Etiket: Düşünce

  • Düşünceleriniz Nasıl İse Hayatınız da Öyledir

    Düşünceleriniz Nasıl İse Hayatınız da Öyledir

    İnsanı eşsiz yapan algılayabilmesi, anlamlandırması, akıl yürütmesi ve hissetmesidir. Sadece insanoğluna bahşedilen bu özellikler başka hiçbir canlı da yoktur. Peki, bir günde zihnimizden 60.000 ila 90.000 düşünce geçmekte olduğunu biliyor muydunuz? Kaç tanesini fark edebiliyoruz? Çoğunlukla düşüncelerimizi fark etmiyoruz çünkü duygularımız düşüncelerimizin önüne geçiyor. İnsan zihni bir sıralamaya göre çalışır; önce karşılaştığı durumu algılar, sonra yorumlar ve anlamlandırır, sonra da duyguyu hisseder. Fakat Türk toplumu öncelikle duygularını fark eder sonra düşüncelerini.

    Düşüncelerimiz ikiye ayrılıyor olumlu ve olumsuzlar. Olumsuz düşüncelerimiz “annem beni anlamıyor”, “kimse beni sevmiyor”, “bu sınavdan kalacağım”gibidir. Olumlu düşüncelerimiz“ mutlu bir insanım”, “hayat çok güzel”, “ben önemliyim”.  Şimdilerde herkesin söylediği dillere pelesenk olmuş bir söz var “Olumlu düşün ve olumsuz düşünceleri aklından çıkart.” Ama kimse olumsuzların nasıl olumluya dönüşeceğini anlatmıyor, bir sihirli değnek belki değiştirir.

    Psikolojik rahatsızlıkların temelinde olumsuz, gerçeğe uzak ve işlevsel olmayan düşünceler vardır. Her psikolojik rahatsızlığın ise farklı bilişsel özelliği vardır. Yani depresyonu olan “ Ben değersiz bir insanım” diye düşünebilir. Anksiyetesi olan “ Telefon çaldığında kesin kötü bir haber alacağım” diye düşünebilir. Anksiyete bozukluğunda bilişlerimiz olması çok düşük olan ihtimalleri yüzde yüz olacak gibi algılamamızla ortaya çıkar. Anksiyetesi olan insanların temel bilişsel özellikleri vardır.

    Anksiyete bozukluklarında görülen ortak temel bilişsel özellikler:

    1) Anksiyete bozukluğunda, belirli uyaranlar gerçekte olduğundan daha tehlikeli algılanır (panik bozukluğunda masum olan kalp çarpıntısının kalp krizi gibi algılanması).

    2) Anksiyete hastaları korktukları olumsuz sonuçların olma ihtimalini gerçekte olduğundan daha abartılı algılarlar( sosyal fobisi olan bir bireyin sosyal bir ortamda ellerinin titreyeceği ve yüzlerinin kızaracağına kesin olarak inanması gibi).

    3) Anksiyete bozukluğunda korkulan sonucun oluşması bir felaket olarak algılanır. (Panik atak geçirdiğinde kişinin çıldıracağına inanması gibi).

    4) Anksiyete hastaları korktukları sonucun olmaması için bir dizi bilişsel ve davranışsal kaçınmalarda bulunurlar (ilgiyi dağıtma, düşünmemeye çalışma, yanında ilaç taşıma, kolay çıkamayacağı kalabalık yerlere gitmeme veya çıkışa yakın yerlere oturma).

    5) Anksiyete bozukluğunda bedensel belirtiler korkulan şeyin gerçek olduğu yargısını arttırır yani anksiyete arttıkça bedensel belirtiler artar bedensel belirtiler arttıkça anksiyete artar bir kısır döngüye dönüşür.

    6) Anksiyete bozukluğu olan hastalarda tehlikeyi çok büyük ve baş edilemeyecek bir durum olarak algılarlar, kendi baş etme becerilerini de çok düşük veya yok olarak algılarlar. Örneğin sınıfta arkadaşı tarafından dalgaya alınan öğrenci yaşadığı durumu felaket olarak görürken kendini de baş edemeyecek kadar zayıf görmesi gibi).

    Düşünce sisteminizin farkında olmak hangi düşüncenin sizi olumsuz etkilediğini ve hasta ettiğini görmenize yardımcı olur.

  • Depresyon Belirtileri

    Depresyon Belirtileri

    Depresyon, en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biridir ve orta yaş grubunda daha fazla görülmektedir. Kişi için bazı şeyler eskisi kadar zevk vermemekte ve çökkün duygudurumu oluşabilmektedir. Daha detaylıca incelemek gerekirse depresyonun klinik belirtileri şu şekildedir:

    1-Çökkün duygudurumu: Depresyonun en belirgin klinik belirtilerindendir. Bu tanıyı koyabilmek için duygudurum depresif ve zevk alamama gibi belirtilerinden birinin baskınlık göstermesi gerekmektedir. Çökkün duygudurumu, bireyin acılı, kederli hissiyatı içerinde beraber eşlik ederek devam edebilir. Bu duygudurumuna sahip bireyde günler boyunca sıkıntılı ve acılı belirtiler görülebilir. Farklı özellik gösteren, örneğin psikotik özellikli olan kişilerde, bu duygudurum ağır seyir gösterebilir. Hastaların önemli bir kısmı sabah uyandıklarında bu duyguları hissederek uyanmaktadırlar. Depresyon seyri günlerce devam ettirdikçe kişilerde kötü bir hissiyat oluşur.

    2-İlgi azlığı ve anhedoni: İlgi azlığı ve çökkün duygudurumdan en az biri bulunmadıkça depresyondan söz edilmesi mümkün değildir. Bireyin sosyal ilişkilerinde ve iş hayatına olan ilgisi azalır ve eskiden zevk aldığı konulardan artık zevk almamaktadır.

        3-Sıkıntı hissi, bunaltı (anksiyete): Bunaltı depresyonun özyapısal bir özelliği olmamasına rağmen, klinik pratikte depresif duygudurumu ve ilgi azlığından sonra üçüncü olarak seyir göstermektedir. Bunaltı hissi, gerginlik, engellenmeye karşı tahammül edememe ve unutkanlık, öfke ifade etmede artış gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Bunaltı yaşlılarda çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, karın ağrısı ve ishal gibi bedensel yakınmalar şeklinde görülmektedir.

        4-Düşünce süreci: Bireylerde düşünce akışının yavaşlığından dolayı yöneltilen sorulara cevap verme noktasında zorluk çekebilir veya cevap veremeyebilir. Melankolik durumlarda ise bu seyir daha ciddi olabilir, örneğin konuşamama durumları da görülebilir.

