Etiket: Durumu

  • Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Kızlık zarı onarımı yani kızlık zarı dikimi-hymenoplasty olarak tıpta bilinmektedir. Sosyal ve toplumsal sebeplerden dolayı çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmüş veya bozulmuş olan kızlık zarı yani hymen tamiri, onarımı için kişisel veya aileler kızlarının bu özel sorunlarını gidermek için çare aramaktadırlar. Bekaret zarı olarak bilinen kızlık zarı yani hymen genital dudakların hemen iç kısmında bulunmaktadır. vajinanın hemen girişinde olduğu için cinsel yakınlaşma sırasında veya cinsel birleşme sırasında zarar görmüş hatta bozulmuş olabilir. Kızlık zarı, hymen bozulup bozulmadığını anlayabilmek için mutlaka muayane olunmalıdır. Bazen de kızlık zarı yani hymen geçirilen travma veya geçirilen kaza sonrası da bozulma olmuş olabilir. Kızlık zarı yani hymen, hayati bir organ veya yapı değildir. Kız çocuğu anne karnında embiriyonik vajina girişini kısmen kapatan mebransı mukozal doku katlantısı olup halk arasında kızlık zarı olarak bilinmekte, bekaret sembolü olarak görülmektedir. Kızlık zarı her bayanda aynı şekil veya görünüşte değildir. Yaklaşık 10’a yakın değişik kızlık zarı modeli vardır. Kızlık zarı ilk ilişkide kanamaya yol açan kızlık zarının ortasındaki genişlik durumudur. Bu vajina daralması ilk ilişki veya zorlanma sırasında kızlık zarı mukozasının doku bütünlüğü bozulmasıyla birlikte bir miktar kanama gelmektedir. Kanamanın miktarı bu yırtılan bölgedeki damarların yoğunluğuna bağlı olmaktadır.

    Kızlık zarı yani hemen ilişkiden sonra hemen kanama olmaktadır. En çok karşılaşılan soruların başında cinsel yakınlaşma veya birliktelikten 2 veya 3 saat sonra kanamam geldi veya eve gidince kanama oldu kızlık zarım bozulmuş mudur? sorusu olmaktadır. Kızlık zarı kanaması diğer organlarımızın kanaması gibidir yani parmağınız kesildiği zaman kanama hemen geldiği gibi bu bekaret işareti olarak bilinen kızlık zarı kanaması hemen o an olmaktadır. Kızlık zarı kanaması az veya çok olması tamamen kızlık zarı bölgesindeki damarların durumuna ve yırtılma sırasındaki kızlık zarı bozulmasının derecesine bağlı olabilmektedir.

    Kızlık zarı tamiri yani hymene yapılan cerrahi veya lazerle düzetme işlemine Hymenoplasty denilmektedir. Bu operasyon ilgili şiddet tehdidi altında genç kadın yardımcı olmak için yapılan tartışmalı bir konu olmaktadır. Önemli olan bu operasyonu yani hymenoplasty uygulanacak hastanın sosyal –psikolojik durumunun klinik durumuyla birlikte değerlendirilmesidir.. Resmi kurallar genellikle kızlık zarı rekonstrüksiyon şunan reddetmek. Öte yandan, bazı toplumsal nedenlerden dolayı genellikle bayanların bu operasyon için psikolog veya psikiyatr tavsiyesi ile de yapılması gerekliliğni ortaya koyan klinik durumlar da olabilmektedir.

    Sonuç olarak; Kızlık zarı yani hymen zarı, embiriyonik bir oluşum olup herhangi bir nedenle bozulmuş olabilir. Bozulma durumunda bu durumu karşısındaki insanlara anlatamayan veya anlatamayacağını düşünen ve bu durumdan dolayı sosyal ve psikolojik baskı veya şiddet göreceğini düşünen veya tedirgin olan kişiler, operasyonu yani kızlık zarı dikimi denilen hymenoplasty işlemini yaptırtabiliyorlar.

    Kızlık zarı dikimi yani hymenoplasty için genel olarak 3 çeşit yöntem vardır:

    1- Klasik kızlık zarı dikimi yani geçici yöntem( ilişkiden 3 veya 4 gün önce yapılan)
    2- Kalıcı Fleep Kızlık zarı Dikimi (ilişki den bağımsız tamamen kalıcı uzun süreli bir operasyondur)
    3- Lazerle yapılan Kalıcı Kızlık zarı Fleep Yöntemi: İlişkiden bağımsız kalıcı uzun süreli bir operasyondur.

  • Nasıl Düşünürsen, Öyle Hissedersin

    Nasıl Düşünürsen, Öyle Hissedersin

    Düşünceler ve duygular birlikte hareket etmeyi çok severler. İyi ve olumlu şeyler düşündüğümüzde; daha mutlu, daha moralli, daha heyecanlı, daha pozitif vs. hissederiz. Oysa kötü ve olumsuz şeyler düşündüğümüzde enerjimiz düşer, mutsuz oluruz, kaygılanırız, karamsar bir duygu durumu oluşur ve bir anda aslında her şeyin kötüye gittiğini düşünüp depresif bir duygudurum içerisine girebiliriz. Aslında bu durum içinde bulunduğunuz durumun tam yansıması olmayabilir. Yani beyniniz düşünceleriniz sizin algılarınızla oynuyor olabilir. Bu durumda duygularınızın değişmesine ve olumsuz bir duygu içerisine girmenize neden olur.

    Yaşadığınız durum ile baş etme beceriniz, duygunuzun olumlu yada olumsuz tarafa geçmesini belirlemektedir. Karşılaştığınız durumlar her ne kadar zor olursa olsun sizin o durumla baş etme beceriniz o andaki duygularınız oluşumunu belirlemektedir. Bir olay anında düşünceleriniz (iç sesiniz) size “bu işin içinden çıkamayacaksın” dediğinde hissedeceğiniz duygu (mutsuzluk, karamsarlık, depresif duygudurum, kaygı, korku vs.) olumsuz olacaktır. Bu düşünce durumunu değiştirememeniz durumunda bu duygu durumundan kurtulma şansınız olmayacaktır. İnsanlar olumsuz duygu durumundayken, depresyonda iken kendisini aslı olmayan şeylere inandırma yeteneğine fazlasıyla sahiptirler. Burada yapılması gereken düşünceyi yeniden yapılandırmaktır. Yani olumsuz düşüncelerinizin oluşmasına katkı sağlayan bilişsel çarpıtmalardan kurtulmaktır.

    Bilişsel Çarpıtmalar Nelerdir?

