek daha az göz teması kurarken, kadın göz temasına önem verir.

    • Erkek içinse sonuca ulaşmaktır.

    • Erkek kendisine ihtiyaç duyulmasını ister. Kendisine ihtiyaç duyduğunu hissettiği kadına karşı ilgi duyar ve kendisini daha güçlü ve enerjik hisseder.

    • Kadın ise sevildiğini hissettiğinde güçlenir.

    Çevre ile olan tüm bağlantılar kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığını ortaya koyuyor. Bir mekânda göze çarpan nesneler, hafızada kalıcılık, dil, koku farklılığı cinsiyetteki yönelim farklılıklarını da etkiliyor.

    Erkekler; satranç, perspektif görüş, nesneleri tanıma, zihinsel matematik hesaplamaları konusunda daha etkili iken dikkati bayanlara göre daha çabuk dağılır.

    Kadınlar; yabancı dil, resimde bütünü daha iyi görmede iyidir. Dikkat süresi uzundur ve yüzler ile insanlarla daha çok ilgilenir.

    Kadınların hafızasının erkeklerden daha güçlü olduğu ve olayları daha çabuk hatırladıkları incelemeler sonucu ortaya konmuştur.

    Özellikle ergenlik döneminde kendini tanımaya ve kanıtlamaya çalışan bireylerde cinsiyet farklılıkları daha net gözlenmektedir. Analiz ve keşfe yönelik zihin yapısına sahip erkekler yardım almadan keşfederek öğrenmek isterler. Kişileri tanımada daha başarılı olan kadılar empati kurarak sonuca ulaşabilirler. Bu dönemde erkekler liderlik yönlerini ortaya çıkarmaya çlışırken gruplar kurar ve o grubun lideri olmaya çalışabilir. Kızlarda ise kurulan gruplar daha çok dayanışmaya ve liderlikten uzak ve birbirleriyle daha yakın olduğu gözlenmiştir. Kızlar münazara yoluyla anlaşırken erkekler emir ve yaptırımlarla anlaşır.

    Savunduğunu şiddet ve kavga ile göstermeye çalışan erkeğin aksine kızlar kavga ortamlarından uzak duygusal bağ ve konuşma yolu ile kendilerini ifade etmeye çalışır.

    Değerlendirme amacıyla bakıldığında birbirine tamamen zıt görünen kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığı aslında tam anlamıyla da bir bütünün iki yarısı gibidir. Erkeğin sahip olduğu analitik kabiliyet ve hâkimiyet duygusu kadına sahip çıkma duygusunu geliştirirken, ilgi ve güvende olduğunu hissetmek isteyen kadın ile erkeğin duygu doyumuna birlikte ulaştıkları görülür. Elbette birbirlerinin farklılıklarını kabul etme ve karşılıklı anlayış ile birlikte yaşamayı kolaylaştıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÖFKELİ ÇOCUKLAR VE KONTROL EDİLMEYİ BEKLEYEN ÖFKELERİ!

    ÖFKELİ ÇOCUKLAR VE KONTROL EDİLMEYİ BEKLEYEN ÖFKELERİ!

    Öfke deyince akla gelen ilk şey olumsuz düşünceler olacaktır hiç şüphesiz. Bu duygunun nedenini anlamak için doğru soruları sorduğunuz sürece kontrol edilemeyen, başa çıkılması imkansız, anlaşılması güç bir davranış olmaktan çıkacak ve sizin otoritenize teslim olacaktır. Esas önemli olan, zihninizdeki öfke duygusu gerçekten teslim olmalı mı, yoksa aslında zaman zaman bu duygu sayesinde kendinizi koruduğunuz ve savunduğunuz durumlarla karşılaştınız mı? Eğer gerçekten hayat kalitenizi düşürmüyor ve sosyal ilişkilerinize zarar vermiyor ise siz öfkenizi yönetebilen gruptasınız. Tebrikler!

    Bu ay, öfkeyi gösterme biçimini aileden ve sosyal çevresinden öğrenen çocukların öfkeli davranışlarına nasıl yaklaşmamız gerektiğinden ve birkaç sonuç odaklı tekniklerden bahsedeceğim.