        5-Suçluluk-değersizlik fikirleri: Genellikle depresyon hastalarında görülen ve kendilerini suçlu gibi hissederek geçmiş anılarını hatırlama eğilimindedirler. Bazı hastaların suçluluk duyguları o kadar yoğundurlar ki hayatlarını sonlandırma eylemine bile kalkışabilirler. Benlik saygısındaki azalma hastayı değersizlik olgusuyla karşı karşıya getirmektedir.

        6-Uyku problemleri: Uykuya geç dalma, uyku sırasında bölünmeler gibi

    7-Olumsuz düşünceler: Depresif hastalar genellikle dış dünyayı, geleceği ve kendisini olumsuz görme eğilimlerindedirler. Bilişsel çarpıtmalarla bu düşüncelerini destekler nitelikte oluştururlar.

    8-Umutsuzluk: Umutsuz görme eğilimindedir bu kişiler.

    9-Kararsızlık: Depresyondaki hastaların olumsuz görme ve düşüncelerinin yavaşlaması neticesinde bireyde karar vermede güçlüklere sebebiyet verebilir.

    10-Obsesif ruminasyonlar ve fobiler: Hastalar farklı alanlarda takıntılı ve genel olarak kendilerini suçlayıcı bir tutum sergileyerek daha önceden de var olan obsesif ve fobik düşüncelerle depresif dönemini arttırabilirler.

        11- İntihar fikirleri ve girişimleri: Depresif bozukluk gösteren hastaların intihar eylemi ve düşüncelerinin yüksek olduğu psikiyatrik rahatsızlıklardandır. Depresyonlu hastaların yaklaşık %65’inde edilgin ölüm düşünceleri ve intihar düşünceleri bulunmaktadır. Kadınlarda intihar girişimi fazlayken erkeklerde ise tamamlanmamış intihar oranı fazladır.

  • Ruhun Kanseri; Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Ruhun Kanseri; Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Nedir? OKB, takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile tekrarlayıcı davranışlar ve zihinsel ritüllerden oluşan bir ruhsal hastalıktır.Halk arasında evham, endişe takıntı olarak bilinir.

    Obsesyon ( Takıntı) Nedir?

    Zihnimize istemsizce gelen, bizi rahatsız eden ve zihnimize gelmesine engel olamadığımız düşünce, duygu imge ve görüntülerdir.

    Kompulsiyon (Zorlantı) Nedir?

    Rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak için tekrarlı şekilde yapılan davranışlar ya da zihinsel ritüellerdir.

    Bunlar gözle görülen davranışlar da olabilir; temizlik, yıkama, gibi.

    Zihinsel ritüeller de olabilir; sayı saymak, dua etmek gibi.

    Sıkıntıyı azaltmaya yönelik yapılan bu ritüellerin süresi gittikçe artmaya obsesif hastanın zamanının çoğunu almaya başlar.

    Hepimizin küçük takıntıları, basit ritüelleri olabilir fakat günlük hayatı, sosyal, hayatı ve iş hayatını etkilemeye başladığında biz artık buna artık hastalık diyebiliriz.

    Rahatsız edici düşünceleri, istemsiz düşünceleri çoğunluğumuz yaşarız. Bu oran %80in üzerinde olduğunu da ifade edebiliriz. Örneğin gün içinde birkaç defa arayıp ulaşamadığımız bir yakınımız hakkında zihnimiz hemen olumsuz felaket senaryoları oluşturur. Ya da üzüntü verici bir konu hakkında konuşurken kulak çekip tahtaya/duvara vurmak çoğumuzun yaptığı bir ritüeldir.

    Buradaki ayırıcı nokta bir; rahatsız edici düşünceleri önemsememiz ya da inanmamız. İki; bu düşünce ve davranışların günlük hayatı, sosyal hayatı, ilişkilerini ve iş hayatını etkilemesidir.

    Örneğin; bir anne “çocuğuma zarar verebilirim” düşüncesi zihnine geldiğinde bu düşünceyi önemseyip bu düşünceden kurtulmaya çalışır ve zamanla düşüncenin kendisinden korkup evdeki bütün kesici delici aletleri kaldırmaya çocuğuyla yalnız kalmamaya yönelik önlemler almaya başlarsa artık bu davranış normalden ayrılıp hastalık boyutuna gelmiş olur.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk Türleri

    Temizlik, Kirlenme, Bulaşma Obsesyonu; Bir yere dokununca, bedeninin, giysilerinin kir, mikrop, virüs hastalık bulaşacağına dair takıntılı düşünceler ve bu takıntılı düşüncelerin neden olduğu sıkıntılardan kurtulmak için yapılan el yıkma, banyo yapma, ya da sürekli kıyafetlerini yıkama davranışları.

    Şüphe Obsesyonu; Kişi yaptığı davranıştan ütünün fişini çekmek, gazı kapatmak gibi davranışları yapmış olduğundan şüphe duyar (şüphe obsesyonu) ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol eder (kontrol kompulsiyonu). Örneğin 40 yaşında erkek iş yerinin kapısını kapatmadığını düşünür ve defalarca gelip kontrol eder.

    Cinsel İçerikli Obsesyonlar; Yakınlarına ya da çevresindeki kişilere yönelik cinsel düşünceler gelir. Bu düşüncelerden rahatsızlık duyup kaçma ve kaçınma davranışları gösterir. Örneğin;35 yaşında erkek  çevresindeki bütün kadınları her gördüğünde onlarla cinsel ilişki yaşadığını düşünür. Bu düşünceden kurtulamaz yoğun sıkıntı duyar ve kadınlardan kaçmaya başlar.

    Dini İçerikli Obsesyonlar; Dini inançları yoğun kişilerde görülür. İbadet sırasında zihnine gelen düşüncelerden ya da görüntülerden rahatsızlık duyar. İnancıyla çatışan bu düşünceler yoğun sıkıntı yaşamasına neden olur. Örneğin namaz sırasında zihnine inancıyla ters düşünceler yada cinsel görüntüler gelir (obsesyon) . Kişi bundan rahatsız olup namazı bırakıp tekrar abdest (kompulsiyon) alır. Başta rahatlık veren bu davranış bir müddet sonra gittikçe artan sürelerde ve artık rahatsızlık verecek düzeyde yapılır.

    OKB’nin Nedenleri Nelerdir?

    OKB’nin Nedenleri Nelerdir? OKB’nin edenleri arasında çeşitli faktörler vardır. OKB biyolojik yönü en güçlü hastalıklardan birisidir. OKB’li hastaların birinci derece akrabalarında sık görülür bundan dolayı genetik aktarımın etkili olduğu söylenebilir. Genetik yönün yanında öğrenilmiş yönü de kuvvetlidir. Kişilik özellikleri titiz, disiplinli mükemmeliyetçi, kuralcı özelliklere sahip kişiler obsesif kompulsif bozukluğa yakın olarak kabul edilir. Çocukluk çağında cinsel istismar gibi ağır travmalara maruz kalmış kişilerde çocukluk çağında OKB’nin gelişmesine neden olabilir.