    1-Hep yada Hiç Düşüncesi: Bu çarpıtma kişisel özelliklerinizi siyah ve beyaz gibi uç noktalarda görmeniz demektir. Her zaman “Takdir” alan öğrenci “Teşekkür” aldığında “İşe yaramazın tekiyim” sonucuna varır. Hep yada hiç düşüncesi mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturur. Herhangi başarısızlık durumunda veya hatadan korkarsınız. Çünkü bu durum size kendinizi değersiz, yetersiz ve beceriksiz hissettirecektir.
    Olayları bu şekilde değerlendirmek gerçek dışıdır. Çünkü hayat çok az zamanda “ya öyle yada böyle” mantığıyla bizleri gerçekte karşılaştırır.
    2- Aşırı Genelleme: Olayları kendi özelinde değerlendirememek diğer yaşantılarla birleştirerek bir genellemeye ulaşmaktır. Aslında zihinsel bir yanılsama ve illüzyon içerisine girmektir. Başınıza bir şey geldiğinde yineleneceğini ve çoğalacağınızı onaylamış olursunuz. Reddedilme acısı çoğunlukla aşırı genellemeden kaynaklanır. Bir genç iki ayrı kız tarafından reddedildiğinde tüm kızlar tarafından reddedileceği sonucuna varır.
    3- Zihinsel Filtre: Bir olaydaki olumsuz bir ayrıntının üzerine yoğunlaşarak bütün olayların olumsuz olarak algılanmasıdır. Depresyondayken olumlu her şeyi filtreleyen bir gözlük takmış gibi olursunuz. Bilincinize takılan her şey olumsuzdur. Eğer bu zihinsel filtre kavramını bilmiyorsanız her şeyin olumsuz olduğuna karar verirsiniz. Bu durum sizi gereksiz bir acıya sürükleyen kötü bir duygudur. Bu duruma “seçici odaklanma” denir.
    4- Olumluyu Geçersiz Kılmak: Olumlu olaylar sanki yokmuş gibi göz ardı edilir. Olumlu olayları sürekli olumsuza çevirme eğilimidir. Depresyonda olan biri tam tersini yapma becerisini geliştirmiş olabilir. Bu durum farkında olmadan yapılmaktadır. Olumluyu geçersiz kılmak bilişsel çarpıtmaların en yıkıcı türüdür. Olumsuz bir deneyim yaşadığınızda “ İşte bu hep düşündüğüm şeyi kanıtlıyor” sonucuna varırsınız. Bu eğilim için ödenen bedel yoğun bir şekilde acı ve olan güzelliklerin değerini bilememektir.
    Sizin yaşam deneyimleriniz bu kadar uç olmasa bile olumlu deneyimlerin göz ardı edilmesi hayatın zevkini alır götürür ve insanın karamsar bir duygu durumuna sürüklenmesine neden olur.
    5- Sonuçlara Atlamak: Gerçeklikle bağdaşmayan olumsuz bir sonuca atlamak.
    a-Zihin Okumak: Başka insanların duygu ve düşüncelerini anlamak ve araştırmaya gerek duymadan bunlara inanmaktır.
    Örnek 1 : “Bana Günaydın demiyor çünkü ………” – Beni önemsiyor/ Beni görmezden geliyor. Gerçek olan yetiştirmesi gereken bir işten dolayı hızlı hareket etmek zorunda olması.
    Örnek 2- Uyuyan bir dinleyici için – “Dinleyenleri çok sıktım galiba” düşüncesi – Gerçek durum bir gece öncesinde çocuğunun rahatsızlanması ve geceyi hastanede geçirmek zorunda olmasından dolayı uykusuz kalması
    b- Falcılık yapmak: Elinizde sihirli bir kürenin olmasına benzer. Başınıza kötü bir şey geleceğine dair tahminde bulunmak ve bunu doğru kabul etmektir. Endişe atakları geçiren birinin “Ya bayılacağım ya çıldıracağım” demesi gibi. Bu tahminler gerçek dışıdır. Çünkü hayatında hiç bayılmamış veya çıldırmamıştır.
    Arkadaşınıza mesaj attınız. Mesajı aldığını ve size geri dönecek kadar değerli bulmadığını düşündünüz ve üzüldünüz. ( ZİHİN OKUMA) Öfkelendiniz ve tekrar aramak istediniz ama “tekrar ararsam kendimi aptal durumuna düşürür” dediniz. (FALCILIK YAPMAK)
    6- Büyütme – Küçültme: Dürbün hilesi de denebilir. Dürbünün normal tarafından baktığınız büyük görürsünüz. Bu genelde olumsuz olaylarda olur. “eyvah ben bu hatayı nasıl yaptım. Bu bir felaket” (Felaketleştirme)
    Başarılarımıza baktığımızda dürbünün ters tarafıyla yani küçük gösteren tarafıyla bakarız. Aslında kusurlarımızı büyütüp, iyi taraflarımızı küçültürsek kötü hissedeceğimiz ve kendimizi aşağı çekeceğimiz kesindir.
    7-Duygusal Karar: Duygularınız mantığınızın kanıtıdır. “ Başarısız hissediyorum o zaman başarısızım.” Bu çeşit mantık yürütmeler yanıltıcıdır. Duygular; düşüncelerimizi ve inançlarımızı yansıtmaktadır. Eğer bunlar çarpıtılmışsa duygularınızın gerçekliği olamaz. Duygulara göre mantık yürütme neredeyse tüm depresyonlarda vardır. Her şey size olumsuz geldiği için gerçekten öyle olduklarını varsayarsınız. Duygusal karar vermenin etkilerinden bir de ertelemektir.
    8- -meli –malı cümleleri: Kendinizi “şunu da yapmalıyım” “bunu da bitirmeliyim” diye motive etmeye çalışmak sizi öfkelendirir ve sinirlendirir. Üzerinizde baskı yaratır. Bu durum kişide suçluluk ve kızgınlık gibi duyguların yaşanmasına neden olur.
    9-Etiketleme: Aşırı genellemenin ilerlemiş şeklidir. Etiketleme sadece yıkım değil aynı zamanda mantıksızdır. Bir işte sorun yaşadığınızda “hata yaptım” yerine “ben bir hiçim” ifadeleridir. Hayat; karmaşık ve sürekli değişen düşünce, duygular ve hareketlerin akışıdır. Dolayısıyla değişkendir. Durağan bir yapıya sahip değildir. Kendinize olumsuz etiketler yapıştırmak yanlış bir yorumdur. Kendiniz yerine yaptığınız işe veya davranışa odaklanın böylesi daha sağlıklı olanıdır.
    10-Kişiselleştirme: Hiçbir nedene dayanmadan olumsuz bir olayın sorumluluğunu üstlenmedir. Çok önemli bir çarpıtmadır. Kişiselleştirme karşısında sizi çaresiz bırakan bir suçluluk hissettirir. “ Ben kötü bir anneyim” “ Bu benim başarısız bir müdür olduğumu gösterir”

    Örnek: Bir kişinin hastalığının iyileşmemesi doktora “ Ben kötü bir doktorum. Onu iyileştiremiyorum” diye hissettirebilir. Ancak burada hastalığın iyileşmemesinde bir çok etken bulunmaktadır.

