Etiket: Durum

  • Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnotik trans, değişik hipnoz teknikleri ile kişinin zihinsel ayrışmasıdır. Buna disosiasyon denir.
    Hafif, orta ve derin olmak üzere 3 aşamadır. Hipnotik transın derin kısmında hipnotik fenomenler dediğimiz özel bulgular ortaya çıkar.Hipnoz sırasında çevreden gelen uyaranlardan geçici olarak kopulduğu ancak telkin alabilecek düzeyde kalındığı ,bedenin tamamen gevşemiş olduğu bilinir.İçsel verilere odaklanılarak yeni bir farkındalık boyutunda kişinin kendini keşfetmesi ihtiyaç duyduğu konularda (olumsuz kişisel kalıplar ,zararlı alışkanlıklar gibi ) telkinlere çok açık hale gelip kolaylıkla telkin alabildiği bu hale trans hali diyoruz. Söz konusu trans hali içinde iken dikkatimizi odakladığımız problem yada konu dışında dışarıdan gelen uyaranların ,içerden ise kendi beş duyumuzdan gelebilecek duyulara olan algı ve farkındalık da büyük oranda azalır.
    Örnek vermek gerekirse günlük yaşamda da trans halinin söz konusu olduğu bir çok durumu farkına bile varmadan defalarca deneyimleriz. örnek vermek gerekirse araba kullanırken dalgınca, kafamız düşüncelerle fazlasıyla meşgulken varacağımız yere nasıl ulaştığımızı neredeyse bilmeden yolun sonuna geldiğinizi hiç deneyimlediniz mi ? Yada farklı bir bilinç seviyesinde bilinç altı zihnin kontrolü ele aldığı bir durum yaşanmıştır ,bazen çok ilgi çekici bir kitabı okurken ,bazende bir televizyon programını seyrederken öylesine dalarız ki , çevrede olan bitenlerden ,konuşulanlardan ,çalan telefonlardan bütünüyle koptuğumuz ve kendi içimize döndüğümüz anlar ki bu anlar, aslında fark etmeden yaşadığımız birer trans deneyimidir.
    TELKİN NEDİR ?

    Telkin bir kişiye veya topluluğa bir duyguyu veya düşünceyi belli bir hedefe yönelik olarak benimsetmek maksadıyla iletmektir. Bu bilinç dışı bir süreçtir ve bu vasıta ile, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi , yeni ve doğru düşünme ve davranma şeklinin benimsetilmesinde çok etkindir. Telkin olumlu şekilde yapılabildiği gibi olumsuz da olabilir. telkin olumlu mesajlar içermeli, uyum içerisinde ilgi ve dikkatin toplandığı bir anda verilmelidir. Anne ve babaların hemen tüm sözleri çocuklarına verdikleri mesajlar farkında olmadıkları derecede etkin gerçek telkinlerdir. Bu nedenle ebeveynler çocuklarıyla olabildiğince olumlu ve motive edici telkinler içeren konuşmalar yapmalıdırlar.
    Hipnoz esnasında trans altında telkin yoluyla gerçekte yapılmak istenipte yapılamayan şeylerin bilinçaltı gerekli biçimde etkilenerek, davranışların gene amaca hizmet edecek şekilde değiştirilmesiyle başarılı olunamayan konuların başarılabilir hale getirilmesine yönelik telkin verilmesi mümkündür ( okul başarıları için etkin ders çalışma,sınav heyecanı gibi konularda )Diğer taraftan davranışlarımızı etkileyen bilinçaltımızın şekillenmesi büyük oranda geçmişimize çocukluğumuzdan bu yana deneyimlediğimiz tüm yaşantılarımıza dayanmaktadır. Doğduğumuz andan itibaren bize söylenen her sözcük doğrudan bilinçaltına gitmektedir. Yaşanılan deneyimlerin özellikle olumsuz olanlarının daha derin izler bırakarak bu günkü hayatımıza negatif ket vurmaları söz konusu olabilmektedir. Bunların belirlenmesi , olumlu telkinlerle yeni ve doğru davranış kalıplarının öğretilmesi söz konusu olabilmektedir. Verilecek telkinler transın derinliğinden bağımsızdır.
    HİPNOZ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    BİREYSEL HİPNOZ: Bir kişinin hipnoz edilmesidir.
    Grup hipnozu: Birden çok kişinin aynı anda birlikte hipnotize edilmesidir.
    OTOHİPNOZ: Kişinin bir başkasına ihtiyaç duymaksızın kendi kendini hipnotize etmesidir.
    YOL HİPNOZU: Özellikle uzun ve düz yolda otomobil kullanan sürücülerin yol hipnozuna girdikleri bilinir. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, sessizlik, trafiğin serbest ve rahat oluşu yol hipnozunun meydana gelmesini kolaylaştırır.
    KOLLEKTİF HİPNOZ: Kalabalık sayılabilecek insan grubunun topluca hipnoz edilmesidir. Grup hipnozundan farkı, hipnotize olan insanların sayıca farklı oluşudur.
    Analitik hipnoz: Hastanın oluşan probleminin temel noktalarını saptamak için yapılan kişinin tedavi edilmesini de mümkün kılan , regresyonun(geçmişe döndürmenin) kullanıldığı bir yöntemdir.Kişinin doğumu itibarıyla tüm yaşantıları,anılarına ulaşılması söz konusu olabilir.

    HİPNOZUN DERECELERİ NELERDİR?