    OKB Tedavi Edilir mi? OKB Nasıl Tedavi Edilir?

    OKB Tedavi Edilir mi? OKB Nasıl Tedavi Edilir? Obsesiz kompulsif bozukluk rahatsızlığına geçmiş dönemlerde “ruhun kanseri” denirdi. Bu tedavisinin çok zor olduğunu göstermek için kullanılmış bir ad şüphesiz. Fakat son zamanlarda gelişen terapi yöntemleriyle beraber tedaviye büyük oranda cevap veren hastalıklar arasında olduğunu söylenebilir.

    Terapi sırasında öncelikle OKB’nin hastanın hayatına etki ettiği alanlar ayrıntılı olarak tespit edilir. Temel korkuları, otomatik düşünceleri, temel inançları keşfedilir.

    Örnek soru; kirlenme obsesyonu olan biri için;

    “Buna dokunursan ne olacağından korkuyorsun? Olabilecek en kötü şey nedir?”

    Davranışçı model çok iyi aktarılır ve maruz bırakma teknikleri öncelikle terapi odasında en az sıkıntı duyulan alanda yapılır.

    Sonuç olarak terapi esnasında OKB’li hasta şunu öğrenir; insanları hasta eden aklına gelen düşünceler değil. İnsanların zihnine her türlü düşünce gelir. Önemli olan bu düşüncelere karşı almış olduğumuz önlemlerdir. Ne kadar el yıkar, ne kadar, şüphe duyduğunu şeyi kontrol etme davranışı gösterirseniz yani davranışını ne kadar sık yaparsanız hastalığın pençesine o sıklıkta düşmüş olursunuz.

  • Takıntılarım ve Ben; OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)

    Takıntılarım ve Ben; OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)

    Obsesyon (saplantı) , kişinin rahatsız edici bulduğu , gerici, sıkıntı yaratan, kişinin ruh hali üzerinde yüksek etkisi bulunan , yineleyici düşünce dürtülerdir.

    Kompulsiyon (zorlantı) ise bir obsesyona (saplantı) tepki olarak yada katı kurallara göre yapılan motor yada mental eylemlerdir. Kişi yaptığı davranışın aşırı ve anlamsız olduğunu bilir. Bu davranış obsesyonların etkisini azaltmaya yada olmasından korktuğu şeyi önleme amacına yönelik olarak yapılmaktadır. Ancak bu amaçla yapılana davranış arasında gerçekçi ya hiç bir ilişki yoktur yada aşırı abartılı olarak görülür. Zihne zorla giren , rahatsızlık veren ve sıkıntı yaran bir düşünce obsesyon (saplantı) tanımına uyarken ,böyle bir düşünceyi etkisizleştirmeve sıkıntıyı azaltma amacındaki başka bir düşünce kompulsiyon (zorlantı) tanımına uymaktadır.

    DSM-IV’ e göre tanı ölçütleri nelerdir ?

    • Obsesyonlar (saplantı) yada kompulsiyonlar (zorlantı) vardır.

    • · Bu bozuklluk sırasında kimi zaman istemeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete yada sıkıntı ya neden olan , yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemler.

    • · Düşünceler , dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşama sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.

    • · Kişi, bu düşünceleri ,dürtüleri yada düşlemlerine önem vermemeye yada bunları baskılamaya yada başka bir düşünce yada eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır.

    • · Kişi, obsesyonel düşüncelerini , dürtülerini yada düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür.

    Kompulsiyonlarda vardır.

    · Kişinin, obsesyona bir tepki olarak yada katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendinin alıkoyamadığı yineleyeci davranışlardır. Örneğin; el yıkıma ,dua etme,birtakım sözcükleri devamlı söyleyip durma vb.
    · Davranışlar ve zihinsel eylemler, sıkıntıdan kurtulmaya yada var olan sıkıntıyı azaltmaya yada korku yaratan olay yada durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar yada zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi yada korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi biçimde ilişkili değildir yada açıkça çok aşırı düzeydedir.

    • Bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman kişi obsesyon(saplantı) yada komulsiyonların (zorlantı) aşırı yada anlamsız olduğunu kabul eder. Not: bu çocuklar için geçerli değildir.

    • Obsesyon ve kompulsiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar yada kişinin olağan günlük işlerini ,mesleki işlevselliğini yada olağan toplumsal etkinliklerini yada ilişkilerini önemli ölçüde bozar.

    BAŞLAMA YAŞI NEDİR ?

    Bozukluk ortalama olarak 21 yaşları dolayında başlar. Bozukluk erkeklerde biraz daha erken (19 yaşlarında ) , kadınlarda biraz daha geçtir. ( 22 yaşlarında) hastaların % 65’ inde bozukluk 25 yaşından önce , ancak %15’ i kadarında 35 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. İki yaşında OKB tanısı konmuş olgular bildirilmiştir. Bozukluğun yerleşmesinden önce , işlevselliği belirgin derecede bozmayan ve önemli rahatsızlıklar yaratmayan obsesif kompulsif semptomların bulunduğu , hasların çoğu tarafından bildirilmektedir. Bu tür semptomların başlama yaşı 13 dolaylarındadır ve yine erkeklerde biraz daha erken yaşlarda başlamaktadır.

    ETKENLER NELERDİR ?

    Genetik etkenler

    Yapılan araştırmalarda OKB nin genetik geçişli olduğunu düşündüren belirtileri gözlenmektedir. Yapılan aile çalışmalarında OKB li bir hastanın biyolojik akrabaları arasında OKB görülme sıklığı genel popülasyona göre 5-10 kat daha fazlam olduğu görülmektedir. Ancak bu bulgu tek başına genetik etkenler lehine yorumlanamaz. Çünkü çocuklar bu davranışları anne babalarını taklit ederek öğrenmiş olabilirler.Bununla birlikte hastaların semptomları ile aile deki diğer bireylerinin semptomları genellikle birbirinden farklıdır.

    Psikodinamik etkenler

    Psikaanalitik görüşe göre obsesyonlar bastırılmış dürtülerin türevleridir. Bazen dürtü nitelikleri korunmuştur, ancak deforme edilmiştir. Cinsel ve saldırgan obsesyonlar genelde bu özelliği taşırlar. Kompulsiyonlar ise dürtü türevleri olabilecekleri gibi, bu dürtülere karşı süperego buyrukları da olabilirler.OKB ‘nin bazı semptomları ise dürtü türevleri ile bunlara karşıt güçler arasında bir çatışmayı yansıtır. (obsesif kuşku semptomları)

    Davranışsal etkenler

    Davranışçı kurama göre , obsesyonlar koşullu uyaranlardır. Raslantısal olarak, anksiyete oluşturan bir durum içinde yer alan masum uyaranlar daha sonra anksiyete yaratabilirler. Kompulsiyonlar ise kaçınma davranışlarıdır. Kişi belli bir eylemin anksiyeteyi azalttığını keşfeder ve bu eylemi yineler durur.

    TANI

    OKB semptom yönünden oldukça zengindir ve semptomlardaki bu çeşitlilik , bozukluğun heterojen olduğunu düşündürür. Verilere göre hastaların yaklaşık %40 sadece obsesyon, % 30 sadece kompulsiyon kalan % 30 ‘ uda hem obsesyon , hem de kompusiyon bulunmaktadır. Klinik serilerde ise hem obsesyon hem de kompulsiyon % 75 ‘ ten fazladır. Bu son gruptaki hastaların daha çok yardım arayışında olduklarını gösterir.

    Sıklık sırasına göre obsesyonlar ;

    • Bulaşma %50

    • Kuşku %40

    • Somatik %30

    • Simetri %30

    • Agresif %30

    • Cinsel %25

    • Dinsel % 10

    Olguların %70 ‘ten fazlası iki yada daha çok obsesyon tipi arasındadır.

    Sıklık sırasına göre kompulsiyonlar ;

    • Kontrol etme %60

    • Yıkama %50

    • Sayma %35

    • Sorma anlatma yada dua etme %35

    • Simetri düzen %30

    • Biriktirme %20

    Olguların %60 kadarında birden çok kompulsiyon tipi bulunur.

    OBSESYONLARA EŞLİK EDEN KOMPULSİYONLAR

    • Bulaşmaya obsesyonuna genellikle yıkama – temizleme kompulsiyonu eşlik eder.

    • Kuşku obsesyonuna genellikle kontrol etme denetleme kompulsiyonu eşlik eder.

    • Agresif ve cinsel obsesyonlara genellikle soru sorma ve anlatma kompulsiyonları eşlik eder.

    • Simetri ve düzen obsesyonuna genellikle sayma kompulsiyonu eşlik eder.

    • Somatik obsesyonlara genellikle kontrol etme kompulsiyonu eşlik eder.

    TEDAVİ

    OKB tedavisi, semptomların hastaya açıklanması ve gerekliyse, bunun çıldıracağı anlamına gelmediğinin vurgulanmasıyla başlanmalıdır. Aynı zamanda hastanın yakınları bilgilendirilmeli , tedavide işbirliği yapmaları sağlanmalıdır. Hastaya karşı ödünsüz ama sevecen ve sempatik bir tutum sergilemelidirler.

    OKB genellikle dalgalanmalarla seyreden; kronik,hatta çoğu zaman yaşam boyu süren bir bozukluktur. İlaç tedavisi daha çok semptomların kontrol altına alınmasında yardımcıdır. Ayrıca ilaçlar obsesyonlar üzerinde etkili olsalarda , kaçınma davranışlarını değiştirmezler. Bu sonuncular için davranış terapileri de uygulanmalıdır. Başlangıçta hastaların bir kısmı , katlanmak zorunda kalacakları anksiyete nedeniyle , davranışçı terapilere razı olmayabilirler. Bu hastaların çoğu ilaç tedavisiyle rahatladıktan sonra davranışçı terapiyi kabul ederler. Bazı hastalar ise ilaçların yan etkilerinden çekindikleri için ilaçla tedaviye yanaşmayabilirler. Bu grup içinde de davranışçı yöntemlerin etkisi görüldükçe , ilaç kullanmayı kabul edenler çoğunluktadır.

    Davranış terapisi kompulsiyonların belirgin olduğu hastalarda daha başarılı sonuçlar vermektedir. Hastanın ve çoğu zaman da ailenin işbirliği gereklidir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce ile kompulsiyon adı verilen yineleyici davranışlarla karakterize ruhsal bir hastalıktır.

    Obsesyon, kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.

    Kompulsiyon ise kişinin obsesyona tepki olarak obsesyonun vermiş olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu ortadan kaldırmak ya da azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerdir.

    Obsesyon ve kompulsiyonlar toplum ve kültürlere göre değişiklik gösterebilir. En sık görülen OKB türleri aşağıda verilmiştir.

    Kirlenme Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

    Kişinin kirleneceğine ve mikrop kapacağına dair karşı koyamadığı rahatsızlık verici düşüncelerle ortaya çıkan ve kişinin bu rahatsızlığı azaltmak ya da ortadan kaldırmak için işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen; tekrarlayan el yıkama, duş alma, sürekli evi ve eşyaları temizleme davranışlarının gözlendiği bir okb türüdür.

    Şüphe Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu

    En sık görülen okb türlerinden birisidir. Kişi kapıyı açık bırakmış veya kilitlememiş, elektrikleri aletlerin fişlerini prizde takılı bırakmış olabileceğine dair kuşku duyduğu ve emin olabilmek için tekrarlayan kontrol etme davranışları geliştirdiği kişinin işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen bir okb türüdür.

    Simetri Obsesyonu ve Düzenleme Kompulsiyonu  

    Nesnelerin, eşyaların belirli bir düzen, konum ve simetride olması gerektiğine dair kişinin kontrol edemediği takıntılar ve davranışlardır.

    Dini İçerikli Obsesyonlar

    Özellikle dini inançları yoğun yaşayan toplumlarda görülen bir obsesyon türüdür. Kişi kendini inanç ve görüşlerine tam karşıt bir biçimde ve çok yoğun sıkıntı yaratacak şekilde dini içerikli takıntılı düşünceleri düşünmekten alıkoyamaz.

    Cinsel İçerikli Obsesyonlar

    Kişi için kabul edilemez ve utanç verici nitelikteki cinsel öğelerle ilgili düşünce ya da imgelere sahip olma durumudur.

    Sayma Kompulsiyonları

    Kişi herhangi bir günlük aktiviteyi belirli bir sayıya kadar saymadan yaparsa işinin rast gitmeyeceğini düşünerek sayma davranışında bulunur.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğun Yaygınlığı

    Okb’nin yaşam boyu yaygınlığı %3’tür. Cinsiyetler arasında farklılık göstermemektedir ve olguların %65’inde başlangıç 25 yaşın altındadır.

  • Panik Atak Süreci: Kıvılcımın Yangına Dönüşmesi

    Panik Atak Süreci: Kıvılcımın Yangına Dönüşmesi

    Çoğu insan hayatında bir kez de olsa panik atak geçirmiştir. Panik bozukluk da ise bu durum, hastalık şeklinde sürekli nükseden bir seyir almaktadır. İnsan beyni kaç ya da dövüş şeklinde çalışır. Atakların seyri bunlardan etkilenmektedir. Bu durumu bir örnekle açıklamakta yarar var. Bir yolda karşıya geçiyorsunuz. Hızla gelen arabayı geç fark ettiniz ve kendinizi son anda karşıya attınız.

