Etiket: Durum

  • Teknoloji bağımlılığının yol açtığı : hikikomori hastalığı

    DİKKAT !!! HİKİKOMORİ GELİYOR…

    Hikikomori, Japonca da “elini, ayağını çekmek” anlamına geliyor. Bu terim teknolojinin merkezi diyebileceğimiz Japonya dan yayılmış ve 21. Yüzyılın hastalığı olarak tanımlanıyor. Japonlar, geleneksel yaklaşımlarından dolayı, özellikle erkek çocuklarının her türlü hizmetini ayağına kadar getirdikleri için bu hastalık yaygınlaşmış durumda. Dünyada ve Türkiye de de tehlikeli bir seyir izliyor. Erken teşhis edilmeli, en güzeli de Hikikomori ye neden olabilecek durumlar kontrol altına alınmalıdır.

    Bu hastalık, her ne kadar teknolojinin yarattığı bir hastalık olarak görülse de temelde başka nedenlere dayanıyor. Kişi, teknoloji ile ilgilenerek kendisini sosyal çevreye kapatıyor. Bilgisayar ekranı ile sanal alemde iletişim kuruyor. Bu iletişim, öyle boyutlara geliyor ki artık kişi tüm temel ihtiyaçlarını odasında karşılıyor. Yemeğini ailesi ile yemiyor, odasında yemek, uyumak dahil tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Hatta, o kadar büyük boyutlara kadar gelebiliyor ki tuvalet ihtiyacını bile odasında giderenler olabiliyor.
    Hikikomori hastalığı, büyük oranda erkeklerde ve 15 yaşlarında görülüyor. Bu kişiler, sanal bir dünyada olmanın rahatlığını yaşıyorlar, herşeyi kendi istedikleri şekilde yönetebiliyorlar, karşı çıkan olmuyor. Kişi kendi kendisine yaşıyor, aileden kişilerle bile iletişim kurmak istemiyor. Belki, ayda bir, yakın bir yere,birşey almaya gidiyor. Asosyal olma durumu pek farkedilmiyor. Kişinin kendi tercihi olarak düşünülüyor. Günümüzde, çocuk odalarının içe dönük kullanılması, sadece çocuğa özel olarak düşünülmesi, evlerde ısıtma alanının ve kullanım alanının geniş olması bireyler arasındaki iletişimi ister istemez azaltıyor.

    Hikikomori hastalığı, başlangıçta bilgisayar, internet düşkünlüğü ya da bağımlılığı olarak tanımlanıyor. Aileler, önceleri, çocuklarının dışarıda kendilerinin bilmediği bir yerde zaman geçireceğine, evde olmalarını tercih ediyorlar. Ancak, durum bakıyorlar ki hikikomori haline gelmiş. Hikikomori, bu tür kişileri tanımlamak anlamında da kullanılıyor, isim olarak ta kullanılıyor.

    13-14 yaşlarında başlayan hikikomoride önergenlikte olan erkek çocuklar, odalarında ders çalışıyor diye düşünülmemeli, teknolojik araçların kontrol altında kullanılmasına izin verilmelidir. Bunun yanında çocukların derslerde aşırıya kaçmamaları, günün planlı kullanımı da önemlidir. Kız çocuklar da dikkatle izlenmeli, iletişim sağlıklı şekilde devam etmelidir.

    Bilgisayarlar, ortak kullanım alanında, örneğin, salonda kullanılmalı, aileler kendilerini teknolojik alanda geliştirmeye önem vermeli ki takip edebilsinler; çocuklar, odalarında ders çalışırken, tamamen kontrolsüz bırakılmamalı, mümkünse oda kapısı kapatılmamalı, çocuğun odasına zaman zaman girerek, aileden kopuk bir durum yaratılmamalıdır.

    Altta yatan nedenin iyi gitmeyen gönül ilişkileri de olabileceği düşünülerek, çocuk ve gençler aile desteğinden yoksun bırakılıp, kendi içlerine kapanmalarına neden olabilecek durumlar yaratılmaktan kaçınılmalıdır. Gence kendini iyi ifade edebilecek ortam evde her zaman için sağlanmış olmalıdır. Çocuk ve gençler, sosyal ilişkilere yönlendirilmeli, açık hava oyunlarına ve arkadaşlık ilişkilerine ortam hazırlanmalıdır. Bilgisayar ve internet, oyun ağırlıklı değil; gerçek ihtiyaca yönelik olarak kullanılmalıdır. Burada anne- babanın örnek olduğunu da belirtmeden geçemeyiz.

    Kaybedilmiş kuşaklar yaratmak istemiyorsak elimizde ve evimizdeki tehlikenin farkına varmalı, geç kalmadan önlemlerimizi almalı, gerekirse uzmanlardan yardım alabilmeliyiz.
    Aileler, olabildiğince sabah kahvaltılarında ve akşam yemeklerinde bir arada olmalı, aile bireyleri günü, konuşarak değerlendirebilmelidir. Herkes günü nasıl geçirdiğini anlatabilmelidir. Çocuk ve gençler, daha çok dinlenmeli, etkin dinleme yapılmalıdır.
    Çocukların eğitiminde, otokontrol sahibi olabilmeleri amaçlanmalıdır. Teknolojik araçların en verimli şekilde nasıl kullanılabileceği, zamanın ne kadar önemli olduğu üzerinde durularak, bilgiler tartışılmalıdır. Aile ile çocuk-genç arasındaki bağlar kuvvetlendirilmeli, ortak paylaşımlar çoğaltılmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    AİLE DANIŞMANI-KURUCU-PEDAGOG

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okulda dışlanması

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Okulda Dışlanması

    Dikkat, belli bir konuya, olaya, noktaya kendini yöneltebilmek becerisidir. Çocuklarda dikkatin gelişimi anne karnındayken başlar, duyuların gelişimi ile dikkatin gelişimi birbirine paralel olarak gerçekleşir. Duyu organları gelişimini tamamlayınca çocuk dikkatini yöneltebilir duruma gelir ve dışarıdan gelen seslere karşı tepkide bulunabilir. Anne karnında yüksek seslere tekmeleyerek tepkide bulunur. Temposu düşük ve hafif seslerde hareketler daha yumuşak, yavaş ve huzurludur.

    Bebek doğumu ile birlikte ışığa karşı duyarlıdır. Daha sonraları, ana ve parlak renkli nesneler dikkatini çeker. Gözleri ile hareketini takip eder, gelişimi ilerledikçe başını ve bedenini dikkatini çeken objeye doğru yöneltir. Daha sonraki gelişim sürecinde renkli, hareketli, parlak oyuncaklar çocuğun hoşlandığı objelerdir. Sesin aniden yükselmesi ve düşürülmesi de çocuğun ilgisini çeker. Yaşlara, hatta aylara göre bu guruptaki çocukların dikkat süre ve yoğunlukları farklıdır. Çocuk büyüdükçe süre ve yoğunluk artar, bu nedenle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konamaz. Çocukla başa çıkamamak belki bir gurup için belirleyici olabilir.