    Bir düşünün: Toplum olarak gösterebildiğimiz en kolay negatif duygu hangisi? Trafikte, yenilgiye tahammülümüzün olmadığı tartışmalarda, maçlarda… Öfke! Çocuk da haliyle öfkeyi kolayca alır ve günlük hayatında çekinmeden sergiler. Üzerine düşünmez, bana zararı nedir, sonuçları nelerdir diye… Hatta birçoğu ergenlik dönemine kadar duygularını ayırt ve tarif edemeyebilir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, öfke duygusunun altında barınan farklı duygulardır. Örneğin, hayal kırıklığı, kırgınlık, yetersizlik vb. duygular çocuğu direkt öfkeli olmaya itebilir. Ebeveyn olarak yapacağınız ilk şey çocuğunuzun sergilediği öfkenin altında yatan esas duyguyu anlamaya çalışmak ve çocuğa geri bildirim vermek! Örneğin: “Şuan öfkelisin anlıyorum ama öfkeden daha çok üzüldüğünü görüyorum.”, “Senin yerinde ben olsam, ben de sinirlenirdim çünkü hayal kırıklığına uğradın. Beklediğin sonuç bu değildi!” Bu yansıtmaların faydasını uzun vadede, çocuğunuzun olaylara verdiği tepkilerde göreceksiniz.

    ÇOCUĞUNUZA ÖFKESİNİ YÖNETMEYİ 5 ADIMDA ÖĞRETİN!

    1. Birine zarar vermenin hiçbir zaman kabul edilebilir bir yanı olmadığını kendine hatırlat!
    2. Üç kez derin nefes al ve yavaşça 10’dan geriye doğru say!
    3. Duygularını gözden geçir ve “Ne yaparsam ne olur?” sesli düşün!
    4. Bir yetişkinden destek al! Destek çok kıymetlidir.
    5. Neden sinirlendim? Daha önce öfkelenmem bir işe yaradı mı? Düşün ve yaz!
  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuklar oyun ile dış dünyayı tanır, hayata dair denemeler yapar, hayal ile gerçeği ayırt edebilmeyi öğrenir. Kısacası hayatla mücadele etmeyi deneyimler. Bu anlamda oyun, çocukların duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebildiği en uygun dildir. Oyun çocukların gelişimine katkıda bulunurken aynı zamanda mutlu eder. Tüm çocuklar sadece eğlence amaçlı oynamaya cesaretlendirilmelidir. 
     

    Oyun terapisi nedir?

    Çocukların yetişkinler gibi kendilerini ifade etmeleri kolay değildir. Oyun terapisi ile çocuklar kelimeleri kullanmak yerine oyun ve oyuncaklar aracılığıyla, kendini ifade edebilmeyi, günlük yaşamında baş edemediği problemleri çözebilmeyi ve olumsuz davranışlarını değiştirebilmeyi öğrenir. Oyun terapisinin amacı çocuğun kendini duygusal olarak iyi hissetmesini sağlamaktır. Çocuğun normal gelişimini etkileyen duygusal, davranışsal ve psikolojik problemleri ortadan kaldırmak ve problemin büyümesini önlemektir. Oyun terapisinin türleri, non-direktif (yönlendirilmemiş), kognitif (bilişsel davranışçı) ve Filial Terapidir. (anne-baba da dâhil olur) Seanslar yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Ancak Filial Terapi 30 dk, 15–20 seans sürmektedir.
     

    Oyun terapisti kimdir

    Eğitimli bir oyun terapisti çocuk ile empati kurar. Çocuğun kendini anlaşılmış ve kabul görmüş hissetmesine, kontrol hissi ve farkındalık kazanmasına uygun ortamı sağlar. Yönlendirilmiş çalışmalar hedefe yöneliktir. Oyun terapistinin sorumluluğu rehberlik yapmak ve yorumlamaktır. Terapist problemli davranışın yerine daha olumlu davranışların ve düşüncelerin geliştirilmesine yardımcı olur. Terapinin önemli unsurlarından biri ödüllendirmedir. Bu yolla çocuğa hangi davranışlarının uygun hangilerinin uygun olmadığı yönünde doğrudan mesaj verilir. 

    Yönlendirilmemiş çalışmalarda ise oyun terapistlerini tanımlayan 8 ilke şöyledir: 

    1. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder.