    Yukarıda bahsedilen 10 bilişsel çarpıtma depresif durumların hepsinde olmasa da bir çocuğunun nedenidir. Bu 10 çarpıtmayı öğrenmeniz hayat boyu bu bilgiden faydalanmanızı sağlayacaktır. Bu tanımları biliyor olmak ve onları tanıyor olmak böyle durumlarla karşılaştığınızda bunların aslında bir bilişsel çarpıtma olduğunu, gerçek olmadıklarını bilmenize yardımcı olur. Düşüncelerin farkında olmanız onları kontrol edebilmenize ve duygularınıza yansımalarını şekillendirmenize yardımcı olacaktır.
    Duygular düşüncelerden kaynaklanabilir. Olumsuz bir düşünce insanı olumsuz bir duyguya veya depresyona götürebilir. Duygularınız her zaman gerçekleriniz değildir. Hatta duygularınız bazen düşüncelerinizin aynası olması dışında anlamsızdır. Olumsuz duygu gerçekmiş hissi yaratır ve onu yaratan çarpıtılmış düşünceye inandırıcılık yükler. Bu döngü sürer gider ve içinde tutsak olur kalırsın.

    Aslında olumsuz duygular çoğu zaman çarpıtılmış bilişlerimizin ürünü olduğunu için pek de istenilen şeyler değildir. Düşünceleriniz çoğunlukla duygularınızı yaratır o zaman duygularınız düşüncelerinizin doğru olduğunun kanıtı olamaz. Hoş olmayan duygular olumsuz bir şey düşündüğünüzün ve ona inandığınızın bir göstergesidir.

  • Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile içinde veya ilişkilerde sorunlarla karşılaşılması olağan ve normal bir durumdur. Her çift fikir ayrılıkları yaşayabilir ve saygı çerçevesinde kendi fikrini beyan edebilir. Aile ve çift terapilerine olan ihtiyaç ülkemizde genel anlam itibariyle son çare olarak görülür. Ne yazık ki tartışmaların sonu gelmediği, gerginliğin hakim olduğu, işin içinden çıkılmaz bir hal alan durumlarda çatışmalı evlilik-ilişki diye adlandırdığımız boyuta gelindiği an bir uzmana başvurulur.

    Eşler-partnerler genel olarak ilişkinin ilk dönemlerindeki problemleri görmezden gelir ya da üstünü örter. İlerleyen dönemlerde çatışmaların tohumları ilk senelerde ki ‘görmemezlikten gelme’ durumundan kaynaklanmaktadır. O yüzden flörtün ilk zamanlarında çatışmalı sorunlar yaşandığında bu durumu göz ardı etmemek gerekir. Bir diğeri ise, yeni doğan bebekle birlikte değişen düzen, yüklenen sorumluluklar artmaktadır. Eskiden çok güzel vakit geçiren çiftler artık baş başa kalamayabilirler. Bu durumlarda bir diğerinin normal hayatına devam etmesi, yardımcı olmaması ve değişen düzenden dolayı yaşanan gerginlikler, her iki tarafın ailesinin işin içine katılması kişilerarası çatışmaları alevlendirebilmektedir.

    Aile ve çift terapisine başvuran kişi veya kişilerde genel anlam itibariyle ilişkideki dengenin bozulması durumu hakimdir ve bir uzman eşliğinde çalışmak yeni alternatiflerin gün yüzüne çıkması ve teröpotik anlamda yapılacak olan sözleşme ile yeniden çerçevelendirilmeyi hedeflemektedir. İlk olarak halledilmesi gereken şey bozulan iletişimin yeniden yapılandırılmasıdır.  Genel olarak ilişkilerde olaya ‘ben merkezci’ yaklaşım iletişim problemlerinin başlıca sorunlarındandır. Bunun devamında bir bu kadar önemli olan diğer kavram ise cinsellik konusunda yaşanılan problem ve aksaklıklardır.

    Dengesi bozulan ilişkide, kişi karşı tarafın memnun olabileceği her türlü olaydan, orta nokta bulmaktan kaçabilir. Yaşanılan gerginliklerden kaynaklı bir umutsuzluk içerisinde olabilir, karamsarlığa düşmüş olabilir. Bu yaşanılan birikimle doğru orantılıdır ve kişiler aşırı genellemede bulunmaya çok meyillidir. Eş-partner defalarca denediğini ama düzelmeyeceği düşüncesi içerisinde olabilir.

    Karşı tarafın tepki göstermesi ve sinirlerin gerildiği bir ortamda sağlıklı düşünmek çatışmalı evlilikler-ilişkiler için ne yazık ki imkansız bir durumdur.

    Bu noktada istek ve arzuları terapist eşliğinde belirlemek, bazı içine atılan, paylaşılmayan durumları terapi esnasında dile getirmek, duyulduğunu hissetmek ve sorun üzerine konuşmak her iki tarafın aydınlanmasına, daha sağlıklı düşünmesine sebep olabilir. Sağlıklı düşünmeyi başarabilen kişi bunu gördükçe hem kendi motive olur hem de karşısındakini motive eder.

    Genel olarak çiftler aile ve çift terapisinin sadece kendilerine bir yararı olacağı konusunda hemfikirdirler fakat; bu terapi çeşidini tek bir açıdan ele alıp değerlendirmek eksik bir tanımlamadır. Bozulan ilişkiyi düzenlemek, hayattaki olumsuzlukların çoğunu ortadan kaldırmak için mükemmel bir adımdır. Devamlı tartışma halinde olan kişiler belirli bir zamandan sonra çevresine, sosyal hayatına karşı da karamsarlık tutumu sergiler. Düzelen ilişki ile birlikte hayata bakış açısı yeniden çerçevelenir.

    Aile ve çift terapisi son çare olarak görüldüğü için kişiler ‘eyvah geç kaldık’ düşüncesi içerisinde olabilir. Bu durumun çözülemeyeceğine dair endişeye kapılabilirler. Fakat bu yanlış bir algıdır. Sadece geç kalınmış bir terapiye daha yoğun ilgi ve alaka gerekmektedir. Çiftler karmaşık olan durumu daha karmaşık bir hale sürüklediğinden dolayı terapiye biraz daha fazla zaman ayırmaları gerekmektedir.

    Aile ve Çift Terapisinde ilk olarak beklentileri açıkça ifade etmek ve merak edilen her şeyin sorulması gerekmekte ve açıklanmaktadır. Terapist ailenin kültürel değerleri konusunda bilinçli bir hareket sergilemeli ve o değerler doğrultusunda ilerlemeyi hedeflemektedir.  Bu süreçte terapiste olan inanç süreklilik açısından oldukça önemlidir. O yüzden çalışmak istediğiniz terapistin bu konuda eğitim almış olmasına dikkat etmeniz son derece önem taşımaktadır.

  • Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Eğer özel günleriniz yaklaşıyorsa …Kendinizi dipte hissediyorsanız ve bunu önleyemiyorsanız ya da kontrolü kaybettiğinizi düşünüyorsanız işte bu yazı tam da size göre..:)

    PMS yani halk arasında adet öncesi sendromu diye bilinen kimisinde yeme şeklinin değiştiği, kimisinde baş ağrılarının olduğu, kimisinde de duygu durumunun farklılaştığı dönemdir…Tüm dünyada ve bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Bu durumu yaşamak için kadın olmak ve adet görmek yeterlidir

    1.)Doktora Gidin!

