Etiket: Durum

  • Çocuklarda kabızlık; merak edilen sorular

    Tarih boyunca barsak hareketleri hemen her kültürde önemli bir konu olmuş, düzenli barsak alışkanlığının iyi bir sağlık göstergesi olduğu kabul görmüştür. Buna karşın çocuklardaki kabızlıkla ilgili tarihsel bir bilgiye ulaşılamamıştır ve son yıllara kadar da kabızlığın tarifi değişkenlik göstermekte idi.

    Çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniklerini ziyaret eden çocukların %3-5 i kabızlık şikâyeti ile başvurmaktadır. Bu oran çocuk gastroenteroloji kliniğini müracaat edenlerde %35 lere çıkmaktadır.

    Hangi çocuklar kabız olarak değerlendirilir?

    Pratik uygulamada seyrek kaka yapan, kaka yaparken canı yanan veya her ikisi birden olan çocuklar kabız olarak düşünülebilir. Amerikan gastroenteroloji topluluğu kabızlığı, çocuğun 2 hafta veya daha uzun süredir kakayı seyrek yapması veya zorlanarak yapması ve bu durumun aile için rahatsızlık veren bir duruma ulaşmasını kabızlık olarak değerlendirmiştir. Avrupadaki topluluk ise 8 haftalık bir süreçte, haftada 3 kereden az kaka yapma, haftada birden fazla kaka kaçırma, tuvaleti tıkayacak kadar sert ve büyük kaka yapma, karın veya rektum muayenesinde ele gelen kaka kütleleri, çocuğun kaka yapmak istememesi ve kakayı yaparken ağrı duyması gibi durumlardan en az 2 tanesinin olması durumu kabızlık olarak tariflemektedir.

    Çocukta kabızlık nasıl gelişir?

    Çoğu çocukta altta yatan bir neden yoktur. Genelde ağrılı bir kaka yapma sonrası çocuk her kaka yapmada canının yanacağını düşünerek kaka yapmayı ertelemektedir. Her erteleme de kakanın toplandığı barsağın son kısmı (rektum) bu duruma uyum sağlayarak genişlemeye başlar ve kaka geldi hissi çocukta azalır. Bu hissin azalmaya başlaması ile birlikte yeni oluşan kakalar rektuma daha da fazla birikmeye başlr ve rektum giderek genişlemeye başlar. Kısır döngü halinde gelişen bu durum kabızlığın ileri safhalara gimesine neden olur ve zamanla kaka kaçırma başlar.

    Kabızlık hangi dönemde sık görülür?

    Bebeklikte, anne sütünden mamaya geçiş, diyete katı gıdaların eklenmeği ve mamadan inek sütüne geçişin olduğu gıda değişikliği yapıldığı dönem.

    Çocuklarda genelde tuvalet eğitimi başladığı dönemde sık görülür. Bu dönemde bebek bezinin yaptığı dermatit sonrası ağrı duymaları, susuz kalmaları sonrası sert kaka yaptıklarında ağrı duymaları veya anne baba ile zıtlaşma sonrası kabızlık gelişebilir.

    Okul dönemi ise çocukların okulda tuvalete gitmek istememesi sonrası kabızlık gelişebilir.

    Kabız çocukların muayenesi nasıl yapılır?

    Makatın şekli ve yerleşim yeri önem arzetmektedir, makat olması gereken yerin önünde veya arkasında olması kabızlığın nedeni olabilir. Çatlak, fistül veya hemoroid varlığı araştırılmalıdır. Ayrıca makatın büzüşme şeklide sfinkter hakkında bilgi verecektir. Bu çocuklarda en önemli muayene rektumun parmakla muayenesidir. Normalde küçük parmağın girişine müsaade edecek ölçüde olmalıdır daha dar olması çocuklarda kabızlığa neden olur. Parmak rektuma ulaştığında rektum geniş ve bol miktarda kaka olabilir.

    Sakrumda dimple (bel üzerinde gamze) görülmesi sinir sisteminde anormalliğin göstergesi olabilir.

    Kabızlıkda hangi tahlilleri yaptırmalı?

    Çocukluk çağındaki kabızlık nedenleri oldukça değişkendir. Bu nedenlerin tek tek gözönünde tutulması ve şüphelenilen hastalıklara yönelik olarak tetkikler planlanmalıdır.

    Pratik anlamda başkaca bir problemi olmaya çocuklarda kronik kabızlıkta başlıca düşünülen durumlar Hirschsprung Hastalığı (doğumsal megakolon) ve fonksiyonel kabızlıktır. Bazen bu iki durumu birbirinden ayırmak zor olmaktadır.

    Karın grafisi: Barsakların ne kadar kaka ile dolu olduğu hakkında bilgi vermesi yanında omurgalar hakkında da bilgi verir. Özellikle rektal muayeneyi yaptırmak istemeyen çocuklarda faydalı olabilir.

    Kontrast grafiler (ilaçlı film): Barsakların anatomisi hakkında ve Hirschsprung Hastalığı ayrımını yapmakta faydalıdır.

    Anorektal manometri: Rektum ve sfikter basınçlarını ölçmeye yarayan bu test ile fonksiyonel kabızlık ve Hirschsprung Hastalığı ayrımı yapılabilir.

    Rektal biyopsi: Fonksiyonel kabızlığın kesin olarak ekarte edildiği ve tedavi edilemeyen uzamış kabızlıkta rektumdan küçük bir parça alınarak patolojik incelemesi yapılabilir. Bu yöntemle sinir yapısı incelenerek Hirschsprung Hastalığı kesin olarak konulabilir.

    Nasıl tedavi edilmelidir?

    Altta yatan hastalıklar ve Hirschsprung Hastalığı olmayan, fonksiyonel kabızlık tanısı konulmuş çocularda tedavi başlıca 3 aşamada yapılmaktadır. Kalın barsakta birikmiş kakanın boşaltılması, kaka yaparken çocuğun ağrı duymasının önlenmesi ve düzenli barsak alışkanlığının çocuğa kazandırılmasıdır.

    Kalın barsaklarda birikmiş sert kakanın boşaltılması tedavideki önemli adımlardan biridir. Bu ağız yoluyla alınan ilaçlarla sağlanabildiği gibi rektal yolla yapılacak lavmanlarla da yapılabilir.

    Kaka yaparken çocuğun ağrı duymaması tedavinin ikinci aşamasını teşkil eder. Kalın barsakta birikmiş sert kakalar boşaltıldıktan sonra, ilerleyen günlerde çocuğun kaka yaparken yumuşak kaka yapması sağlanarak ağrılı kaka yapma seansları sonlandırılmalıdır. Bu amaçla da ağız yoluyla kaka yumuşatıcı ilaçlar kullanılabilir. Bazı durumlarda uzun süreli kaka yumuşatıcı ilaçların kullanılması gerekebilir. Bu ilaçların herhangi bir yan etkisi ve uzun dönemde istenmeyen sonuçlara yol açmadığı bilinmektedir.

    Düzenli barsak hareketlerin sağlanması kabızlığın tedavisinde en can sıkıcı aşamadır. Genelde çocuklar tuvalete gitmek istememektedir, bu durum da aileleri zorlamaktadır. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yemeğinden sonra çocuk tuvalete oturtulmaya korkutulmadan ikna edilmelidir. Düzenin sağlanmasının aylar süreceği gözden kaçırılmamalıdır.

    Diyette nelere dikkat edilmelidir?

    Kepekli veya tam buğdaylı ekmek, liflerden zengin meyve ve sebze tüketilmesi yanında, erik, armut, elma gibi kompleks karbonhidrat ve emilmeyen şeker barındıran meyvelerin tükeltilmesi ve bol su içilmesi kakadaki su miktarını arttırarak yumuşak kaka yapmayı sağlayacaktır.

