Etiket: Duygu

  • Duygu ve Düşüncelerin Kontrolü Mümkün Müdür?

    Duygu ve Düşüncelerin Kontrolü Mümkün Müdür?

    “En çok hangi duygunuzu/hissinizi kontrol etmek isterdiniz?” sorusunu birçok platformda, denk geldiğim sohbetlerde sormaya gayret ettim. Genellikle “nerden çıktı bu soru şimdi?” farkındalığı ile birlikte, “hüzün”, “ağlamaklı olmak”, “duygusallık”, “öfke”, ”sabırsızlık” ve benzeri duygu ve düşüncelerin “değiştirilmek” ve “kontrol edilmek” istendiğine dair geri bildirimler aldım. Amacım bir kamuoyu oluşturmak ve o doğrultuda yazımın son şeklini vermekti. Bu yüzden gizlilik ilkemiz temeline dayanan ve samimiyetle cevaplayan herkese buradan tekrar teşekkür ediyorum.

    Kontrol, kendi içinde bir bütünlüğü koruyan ve sınırları belirleyen bir denetleme yeteneği olarak özetlenebilir. Çevremizde (dış dünyada) olan biten birçok olay kendi kontrol kümemiz içinde ise direkt veya dolaylı olarak müdahale edebilir onu “kontrolümüz altında” yeni bir forma kavuşturabiliriz. Sevmediğimiz bir programı kapatmak gibi. Hoşumuza giden bir şarkıyı dinlemek gibi. İstediğimiz yemeği sipariş etmek gibi.

    Size şu haberi verebilirim ki çevremizde bize istediğimiz planlamalarda, hayatımızı düzenlemede, geçmiş, günümüz ve geleceğe yönelik kararlar almakta işimize yarayan yönetici pozisyonunda bulunduran bu kontrol yeteneği maalesef düşünceler ve duygular üstünde o kadar da işe yaramıyor. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni günde 20.000 ile 80.000 arası düşünce ve buna bağlı yine binlerce duygu üretiyor, işliyor ve geri plana itiyor.

    Peki nasıl oluyor da bu kadar çok düşünceden sadece bazılarını bu akışta “durdurup” sözde “kontrol” etmeye”, “başa çıkmaya”, “düşünmemeye”, “halletmeye” çalışıyoruz. Tabi bu “durdurmaya” veya “hızlıca göndermeye” çalıştığımız şeylerin birçok ekole göre bizimle bir bağlantısı var. Ek olarak yine bu olan bitenin son dönem terapilerde birçok açıklaması var. Bunlardan bazılarına değinecek olursak.

    *Kişinin kendine sınırlı özgürlük tanıması.

    *Kontrol etmekten başka bir yol ve yöntemi bilmiyor olması.

    *”Mutluluk” haricinde başka bir duygunun ve düşüncenin varlığını “olağandışı” kabul etmesi.

    *”Düşünmemeye çalışmak”, ”kabullenmemek” yaşanan sorunları ortadan kaldırır yanılgısı.

    Tabi bunlar sadece birkaç tanesi.

    Minik bir not: Yanlış anlaşılma olmasın, olan biten her şeyi kontrol edemiyor değiliz. Ancak sadece bir kısmını kontrol edebiliyoruz ve bunu da doğru noktalarda uygularsak yaşanan şeylerin daha anlamlı ve renkli kılınması çok daha mümkün görünüyor.

  • Empati

    Empati

    Empati, kelimesi günümüzde sık kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.Empati neredeyse herkesin istediği bir şeydir, ancak çok azı gerçekten nasıl verileceğini veya alacağını bilir. Öz-tatminin vurgulandığı dünyamızda , kısa arz ancak yüksek talep var. Bu, gelecek nesillere, onların etrafındaki kişilere empati duymanın ne anlama geldiğini öğretmek için haklı bir neden.

    Empati Nedir?

    Pek çok insan sempati ve empatiyi birbirine karıştırır, ancak bunlar iki ayrı değerdir. Empati sadece birinin duygularını anlama yeteneği değildir; Suçlular, genellikle, duygularını anlamaya ve daha sonra da güvenlerini kazanmaya başladıkça, insanlardan yararlanırlar. Empati bundan daha fazlasıdır. Birisinin nasıl hissettiğini anlama yeteneği değil, aynı zamanda başka bir kişinin hislerine de değer vermek ve saygı duymaktır. Başkalarına nezaket, haysiyet ve anlayışla davranmak anlamına gelir.Empati aynı zamanda duydudaşlıktır. Karşı taraf ile iletişimin kuvvetli bir aracıdır empati. Empati insan ilişkilerinin gelişmesi için olmazsa olmazdır. Bu nedenle çocuklara empatiyi öğretmek onları gelecek yıllara hazırlar,sosyal becerilerini geliştirir.

    • Çocuklar yetişkinlerin empati gösterdiklerini görmeli.

    Çoğu durumda çocukların çevrelerindeki yetişkinler tarafından modellenen empatiyi görmeleri gerekir. Herşey ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki kurma şekliyle başlar. Çocukları için önemli olan şeylere ilgi gösteren , olumlu ve sevecen bir şekilde duygulara cevap veren ebeveynler, empati yeteneğini öğretiyorlar.
     

    • Duygusal İhtiyaçları Karşılamak

    Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılandığında, olan şey ; Çocuklar bu şekilde  başkalarının duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını öğrenirler . Çocuklar yaşayarak öğrenirler. Duygusal ihtiyaçları anlamak için öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanması gerek böylelikle onlarda çevrelerinin duygusal ihtiyaçlarının farkına varır ve o ihtiyaçları karşılarlar. Boş bir sürahi bardağı dolduramaz.
     

    • Çocuklarla Duygusal İhtiyaçlar Hakkında Konuşma

    Birçok yetişkin, duygusal ihtiyaçlardan veya duygularla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmeyi zor buluyor. Bazen kendi duygularından korkarlar çünkü duygusal ihtiyaçlarla nasıl başa çıkacaklarını hiç öğrenmemişlerdir. Çocuklarla duyguları ve diğer insanların onları nasıl deneyimlediğini konuşmak iyi bir fikirdir. Duygu isimlerini verebilir , tanıtabilir  (örneğin kıskançlık, öfke ve sevgi) ve onlara normal olduklarını öğretin. Duyguları nasıl olumlu bir şekilde ele alabiliriz bu konu hakkında konuşabilir ve diğer insanların duyguları deneyimlediği durumları belirtebilirsiniz. Onlara başkalarının duygularına saygı duymalarını öğretin ve onlara duygulara cevap vermenin gerekli olduğu durumlarda nasıl davranılacağını gösterin.

    • Empati’yi Gerçek Hayata Dahil Edilebilecek Durumlara Birlikte Bakın

    Çocuklar model alarak ve yaşayarak öğrenirler. Bu nedenle öğretmekte olduğunuz şeyi modellemek gerçek bir öğretmendir. Başka bir kişiyi etkileyen durumlara birlikte bakın ve çocuklarınızla, söz konusu insanlara ne ifade ettiğini ve nasıl hissettiklerini konuşun. Örneğin, bir ambulans hızla yanınızda geçtiğini görüyorsanız, hasta kişinin aile üyelerinin nasıl hissettiğini anlatın.
     

    • Oyun oynamak

    Özellikle genç çocuklar, bir başkası gibi davranmaya bayılırlar. Empatiyi öğretmek için bu eğlenceli yolu kullanabilirsiniz. Çocuklara rol canlandırma oyunu oynayın.  Bu, bir kitapta veya televizyonda veya son zamanlarda önemli bir deneyime sahip olduğunu bildiğiniz bir kişi olabilir. Hikayeyi birlikte harekete geçirebilir ve çocuklarınızın durup karakterlerinin herhangi bir anda nasıl hissettiklerini hayal etmelerini isteyebilirsiniz. Bu, dikkatlerini başka bir kişinin bu durumda yaşayabileceği duygulara odaklayacaktır. Onlara karakterlerinin duygularını yansıtan yüzler yapmalarını isteyebilirsiniz.
     

    • İç Moral Pusulasını Geliştirmek

    Çocuklarınıza genç yaşlardan doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmek onlara iyi seçimler yapmaları için onları yönlendirecek güçlü bir içsel ahlaki pusula kazanmalarını sağlar. Karar gerektiren durumlarda, seçimlerimizin ve davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olabilirsiniz. Onlara yanlışların nasıl zarar verdiğini ve başkalarının zarar görmesine neden olduğunu anlatabilirsiniz. Güçlü bir ahlaki temel inşa ederken, küçük yaştan başlamak ve temeli sağlamak yapmak önemlidir.

    • Empatik Çocuklar

    Çocuklarınızı empatiyi anlama ve uygulama konusunda yardım ederek, onlara aslında bir nevi yaşam becerisi hediyesi veriyorsunuz. Kendi ilgi alanlarımıza bakmaya büyük önem verilen yaşadığımız bu dünyada, başkalarını düşünmek artık zor bulunan bir özellik, meziyet . Ama empatik insanlar hayattan en büyük memnuniyeti almak , en anlamlı yaşamlarda var olmak ve daha ödüllendirici ilişkilerin tadını çıkarmak isteyenlerdir. Çocuklarınıza empatiyi  öğretmek, kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünya için değerli bir yatırımdır.

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR, İngilizce adıyla Eye Movement Desensitization and Reprocessing(Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) olarak adlandırılan bir psikoterapi yönteminin kısaltmasıdır. EMDR terapisinin hem kısa sürede hem de kalıcı ve etkili terapi olmasının nedeni bir çok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan kompleks bir terapi olmasından kaynaklanmaktadır. Emdr terapisinde psikodinamik bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Terapi sürecinde sadece düşüncelere değil aynı zamanda da duygular beden duyumuna odaklanan bir terapi olması onu hem diğer terapilerden ayırmakta hemde güçlü kılmaktadır.

    Beyin fizyoloik temelli bir sistemle her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu düşünce bedensel duyum imge ses ve koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir , bu deneyimle öğrenme gerçekleşir. Bireyin yaşamış olduğu durumlar travmatik ya da rahatsız edici olur ve yeni bir anı ağına entegre olamaz ise deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarıyla işlevsel bir bağlantı kuramaz ve öğrenme gerçekleşemez. Duygular düşünceler imgeler sesler beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır , bugün yaşanılan bazı durumlar geçmişte yaşamış olunan anıları tetiklerse kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. EMDR ye göre yaşanan rahatsızlıkların nedeni işlev bozucu işlenmeden depolanmış anıların şimdiki zamanda yaşanıyormuş gibi hissedilmesidir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı (EMDR bireyin baş edemediği ve bireyi rahatsız eden durumu bir travma olarak kabul eder) günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler. . EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir. Bu kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. EMDR terapisi sonrasında danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Emdr kısa süreli terapiler grubundadır ve seansların süresi danışana ve danışanın yaşamış olduğu onu rahatsız eden duruma bağlı olarak değişmektedir eğer danışanın tek bir travmatik anısı varsa görüşmeler ile 1-3 seans sürmektedir ve yapılan araştırmalarda hem etkili hem de kalıcı olduğunu göstermektedir..

    .EMDR şu problem türlerinde özellikle etkili olmaktadır; Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Duygusal İstismar, Doğal Afetler, Aldatılma, Aldatma, Terkedilme, vb.

    • Kompleks Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları
    • Depresyon
    • Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluk, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)
    • Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)
    • Uzun Süren Yas
    • Kendilik Değer ve Özgüven Problemleri
    • Öfke ve Stres Yönetimi
    • Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Baş Ağrısı vb.)
    • Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları
    • Beden Algısı Bozuklukları

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

  • Duygusal Yeme Bozukluğu

    Duygusal Yeme Bozukluğu

    ‘Sürekli bir şeyler yemeye ihtiyacım var. Tok olduğumu hissediyorum ama yine de yiyorum. Hiç doyma hissi yok bende.’ gibi cümleler kuruyorsanız duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    İhtiyacınız olan duygusal boşlukları yemeyle dolduruyorsanız; yani çevreden görmeyi istediğiniz ilgi ve alakayı göremeyip sonrasında kendinizi yemeğe veriyorsanız; kilolu olmayı sevmediğiniz halde diyet uygulayabilecekken bunu devam ettirmede güçlük yaşıyorsanız duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    Hastalığın isminden de anlaşıldığı üzere özetle duygu değişimlerinin sonucunun yemekle sonlanması diyebiliriz. Bu hem olumlu hem de olumsuz duygular sonucunda gerçekleşebilmektedir. Öyleki moralinizin bozuk olduğu zamanlarda o duygusal boşluğu yemek yemeyle dolduruyor ve üzüntü duyduğunuz şeyin acısını bedeninizden çıkarıyor da olabilirsiniz ya da çok mutluyken ve kutlamalar yapıyorken olumlu duygularla yeme eylemini sanki bir ödülmüş gibi birleştirerek yemek yiyor olabilirsiniz. Bu iki durumda da sonuç suçluluk duygusu ile sonuçlanmaktadır ve suçluluk duygusunu bastırmak adına tekrar yeme isteği uyanıp kişi kendini tekrar yemek yerken bulmaktadır. Sonrasında da yine pişmanlık hissetmekte, kişi yemekte bulmaya çalıştığı mutluluk yerine mutsuz olmakta ve bu döngü aynı şekilde bir çıkmaz gibi devam etmektedir. Sonuç ise; alınan kilolar, mutsuz ve özgüvensiz bir kişi, beğenmediğiniz bir vücut, bozulmuş diyetler, başarısızlık ve kendinize dair içinizdeki yüksek sesli suçlamalar.

    Kendinizle ilgili asıl keşfetmeni gereken şey kendinizi bir anda yemeğin içinde bulduğunuz anın öncesinde ne düşündüğünüz ve ne hissettiğinizdir. Çünkü o düşünce ve duygular sizi bir sonraki aşamaya yani yeme davranışına sevk etmektedir. Diyet uygulamada zorluk çekenler ve sürekli diyete başlayıp, sonra diyet bozanlar adına; diyetinizi bozduğunuz anları yazmanız sonrasında dönüp okuduğunuzda nerelerde hata yaptığınızı anlamanıza neden olacak ve aynı hatayı yapmamaya çalışmanızı sağlayacaktır. Bir diğer önemli nokta ise; yemeği neyin yerine koyduğunuzdur. Örneğin; ilişkinizden ayrıldınız ve sevdiğiniz kadın yerine mi yemek yiyorsunuz, yoksa annenizle kavga ettiniz ve annenize karşı verdiğiniz olumsuz tepkiler mi yiyecek konumunu alıyor ya da kötü bir cinsel hayatınız mevcut siz de cinsellik yerine mi yemeği koyuyorsunuz? gibi durumlara kendinize karşı objektif ve gözlemci olmak bir şeylerin farkındalığına varmanızı sağlayabilir.

    Her şeyden önce bir şeyleri başaracağınıza inancınızın olması gerekmektedir. Bir şeyleri tamamen istemeden ve üzerine gitmeden aşmanız da mümkün olmayacaktır. Hiç kolay bir süreç değil, ancak asıl olan rutine oturmuş yeme davranışınızı neyin yerine koyduğunuzu keşfetmektir. Bunun sonrasında ise ihtiyacınız olan şeye ulaşmanızdaki engelleri çalışmak ya da niçin ona ulaşmayı tercih etmediğinizi bulmak olmalıdır. Eğer süreci tek başınıza yönetmekte zorlanıyorsanız ve sosyal desteğe ihtiyaç duyuyorsanız psikoterapi desteği almanız da fayda vardır. Bu konuda destek almak; ihtiyaç duyduğunuz asıl meselenin ne olduğunun cevabına ulaşmak adına faydalı olacaktır.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • Depresyon

    Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz olarak etkileyen, yaşamını ve fiziksel sağlığını bozan bir duygu durum bozukluğu, çökkünlük halidir.

    Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir halk sorunudur.

    Sağlıklı bireyler, bazı olaylar karşısında sıkıntı, üzüntü gibi depresif duygular ile tepki verirler. İstenmeyen durumlar karşısında yaşanan depresif duygular her birey için yaşamın normal bir parçasıdır. Bu olağan duygu değişimlerini depresyondan ayıran ise yaşanan çökkünlük, keyifsizlik halinin süresi ve şiddetidir.

    Depresyondaki kişiler hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamaz, işlerini ve aile ilişkilerini sürdürmede çoğunlukla problemleri olur. Yoğun bir psikolojik rahatsızlık içindelerdir. Yaşanan sosyal ilişkilerdeki sorunlar depresyondaki kişinin kendini toplumdan çekmesine ve yalnız yaşamasına sebep olabilir.

    Depresyonun Belirtileri;

    En az iki hafta devam eden

    • Hoş olmayan duygu durum

    • Hayattan zevk alamama, genel isteksizlik hali

    • Mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve gerginlik hali

    • İştahsızlık ya da aşırı yeme isteği ile oluşan kilo değişiklikleri

    • Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali ( uykuya dalmada güçlük, sık uyku bölünmesi, niteliksiz uyku)

    • Değersizlik ve suçluluk duyguları (kendini başarısız bulma, hiçbir işe yaramama hissi)

    • Halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük hissi

    • Düşünmede, odaklanmada ve karar vermede güçlük çekme

    • Hareketlerde, düşüncelerde ve karar vermede yavaşlama

    • Enerji düzeyinde azalma

    • Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri, planları, girişimleri

    Ayrıca;

    • Gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali, kapalı yerlerde daralma ve aynı yerde uzun süre kalamama

    • Kontrolsüz öfke patlamaları

    • Cinsel isteksizlik

    • Psikosomatik

    yakınmalar eşlik edebilir.

    Depresyonun Nedenleri

    Yalnızlık, sosyal desteklerin yetersizliği, iş hayatındaki problemler, başarısızlık, mali sorunlar, ilişki problemleri, ailede depresyon öyküsü (genetik), travmalar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı depresyona yol açabilir. Ayrıca kronik ya da ölümle sonuçlanan hastalığı olanlarda depresyon görülme olasılığı yüksektir

    Yaşanan uyku problemleri depresyondan kaynaklı olabileceği gibi depresyonun sebebi de olabilir. Araştırmalarda uzun süren uykusuzluğun depresyona yol açabileceğine dair bulgular ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uyku düzenini sağlama tedavinin temel amaçlarından biridir.

    Yani depresyon, biyolojik, psikolojik, sosyal faktörlerin birleşimi sonucu gelişir.

    Depresyondaki Bireylerin Düşünce Kalıpları

    • “Yetersiz biriyim hiçbir şeyi doğru yapamam”

    • “Baş edemem, üstesinden gelemem”

    • “Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım”

    • “Her şey benim hatalarımın sonucu”

    Her insanın hayatın belli bir döneminde depresyona girme olasılığı vardır. Bunun bir güçsüzlük göstergesi olmadığı bilinmeli ve destek almaktan kaçınmamalıdır. Depresyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi tek başına yaşanan problemleri çözmeyi sağlamayacaktır. Depresyon tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu için; psikoterapide depresyonun tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek başa çıkma yöntemlerinin hastaya öğretilmesi amaçlanır.

  • Nefes Teknikleri Nedir?

    Nefes Teknikleri Nedir?

    Değişik nefes alma şekilleri ile sempatik-parasempatik, asid-baz dengesi, beynin düzeyleri ve zihin dalgaları üzerinde farklı tesirler oluşturarak duygu, düşünce ve hareket bedenlerinde değişim, dönüşüm ve yenilenme oluşturan bir çalışma bütünlüğüdür.

    Burundan alınıp ağızdan verilen, ağızdan alınıp burundan verilen, sol burun kanalından alınıp sağ kanaldan verilen, sağdan alınıp soldan verilen, kısa ve uzun aralıklarla, değişik beklemelerle ve bunların binlerce varyasyonları ile belli sayı ve surelerde oluşturulan solunumlar beyin sistemini, kan kimyasını, sinir sistemini farklı şekillerde etkiler. Bu etkiyi kullanarak yetersiz solunumun yarattığı rahatsızlıkları için fayda sağlayabilirsiniz.

    Nefes Teknikleri ile dikkat, motivasyon, konsantrasyon, odaklanma, gevşeme, bırakma, izin verme, stres topraklanması oluşturabilirsiniz. Olaylar ve kişiler karşısında kendinizi kontrol edebilir, sinirlerinize hâkim olmayı öğrenebilir, irade, duygu, ego kontrolü kazanabilirsiniz. Diyafram kullanımı ile nefes almayı öğrenebilirsiniz.

    Yorulmadan, rahat, düzgün, doğru konuşma ve şarkı söylemeyi öğrenerek kendinizi iyi ifade etmeyi, duygu ve düşüncenizi en iyi şekilde diğerlerine aktarabilmeyi başarabilirsiniz. Kötü alışkanlıklarınızı, panik atak, anksiyete, depresyon, obsesyon, dikkat dağınıklığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon zorluğu, öğrenme zorluğu, imtihan heyecanı, kekemelik, uyku apnesi, horlama, reflü, burun tıkanıklığı ve nefes darlığı gibi birçok rahatsızlığınız üzerinde nefesinizi etkin kullanabilrisiniz.

    Nefes egzersizlerinin birçok değişik çeşidi bulunmaktadır. Her bir nefes egzersizinin güçlü ve zayıf birçok farklı yan etkisi vardır. Amaca uygun kullanılmadığında ve tolerans sınırları içinde kullanılmadığında zarar vermekte mümkündür.

    Nefes egzersizleri yapmaya başladığımız zaman, yapılan egzersizlerin o andaki fiziksel, duygusal ve düşünsel durumumuza veya özel koşulumuza uygun olup olmadığını belirlemek çalışmanın sağlık emniyeti açısından son derece önemlidir. Nefesle çalışmayı öğrenmenin ve öğrendiğini uygulamanın birçok farklı yolu olabildiği için hangi zamanda, hangi durum karşısında, hangi çalışmayı, hangi miktarda yapmayı önceden belirlemek her zaman kolay olmayabilir.

    Nefesinizle bilinçsizce çalışmaya başlarsanız bilmediğiniz birçok etki size zarar verebilir. Canlı organizmalar kimyasal, fizyolojik, duygusal ve zihinsel denge durumunu sağlayan homeostaz denilen harika bir programa sahip olsalar da bilinçsizce yapılan nefes uygulamaları bu programı bozabilirler. Ortaya çıkan denge durumu, uzun vadede uygunluklar oluştursa da bedeninizin çalışma sistemleri özellikle nefesinizdeki bir değişiklikle, diğer potansiyellerinizde beklenmeyen değişiklikleri beraberinde getirebilirler. Dahası bizi etkileyen sadece egzersizlerin kendisi değildir. Egzersizleri yapma biçimimiz, özellikle çok fazla çaba ya da güç kullanırsak, kötü nefes alışkanlıkları yaratabilir ve önünde sonunda nefesimizi çalışmalara başlamadan önceki haline göre daha fazla kısıtlamış bulabiliriz.

    Hemen fayda verebilen birçok nefes egzersizi, farkındalıkla ve ustaca kullanılmazsa bazen uzun vadede sorunlara neden olabilir. Bu yüzden herhangi bir nefes çalışmasına katılmayı düşünen birinin, nefesle çalışmanın değişik yollarını, nefes ekollerini ve nefes eğitmenlerini incelemeden önce nefes konusunda araştırma yapmalı ve nefes prensipleri konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.

  • Kısa Kısa Bilgiler

    Kısa Kısa Bilgiler

    Başlık: Duygularımı aynalar mısın anne?

    İnsan denilen varlık doğum anından itibaren yaşadıklarını duygularıyla besleyip onlardan tad almaya ve anlamaya çalışmaktadır. Buda bir çocuğun yetişkin olduğunda yaşadığı duygu durum içeren konulara karşı nasıl davranması gerektiğini öğretmektedir. Anne babaların kendi duygularını çocuklarına yansıtıyor olmaları malesef çocukların ne hissettiklerini keşfetmelerine izin vermemektedir. Ve çocuklar, kendi duygularını atlayıp, onların duygularını aynalamaya başlamaktadırlar. Bu durumun yetişkin olduklarında hayatlarını sekteye uğratmamak adına yapılabilecek davranış şekli: Köpek havlamasından korkan çocuğa. Korkucak bir şey yok yerine. Bu bir köpek havlamasıydı korkmuş olabilirsin ama ben yanındayım diye belirterek güven vericek şekilde duygusunu aynalama çalışmaktır.

    Başlık: Çocuğumu terk mi ediyorum?

    Çocukların anaokuluna başlamaları ve uyum süreci, gerek çocuk gerekse aileler için oldukça önemli bir sorundur. Anne çocuğundan ilk kez ayrılır ve “Çocuğumu terk mi ediyorum?” diye suçluluk duygusuna kapılır. Oysaki bu düşünce çocuğun okula uyum sürecini daha da zorlaştırır. Çocuklarını anaokuluna başlatacak ailelerin tavırlarıyla kendilerini bu duruma hazırlamaları gerekmektedir. Çocuk okula başladığında tutarlı olunması ve kurallardan taviz vermeyen bir ebeveyn görüntüsü çizilmesi gerekmektedir. Unutulmamalı ki çocuğun bu ilk eğitim başlangıcı ilerleyen dönemlerde de hep zihninde yer edecektir.

    Başlık: Çocuğum yabancı yaşıtlarına karşı neden tepkisiz?

    Anne-Babalar çocuklarının genellikle gördükleri kişiler dışında ki insanlarla ya da yaşıtlarıyla karşılaştıklarında çoğunlukla geri çekilme davranışı gösterdiklerini belirtmektedirler. Halbuki bu durum yeni nesil ailelerin korumacılığından kaynaklı geldiğinin farkında olmaları gerekmektedir. Yetişkin kontrolünün baskın olduğu ortamlarda büyüyen çocuklar ilk defa gördükleri yaşıtlarına karşı ani bir iletişim içine girememektedirler. Bu durumda yapılması gereken kısa aralıklarla ebeveyn kontrolünde yaşıtlarıyla kaynaşabileceği sağlıklı oyun ortamlarında sık sık götürülmesidir.

    Başlık: ÇOCUK ÖĞRETMENİNE AŞIK OLDUĞUNDA NELER YAPILMALI?

    Çocukların 3-6 yaş döneminde ebeveynlerinden aldığı iletişimin de etkisiyle anne ve babasına duyulan beğeni duygularını aynı yaklaşımla karşılaştıkları bir öğretmen hayatlarına girdiğinde aynı yönelim öğretmene karşı da gelişebilmektedir.

    Ya da ebeveynlerinde göremediği ilgiyi öğretmeninde deneyimlediğinde öğretmenine karşı daha duygusal hisler besleyebilmektedir. Burada önemli olan çocuk için bu sürecin geçici olduğunun bilinmesi ve ona anne-babanın davranışlarıyla verdiği mesajı sağlıklı bir tutumla çocuğa iletilmesidir.

  • Hamilelik Kaygıları İle Başa Çıkma Yolları

    Hamilelik Kaygıları İle Başa Çıkma Yolları

    Hamilelik dönemi birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, cesaret ve kaygı, yalnızlık ve birliktelik gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu kaygıların bir kısmı vücuttaki fiziksel değişikliklere bağlı, bir kısmı da yaşantılarla ilgilidir. Bu dönem aslında anne adayının kendini, kadınlığını, değişkenliklerini, duygulanımlarını keşfetmesi için ideal bir dönemdir. Yepyeni, farklı bir beni keşfetmek ve içinizde daha önce tanımadığınız duygularla tanışmak bu dönemi aslında benzersiz bir dönem yapar. Hamilelik dönemi kısa süren ama kadının kendisi için değerli bir dönemdir. Annenin yapması gereken kaygıları ve korkuları bu dönemin doğal bir parçası olarak kabullenip, arkasına yaslanıp hamileliğin keyfini çıkartmak olmalıdır. Bu keyifli süreçte kaygılarla ve korkularla ile baş edemiyorsa anne, mutlaka bir uzmandan yardım almalıdır. Unutmayın ki bebeğiniz sizin hissettiklerinizi derinden hissediyor. Dünyaya sağlıklı bir bebek getirmek istiyorsanız bebeğin fiziksel sağlığının yanında ruhsal sağlığını da önemseyin. Mutlu bir annenin hayata pozitif bakan ve kendiyle uyumlu bir bebeği olacaktır. Sürecinizi daha keyifli ve anlamlı yaşayabilmek adına psikolojik destek almalısınız.

    Kaygı ölçeği ile kaygı, korku ve depresyon seviyenizi bilmek ister misiniz?
    Hamilelik depresyonu nasıl atlatılır?
    Doğum öncesi ve sonrası oluşan kaygılarla nasıl başa çıkılır?
    Bu süreçlerde eşlere ne gibi görevler düşer?
    Hamilelik süresince görülen psikolojik problemler nelerdir?
    Gebelikte oluşan fiziksel değişimle nasıl baş edilir?
    Hamilelik sonrası duygu durum değişikliği için ne yapılbilir?
    Doğum sonrası görülen bu duygu durum değişikleri 2 haftadan uzun sürüyor mu?
    Annenin çevresi ile ve özellikle bebek ile iletişimini bozuk mu?
    İştah ve uykuda azalma var mı?
    Karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk, öfke, dikkatsizlik, unutkanlık varsa mutlaka bir uzmandan yardım almak gerektiğini unutmayın.