    Çünkü ancak uzmanı olduğu doktor sizin durumunuzu bilir ve buna göre bir yol haritası çizer.

    2.)Spor Yapın!

    Yapılan her türlü egzersiz seratonin dediğimiz mutluluk hormonunun açığa çıkmasına sebep olur ve bu sayede kendimizi daha iyi hissederiz.

    3.)Su İçin!

    Araştırmalar acıtasyon ve ağrılar için içilen suyun bizi daha iyi hale getirdiğini söylüyor.

    4.)Size İyi Gelen Şeyleri Yapın!

    Hayatta her zaman istediğimiz şekide hareket edemiyoruz bu yüzden bu dönemde biraz daha nefes alır hale gelirsek eğer bu dönemi daha iyi atlatırız.

    5.)Bu Dönemde Kafein, Sigara Ve Alkolden Uzak Durun!

    Kadınların tamamına yakınının sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıkları devam ettirirler.Özellikle çay, sigara, kahve ve kola alımını azaltmanız bu dönem içn yerinde olacaktır.Aslında sadece bu dönemde değil her dönemde bu zararlı alışkanlıklardan uzak durmak gerekiyor.Çünkü bunların ruhumuza ve bedenimize zararlı etkilerini görseniz sizde aynı fikirde olurdunuz..

    6.)Negatif Ortam ve Kişilerden Uzak Durun!

    Zaten mutsuz olduğumuz böyle bir dönemde bir de böyle ortamlara girerek kötü olan durumumuz daha da kötüleşir bir hale gelerek durumumuz daha da kötüye gidecektir.Buna izin vermeyin.

    7.)Bitki Çayları İçin!

    Melisa ve papatya çayının sakinleştirici ve yatıştırıcı olduğu bilindiği için bu dönemde içilen bu çayların dönemin daha hafif geçirilmesinde etkisi olduğu araştırmalarca desteklenmiştir.

    8.) Nefes Eğzersizi Yapın!

    Uzman kontrolünde ( uzman klinik psikolog ) yapılan nefes egzersizi beynimize daha iyi oksijen gitmesine ve dipte olan duygu durumumuzu bir nebze olsun hafifletmesinde yardımcı olur.

    9.)Destek Alın!

    Profesyonel destek aldığınız zaman bu durumla baş etmeyi öğrenirsiniz ve daha kontrollü olmuş olursunuz bu sayede öfkeyle ve tamamen duygularınızla hareket etmeyi değil de mantığımız da bizimle olmuş olur.

    10.)Takviye Alın!

    Bu dönemde vücudumuzun bazı takviyelere gereksinimi ve eksikliği olduğu için alınan bu takviyeler durumumuzu daha da hafifletir ve içinde bulunduğumuz durumu çekilebilir hale getirir.E,C,D ve A vitamini kalsiyum ve magnezyum alımının bu dönemdeki şikayetleri azalttığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    Sendromsuz krizsiz ve mutlu dönemler geçirmek dileğiyle…:)

  • Çocuklarda soluk tutma veya diğer ismiyle katılma nöbetleri

    Çocuklarda soluk tutma veya diğer ismiyle katılma nöbetleri

    Aileleri oldukça kaygılandıran bir konuyu paylaşmak için bu makaleyi yazmak istedim. “Epilepsi nöbeti bu galiba”, ya da “bebeğimin kalbi durdu , onu kaybediyorum sandım “diyen aileler ile karşılaştığımda onlara panikleri konusunda hak vermemek mümkün değil.

    Ama durumu doğru değerlendirip, neler olabileceği ya da olmayacağını ayrıntılarıyla anlamak için mutlaka doğru tespitler yaptıktan sonra çocuğu daha sakin izlemek mümkün olabiliyor. Soluk tutma veya katılma nöbetleri genellikle bebeklikte 2. Aydan itibaren görülebilir. Ancak ilk ayda da çok nadiren ortaya çıkabiliyor. 1,5-2 yaş en fazla görüldüğü dönemdir. Genellikle 4 yaşta nadiren 6 yaşta sonlanır. Çocuk ağlamaya başladığında nefesini tutar, rengi değişir genellikle morarır, vücut kasılabilir, bilinç değişikliği yaşanır. Nefes tutma kesinlikle bilinçli bir hareket değildir, istemsiz ve refleks bir davranıştır. Bazen morarma ve kasılmayı, ani bir soluklaşma , gevşeme ve uyku hali izler. Bu kısa süreli durumu takiben çocuk normal bilinçli haline geri döner. Aileye panik durumu yaşatabilen bu durum, nadir olabildiği gibi bazen sıktır, hatta gün içinde tekrarlama eğilimindedir. Ağrı veya sinirlenme bu durumu tetikleyebilir.

    Kız veya erkek çocukta görülme sıklığı aynıdır. Neden ortaya çıktığına ilişkin farklı görüşler vardır. Genetik yatkınlık vakaların çoğunda saptanır. Yani çocuğun anne ve/veya babasında ya da yakın çevresinde bu durumun yaşandığına dair öykü % 20-40 arasındadır. Bir başka görüş beynin olgunlaşma sürecinde sempatik ve parasempatik sistemin aşırı aktivitesinin engellenememesidir. Bazı durumlarda vücut demir miktarındaki yetersizlik söz konusudur. Demir beyin için önemli bir elementtir çünkü beyin gelişiminde ve sinir sistemindeki bazı maddelerin yapımında yardımcı bir maddedir. Eksikliği bu durumu tetikleyebilmektedir. Teşhis koyarken mutlaka ayrınlı bir muayene, çocuğun o anda çekilmiş video görüntüleri, ve Elektroensefalografi (EEG) gereklidir. Soluk tutma nöbeti sırasında yaşanan anoksi yani oksijenlenmedeki azalma beyindeki sinir hücrelerinin ani fonksiyonal depresyonuna yol açar. Farklı klinik görüntülere yol açabilir.

    Örneğin ; Basit nefes tutmada çocuk nefesini tutar, morarır, bilinç kaybı olmaz Ağır şeklinde bilincinide kaybeder. Çok nadiren dağa ağır tabloda epileptik nöbetler görülebilir. Ancak hepsinde EEG normaldir. Hastaları izlerken olayın sıklığı ve şiddeti göz önüne alınarak izlem planı yapılır. Örneğin demir eksikliği saptanırsa hemen tedavisi başlanmalı ve tedavi sonrası kontrol edilmelidir.Ağır vakalarda ilaç tedavisi planlanabilir.Seçilecek ilaç hekim tarafından belirlenir Sonuç olarak soluk tutma nöbeti bir epilepsi değildir aynı zamanda psikososyal davranış bozukluğu ile ilgisi yoktur. Dikkatle izlenmeli ancak olumsuz sonuçların yaşanmadığı bilinmeli…

  • TAKINTILARIMIZ

    TAKINTILARIMIZ

    Zihnimizin Bir Oyunu mu? 