    İnek sütünün en azından bir süreliğine diyetten çıkarılması uygun olacaktır.

    Son yapılan çalışmalar göstermiştir ki barsak florasının düzenlenmesi kabızlık tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle prebiyotiklerin ve probiyotiklerin diyete eklenmesi kabızlık tedavisinde yardımcı olabilir.

  • Bebek ve çocuklarda kasık fıtığı-inguinal herni

    Anne karnında erken dönemlerde testisler (yumurtalıklar) böbreklerle aynı seviyededir. Çocuk, anne karnında büyüdükçe testisler de aşağı normal yerlerine inmeye başlarlar. Altıncı ayda karın dışına çıkarlar, son ayda ise kasık kanalından geçerek skrotuma (yumurtalıkların bulunduğu torbaya) inerler. Testislerin inişi tamamlandıktan sonra kasık kanalı kapanır. Eğer kasık kanalı kapanmaz ve buradan bağırsak, kızlarda yumurtalıklar gibi karın içi organlar kasık kanalına ve skrotuma inerse kasık fıtığı (inguinal herni) ortaya çıkar.

    Hangi çocuklarda kasık fıtığı görülür?

    Kasık kanalı normal popülasyonda %20 oranında açıktır. Fakat bu insanların hepsinde kasık fıtığı olmaz, yalnızca %15’inde kasık fıtığı meydana gelir. Kasık fıtığı zamanında doğuş bebeklerin %1-4’ünde görülür. Erken doğan çocuklarda kasık kanalının kapanması için zaman yeterli olamayacağından kasık fıtığı görülme sıklığı daha yüksektir. Prematüre bebeklerde % 15-40 oranında görülmektedir.

    Kasık fıtığının belirtileri nelerdir?

    Karın içi organlar, ıkınma, öksürme, ağlama ve yüksekten atlama gibi karın içi basıncı artıran durumlarda açık olan kasık kanalından aşağı inerler. Kasıkta şişlik ortaya çıkar. Şişlik zamanla kasıktan skrotuma doğru artarak ilerler.

    Kasık fıtığında neden şişlik olur?

    Kasık fıtığında erkeklerde bağırsaklar, omentum (bağırsakların üzerini örten yağ tabaka), apendiks ve mesane duvarı kasık kanalından aşağı inerken, kız çocuklarında ise daha çok over (yumurtalık) kasık kanalından aşağı iner. Bu organların fıtık kesesi içinde belirmesi şişliğe neden olur. Bu şişlik bebek ağladığında, öksürdüğünde veya karın içi basıncı artıran diğer durumlarda daha belirgin olur. Şişlik genellikle karın içi organların normal yerlerine dönmesi ile kendiliğinden kaybolur. Zamanla bu şişlikler daha sık ortaya çıkar ve daha uzun süre kalırlar.

    Kasık fıtığının sıkışması nedir?

    Kasık fıtığı olan çocukların % 10’unda fıtık kesesi içine girmiş olan organlar burada sıkışır ve karın içine dönemezler. Bu duruma fıtık boğulması (inkarserasyon) denir. Kasıkta şiddetli ağrı ve morarma olur. Bulantı, yeşil renkli kusma ve karında şişkinlik ortaya çıkar. Kasıkta sıkışan organ elle usulüne uygun olarak bastırılarak karın içine geri döndürülmelidir (fıtık redüksiyonu). Eğer sıkışan organ geri döndürülemez ise kan dolaşımı bozulur ve gangren olabilir (strangülasyon). Strangülasyon tedavi edilmez ise ölüme sebep olabilecek acil bir durumdur. Acil olarak ameliyata alınmalıdır. Çocuk ne kadar küçükse fıtık boğulma riski de o kadar artar. Yani fıtık zamanında önlem alınamazsa hayati tehdit edebilecek kadar ciddi sonuçlara sebep olabilir.

    Bebek ve çocuklarda kasık fıtığının tanısı nasıl konulur?

    Genelde anneler kasık bölgesinde tekrarlayan şişlik olduğunu belirtirler. Bu şişlik ağladığında belirginleşir ve sıkışmamışsa sustuğunda azalır ya da kaybolur. Kasıktaki şişlik elle yukarı ve dışa doğru bastırınca kayboluyorsa fıtık tanısı konur. Bazen doktor bu şişlik muayene esnasında belirginleşmeyebilir. Bu durumda ailenin şişliğin belirgin olduğu zaman fotoğraf çekmesi istenir. Genellikle başka bir tetkike gerek yoktur.

    Kasık fıtığının tedavisi nedir?

    ÇOCUKLARDA KASIK FITIĞI ŞARTLARIN UYGUN OLDUĞU EN KISA ZAMANDA AMELİYAT EDİLMELİDİR.

    Çocuk ve bebeklerde kasık fıtığının tedavisi Genel Anestezi altında ameliyattır. Kesinlikle kasık bağı ile veya ilaçla tedavisi yoktur. Beklemekle kendiliğinden düzelmez. Normal kasık fıtığı acil bir ameliyat değildir, ancak acele bir ameliyattır. Bu aceleden kasıt haftalar en geç ay içerisinde sorunun çözüme kavuşturulmasıdır. Genel anesteziyi engelleyecek solunum yolu enfeksiyonu varsa, hastanın genel durumu kötüyse ameliyat klinik durum düzelinceye kadar ertelenebilir. Prematüre bebekler yakın takip edilmek şartı ile miyada gelinceye kadar beklenebilirler.

    Kasık fıtığı ne zaman acil ameliyat edilmelidir?

    Karın içi organlar kasık kanalında sıkışmış ve geri dönmüyor ise buna boğulmuş kasık fıtığı veya inkarserasyon denir. Boğulmuş kasık fıtığında kasıktaki karın içi organların kan dolaşımı bozulur ve gangren (strangülasyon) ortaya çıkabilir. Ayrıca kasık kanalı içinde sıkışmış bu organlar basınç etkisi ile testis damarlarına, sinirlerine, sperm taşıyan kanala ve testisin kendisine zarar verebilirler. Ölüme yol açabilirler. Bu yüzden boğulmuş kasık fıtığı redükte edilemiyorsa (kasık kanalındaki organlar karın içine itilemiyorsa) acil ameliyat edilmesi gerekebilir.

    Kasık fıtığının ameliyatı nasıldır, kolay mıdır?

    Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bulunur ve kese bağlanır. İleri yaşlardaki insanlarda yapılan ameliyatlardan farklı olarak çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocuk Cerrahisi uygulamalarında en sık yapılan ameliyatlardan biridir ve diğer ameliyatlarla karılaştırıldığında nispeten kolay bir ameliyattır.

    Ameliyattan sonra nelere dikkat etmeliyiz?

    Ameliyattan sonra uygun ağrı kesicileri uygun dozda, uygun yolla çocuğa verilir. Ameliyatta yara yeri pansumanla kapatılır, ertesi gün pansuman açılır ve genelde bir daha pansuman yapılmaz. Beşinci gün banyo yapabilir. Ameliyattan hemen sonra çocuğun hareketleri tamamen serbest bırakılır. Çocuk genelde birinci haftanın sonunda tamamen normal hayatına döner. Bu ameliyattan sonra yaklaşık %0,1-1 oranında istenmeyen durumlar gelişebilir. Bunlar: kesi yerinde enfeksiyon, kanama, hidrosel, testisin yukarı çıkması, testis atrofisi (testisin erimesi; özellkle sıkışmış fıtık ameliyatlarından sonra), sperm taşıyan kanalın zedelenmesi, tekrar fıtık olması (Nüks).

  • Yeme ve Beslenme Bozukluğu Nedir ?

    Yeme ve Beslenme Bozukluğu Nedir ?