    2. Terapist çocukla sıcak bir ilişki kurar. 

    3. Terapist çocuğun duygularını ifade edebileceği uygun ortamı sağlar. 

    4. Terapist çocuğun dışarı vurduğu duygulara karşı açıktır ve çocuğa içgörü kazandıracak şekilde ona geri yansıtır. 

    5. Terapist çocuğa kendi problemlerini çözebilmesine fırsat verir ve yaptığı seçimlere saygı duyar. Değişime karşı yaptığı seçimlerin sorumluluğunu çocuğa verir. 

    6. Terapist terapi sürecini hızlandıramaz, bu süreç zamanla gelişir. 

    7. Terapist çocuğu yönlendirmez ve çocuğun çizdiği yolu takip eder. 

    8. Terapist terapiyi sürdürebilmek için gerekli sınırları çizer. Oyun terapisini çocuk psikoterapistleri, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet görevlileri, rehber ve psikolojik danışmanlar, psikologlar, sanat terapistleri kullanmaktadır

     

    Oyun terapisinde ne kadar zamanda sonuç alınır

    Bu süre çocuktan çocuğa değişmektedir. Yaşadığı travmanın ciddiyetine ve olayları nasıl algıladığına göre farklılık gösterir. Problemli davranış ne kadar yeniyse bunun aşılması o kadar kolay olacaktır. Bireysel danışma da 4 haftada bir, gruplarda 8 haftada bir aile görüşmesi ile anne-baba bilgilendirilir. 
     

    Oyun terapisi hangi durumlarda, kimlere uygulanır?

    1-Oyun terapisi 3–11 yaş arası çocuklara uygundur. 

    2-Boşanmış ailelerin çocuklarına

    3-Evlat edinilmiş veya terkedilmiş çocuklara

    4-Aile içi şiddet gören çocuklara

    5-Okulda zorbalık gören veya zorbalık yapan çocuklara

    6-Kaygı, korku ve fobileri olan çocuklara

    7-Uyku bozukluğu ve kâbusları olan çocuklara

    8-Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklara

    9-Ailede kayıp ve yas olan çocuklara

    10-Duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklara

    11-Konuşma bozukluğu olan çocuklara (kekemelik, tekrarlayıcı dil, bebek konuşması) 

    12-Hiperaktivite ve Dikkat eksikliği tanısı almış çocuklara

    13-Arkadaş edinmede güçlük çeken çocuklara

    14-Ders çalışma ve okuma problemi olan çocuklara 

    15-İçe çekilmiş ve sürekli mutsuz olan çocuklara

    16-Uygunsuz davranışlar sergileyen çocuklara, oyun terapisi uygulanmaktadır. 

    Çocuk oyun terapisi ile neler kazanır

    Çocuklar oyun terapisi ile özgüvenlerini kazanmayı, işbirliği yapmayı, başkalarına saygı durmayı, sorumluluk almayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi, kendini korumayı, dikkatini toplamayı, problemlerine çözüm yolu bulmayı, öfkesini doğru yönlendirmeyi, kendini doğru ifade edebilmeyi, sosyal ilişkilerini güçlendirmeyi, korkularını yenmeyi, konuşma bozukluklarını düzeltmeyi öğrenirler. 

    Oyun odasında neler vardır? 

    Oyun materyali olarak oyuncak mobilyalı ev, oyuncak ev aletleri, oyuncak aile, okul, oyuncak hayvanlar, telefon, birtakım kostüm ve aksesuarlar, ayna, su, kum havuzu, araba, uçak gibi oyuncaklar ve parmak boyası, oyun hamuru, her çeşit boya kalemi, kartonlar, çizim kâğıdı, etiketler gibi sanatsal malzemeler bulunur. Bütün oyuncakların ve materyallerin kullanımı kolay, taşınabilir, güvenilir, dayanıklı ve çocuğun sürekli erişebileceği yüksekliktedir.

    Çocuğa oyun terapisine gelirken nasıl bir açıklama yapılmalıdır? 

    Çocuğa doktora gittiğini söylemek yerine, “Oyun terapisi, sen resim veya benzeri sanatsal bir faaliyet yaparken, hikâye anlatırken ya da herhangi bir oyuncak ile oynarken duygularını anlamana ve onlar hakkında konuşmana yardımcı olacak, çünkü onları içinde tutarsan ve ne hissettiğini fark etmezsen mutsuz hissedebilirsin. Oyun terapisti sana hiçbir zaman yapmak istemediğin bir şeyi yaptırmayacak, söylemek ve yapmak istediklerine kendin karar vereceksin” gibi bir ifade kullanmak çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.

  • FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    Çocuklar duygu ve düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve yaşadıkları sorunları oyun yoluyla ifade ederler. Bu sebeple çocuk için önemli bir ihtiyaç olan oyun aracılığıyla çocukların iç dünyaları hakkında bilgi edinilebilir.
    Filial Terapi, anne babalara oyun aracılığıyla çocukları ile kurdukları duygusal bağı güçlendirmeleri, aralarındaki ilişkiyi geliştirmeleri konusunda yardımcı olan ve çocuktaki olumsuz davranışların azaltılmasına katkı sağlayan bir yöntemdir. 
    Filial Terapi, Çocuk Merkezli Oyun Terapisi’nin anne babalarla uygulanan farklı bir şeklidir. Filial terapi ebeveynlerin çocuklarının duygularını daha iyi anlamalarına, çocuklarıyla iletişimlerini geliştirmelerine, ebeveyn olarak kendilerine daha fazla güvenmelerine yardımcı olmaktadır.
    Filial terapide anne babalar çocukları ile oynarken kullanacakları bazı becerileri öğrenirler. Çocukları ile daha etkili iletişim kurmak için yansıtma, empatik dinleme, cesaretlendirme,  sınır koyma ve seçenek sunma gibi konularda bilgi sahibi olurlar. Bu becerileri kazandıktan sonra haftada bir çocuklarıyla 30 dakikalık özel oyun zamanları geçirirler ve bu süre boyunca soruna değil çocuğa odaklanırlar. Terapist tarafından verilen geribildirimler sayesinde, ebeveyn olarak eksik oldukları yönlerini fark ederler ve bu yönlerini nasıl geliştireceklerini öğrenirler. Bunlara ek olarak oyun seanslarının anlamı terapist tarafından yorumlanır ve ebeveynler çocuklarının duygularını daha iyi anlamış olur. 
    Filial terapide çocuklar anne babaları tarafından koşulsuz kabul gördüklerini hissederler. Bu sayede özgüvenleri artar, kendi duygularının daha fazla farkında olmaya başlarlar, duygularını ve düşüncelerini uygun şekilde ifade etmeyi öğrenirler, problem çözme becerileri gelişir, sorunlu davranışları azalır ve daha fazla sorumluluk alırlar. 

  • Aldanmak Ve Aldatmak

    Aldanmak Ve Aldatmak

    ALDATMA ALDATILMA SORUNU VE ÇİFT TERAPİSİ

    Eşe duyulan ve özel hissedilen duygu ve davranışları fiziksel veya duygusal olarak bir başkasına hissetmek ve bunu bilinçli bir şekilde geliştirmek ilişkinin gücünü zayıflatır ve parallel güçler bir ilişkiyi özel yapan şeyleri bitirebilir. Bunun gizli bir şekilde birden fazla sürmesi de sadakatsizliği doğurur.

    Aldatılmayı tam olarak tanımlayan ortak bir tanım yoktur. Bununla birlikte aldatılmışlık duygusunu oluşturan kriterler baz alınarak aldatmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini söyleyebiliriz.

    Neden Aldatıldım?

    Birbirlerini özgürleştiren kişilerden çok birbirlerine bağımlı kişilerde aldatma sorunu daha çok görülür. Bağımlı kişiler sorununun zaman içinde büyümesine neden olur ilişki sürecinde çözemeyen ve ilişkisini de bitiremeyen kişi aldatmaya meyilli hale gelir ve bunu şartları oluştuğunda da gerçekleştirir.

    Evliliklerde Aldatılma

    Evlilikte yaşanan sorunlar ve zamanla bu sorunların kronikleşmesi aldatmayla sonuçlanır. Sorunlar gayrı meşru tutumların gerekçelerini vicdanında meşrulaştırmaya başlar. İşte aile içinde görülen sorunlardan bazıları;

    • Karşı tarafın özgürlük alanını kısıtlamak ve baskın tutum ve davranışlar.

    • Sorumluluğu paylaşmamak. Sorun olduğunda karşı tarafı suçlamak.

    • Cinsel isteksizlik veya tatminsizlik

    • Aşırı bencillik ve karşı tarafın ihtiyaçlarını göz ardı eden davranışları sürekli hale getirmek.