    Psikiyatrik bir tanı almasa da bir çok kişi takıntılarından dolayı sıkıntı yaşamaktadır. Hafif düzeyden yaşamı alt üst eden boyutlara ulaşabilir ve sadece yaşayan kişiyi değil çevresindekilerin hayatını da oldukça zorlaştırır. Aslına bakıldığında, insan zihninin kendi kendine oynadığı bir oyundur, gerçek gibi gelir ve olmasını önlemek için çılgınca çabalar gösterilir. Farklı şekillerde kendilerini gösteren takıntılarınız çoğu zaman tedavi gerektirir. 

    Hangisi normal, hangisi takıntı?
    Gündelik hayatta, ‘’Ya….ise?’’ ‘’Ya… olursa’’ ‘’…….yaptım mı?’’ ‘’……mıydı?’’ gibi sorular belki de birçok kez zihninizde dönüp durmuştur. Bazen de gözünüzün önüne sizi rahatsız eden sahneler olarak gelmiştir. Yani; takıntı dendiğinde yalnızca düşünceler değil, ‘görüntüler’ veya ‘durdurulamayan istek veya dürtüler’ de anlaşılmalıdır.
    Bir düşüncenin sizi sürekli olarak rahatsız etmesi, onu düşünmekten kendinizi alıkoyamamanız, yapmanız gerekenlere bir türlü odaklanamıyor olmanız veya çevrenizdekilerin bu durumunuzdan rahatsızlık duyuyor olması düşüncelerinizin takıntı haline dönüştüğünü gösterir. 

    Yaşamınızı altüst eden boyutlara ulaşabilir!
    Temizlik, düzen, simetri, cinsellik, dini, hastalık kapma, zarar verme, emin olamama gibi farklı şekillerde takıntılarınız olabilir. Zaman zaman da bu takıntılarla baş edebilmek için düşünmemeye çalışma, dikkati dağıtma, başka bir düşünceyi akla getirme, el yıkama, sorma, teyit alma, kontrol etme, bazı şeyleri yapmaktan çekinme gibi yöntemler geliştirirsiniz. Kontrol çabalarınız ne kadar fazla ise hayatınız o kadar çekilmez hale gelmiştir ve durumun ciddiyeti takıntılarınızın içeriğinden çok yaşamınızda meydana getirdiği değişiklikler ile ölçülmektedir.
    Karşısındakine zarar vermek ile ilgili takıntıları olan bir kişi düşünelim. Sürekli olarak zihnini bu düşünceler meşgul ediyor, gözünün önüne çocuğuna zarar verdiği ile ilgili görüntüler geliyor, kendini bu düşüncelerden alıkoyamıyor, yaşadığı sıkıntıyı azaltmak ve olası bir durumu bertaraf etmek için birtakım önlemler alıyor, örneğin; evdeki tüm bıçakları topluyor, düşünmemeye çalışıyor.. Hayatı nasıl olur sizce? Sıkıntılı, korku halinde, hayatı kısıtlanmış, ‘’Ben nasıl bunları düşünebilirim’’ şeklinde düşünceler ve MUTSUZLUK..

    ASLINDA, benzer düşünceler herkesin aklından geçer..
    Aradaki fark, yani bu durumu ciddi boyutlara taşıyan ile taşımayan arasındaki farklılık, bu düşüncelere verilen anlam ve önemde saklıdır. Dikkat edin, hayatta önem verdiğiniz şeylerle mi daha çok uğraşıyorsunuz, yoksa sizin için daha az önemli olan şeylerle mi? Aklınıza gelen ve sizin değerlerinizle ve kişiliğinizle çelişen bir düşünce emin olun sizi çok daha fazla rahatsız edecektir. Ufacık bir ihtimali dahi gözünüzde büyütecek, kendinizi olası sonuçlardan sorumlu hissedecek ve adeta aklınıza gelen düşünceyi GERÇEKMİŞ GİBİ ALGILAYARAK ona uygun davranmaya çalışacaksınız.
     
    Erken dönemde tanınması ve tedavi edilmesi yaşam kalitenizi arttırır..
    Tedavide öncelikli olan yaşadıklarınızın tanımlanması ve hayatınızı ne ölçüde etkilediğinin belirlenmesidir. Çünkü, sıkıntıyı yaşayan kişi bazen durumun ve   durumun ciddiyetinin farkına varmaz. Bunun yanında, durum sandığınız kadar ciddi boyutlarda da olmayabilir. Uzman bir kişi ile yapacağınız ‘psikiyatrik bir görüşme’ yaşadıklarınızı daha iyi anlamanıza, birtakım önlemler almanıza ve gerekiyorsa tedavinizin başlanmasına olanak sağlayacak ve yaşam kalitenizin artmasına yardımcı olacaktır.

    Tedavide Oldukça Etkin Bir Yöntem: ‘Bilişsel Davranışçı Terapi’
    Tedavide, İLAÇLAR DIŞINDA oldukça etkin yöntemler bulunmaktadır. BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ, tüm dünyada yaygın olarak kullanılan, etkinliği yüzlerce klinik araştırmayla gösterilmiş bir tedavi yöntemidir. Takıntılar başta olmak üzere birçok psikolojik problemin ve rahatsızlığın tedavide kullanılır ve kişiye benzer durumlar ile karşılaştığında tekrar tekrar kullanacağı beceriler kazandırır.

  • Çocuklarda burun karıştırma nedenleri ve çözüm yolları

    Başlığıma yerleştirdiğim ifadeyi belki pek çok kez söylediniz, belki başkalarından duydunuz.

    Burun karıştırma durumu, günlük yaşantımızda, kimsenin görmediği düşünüldüğünde çok sık rastladığımız davranıştır. Özellikle,trafikte bu duruma sıkça rastlarız. Eğer, kişiye bakıyorsak ve O da görmüşse hemen vazgeçecektir.

    Çocuklarda gördüğümüz buruna parmak sokmak, karıştırmak çeşitli nedenlere dayalı olabilir. Öncelikle 2-3 yaşlarında görüldüğünde kendisini, organlarını ve özelliklerini tanımak amaçlı olduğunu düşündürür. 6-7 aylarda bebeğin ayaklarını ağzına soktuğunu sıkça görmüşüzdür. Dudaklarını, dilini çevreyi ve kendini tanıma organları olarak kullanmaktadır.

    Burun, titrek tüyleriyle dışarıdan gelen havayı akciğerlere en süzülmüş haliyle gönderir. Hava soğuksa ılıtarak; hava sıcaksa nemlendirerek burun görevini yapar.
    Özellikle erken çocukluk döneminde, çocuğun burun karıştırması en çok ebeveynleri rahatsız eder. Çünkü, bu dönemde sıkça yaşanır. Uyarılar, kızmalar durumu değiştirmez. Öncelikle çocuğun üst solunum yollarından bir sorunu olup olmadığı doktor kontrolü ile araştırılır. Burun mukozasının ürettiği salgının kuruyup, rahatsız edip etmediği incelenir, gerekirse deniz suyu gibi spreylerle yumuşatılarak, burun temizlenmeye çalışılır. Çocukta alerjik burun akıntısı olup olmadığına bakılarak rahatsız bir durum varsa saptanır. Gereken tedavi uygulanır.
    Barsak solucanları burunda kaşıntı yaparlar ve çocuğun burnunu karıştırmasına sebep olabilirler. Dışkı kontrolü yapılmalıdır.