    Uyumak, barınmak gibi temel ihtiyaçlarımız arasında yemek yeme davranışlarımız da bulunmaktadır. İnsanların yaşamlarını devam ettirmeleri için, sağlıklı beslenmenin önemi büyüktür. Yemek yeme davranışı fizyolojik bir ihtiyaç gibi görünse de altında psikolojik durumları da barındırır. Sinirli veya gergin durumlar kişilerin yeme davranışında artış gösterirken, heyecan verici durumlarda iştah azalması yaşanabilmektedir. Sağlıklı yeme davranışına ters bir etken ortaya çıktığında kişiler bilinçsizce hareket ederler ve tepkileri normalin dışına çıkabilmektedir.

    Özellikle son yıllarda medyanın zayıflığa vurgu yapması; genç yetişkinlerin kendi beden algılarını yanlış değerlendirmelerine ve buna yönelik aşırı egzersiz, aşırı diyet yapma, sağlıksız beslenme, yediklerini kusma, müshil kullanma gibi davranışlarına yol açmasına sebep olabilmektedir. Fazla kilonun toplum tarafından kabul edilmediği algısını yaratan medya, kişilerde olumsuz etki bırakmakta ve sağlığı tehdit edici davranışların oluşmasına ortam hazırlamaktadır.

    Anoreksiya Nervoza ve Blumiya Nervoza, yeme ve beslenme bozukluğunda psikolojik tedavinin bir an önce başlanmasını gerektiren en önemli alt başlıklarıdır. Anoreksiya Nervoza; kişinin beden sağlığını tehdit eden, şişmanlamak ve kilo almaktan oldukça korkma, düşük beden görünümü ile kendini gösterir. Bireyler o sırada kendilerini sıkıntıları varmış gibi değerlendirmezler. Blumiya Nervoza da ise, belirli zamanlarda aşırıya kaçan bir yeme yeme davranışı gözlemlenirken bunun sonucunda kişiler kilo alma korkusu ile yediklerini kusma yoluna girerler. Fazla yemenin sonunda müshil kullanmak ya da kusmak Blumiya Nervoza’nın özellikleri arasındadır.

    Batı toplumlarında daha fazla rastlanılan yeme bozuklukları ülkemizde de son yıllarda büyük ölçüde ilerleme kaydetmiştir. Önemli tıbbi durum olarak değerlendirilen yeme bozuklukları kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlığı açısından tedavi edilmesi gereken tanı grubudur. Tedavi planı uygulanmadığında sonuçlar dramatik olarak kötüye gitmektedir. Yeme bozukluğu tanısı almış bireylerde, psikolojik durumları üzerinde durmak ve bu duruma neden, nasıl, ne şekilde geldiğine odaklanarak doğru formülasyonu oluşturmak ve buna yönelik tedavi planı uygulamak önem taşımaktadır..

  • KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    Hayvan fobisi nedir?

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya denir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duyar, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Nefes alışverişi değişir, çarpıntı, sıcak basması, soğuk terleme gibi şikayetler ortaya çıkar. Yaşadığı bu yoğun endişe yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir.

    Örneğin, köpekten kaçmak için hızla seyreden trafikte yola inebilir. Böyle bir panik halini bir daha yaşamamak için de kaçınma davranışında bulunur. Hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alır. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değil. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi neden ortaya çıkıyor?

    Tarih öncesi dönemde insanlar kendilerini korumak için yılan, örümcek veya tehlikeli hayvanlardan kaçınmak zorundaydı. Yüzyıllar boyunca bu korku ve kaçınmanın, insanın genetik yapısına kodlandığı düşünülüyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocuklukta bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki büyüklerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili olumsuz hikayeler dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan korkusu toplumda çok sık görülen bir sorun mu?

    Aslında kent yaşamı ve doğal ortamlardan uzak yaşamamız bizi hayvanlardan uzaklaştırdı. Özellikle şehrin eski yerleşim bölgelerindeki doğal bitki ve hayvanlar neredeyse ortadan kalktı. Yeşil alanlarda ise çevre kirliliği, iklim değişiklikleri nedeniyle yine doğal yaşamın dengesi bozuldu. Artık ev hayvanları dışında daha az sayıda hayvanla karşılaşıyoruz, ancak bu durum fobileri ortadan kaldırmıyor. Yüzeye çıkmayan korkular içten içe sürüyor. Hatta alışık olmadığımız hayvanlarla birdenbire karşılaşmak ani ve şiddetli bir korku yaratabiliyor.

    Genellikle tatil ortamları ve yazlıklarda bu korkular su yüzüne çıkıyor. Kedi-köpek gibi evlerde beslenen hayvanlara karşı da fobi görülebiliyor. Bu da hem apartman yaşamında hem de dost -arkadaş ziyaretleri sırasında sorun yaratabiliyor. Hayvan fobisi toplumda en sık görülen fobidir, diyebiliriz.

    Kişi ne zaman tedaviye başvurmalı?

    Tüm fobilerde olduğu gibi günlük yaşamda bir bozulma varsa kişinin günlük rutinlerini yaşamayı zorlaştırıyor ve endişenin yarattığı aşırı gerginlikler varsa kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Çoğu kişi bunu iyileştirmek için ne yapacağını bilmez. Doktor tedavileri uzun ve ilaca dayalı olduğu için kabul etmek istemez. Zamanla çözümü olamayacağına inandığı için konforundan mahrum kalmak ve mutsuzluğunu kronikleştirmesi pahasına hayvan korkusunu sineye çekerek tedavi olmadan yaşamayı tercih eder.

    Hayvan Fobisinde Psikolojik Destek Mutlaka Gerekli

    Önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler kullanılır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor.

    Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmadır. Bu aşamadan sonra eğer mümkünse, kişiye korktuğu havyan kapalı bir kutu içinde gösterilir. Daha sonra ona dokunması hedeflenir. Bu çalışma genellikle daha çok örümcek, hamam böceği, sinek gibi küçük hayvanlar için yapılabilir.

    Hayvan Fobisinde İlaç Tedavisine ne Zaman Gerek Duyulur?

    Hayvan fobileri çok şiddetliyse, genellikle kişide başka bir anksiyete, panik bozukluk, depresyon gibi bir soruna rastlıyoruz. Böyle ek bir ruhsal sorun saptamışsak ilaç tedavisi gerekli. Tedavide bazı antidepresan ilaçlar ve sakinleştiricilerden yararlanıyoruz.

    Tedavi Ne Kadar Sürer?

    Eğer başka bir ruhsal sorun yoksa bazen tek seans bile yeterli olabilir. Bu fobinin altında travmatik durumların çıkması daha uzun süreli terapi ve tedavi gerektirebiliyor.

    Hayvan Fobisi Zamanla Geçer Mi?

    Zihinde var olan kaygılı düşünce kendini tekrar ettikçe korkunuz da pekişir. Bu durumda zaman ne kadar çok geçerse sorun o kadar depreşir. Nadiren zaman içinde etkisi azalabilir ancak çoğunlukla bu korku yaşam konforunu tehdit edip çekilmez hal alır. Bu korkuyu tamamen iyileştirecek ilaç yok. Hipnoterapi, EFT ve EMDR gibi tekniklerle birlikte birkaç seansta hayvan fobisi tamamen yok edilebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Panik Bozukluğu / Panik Atak

    Panik Bozukluğu / Panik Atak

    Panik Bozukluğu Nedir?