    Anaokulu çağlarında dinleme, belli bir konuya odaklanabilme, başladığı bir etkinliği tamamlayabilme özelliği, şarkı söylerken guruba uyarak oturabilmek genellikle dikkat gelişimi ile ilgilidir. Çocuk yaşına uygun olarak belli bir süre ile kendini yapılan etkinliğe verebiliyor mu? bu konu uzmanlarca, çocuğun ailesi ve öğretmeni ile birlikte değerlendirilmelidir.

    DEHB olan çocuklar 7 yaşına gelmeden kendilerini belli ederler. Bu çocuklar, yaşıtlarından daha kısa süre dikkatlerini yoğunlaştırabilirler, elleri ve ayakları durmaz, anlatılan birşeyi dinlemekte sabırsızdırlar, sık sık yerlerinde kalkarlar, konuşmayı bölmek isterler, soru yöneltildiğinde soru bitmeden cevabını verme durumuna geçerler, yönergelere kendilerini veremediklerinden dolayı yanlış ya da eksik yaparlar, başladıkları bir etkinliği bitirebilme sabırları yoktur, sınıf ortamında arkadaşları ile konuşmak ya da değişik sesler çıkarmak isterler, eşyalarını sıklıkla unuturlar, kaybederler, sıra bekleyecek sabırları yoktur, herhangi bir etkinlik esnasında sık sık bahaneler bularak kalkmak ister, su içeceğim, tuvalete gideceğim gibi sözler duymamız mümkündür.

    Dikkat eksikliğinin dürtüsel olduğu, bir kısım çocuklarda beyinde planlanmayan hareketlerle de kendini gösterir. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan bu davranışlar sorun yaratabilir. Çocuklarda mimiklerin anlaşılamaması ve karşıdan gelen etkiye karşın uygun ya da beklenen tepkilerin oluşamaması sorun yaratabilir. Kendi dikkati kısa süreli ya da yoğun olmadığından çevresindeki arkadaşlarını rahatsız etmesi, dalgın olup, uyaranlara karşı duyarsız olması sorun yaratabilir.

    Bu tip çocuklar, 0-3 yaş döneminde daha çok bireysel bakım ve güven duygusunun kazandırıldığı dönemi yaşadıkları için toplumla ilişkileri fazlaca sorun yaşatmaz. Arkadaş ve erken çocukluk eğitim kurumlarının gündeme gelmesi ile sorunlar kendini göstermeye başlar. Yönergeleri anlamadan uygulamaya kalktığı için arkadaşları tarafından kabul görmez, çünkü onlar yönergeyi anlamaya çalışırken, O çoktan uygulamaya geçmiştir ve çoğunlukla beklenen değildir ve yanlıştır, sınıfın düzenini bozar. Hareketli ve kıpır kıpırdır, onun bu durumu diğer çocuklar tarafından rahatsız edici bulunur. Öğretmen, çocukların zaten kısa olan dikkatini yoğunlaştırmak için çaba sarfederken, sınıf düzeni bozularak; toplu şekilde dikkat dağılmıştır. Sıra beklenmesi gereken durumlar ve bu alışkanlığın kazandırılması anaokullarında belirleyici olduğu için sırada beklemek istememe, öne geçme isteği, can sıkıntısından sağındaki solundaki diğer çocukları rahatsız edip, itişmesi, el, kol ve bacaklarının rahat durmaması istenmeyen kişi olmasına sebep olur. Oyundaki anlatımı dinleyecek kadar vakti olmadığı için ya da dinlerken , O zihnen başka yerlere gittiği için bir türlü oyunu yeterince kavrayamaz. Yanlış oyun, diğer çocuklar tarafından hemen farkedilir ve bir kargaşa doğar. Öykü dinleme, müzik dinleme gibi etkinliklerde de sorun yaşanır, guruptan koptuğu hemen farkedilir. Bunu sadece öğretmen değil; sınıf arkadaşları da farkeder ve alay konusu olabilir. Gurup etkinlikleri, düzen bozulduğu için sağlıklı olamaz ve istenen eğitimsel sonuç alınamaz. Burada salt DEHB olan çocuk etkilenmez, gurubun tümü için sorun yaşanır. Çocuklar, bu aykırı tutumlar için Onunla arkadaş olmak istemezler, guruplarına almak sürekli sorun haline gelir. DEHB çocuk için de bunların yaşanması can sıkıcıdır, O da bu yaklaşımlardan üzüntü duyar, hırçınlık, saldırganlık gibi davranış bozukluklarına da meyledebilir, içine de kapanabilir. Toplum içinde bulunmaktan hoşlanmaz, sosyal gelişim olumsuz etkilenir. Gelişimler, birbirleri ile ilişkili olduğu için zaten duygusal gelişimi örselenmiş olan çocuk, arkadaşları ile sınıf-salon, açıkhava oyunları oynamadığı için psikomotor gelişim de olumsuz etkilenir. Dil gelişimi de etkinliklere kendini veremediği ve arkadaşları tarafından onay görmediği için etkilenir. Kendi kendisine kalır. Bilişsel yönden odaklanma ve yoğunlaşma sorunlarından dolayı çevresel etkenleri lehine kullanamaz durumdadır. Fiziksel gelişim yönünden yemekte dikkatini veremediği ya da gereksiz hareketlerle zaman geçirdiği için beslenme durumu da etkilenir, uykuya dalmakta sorun yaşayabilir, uyusa da kaliteli uyumuyor olabilir, dinlenmemiş kalkabilir.