    Fizyolojik nedenlerden bir tanesi de gözlemlerime dayanarak, çocukların düşünme faaliyeti içindeyken burunlarını karıştırdığıdır. Karar verdikten sonra durumun devam etmediğidir.

    Ayrıca, can sıkıntısı, meşgul olacak birşeyler bulamamakta nedenlerden birisidir. Özellikle, çocuk bu duruma yakın hale gelirken, ondan’’ şunun kenarından tutup, bana yardım edebilir misin? ‘’gibi ellerini kullanacak faaliyetlere yönlendirmek yardımcı olacaktır. Oyun hamurları, kağıtla, artık malzemelerle çalışmalar, boya çalışmaları, parmak oyunları, elle oynanan top oyunları, ritm araçları ile çalışmalar,parmakla resimleri göstererek birlikte öykü okuma çalışmaları, boz-yaplar, lego türü elleri meşgul eden oyuncaklar, ilgiyi başka yöne çekmeye çalışmak, mümkün olduğunca etkili olacaktır.

    Çocukla, konuşularak toplumda hoş karşılanmayacağı, arkadaşlarının bu durumu sevmeyeceği, tuvalet ihtiyacı nasıl özel bir yerde gideriliyorsa, burun temizliği için lavabonun kullanılması, ya da mendille bir köşede temizlik yapılabileceği açıklanabilir.
    Eğer, çocuğumuz bir eğitim kurumuna devam ediyorsa, öğretmenle işbirliği ile sınıfta drama yapılarak bu durumun giderilmesine çalışılır. Evde ise anne-baba ve diğer yetişkinler MIŞ gibi yaparak durumu oynayabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken durum, çocuğa burun karıştırmanın kimsenin hoşlanmayacağını vurgulama olmalı, örnek olay , çocuğun üzerinden oynanmamalıdır. Çocuğun kişiliğine, böyle yaparsa onu sevmeyeceğimize dair bir vurgu yapmaktan sakınılmalıdır. Erken yaşlarda, belki ilgi başka yere çekilerek dikkat bu konu üzerinden uzaklaştırılabilir. Drama ile anlayabilecek yaşta ise de drama yapılır.

    Çocukla iletişimde, ayrıca olumlama yaparak konuşmakta çok önemlidir. ‘yapma’ yı kullanacağımıza, olması gereken yöne ilgi çekilerek ‘şöyle yapalım, böyle yapalım mı ne dersin?’ gibi ifadeler kullanılmalıdır.

    Çocuğa doğru model olmakta önemlidir, çünkü çocuklar öncelikle anne-babalarını örnek alırlar. Biz farkına varmadan bu işi yapıyorsak, çocuktan burnunu karıştırmamasını isteyemeyiz.

    Ayrıca, anaokulu çağlarında sıkça rastlanan bir durum olduğu ve ailelerin, bu durumu hemen çözemeyebileceklerini kabul etmeleri gerektiğini söyleyebiliriz.

  • Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Bedensel Rahatsızlıkların Duygusal Karşılığı”

    BİLİNÇALTI TEMİZLİK

    Bedensel rahatsızlıkların oluşmasının en önemli sebebi aslında duyguların iyi ifade edilememesi ve gerektiği şekilde yaşanamamasıdır. Yani kişilerin fiziksel hastalıkları aslında onların duygu dünyalarını ortaya koyar. Bu duygu karmaşasının çözülmesi de kişinin kendi kendisini iyileştirmesini sağlar. Bunlardan en yaygın olanları şu şekildedir;

    Kalp

    Kalp, damarlarımızda kanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayan mekanizmanın hareket noktasıdır. En önemli işlevi vücuttan oksijence fakir kalan kanı akciğere, akciğerden oksijence zenginleştirilmiş kanı vücuda pompalamaktır.
     

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriktirilen duygusal bloklar: Keder, kalp kırıklığı, korku, kayıp, üzüntü reddedilme, ıstırap, hüzün, incinme. Yaşama veya ölmeye dair korku, sevginin bloke edilmesi, alma ve verme arasındaki dengesizlik.

    Akciğerler:

    Akciğerler vücudumuzda akan kanın temizliğinden sorumlu organlardır. Nefes yoluyla aldığımız oksijenin kana yayılmasını sağlarken kandaki karbondioksiti de dış ortama vermemizi sağlar.

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriken duygular iyi ifade edilemeyince: Öfkeye ve korkuya bağlı astım, ağrılı öksürük, halsizlik, isteksizlik.

    Mide:

    Vücudumuzun hayatını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan enerjiyi yani besinleri aldığımız ve işlediğimiz organdır. Besin maddelerinin çoğunun sindirimi burada başlar ve ince bağırsakta devam eder.

    Bilinçaltı Temizlik

    Geçmişimizden bu yana saplantı olarak bizi takip eden düşünceler ve duygular midemizi olumsuz etkileyen en önemli unsurlardır. Değişmeye karşı olan direnç, kabullenememe, kızgınlık, kabullenilmeme ve benzeri duygular midenin fazladan asit salgılamasına sebep olur. Bu şikâyetler ilerleyen dönemlerde ülsere dönüşebilir.

    İnce Bağırsaklar:

    İnce bağırsaklar mideden sonra besinlerin sindirim esnasında uğradığı ikinci duraktır. Midede kısmi olarak sindirilmiş olan besinlerin çoğunun sindirimi burada devam eder. Kimyasal olarak pankreastan salgılanan safra sıvılarıyla sindirilen besinler buradan kalın bağırsağa iletilir.

    Kalın Bağırsaklar:

    Kalın bağırsak sindirimin son basamağı olup besin tortusunda kalan son minerallerin, vitaminlerin ve suyun emiliminin yapıldığı organdır.

    Bilinçaltı Temizlik

    Karın bölgesinde biriken duygusal bloklar: İyi ifade edilmeyen korku ve kızgınlık hislerinin ve suçluluk duygusunun en çok zarar verdiği organlar alt karın bölgemizde yer alan ince ve kalın bağırsaklarımızdır.

    Karaciğer:

    Vücudumuzdaki en büyük organ karaciğerdir. Vücudumuza giren tüm zararlı maddelerden, sindirim enzimlerinin birçoğundan ve vücudumuzun kimyasal dengesinin önemli bir yüzdesinden karaciğer sorumludur. Fazla besinleri yağa çevirerek depo eder ve açlık durumunda kullanılmak üzere saklar.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Korku ve kızgınlık hisleri uzun vadede bizimle beraberse karaciğerde birikir.