    Panik bozukluk ruhsal bir rahatsızlıktır ilaç ve veya psikoterapi ile tedavisi mümkündür. Panik bozukluğu olan kişiler panik atak denen yoğun ruhsal sıkıntı nöbeti geçirirler. Panik atak çarpıntı, terleme, nefes alamama, boğulma hissi, göğüste sıkışma, bulantı, baş dönmesi, yüz, el ve ayaklarda uyuşma, titreme, bedensel duyumlarda aşırı algılama, aklını kaybedecekmiş hissi ve ölüm korkusu ile kendini gösterir. Panik atak aniden hiç bir sebep olmaksızın ve genellikle hızlı bir şekilde gelişir, kısa bir sürede doruk noktasına ulaşır. Panik atak nöbeti ortalama yaklaşık olarak 15-20 dakika sürer. Ancak bazen kısa bir an yada yalnızca bir kaç dakika bazen de bir kaç saatten fazla sürebilir. Atak sonrasında kişide yeni bir atak daha oluşabileceği yada atak sırasında ortaya çıkan bedensel belirtilerle ilgili yoğun kaygılar gelişmektedir. Hastalar kalp krizi veya beyin kanaması geçirecekleri, felç olabilecekleri korkularıyla acil servislere başvururlar. Panik atak geçirecekleri endişesiyle evde yalnız kalma dışarıya yalnız başlarına çıkamama korkuları yaşarlar. Zamanla uçak, metro, gemi ve uzun otobüs yolculuğu korkuları gibi fobiler geliştirirler. Diğer taraftan ikamet adreslerini sağlık kuruluşuna yakın bir yere taşırlar. Bu durum tek başlarına kalamama durumlarına kadar gidebilmektedir ve kişilerin meslek ve sosyal yaşantılarını ciddi manada kısıtlamaktadır. 

    Panik Bozukluğunun Nedenleri?

    Panik atağın belirtilerinin ortaya çıkma nedeni beyinde iletişimi sağlayan biyokimyasalların salınımında düzensizlikler olduğu düşünülmektedir. Panik atak bozukluğunun ailesel nedenlere bağlı olabileceğine dair güçlü kanıtlar mevcuttur. Panik bozukluğu olan kişilerin birinci derece yakınlarında panik bozukluğu olma oranı normal kişilere oranla 4-7 misli daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Panik bozukluğu olan kişilerin geçmişlerine bakıldığında pek çoğunda uzun süreli psikososyal stresin varlığından söz edilebilir. Bu kişilerin strese karşı aşırı duyarlılıkları olduğu da ileri sürülen diğer bir görüştür. Bütün bunlar panik atağın fiziksel belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olan biyokimyasal ve nörofizyolojik nedenlerdir. Bunları tetikleyen ve süreci başlatan nedenler ise psikososyal etkenlerdir. Bunlardan en önemlisi erken çocukluk dönemlerinde anne babanın ve ya bakıcıların kaygı düzeylerinin yüksek olması ve bu durumun gelişmekte olan çocuğa bir şekilde yansıtılmasıdır. Çocuk endişe ve kaygıyı çevresinden sürekli olarak aldığında gergin ve kaygılı bir kişilik örüntüsü geliştirmektedir. Sonraki yıllarda da bu durum devam ettiği takdirde kişi yetişkin bir birey olarak stres ve sıkıntılara karşı daha duyarlı hale gelmektedir.

    Panik Atakta belirtiler neden ortaya çıkar?

    Panik atak vücudun stres, korku ve heyecana verdiği normal tepkinin aşırı halidir. Potansiyel tehdit  olarak görülen olaylarla karşılaştığında vücut “savaş veya kaç” refleksi için adrenalin üreterek kendini tehlikeye hazırlar. Salgılanan adrenalin sayesinde, kalp atışları hızlanır, kan bazı bölgelerden çekilerek kaslara pompalanır bu nedenle derinin rengi solar, sempatik sinir sistemi aktivitesi artığı için göz bebekleri büyür ve terleme artar. Sindirim sistemi aktivitesi düştüğü için salya salgısı azalır, ağız kuruluğu ve kabızlık gelişir. Metabolizmanın ani yükselişiyle nefes alış verişleri hızlanır bu sebeple ellerde ve yüzde uyuşma hissi gelişir uzun süren ataklarda ise kaslarda istemsiz seğirmeler ve kasılmalar gelişebilmektedir. Bütün bunları tetikleyen ise bilinçdışı ani ve sebepsiz görünen duygu durum değişiklikleri, olumsuz düşünce döngüleri ve tüm bedene yayılan yüksek oranda hormonal aktivitelerdir. Bunlara bağlı olarak yaşadığımız kontrol dışı zihinsel ve bedensel tepkimeler ise panik atağın görünen yüzünü oluşturmaktadır.

    Panik Atak sırasında ne yapılmalı?

    Panik atak çok ciddi bir durum gibi hissedilmesine rağmen ciddi bir sağlık sorunu oluşturmadığı bilinmelidir. Panik atak geçirildiğinin farkına olmak nefese odaklanmak durumun kontrolüne sahip olunduğu hissini yaratacak ve endişeli düşüncelerden uzaklaştıracaktır. O anda panik atağı tetiklemiş olabilecek duygu, düşünce veya yaşanmışlıklara odaklanılması iç görüyü artırıp farkındalığı geliştirecek ve rahatsızlığın terapisinde etkili olacaktır. Bulunduğu ortamda birileriyle konuşmak bir şeylerle ilgilenmek veya basitçe hareket edip etrafı gözlemlemek bile dikkatini dağıtıp atağın geçmesinde faydası olabilecektir. Panik atağı yenmeyi birkaç kez başardığında kişi bunun üstesinden gelebileceği hususunda inancı artacak ve daha nadir atak geçirecektir.

    Panik Bozukluğun tedavisi mümkün müdür?

    Panik Bozukluğu tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Panik bozukluğu olan kişilerin etkili bir tedaviyle panik atak geçirmeleri %80 azaldığı görülmektedir. İlaçlar ve psikoterapi yöntemleri ayrı ayrı seçilebileceği gibi her iki yöntemin birlikte uygulanması da mümkündür. İlaçlar kaygı düzeyini düşürürken psikoterapi duygu düşünce, davranış ve belirti ilişkisini anlaşılmasına ve panik atağın üstesinden gelinmesinde yardımcı olmaktadır. Panik bozukluğu müzmin bir rahatsızlık olduğundan tedavisi devamlılık ve sebat arz etmektedir. Özellikle psikoterapi desteğinin bu konuda bilgi, birikim ve tecrübe sahibi psikiyatri uzmanlarından ve alanlarının uzmanı olan klinik psikologlardan alınması önemlidir.

  • Hipospadias nedir? Hipospadias tedavisi nasıl yapılır?

    Değerli Anne ve Babalar öncelikle çocuğunuzda ki bu durum tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Mevcut rahatsızlığın durumuna göre bir veya daha çok ameliyat geçirebilir. Bazen bu durum operasyonun kendi doğası gereği zaten iki seanslı olabilmektedir. Lütfen etraflıca araştırın, durum hakkında yeterli bilgi sahibi olun ve daha sonra donanımlı bir hekime ameliyat yaptırın.

    Hipospadias nedir?

    Hipo (alt,aşağı) spadiac (açıklık,yarık,delik,çatlak) anlamındadır.İdrar yapılan pipinin uç kısmının olması gerektiği yerde uç da değil de daha aşağıda bir yerde yerleşmesi durumudur.

    Uretranın (Penisin içinden geçen sidik kesesi ve uç arasındaki idrar yolu),penisin alt kısmının ve sünnet derisinin penis alt kısımdaki bölümünün gelişiminde anormallik olması sonucu gelişir. Pipinin alt kısmında ve bir miktarda da yan kısımlarında deri olmaması sünnetliymiş gibi göründüğünden doğuştan sünnetli ,yarım sünnetli diye de adlandırılmaktadır.

    Açıklık penisin ucundan başlayarak alt tarafa doğru açıldığı yerin ismi ile anılarak adlandırılır.Glanuler (penisin baş kısmı),coronal (gövde ve baş kısmı arasındaki oluk),subcoronal,(corona altı) penil (penis gövdesi), penoskrotal (torba ve penis birleşim yeri, skrotal (torba), perineal(torba ve anus arası bölge) gibi.

    Uretranın hem açıldığı yer farklıdır hem de deliğin yapısı ve açılım çapı, şekli gibi bozukluklar vardır.

    Uretranın ince veya kalın olabildiği, doku olarak üstünü örten dokunun zayıf olduğu tipler olabilir.

    Ayrıca uretra geniş oluklu veya dar oluklu olabilir.

    Glans (baş kısım)da düzlük olabilir, glansın yapısı normale göre küçük olabilir.

    %25 hasta da penisin aşağı doğru eğriliği de söz konusudur.(Buna kordi denilmektedir).Bu durumu daha da ağırlaştıran bir durumdur ve öncelikli düzeltilmesi gerekir.

    Başka ek anomali var mıdır?

    İnmemiş testis ve fıtık ek olarak hasta da görülür. Proksimal (penoskrotal, skrotal, perineal) hipospadiaslarda daha sık görülür.Hipospadiaslı çocuklarda sıklıkla ek tetkik gerekmese de başka organ anomalileri varsa ek tetkik yapılmalıdır.

    Ne sıklıkta görülür?

    Hemen her ülkede benzer oranda rastlansa da 125/1, 150/1, 250/1, 300/1 canlı erkek doğumda bir gibi oranlar bildirilmiştir.

    Nedeni nedir?

    Kesin bir nedeni bilinmemekle birlikte açıklamaya yönelik birçok çalışma mevcuttur.

    Hormon reseptör bozuklukları septör bozuklukaları çok az bir kısmında neden olarak gösterilebilirse de kesin olarak ortaya konulmuş bir durum bulunmamaktadır.

    Bir kısmında bazı dokuların birbiriyle olan gelişim bağlantılarından sorumlu olan gen bozukluklarının rol oynadığı düşünülmektedir.

    Damarsal gelişim bozukluklarının sorumlu olduğuna dair çalışmalar da mevcuttur.

    Dokular arası genetik molekül haberleşme bozukluğunun deneysel çalışmalarda hipospadiasa neden olduğu gösterilmiştir.

    Bazı gen mutasyonlarının da sorumlu olduğuna dair bulgular vardır

    Bazı enzim eksikliklerinin de rol oynadığına dair çalışmalar devam etmekle birlikte kesin olarak bir sonuç yoktur.

    Progestin bazı vakalardan sorumludur.

    Vejeteryan annelerin çocuklarında görüldüğü ile ilgili çalışmalar vardır. Bunlarda bitkisel kaynaklı hormon değiştiricilerin neden olduğu düşünülmektedir.

    Çevre faktörlerinin hormonal sistemlere olan kötü etkilerinin hipospadias gelişmesinde rolü olabileceğine dair yapılan çalışmalar bulunmaktadır.

    Bazı sentetik veya çevresel doğal kimyasalların hormonal etkileşimlere yol açarak endokrin ve üreme sistemlerinin gelişimlerine olumsuz etki yaptıkları da bildirilmektedir

    Tedavi yaşı nedir?

    İdeali 6-18 ay arasında yapılmasıdır. Bu zaman diliminde ameliyat çocuk tarafından daha iyi tolere edilebilmektedir. Ameliyat travmasını çocuk ileride hatırlamamaktadır. Ayrıca çekirdek cinsel gelişimin başladığı yaştan daha önceye denk gelmesi nedeniyle de bu yaş uygundur.

    Tedavisi nedir?

    Hipospadias düzeltilmesine yönelik olarak tarif edilmiş 350 nin üzerinde tanımlanmış ameliyat metodu bulunmaktadır. Çoğunluğu birbirinin modifikasyonu veya geliştirmesi olan bu tekniklerin hepsinin temel olarak amacı belli ana prensipler çerçevesindedir.

    Tedavi de temel amaç önce varsa pipinin eğriliğinin düzeltilmesidir

    İdrarını penis ucundan yapacak şekilde idrar yolu onarımının yapılmasıdır

    Kozmetik görünümün iyi hale getirilmesidir.

    Bu nedenle aşağıdaki işlemler uygulanır

    Uretranın serbestleştirilmesi ile boyunun uzatılarak baş kısma getirilmesi

    Glans(baş)kısmının tüp şekline getirilerek yeni idrar yolu(uretra) yapılması

    Sünnet derisinin kullanılarak tüp yapılması

    Sünnet derisinin pipinin üst kısmından serbestleştirilerek alt kısmına getirilmesi ve bundan yeni idrar yolu yapılması. Bu girişim tek veya iki seansta yapılabilir.

    (Yani hipospadias sorunu bulunan çocuk kesinlikle düzeltici ameliyattan önce sünnet edilmemelidir.)

    Penisin kendi derisinin kullanılması suretiyle uretranın yapılması.

    Eğer sünnet derisi yoksa veya daha önceki teknikler nedeniyle mevcut deri kullanımı yapılmasına rağmen istenen sonuç alınamadıysa veya eğrilik devam ettiği için düzeltilen penislerde yeni deri dokusuna ihtiyaç varsa o zaman başka alternatif dokular kullanılabilir. Bunlardan bazıları şunlardır. Dudak içi veya yanak içi mukoza (ince dokusu), kulak arkası veya kasıktaki kılsız ve ince deriden alınan serbest greftler, torbasının derisinin kullanılması veya testis üzerini örten zarın kullanılması.

    Bu teknikler ve bu dokuların kullanılması maalesef bazen son çare olarak kurtarıcı olmaktadır. Bu nedenle sünnet yaptırılmaması çok önemlidir.

    Ameliyat komplikasyonları nelerdir?

    Erken dönemde kanama, şişme, kesi yeri ayrılması, sonda tıkanması, sonda çıkması gibi durumlar olabilmekle beraber en önemli komplikasyon en usta ellerde dahi olabilen fistül denilen durumdur. Fistül idrarın onarıma rağmen pipinin alt kısmından bir yerden tekrar gelmesidir.

    Penis ucunda darlık olması

    Uretrada darlık olması

    Eğriliğin devam etmesi

    Yapılan yeni idrar yolunun tam olarak açılması

    Divertikül denilen pipinin alt kısmında yer alan yeni oluşturulmuş olan idrar yolunun balonlaşması

    Sonda nedir her zaman kullanılır mı?

    Çok uçta yer alan hipospadias ların onarımlarında bazen kullanılmasa da sıklıkla sonda dediğimiz idrar yolunun içerisine konulan hem idrar geçmesi işlemini yapan hem de yeni oluşturulmuş idrar yoluna kalıp vazifesi gören silikondan veya bazı materyallerden yapılmış borucuklar veya kateterler kullanılmaktadır. Kimi zaman bunlar sidik kesesi içerisine gönderilip idrar torbasına ucu bağlı iken kimi zaman sadece penisin uç kısmında yer alan sondalar da vardır. Cerrahın stiline ve prensiplerine göre uygulamalar farklılık göstermektedir. Bazen hiç sonda kullanılmadığı da olabilmektedir.

    Hastanede ne kadar kalınır.

    Çok uçta yer alan hipospadias onarımlarında 1-3 gün kalınırken daha proksimalde yer alanlar da 5-7 gün sürebilir. Cerrahın yaklaşımı ve stili yine bunda rol oynar.

    İleriki yaşlarda cinsel fonksiyonlarına etkisi var mıdır?

    Varsa eğriliği düzeltildiği takdirde olumsuz bir etkisi yoktur.

  • ERKEN BOŞALMA

    ERKEN BOŞALMA

    Erkeğin boşalmasında tıbbi açıdan standartlara bağlanmış bir süre yoktur. Boşalmanın erken olup olmadığını belirleyen ölçüt iki tarafın beklentilerinin gerçekleşme düzeyidir. Bu düzeyi belirlemek için şu iki kriter dikkate alınabilir;

    • Partnerinizle uyumlu musunuz? Örneğin partneriniz 4, siz ise 5 dakikada doyuma ulaşıyorsanız süre ne kadar olursa olsun bir erken boşalma probleminden bahsedilemez.

    • Erken boşalma tedavisi söz konusu olduğunda en çok gözden kaçan nokta boşalmanın kontrollü mü, yoksa kontrolsüz mü gerçekleştiğidir. Kontrolsüz boşalma tıp literatüründe erken boşalmanın diğer bir ismi olarak bilinmektedir.

    Erken Boşalıyorum, Ne Yapmalıyım?

    Damlayan bir musluğu tamir etmek için yapılabilecek iki şey vardır; suyun basıncını düşürmek ve musluğun contasını sağlamlaştırmak. “Bunun erken boşalma ile ne ilgisi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu örnek üzerinden ilerlersek basıncı düşürmek kişinin duygularını kontrol altına almasını, contayı değiştirmek ise erken boşalmanın çözümü için kendini fiziksel anlamda hazırlamasını ve güçlendirmesini ifade eder.

    Terapilerde izlediğimiz yöntemler;

    • Bilgilendirme ve bilinçlendirme

    • Bilinçaltını geçmişte yaşanmış olumsuz deneyimlerden arındırma

    • Egzersizler

    • Telkin

    Söz konusu uygulamaların doğru zamanlamayla, ertelemeden takip edilmesi erken boşalmayı sorun olmaktan çıkaracaktır.

    İlaçların Erken Boşalma Sorunlarının Çözümüne Katkısı Nedir?

    Özellikle erken boşalma gibi genellikle psikolojik bir temele sahip olan sorunların bu boyut atlanarak yalnızca kimyasal çözümlerle baskılanması konuyu geçici olarak gündeminizden çıkarmaya yarasa da tekrar etmesinin önüne geçemeyecek ya da sorunu tam anlamıyla çözüme kavuşturamayacaktır. Eğer üroloğunuz sizde biyolojik olarak bir sorun saptamamışsa bu erken boşalmanın en azından sizin açınızdan bir hastalık olmadığı anlamına gelir. Bu durumda vücudun ve bilinçaltının kendini tedavi etme sürecinde ilaçların desteğini inkar etmesek de ilaç kullanımının erken boşalmanın tedavisi noktasında kesinlikle psikolojik destekle birlikte tercih edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Tedavi aşamasında önemli olan bir diğer unsur ise sizin de sorununuzu bir hastalık gibi değil, vücudunuzun sistemin sabote edilmesi sonucu edindiği istenmeyen bir alışkanlık olarak yorumlayabilmenizdir.

    Erken Boşalma Tedavi Edildikten Sonra Tekrar Yaşanabilir Mi?

    Kişide kronik hale gelen erken boşalma gibi bir sorunun tedaviden sonra nadir aralıklarla yaşanması normal karşılanır. Bu durum genellikle partner değişimi ve kendini güvende hissetmeme (farklı bir ortam, basılma korkusu, kısıtlı zaman vb) sonucu ortaya çıkar. Rahatsızlığın bu sebeplerle kısa süreli hatta tek seferlik olarak tekrar etmesi mümkün olsa da durum kalıcı hale gelmeyecek, kişi partnerine alıştığında ya da mevcut güvensizliğinden arındığında ortadan kalkacaktır.

    Erken Boşalma Çözülmezse İleride Nasıl Bir Sıkıntı Olur?

    Ölmez ya da kısır kalmazsınız, ancak erkekliğinize laf olur . Erken boşalmanın tedavisi tıbbi ve psikolojik destek alınarak uygun zamanda tamamlanmadığı takdirde ileride sertleşme problemi ve cinsel isteksizlik meydana gelebilir.

    Erken Boşalmanın En Sık Görüldüğü Durumlar

    Aile baskısı, tecrübesizlik, güvensizlik, aşırı heyecan, endişe ve kaygıların olması, düzenli bir cinsel ilişkinin olmaması ve geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler erken boşalma öykülerinde sıkça rastladığımız durumlar arasında sayılabilir. Erken ya da denetimsiz boşalma oldukça sık görülen yaygın bir problem olduğu halde bu sorunu yaşayan on kişiden yalnızca biri durumuyla yüzleşip çözüm arayışına gitmektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • PANİK ATAK HİPNOZLA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ

    PANİK ATAK HİPNOZLA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ

    Heyecanınızı kontrol edemeyip beninizi kontrol altına almaya başladıysa, nefes alamıyor veya kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi hissediyorsanız, sinirleriniz boşalıyormuş gibi kendinizi aşırı kötü hissediyorsanız PANİK ATAK olabilirsiniz. Bağışıklık sistemi gibi sinir sistemi de çökebilir ve dışardan anlaşılan bir şey olmasa bile bu içerde bir deprem gibi yaşanır ve kişinin dengesini alt üst edebilir. Aşırı stres, duygusal sıkıntılar, tükenmişlik sendromu, aşırı mutsuzluk, güvensizlik, endişe bunlara neden olabilmektedir.

    Panik Atak Belirtileri

    Aniden gelişen korkular, kabin ritimsiz veya hızlı çalışması, terleme, ölecekmiş veya bayılacakmış gibi hissetmek, nefesin yetmemesi, boğulacakmış gibi hissetmek en belirgin fizyolojik özelliklerdendir. Kişi kendini aniden bir korku içinde bulur ve aşırı kalp çarpıntısı, terleme gibi bazı fizyolojik belirtiler gösterir. Yalnız kalmak istemez ve hemen bir doktora gitme ihtiyacı duyar.

    Panik Atak ve Sosyal Fobi Birbiriyle Karıştırılır

    Terleme, aşırı heyecanlanma, ortamdan kaçma, aşırı sıkılma, bedensel tepkilerini kontrol edememe durumu toplum önünde konuşmak durumunda kalan, sosyal ortamlara girmekten kaçınan, buna zorlandığında ise kendini aşırı kötü hissedenler aslında “Sosyal Fobi Sendromu” yaşarken. Panik atak geçiren nerde ne zaman nasıl olacağını kestirmediği ani bir duygusal boşalmayla bu durumu yaşar ve sosyal fobik’lere göre daha şiddetli yaşar. Sosyal fobisi tetiklenen doktor aramazken panik atak hastası doktora ihtiyaç duyar.

    Panik atağa sebep olabilecek diğer ihtimaller;

    • Taciz

    • Yaşamsal değişiklikler

    • Hastalık

    • İlişkiyle ilgili kaygılar

    • Epilepsi

    • Depresyon,

    • Aşırı kahve tüketimi,

    • Sevilen birinin ölmesi

    • İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler

    • Tiroid hastalığı,

    • Zihnin aşırı uyarılması

    • Kalp hastalıkları,

    • Vitamin yetersizliği,

    • Kan şekeri düşmesi,

    • Kapalı ortamlarda uzun süre kalmak

    • Uyuşturucu veya uyarıcı maddeler kullanmak

    Panik Atağı Neler Tetikler?

    Panik atak aşırı kaygılı bir zihinsel durum karşısında bedenin savunma sistemlerini harekete geçirmesi ile birlikte bedende oluşan anomaliler diyebiliriz. Mesela haberleri izlerken ölüm haberleri verilen birinin sizin tanıdığınız biriyle isim benzerliği olması bunu tetikleyebilir ve zamanla sadece haberleri izlerken birden bu durum atağa dönüşebilir. Bu durumda tetikleyici mekanizmanın deşifre edilmesi ve bilinçatının kayıtlarından temizlenmesi gerekir.

    Panik Atak İlaçsız Tedavi Olur Mu?

    Kişinin ataklara karşı tepkisinin şiddetine ve ihtiyacına göre ilaç başlanıp başlanmayacağına karar verilir. Başlangıçta ilaçlı tedavi faydalı olabilir. Daha sonra bu ilaçlara bağımlılık geliştirmemesi ve normal tepkilerine dönebilmesi için panik atak hastalarına hipnoterapiden yararlanabilir.

    Panik Atak Kimlerde Görülür?

    Her yaş ve kesimden panik hastası olabilir. Dünyada görülme sıklığı yaşamları boyunca her 100 kişiden 3-4 kişi panik hastalığına yakalanabilir. Kadınlarda bu oran erkeklere göre 3 kat fazladır. Ailede bu sorunu yaşayanlarda da bu oran artmaktadır. Konunun sadece psikolojik kaynaklı olduğunu söylemek mümkün değil. Genetik ve nörolojik bulguların mevcut hastalıkların yan etkisi olarak da çıkabildiğini göstermektedir.

    Panik Atakta Hipnoz En Etkili Çözümlerden Biridir

    Bilinçaltına ne öğrettiyseniz yüzeyde bunu yaşarsınız. Korkmak, üzülmek, sevinmek, takıntılar, mutsuzluklar, acılar hep öğretilmiştir. Bu durumda bilinçaltındaki bilgileri yeniden çerçevelemek suretiyle sağlık davranışı kodlayabiliriz . Bilinçaltında “öğrenilmiş çaresizlikleri” yeniden kodlayarak programladığımızda panik atak sorun olmaktan çıkıyor. Bu sorunun fizyolojik bir temeli olup olmadığını araştırmak ve doktorunuz da uygun görürse tamamlayıcı bir tedavi olarak hipnozdan yararlanılabilir.

    Panik Atak Hastalarının İyileşme Oranları Nedir?

    Durumunu kabul edip yardım alanlardan yola çıkarsak bu oran %80 diyebiliriz. İlaçla tedaviye kısa süre içinde cevap verebilir. Kalıcı bir tedavi psikoterapi veya hipnoterapi iyileşme oranını arttıracağı söylenebilir.   

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Erken tuvalet eğitimi kabızlık nedeni olabilir

    OYUNU BIRAKMAMA İSTEĞİ KABIZLIK NEDENİ

    Kabızlık problemi annelerin korkulu rüyası. Çocuklarda sık görülen kabızlık; ateş, kusma, dışkıda kan, kilo kaybı gibi birçok soruna yol açıyor. Oyunu bırakmama isteğinden strese, yanlış beslenmeden erken tuvalet eğitimine kadar birçok sebebi bulunuyor. Kabızlığın önüne geçmek için çocuğun tuvalette oturması sağlanmalı. Ilık bir banyo ya da içecekler dışkılama hissini arttırır. Kabızlık sonrasında da çocuk istemsiz olarak kakasını kaçırabilir. Böyle durumlarda çocuğun cezalandırılmaması lazım.

    Çocuklarda kronik kabızlık çok sık görülen problemlerden biridir. Kabızlık; dışkılama sıklığında azalma, sert veya ağrılı dışkılama (barsak hareketi) olarak tanımlanır. 1-4 yaş arasındaki çocuklar genellikle günde 1-2 kez ve yüzde 90’ından fazlası en geç günaşırı dışkılar. Çocuktaki kabızlık sorununu gidermek için kronik kabızlığın nasıl geliştiğini anlamak gerekir. Çünkü çocuklarda kabızlığa birçok faktör neden olabilir. Ama genellikle geçici olmakla birlikte görülen en sık nedenler erken tuvalet eğitimi ve diyet değişiklikleridir.

    KRONİK KABIZLIK BAŞKA SORUNLAR DOĞURABİLİR

    Çocuklarda kabızlık genellikle geçici ve önemsiz bir durum olarak görülür. Ancak kronik kabızlık başka sorunları doğurabilir veya altta yatan başka bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu nedenle iki haftayı geçen kabızlığa ateş, kusma, dışkıda kan, karın şişliği, kilo kaybı, anüs (makat) çevresinde ağrılı yırtıklar, barsağın anüsden dışarı çıkması gibi başka bulgular da eşlik ediyorsa, doktora başvurmak gerekir.

    AĞRI ÇEKMEMEK İÇİN KAKASINI TUTABİLİR

    Kronik kabızlığın ilk nedeni ağrılı barsak hareketleridir. Böyle durumlarda çocuk, ağrıyı yaşamamak için kakasını tutmayı öğrenir. Acele bir barsak hareketi olduğunda birkaç dakika kaslarımızı sıkarak acil durum geçene kadar bunu erteleyebiliriz. Erişkinler uygunsuz her durumda barsak hareketini engelleyebilirler ancak erişkinler durum uygun olduğunda en kısa zamanda tuvalet gereksinimlerini tamamlamak gerektiğini anlayabilirler. Ağrı korkusu nedeniyle barsak hareketini engelleyen bir çocuk bunu tekrar tekrar yaparak dışkılamayı engeller. Dışkılamayı engellemek için bacaklarını çaprazlar, kalçalarını sıkar ve yüz ifadesi değişir. Bunun dışında çocuklar birçok nedenle dışkılamayı geciktirirler. Oyunu bırakmak ve evden farklı bir yerde tuvalete gitmek istememe gibi nedenler, bunların arasında yer alabilir.

    KAKA KONTROLÜ OLMAYAN ÇOCUĞU CEZALANDIRMAYIN

    Dışkılamayı geciktirme durumlarında; çok miktarda sert gaita rektumda birikir. Zaman içinde rektum genişler ve gerilmeye daha az duyarlı hale gelir. Dışkı parçaları ayrılır ve çocuk farkında olmadan çamaşırına geçer. Bu farkında olmadan dışkı kaçırma nedeni ile iç çamaşırının lekelenmesi durumudur. Bazen kolon kasıldığında, sıvı gaita rektumdaki sert gaita çevresinden fışkırılarak kabızlığı olan çocuğun ishali olduğu izlenimini verir. Kabızlık ve sonrasında gelişen gaita kaçırmada çocukların kaka kontrolü yoktur, bunun için suçlanıp cezalandırılmamaları gerekir. Bu nedenle utanırlar, kirli çamaşırlarını saklamaya çalışırlar ve koku diğer aile fertlerini rahatsız ettiği halde iç çamaşırlarını değiştirmek istemezler. Başka çocukların alay etmesi nedeniyle veya utandıkları için okula gitmek de istemezler.

    BESLENME ŞEKLİ KABIZLIĞI ETKİLİYOR

    Kabızlığın birçok nedeni bulunuyor. Bunlardan biri erken tuvalet eğitimidir. Bu dönem, çocukla anne-baba arasında bir savaş haline gelebilir. İstemli tutma giderek istemsiz bir alışkanlığa dönüşebilir. Beslenme şekli de kabızlığı etkileyen durumlar arasında görülüyor. Diyetteki değişiklikler, lif bakımından zengin gıdaların tüketilmemesi, tam sıvı diyetten katı gıda içerikli rejime geçilmesi kabızlığın nedenleri arasında gösterilebilir. Öte yandan yolculuk, stres gibi rutin değişiklikler, ilaçlar, inek sütü alerjisi ve aile öyküsü de kabızlıkla ilişkili olabilir. Neden ne olursa olsun ayrıntılı bir öykü taraması gerekir. Kabızlığın ne zaman başladığı, günlük aktiviteleri, önceki ve şimdiki tuvalet alışkanlığı, dışkılama sıklığı, dışkının şekli, kanama olup olmadığı, kullandığı ilaçlar, diyetinin ayrıntıları öğrenilmelidir. Muayenede karında şişlik, kitle veya yumru, makatın yerleşimi, çatlak olup olmadığı görülür. Buna ek olarak makattan muayene yapılarak kanama olup olmadığı kontrol edilir. Karnının radyolojik görüntülenmesi, tıkanıklık durumu ve dışkının yerleşimi ve miktarı hakkında bilgi verir. Bu bulgulara göre daha ileri tetkikler ve incelemeler gerekip gerekmediğine karar verilir.

    KABIZLIĞIN TEDAVİ ŞEKİLLERİ

    Rektumu Boşaltmak:

    Bağırsaktaki büyük sert dışkı yumuşatılıp küçültülerek atılması sağlanır. Ağızdan alınan dışkı yumuşatıcılar dışkıya su çekerek işlev görürler ve alışkanlık yapmazlar. Kana geçmezler ve bağırsakta uzun süre kalmazlar. Nadir olarak aynı zamanda lavman veya fitil kullanılabilir. Bunlar sadece kalın bağırsağın alt kısmındaki dışkıyı yumuşatarak temizlenmesini sağlar. Çocuk çok şiddetli kabızsa kısa süreyle hastaneye yatırılması ve özel boşaltıcı lavmanların yapılması gerekebilir.

    Rektumu Boş Tutmak

    Her ne kadar 2-3 günde bir barsak hareketi olması normal sayılsa da kronik kabızlığı olan çocukların tedavisi için amaç bu değildir. Bu çocukların günlük dışkılamaları olması, rektumda tekrar dışkı kütlesi birikmemesi açısından dışkılamanın günlük, yumuşak ve ağrısız olması gerekir. Günlük barsak hareketlerinin olması rektumda tekrar dışkı birikmesini önler, kalın bağırsağın normal şekle ve kas tonuna gelmesini sağlar. Bağırsak çalıştırıcılarla amaçlanan hedef, yakalanmaya çalışılır. Bu çalıştırıcıların dozu her çocuğa göre farklıdır yakın izlemle çocuk için doğru ve yeterli doz ayarlanabilir. Amaç günde bir veya iki yumuşak dışkılamayı sağlamaktır. Çalıştırıcıların alımını kolaylaştırmak içim meyve suyu ile karıştırılabilir. Kabızlığı yenmek için tedavi alan çocukların ailelerinin yaptığı en büyük hata bunları hızlı azaltmak veya kesmektir. Sorun kalmadığında, çalıştırıcının dozu 1-2 haftada bir yüzde 25i azaltılır. Eğer tekrar ağrısı olursa veya günlük dışkılama durursa daha önceki doza dönülür.

    Diyet Yapmak

    Kabızlık yapan yiyecek yoktur. Lif bakımından zengin ve fakir yiyecekler vardır. Bu nedenle yeterli lif miktarı olan besinlerin verilmesi gerekir. Lif en çok meyvelerde, sebzelerde ve arpa, buğday ve mısır gibi tahıllarda bulunur. Erişkinler günde 25-30 gr lif almalıdır, çocuklarda lif gereksinimi yaşa göre değişir. Çocuğun lif gereksinimi yıl olarak yaşına 5 eklenerek gram cinsinden bulunur. Bir diğer önemli noktada ise yeterli sıvı almayı sağlamaktır. Diyet alışkanlığı sağlıklı ve hayat boyu kullanılacak bir alışkanlık olmalı.

    KABIZLIĞI GİDERMEK İÇİN;

    * Tuvalet eğitimi almış çocukların tuvalette oturması sağlanmalı.

    * Yemeklerden ve özellikle de sabah kahvaltısından sonra tuvalet eğitimi veya oturma için en iyi zamandır. Çünkü dolu mide çoğu insanda dışkılama ihtiyacı hissettirir.

    * Ilık bir içecek bu hissi arttırır.

    * Ilık bir banyo sonrası tuvalette oturmak dışkılama hissini arttırır.

    * Küçük çocukların tuvalette rahat oturmaları için ayaklarının altına küçük bir tabure veya yükseltici koyulması ve dizlerinin kalçadan hafif yukarda olması yararlıdır.

    * Çok küçük çocukların lazımlık kullanması veya tuvalette yüzlerini duvara dönmeleri daha rahat oturmalarını sağlar.

  • İnmemiş testis nedir?

    İnmemiş testis nedir?

    İnmemiş Testis

    Erkek bebekler de doğmadan önce her iki testis karın boşluğundadır. Bebek gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu ilk 6 ay içinde de devam eder. Yeni doğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Ki bu durum erkek bebeklerin cinsel organlarıyla ilişkili en yaygın doğumsal problemden biridir ve 1 yaşına gelen bebeklerin yaklaşık olarak %1’ini etkiler. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Gerçek inmemiş testiste önemli özellik, bir ya da iki testisin hiçbir zaman torbada olmamasıdır. İnmemiş testis prematürlerde normal bebeklere göre 3 kat daha fazla görülür ve özellikle bu bebeklerde altıncı aya kadar testislerin bir kısmı daha iner. İlk 6 ay geçtiği halde hala inmemiş testis durumu söz konusu ise bu durum mutlaka tedavi edilmelidir. Bebeklerde testisin değerlendirilmesinde en önemli yöntem fizik muayenedir. Ancak her iki kasık kanalında ele gelmeyen testis olduğunda özellikle genetik değerlendirmelerin de tanı yöntemlerine eklenmesi gerekir. Yetişkin dönemde görülen kısırlığın erkeklerdeki en yaygın nedeni bu hastalığa sahip tedavi edilmeyen bebeklerdir. Operasyon ne kadar erken planlanırsa, bu risk o kadar azalır. En uygun zamanlama 6 ay ila 1 yaş arasındadır. En geç 2 yaş bitimine kadar tedavi planlanmalıdır. İnmemiş testisin olduğu tarafta fıtık da varsa, fıtık her zaman tanı konduğu anda ameliyat planlanması gereken bir hastalık olduğu için, beklemeden gerekirse 1 aylık bebekte de cerrahi planlanmalıdır. Bulgu vermesede inmemiş testisli bebeklerin % 65-70 kadarında ameliyatta fıtık da görülür ve cerrahi olarak tedavisi yapılır. Uygun zamanlama ile ameliyat sonrasında % 90’ın üstünde başarı oranı mevcuttur. Bunun yanında unutulmaması gereken önemli bir konuda, inmemiş testisli olgularda ileride kanser gelişme riskinin normal erkeklere oranla 15-20 katı kadar daha fazla olmasıdır.

    İnmemiş testis ameliyatları “ Günübirlik Cerrahi” grubundadır. Ameliyattan sonra 2-3 saat içerisinde hastalar evlerine gidebilirler. Bu özellikle hastane korkusu olan bebekler ve aileler için çok rahat bir uygulamalıdır. Çocuğun ve ailenin alıştıkları ortamda olmaları psikolojik olarak da rahatlamalarını sağlar.

    İnmemiş testisle aileler tarafından çok karıştırılan diğer bir durumsa utangaç testis’tir. Utangaç testis durumunda testisler zaman zaman torbada görülürler. Ancak özellikle soğuğun etkisiyle, ultrason çekilirken veya çocuğun torbasının ellenmesi gibi durumlarda yukarıya, kasığa doğru kaçarak ele gelmeyebilir. Utangaç testisler banyoda ya da ateşli hastalık durumlarında ya da uyurken bakıldığında çoğunlukla ele gelir. Utangaç testis bir hastalık değildir bu nedenle herhangi bir tedaviye ihtiyaç yoktur. Ancak utangaç testis gibi bir durum söz konusu ise 6 ay ila 1 yıllık dönemlerde çocuk cerrahisi kontrolü gerekir.