    HAFİF TRANS HALİ : Hipnozun başlangıç aşamsında gelişir. Hafif bir gevşeme durumudur. Hipnoza alınan kişinin gözleri kapalı olduğu halde göz kapaklarında titremeler meydana gelir.Kişinin bu esnada zihinsel faaliyetlerinde zayıflama, kol ve bacaklarda ağırlaşma, fizyolojik faaliyetlerde yavaşlama görülür. Bütün bunlara rağmen hafif bir hipnoz hali gerçekleşir.

    ORTA TRANS HALİ Bu safhada hipnoz hali net olarak gelişir.hipnoz olan kişi hipnozitörün sesine tam olarak bağlanır.Etraftaki sesleri duymaya bilir.Duygular hipnozun bu safhasında kesinlik kazanır, kişi telkine tamamem hazırdır.

    TAM VE DERİN TRANS HALİ: Tam ve derin transta, trans hali bozulmaksızın sujenin (hipnoz yapılan kişinin ) gözleri açtırılabilir. Deneğin gözleri açık olmasına rağmen, donuktur. Ortamdaki seslerin hemen hiçbirini duymaz. Kendisine hipnotizörün verdiği şekli aynen, muhafaza eder. Sujenin gözlerinin bakışı sabittir. Tam bir uyuşukluk hali bütün vücuda yayılmıştır. Bu safhada denek üzerinde çeşitli testler rahatlıkla yapılabilir.

    SOMNAMBULUZİM HALİ: Hipnoza alınan kişinin tamamen kontrol altında olduğu ve her türlü tedavinin yapılabilecegi bir durum söz konusudur.Her hastada bu seviyede bir durum söz konusu olamayabilir,ancak hastaları yüzde 20-30 unda rastlanabilen bir durumdur.

  • Havale değil çocuk masturbasyonu

    Erken çocukluk döneminde masturbasyon, nadir olmayan bir durumdur. Görülme yaşı bir yaş civarından okul çağına kadar değişkenlik gösterir. Kız çocuklarında bir miktar daha fazla izlenir. Aileler tarafından fark edildiğinde genellikle anlaşılmaz, pek çok doktorda bu konuda bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için çoğunlukla havale (epilepsi nöbeti) şeklinde şüphelenilip gereksiz tetkikler yapılabilir.
    Küçük çocuklar, herhangi bir anlamı olmadan vücutları ile ilgili bölgeleri keşfederler, bu esnada bazı bölgelerden haz aldıklarını da öğrenirler, tıpkı cinsel bölgeler gibi. Bazen sıkı bezleme alışkanlığı gibi durumların da tetiklemesi ile bu bölgelere basınç yaparak bundan haz almayı öğenirler ve bu sık tekrarladıkları bir davranış haline gelir. En sık yaptıkları cinsel bölgeye basınç uygulamak amaçlı bacaklarını sıkıştırmak, sıkça yüzüstü yatarak veya herhangi bir eşyaya bastırarak sessiz kalmak şeklindedir. Çocuk bu esnada heyecanlanıp, kızarıp terleyebilir. Genellikle yalnız kalmayı ister, bunun için bir koltuk vb. arkasına saklanır. Aile farkedip yanına gelince kızabilir. Bu durumun sonunda rahatlayıp uykuya geçebilir. Daha nadir olarak bazı durumlarda ellerini kullanıp cinsel organına bastırabilir veya onunla oynayabilir.
    Bu durumun çocuk için herhangi bir cinsel anlamı yoktur, zaten o yaşta da ahlaki bir değer yargısı doğal olarak sorgulanamaz. Aileler bunu bazen farkedip anlayabilir ve utanç, kızgınlık gibi duygular hissedebilirler. Bazen durum doktora danışılınca veya benzer şekilde bir uzmana gösterildiğinde de yaşanabilir.
    Bu durumun geçici olduğu, çocuk için bir haz alma duygusu dışında bir anlamı olmadığı bilinerek yaklaşılmalıdır. Bazı davranış modelleri ile bunun kolay atlatılması sağlanabilir. Bezleme yapılıyorsa daha gevşek bezleme, mümkünse altını açık bırakıp gezmesini sağlamak uyarıcı faktörleri azaltabilir. Masturbasyon esnasında çocuğun dikkatini sevecen bir şekilde dağıtmak ve başka bir şeye yönlendirmek denenmelidir. Her halukarda bunun geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Gerekirse bir çocuk gelişimcisinden destek alınmalıdır.

  • Erteleme Sorunu

    Erteleme Sorunu

    Erteleme sorunu, bireyin çeşitli görev ve sorumluluklarını yerini getirirken bunu bir sonraki zamana bırakması ve kimi zaman o işi yapamama veya yaptığı iş sonucunda olumsuzluklarla karşı karşıya kalmasına sebep olan durumdur. Dilerseniz erteleme sorununu detaylı bir şekilde ele alalım

    Kimi insanlar yapacağı işi en kısa zamanda yapmayı planlar ve elinden geldiği sürece de işi zamanında yaparlar. Kimi insanlarda ise bu durum biraz daha farklıdır. Birey bir iş, görev veya sorumluluk için karar alır ve o işi yapacağına inanır. Fakat fikri bir şekilde değişir ve o işi ertelemeye ertelediği zaman geldiğinde tekrar ertelemeye başlar. Yani bir kısır döngü içerisine girer. Son dakikaya geldiğinde ise etekleri tutuşurcasına yapar veya yapmaktan vazgeçer. Erteleme sorunu günümüzde sıkça rastladığımız bir durum. Bize bir görev verilir ya da bir şeyi yapmakta karar alırız, bir okul ödevini ya da şirket projesini buna örnek olarak alalım. Kişiye belirli bir süre verilmiştir. Kişi bu işi yapmak hakkında karar alır yapacağını da düşünür fakat elinde belirli bir süre olduğu için rahat davranır. Bu rahatlık bir yere kalır ve sonunda zaman tükenmeye başlar. Kişi birden kaygı içerisine girer eli ayağı karışırcasına o işi halleder veya bu işi halletmekten vazgeçerek sonuçlarına katlanmayı kabullenir. Ödev veya proje teslim edildiğinde ise yaptığı işte sorunlarla karşılaşır. Bu sorunlar, eksiklik, düzensizlik, baştan savmacılık vb. durumlar olabilir.

    Erteleme Sorununun Sebebi ve Üstesinden Gelme

    Kişi beceri eksikliği, mükemmeliyetçilik, düzensiz çalışma düzeni, isteksizlik gibi çeşitli sebeplerden dolayı erteleme sorunuyla karşı karşıya kalır. Bu durumdan kaçınmak için ise planlı ve programlı çalışılmalı, hatırlatıcılardan yararlanılmalı, işi akıla geldiğinde ertelemeden en kısa sürede yerine getirmeli, verimli çalışma anlamında kendimizi geliştirmeliyiz. Bir diğer yöntem ise hedef olarak işi bitirmeyi değil işe başlamayı hedef almalıyız. Başlamak bitirmenin yarısıdır sözü de bu yöntemi bir kez daha açıklamakta.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

     

  • Ateşli havale – (febril konvulsiyon)

    Ateşli havaleler (nöbetler), çocukluk çağının en sık görülen nörolojik sorunlarından ve acillerindendir. 6 aylıktan 6 yaşına kadar olan dönemde , beraberinde bir ateşin söz konusu olduğu çocukluk çağı havalelerine denir.
    Yani bir havaleye ateşli havale denmesi için:
    1. Ateşli bir hastalık veya ani ateşlenme durumu olması
    2. Çocuğun 6 aylıktan büyük ve 6 yaşından küçük olması şartları aranır.
    Ateşe sebep olan durum genellikle bir kulak, üst solunum yolu veya idrar yolları iltihabıdır. Ateşin sebebi menenjit veya ansefalit gibi (beyin zarı veya beyin iltihabı) durumlar ise o zaman bu ateşli havale sayılmaz.
    Havale, ateşin herhangi bir evresinde görülebilir. Bazı hastalarda subfebril ateş dediğimiz 37,5 santigrad derece civarı görülebilirken bazı hastalarda bu eşik 38-39’u gerektirir. Havale (nöbet) değişken özelliklidir. Bazen şuur kaybı, kasılma, nefes almanın geçici durması, her iki kol ve bacaklarda çırpınma gibi özellikler içerebilir. Bazı hastalarda ise sadece şuurda bozulma ve hafif titreme, gözlerde kayma şeklinde olabilir.
    Ateşli havaleler tiplerine göre basit veya komplikasyonlu olarak ayrılırlar.
    Genelikle tedavide, ateşi düşürmeye yönelik yaklaşımlar (fizik soğutma, ateş düşürücü şuruplar) yanı sıra ateşe neden olan iltihabi duruma yönelik tedaviler ( antibiyotik veya antiviral tedavi) birlikte yapılır. Nöbetlerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde kendisini sonlandırır. Ateşli havale genellikle evde geçirildiğinden böyle bir durumda birkaç dakikayı geçen ve solunum durması –düzensizliği olan tablolarda 112 servisine haber vermek veya hızlıca bir acil servise gitmek gerekebilir. Her durumda havale durduktan sonra dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Muayene ve hikaye özelliklerine göre gerekli tetkikler (gerekirse MR; beyin görüntüleme ve EEG; beyin elektrosu ) yapılabilir.
    Tekrarlayan veya tekrarlama ihtimali yüksek olan ateşli havalelerde, konunun uzmanı tarafından önleyici ilaç tedavileri önerilebilir. Burada makattan sıkılan nöbet durdurucu ilaçlardan birkaç yıllık düzenli nöbet engelleyici, (antiepileptik ) ilaç kullanımına kadar değişik seçenekler sözkonusudur. Çocuğun ailesinde de ateşli havale öyküsü var ise bu, tekrarlama şansının daha yüksek olabileceğini düşündürür. Ateşli havaleler genellikle 5 yaşında dururlar. Nadir olgularda daha ileriki yıllarda da tedavi gerektiren epileptik fenomenler görülebilir.

  • Asansör Korkusu

    Asansör Korkusu

    Asansörler hepimizin hayatını kolaylaştıran makinelerden biridir. Ancak bu makineler bazılarımız için hiç de masum değildirler. Dört tarafı kapalı bu metal kutular kimilerimiz için korku dolu anlar yaşatırlar. Bu durum asansörle ortaya çıksa da kapalı mekân korkusu olarak adlandırmamız da doğru olabilir.

    Asansörden Neden Korkulur?

    Asansörde insanlar genellikle asansör halatının birden kopacağına, asansörün birden duracağına, içeride nefes alamayacağına boğularak öleceğine veya haftalarca asansörde mahsur kalacağına inanır. Bu korku giderek artabilir şiddetli yaşanabilir ve kişiler artık asansör yerine merdiven tercih eder asansöre yaklaşamayacak hale gelir. Bu kişiler asansöre bindiklerinde asansörde kalacaklarına, sıcak basacağına, uyuşma veya bulantılar olacağına kesin gözüyle bakarlar. Asansör korkusu olan insanlar Biran önce asansörden inmeyi ve bir daha binmemeyi düşünüp buna odaklanırlar. Bu korkuya küçükken veya ileriki yaşlarda karşılaşılan bir asansör tehlikesi sıkıntısı atlatmak neden olabilmektedir. Ya da küçükken dinlenilmiş “saatlerce asansörde kalma maceraları da” bu kişileri etkilemiş olabilmektedir.

    Asansör Korkusu Nasıl Çözülür?

    Bu tarz korkular hipnoterapi yöntemi ile kişilerin çocukluğu veya ileriki yaşlarında asansörle ilgili kaygılarına sebep olan durumlar ortaya çıkarılıp çözülmeye çalışılıyor. Ancak fobik durumların ortaya çıkması da mümkün.

    Klostrofobi Nedir?

    Klostrofobiyi kapalı alan korkusu olarak adlandırabiliriz. Klostrofobi günümüzde çok yaygın bir fobidir ve günümüzde yaklaşık altı insandan dördü bu fobiden şikâyetçidir. Çocukluk döneminde veya sonradan kazanılabilir. Bu tarz kişilerin kapalı yerlerde kalmaması gerekir. Kişiler panik ataklar geçirerek kendilerini boğuluyormuş gibi hissedip nefes alamamaktan şikayet edebilirler.

    Klostrofobi Belirtileri Nelerdir?

    Kişilerin bulunduğu ortamda kendilerini çaresiz hissedip duvarların üzerlerine geliyor gibi hissetmeleri, kapana kısılmış gibi hissetmeleri, vücutta terleme, çarpıntı, nefes darlığı halleri,sinema tiyatro asansör gibi alanlarda bulunamama bu durumun belirtileri olarak sıralanabilir.

    Klostrofobi Nasıl Yenilir?

    Kapalı alanda kalma korkusu aynı asansör korkusunda olduğu gibi, psikoterapi veya hipnoterapi ile doktor kontrolünde olmalıdır.Öncelikle hastalığına veya korkuya neden olan faktörler ivedilikle araştırılmalıdır.Korkularla yüzleşme,endişeleri yenme ve psikolojik mücadele çalışmaları yapılmalıdır.Doktor önerisi ve reçetesi dışında ilaçlar alınmamalı ve kullanılmamalıdır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Tükenmişlik sendromu

    Tükenmişlik sendromu

    Tükenmişlik, kişinin mesleğine olan inancını yitirmesi sebebiyle eskisi kadar işine odaklanamaması, yoğun bir isteksizlik yaşaması, yaşadığı aşırı stres sonucu iş hayatının dışında da fiziksel ve ruhsal sorunlar yaşaması olarak tanımlanmaktadır.
    Sürekli bitkinlik hissi, sık baş ağrıları ve uyku problemleri, mide rahatsızlıkları, kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi fiziksel belirtilerin yanında, sürekli sinirlilik hali, çabuk öfkelenme, kaygı, huzursuzluk, sabırsızlık, özgüven ve özsaygı kaybı, eleştirilere aşırı duyarlılık, çevreye karşı ilgisizlik, duygusal anlamda küntleşme, ifade yeteneğinde zayıflama, hafıza becerilerinin zayıflaması gibi psikolojik belirtiler tükenmişlik sendromu içerisinde kendini göstermektedir. 
    Kişi bu durumu yaşarken sürekli olarak yapması gereken işleri erteleme, öteleme durumundadır. İşe ister istemez geç kalır, sebepli ya da sebepsiz olarak işe gelmeme çabasındadır. Çoğu zaman işi bırakma eğilimindedir. Yaptığı işte sıklıkla hata yapar, kendini vermekte güçlük çeker. İşin dışında kalan sosyal ve ailevi yaşantısında da strese dayalı problemler yaşar. Genel olarak geçimsizlik halindedir. 
    Tükenmişlik sendromu genelde dış etkenlerle ortaya çıkan bir problemdir. İşine yeni başladığında çok daha heyecanlı ve istekli olan çalışanlarda daha fazla görülmektedir. Bu kişiler ilk heyecanlarıyla büyük beklentiler içine girerler ve beklentileri doğrultusunda yoğun bir enerji sarfederler. Ancak kontrolün sadece kendi ellerinde olmadığını, dış etkenlere bağlı çalışmak zorunda olduklarını ve önceliklerinin de işveren ile uyuşmadığını gördükleri zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar. Durumu kabullenip buna göre beklentileri düşürmeyi başaramazlarsa tükenmişlik sendromunun temelini atmış olurlar. Bunun yanı sıra, sorumluluklar ve yetkiler arasındaki dengesizlik, fazla ya da meslekle alakasız iş yükü, uzun çalışma saatleri, profesyonel olmayan bir yönetim anlayışı, iş arkadaşları ile yaşanan sorunlar, iş ortamının güvenilir, saygılı ve onaylayıcı olmayışı, çalışanların inisiyatif alma yetkisine sahip olmaması gibi şirket içi dinamikler; herşeyi kusursuz yapma isteği taşıyan, hayır demekte zorluk çeken, görev ve sorumluluk duygusu çok gelişmiş kişilerde yoğun bir baskı ve strese sebep olarak tükenmişlik sendromu yaşamalarına neden olabilir.
    – Tükenmişlik sendromundan çıkabilmek adına herşeyden önce bunun herkesin başına dönem dönem gelebilecek bir durum olduğunu kabullenmek gerekmektedir. Sizin şu an bu durumu yaşıyor oluşunuz sizi “zayıf”, ”güçsüz” yapmamaktadır. Siz yaşadığınız bu durumdan ötürü “suçlu” ya da “hatalı” değilsiniz. Ya da yaşlanmıyorsunuz, yeteneklerinizi kaybetmiyorsunuz.
    – Genelde motivasyon geçicidir. Önümüze koyduğumuz hedef ilk zamanlarda bizi ateşlese dahi bir süre sonra bu özelliğini yitirecektir. Motivasyonunuzu korumaya özen gösterin.
    – İşinizi kişiselleştirmeye çalışın. Olabildiğince kendinizden bir şeyler katın ve kalıpların dışına çıkın.
    – Yeni fikirlere açık olun, başkalarının fikirlerine önem verin.
    – Üzerinize, yapabileceğinizden çok iş almayın. Eğer size bu işler başkası tarafından veriliyorsa bir öncelik sırası yapın, acil ya da daha önemli olanları ilk olarak yapmaya özen gösterin. Günün sadece 24 saat olduğunu ve bu sürenin tamamını işle geçirmenizin imkansız olduğunu unutmadan planlamanızı yapın.
    – İş ortamınızı sevebilmeniz adına iş yerinizdeki arkadaşlık ilişkilerinizi gözden geçirin. Size mutsuzluk getiren kişilerle olan ilişkilerinizi zayıflatıp daha iyi anlaşabileceğiniz kişilerle olan ilişkilerinizi arttırın.
    – İşiniz esnasında dinlenme ve mola sürelerini dikkatlice ayarlayın. Bir işi yetiştirmek için kesintisiz çalışmak çoğu zaman üretkenliğinizi düşürür, bu da aksine yapacağınız işin daha uzun sürede tamamlanmasına ya da hatalı olmasına sebep olur.
    – İşten geriye kalan zamanlarınızı kendinize ve sosyal çevrenize ayırmaya özen gösterin. Mümkün olduğunca işle alakalı şeyleri iş yerine bırakmaya çalışın. Eve iş getirmemeye özen gösterin. Eğer mecbursanız iş yerinde 1 saat daha fazla kalıp işi, iş yerinde tamamlamaya çalışın. Eviniz de kafanızda bir iş yerine dönüşmesin.
    – İş sahibi iseniz çalışanlarınızın katılımını arttırın. Yapılan işle alakalı onların fikirlerine kulak verin, inisiyatif almalarını sağlayın. Bu hem sizin yükünüzü azaltacaktır hem de çalışanlarınızın iş yerini benimsemesini sağlayacağı için verimi arttıracaktır.
    – Sizi strese sokan faktörleri analiz etmeye çalışın. İçinde bulunmaktan rahatsızlık duyduğunuz durumları not edip alternatif olarak yerine ne koyabileceğinizi düşünün. 
    – Canınız sıkıldığında konuşmak, içinizi dökmek her zaman, herkese iyi gelir. Olabildiğince sevdiğiniz ve sizi anlayabilecek kişilerle sıkıntılarınızı paylaşın.
    – Herşeyden önemlisi ise hayatın sadece işten ibaret olmadığını asla unutmayın. Kendinize iş dışında meşguliyetler, zevkler bulun, çeşitli hobiler edinin ve iş dışında kalan zamanlarınızı olabildiğince iyi geçirmeye özen gösterin.
    Tükenmişlik sendromu çözümsüz bir sorun değildir. Hayatınızda yapacağınız ufak değişikliklerle bu durumdan çıkabilir, ilerlemesini durdurabilirsiniz. Eğer kendi başınıza çözüm üretmekte güçlük yaşıyorsanız profesyonel destek almaktan asla çekinmeyin. 

  • Çocuklara ölüm haberini vermek

    Çocuklara ölüm haberini vermek

    Ölüm yetişkinler için dahi karmaşık ve kabullenmesi güç bir durum iken, çocukların bu acı durumu kavrayabilmesi, o kişinin yokluğuna alışabilmesi çok daha zordur. Çocukların ölüm kavramına bakışları yaşlara göre çok değişkenlik göstermektedir. Çocuğa ölüm haberi verilirken yaşına uygun bir şekilde izah edebilmek çok önemlidir.
    3 yaştan önceki dönemlerde çocuklar ölüm kavramını hiç anlayamazlar. 3-6 yaş aralığında ölümü anlarlar fakat geri dönüşü olabilecek bir durum gibi değerlendirirler. 6 yaştan itibaren yavaş yavaş anlamaya, durumu geri dönülmez bir şey olarak kavramaya başlasalar dahi 10-12 yaş civarında gerçek ölüm algısı oturmaya başlar.
    Çocuğa ölüm haberini verirken her zaman dürüst olmak gerekmektedir. Hiç bir şey yokmuş gibi davranmak, ölen kişinin bir yere gittiğini geri geleceği söylemek geniş zamanda çocuğa çok daha büyük zarar vermektedir.  Her gün kaybettiği yakının geleceği döneceği ile yaşayan çocuk, her gün tekrardan hayal kırıklığı yaşıyor ve ölen kişiye karşı öfke hissetmeye başlıyor. Kendisini terkedip gittiğini, onu sevmediği için geri dönmediği düşünmeye başlıyor.
    Ölüm beklenmeyen, ani bir ölüm ise bunu alıştırarak söylemek faydalı olacaktır. Öncelikle hastalandığı ve durumunun kötü olduğu söylenerek çocuk bu duruma hazırlanabilir. Fakat bu süreç çok uzatılmamalıdır çünkü bu süreç içerisinde çocuk hiç beklemediği bir anda bu ölüm haberini başka bir kaynaktan duyabilir bu da hem kendisi için bir şok olur hem de size olan güveninin zedelenmesine yol açabilir.
    Çocuğa ölüm haberini, çocuğun kendisine yakın hissettiği, sevdiği ve sevildiği birisi tarafından verilmesi gerekmektedir. Güvenmediği ya da yeteri kadar tanımadığı, sevmediği birisinden bu haberi alması durumu kabullenmesini zorlaştıracaktır.
    Kültürmüzde sıklıkla rastlanılan bir diğer sakıncalı durum ise ölümü bir ödül, bir güzellik olarak gösterme kaygısıdır. Ölen kişinin arkasından “Allah onu çok sevdiği için ya da çok iyi bir insan olduğu için yanına aldı gibi söylemler çocukta farklı kaygılara yol açabiliyor. Böyle bir durumla karşılaşan çocuk, iyiliğin göstergesi olarak ölümü kabulleniyor ve kendisinin ve diğer yakınlarının da ölmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu ölüm gerçekleşmediği vakit de kendisinin ve diğer yakınlarının aslında iyi insanlar olmadıklarını ya da Allah’ın onları sevmediğini düşünebiliyor. Aynı şekilde ölüm bir ceza olarak da gösterilmemelidir. Hayatın doğal bir parçası olduğu, tüm canlıların bu süreci er ya da geç yaşayacakları yaşına uygun bir dil ile aktarılmalıdır. 
    Çocuğun yas sürecini yaşamasına müsade ederken, cenaze, defin ve diğer kültürel anma törenlerinden mümkün olduğunca uzak tutmak faydalı olacaktır. Diğer yakınlarını çok kötü durumda görmek yaşı gereği kaldıramayacağı bir durum olabilir. 
    Ölüm haberini alan çocuğun tepkisini doğal bir biçimde yaşamasına müsade etmek gerekir. Ağlamasına engel olunmalalı, duygularını boşaltmasına olanak sağlanmalıdır. Yaşını da göz önünde bulundurarak ondan çok olgun bir davranış sergilemesini beklemek çocuğa kaldıramayacağı bir sorumluluk yüklenmesine neden olur. Konuşmaya zorlanmamalı ancak konuşmak istediğinde de kendisi ile konuşulmalıdır.
    Ölüm çocuğa ne kadar doğru ve sağlıklı bir biçimde anlatılırsa anlatılsın, yaşına da bağlı olarak çocuk ölüm olayını çok rahat kabullenemeyecektir. Özellikle kaybedilen kişi ebeveynlerinden biri ise bu süreç çocuk için çok daha zor olacaktır. Bu duruma maruz kalan çocuğun genel davranışlarını gözlemlemekte ve bir uzmandan genel bir destek almakta çok fayda bulunmaktadır. 

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık duygusu, her insanın yaradılışında vardır. Bu duygunun

    varlığı kişinin gelişiminde etkili olduğu kadar, aşırı uyarılmıs olması

    halinde de yaşamı zora sokar. Hele ki bu bir çocuksa yaşam daha da zor

    bir hal alır.

    Anne-babaların bilmesi gereken en önemli şey ‘kardeş kıskançlığı’nın

    doğal, evrensel ve beklenen bir durum olduğudur. Bu durum karşısında

    paniğe kapılmak oldukça yanlış bir davranış olacaktır. Anne-baba ne

    kadar rahat olursa çocukta bu dönemi bir o kadar rahat atlatır.

    Kıskançlığın en büyük nedeni ; büyük kardeşin en değerli varlığı olan

    anne ve babasını, kardeşiyle paylaşmasıdır. Fakat kıskançlık sadece

    büyük çocukta ortaya çıkan bir durum değildir. Küçük kardeş büyüdükçe,

    büyük kardeşin becerileri karşısında kendini yetersiz hissedebilir ve ona

    tanınan ayrıcalıklar olduğunu düşünerek kıskançlık duymaya başlar.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI KARŞISINDA ANNE – BABA

    TUTUMLARI NASIL OLMALIDIR ?

    – Anne-babalar çocuklarına eşit davrandıklarında kıskançlık tetiklenir.

    Önemli olan eşit davranmak değil ‘adil’ davranmaktır. Çünkü her

    çocuk birbirinden farklıdır. Eşit zaman ayırmak yerine çocuğa

    gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Sevginizin eşit olduğunu

    göstermek yerine, her çocuğa sadece kendine özel sevgi duyulduğunu

    göstermek doğru olacaktır.

    – Anne- babasının kendine adil davranmadığını hisseden çocuk, anne-

    babasına karşı güvenini yitirirse, kıskançlığın asıl tetikçisi

    ‘güvensizlik’ olur.

    – Bir kardeşin, aileden birine benzetiliyor olması ve bunun dile

    getirilmesi diğer kardeşin kendini dışlanmış hissetmesine sebep olur

    ve bu da kıskançlığı tetikler.

    – Ebeveynlerin doğal olmayan davranışları kıskançlığa sebep olur.

    Örneğin kardeşi dünyaya gelen bir çocuğun annesi hastaneden

    gelirken yanında bir hediyeyle gelir ve ‘ Bunu sana kardeşin hediye

    olarak getirdi’ derse, çocuk bir bebeğin hediye alıp getiremeyeceğini

    bilecek yaşta ise, bu duruma şaşırır ve anne-babasına güveni sarsılır.

    Kardeş kıskançlığı oluşturmak istemeyen ebeveynler çocuklarına

    karşı gerçekçi ve doğal davranmalıdırlar. Yapmacık davranışlar

    çocuğu kaygılandırır, kaygı ise kıskançlığa sebep olur.

    – Bazı durumlarda kardeş kıskançlığı tehlikeli bir hal alabilir ve çocuk

    kardeşine zarar vermeye çalışabilir. Bu gibi durumlarda onları ayrı

    tutmaya çalışmak yanlış bir davranış olacaktır. Kardeşleri mümkün

    oldukça bir arada tutmaya çalışmalı fakat bunu yaparken göz önünde

    olmalarına dikkat edilmelidir. Çocuğun kardeşine zarar vermesi gibi

    bir durumda ebeveynler yeterince net ama sert olmayan bir tavırla

    çocuğu uyarmalıdır. Büyük çocuğa karşı suçluluk hisseden, yeterince

    net sınırlar koyamayan ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebep

    olabilir.

    – Küçük kardeşle ilgili işlerde, çocuğunuzdan yardım istemeniz faydalı

    bir hareket olacaktır. Fakat bunu yaparken çocuğunuza ‘sen abi/abla

    oldun’ gibi sözler söylenmemeli, çocuğa ‘çocuk’ olduğu

    unutturulmamalıdır.

    – Çocuğunuzla kardeşi olmadan önce yaptığınız şeyleri yapmaya

    devam ederseniz yaşanan kıskançlığı en aza indirebilirsiniz.

    – Kardeşi dünyaya geldiğinde çocuğun evdeki düzeni mümkün oldukça

    bozulmamalıdır. En önemlisi önceden çocuğunuza nasıl

    davranıyorsanız öyle davranmaya devam etmenizdir. Aşırı

    davranışlar sergilemeniz, ‘seni daha çok seviyorum’ ‘kardeşin çok

    yaramaz sen çok uslusun’ gibi aşırı sözler çocuğa hem yapmacık

    gelir hem de kardeşler arası yakınlaşmayı engeller.

    Ebeveynlerin üzerine düşen en önemli görev ‘doğal davranmak’tır.

    Ebeveylerin çocuğu kaygılı davranışlarını telaşa vermeden, sakince

    dinlemesi ve doğal davranmaya devam etmesi, çocukta kaygıların

    yersiz olduğu izlenimini uyandırır. Yani çocuk her şeyin yolunda

    olduğunu düşünmeye başlarsa kıskançlık başlamadan sönmüş

    olur.Örneğin kardeşi dünyaya gelen çocuk artık eskisi kadar anne-

    babası tarafından sevilmeyeceğini düşünmeye başlarsa bu kıskançlık

    için yetecek bir cümledir. Ancak anne-baba kendi istifini hiç

    bozmadan hem yeni kardeşi sever, hem de kıskançlık başlayacak

    olan çocuğun kendisini sevmeye devam ederse, çocuğun kıskançlık

    davranışlarından etkilenmeden anne- baba yaşamlarına devam

    ederlerse, çocuk normalleşir. Aslolan çocuğun anne-baba ve evdeki

    bireylerin sevgisini kaybedeceğine karşı kaygılanmasıdır. Kaygının

    ortadan kalkmasının çözümü ise doğal ve rahat davranmaktır.

    Çocuğunuzun durumunun tüm bunlardan daha kötü olduğunu

    düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana danışılmalısınızdır.

    Unutmayın Kardeş kıskanlığı geçici bir süreçtir. Onlar ‘kardeştir’ ve

    aslında birbirlerini çok severler.

  • ÇOCUKLARDA SOSYAL ANKSİYETE

    ÇOCUKLARDA SOSYAL ANKSİYETE

    Sosyal anksiyete ; sosyal ortamlarda, özellikle performans gerektiren

    durumlarda kişinin aşağılanıp utandırılacağı korkusunu duyması durumu olarak

    tanımlanmaktadır. Sosyal anksiyete sosyal fobi olarak da bilinir. Sosyal

    anksiyetesi olan çocuklar toplum içerisindeyken yaptıkları her harekette ''

    Acaba insanlar benim için ne düşünüyor?'' düşüncesiyle yaşarlar . Bu sebepten

    dolayı sosyal anksiyetesi olan çocuklar grup aktiviteleri, toplum içinde

    konuşmak, toplum içinde yemek yemek, öğretmenine soru sormak,

    arkadaşlarıyla oyun oynamak gibi durumlardan kaçınırlar.

    Sosyal anksiyetesi olan çocuk bu davranışları sergilerken ebeveynler bu

    durumlardan rahatsızlık duymayabilir aksine çocuklarının uslu ve sakin birer

    birey olduğunu düşünebilirler. Sosyal anksiyetesi olan çocuklar bu davranışları

    sergilerken ''Ben onlar gibi değilim'', ''Arkadaşlarımın oynadıkları oyunlardan

    keyif almıyorum'' gibi cümleler sarf edebilirler. Bu cümleler onların savunma

    mekanizmalarıdır. Halbuki gerçek sebep çocuğun gülünç duruma düşmekten

    korkmasıdır. Böyle bir durumla karşılaşıldığında dikkatli olunmalı ve sosyal

    ankisyete ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

    Sosyal anksiyetenin oluşmasının birçok sebebi vardır. Anne veya baba kaçıngan

    çekingen tipte kişiler ise genetik olabilir veya bu durum sonradan öğrenilebilir.

    Anne ve babanın çekingen davranışları sosyal anksiyeteyi destekler. Aşırı kaygılı

    ebeveyn olma durumu da çocukta sosyal anksiyeteyi oluşturur, aile sosyal

    kaygıya izin verirse çocuk bu fobiyi daha fazla büyütebilir.

    Sosyal anksiyeteye müdahale edilmediği taktirde ilerde kişinin yaşamında

    birçok olumsuz duruma yol açabilir. Bunlar;

    -okulda başarısızlık

    -arkadaşlık kuramama

    -iş hayatında kısıtlılık

    -karşı cinsten biriyle birlikte olamama

    -depresyon

    – madde kullanımı

    gibi durumlardır.

    Çocuklarda sosyal anksiyete tedavisinde ilk adım ebeveynleri bilgilendirmektir.

    Ebeveynler böyle bir durumda çocuklarını eleştirmek yerine destek veren

    davranışlarda bulunmalı, çocukta kaygı yaratan durumlar üzerine sohbet

    etmelidirler.Çocuklarının sosyalleşmeleri adına çocuğun zevk aldığını

    düşündüğü grup halinde yapılan sporlara yönlendirebilirler. Böyle bir durumla

    karşı karşıya kaldığını düşünen aileler mutlaka bir uzmandan yardım

    almalıdırlar.

  • ÇOCUK VE YALAN

    ÇOCUK VE YALAN

    Yalan söyleme, karşıdaki kişiyi yanıltmak ve yanlış bilgi vermek amacıyla ortaya

    konan bir davranıştır. Çocuk yalanları yetişkin yalanlarından farklıdır.  Çocukların

    hayal gücü okul çağına gelene kadar ki yaş diliminde oldukça yoğundur. Özelikle 9

    yaşına kadar çocuklar doğru ile yanlışı birbirlerinden ayıramazlar. Bu nedenle

    çocuğun bir takım olaylar, durumlar uydurması, hayali arkadaşlar yaratması yalan

    söyleme olarak değerlendirilip, endişe edilmemelidir.

    İnsanın üç farklı dünyası vardır; Uyku ve rüya dünyası, Hayal dünyası ve gerçek

    dünya. Hiçbir sağlıklı yetişkin hayal kurduğu bir şeyi gerçekmiş gibi anlatmaz. Fakat ilk

    9 yaş dönemindeki çocuklar bu üç dünyayı birbirinden ayırt edemez. Onlar için hayal

    dünyası tıpkı gerçek dünya gibidir.

    9 yaşından önce çocuğunuz yaptığı abartılı anlatımlarını duyunca endişelenmeyin

    ve onun sözünü keserek yalan söylediğini ifadece edecek kelimeler kullanmayın.

    Böyle bir durumda çocuk yalan kelimesini öğrenir, suçluluk duygusuna kapılır ve

    hayal gücü zamanla kısıtlanır. Bu durum karşısında çocuğunuzun abartılı

    anlatımlarına gülmeden onu hafife almadan kulak vermeniz yeterli olur. Çünkü oyun

    ve hayal dünyası olmadan çocuk, çocuk değildir ve kendini geliştiremez.

    9 yaşından sonra bir çocuk yalana başvuruyorsa

    altında yatan bir çok sebep vardır:

    – Psikolojik ve fiziksel şiddet gören, ceza alan çocuklar yalan söyler.

    – Mükemmelliyetçi aileye sahip çocuklar yanlış yapmaktan korktukları için

    yalan söyler.

    – Hesap verme durumuyla sıkça karşı karşıya kalan çocuklar kaygılanır ve bu

    kaygı çocukta yalan söyleme davranışını oluşturur.

    – Çocuk anne-babasını kızdırmamak ve onları mutsuz etmemek için yalan

    söyler.

    – Genellikle kardeş kıskançlığıyla birlikte ortaya çıkan, sevgiyi kaybedecek olma

    düşüncesiyle karşı karşıya kalan çocuk yalan söyler.

    Böyle bir durumda aile ne yapmalı ?

    Anne baba durumu fark ettikten sonra çocuğa ‘yalanını yakaladım’ deyip ceza

    verirse çocukta ki yalan davranışı sönmez. Aksine çocuk bir dahaki sefere

    yakalanmamak için daha akıllıca bir yalan bulmaya çalışır sonrasında yalan söylemek

    çocukta alışkanlık haline dönüşür ve yalanda ustalık kazanır.

    Çocuğunuzun doğruyu söylemesi için ona model olun ve küçük beyaz yalanlardan

    kaçının. Gerçeği söylediğinde onu takdir edin. Örneğin; sınavdan kötü not almasına

    rağmen aldığı sonucu söyleyen çocuğunuzu gösterdiği cesaret için övün. En önemlisi

    çocuğu yalan söylemesine neden olan kaygının, baskının ne olduğunu bulun ve bunu

    ortadan kaldırmaya çalışın. Bir çocuğun her durumda doğruyu söyleyebilmesi için en

    önemli şey ‘güven’dir. Çocuk her ne olursa olsun anne ve babası tarafından zarara

    uğramayacağından ne kadar eminse yalan söyleme ihtimalide bir o kadar düşüktür.