    DEHB olan çocuklarda en çok dikkati çeken dönem ilköğretime başlamaktır. Aile, çocuğun örgün bir eğitim kurumuna başlaması ile bu rahatsızlığı farkeder. Çünkü, okul başarısızlığı belirleyici bir faktördür. Çocuk derse konsantrasyon sorunu yaşar, okuma yazma çalışmaları olumsuz etkilenir, durum sadece kendisini etkilemekle kalmayıp; arkadaşlarını ve onların da derse katılımını etkiler. DEHB olan çocukların bir kısmında dürtüsellik olduğu, dikkat süre ve yoğunlukları diğerlerine göre kısa ve yetersiz olduğu için çevresini de dersten uzaklaştırır. Başarı bekleyen aileler, sorunun nedenine indiklerinde bu çocukların sebebiyet verdiklerini görürler. Bu durum öğretmeni, DEHB li çocukları ve ailelerini, diğer çocuklar ve ailelerini iletişimin sağlıklı kurulamaması açısından etkiler. İdari sorunlara bile yol açabilir. Tüm bunlar, böyle çocukları ve ailelerini toplum dışına itebilir. Aileler çaresizlik hissedebilirler, çünkü çocukları eğitim almalıdır. Bunun ötesinde yalnızlığa mahkum edilmemeli ve sosyal çevreden uzaklaştırılmamalıdır. Öğretmen elinden geleni yapmakta, eğitim programını yetiştirmek ve her çocuğun bireysel özelliklerine de dikkat ederek programını sürdürmektedir. Çocuklar, bu dönemde kız, erkek guruplaşarak oyuna yönelirler, gurupta düzeni bozan çocuklar dışlanır. Çocuk farketmeden yaptığı davranış sorunları nedeniyle diğer çocuklar tarafından sorumlu tutulur, durumdan herkes olumsuz etkilenir. Çocuklar arasında kavga ve çekişmelere yol açar, duygusal problemler yaşanır.

    Öğretmen, bu çocukların, sınıftaki diğer çocuklardan ve velilerinden kabul görmelerini sağlayacak çabayı sarfetmeli, kaynaştırma, oryantasyon çalışmaları da yapmalıdır. Burada diğer veliler de anlayışlı olmalı, mümkün olursa elbirliği ile sorun çözülmeye çalışılmalı, gereken uzmanlardan destek alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- pedagog-kurucu
    ÇOCUK-AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…

    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.

    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.

    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.

    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.

    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.

    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.

    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.

    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir.Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.

    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz.Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.

    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır.Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir.Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • Anne-baba ve genç arasında çatışmalar

    ( Anne-Baba-Genç ) NEDEN ÇATIŞIYORSUNUZ ?
    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…
    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.
    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum. '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.
    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.
    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.
    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.
    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.
    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.
    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir. Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.
    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz. Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.
    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır. Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir. Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Çocuklarını psikolog görüşmesine götüren anne babalar bu durumu çocuğa nasıl açıklamaları gerektiği konusunda zorlanabilirler. Çocuğu psikolog görüşmesine getirmeden önce yapılacak uygun açıklama, çocuğun bu yeni ortamda kaygısının azaltılmasına yardımcı olacağından oldukça önemlidir.
    Çocuğa yapılacak açıklama çocuğun yaş düzeyine uygun olmalıdır. Çocuğa “Doktora sağlık kontrolüne gidiyoruz”, “Bir arkadaşıma gidiyoruz” gibi açıklamalar yapmak yanlıştır. Çocuğa gidilecek yerle ilgili yalan söylenmemelidir. Suçlayıcı olmayan bir dille görüşmeye gitmelerinin gerçek sebebi açıklanmalı ve onun gibi benzer sorunlar yaşayan başka çocuklarla da çalışan bir uzmana gidildiği anlatılmalıdır. 
    Okul öncesi bir çocuğa: “Seninle konuşmak ve oynamak için bir yere gideceğiz. Buradaki abla ile istediğin gibi konuşabilirsin ve oynayabilirsin” gibi bir açıklama yapmak yeterli olacaktır.
    Okul çağındaki bir çocuğa: “Seninle bir psikoloğa/terapiste gideceğiz. Her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilir, psikologlar da seninkine benzer sorunlar yaşayan çocuklara yardımcı olurlar. Psikolog bize yalnız uyuyamaman/ korkuların/arkadaşlarınla daha iyi anlaşman vb. konusunda yardımcı olacak.” gibi bir açıklama yapılabilir.
    Eğer çocuk ergenlik dönemindeyse, çocuğun görüşmeye gelmek istemesi de önem taşımaktadır. Çocuk görüşme konusunda zorlanmamalı, psikologla yalnız da konuşabileceği ve neden destek alınması gerektiği çocuğa onu eleştirmeden anlatılmalıdır. “Sorunlarımızla ilgili destek almak için bir psikologdan yardım almak istiyorum. Seni daha iyi anlamak ve kendini daha rahat hissetmen için terapist seninle yalnız da konuşacaktır. Eğer sen de istersen randevu alıp, görüşmeye gidebiliriz. ” gibi bir açıklama yapılabilir.
    İlk görüşmeye gelirken hem anne hem de babanın çocukla birlikte merkeze geliyor olması, aile dinamikleri hakkında daha fazla bilgi edinilmesi açısından önemlidir. Ancak çocuğun kendisini kötü hissetmemesi için küçük kardeşlerin odaya alınması tercih edilmemektedir. Bunlara ek olarak psikoloğun anne ve baba ile yalnız görüşmek isteyeceği durumlar için, görevli ile yalnız kalmak istemeyen çocuklarda çocuğun yanında bekleme odasında bekleyebilecek bir tanıdığın da getirilmesi önerilmektedir.
    Görüşmelere zamanında gelinmesi çok önemlidir. Çocukların kendilerini daha rahat hissetmeleri ve gerekli formların doldurulması için yaklaşık 15 dakika önceden merkeze gelinmesi faydalı olacaktır. Görüşmeye geç kalınması gibi bir durum olduğunda psikoloğunuzla kalan zaman kadar görüşme yapılabilir veya görüşme başka bir tarihe ertelenebilir. Seansa gelemeyeceğiniz bir durum olduğunda bir gün önceden arayarak merkezimize haber verebilirsiniz. 
    Psikoloğun çocuğunuza bir test uygulamaya karar vermesi durumunda, çocuğun kendi performansını gösterebilmesi için yeterince uyumuş olması, aç ve yorgun olmaması gerekmektedir. Ayrıca çocuğa “Sana test yapılacak” gibi kaygı verici bir açıklama yapmak yerine “Seninle bir çalışma yapılacak” denmesi daha uygundur.

  • Özgüven

    Özgüven

    Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,

    Geriye kalan et ve kemiksin.

    Gül düşünür, gülistan olursun,

    Diken düşünür, dikenlik olursun”

    MEVLANA

    ÇOCUK VE ERGENLERDE ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

    Çocuk ve ergenlerde özgüven eksikliği aile ilişkilerinden okul başarısına, sosyal hayattan gelecekte inşa edilecek kariyere kadar pek çok önemli konuyu olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Özgüven eksikliği çocuk yaşta ortaya çıktığı gibi çocukluktan yetişkinliğe geçişin en önemli basamağı olan ergenlik aşamasında da ortaya çıkmaya başlayabilir. Günümüzde pek çok ebeveynin korkulu rüyası olan bu durum aslına bakıldığında çocuğun genetik yapısı ve çevresel etkenlerle birlikte anne babaların bilinçsiz hatalı davranışlarıyla da büyük ölçüde şekillenmektedir. Özgüven eksikliği tedavisi de bu nedenle konunun uzmanı bir psikoloğun, çocuğun ve ailenin ortak ve disiplinli çalışması sonucu mümkün olabilmektedir.

    Çocuklarda özgüven eksikliği vakaların çoğunda çocuğun kendi şartlarından ziyade ebeveynlerin yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Özellikle henüz okul çağına adım atmayan çocukların hayatlarının büyük bir kısmı aile ortamında geçmektedir ve bu durum ev içindeki yaşantının çocuğu özgüven gelişimi konusunda olumlu ya da olumsuz geniş ölçüde etkilemesine neden olmaktadır. Çocukta sağlıklı ve sağlam bir özgüvenin oluşması için yapılması gereken en önemli şey çocuğa makul ölçüde sorumluluk vermektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu sorumluluk bir oyunun ya da kurgunun içine yerleştirilerek verilebilecek olsa da çocuğun aldığı sorumluluğun bir oyun olmadığını hissetmesi son derece önemlidir. Çocuk hiç sorumluluk yüklenmemesi halinde olduğu gibi aldığı sorumlulukların takip edilmemesi ve ciddiye alınmaması durumunda da özgüven eksikliği geliştirebilir. Ancak söz konusu takip de çocuğu her an göz hapsinde tutarak değil, ona fazla hissettirmeden eylemlerini mümkün olduğunca uzaktan izleyerek ve ancak gerçekten ihtiyaç duyduğu durumlarda yardım edilerek yapılmalıdır. Sürekli kontrol edilen bir çocuk kendisine güvenildiği duygusunu tadamayacak ve dolayısıyla bir şeyler başarabilmenin verdiği güveni yaşamayacaktır.

    Ergenlikte özgüven eksikliği çocuk yaşta görülen özgüven eksikliğine nazaran daha uzun bir çözüm süreci gerektirebilir. Bunun nedeni çocuk yaşta görülmeyen güvensizliğin çocukluktan yetişkinliğe geçerken ne sebeple ortaya çıktığının saptanmasının daha incelikle bir çalışma gerektirmesidir. Ancak yine alanında yetkin bir uzman tarafından uygulanan özgüven eksikliği terapisi ve tüm tarafların samimi işbirliğiyle sorunun üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur.

    Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek İşte 8 Öneri

    1. Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmeli.

    2. Yaptığı işe sonuç alıncaya kadar desteklemek ama müdahale etmemek gerekir.

    3. Onların sözlerini kesmeden dinlemek gerekir.

    4. Risk almaları gereken durumlarda onları desteklemelisiniz.

    5. Olumlu davranışlarını övmek olumsuz olanlardan ders çıkarmaları için teşvik edici olmak bunun yanında yapıcı eleştirilerde bulunmak dürüst ve samimi olmak

    6. Başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi yeteneklerine dikkat çekmek.

    7. Ortamlarda kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmesi.

    8. Hikayelerden çok etkilenirler. Başarı hikayeleri onlarlar paylaşılmalı belki yatarken bir hikayeyi yüksek sesle okumayı alışkanlık haline getirilmesi.

    Sonuç olarak ; Özgüvenli olmak öğrenilerek zamanla geliştirilebilen bir duygu, davranış ve inanç halidir. Bu kaynaklardan çocuklarınızı besleyecek geliştirebilir ve özgüven duygusunu hedeflere programlamayı öğretebilirsiniz. Hipnozla özgüven geliştirmek ve hedeflediğiniz şeyleri güvenle başarıya götürmek mümkündür.Birkaç seanslık çalışma çocuğunuzun özgüvenine balans ayarı yapacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Bireysel Eğitimler

    Bireysel Eğitimler

    KENDİ KENDİNE HİPNOZ ÖĞRENİLEBİLİR Mİ?

    Otohipnoz ya da kendi kendine hipnoz kişinin günlük hayattaki sorunlarla başa çıkmada kullanabileceği en etkili yöntemlerden biridir. İnsanın kendi kendisini trans haline alarak rahatlamasını, gevşemesini, zihnini boşaltmasını ve gün içinde çok büyük ve içinden çıkılmaz görünen sorunlara dair yeni ve sağlıklı bakış açıları geliştirerek sorunlarını etkili biçimde çözebilmesini hedefleyen ve self hipnoz olarak da karşımıza çıkabilen bu yöntem kesinlikle bir hipnotik tedavi aracı olarak görülmemelidir. Her insanın yeterli sabrı ve emeği gösterdiğinde başarabileceği, tamamıyla öğrenilebilen bir teknik olan otohipnoz ağır depresyon, kişilik bozuklukları gibi daha ciddi psikolojik tedavi gerektiren durumlara çare olamaz. Bu gibi durumlar mutlaka alanında uzman bir hipnoterapistin müdahalesini, daha ileri aşamalarda ise ilaç tedavisini gerektirebilir.

    Otohipnozun amacı mental rahatsızlıkların tedavisinden ziyade günlük hayatta çözümünde zorluk yaşanan stres, kişiler arası iletişim, iş hayatında yaşanan zorluklar, dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğü gibi durumlarda kişinin kendi kendini telkin ederek daha berrak bir zihne ve bakış açısına kavuşabilmesidir. Ancak bu yöntemin uygulanabilmesi için öncesinde mutlaka bir uzmandan otohipnoz eğitimi alınması gerekir. Böyle bir eğitim kişinin sabrı, bireysel çabası ve aksatmadan yapacağı önerilmiş egzersizlerle birleştiğinde kendi kendini hipnoz etmek giderek daha kolay bir hale gelecek ve yapılan uygulamaların etkinliği de artacaktır.

    Genel anlamda bakıldığında otohipnozun aşamaları doğru nefes almayı öğrenme, günlük hayatta da uygulanabilecek nefes teknikleri geliştirme ve uygulama, rahatlama, tüm vücutla gevşeme, gevşemenin ardından uygulanan imajinasyon, kendi kendine telkin ve ardından otohipnoz durumundan ayrılma olarak özetlenebilir. Ancak dünya üzerindeki her insan birbirinden farklı olduğu gibi otohipnoz konusunda da herkesin kendine has, hatta zamanla kişinin kendi içinde bile değişiklik gösteren özellikleri söz konusudur. Gözetmen eşliğinde pratiğe yönelik uygulamaların yapılmasını ve öğrenilenlerin ileride nasıl uygulanıp uyarlanabileceğinin açıklanmasını içermektedir. Ayrıntılı bilgi almak ve otohipnozla ilgili sorularınızı yöneltmek için lütfen bize iletişim kısmındaki telefon numaralarımız ya da mail adresimiz üzerinden ulaşın. Huzurlu günler dileriz.

    Kendi Kendine Hipnoz Hakkında En Yaygın 5 Soru

    1-Herkes Kendi Kendine Hipnoz Yapabilir mi?

    Herkes kendi kendine hipnoz yapmayı öğrenebilir. Otohipnozu kendi bilinçaltınız ile bir alışveriş aracı olarak düşünebiliriz. Böylece kendinizi etkileyebilir ve bir anlamda şartlandırabilirsiniz.

    2-Kendi Kendine Hipnozdan Uyanamamak Diye Bir Durum Var Mı?

    Gerek kendi kendinize, gerekse birinin hipnoz etmesiyle “uyanamamak” gibi bir sorun yoktur. Bilinç kaybolmaz %100 bilinçsizlik hali oluşmaz.

    3-Hangi sorunları Kendi Kendine Hipnozla Çözebilirim?

    Kişisel gelişiminize katkı sağlayacağını düşündüğünüz her konuda katkı sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte hipnoz sorunu çözmez. Sorun çözmek için farkındalığı bir üst seviyeye çıkartır.

    4-Kaç Saatte Otohipnozu Öğrenebilirim?

    Bu araba sürmeye benzer. Bir kez arabaya binip sürebileceğiniz gibi birkaç kez binip sürücülük yeteneğinizi geliştirmeniz gerekebilir.

    5-Kendi Kendine Hipnozda Zihinsel Yönlendirme Yapılıyor Mu?

    Evet yönlendirme yapılıyor. Yönlendirme yapılmayan versiyonuna hipnomeditasyon diyoruz. Merkezimize otohipnoz öğrenmek için gelen misafirlerimize öğrettiğimiz en önemli şeylerden biri de kendini tanımak ve bu hipnoz deneyiminin duruma ve kişisel ihtiyaçlarına göre uyarlamaktır. 

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE (OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK) TAKINTI HASTALIĞI

    ÇOCUK ve ERGENLERDE (OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK) TAKINTI HASTALIĞI

    Obsesyon ve kompulsiyon tanımları nelerdir?

    Çeşitli Türkçe kaynaklarda obsesyona “takıntı” kompulsiyona ise “zorlantı” tanımlaması getirilse de artık çoğu kaynak obsesyon ve kompulsiyon terimleri kullanılmaktadır. Tanımlayacak olursak obsesyon kişinin kontrolü dışında ortaya çıkan tekrarlayıcı düşüncelerdir. Ortaya çıktıklarında kişilerde rahatsızlık hissi meydana getirirler. Bu rahatsızlık hissinin kaybolması için kompulsiyon denilen bir takım davranışlar sergilenmektedir. Hastalar bu türden düşünce ve eşlik eden davranışların mantıksız olduğunu çoğu defa bilirler ve bunlardan kurtulamadıklarından şikayet ederler.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanımı nedir?

    OKB çeşitli obsesyonlar ve kompulsiyonlarla birlikte seyreden ve kişinin bu düşünce davranış ikilisi nedeni ile günlük hayatını olumsuz etkileyen kronik seyirli ciddi bir psikiyatrik hastalıktır. Kişiler genellikle bu düşüncelerin doğurduğu sıkıntı hissini bastırmak için sergiledikleri davranışlar, ve düşüncelerin tekrarlamaması amacıyla kaçındıkları belirli durumlar nedeniyle bir çok günlük aktivite sırasında çeşitli sınırları aşmazlar ki buna ritüel (adet) denilmektedir. Örneğin kirlilik takıntıları nedeniyle sürekli ellerini yıkayan bir hasta, elleri kirlenmesin düşüncesiyle belirli nesnelere dokunmak istemeyebilir. Bu da gün içerisinde sürekli belirli aktivitelerden kaçınmayı, planlanan işlerin hep benzer yollar izlenerek yapılması durumuna yol açar. Hastalık çoğunlukla 15-40 yaşları arasında başlayarak dalgalı bir seyir izler.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB görülür mü?

    Evet görülür. Günümüzde OKB’nin çocuklukta ve erişkinlikte benzer belirtilerle ortaya çıktıkları ve olguların yarısına yakınında çocuk-ergen döneminde başladığı anlaşılmıştır.

    OKB Çocuk ve Ergenlerde sık gözlenen bir hastalık mıdır?

    Kısmen sık olarak görülmektedir. Yapılan çalışmalar %1-3 oranında olduğunu söylemektedir. Türkiye’de yapılan bir örneklemde 200 çocukta birinde görülmekte olduğunu söylemektedir. Çocukluk döneminde erkeklerde daha fazla görülürken ergenlikle birlikte kızlar ve erkeklerde eşit oranda görülür.

    Gelişimin bir parçası sayılan normal olarak görülen takıntılar ve ritüel davranışlar var mıdır?

    Evet gelişimin bir parçası olarak bir takım ritüel haline gelen davranışlar görülebilir. Bunlar hastalık belirtisi değildir. Normal olarak görülen törensi davranışları ve görülme yaşlarını aşağıda ki tabloda özetlemeye çalıştım. Bu ritüeller genellikle günlük hayatın bir parçasıdır ve çocuğun yaşam kalitesini etkilemezler. Yaşamlarının süre olarak önemsiz bir parçasını oluştururlar. Genellikle sıkıntı vermezler. Aksine endişe ve kaygı ile baş etme becerilerini artırırlar.

    Normal olarak görülen takıntı ve ritüeller ne zaman hastalık olmaya başlar?

    Öncelikle şunu belirtmem gerekir. Bu davranışlar çoğu zaman bir hastalık belirtisi değildir. Ancak obsesyonlar ve kompulsiyonlar çocuğun günlük hayatını zora sokacak duruma gelirse, 2 haftadan uzun sürerse, çocuk bunların saçma düşünce olduğunu kabul etse bile bu durumdan sıkıntı duyarsa bu durum OKB’yi düşündürebilir ve bir çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurulması gerekir.

    OKB nedenleri nelerdir?

    Günümüzde yapılan çalışmalar OKB’nin artık bir beyin hastalığı olduğunu göstermektedir. Özellikle orbitofrontal korteks, singulat korteks ve nuc. Kaudatus gibi beyin bölgelerindeki bozulmaların bu hastalığın gelişmesinde önemli yer tutar. Ayrıca serotonin adı verilen bir beyin kimyasalında ki bozukluk yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir. Bir kısım OKB hastalarında ise hastalığın başlangıcından hemen önce streptekok adı verilen bir mikrobun enfeksiyonunun gözlemlenmesi bu mikrobun hastalığın gelişmesinde etkili olabileceği akla getirmektedir. Ancak bu tür enfeksiyonların sonrasında başlayan hastalık genellikle çok nadirdir.

    OKB ebeveyn tutumları sonucu gelişir mi?

    Hayır, yapılan çalışmalar aile tutum ve davranışlarının, okul sorunlarının ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde etken olmadığı belirtilmektedir.

    OKB hangi psikiyatrik hastalıklarla birliktelik gösterir?

    Özellikle çocuk ve ergenlerde OKB bir takım psikiyatrik durumlarla birlikte gözlenir. En sık birlikteliği Tik Bozukluğudur. Tikler ani ortaya çıkan sıçrayıcı kas hareketleridir. Bazı vakalarda garip sesler şeklinde de meydana gelebilir. Yapılan beyin görüntüleme çalışmaları tiklerin ve obsesyonların aynı beyin bölgelerinden kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca yukarıda belirtiğim enfeksiyöz olaylar neticesinde gelişen OKB’ye genellikler tiklerde eşlik eder. İkinci eşlik eden durum ise Dikkat eksikliğidir. Dikkat sorunları obsesyonların bir neticesi olabileceği gibi ayrı bir antite olarak da görülebilir. Özellikle ergenlerde OKB ile birlikte Depresyon sıklıkla görülür.

    OKB nasıl tedavi edilir?

    OKB hastalığı tedavisinde 2 temel yöntem vardır. İlaç tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi. En uygun olan her iki yöntemin bir arada kullanılmasıdır. Bazı hafif vakalarda tek başına terapi yeterli iken çoğu vakada ilaç tedavisi mutlak gereklidir. İlaç tedavilerinde başlıca silahlar antidepresanlardır. Ancak depresyondaki dozlarından daha yüksek dozlarda ve daha uzun müddette kullanılmalıdır. Genellikle ilk atakta iki yıl tedaviye devam etmek gerekir. İlaç tedavisine yanıt genel olarak 8-12 haftada yanıt alınır. Çocuk ve ergenlerde onay almış ve güvenle kullanabileceğimiz bir çok OKB ilacı mevcuttur. Bu ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Yan etkileri genelde ılımlıdır. Tedavi sırasında beklenmedik bir etki gördüğünüzde mutlaka hekiminize başvurunuz.

    OKB olan çocuk ve ergenlerin aileleri çocuklarına nasıl davranmalılar?

    Öncelikle ailelerimiz bu hastalıkla alakalı bilgilenmeleri çok önemli. Şunu akıldan çıkarmamak lazım sürekli el yıkayan ya da garip sorular soran çocuğunuz aslında bu davranışları kesinlikle yapmak istemiyor ve bu durumdan en müzdarip olan da yine çocuğumuz. O yüzden kesinlikle suçlayıcı tavırlara girilmemelidir. Obsesyonlara karşı uzun ikna edici konuşmalar aksine çocuğun kafasını karıştırmak ve hastalık yüzünden kendisini kötü hissetmesine neden olmaktan öteye gitmez. Kızmak, bağırmak, cezalandırıcı tutumlar sergilemek hastalığın gidişatını daha kötüye götürdüğü gibi depresyon gibi pek çok hastalığa zemin hazırlayacaktır. Aile içi iletişimini artırmak, sosyal ya da sportif faaliyetlere yönlendirmek ve hastalığın belirtilerini gündemde tutmamak en önemli yapılacak tavırlardır. OKB’ye sanki grip nezle yada kronik bir bedensel hastalıkmış gibi tepki göstermek ve çocuğumuza hep birlikte bu hastalığın üstesinden geleceğimiz güvencesini vermek onu rahatlatacak ve tedaviye karşı motivasyon sağlayacaktır.

  • HİPNOZ NEDİR?

    HİPNOZ NEDİR?

    Beni Kimse Uyutamaz”!

    Hipnoz sanıldığının aksine uyku değil, belli ve hedeflenen bir amaca odaklanmış bir uyanıklık halidir. Buna rağmen birinin çıkıp -sanki çok meraklısıymışım gibi gözümün içine bakarak- “Beni kimse uyutamaz” iddiaları oldukça sık rastladığım bir durum. Hipnoz ile uykunun yakın ilişkili kavramlar oldukları yanılgısına belki siz de düşüyorsunuz. Sanırım hipnoz sözcüğünün yakın tarihine baktığınızda hipnoz ve uykuyu niye birbirine yakıştırıldığını anlayabiliriz. İlk defa İngiliz cerrah James Braid (1795-1860) tarafından kullanılan “hipnotizma” terimi, Yunanca ‘uyku’ anlamına gelen ‘hypnos’ kelimesinden gelir. Bu isim benzerliği dışında hipnoz, bütünüyle kendine özgü özellikleriyle bilinçliliğin farklı bir durumudur ve kesinlikle bir uyku hali değildir.

    Hipnoz’un Tanımı

    Hipnozun doğasını anlamak mevcut bilgi kaynaklarımızla imkansız. Bu nedenle ancak hipnozun nasıl bir deneyim olduğundan bahsedebiliriz. Hipnoz; bilinçli zihin bir anlamda devre dışı bırakılarak yani zihni es geçerek bilinçaltı zihninize telkinler yerleştirmektir. Amaçlarımız açısından hipnoz, kişinin, o andaki gerçeğin farkında olmasına rağmen ondan ayrı olduğu hissine sahip yoğun bir fiziksel ve zihinsel rahatlama durumu olarak görülebilir. Ben bunu rüya içinde rüya görmeye benzetiyorum. Gerçeğin farkında bir yandan dışındasınız.

    Hipnoz’un Tarihi

    Hipnoz terimi yaklaşık 150 yıl öncesinde kullanılmaya başlansa da Eski Mısır, Persler, Yunanlılar ve Romalıları içeren dünyanın eski uygarlıklarının çoğu telkinin gücünü ve hipnotik durumun kullanışlılığının farkına varmışlardır. Özel bir terapi olarak hipnozun kullanımı 18. yüzyıla kadar dayanır. 1950’li yıllarda bilimselliği tartışılan ve bu nedenle sahne hipnozcularının keşfedip yaygınlaştırdığı hipnoz ancak 1953 yılında İngiliz Tıp Cemiyeti tarafından resmen bir tedavi aracı olarak tescil edilmiştir. Türkiye de ise 2016 yılının başında bakanlığın yaptığı “Tamamlayıcı Tıp” tanım alanının içine alınarak kabul edilmiştir. Şimdilik üniversitelerde eğitimi verilmemektedir.

    Hipnozun Pratikte Kimlere, Nasıl Faydası Olabilir?

    Alternatif Tıp çalışmaları içerisinde hipnoz kendine sağlam bir yer edinmiş görünüyor. Kişiler hangi meslekten olurlarsa olsunlar hipnoz öğrenilebilir ve bu durum mesleki etkinliği arttırmak için kullanılabilir. Bunlardan bir kısmını, kalanını hayal gücünüze bırakarak, örneklendirmek isterim;

    Hipnoz’un çözüm olarak kullanıldığı bazı özel durumlar

    1

    Zayıflama

    Diyet ve egzersizler belirli bir ölçüye gelmenizi sağlıyor. Ancak sıkıntıya gelince tekrar yemenizi engellemiyor. Hipnoz burada bilinçaltında yeni yeme alışkanlığını benimsemeyi sağlıyor.

    2

    Fobiler

    Size mantıksız gelen ama başına geleni aciz bırakan karanlık, kapalı yer, uçağa binme vb korkular akıl mantık dinlemiyor. İlaçlarsa yatıştırıcı etkiden öteye gitmiyor. Hipnoz bu sorunlara bire bir geliyor.

    3

    Öğrenme İsteksizliği

    Ailelerin “Çocuğum niye ders çalışmıyor” sorusuna cevap verebilmeleri pek de kolay değil. Özel ders veya özel ilgi de gençleri bunaltabiliyor. Hipnozla sağlanan derslerini sevme ve disiplinli çalışma alışkanlığı gencin hayatının dönüm noktasını oluşturuyor.

    4

    Sigarayı Bırakma

    Daha önce hiç sigarayı bırakmaya teşebbüs etmeyenlere önermem. Bu konuda onlarca defa bırakıp ancak tekrar başladıysanız bir de hipnozu deneyin derim

    5

    Özgüven Eksikliği

    Toplum önünde konuşma, kararlılık, başladığı işi bitirme, çekingenlik, utangaçlık, kendisi hakkında olumsuz düşünme gibi durumlar birçok sorunumuzun başını çekmiyor mu? Hipnoz bu konuda ilaç gibi.

    6

    Cinsel Problemler

    Erkeklerde ereksiyon, kadınlarda orgazm veya birleşme sorunu olarak tanımlayabileceğimiz soruna Viagra gibi ilaçlara bağımlı olmak istemeyenler veya Hafsa Sultan Macunu dışında çözüm arayanlar için önerilebilecek bir yöntem.

    7

    İstemsiz alışkanlıklar

    Tırnak yeme, saç koparma gibi tik olmuş alışkanlıklar da insanı toplum içinde zor durumda bırakıyor. Özellikle yetişkinlerde. Doktora gidip de sormaya bile utanıyor insan. hipnoz bu tarz sorunları aşmada da işe yarıyor

    8

    Altını ıslatma

    Yakında geçer diye ya sabır çekilen bu illet de Türk toplumunda son derece yaygın. Çocuk ilkokula başladığında psikolojisini ciddi anlamda kötü etkileyebilen bu rahatsızlığın kaynağı çoğu zaman ürolojik değil psikolojik. Evlenmek üzere olan veya askere bu sorunla giden kişiler bile olabiliyor. Son çare olmasa bile burada da hipnozun etkili olduğundan bahsedebiliriz.

    9

    Uykusuzluk, sinirlilik, duygusal sorunlar

    Bu durumlarda hipnozun neredeyse %100 etkili olduğu söylenebilir. Karakter bozukluğu olmadığı sürece kesin cevap alabileceğiniz durumlar

    10

    Dil Öğrenme

    Yabancı dil öğreten kurumlarda en yaygın sorun öğrenememek. Burada hatayı kuruma yüklemek haksızlık olur. Öğrenilen bilgilerin çok hızlı unutulması, öğrenenin yeterince tekrar etmemesi ve dili özümseyememesi durumunda bilinçaltında güçlü bir iz bırakan hipnoz yöntemi uygulanmaktadır.

    Hipnoz ve Bilinçaltı İlişkisi

    Bilinçli zihniniz hipnozun etkisi altına girdiğinde, düşüncelerin (telkinlerin) artan etkileri doğrudan bilinçaltına ulaşarak harekete geçer. Üstelik zihninizin bilinçaltı aşaması gerçek benliğinizin yakın müttefikidir. Çünkü geçmiş yaşamlarınızdaki deneyimlerinizin tüm anıları bilinçaltınıza gömülüdür ve bilinçaltınız neyin gerçek olduğunu bilmekten çok da uzak değildir. Mantık yürütememesi nedeniyle, gerçeği gerçek olmayandan ayırt edemez. Fakat içgüdüsel olarak gerçeğe doğru çekilir.

    Şimdi bu kadar laftan bir şey anlamadığınızı düşünebilirsiniz. Sanırım bir örnek verirsek daha iyi anlaşılır. Şöyle ifade edelim;

    Yaşadığımız bir deprem anı korku ve heyecan gibi duygularımızı o kadar keskinleştirir ki, her an tekrar deprem olabileceği ve ölebileceğimiz fikri düşüncelerimizde tekrar ede ede bilinçaltına kayıt olur. Bu korku ve heyecan uyku düzenimizi bozmaktan kalbimizde ritim bozukluğuna yol açmaya dek farklı ve son derece ciddi sorunlar zemin hazırlayabilir.

    Örneğimizde de görüldüğü üzere, düşüncelerimiz sadece zihinsel durumumuzu, hislerimizi ve duygularımızı değil, fiziksel bedenimizin hassas hareketlerini ve düzenlemelerini de etkiler. Bu değişimler gönüllü ve bilinçli olarak ortaya çıkmazlar. Bilinçaltı zihnimize aktarılan yoğunluğun etkinliği oranında belirlenir ve genellikle beklenmedik bir anda bize sürpriz yaparlar.

    Kimler Hipnoz Yapabilir?

    Yasalarımızda bunun tanımı net olarak yapılmamıştır. Yine de konunun suistimale açık yönlerini göz önünde bulundurarak Tıp doktorları, psikologlar ve bu konuda eğitim almış muhtelif mesleklerden herkesin hipnoz uygulayabileceği söylenebilir.

    Hipnoz bu yönüyle kulağa sanki birine kontrolü veriyor, denetimimizi kaybediyormuş gibi gelse de aslında bu ilişkilerimizde karşılıklı güvene dayalı olarak her gün yaşadığımız bir durum. Gün içinde farkına varmadan da kişi birini hipnoz edebilmekte veya birileri hipnotik etki altına girip çıkabilmektedir.

    Hipnoz Gücünü Telkinlerden Alır

    “Bir insana kırk gün delisin dersen delirir” atasözümüz telkinin gücünü açıklaması yönüyle ilginçtir. Şimdi beğendiğiniz bir insanın olumsuz özelliklerine odaklanıp ne kadar çirkin olduğunu düşünmeye başlayın (tabi güçlü bir inançla). Birkaç gün içinde o kişiden soğumaya başlayacağınızı garanti edebilirim. Bu örneği kasıtlı olarak verdim. Çünkü insanlar olumsuz şartlanmalara odaklama konusunda daha beceriklidirler. Sevmediğiniz bir kişiye ısınmak ya da alışmak için ise daha güçlü bir telkin uygulamak gerekebilir

    Günlük Hipnotik Durumlar

    Aşk bir hipnozdur. Kişi etkisi altında kaldığı bu duruma mantıksal kılıflar bulsa da aslında bu etkinin gücüne teslim olmuştur. Yoğun bir dikkatle kitap okurken veya televizyon seyrederken ya da biriyle konuşurken bize seslenen diğer kişiyi duyamamamız yine hipnotik bir etkiden kaynaklanır. Akşam yatarken sabah 04.00’de kalkmamız gerektiğini düşünerek yatmamız sonra da gözümüzü açtığımızda saatin tam 04.00 olduğuna şahit olduğunuz durumlar olmuştur. Aslında bu durum da kendi kendimize yaptığımız hipnotik telkinlerin ürünüdür. Uzun süre tiryakisi olduğu sigarayı bırakanlardan dinlediğim “Şöyle bir olay oldu sonra müthiş bir tiksinti geldi işte o gün bu gündür sigarayı bir daha ağzıma almadım” ifadeleri de aslında hipnotik etkinin sağlandığını gösterir. Bazen saatlerce sürecek bir işi çok kısa süre içinde yapıp sonra da bunu nasıl yetiştirdiğimizi hayretle düşündüğümüz durumlar da hipnotik etkiyle açıklanır.

    Hayatımız Hipnoz

    Pek çok insanın fark etmediği şey; telkin almak için hipnotik durumda olmak gerekmediğidir. Telkine yatkınlığın hipnoz esnasında arttığı doğrudur; ancak tam uyanıkken de telkine açık hale gelebilirsiniz.

    Hayatınızı sürdürürken hiç durmadan kendi kendinize telkinler veriyorsunuz. Bilinçli zihindeki malumatın doğrudan bilinçaltı zihne kaydığı ileri sürülmektedir. Bu yüzden her bilinçli düşünce zihninizin daha derin kısmının inşasına katkıda bulunur. Bu demektir ki, hipnoterapi ve kendi kendine hipnozun zaman içindeki etkileri, büyük ölçüde inanç sisteminizi etkileyen düşünceleriniz vasıtasıyla bilinçaltınıza geçirdiğiniz gündelik telkinlerinizin türüne bağlıdır. Belki de kader olarak tanımladığınız hayatınızı şekillendiren düşüncelerinizdir.

    Son olarak şunu unutmayın ki; “İçinizdeki güçle ne kadar çok ilişki kurarsanız hayatınızın her alanında o kadar özgür olursunuz.”

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Gömük penis buried

    İlk olarak 1919’da penis cildinin retraksiyonunda, penisin karın, uyluk ve skrotum cildiyle aynı seviyede olduğu, penis gövdesinin normal olmasına rağmen penisin görülememesi olarak tanımlanmıştır. Başka bir tanımlamada yaş gruplamasına göre penis gerginken kabul edilen ortalama uzunluk ve çapta olmasına rağmen, penisin görüntüsel olarak küçük olması durumudur.

    Penis uzunluğu ile ilgili patolojilerde buried penis teriminin yanı sıra gizli (hidden), gizlenmiş (concealed), tuzaklanmış (trapped) veya ağ (webbed) penis gibi farklı terminolojiler kullanılmaktadır. Bu gruplamalarda altta yatan nedenler farklı olmasına rağmen temelde penis gelişimi normal, yalnızca görüntüsel olarak küçük penis mevcuttur. Penis gelişimi normal olmasına rağmen aileler için oldukça tedirgin edici bir durumdur. Bu nedenle tamamen farklı bir durum olan ve penis gelişiminin yetersiz olduğu mikropenis ile ayırımının iyi yapılması gerekmektedir.

    Fizik muayenede suprapubik yağ dokusuna (göbeğin altında ve penisin hemen üzerindeki yağlı doku) bastırıldığında penis cildi aşağı doğru kayıyor, penis gövdesi ortaya çıkıyor ve penis uzunluğu yaşlara göre ortalama ve standart sapma aralığında bulunuyorsa penis gövdesi buna rağmen küçük kalıyor ve standart sapmaların altında ölçülüyorsa mikropenis olarak adlandırılır.

    Altta yatan neden daha önceleri obezite, çocukların iriliği ve sünnet derisinin yeterli kesilmemesi olarak düşünülmüş olsa da aslında bu durum fasyalar (penisi sarmalayan penis ile deri arasında yer alan doku) arasındaki yetersiz bağlantılardan kaynaklanmaktadır.

    Tedavi edilmesi gerekliliği tartışmalıdır. Tedavinin gereksiz olduğunu savunan doktorlar bu hastalığın özellikle çocukluk çağında görülüyor olması ve erişkin dönemde çok az hastanın bu şikayetle doktora başvurmasını gerekçe göstermektedirler. Çocukların ileri yaşlarda kilo vermeleri ve penis boyunun yaşla birlikte artması ile bu hastalığın ortadan kalktığı iddia edilmektedir. Karşıt görüş ise olguların psikolojik ve sosyal gelişimlerinin daha kötü olduğunu ve erken cerrahinin bu olumsuzlukları önlediğini ileri sürmektedir. Çocuklarda cerrahi gereklilik; rekürren balanit, sekonder fimozis, işeme esnasında penis kontrolünün sağlanamaması, üriner akışı sağlayamama, sosyal mahcubiyet ve aile endişesi gibi durumlardır.

    Genellikle çocuk cerrahları ve ürologlar tarafından iyi huylu bir patoloji olarak değerlendirilmesine rağmen aileler ve ileri yaştaki hastalar için endişe verici bir durumdur ve ciddi psikolojik problemlere yol açabilmektedir.Polikliniğe başvuran hastalar dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aile ve hastalara, penis gelişiminin normal olduğu yalnızca görüntüsel bozukluk olduğu yönünde bilgi verilmelidir. Altta yatan nedene göre tedavi seçenekleri anlatılmalı ve aile ile birlikte karar alınarak tedavi yöntemleri planlanmalıdır. Yani tedavisinin amacı, aile ve kişide oluşabilecek psikososyal baskıyı ve ileride oluşabilecek depresyon ve özgüven eksikliği gibi psikolojik rahatsızlıkları ortadan kaldırmanın yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, balanit, cilt yapışıklıkları, işeme bozukluları, penisin elle tutulamaması gibi durumların da ortadan kaldırılmasıdır.