    O esnada ne yaşanır? Beyin otomatik olarak alarma geçer. Kalp atışı hızlanır, kaçmak için kan ayakta yoğunlaşır, mideden kan boşalır, herhangi bir yaralanma ve kan kaybına karşı önlem için vücuda kan pompalanır. Bu saniye bile sürmeyen durumu beynimiz bizim için otomatik olarak yapmaktadır. Bu yaşamsal bir işlemdir. Aksi olsaydı – düşünerek bunu yapsaydık- bu süreci yönetmek zorunda kalmak hem zor hem de hayati tehlike arz eden durum oluştururdu.

    Peki, panik bozuklukta ne olmaktadır? Tamamen yukarıda anlattığım aynı durum ama yanlış alarm süreci gerçekleşmektedir. Yine beynimiz tüm vücudu alarma geçirir.Olağanüstü hal ilan eder.Ancak panik bozukluk hastası otomatik düşüncelerinden kaynaklı ‘felaketleştirme’ ile hareket ederek tamamen gerçek dışı veya kısmen gerçek dışı düşüncelerle bu yanlış alarm sürecini başlatır.Panik atak süreci burada bir yangının başlaması gibi kıvılcımla başlar  ve alevlenir.Kalp krizi düşüncesiyle panik atak yaşayan bir kişiyi örnek verelim.(bütün tetkiklerini yaptırmış ve biyolojik olarak sağlıklı olan birisi için )Panik ataklarda  yaygın olan kalp krizi geçirme düşüncesinden dolayı örneğini verdiğimiz bu kişi; öncelikle kalp krizi geçirdiğini düşünür.Dolayısıyla ortalama veya ortalamanın kısmen üstünde atan kalp;  beynin otomatik alarma geçmesiyle ve kalp krizi tehlikesine karşı önlem için daha fazla atar.Tamamen abartılmış düşüncelerimizle beyni bir anlamda yanlış yönlendirmiş ve otomatik alarm sürecini harekete geçirmiş oluruz.Kişi bunu görünce kendi bilişini(düşünce) doğru kabul eder ve evet gerçekten kalp krizi geçirmesem kalbim daha da hızlı atmazdı diye düşünür.Bu duruma diğer belirtiler de eşlik etmektedir.Mideden kan boşalmasından dolayı mide bulantısı; nefes alış verişinin   dengesizliği ve hızından dolayı oksijen-karbondioksit dengesizliği ve baş dönmesi; ayrıca boğulma ve ölüm hissi gibi duruma eşlik eden anksiyete durumları..Böylece fizyolojik sürecin eşlik ettiği düşüncelerimizle iç içe  karmaşıklaşan bir süreç meydana gelmektedir.

    Filmi en başa sararsak aslında bu karmaşık sürece de müdahale imkânımız olduğunu görürüz. Nasıl mı?

    1.Aslında otomatik düşünce dediğimiz düşünceyle başlayan ortalamanın hafif üstünde atan kalbi taşikardiye kadar yükselten yine düşüncelerimizdir. Otomatik düşünce bilişsel davranışçı psikoterapide işe yarayan ve pratik faydaları olan bir modellemenin parçasıdır. Öncelikle fizyolojik olarak neler oluyor ve bunun düşüncelerinizle bağının yakalanması şarttır.

    2.Panik atak özellikle felaketleştirme bilişi üzerine kuruludur. Hasta kalp krizi diye düşünür beyin otomatik tepki verir vücudu alarma sokar. Alarma geçen vücutla ilgili yeniden düşünürsünüz ve kendi kendinizi doğruladığınız ama özünde yanlış olan bir süreç meydana gelir.

    3. Panik bozukluğu hastasındaki atakta kıvılcım bir yangına dönüşmeden atağını kontrol etmesi için hastanın düşünceleri-duyguları-davranış ve fizyolojik durumu arasındaki tüm ilişkiler gözden geçirilmelidir.

    4.Bilişsel davranışçı terapilerde gözden geçirme bilişsel terapistin hastayla yaptığı değerlendirmeler ve  hastanın terapiye ortak edilmesiyle gerçekleşir. Bu tek taraflı terapist telkinine dayalı bir terapi süreci değildir. Ve sonuç olarak düşünceler   yeniden yapılandırılır.

    5.Tüm bunların yanı sıra   psikoterepi; gevşeme, imajinasyon ve nefes egzersiz teknikleriyle desteklenerek atak sürecine müdahale ve atağın önlenmesi veya azaltılması gerçekleştirilmektedir. Yazıyı W.Sakespeare’in şu sözleriyle bitirelim.“Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatının gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.” 

  • Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obsesif ve kompulsif kişilik yapısına sahip kişilerin obsesyonları çeşitli alanlarda olabilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak eğer, temizlik obsesyonu zihninde ora ile alakalı pis olduğunu düşünerek kişi oraya dokunmak veya orada durmak kendisi için zor bir durum haline gelebilir. Kuşku obsesyonları, kişi acaba ocağın altını kapattım mı, prizden fişi çektim mi gibi düşüncelerle zihnini meşgul etmektedir. Bir başka obsesyon cinsel içerikli düşünceler. Dini obsesyonlar, simetri obsesyonları acaba duvardaki tabloyu kalkıp düzeltsem mi, halı biraz kaymış gibi duruyor şeklinde obsesyon, sayma obsesyonları, biriktirme obsesyonları ilerde lazım olur diye bir nesneyi biriktirmesi, uğursuz sayılar veya uğursuz renkler gibi obsesyonları görülmektedir. Aynı zaman da saldırganlık obsesyonları da mevcut olan bireyler de vardır. Mesela kendisinin birisine zarar vereceğini ya da kendisine zarar verileceğini düşünmesi gibi. Kompulsif davranışları ise temizlik,  kontrol etme, düzenleme, tekrarlama, sayma, dokunma ( kendisinin uğurlu gördüğü bir nesneye dokunulması yoksa başına kötü bir şey gelme korkusu), biriktirme (herhangi bir ihtiyacı olmamasına karşın bir objeyi biriktirme) gibi çok yönlü obsesif ve kompulsif durumlar sergilemektedir. Obsesyon ve kompulsiyonlar sıklıkla beraber görünmektedir. Bu bozukluk için en önemli konulardan bir tanesi de dikotomik düşünce tarzıdır. Böyle bir durum doğrudan uzaklaşmak otomatik yanlışlara sürüklemektedir. Aynı zaman da kendi içlerindeki yaşadıkları bu problemler kişilerarası ilişkilerini de etkilemekte ve problemlere yol açmaktadır. Çünkü ilişkilerde duygular ön plandadır ve kesin yanıt içermeyebilir. Bu kişilerin olaylara karşı getirdiği çözümler duygulardan ve belirsizlikten kaçmaktır. OKKB’de diğer bozulma ise hayali düşünme sistemidir. Kişi için sorunu çözecek mükemmel bir yol belirgin değil ise hiçbir şey yapmamasının daha makul olabileceğini düşünmektedir ve hata yapmaktan kaçmaktadırlar.

    Obsesif Kompulsif kişilik Yapılarının Psikoterapisi

    1. Bilişsel Davranışçı Terapisi

    Obsesif hastalar kendisine kaygı veren düşünceler ile bu düşüncele silsilesinden kaçtığı ve kaçınarak başa çıkmaya çalıştıkları görülmektedir. Ama düşüncelerden kaçınmaya bu sıkıntılar daha da fazlalaşmakta ve böylelikle kısır bir döngü içine hapsetmektedir. Davranış tedavilerinde hedef hastayı kaygı uyandıran ve kaygı uyandırdığı için kaçınma davranışlarına neden olan düşünce silsilesini sorgulatmak ve bu sorgulatmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için otomatik olarak devreye giren, tekrar eden tutumların önüne geçmektir. Alıştırma tedavisi dediğimiz bu yöntemde, hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır.

    Bilişsel tedavilerde ise gaye pis hissettiği, rahatsız, edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Mesuliyet biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen kötü hissettiren düşünceleri etkisiz kılmak için tekrar eden davranışlar gösterme eğilimi hissetmeyeceklerdir. Burada birincil amaç düşünceleri gerçek gibi algılamasını azaltmaya çalışmaktır. Bu sebeple tedavide tehlike ve aşırı mesuliyet algılarının ne derecede gerçekçi olduğu ve ne derecede ise düşünce hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı birey ile birlikte araştırma konusu olmalıdır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince fonsiyonel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve fonsiyonel olanları ile yeniden yapılandırılıp yerine koyulması sağlanmalıdır. Düşüncelerinin  bir yıkımla neticeleneceğini düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korku duyduğu sonuçların gerçekleşmediğini görmeleri tedaviye ilişkin terapiye devam etmekle önemli faydalar sağlamaktadır.

    Bilişsel ve davranışçı terapiler hem rahatsızlığın tedavisinde hem de özelikle tekrarlarının önüne geçilmesi çok önemli bir yeri bulunmakta, bazı durumlarda tedavide ilaç sadece kullanılırken bazı durumlarda ise ilaç artı psikoterapi işlem görmektedir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Bu hastaların belirtileri düşünceleri ve davranışlarını sanki dışarıdan birin müdahale edilmiş gibi yani iradesinin dışında oluyormuş gibi sunmaktaydı. Konuşmaları güçlü ve dramatik özellikler göstermesiyle beraber büyük abartılı, dramatik jestlerle kullanmaya meyilli kişilerdi. Bilişsel ve davranışçı kuramcılarında Beck, histerinin bilişsel kavramsallaştırmasını ortaya koydu fakat histeriyi Histrionik Kişilik Bozukluğu yerine konversiyon histeri olarak incelemekteydi.

    Histrionik Kişilik Bozukluğu olan bireylerdeki varsayımlarının altında yatan düşüncelerden bir tanesi de “ben yetersizim ve kendi başıma idame ettiremem” düşüncesidir. Farklı kişilik bozukluklarındaki bireyler varsayımlarla başa çıkma yolları benzer olabilir fakat histrionik bireyler hiçbir şeyi şansa bırakmayan daha faydacı bir yaklaşımla yönelmeye yatkındırlar. Kendileriyle ilgilenmeleri noktasında yetersiz hissettiklerinden başkaları için ilgilenmeleri için çeşitli yollar bulmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Hayattaki zorlukların karşısındaki yaşam anahtarını diğer insanlara vermekle herkes tarafından sevilmesi gerektiğinin inancını kendisinde barındırmaktadır. Bu durum ise kişiyi çok güçlü bir şekilde reddedilme korkusu oluşturmaktadır. Reddedilmenin mümkün olduğunu düşünmek bile bu yapıdaki kişileri tedit eder çünkü dış dünyanın temellerini sağlıksız olduğu pozisyonunu hatırlatmaktadır. Onlar için reddedilme işareti bile yıkıcı bir iz bırakmaktadır. Yetersiz hissetme duygusuna rağmen onay almak için davranmak onlar için kurtuluş yoludur. Onay alma durumunu şansa bırakmamaktadırlar. Böyle bir durumu canlı tutabilmek içinde cinsel rol kalıplarını kullanarak aşırı bir biçimde doldurup dikkati araştırmak için baskı hissederler. Kadın histrionikler kendi yaşının verdiği olay ve durumlara binayen, yeterli, sistematik düşünce ve plan gerektiren işler yerine fiziksel çekicilikleri için ödüllendirilmiş olduklarını düşünmektedirler. Erkek histrionikler ise, daha erkeksi “maça erkek” diye tabir edilen aşırı erkeksi rol oynamayı öğrenmişler ve erkeklikleri, dayanıklılıkları, güçleri için ödüllendirildiklerini düşünmekteler.

    Bu yapıdaki kişilerin dışarıdan onaylanmayı ortaya çıkarmaları hakkındaki endişeleri gazladır ve dışsal değerlendirmeyi kendi içsel deneyimleri üzerinden yapmayı öğrenmişlerdir. Aslında kendi içsel deneyimleri onlara oldukça farklı bir biçimde kendiliğinden kaçar ve nasıl başa çıkacağını da bilmemektedirler. Histrionik Kişilik Bozukluğunun bilişi genel ve detaydan yoksundur, belirgin başarıya dayanmak yerine kendiliğin izlenimci bir algısına götürür.

    Tedavi

    Bu kişilerin belirli sorun yapıları üzerinden bilişsel ve davranışçı terapi teknikleri kullanılabilir. Hastanın hedeflerine göre çeşitli tedavi teknikleri kullanılmalı, otomatik düşüncelere meydan okumak, düşünceyi test etmek ile alakalı davranışçı ödevler ile deneyler düzenlemek, aktivite takvimi, gevşeme egzersizleri, problem çözme ve girişkenliğine yardımcı egzersizler kişiye yardımcı olmaktadır. Bilişsel terapide ilk öncelik değişime açık olan katman otomatik düşüncelerdir. Kişinin belirli bir durum ile alakalı yaptığı anlık değerlendirilmelerin değişimi daha kolaydır. Otomatik düşünceler kişinin zihninden geçen belirli alanlardaki imgelerden oluştuğu için terapi sürecinde ele alınan sorunun belirli bir örnek bir durum özelinde tanımlanması gerekmektedir. Örnek olarak en son bu sorunu ne zaman yaşadın gibi sorular sorularak hastanın yaşadığı belirtileri tespit edilmesi amaçlanır. Bilişsel terapide ele alınan sorunlar spesifik ve somut olmalıdır. Yaşanan sorunların somut ele alınmasından sonra terapide yapılması gereken diğer önemli girişim ise duygu, düşünce ve durumun tanımlanmasıdır. Otomatik düşüncelerin saptanması ile alakalı hastaya bilgi verilerek hastanın yaşadığı duygular üzerinden de anlatılabilir. Örneğin, bu durumdan dolayı üzüldünüz veya kızdınız gibi. Otomatik düşüncelerin ne olduğunu anlatmanın en güzel yollarından bir tanesi de hastaya seans esnasında otomatik düşüncelerinin ortaya çıkmasına yol açabilecek yani o anda duygularını ifadece edebilecek sorular sormaktır. Otomatik düşünceleri elde etmenin bir başka yolu da doğrudan sorular sormaktır.

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif-Kompulsif bozukluk takıntılı davranışlara ve düşüncelere sebep olan bir psikolojik rahatsızlıktır. Obsesyon istemsiz olarak tekrar eden ve kaygı yaratan düşüncelerdir.Kompulsiyon; obsesif kompulsif bozukluğa sahip kişilerin obsesif düşüncelerinden kaynaklanan, tekrar eden davranışlardır. Bu rahatsızlık kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkileyebilir ya da uzaklaşmaya sebep olabilir. Günlük yaşantıda eline kir bulaşma korkusundan gereksiz yere sık sık el yıkama, bakteri öldürücü kullanma, dışardaki tuvaletleri kullanmama en yaygın görülen obsesif kompulsif bozukluk semptomlarıdır. Obsesif-Kompulsif Bozukluğa sahip kişiler el yıkama ya da herhangi bir kompulsif davranışı yapınca rahatladıklarını düşünürler fakat bu davranışlar bir süre kaygıyı düşürürken kaygının ve huzursuzluğun ilerleyen zamanlarda arttığını farkedemeyebilirler. Rahatlamanın aksine kompulsif davranışlar kaygıyı ilerleyen zamanlarda arttırıp kompulsif davranışların artmasına ve devam etmesine sebep olur.Bilişsel davranışçı terapiyle bu davranışlar tamamen yok edilebilir ve obsesif-kompulsif davranışlar hakkında farkındalık kazandırılabilir. Eğer aşağıdaki DSM-V tanı kriterlerini karşılıyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekir.

    DSM-5’e göre1 obsesif-kompulsif bozukluğun tanı kriterleri şunlardır;
    A- Takıntıların (obsesyonların), zorlantıların (kompulsiyonların) ya da her ikisinin birlikte varlığı:
    Takıntılar (obsesyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır:
    1- Kimi zaman zorla veya istenmeden geliyor gibi yaşanan, çoğu kişide belirgin bir kaygı ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, itkiler ya da imgeler. 
    2- Kişi, bu düşüncelere, itkilere veya imgelere aldırmamaya ya da bunları baskılamaya çalışır ya da bunları başka bir düşünce ya da eylemle yüksüzleştirme (bir zorlantıyı yerine getirerek) girişimlerinde bulunur. 
    Zorlantılar (kompulsiyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır: 
    1- Kişinin takıntısına tepki olarak ya da katı bir biçimde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlanmış gibi hissettiği yinelemeli davranışlar (örn. el yıkama, düzenleme, denetleyip durma) ya da zihinsel eylemler (örn. dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme). 
    2- Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler yaşanan kaygı ve sıkıntıdan korunma ya da bunları azaltma ya da korkulan bir olay ya da durumdan sakınma amacı ile yapılır, ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler, yüksüzleştireceği ya da korunulacağı tasarlanan durumlarla gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da aşırı bir düzeydedir. 
    B- Takıntılar ya da zorlantılar kişinin zamanını alır (örn. günde bir saatten çok zamanını alır) ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur. 
    C- Takıntı-zorlantı belirtileri, bir maddenin (kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojisi ile ilgili etkilerine bağlanamaz. 
    D- Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozukluğun belirtileri ile daha iyi açıklanamaz.

  • Bilişsel Sistem

    Bilişsel Sistem

    Raymond J. Corsini (2011)’ye göre psikoterapi, kişiyi merkez alan, kişilerin kendilerini tatmin etmeyen şekillerde düşünüp, hissettiklerini ya da bu yönde sergiledikleri davranışları bulmasına yardımcı bir süreçtir. Psikoterapide, bireye bir konuda bilgi, öneri veya komut verilmez. Kişinin kendini anlamasına yöneliktir. Danışanın sorununa veya sorunlarına dair kendi çözümlerini yaratmasına yönelik yönlendirmeler yapılır.
    Psikoterapi eğitimi almış ve psikoterapi yapan kişiye psikoterapist denir. Psikoterapistler alışılmadık kuramları yani düşünce sistemlerini kullanan ya da bazı kuramları bütün kuramları bir araya getiren ve istedikleri sonuçlara ulaşmak için bir veya birden fazla uygulama kullanabilen genel kültürü yüksek olan kimselerdir. Bütün psikoterapistler aynı zamanda birer metot öğretici olarak da sayılabilirler. Psikoterapilerin çoğu, insanları değiştirmeye yöneliktir. İnsanların farklı düşünmesini, hissetmesini ve farklı davranmasını sağlar. Bilişsel terapide danışana dair gerekli bilgileri işleme alıp, danışanın yaşantısında olumlu değişime önayak olma amacındadır.
    İnsani gelişim ve bireysel öğrenme geçmişinden gelen; insanların hayati olayları düşünüp, hissedip ve farklı anlam yükleme, algılama ve yorumlama eylemlerini kapsayan teknik sisteme bilişsel sistem denir.

    Bilişsel sistem, insanın fiziksel ve sosyal çevrelerinden gelen bilgileri işleme alır ve bireyin buna göre tepki vermesi gerekmektedir. Tepki verilmesi için bireyin uyaranlara, olaylara, anılara, düşüncelere duygusal tepki ile katılabilme yetisi mevcuttur. Aynı zamanda verilen tepki, bilinçli veya bilinçsiz olarak davranışı doğuran, sürekliliğini sağlayan ve ona yön veren mekanizma ve psikolojik sistemlerle etkileşim içinde olmalıdır. Aaron Beck’in (1996) bilişsel modeline göre, bilişsel değerlendirmelerin birçok düzeyi vardır. İlk katman kendilerinden ortaya çıkan, kişiye doğru gelen, sorumlu davranış veya rahatsız edici duygularla ilişkili olan otomatik düşüncelerdir; zihin okuma, kişiselleştirme, damgalama, geleceği görme, korkunçlaştırma veya ikili (hep ya da hiç) düşünme gibi.

    Otomatik düşünceler doğru veya yanlış olabilir. Bazen verilen tepkiler olayların yanlış anlayıp yorumlanarak veya anlamsızca yorumlanmasından dolayı uyumsuz olabilir. Genelde insanlar, aslında duygularının bir olayla ilgili düşünme şeklinin bir sonucu olduğunu ve yorumlamasını değiştirdiğinde çok farklı duygulara sahip olabileceğini öğrendiğinde şaşırır. İnsanların terapiye geliş amacı, akılcı düşünemedikleri için değil; duygu, davranış ve ilişkileri sorunlu olduğu için olabilir. Bu aşamada bilinmelidir ki; düşünceler ve duygular ayrı olgulardır, bununla birlikte, düşünceler duyguları (ve davranışları) oluştururlar. Duygular hisleri yaşama biçimidir. Kaygılı, çökkün, kızgın, korkulu, umutlu, tuhaf, aciz, özeleştirel hissedilebilir. Duygular tartışılamaz ancak, sadece bir duyguya yol açan düşünceler tartışılabilir. Terapistler danışanlara düşüncelerin duyguları nasıl oluşturduğu ve bir duyguyu nasıl artırıp azaltabileceğini açıklayabilirler.

    Olumsuz düşüncelerin yerini alabilecek olumlu düşünmeye yönelik metotlar kullanılarak duygular değiştirilebilir. Bu değişen duygular bireye kazanımlar sağlar. Danışan aynı soruna farklı açılardan bakmayı öğrenir. Danışan, doğru veya yanlış olan otomatik düşünceleri sorgulamayı ve onları yorumlamayı öğrenir. Bu öğrenme süreci oldukça sistematik ilerler.

    Bilişsel terapi oldukça yapılandırılmış, toplam 12–16 hafta arasında süren kısa süreli bir terapidir. Bilişsel terapinin amacı bilgiyi alma ve işleme konusunda olumlu adımlar atabilmektir. Bu adımların sağlanmasını gerektiren terapi sürecinde, terapist ile danışan işbirliği içinde danışanın kendisini, danışandan ayrı olarak diğerleri ve danışanın dünyaya dair inançlarını inceler ve irdeler. Davranışa yönelik deneyler ve sözlü uygulamalar, danışanın işlevi olmayan düşüncelerine ve yargılarına alternatif yorumları incelemek ve daha kabul görülebilir inançları destekleyen ve tedavi edici anlamda değişimi sağlayan sonuçları üretmek için kullanılır.

    Bilişsel terapi olumsuz davranışların yerine olumlu davranışlar koymaz. Arzu edilen, düşünmeye değil gerçeğe dayanır. Benzer şekilde, bilişsel terapi, insanların problemlerinin bir hayal ürünü olduğunu varsaymaz. Danışanların hem ciddi sosyal, ekonomik veya sağlık problemleri hem de işlevsel bozukluğu olabilir. Ancak problemlere ek olarak kendileri, durumları ve kaynakları hakkındaki önyargılı düşünceleri, tepki biçimlerini etkiler ve çözüm bulmalarını engeller. Örneğin; hayattan tat alamayan ve yoğun huzursuzluk yaşayan bireyin, kendisi, dünya ve gelecek hakkında olumsuz fikirleri ve olumsuz önyargıları vardır. Birey kendisini yanlışlayan kanıtların varlığını inkar ederek, mutsuzluk duygusunun olumsuzluğuna uyan bilgiye seçici olarak odaklanır. Bilişsel model, kanıtların her iki şeklini de incelemek üzere araştırır. Beck ve arkadaşları tarafından geliştirilen çağdaş bilişsel modele göre, bilimsel düşüncenin bir inancın “doğrulanmaması” veya “yanlışlanması”nın peşinde koşan bilimsel düşünce açısını, yani bir inancın sadece doğrulayıcı kanıtlarını aramak yerine nasıl yanlış ve yetersiz olduğunun ispatı incelenmelidir. Kaygı derecesini veya kaygı durumunu kontrol etmekte zorlanan, yoğun mutsuzluk yaşayan veya davranış ve duygusal anlamda aşırıya kaçan, aşırı şüpheci (güvensiz) veya aşırı takıntılı ve diğerleri gibi çeşitli hastalık durumlarında belirli bir önyargı kişinin yeni bilgiyi nasıl benimseyeceği hususunda etkilidir. Bu yüzden, örneğin, yoğun kaygıdan muzdarip bir kişinin, kendisine göre tehlike arz edebilecek temaların seçici olarak yorumlanmasına yönelik bir önyargısı ve düşüncesel aksaklıklar söz konusudur. Aşırı şüpheci ve güvensizlik koşullarında hakim olan yanlış yorumlama, kötüye kullanmaya veya çatışmaya doğrudur.

    Korku ve kaygılar insanların korku dolu deneyimlerine dayanır. Yılandan korkmak, yalnızlık korkusu, karanlık, açık alan, sosyalleşme, reddedilme, rekabet, yüzleşme, huzursuzluk, hata yapma, kayıp, değerlendirilme ve korkmaktan korkmak buna dahildir. Ancak insanlar korkularının hayatlarını tehdit etmediğini fark etseler de ve bazen saçma olarak algılasalar bile, korkular onların hayatında varlığını sürdürebilir. William J. Knaus’a göre, korku ve kaygılar; gereksiz düşünce ve reaksiyonlara karşı kendi kendini eğiterek, duygusal tahammüllü yapılandırmayı öğrenerek, ve korku dolu davranışların kontrol altına alıp kişinin kendisini korkularına duyarsızlaştırarak; bilişsel terapi dediğimiz bu yöntemle oldukça etkili bir biçimde aşılabilir.

    Eğer insanların, çevreden ilgili bilgiyi alıp onu yorumlamak ve bu yorumlamayı temel alan yapılandırılmış kontrollü bir hareket planları olmasaydı, hemen ölmek ya da öldürülmek kaçınılmaz olurdu ya da tipik robotlar olurduk. Ancak bireylerin kendileri ve diğerleri ile ilgili algıları, hedefleri ve beklentileri, hatıraları, fantezileri ve önceden öğrendikleri hayatta kalmaya dair karar mekanizmasını kontrol etmese de önemli derecede etkiler. Bazı inançlar bireyin kültürüne, cinsiyet rolüne, dinine veya sosyo ekonomik durumuna bağlıdır. Terapi, bu inançların danışanı nasıl etkilediğini anlayarak, problem çözmeye yönelebilir.