    Safra Kesesi:

    Karaciğerin hemen alt kısmında yer alan safra kesesi sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır. Karaciğerde üretilip sindirim esnasında salgılanmak üzere burada biriktirilen safra sıvısı, vücudun kimyasal sindiriminin en önemli parçasıdır. Yağları ve proteinleri yıkmaya yardımcıdır.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Öfke, üzüntü, kızgınlık, acı ve sıkıntı

    Pankreas:

    Pankreas, karaciğerde üretilen ve safra kesesinde depolanan safra sıvısını sindirim yoluna salgılayarak besinlerin kimyasal olarak sindirilmesini sağlayan önemli bir sindirim organıdır. Ayrıca insülin ve glukagon hormonları sağlayarak kandaki şeker düzeyinin korunmasına yardımcı olur.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Yaşamdan alınan keyif ve yaşama olan bağlılık azalır.

    Dalak:

    Vücudun kan üretiminde ve deposunda önemli bir yere sahiptir.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Geçmişe dair bitirilmemiş şeylerin zarar verdiği bölgedir. Geçmiş ile bu şekilde bir bağ kurmak da kişinin yaşamına zarar verebilir.

    Böbrekler:

    Böbrekler vücudun su dengesini ve yoğunluğunu korumaya ve zararlı maddeleri vücuttan su ile seyrelterek uzaklaştırmaya çalışır. Kanın süzülmesi, su miktarının sabitlenmesi ve bedenin asit dengesinin sağlanması böbreklerin görevlerindendir.

    Adrenallerde/ böbreklerde biriktirilen duygusal bloklar: Vücudun travma noktası olan böbrek üstü bezleri böbreklerin bir parçası olup duygu durumumuzdan böbreklerle birlikte etkilenirler. Adrenalin hormonunun salgı noktası olan bu bezler sempatik sinir sistemini uyarır ve böyle etkilenme durumlarında ciddi bir artışa sebep olabilir. Bu gibi durumların mutlaka tedavisi gerekmekle birlikte vücuda verebileceği çeşitli zararlardan da korunmak gerekir.

    Endokrin Bezlerimiz:

    Epifiz: Epifiz bezi vücudun iç hareketleri e iç dengesi ile ilgilenir ve çeşitli salgılarla vücudun hormon dengesinin korunmasına ve düzenin sürdürülmesine yardımcı olur.

    Hipofiz: Hipofiz bezi vücudun orkestra şefi olarak bilinen bir bez olup tüm hormonların salgılarının dengesinin korunmasından sorumludur. Diğer bezleri uyararak vücudun hormon düzenini sağlar ve özellikle cinsel hormonların salgılanmasında önemli bir yere sahiptir.

    Tiroit: Tiroit bezi vücudun metabolik düzeyinin sabit tutulması ve büyüme hormonlarının salgılanmasından sorumludur.

    Timüs: Timüs bezi lenf sisteminin önemli bir bileşenidir. T lenfositlerini üretebilme kapasitesiyle bilinir. T lenfositleri kanserli hücreleri tanıyıp onlara saldırabilecek hücrelerden birisidir.

    Adrenal Bezleri: Adrenal bezler böbrek üstü bezleri olarak da bilinirler ve vücudumuzda önemli bir göreve sahiptirler. Tehlike detektörü olarak tanımlayabileceğimiz bu bezler hayati bir tehlikeye girebileceğimizi hissettiği anda adrenalin hormonunun salgısını artırır ve vücudun tamamen uyanık ve çevresinin farkında olmasını sağlar.

    Yumurtalıklar, Testisler: Vücudun üreme hormonlarının bir kısmından ve üreme hücrelerinin üretiminden sorumlu olan bezlerdir. Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testis olarak varlıklarını sürdürürler.

    Biriktirilmiş Duyguların Daha Başka Bulundukları Yerler

    Baş:

    Beynimizi içerisinde barındırması sebebiyle aslında bedenimizin yönetim merkezinin bulunduğu yerdir. Geçmişten günümüze yaşadığımız her şeyin kaydının tutulduğu ve fiziksel, duygusal hatta ruhsal olarak yaşanmışlıkların biriktirildiği yerdir. Bu anlamda sağlıklı tutulması açısından hislerin doğruca yaşanması ve bastırılmaması önemlidir. Çünkü yaşanmamış veya yarım kalmış her şey kafamızda birikir. Buna bağlı olarak yaşanan stres, üzüntü, kabullenememe benzeri duyguların ilk zarar verdiği alanlardan birisidir. Baş ağrıları kimi zaman bu sebeplerden dolayı ortaya çıkar.

    Gözler:

    Gözler vücudumuzdan dünyaya açılan pencereler olarak kafamızın içine yerleştirdiğimiz her şeyin ilk algı merkezidir. Kadınlarda ve erkeklerde cinsel hormonların salgıladığı ve üreme hücrelerinin üretildiği bezlerle bağlantılıdır. Gözyaşı kanallarını barındırması sebebiyle de duygu durumundan kolaylıkla etkilenir.

    Kulaklar:

    İşitme merkezi olarak dış dünyadan ses yoluyla aldığımız her türlü bilginin ilk ulaştığı organdır. Duymak istediğimiz veya istemediğimiz her şeye kulak aracılığıyla maruz kalabildiğimiz için duygu durumumuzu belirlemede de önemli bir yere sahiptir. Ayrıca yarım daire kanalları ve östaki borusu sayesinde vücudumuzun basınç dengesini ayarlar.

    Boğaz:

    Kendini ifade etme, ses üretme ve iletişimi bu aracılıkla kurmak için kullandığımız ilk organdır. Söyleyeceklerimizi ifade etmede kullandığımız için duygu dünyamıza etkisi büyüktür.

    Boyun:

    Kafamıza ve duruşumuza destek olma niteliği taşıyan, hareket sisteminin ve omuriliğin önemli bir parçasını oluşturan organdır. Beyinden vücuda giden sinirler bu noktadan geçer ve bu anlamda boyun önemli bir işleve sahiptir.

    Bağırsak Bölgesi:

    Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan bağırsak bölgesi vücudun strese maruz kaldığında en çok etkilenen bölgelerinden birisidir. Kabızlık, diyare ve benzeri sıkıntılar stres halinde ortaya çıkar ve ilerleyen durumlarda daha ağır hasarlar bırakabilir.

    Yumurtalıklar/ Rahim:

    Kadınların üreme hücrelerinin üretildiği, hamilelik ve aylık döngü süreçlerinin gerçekleştiği organlar olup, kadınlarda stres ve üzüntüden en çok etkilenen bölgelerden birisidir. Adet döngüsünün değişmesi gibi etkilerle ortaya çıkabilecek olan suçluluk, öfke, stres ve benzeri duygular, ciddi durumlara da yol açabilir.

    Mesane:

    Böbreklerden süzülen atıkların vücuttan uzaklaştırılmadan önce depo edildiği alandır.

    Prostat:

    Erkeklerin boşaltım sisteminin bir parçası olan bu organ çok hassastır ve erkek bedeninde oluşan olumsuzluklardan ilk etkilenen alanlardan birisidir.