    • Gerçekten istediği için değil zorunda kaldığı için evlenmiş olmak.

    • Güç düşkünlüğü.

    • Dikkati ilişkiye değil çocuklara verip ilişkisini besleyen şeyleri kesmek.

    • İlişki içinde karakterlerin uyuşmaması ve psikolojik sorunların ilerlemesi.

    • Anne ve babası ayrı yaşayan ve güvensiz bir aile ortamında büyümüş olmak.

    Evli Erkek Neden Aldatır?

    Aile ve çift terapilerinde karşılaştığım vak’alardan yola çıkarak en yaygın karşılaştığım durumlar. “Cinsel tatminsizlik ve macera duyguları”. Sosyoekonomik düzeyin yükselmesi evdeki sorunlardan ve sorumluluklardan kaçış olarak da değerlendirebilirim. Evli erkek bir yandan mevcut düzenini (çocuklar, ev düzeni, akraba ve müşterek dostlukları) bozmak istemez ve bunu riske etmeyeceği kişi ve kişilerle aldatmayı seçer.

    Erkekler, kadınların hamilelik, doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama içsel çatışmayı da aşamaz.

    İlişkileri Bitirmek Neden Zordur?

    Bütün korkuların temelinde “kaybetme korkusu” yatar. Kaybedeceğini anlayan kişi bazen kendini kaybeder ve kendisi olmaktan çıkar. Özgüven eksikliği, yalnız kalma korkusu, değersizlik, intikam almak vb. duygular evliliği bitirmektense kendini ve ilişki içinde olduğu kişiyi bitirmeye doğru gider.

    Aldatma Riskinin Gerçekleşebileceği Dönem

    Hamilelik, doğum sonrası depresyon ve çocuğun doğumu ile birlikte erkeğin ilgi odağından çıkması erkeğin fıtratında var olan cinsel dürtü atakları aldatma sürecine daha kolay sürükler.

    Aldatma Çeşitleri

    Aldatma mutlaka fiziksel olmayabilir, duygusal ve zihinsel aldatmak da ilişkiye zarar verir. Günümüz şartlarında 4 çeşit aldatma yolu izlenir;

    Sanal Aldatma:

    Birinin evine izinsiz girmeniz mümkün değilken bilgisayarda açılan bir pencereden rahatlıkla duygularının içine sızabilir ve zihinsel konuşmalarınızı mevcut ilişkinizi hiç riske atmadığınızı düşünerek karşı taraf izin verdiği ölçüde ilerletebilirsiniz. Okuduğunuz romandaki bir karaktere aşık olmak gibi ancak bundan farklı duygularınıza karşılık bulabilir ve bunu karşılıklı istediğiniz noktaya sürükleyebilirsiniz.

    Duygusal Aldatma:

    Evliliğindeki mutsuzluk ve hak ettiği değeri göremediğini düşünmek zihnin sınırları kaldırarak hayal kurmasına ve ihtiyaç duyduğu duyguları başkalarıyla yaşamaya başlamasına neden olur. Fiziksel olarak gerçekleştirememiş olsa bile bulduğu bu kaynak onu duygusal olarak tatmin edecek en azından daha iyi hissetmesini kolaylaştıracaktır. Kadınlar bu yolu erkeklere göre daha çok tercih ederler.

    Cinsel Aldatma:

    Mükemmel bir cinsel ilişkiniz olsa bile farklılık veya daha fazla tatmin olma arzusu başka birlikteliklere göz kırpar. Elde etmek, hırs, özgürlük, özgüven gibi duygular bu yolla kendini gerçekleştirir. Yasak olması ise cazibesini daha da arttırır. Her gün elinin altında olandan ziyade kısıtlı anlarda görebileceği ve hissedebileceği haz daha yüksek bir tatmin duygusu verir. Erkekler bu tür ilişkilerinde duyguyu ön plana çıkarmadan cinsel ilişkiye girerken kadınlar cinsel ilişkiye girdiği kişiye bağlanmaya başlar.

    Flörtözlük :

    Görüntüde bir adı yok. Hoşlanmayla başlayan ama ifadeye dönüşmemiş ve bir anlamda oynaşma olarak değerlendirilebilecek davranışları kapsar. Somut bir şey olmadığı için çoğu bunu aldatma olarak Kabul etmez.

    Bir Aldatma Vak’asında Evlilik Terapisti (Cift Terapisti) Ne Yapar?

    Aldatılma vakasında duygusal ve tepkisel kararlarla ilişkiyi bitirmek aceleci ve sağlıksız bir karar olabilir. Sorun ayrılmayla bitmez bazen daha da artar. Aldatılmış olma duygusunun kırkı bir türlü bitmez, yeni bir ilişkiye olan güven bazen yıllarca gelmez. Yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygusu da zamanla kendini onaramaz. Dost ve akrabaların samimi ama amatör görüşleri de mevcut duruma kaliteli bir çözüm oluşturmaz.

    Evlilik Terapistinden 10 Puanlık Öneriler?

    1. Bir evlilik terapisti birinin isteği diğerinin sürüklenmesi ile gerçekleşirse çok işe yaramaz. Siz artık bir taraf oldunuz mevcut sorunuza 3. Bir gözle bakılması ve değerlendirilmesini istiyorsunuz bunun için de iki tarafın güvenebileceği bir uzman arayışına girebilirsiniz.

    2. Aldatan kişi bunu inkar ediyor veya bunu bir sorun olarak görmüyorsa bu durumda evlilik terapistinin de yapabileceği pek bir şey yoktur. Bu risk gerçekleştiyse ve bir pişmanlık veya durumu düzeltmek konusunda samimi bir çaba yoksa yapılabilecek şeyler bir çift olarak azalır ve siz terapi programına yalnız devam etmek durumunda kalabilirsiniz.

    3. Hissettiklerinizi kendinize saklamak ya da bu hislerinizden yola çıkıp karşı tarafı suçlamak ve hesap sormak yapabileceğiniz en zararlı şeydir.

    4. Durumu daha konuşmadan veya uzlaşma fırsatlarını değerlendirmeden 3. Şahıslarla paylaşırsanız bu durumu her iki taraf için daha da çıkılmaz hale getirebilirsiniz.

    5. Her sorun bir fırsattır’ diye bir söz var. Tabi bu durumu bir fırsat olarak görememenizi anlayabilirim. Bununla birlikte bundan ne öğrendiğinize odaklanmanız için bence yine de bir fırsattır ve siz bu fırsatı kaçırırsanız bir süre sonra “Bu tür şeyler niye hep benim başıma geliyor?” Demek durumunda kalabilirsiniz. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır.

    6. Nerede hata yaptım sorusunu kendinize sorsanız bile kendinizi bu sorularla bitirip değersizleştirmeniz de doğru değildir. Aldatılma mutlaka evliliğiniz ile ilgili olmayabilir hatta %100 eşinizin özelliklerinden (yetiştirilme tarzı, anlayışı, değer yargıları vb.) özelliklerinden kaynaklanabilir.

    7. İşin hukuk boyutuna taşınması ve gerekçeye “Aldatıldığınızın Yazılması” boşanmak için yeterli bir nedendir. Bunu ispatlamanız durumunda cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    8. Aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar destek almanızı gerektirebilir. Bunu kendi başınıza çözmeye çalışmak, alkol almak, uyku ilaçları veya alık rahatlık veren desteklerden yararlanmak daha büyük sorunlara davetiye çıkartır.

    9. Aldatan kişi olarak pişmanlık ve samimi bir özür dilediyseniz ve ilişkinize tekrar bir fırsat tanıdıysanız belki uzun bir süre güveni tekrar kazanmak için sabretmeniz gerekecek. Nerede olduğunuz, telefonunuzun kurcalanması, araştırılmanız ve davranışlarınızın tutarlılığının takip edilmesi kaçınılmazdır.

    10. Bu durumlar evliliğinizin ve kişiliğinizin zayıf taraflarını tanımanızı ve onları geliştirmek için fırsat yaratabileceğini düşünerek durumu kestirip atmak yerine sakinleştikten sonra bir süre düşünün. Ama hep aynı şeyleri düşünüyor ve bunu yapmaktan kendinizi alamıyorsanız bir terapist’den yardım alın.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Kardeş  kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı

    Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. Kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve dav

    ranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

    NEDENLERİ

    • Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması; çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.
    • Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne-babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır.
      Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.
    • Dışarıdan insanlarla akrabalarda bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.