    Kalçalar:

    Vücudun bel ile birlikte ele alındığında en önemli destek ve ayakta durabilme mekanizmasıdır. Hareketlerimizin büyük bir çoğunluğu burada bulunan kemiklerle gerçekleştirilir.

    Dizler:

    Vücudumuzun ağırlığının eşit olarak dağılmasını ve hareketinin kolaylaşmasını sağlayan yapılardır.

    Bilekler:

    Düşünme, inceleme ve analiz etme konusunda ipuçları sağlar.

    Ayaklar:

    Yürümemiz ve dengede durabilmemiz açısından çok önemli bir yere sahip olan yapılardır. Bedenin ağırlığını eşit olarak yere dağıtırlar bu sebeple hareket ederken zorlanmamıza engel olurlar. Ayrıca toprakla teması halinde bedenimizde bulunan fazla negatif enerjiyi atmamıza yardımcı olurlar.

    Omuzlar:

    Yaşama bağlı olarak yüklerin taşınmasını ve sorumlulukları simgeleyen bir anlama sahiptir. İnanışa göre kendi yaşamımızdaki duygusal yani manevi yükler sol omuzda, maddesel yani maddi yükler de sağ omuzda taşınır.

    Üst Sırt:

    Üst sırt da yine omuzda yapılan ayrım gibi sağ ve sol şeklinde bir nitelendirme ayrımına sahiptir. İnanışa göre sağ omuz kızgınlık ve türevi duyguları taşırken sol omuz hüzün ve üzüntü benzeri duyguları taşır.

    Alt Sırt:

    Alt sırt, üst sırt gibi bir ayrıma sahip olmamakla birlikte daha çok cinsellikle ilgili biriktirilmiş olan duyguların taşındığı bir alandır.

    Kuyruk Sokumu:

    Yaşama dair hayatta kalma, başarıya ulaşma, canlılığı sürdürme ve benzeri hayatsal ve içsel korkuların yer aldığı bölgedir.

    İnsan yapısı itibariyle duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak üç kısımdan oluşur. Bu kısımlar birbirlerine bağlı olarak hareket eder ve birinin bozulması diğerlerini de olumsuz bir şekilde etkiler. Örneğin, psikolojik yapının bozulması bedensel hastalıklara yol açabileceği gibi ruh durumunun dengesizleşmesi de psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Bilinçaltında biriken olumsuz duygular biriktikçe vücuda zarar vermeye ve bedenin en savunmasız olduğu fiziksel noktadan ona da saldırmaya başlarlar. Aslında fiziksel tedavilerle düzeltilmeye çalışılan bu problemlerin ana kaynağı kimi zaman bilinçaltında veya üstünde güncel olarak maruz kalınmış olan veya birikmiş olan sıkıntı ve stresin bir nevi ortaya çıkma ve kendini gösterme biçimidir. Bu sebeple kimi zaman fiziksel tedavinin yanı sıra terapi ve duygularını tanıma da hastaların tedavi edilme sürecini kolaylaştırır.

    Bizlere düşen de duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak nitelediğimiz kol kola gezen üç kardeşin birinde çıkan sıkıntının diğerlerini de aynı şekilde olumsuz etkileyeceğini bilmek ve bunlardan birisinde meydana gelen hasarı tedavi etmek için önceden terapiste, psikoloğa, psikiyatriste veya doktora mutlaka görünmek. Unutmamalı ki bilinçaltı dünyamızdan haberdar olduğumuz ve onunla iş birliği içinde olduğumuz sürece, fiziksel bedenimiz de bundan olumlu etkilenecektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

  • Karpal tünel sendromu çözümü var

    TEDAVİ:

    Klasik tedavide atelleme, anti inflamatuar ilaç kullanımı, bazen fizik tedavi, kullanılmaktadır.
    KARPAL TÜNEL SENDROMU PEK ÇOĞUNDA TAMAMLAYICI TIP İLE ÇÖZMEK MÜMKÜN.
    Klinik gözlemlerimde en etkin kombinasyon Nöralterapi & Manuel Terapi ve Manyetik Alan tedavisidir. Eğer lokal bir eflamasyon durumu söz konusuyla ozon da kullanılabilinir. Ancak Ozon tedavisi burda ilke seçenekerde değildir.
    Bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında KTS altından yatan pek çok sorun olduğunu görürüz. Sorununa kaynaklık eden neden çok nadiren lokal olarak el bildiğinde diğer deyişle lokaldir.
    NÖRALTERAPİ:
    Lokal Tedavi:
    Genellikle önkoldaki fleksör kaslarda tetik nokta saptanır. M.Pronaotor Teresdeki bir tetik noktaya yaptığımız enjeksiyon sonrası hastanın şikayetlerinde azalma saptanır. Kasın gergin olmasına, hipoksiye ve zamanla içinde gergin ve sert bir bant oluşmasına neden olan tetik nokta, tedavi edilmezse, tendinit, gelişmekte ve o bölgedeki eklemi, diğer kasları ve ekstremitenin beslenmesini etkilemektedir.
    Önkolda tetik nokta tedavisi elin perfüzyonunu artıracaktır. Perfüzyon artmasıyla medan sinirinde beslenmesi düzelecektir. Karpal tuneldeki daralma sebebi anatomik (kırık v.s.) değilse nöralterapi çok iyi bir konservatif seçenektir.
    Bunlar incelenirken benim litaratüre kazandırdığım torakal blokaj araştırılmalı ve bulunması durumunda manuel diyagnoz sonucu mobilize edilmelidir.
    Bayanlarda sıkça karşımıza çıkan hormal disfonksiyon araştırılmalı ve giderilmelidir.
    Segmental tedavi: Servikal 5-TH8 segmentlerini içine alacak şekilde quadell uygulanır.
    Gangliyon Stellatum Uygulaması: Tekniğine uygun olarak patolojik taraf gangliyon stellatuma 3 cc , %1 prokain veya Lidokainle uygulama yapılır.
    Bozucu alan regülasyonu : Segment dahilindeki bozucu alanlar tespit edilip regüle edilir. Üst ekstremite sorunlarında ağız içi patolojilerin ( amalgam dolgulari, metal kaplamalar, tonsillektomi skarı v.s.) bozucu alan etkisi mutlaka dikkate alınmalıdır.
    Bunların çözümsüz kaldığı durumda Manuel Terapi yaklaşımı ile boyun omuz ve ön kol başta olmak üzere tüm eksen organ incelenmeli ve sorunun kaynağı tespit edilmelidir.
    Pulsatif manyetik alan tedavisi ağrı durumunda 10 ve 27 HZ olması gerekirken enflamsyon durumunda 1,2 ve 72,5 Hz olmalıdır.
    Hastanın bedensel durumu bir latenz asidozu düşündürtüyorsa Proqunat, Reviqunat veya Vegatest ile bağırsak florasının durumu hangi besinlere karşı bir hassasiyeti olduğu, bedende birikmiş olan yıkım ürünlerini türü ve oranları tespit edilerek şelasyon uygulanmalıdır.
    Daha fazla bilgi için NÖRALTERAPİ kitabıma bakınınız.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı