Etiket: Durum

  • Bebeğimin kakası sümüklü

    Bebeğimin kakası sümüklü

    Meslek hayatımda sık sık duyduğum şikayet, bebeğimin kakası sümüklü, yeşil, tahlil yaptırdık dışkısında 8-10 adet, hatta bol lökosit görüldü. Bir türlü düzeltemiyoruz, kullanmadığımız ilaç kalmadı.

    Düzeltemezsiniz efendim…ve lütfen düzeltmeye çalışmayın, çünkü çoğu zaman normal, çünkü birkaç ay sonra kendiliğinden düzelecek.

    Bu şikayetle gelen ebeveynlere hep şunları sorarım ve genelde aynı cevapları alırım:

    Çocuğunuzun ateşi var mı?

    Cevap: Hayır

    Dışkı kültüründe anormal mikrop üredi mi?

    Cevap: Hayır

    Çocuğunuzun beslenmesinde-emmesinde, kilo alımında bir problem var mı?

    Cevap: Hayır çok güzel emiyor, kilosu da iyi.

    Çocuğunuzun keyfi huzuru nasıl?

    Cevap: Valla hiç hasta gibi görünmüyor, bir türlü anlayamadık, bu nasıl bir şey.

    Evet sevgili ebeveynler birkaç kez başınıza gelmiş olabilecek, aslında fizyolojik yani normal olan bir durum. Eğer bu sorulara yukarıdaki gibi cevaplar veriyorsanız ne olur endişelenmeyin, çocuğunuz hasta falan değil, enfeksiyonu falan yok, o yüzden de endişelenecek bir durum yok. Bebeğinizi gözleyin, beslenmesini gelişmini takip edin, aksi bir durum olmadıkça bu konuyu yok farz edin, hatta unutun. Belki şaşırdınız, belki inanmakta zorluk çekiyorsunuz , sizi çok iyi anlıyorum, çünkü bu bilgiyi ilk duyduğumda ben de çok şaşırmıştım. Ama gerçekten çok sağlam bir dayanağım var.

    Bu yazıyı yazarken bu konuda beni bilinçlendirdiği için sevgili hocam Fügen Çullu Çokuğraş’a teşekkür etmek istiyorum. Bir kongrede bu konuda yaptığı konuşmasında

    “Değerli meslekdaşlarım ilk 2-3 aydaki ufak bebeklerin dışıkısındaki lökositi ne olur tedavi etmek için uğraşmayın, çünkü çoğu zaman normal bir durum” cümlesi hala kulaklarımda çınlıyor.

    Gelelim bu durumun sebebine, bebeklerin bağırsak duvarı çok ince ve kırılgan bir yapıya sahip ve gözle görülmeyen çok ufak mikroskobik delikler var, adeta elek gibi. Ve bu delikler bağırsakları besleyen ince kılcal damarlarla çok yakın ilişki içinde. Sonuç olarak kandaki lökosit dediğimiz iltihap hücreleri çok kolaylıkla dışkıya karışır, dışkıyı sümüksü bir hale getirir ve doğal olarak tahlil yapıldığında da laboratuar dışkıda bu lökositleri görür.

    Sonuç olarak bebeğinizde yukarıdaki durum var ve bebeğinizin başka hiçbir şikayeti yoksa antibiotik kullanmak gereksizdir. Üstüne üstlük bu durumda antibiotik kullanımı bağırsakta flora adını verdiğimiz normal mikrop dengesini de bozarak sorunun uzamasına bile sebep olabilir.
    Sevgiyle kalın.

  • CİNSEL İLİŞKİYE GİREMEME (CİG)

    CİNSEL İLİŞKİYE GİREMEME (CİG)

    Cinsel ilişkiye girememe çiftlerde genellikle evliliğin ilk yıllarında görülmektedir.

    Kişi hemen kendisine karşı saldırıya geçmekte neden cinsel ilişkiye giremiyorum ?

    Sorusunu defalarca kendisine yönelterek kendini yıpratmaktadır. Ama bilmeniz gereken tek bir şey var bu sorunu sadece siz yaşamıyorsunuz çevrenizde ki hatta en yakınınızdaki kişiler dahi yaşamaktadır. Cinsel ilişkiye girememek bir sonuçtur. Eğer sonucu değiştirmeye yönelirsek çözümlerimiz başarılı olmayacaktır. Amacımız sorunu ortaya çıkaran sebepleri bulmak ve sebebe yönelik çözüm üretmektir. İşte bu şekilde çalıştığımızda sorunu ortadan kaldırmayı başardığımız gibi bir daha ortaya çıkmasının da önüne geçmiş oluyoruz.
     
    Cinsel ilişkiye girememek diğer bir adıyla bayanlar da Vajinusmus bir sonuç ise sebep neler olabilir. Sebebin en temeli yanlış bilgilendirmedir. Dolayısıyla toplum tarafından cinsel yaşama dair yanlış bilgilendirildiğimiz zaman o yanlışlarla doğru sağlıklı bir cinsel yaşam yaşamamız imkansızdır.

    Cinsel yaşama dair bu doğru bilinen yanlışlar nelerdir ?

     İnanışlar, olumsuz deneyimler, davranışlar, bir takım rivayetler …vb gibi ya da kişinin daha önceki yaşantısına dair korkuları ,taciz durumu, tecavüz edilme gibi durumlarda vajinusmus (CİG) nedenleri arasında karşımıza çıkmaktadır.
     
    Cinsel ilişkiye girememek sadece bayanlara özel bir durum değildir. Erkeklerde de sık rastlanılan cinsel ilişkiye girememe durumları vardır. Erkekleri incelediğimiz de ise erken boşalma ve sertleşememe durumları göze çarpmaktadır. Bunların temelinde ise ; yeterli performansı gösterememe korkusu , cinselliğin bir güç göstergesi gibi toplum tarafından aşılanması, ilk gece kızların bekaretini bozma başarısı empoze edilmektedir. Bu ve benzeri baskılar erkeğin cinsel yaşamını sıkıntıya sokmakta erkeğin penisi cinsel ilişkiye girmek için sertliği yakalayamaz veya yakaladığında bile vajina ile temas ettiğinde sertleşme kısa sürede yok olmaktadır. Diğer bir durumda ise penis vajinaya girmeden cinsel ilişki başladıktan hemen sonra boşalmaktır.
     
    Günümüzde bu ve benzeri sıkıntılar hemen hemen her çiftin karşılaştığı sıkıntılardır. Bu sorunları tek tek daha detaylı ele alacağım ilerleyen zamanlar da ki yazılarımda. Bu sorunlarınızı kendinizin çözmesi oldukça zordur. Bu sorunların çözülemeyeceğine dair başaramayacağınız korkusuna hiçbir zaman kapılmayın sorunlarınızla boğuşmak yerine sağlıklı bir cinsel yaşam yaşamak için bir uzman desteği almaktan çekinmeyiniz.

    Unutmayın ki evliliği besleyen ana damarlardan birisi de cinsel yaşamdır.

  • CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    Cinsel yaşamda iletişim konusu eşler arası iletişim konusundan ayrı bir başlıkta ele almamın nedeni eşler maalesef ki iletişim kurallarını cinsel yaşam dışındaki her alanda kullanıyorlar. Cinsel yaşam da yaşanan birçok problemin başında iletişimsizlik yatıyor. Bu duruma en güzel örnek ise bir terapiste giden yaşlı bir çiftin hikayesidir.

    Terapist önce bayanla konuşur ve bayan ; ‘eşim evlendiğimizden bu zamana kadar ilişkiye girdiğimizde eşim kulağıma üflüyor ‘ diye belirtir. Bunun nedenini soran terapist ‘ eşimin hoşuna gidiyor bende o mutlu oluyor diye bir şey söylemiyorum ‘cevabını verir. Bu durumu merak eden terapist erkekle konuştuğu seansta ise eşinizin cinsel ilişki sırasında kulağına üfleme nedeninizi öğrenmek istiyorum der ve beyefendi ‘ benim hoşuma gitmiyor ama eşim mutlu olduğu için kulağına üflüyorum ‘ der bu örnekten anlaşıldığı üzere çiftler neyden hoşlanıp neyden hoşlanmadığını dile getirmediği sürece uzun yıllar boyunca istemedikleri davranışları yaşamak zorunda kalıyorlar. Sağlıklı bir cinsel yaşam sağlıklı bir iletişimden geçer. Eşlerinizi cinsel yaşamınıza dair keşfe çıkmalı hangi durumlardan hoşlanıp hangi durumlardan rahatsız olduğunuzu açıkça dile getirmelisiniz. Siz duygularınızı rahatsız olduğunuz durumları veya hoşlandığınız durumları dile getirmezseniz eşiniz anlamaz ve istenmeyen mutsuz bir cinsel yaşam uzun yıllar boyunca kabusunuz olarak kalır.

    SAĞLIKLI İLETİŞİMİ NASIL ELDE EDEBİLİRİZ ?

    Sağlıklı iletişimi elde etmenin yolu duygularımızı doğru yaşamaktan geçer. Duygularımız ise üç şekilde yaşanır.

    1-GÜNLÜK

    Duygularımızı günlük doğru bir iletişim diliyle dile getirmeliyiz. Sinirlendiğimiz öfke duyduğumuz veya mutlu olduğumuz bir durumu 10 gün sonra dile getirmek hesaplaşmak yerine duygularımızı kime yönelikse o kişiyle ve yaşandığı zamanda dile getirmeliyiz. Örnek vermek gerekirse eşinizle yaşadığınız cinsel ilişki de eşiniz hoşlanmadığınız bir yaklaşımda bulundu veya istemediğiniz bir sözcük kullandı bunu huzurunuz bozulmasın diye içinize atıp günler sonra bunun hesabını sormamalısınız. Veya hiçbir zaman söylememezlik yapmamalısınız çünkü siz hoşlanmadığınızı dile getirmezseniz eşiniz bu durumu anlayamaz ve aynı rahatsız eden durum defalarca tekrarlanabilir.

    2- İFADE EDEREK

    Duygularımızı doğru zamanda yaşamak önemli olduğu kadar ifade etme şeklimizde çok önemlidir. İki tür ifade etme şekli vardır bunlar; ben dili ve sen dilidir. Sen dili ; suçlayıcı kırıcı , alaycı bir olumsuz iletişim dilidir. Sen dilinde vermek istediğimiz mesaj alıcıya ulaşmaz ve karşı tarafın savunma mekanizmalarını harekete geçirir ve tartışma ortamı ulaşır. Ben dili ise ; değer veren, olumlu, dinleyen sevecen bir iletişim dilidir. Ben dilini kullandığımızda vermek istediğimiz mesaj karşı tarafa olumlu bir şekilde ulaşır ve istenmeyen kırıcı davranışlar oluşmaz. Örnek vermek gerekirse hayatım ben ilişki esnasında yaptığın sert davranışlardan dolayı kendimi değersiz hissediyorum gibi yani ben dilini rahatsız olduğumuz durumu ve nasıl hissetiğimizi dile getirmeliyiz.

    3-DAVRANIŞA DÖKEREK

    Son olarak ise duyguları davranışa dökme yöntemini kullanmalıyız. Duygumuzu günlük yaşadık ifade de ettik ama hala rahatlamadık. Bu nokta da yapmamız gereken duygumuzu davranışa dökmektir. Çünkü duygumuzu günlük yaşamamız içimize atmamamız gerekiyordu. Bu nedenle rahatlamak için davranışa dökmeliyiz.

    Bunu da şu şekilde yapabiliriz;

    • Koltuk yumruklayabiliriz,
    • Bağırarak şarkı söyleyebiliriz,
    • Otobüsü kaçırmış gibi koşabiliriz ,
    • Yorganı üstümüze çekerek ağlayabiliriz…

    vb örnekleri çoğaltabiliriz.

    Bu davranışlar hem bizi rahatlatacaktır hem de duygularımızın birikmemesini sağlayacaktır.

  • Erken Evlilik Üzerine

    Erken Evlilik Üzerine

    ERKEN YAŞTA EVLİLİK SEBEBLERİ

    Geçmişte ülkemizde problem olarak görülen fakat ortaya çıkarılıp tartışmaya açılmayan hatta bir problem olarak görülmeyen evlilik ve aile sorunları son yıllarda gittikçe artmasıyla göz ardı edilemeyen ertelenemeyen bir problem halini almıştır.

    Evlilik karşılıklı cinsel doyumun sağlanmasını, birlikteliği, dayanışmayı ama bunlardan en önemlisi neslin devamını sağlayan bir ilişki biçimidir.

    Evliliğin her toplumda taşıdığı önem ve kutsallık hemen hemen aynıdır.

    Evlilik yaşı sadece ülkeler arasında değil aynı ülkede farklı bölgelerde de değişkenlik göstermektedir. Günümüzde Amerika’da evlilik yaşı 25 ve üzeri iken Türkiye’de 20’li yaşların altında evlilikler görülmektedir. Türkiye ‘ de erken yaşta yapılan evliliklerin oranı oldukça yüksektir. Erken evlilik: En az biri 18 yaşından küçük olan iki kişinin yasal ya da resmi olmayan bir şekilde evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelir.

    Türkiye’deki en önemli toplumsal sorunlardan bir tanesi çocuk evlilikleridir. Erken evliliklerin nedenleri ve görülme sıklığı bölgeden bölgeye toplumdan topluma durumdan duruma göre değişiklikler göstermektedir. Fakat bu evliliklerin temelini oluşturan belirli etmenler vardır.

    Bunlar ;

    • Yoksulluk,
    • Gelenek ve görenekler,
    • Ataerkil bir aile yapısına sahip olmamız,
    • Ülkemizde ki eğitimin yetersiz ve niteliksiz olması,
    • İşsizlik

    Başlıca nedenleridir.

    Ülke gündeminde medyada erken evlilik , çocuk gelin sorunlarına yer verilmiyor olsa da erken yaşta evlilik kaçınılmaz bir sorunumuzdur. Kız çocukları günümüzde halen para karşılığı babaları hatta dedeleri yaşında ki kişilerle evlendiriliyor. Evlilik yaşının küçük tutulması genelde ekonomik durumla doğrudan ilişkilidir.. Çünkü özellikle tarım kesiminde kadının başta gelen vazifelerinden biri, tez zamanda tarlada işçi olabilecek çok sayıda çocuk dünyaya getirmektir. Ayrıca “beşik nişanı” ve çok yakın akraba ile evlenmeler (aile mülkünün dağılmaması nedeniyle) yaygın olarak görülmektedir.Yapılan araştırmalar, bugün, Türkiye’de, her üç evli kadından birinin çocuk evliliği yaptığını göstermektedir.

    Yine ülkemizde bazı aileler, çocuk yaşta evliliğin kız ve ailesinin namusunu koruduğuna, aklının cinselliğe tam ermeden bekaretinin bozulmadan evlendirilmesiyle kız çocuklarının namusunun korunduğuna inanılması gibi bir durumda söz konusudur. Ayrıca toplum tarafından söylenmiş sözler “kız beşikte çeyizi sandıkta” gibi deyişler, kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin gerekliliğinin nasıl topluma empoze edildiği gözler önüne serilmektedir.

    Ayrıca Küçük yaşta yapılan evlilikle kocaya itaatin ve yeni yuvaya uyumun daha kolay sağlanacağına inanılmaktadır. Erkek aileleri de kendilerine uyumu daha kolay olsun diye mümkün olduğunca küçük yaşta gelin almak istemektedirler. Bir başka bakış açısı ise Kız çocuklarının bir an önce bir erkeğin himayesine sokulmasıyla, gelebilecek cinsel taciz ve şiddetten korunabileceği sanılmaktadır. Ayrıca, bu evliliklerin genç kızların karşı cinsle evlilik dışı ilişkiye girmelerine ve hamile kalmalarına engel olacağı kanaati yaygın bir düşünce olarak görülmektedir.

    Aileler kızlarının namusunun korunmasında kimseye güvenmemekte bu nedenle ancak bir erkeğin himayesine girdiği zaman aile rahatlatmaktadır. Aslında kızının namusunun korunması yükünden kurtulmaktadır. Artık kızından kendisinin sorumlu olmayacağını onun bir kocası olduğu ve bütün kızına dair bütün sorumluluğun ona ait olduğunu hissetme duygusu aileye huzur vermektedir.

    Eğitim seviyesi ve ekonomik düzeyi düşük ailelerde kız çocuklarının yanı sıra erkek çocuklarının bir iş sahibi olmasını eğitim almasını daha çok istemelerinden dolayı kız çocuklarının eğitimini yarıda keserek zorla evlendirme eğilimlerine sık rastlanmaktadır.

    Erken yaşta evliliklerin büyük çoğunluğu görücü usulü veya ailenin kararı zorlama yoluyla olsa da bazı durumlarda çocukların kendi isteklerine dayalı evliliklerde görülmektedir. Bu durumlara bakacak olursak ; aile içi şiddetli geçimsizlik çocuğu da o ailede bunalıma sokmakta çocuk ise kurtuluşu evlilikte aramaktadır.

    Ayrıca son yıllarda sıkça rastlanılan bir başka durum ise çocuklarımızın facebook , twitter veya arkadaş sitelerinden kişilerle tanışarak kendilerine sunulan vaadlerle kandırılıp kendilerinden yaşça büyük kişilerle kaçma yoluyla evlendiğinde göze çarpmaktadır. Birçoğu ikinci hatta üçüncü eş (kuma) olarak götürülmektedir. Erken yaşta yapılan evliliklerin genelinde kız çocukları kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendiği de saptanmıştır

  • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma Ve Yeniden İşleme Olan Terapi Yöntemi EMDR Terapisi, Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Kısa Süreli Çözüm Odaklı Bir Terapi Tekniğidir.

    Emdr Terapisi Sürecinde Gerçekleşen Olay; Beynin Uykunun Ram Evresinde Yaptığı Bilgi İşleme Sürecini Göz Hareketleriyle Ve Diğer Uyaranlarla Beynin Sağ Ve Sol Loblarını Uyararak, Sağlıksız İşlenmemiş Anıyı, Tekrar İşleyerek Sindirmek Ve O Anıyı İşlevsel Hale Getirmekten Oluşmaktadır.

    Sindirim Sistemini Bilmeyen Yoktur.En Basit Haliyle Besinin Alınması, Parçalanması, İşlenip Dönüştürülmesi, İleride Kullanılmak Üzerine Saklanması, Yararsız Kalan Kısmınınsa Dışarıya Atılmasından Oluşmaktadır. Ruhsal Sindirim Sistemi De Bu Şekilde Çalışır; Bilgiyi Alır ,Sindirir, Yararlı Olanı Saklar ,Yararsızı Vücuttan Atar.

    Bazen Sindirimi Zor Şeyler Yediğimizde Karın Ağrısı, İshal ,Kabızlık Gibi Sorunlar Yaşanmasına Neden Olur. Hayatın İçinde Yaşanılan Bazı Olaylar, Kişinin Baş Etme Becerisinin Üstünde Çıktığında Durumu Sindiremez. Bu Sindirilemeyen Durumu Psikolojik Travma Olarak Adlandırırız Ve Bu Durum Kişinin Hayatını Bazen Kişinin Farkında ,Bazen Farkında Olmadığı Şekilde Olumsuz Şekilde Etkilemeye Devam Eder.

    Bu Olay Hatırlandığında

    1. “Aklıma Geldikçe Tüylerim Diken Diken Oluyor,
    2. Mideme Ağrılar Giriyor,
    3. Kalbim Sıkışıyor,
    4. Boğazım Hala Düğüm Düğüm Oluyor,
    5. Karnımda Sanki Taş Var,
    6. Bedenim Kas Katı Kesildi, Buz Gibi Oluyor,
    7. Omuzlarımda Bu Yükü Hala Taşıyorum, Vb.’’
    8. Şikayetlerle Kendini Gösterirken ,
    9. Hatırlanamadığında Yani Bilince Gelmediğinde;
    10. Nedenini Bilmiyorum Ama Köpeklerden Korkuyorum,
    11. Bu Sokaktan Her Geçtiğimde Midem Bulanıyor,
    12. Bahar Ayı Çok Güzel Ama Beni Melankolik Yapıyor,
    13. Ne Zaman Oraya Gitsem Ellerim Titriyor,

    Vb.Gibi Şeyler Söylenir .Bu Durumlar Ve Benzer Söylemler, Bize Ruhsal Sindirim Sisteminde Sindirilemeyen Şeylerin Olduğunu Gösterir.

    Bu Durumdan Sürekli Olarak Bilinçli Yada Bilinçsiz Çıkmaya, Kurtulmaya , Bu Durumu Çözmeye Çalışırız.(Unutmaya Çalışarak,Yokmuş Gibi Yaparak,Kendimizi Ve Herkesi Suçlayarak) .Ama Bu Çalışma ,Durumu İyileştirmediği Gibi Daha Da Kötü Hale Getirip Değersizlik, Güvende Asla Olamamak, Güçsüzlük Gibi Kişinin Kendiyle İlgili Olumsuz Düşüncüler Ve Hislerle Kalmasına Neden Olur. Bu Durumun Kaderi Olduğunu Kabul Etmeye Çalışarak Yaşamaya Devam Eder.
    Yaratılışımızda En Büyük Güç Ve Mucize Belki De Bedenimizin, Zihnimizin Kendini Onarma Kapasitesidir. Bu Kapasitenin Tekrar Harekete Geçmesini Sağlayan Bir Yardımcı Destek Tekniğidir

    EMDR.

    Kendinize Söylediğiniz Bazen Söylemekten Kaçtığınız Değersizim, Sevilmeyi Hak Etmiyorum, Suçluyum, Acizim, Yetersizim, Güvende Değilim, Çaresizim,Beni Kimse Anlamıyor, Yalnızım Gibi İnançlarınız Varsa Çözüm EMDR Olabilir.
    Bazı Fobileriniz Varsa Örneğin Uçağa Binememe, Kedi, Köpek,Kapalı Alan Korkusu, Sosyal Ortamlarda Konuşama Gibi Daha Bir Çok Sorununuz Varsa EMDR İle Kısa Sürede Bu Şikayetlerinizden Kurtulmanız Mümkün Olmakta.

    • Emdr İle İlgili Sık Sorulan Sorular

    Danışanlarımızla Yaptığımız Ön Görüşmlerde Eğer Bahsettiği Şikayetleri Emdry’le Devam Edebileceğimizi Söylediğimizde Bazı Sorular Soruyolar Bu Sorular Ve Cevapları;

    • Emdr Hipnoz Mu?

    Hayır,Hipnozda Yarı Trans Şeklinde Uygulamalar Mevcutken Emdr Bilinç Tamamen Açıktır.

    • Emdrde Telkin Mi Veriyorsunuz?

    Hayır,Emdr De Bahsedilen Konu Hakkında Herhangi Bir Telkin Verilmez.

    • Emdr Kaç Seans Sürer?

    Bu Süreye Sorunun Ve Danışanın Durumuna Göre Belli Olur.Dolayısıyla Bir Seans Sayısı Vermek Yanlış Olur Ama Ortalama Depresyon Kaygı Bozuklukları Gibi Durumlarda 8-14 Seans Süresi Yeterli Olmaktadır.

    • Emdrle Çalışırken Herşey Daha Kötü Olur Mu ?

    Hayır,Emdr İle Çalışılan Olay Hakkında Daha Kötü Olunmaz Ancak Bastırılan Olayla İlgili Durum Ele Alındığından Rahatsızlık Verebilir Ama Uzman Bir Terapistle Bu Durumlar Sağlıklı Şekle Dönüşür Altında Başka Bir Travmatik Olay Varsa Onla Çalışılmaya Devam Edilir.
    Hayatın İçinde Hangi Olayların Sonucunda Emdr Terapisi Etkili Olmaktadır.
    Yukarıda Da Belirtiğim Üzerine Yaşamın İçinde Her Türlü Güçlüğe,Zorluğa Karşı Sistemimiz Sürekli Mucizevi Şekilde Çalışmaktatır.Ancak Bu Sistem Bazen Olması Gerektiği Gibi Çalışmamakta Ve Hiç Ummadık Anca Hayatı Sekteye Uğratacak,Yaşam Kalitesini Bozacak Bir Hale Gelinmektedir.İşte Bu Durumlarda Emdr Terapisi Yardımcı Olmaktadır.

    Herkesin Başına Gelebilecek Bu Durumları Sıralayacak Olursak
    Doğumöncesi Anne Karnı Başta Olmak Üzere
    Doğum Sırası
    Erken Dönem Çocukluk Tramvaları
    Cinsel İstismar, Taciz, Tecavüz, Terk Edilme, Kardeş Kıskançlığı, Anne Baba Kaybı, Okul Değişikliği, Öğretmen Değişikliği, Kıskançlık,
    İzlenen Bir Filmde Bir Sahne, Dinlenen Bir Hikayede Ki Olay, Şiddettin Her Türlüsü
    Vahşet Ve Dehşet Edici Bir Olayda Bulunmak yada Şahit Olmak( Tv’ de İzlemek Bile)
    Ayrılık, Boşanma, Aldatılma, Terk Edilme, Sınav Kaygısı, Panik Atak, Takıntılar, Tanısı Konulamayan Bedensel Ağrılar
    Gibi Kişinin Hayat Kalitesini Bozan Tanı Olay Karşısında EMDR Tekniği Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Hızlı İşleyen; Bilmeyenin Kuşkuyla baktığı bilenin Mucizesine Bizzat Tanık Olduğu Psikoterapi Terapi Tekniğidr.
    Sizde Bu Durumları Yaşıyorsanız Emdr Tekniği Her Zaman Çözüm İçin Sizi Beklemektedir.

  • Yenidoğanın normalleri

    YENİDOĞANDA NORMAL SAYILAN BULGULAR

    Cilt Lekeleri:

    Ciltte anneden geçen hormonların etkisi ile sivilceler çıkabilir,alın,yüzde ve gövdede isilik benzeri kırmızı lekeler de aşırı sıcak ve terden oluşabilir, teri silmek ve yıkamak çok iyi gelir,cilt çevreye uyum sağladıkça zamanla geçer.Belde,sırtta,kalçada mor renkli lekeler görülebilir,esmer tenli bebeklerde sıklıkla görülür,bir hastalık belirtisi değildir,2 yaşından sonra çoğunlukla geçer,nadiren geçmeden kalıcı olabilir.Banyoda ve giydirmek için soyduğumuzda cilt mor gibi dalgalı görüntü alabilir,ısı farkına cildin verdiği bir tepkidir,cilt olgunlaştıkça görüntü kaybolur.Göz kapaklar,burun kökü ve ensede kırmızı gül lekesi dediğimiz lekeler de 1 yaşından sonra kaybolur.Başta ve kaşların üzerinde konak dediğimiz kabuklanmalar olabilir,kuru ve allerjik yapılı bebeklerde sık görülür,badem yağı ile yağlayıp 1 gün bekledikten sonra banyo yaptırmak iyi gelir,ayrıca kuru ciltli bebeklerde cilte soyulmalar olur,nemlendirici kullanılmalıdır. El ve ayaktaki kılcal damarların inceliğinden ve mevcut yağ dokusunun azlığından ötürü bebeklerde bu kısımlar soğuk olur, üşüdüğü anlamına gelmez,özellikle emerken ve uykuda baş,ense ve sırtta terleme normaldir,bazı çocuklarda terleme aşırı olur ancak bu hastalık belirtisi değildir. Bebeklerin çoğunda ,özellikle süt çocukluğu döneminde cilt rengi, büyüme döneminde oluşan fizyolojik anemiye(kansızlık) bağlı olarak soluktur,bu dönemdeki kansızlık özellikle anne sütü alan bebeklerde hızla gelişen boy ve kilo oranlarına kan değerlerinin yeterli ulaşamaması,artan ihtiyaçtan ötürü gıdalardan yeterli demir alamamasına bağlıdır,her çocukta olabilen bu durum kilo gelişimi normal ise test yapmaya ihtiyaç duymadan ilaçla tedavi edilir,renkte düzelme olmayan ve kilo gelişimi yetersiz olan çocuklara gerekli testler yapılmalıdır.

    Burun:

    Birçok bebekte burun arkasında hırıltı ve tıkanıklık olabilir,6-8 ayına kadar da yoğun olarak devam eder,bazen daha uzun sürer,burun deliklerinin henüz küçük olmasına ve burun salgılarının geniz arkasında kurumasına bağlıdır,bu hırıltı, muayenede akciğerler dinlendiğinde normal bulunmuş ise hastalık olarak algılanmamalıdır,serum fizyolojik damlalar veya okyanus suyu kullanılabilir,ancak özellikle allerji mevsimlerinde,sigara içilen ve kömür yakılan ortamlarda burun tıkanıklığı ve öksürük çoğalıyorsa alerjiye bağlı olacağı unutulmamalıdır. Öksürük olmadan sadece geniz ve burun tıkanıklığı şikayetleri 6-8 ayına kadar geçmiyorsa geniz eti büyümesi açısından KBB doktoruna muayenesi gerekmektedir.

    Gözler:

    Normal doğum esnasında zorlanmaya bağlı olarak göz bebeklerini etrafında, çizgi şeklinde kırmızı kanamalar görülebilir,bu her 3 doğumda 1 tanesinde olabilir tedavi etmeden kendiliğinden geçer.Gözlerde içe şaşılık 3-4 aya kadar normaldir,bazen de iki göz arası mesafe birbirinden uzak olan bebeklerin gözleri şaşı gibi görünür,göz şaşılığı şüphesinde 1 yaşına kadar beklemek gerekir,düzelmeyenler göz doktoruna gitmelidir.Gözden sürekli göz yaşı gelmesi ve çapaklanması göz kanalı tıkanıklığını şüphelendirir,genelde doğumda açılmamış göz yaşı kanalları en geç 6 ay dolana kadar açılır,bu süre içinde gözün alt iç tarafına parmakla masaj yapılmalıdır,çok çapak göz damlası kullanılabilir,1 yaşından sonra ise gözhekimi görmelidir.

    Kulaklar:

    Sarı kahverengi akıntı normaldir,miktarın çokluğu sizi tedirgin etmemeli,akan kir kulak pamuğu kullanılmadan sadece temiz tülbent veya peçete ile silinmelidir.4-5 aylıktan itibaren bebekler ellerini kulaklarına götürebilir,kulakları ile oynanmasından hoşlanabilir,bu durum kullaklarının iltihaplandığı anlamına gelmez,çok zaman bu durum dişlerinin kaşınmasından ileri gelir.

    Ağız:

    Yanakların içlerinde beyaz noktacıklar pamukçuk işaretidir,her beslenme sonrası karbonatlı su

    ile temizlemek çok zaman yeterlidir,geçmediği zaman ilaç kullanılmalıdır.2.5-3 aydan itibaren ağzından salya gelmesi ve ellerini ağzına götürmesi diş kaşıntılarından ileri gelir ancak dişlerin hemen çıkacağı anlamına gelmez,ayrıca bu aydaki bebekler tükrük yutmayı bilmediklerinden çok salya akıttıkları gibi,her türü cismi de ağızları ile keşfetmeye çalışırlar.

    Gövde:

    Gövde, kollara ve bacaklara göre uzundur,yağ tabakası azlığından dolayı ön göğüs kemiği ve kaburgalar çıkık durur,memelerdeki şişme normaldir,anneden geçen gebelik hormonlarına bağlıdır,bu hormon seviyesi düştükçe kendiliğinden geçer,kesinlikle ovalanmamalı ve sıkılmamalıdır,hem kalp atışları hem de soluk sayısı bize göre fazladır, göğüs solunumu yarine karın solunumu yaparlar,ancak öksürükle birlikte soluk sayısı çok daha hızlanırsa bu hastalık belirtisi olabilir.Kalbi dinleyerek yaptığımız muayeneler esnasında bebeklikten okul çağına kadar çocuklarda basit üfürüm dediğimiz sesler duyulabilir ve normal sınırlar içinde olduğu için aileye söylememiz gerekmez,çoğu zaman da kansızlık bu sesi duymamıza sebep olur,eğer duyduğumuz ses normal saydığımız sınırların üstünde ise aileye bilgi verip gerekli araştırmaları yapmak gerekir.Karın bombe ve gergin durur,bu durum gaz şikayetlerine bağlıdır ve gazdan dolayı devamlı ıkınması ve ayaklarını karnına toplaması normaldir.Bebekler günde 5-6 kere kaka yapabildiği gibi ,3 günde bir de yapabilir,her iki durum da normaldir,bir hastalık belirtisi değildir.15 günden itibaren bebeğin kakası, ilk günlere göre sulanıp ishal şeklini alabilir,bu geçici bir durumdur ve 2 ayna kadar düzelir.Gaz çıkarırken bir miktar kusması normaldir,kilo alışı normal ise ilaç vermeye gerek yoktur,hem aşırı kusuyor, hem de kilo alışı az ise hastalık durumu olabilir.

    Genital bölge:

    Kız bebeklerde vaginal bölgeden akıntı ve bir miktar kanama gelebilir,anne sütündeki gebelik hormonlarına bağlıdır,zamanla geçer,erkek bebeklerde ise testislerde su toplanması ile birlikte bir testis daha şiş görünür,1 yaşına kadar geçer ,ancak fıtık ile ayrımı mutlaka yapılmalıdır.Bazen de testisler inmemiş olur ve kese boş görünür,1 yaşından sonra bu durum devam ediyorsa üroloji veya çocuk cerrahisi hekimi görmelidir.Erkek bebeklerin bazılarında penis derisi geriye gitmez,bu durum idrar yapmasında zorluğa ve idrar yolu iltihabı geçirmesine sebep olabilir erken sünnet önerilir, banyo yaparken bu derinin aile bireylerince sürekli geriye ittirilmesi iyi değildir.Bazı bebekler doğuştan sünnetliymiş gibi doğarlar, böyle bir durumda sünnet ettirilmeden önce mutlaka bevliye doktoruna gösterilmelidir.

    Ortopedik Muayene:

    Yenidoğan bebeğin rutin muayenesi esnasında bebek kasları ilk hafta içinde çok gevşek olduğu için ,kalça çıkığı mevcut olsa bile tespit edilmeyebilir,aylık kontroller esnasında tekrar tekrar kalça eklemi muayenesi yapılmalı,aileye bebek için mutlaka hazır bez kullanması söylenmeli

    kundak yapmaları önlenmelidir,şüpheli durumlarda da kalça USG çekilmeli ve gerekirse ortopedi doktoru muayenesi istenmelidir.Ancak artık bir çok hastanede hafif kalça çıkıklarının bile atlanmaması için rutin olarak kalça USG yapılmaktadır.Ailede kalça çıkığı olan birey varsa,bebek makat gelişi ise,bazen de ikiz,üçüz doğumlarda bebek 1 ayı geçtikten sonra mutlaka USG çekilmeli gerekirse ortopedi hekimine muayene ettirilmelidir.Ayrıca bebek 9 ay boyunca anne karnında belli pozisyonda durduğu için ,doğduktan sonra bir süre bu pozisyonunu muhafaza etmesine bağlı olarak ayak bilekleri içe dönük ve bacakları çarpık durabilir,bu durum zamanla düzelir.

    Nörolojik Bulgular:

    Bebeğe dokunulması ve ani bir gürültüde kollarını aniden açıp kapama tarzındaki sıçrama hareketi MORO refleksi dediğimiz sağlıklı bir durumdur.Bazı bebeklerde bu sıçrama hareketi daha abartılı olur,ancak telaşlanılmamalıdır.Refleksleri kuvvetli olan bebeklerin bu hareketleri, uyku esnasında sık uyanmalarına sebep olacağından beşiğinde uyurken battaniye ile kolları sarılabilir.Böyle bebekler daha çok ağlarlar ve sürekli anne kucağını ararlar.

    Uyku Düzeni:

    Her bebekte farklı sürelerde günlük uyku düzeni olabilir.Günde kaç saat uyuyacağının kesin bir kriteri yoktur.Bazı bebekler kesintisiz olarak yarım saat bile uyumazlar,gece uykuları genellikle 3 aydan sonra uzamaya başlar,gece uyanınca mümkün olduğunca ışık yakılmamalı ve gece-gündüz farkını anlaması sağlanmalıdır.6 aydan sonra bebeklerde özellikle geceleri anlam verilemeyen ağlamalar olur,bu durum gerek diş sancılarına,gerek gördüğü rüyalara, gerekse yanında o an birine ihtiyaç duymasına bağlıdır,1 yaşından büyük gece ağlayan bebeğe su verilebilir, ancak mama,süt gibi besinler verilmesi bebeklerin bir süre sonra gece beslenmesine alışmalarına ve daha sık uyanmalarına sebep olmaktadır.

    Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan

  • STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES NEDİR?

    Stres; bireyin günlük yaşamında davranış değiştirmesini ya da uyum sağlamasını gerektiren herhangi bir olayla karşılaştığında bunu tehdit, baskı, gerginlik yaratıcı durum olarak algılamasıdır.

    Savaş ve doğal afetler gibi bazı ölüm kalım durumları, travmatik olaylar doğası gereği stres yaratıcı durumlardır.Hatta düğün, terfi etme gibi genellikle olumlu görünen olaylar bile bireyde bir değişim ve uyum gerektirdiği için strese yol açmaktadır.

    STRES REAKSİYONU NEDİR?

    Stres altındayken meydana gelen değişim tehdit olarak algılanmakta ve beyinde stres hormonları salgılanmaya başlamaktadır.Bu durumda vücut 3 aşamadan geçmektedir.Bunlar;alarm, direnç ve tükenmedir.

    ALARM:Vücut herhangi bir stres kaynağıyla karşılaştığı zaman buna hazırlanır, stres hormonlarının salgılanmasıyla birlikte kan basıncı yükselir, terleme gibi fizyolojk degişimler meydana gelir.

    DİRENÇ:Kişi stres yaratan problemi etkili bir şekilde çözdüğünde vücut alarm aşamasında meydana gelen zararı onarır, tepkiler ortadan kaybolur.

    TÜKENME:Stresle etkili bir şekilde baş edemediğimizde, ya da stres kaynakları çoğaldığında vücudun başetme kapasitesi zayıflar ve stres belirtileri yeniden ortaya çıkar.

    STRES HERZAMAN KÖTÜ MÜDÜR?

    Olumlu durumların yaratmış olduğu stres kötü değildir.Üniversiteyi kazanmak, yeni bir işe başlamak, yaşadığımız çevreyi değiştirmek, duygusal bir ilişkiye başlamak gibi olumlu durumların yaratmış olduğu stresle başa çıkabildiğimizde, olgunlaşırız, kendimize olan güvenimiz artar.Bu da stresin hayatımıza olumlu getirdiği etkidir.

    STRES KAYNAKLARI NELERDİR?

    Pek çok insan yaşamındaki düzeni sürdürmek için güçlü bir istek duyar, değişime yol açan herhangi bir olay stres yaratır.
    Yaşamış olduğumuz stresin büyük bir kısmı önemsiz gördüğümüz can sıkıntıları, gerginlikler ve engellemeler olarak tanımladığımız gündelik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.Ufak çapta yaşanan gündelik sıkıntılar büyük yaşam olaylarını tetikleyerek stres yaratır.
    Baskılar da strese katkıda bulunmaktadır.Baskı, hem içsel hem dışsal güçlerden kaynaklanmakta ve her iki durumda da bizlere yüksek performans göstermek için zorlandığımızı hissettirir.
    Engellenmenin de strese katkısı oldukça fazladır.İhtiyaçlarımızı, davranışlarımızı hedeflediğimiz sonuca ulaştıramadığımız zaman kendimizi engellenmiş hissederiz.
    Birden fazla birbiriyle örtüşmeyen istek, ihtiyaç, fırsat, ve amaçla karşılaştığımızda çatışma meydana gelmektedir.Kişinin yaşadığı çatışmalar stres kaynaklarını besler.

    STRESİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Stresin zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal olarak farklı belirtileri vardır.

    Stresin zihinsel Belirtileri:

    Konsantrasyon, karar vermede güçlük, unutkanlık, zihin karışıklığı, hafızada zayıflık, aşırı derecede hayal kurma, tek bir fikir veya düşünceyle meşgul olma, mizah anlayışı kaybı, düşük verimlilik, iş kalitesinde düşüş, hatalarda artış, muhakemede zayıflamadır.

    Stresin Duygusal Belirtileri:

    Kaygı veya endişe, depresyon veya çabuk ağlama, ruhsal durumun hızlı ve sürekli değişmesi, asabilik, gerginlik, özgüven azalması veya güvensizlik hissi, aşırı hassasiyet veya kolay kırılabilirlik, öfke patlamaları, saldırganlık veya düşmanlık duygusal olarak tükendiğini hissetmedir.

    Stresin Fiziksel Belirtileri:

    Baş ağrısı, düzensiz uyku, sırt ağrıları, çene kasılması veya diş gıcırdatma, kabızlık, ishal ve kolit, döküntü, kas ağrıları, hazımsızlık ve ülser, yuksek tansiyon veya kalp krizi, aşırı terleme, iştahta değişiklik, yorgunluk veya enerji kaybı, kazalarda artıştır.

    Stresin Sosyal Belirtileri:

    İnsanlara karşı güvensizlik, başkalarını suçlamak, randevulara gitmemek veya çok kısa zaman kala iptal etmek, İnsanlarda hata bulmaya çalışmak ve sözle rencide etmek, haddinden fazla savunmacı tutum, bir çok kişiye birden küs olmak, konuşmamak.

    STRES YÖNETİMİ VE BAŞETME NASIL OLMALIDIR?

    -Stres sırasında meydana gelen belirgin değişim kişinin gergin olmasıdır.Gerginliğin ortadan kalkması için yapılacak ilk gevşeme tekniği nefes egzersizidir.Diyafram nefesi almak, gerginliğin ve kaygının kontrol edilebilmesine yardımcı olmaktadır.Diyafram nefesi almak için; sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi midenizin üzerine koyun.Daha sonra burnunuzdan derin bir nefes alıp, biraz tutun ve ağzınızdan verin.Bu nefes egzersizini kaygılı olduğunuz zamanlarda 2-3 kez tekrarlayın.Uzun süre bu nefes egzersizini yapmanız alışkın olmadığınız için başınızın dönmesine sebep olabilir.Bu nedenle 2-3 defa yapmak yeterli olacaktır.

    -Kendinizi tanımaya, yeteneklerinizi keşfetmeye ve zevk aldığınız şeyleri yapmaya zaman ayırmanız stresinizin azalmasına yardımcı olacaktır.

    -Olaylara duygusal açıdan bakmak duygu durumunuzu etkileyip stresinizin artmasına sebep olabilir bunun yerine, olaylara mantıksal açıdan bakmaya çalışıp, olayların akılcı analizini yapmaya çalışın.

    -Telaşlı ve aceleci davranmak stresinizin artmasına neden olabilir, olaylara karşı sakin davranmaya çalışın.

    -Kin, nefret ve düşmanca duygular stresinizi arttırır bu duygularla başa çıkabilmeye bunun yerine olaylara sevgi ve hoşgörüyle bakabilmeye çalışın.

    -Stresli olduğumuz durumlarda düzensiz, aceleci ve tıka basa yemek yeriz.Besinleri az çiğneyerek hızlıca çok fazla yemek yeriz.Bu durumda kilo artışına sebep olup, yaşadığımız stresin artmasına neden olur.Günlük yaşantımızda ve stresli olduğumuz durumlarda dengeli beslenmeye, besinleri uzun süre çiğneyip az yiyecek tüketmeye özen göstermeliyiz.

    -Aile, arkadaşlar, sosyal gruplar gibi sosyal destek sistemleri stresle başa çıkmada yardımcı olmaktadır.

    -Kısa hafta sonu tatilleri, eğlenceli seyahatler vücudunuzun dinlenmesine, zihinsel olarak rahatlamanıza ve olumlu düşünmenize yardımcı olur.

    -Sigara, alkol ve kafeinden uzak durmanız hem fiziksel sağlık açısından hemde stresinizi azaltmanız için oldukça faydalı olacaktır.

    -Düzenli olarak fiziksel egzersiz yapmanız kas gerginliğinizi azaltır, kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.

    -Kendi ilgi alanlarınıza yönelik hobiler geliştirmeniz, hoşlandığınız şeyleri yapmanız sizi rahatlatır.

    -Stresle başa çıkabilmek için uzman yardımı almanız, strese neden olan problemlerinizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemeniz için etkili olacaktır.

  • Çocuklarda lenfadenopati (lenf bezi büyümesi)

    ÇOCUKLARDA LENFADENOPATİ (LENF BEZİ BÜYÜMESİ)

    Lenfadenopati lenf bezlerinin (lenf nodlarının) büyümesine verilen isimdir. Lenfadenomegali, büyümüş lenf bezi, reaktif lenf bezi, lenfadenit, lenf nodu metastazı gibi durumlar lenf bezelerini ilgilendirilen durumlardır.

    Lenf bezleri vücudumuzda yaygın olarak bulunan, bağışıklık sisteminde önemli görevler üstlenen, vücudumuzu dış dünyaya karşı koruyan bezelerdir. Normal koşullarda muayene sırasında farkedilmemelerine karşın, enfeksiyon, kanser ve diğer bazı hastalıkların seyri sırasında lenf bezleri büyüyebilmektedir. Boyun, çene altı, koltuk altı, kasık gibi bölgelerdeki büyümüş lenf bezleri anne ve babalar tarafından farkedildiğinde bir endişe kaynağı olmaktadır. Büyümüş lenf bezleri vücut boşluklarında olduğunda dıştan farkedilmeyip çoğunlukla radyolojik tetkikler ile bulunurlar. Genellikle hayatı tehdit eden bir durum oluşturmamalarına karşın enfeksiyon ilişkili lenf bezleri, kanser seyri sırasında görülen lenf bezlerin değerlendirilmesnin hızlı ve doğru bir şekilde yapılması önemlidir.

    Lenf bezleri, lenfatik damarların dağılım yollarında, vücudun boyun, koltukaltı, kasık, göğüs boşluğu, karın boşluğu başta olmak üzere daha birçok bölgesinde bulunan, vücudumuzda toplam sayıları600 civarında olan nodül şeklinde yapılardır.Normal büyüklükleri 1-2 mm'den 1 cm'ye kadar değişikliklik gösterebilir.

    Lenf bezlerinin büyümesi en sıklıkla enfeksiyonlar sonrasında olmasına rağmen, kanser ve diğer bazı sistemik hastalıklarda da görülebildiğinden hemen her zaman hastaları ve yakınlarını, anne ve babaları telaşlandılan, hatta telaşın ötesinde de korkutan bir konudur.Bu açıdan önemli bir hastalık bulgusu olabileceği gibi bazen bağışıklık sisteminin vücudu koruma çabasıyla bezelerin büyüdüğü normal bir durum olabilir ve altta yatan sebebin araştırılması büyük önem taşır

    Lenfadenopati nedenleri

    Onkolojik hastalıklar

    ·Lösemi

    ·Lenfoma

    ·Langerhans hücreli histiositoz

    ·Diğer kanserler (Yumuşak doku sarkomları, Nöroblastom , Nazofarinks kanseri, Tiroid kanserleri,diğer kanserler

    İnfeksiyonlar

    ·Lenfadenit

    ·Üst solunum yolu enfeksiyonları,boğaz enfeksiyonları, Diş enfeksiyonlar, diğer bölgesel enfeksiyonları

    ·Bakteri enfeksiyonları, bazen apseye kadar gidebilir

    ·Tüberküloz

    ·Tüberküloz dışı mikobakteri enfeksiyonaları

    ·Viral enfeksiyonlar

    ·EBV virusu

    ·CMV

    ·Kızamık

    ·Kızamıkçık

    ·Diğer

    ·Diğer viral enfeksiyonlar

    ·Kedi tırmığı hastalığı

    ·Toksoplazma

    ·Aşı sonrası enjeksiyon komşuluklarında

    Sistemik hastalıklar

    ·Romatoid artrit

    ·Sistemik lupus eritematozis

    ·Diğer kollojen doku hastalıkları

    ·Depo hastalıkları

    ·Gaucher

    ·Nieman pick

    ·İlaç yan etkisi olarak (Fenitoin, İzoniazid, Allopürinol)

    Ayırıcı tanı

    Tedavi sebebe göre değiştiğinden önemlidir Lenfadenopatilerin diğer hastalıklardan ayrımı önemlidir.

    Vücudumuzda lenf bezelerinin bulunduğu bölgelerde başka nedenlerle oluşan şişliklerde olur.Bunlar, o bölgede olmaması gereken kitleler, o bölgedeki organlarda görülen büyümeler gibi nedenlerle olabilir. Bunlar arasındaki ayrımı önemlidir. Neden? Çünkü her iki duruma yaklaşım birbirinden çok farklı olacaktır. Yukarıda bahsedilen sebeplerin ve lenfanjiom, lenfanjiektazi, hemangiom gibi vaskuler hastalıklarında ayırt edilmesi gerekir. Karın ve göğüs boşluğunun diğer hastalıkları, boyunda ise brankial kleft kistleri gibi durumların ayırt edilmesi gerekir.

    Tanı

    Hangi tetkikin ne zaman yapılacağı önemlidir. Örneğin bilinen bir enfeksiyondan sonra iyileşme döneminde gelmişse bir şey gerekmeyebilir. Öte yandan kan sayımı, hastalığa özel kan analizleri, viral çalışmalar, akciğer filmi, ultrasonografi, daha ileri radyolojik incelemeler tanı koymada faydalı olabilirler. Kesin tanı yöntemi biyopsidir. Ancak kime, ne zaman biyopsi yapılacağı önemlidir. Bazen gereksiz yere biyopsi yapılabilirken, bazen de gerektiği halde gecikmeler olabilmektedir.Genellikle lenf bezinin büyüklüğü bölgeye göre değişir, boyun için 2 cm; koltuk altı için 1 cm, karın boşluğu için 2 cm gibi normal kabul edilebilen değerler vardı.Köprücük kemiği için ne boyutta olursa olsun lenf bezesi ele geliyor olması normal değildir. Ama bunları mutlaka diğer bulgularla birlikte değerlendirmelidir. Bezenin tek mi yaygın mı? Tek taraflı mı? İki taraflı mı? Olduğu, ne kadar süredir var olduğu eşlik eden diğer durumlar, muayene bulguları ve laboratuar bulgularına göre karar verilir.

    Şüphesiz bu konuda karar veren hekimin bu tür hastalıkları izleyen bir hekim olması ve tecrübesi önemlidir.

  • Epilepsi (sara)

    AİLELER İÇİN SARA HASTALIĞI (EPİLEPSİ)

    yenebilirsiniz

    Beynimiz milyonlarca sinir hücresi ve bunları destekleyen hücrelerden oluşmuşlardır. Beynimizdeki hücreler birbirleri ile karmaşık elektriksel ve kimyasal maddeler vasıtası ile haberleşir ve istediğimiz doğrultuda hareket etmemizi sağlarlar. Normal şartlar altında belirli düzen ve koordinasyon ile çalışan bu hücrelerin bir kısmının normal aktivitesi dışında uyarılar göndermesi sonucu nöbet olarak tarif edilen ataklar meydana gelir. Anormal olarak çalışan bu yapının sorumlu olduğu görevle ilişikli bulgular ortaya çıkar. Örneğin sol kolumuzu kontrol eden hücrelerin anormal davranışları sonucu sol kolumuzda uyuşma (duyusal), karıncalanma, ritmik atımlar-kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu tür bilincin etkilenmediği nöbetlere fokal (basit) nöbet, bilincin etkilendiği tüm vücudun kasıldığı veya titremelerin ortaya çıktığı ataklara jeneralize nöbet olarak tanımlıyoruz. Bu tür tanımlamalar nöbetin nedenini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birden fazla nöbetin tekrarladığı duruma epilepsi (Sara) hastalığı denir. Anne karnından başlayarak tüm yaşam boyunca görülebilir. Özellikle çocuk sinir sistemindeki özel durumlar nedeni ile çocuklarda daha sık gözükür.

    Beyindeki sinir hücrelerinin çalışmasını bozan/farklılaştıran her durum nöbete yol açabilir. (Kafa yaralanmaları, beyin felçleri, inme, menenjit, ensefalitgibi beyin iltihaplanması, yüksek ateş, bazı uayarıcı ilaçlar,zeka geriliğine yol açan hastalıklar, ailevi-kalıtsal hastalıklar gibi)

    Nöbetlerin büyük kısmı 2-5 dk kadar sürer nadiren 30dk uzun nöbetler olabilir bu duruma status epileptikus denir, yoğun bakım şartlarında takip edilmelidirler. Hayatı tehdit edici bir durumdur.

    Nöbetler çeşitli şekilde ortaya çıkmakla beraber temelde duyusal, motor, otonom ve psişik bulguların biri veya birden fazlasını içerebilirler. En sık karşılaştığımız ataklar jeneralize tonik klonik nöbetlerdir. Jeneralize tüm vücudun etkilendiği, yaygınlık durumudur. Tonik, etkilene bölgenin kasılması ile karakterizedir genellikle 10sn-2dk kadar surer. Kasılan bölge çene, boyun, boğaz bölgesi ise hastada kısa bir sure sonra nefes alamaya bağlı siyanoz (morarma) gelişir, beyne yeterince oksijen gidemediğinden sorunlu hücreler dahil tüm beyin fonksiyonlarında geçici bir kapanma olur, bu da nöbet olayını çoğunlukla sonlandırır, sonrasında klonik olarak tariflenen ritmik atımlar ortaya çıkabilir. Hastanın atımlar olan uzuvunun tutulması atımları durdurmaz, bu durum nöbet için tipiktir. Atımlar ve kasılmanın sonrasında vücütta bir gevşeme olur hasta derin bir uykuya geçer bu dönem (postiktal ) 5-10 dk ile 1-2 saat kadar sürebilir. Bir nevi dinlenme dönemidir. Sonrasında başağrısı, uyku isteği, mide bulantısı-kusma, konuşamama, görmeme, hafıza kaybı gibi birtakım bulgular ortaya çıkabilir. Bu durum tümü ile zararsız olup 2-4 saat içinde tümü ile düzelmesi beklenir.

    Nöbet kontrolü amacı ile kullanılan ilaçlara antiepileptik ilaçlar olarak tanımlanmıştır. Bu ilaçların hiç biri epilepsinin nedenini tedavi edemez, sadece nöbet oluşma ihtimalini azaltarak hastayı bu yönden korur. Yani bu ilaçlar semptomatik tedavi edicilerdir. Antiepileptik ilaçların geniş bir yan etki spekturumu vardır. Her nekadar uzun yıllar deneysel ve klinik çalışmalarda yan etkileri anlaşılmaya çalışılsada bir çok ilacın uzun dönem etkileri hala tam olarak bilinmemiş olabilir. Bu nedenlerden dolayı tüm dünyada çocuk nörologları mümkün olduğunca antiepileptic ilaç başlamamaya çalışırlar. Ancak nöbet sıklığı hastanın klinik durumu ve nöbetin yol açabileceğpi ikincil etkilerden dolayı gerekli durumlarda bir veya birden fazla ilaç tedaviye eklenebilmektedir. Genellikle ilk nöbette hastaya ilaç tedavisi başlanmaz. İlk nöbetten sonra nörolojik muayenesi ve EEG bulguları normal olan bir hastanın 6 ay içinde nöbet tekrarı ihtimali %40 olarak kabul edilmeltedir. Ancak bu dönemde 2. bir nöbet geçirilmiş ise %70 oranında, yakın bir zamanda 3. bir nöbet geçirilebileceği bilinmelidir. (Aynı gün içinde geçirilen birden fazla nöbet tek nöbet olarak kabul edilmektedir.) Hastaların büyük bölümüne EEG bulguları, kraniyal görüntüleme, elektrolitleri ve nöbet tarifine göre düşük dozda başlanılarak yavaşca arttırılan antiepileptik ilaç tedavisi verilir. Bazı durumlarda hekimin kararı ile ilaç başlamadan birden fazla nöbet izleyebileceği gibi (febril konvulsiyon, rolandik epilepsy, yenidoğan nöbetlerinin bir kısmı, vb) ilk nöbet ile de ilaç başlanılabileceği (status epileptikus ) bilinmelidir. Başlanılan ilk ilacın nöbet kontrolünü sağlaması için uygun dozda, uygun yoldan verilmesi çok önemlidir. Ilaçın etkisiz olduğunu söylemek için kandaki ilaç düzeyinin toksik sınırın hemen altına kadar arttırmak gerekebilir. Birinci tercih edilen ilaç etkisiz olduğu kabül edilir ise yeni ilaç başlanır. Bu dönemde eski ilacı kesmek gerekir. Çoklu tedavi yarardan çok yan etkilerin bir birini tetiklemesine bağlı ciddi sorunlara yol açabilir. Tek ilacın nöbet kontrülü %60-70 oaranında sağladığı, ikinci ilacın ve üçüncü ilacın bu oranın üzerine ancak %5-10 katkı sağlayabileceği bilinmelidir. Tedaviye dirençli hastaların (2 antiepileptik tedaviye rağmen nöbetlerin sıklıkla devam etmesi) epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagus sinir stimulasyonu açısından değerlendirilmesi uygun olur.

  • Çocuklarda tuvalet eğitimi !

    Çocuklarda tuvalet eğitimine başlamak için belirlenmiş kesin bir yaş yoktur. Tuvalet eğitimi bağırsak ve mesane kontrolü gereken sosyal beceridir ve bu nedenle doğru zaman çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimine bağlıdır. 1.5-2 yaşını tamamlamış çocukların çoğunluğu tuvalet eğitimi için hazırdırlar.Bazen süreç 3-4 yaş sonuna kadar gecikebilir. Çocuğun istekli olması, direnç göstermemesi veya korkmaması önemlidir. Eğer çocuk aşırı direnç gösterirse bir süre daha beklemek gerekir.Tuvalet eğitimine hazır çocuk aslında kendinin ve vücugunun farkında olan çocuktur.

    Tuvalet eğitimi, diğer eğitimlerden farklı bir şartlanma sistemidir. Bu eğitimle çocuk bedeninin kontrolünü beyni vasıtasıyla gerçekleştirecektir. Bu nedenle, zihinsel olgunluk da bedensel olgunluk kadar önemlidir.
    Tuvalet eğitimine başlamaya karar vermek eğitimin kendisi kadar önemlidir. Bir kez başlanmalı ve yap boz tahtası gibi bırakılıp tekrar başa dönülmemelidir. Eğitim sırasında karşılaşılan sorunların asıl kaynağı ebeveynlerin yanlış tutumlarıdır ,eğitime gece ve gündüz temiz kalmak amacıyla tek bir aşamada geçilmelidir.Gece kalkmamak için bazı ebeveynler bez bağlamayı tercih eder ve bu durum çocuğun kafasını karıştırır.

    Çocuğun Tuvalet Eğitimine Hazır Olduğunu Gösteren Belirtiler:

    · 2 saatten uzun süre bezini ıslatmıyor ve gündüz uykularından kuru kalkıyorsa,

    · Çocuğunuz altını kirlettiğinde rahatsız oluyorsa ve bezinin değiştirilmesini istiyorsa,

    · Bağırsak hareketleri düzenli ve önceden tahmin edilebiliyorsa,

    · basit emirleri yerine getirebiliyorsa,

    · banyoya gidip gelebiliyorsa ve giysisini asmaya yardım edebiliyorsa,

    · bezini çekip çıkarmak istiyorsa

    · Belli sürelerle ve sıkılmadan oturabiliyorsa

    · Tuvalet ihtiyacı duyduğunda bunu mimikleriyle, duruşuyla veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa, çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı düşünülebilir.

    Kardeşinin doğması,ev içinde ciddi hastalık veya ölüm,taşınma ,kreşe başlama,bakıcı değişikliği gibi durumlarda eğitim gecikebilir,endişelenmemek gerekir.

    Tuvalet eğitimine çocuk için özel bir oturak alarak başlanır.Ayakları yere bastığından kendini güvende hisseder.Belki oturağını ve klozet adaptörünü kendisinin seçmesi eğitime katkı sağlar. Onun beğendiği renk ve model eğitime uyumu artırır. Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkıp cinsiyetine göre seveceği renkli, desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından onun için teşvik edici olacaktır.

    Çocuklar genelde taklidi sever.Bu yüzden anneler kız çocuklarına, babalar da erkek çocuklarına tuvaleti nasıl kullanacağını göstermelidir. Çocuklar bu yöntemleri ağabeyleri veya ablalarından da öğrenebilir.

    Çocuğun kendi alışkanlıkları oturana kadar sabah uyandığında,yemeklerden 20-30 dakika sonra,yatmadan hemen önce ve yattıktan 1,5-2 saat sonra tuvalete oturtmalıdır.İdrar ve kakasının geldiğini haber verdiğinde ve tuvalete yaptığında ödüllendirme çocuğun motivasyonunu artırır. Bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında bu eğlenceli bir tören haline getirtilmelidir.Yakın aile bireyleriyle olay paylaşılmalı,çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa artık abi/abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını, aynı annesi/babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir.

    Bazı çocuklar atıklarının vücutlarının bir parçası olduğuna inanırlar, dışkılarının tuvaletten akıp gitmesi onları korkutur ve bu durumu anlayamazlar. Bazı çocuklar ise tuvalete otururken sifon çekilince tuvaletin onları yutacağından korkarlar.Bu durum sakince ve uygun dille anlatılır,tuvalet kağıdıyla kakası iyice kapatılır,sifon çekmek çocuğa bırakılır.

    Gece kontrolü gündüze göre daha geç olabilir bu tamamen normal bir süreçtir. Dikkatli aileler, çocuk uyumakta iken tuvalet ihtiyacının olup olmadığını iyi bir gözlemle fark edebilirler.Böyle bir durum söz konusu olduğunda uyuyan çocuk huzursuzlaşır, çok sık kıpırdar, yatakta döner.Bu tarz bedensel ifadeler önemli ip uçlarıdır ve tuvalete kaldırmak için uygun anlardır. Tuvalet eğitimi gerçekten sabır ve emek isteyen bir iştir. asla kızmamak,işi aceleye getirmemek,çocuğu kınamamak konusunda olabildiğince dikkatli davranmak gerekir.Unutulmamalıdır ki çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak almaktadır ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir.Dikkatini toplamak,vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra da değerlendirmek,bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık bir işlemler zincirini öğrenecektir.Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay değildir.O nedenle altını ıslattı diye çocuğunuza kızıp bağırmadan önce bu karmaşık sistemi bir kez daha düşünmelisiniz.Unutmamalısınız ki bu alışkanlığı kazanırken kuru kaldığı her an aslında ödüllendirilmesi gereken bir zaferdir.

    Çocuk tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra ve her şey normal giderken geri dönüşler yaşanabilir.Bu durumda ortamdaki stres faktörleri gözden geçirilmeli ve sorunun nerden
    kaynaklandığı doğru saptanmalıdır. Bazen, ortada hiçbir neden yokken olabilen bu geri dönüşler çocuğun ilgi çekme ihtiyacından veya anneye daha yakın olma isteğinden kaynaklanabilir .Çocuk bu ilgi eksikliğini fark ettiği zaman tekrar bebek gibi davranarak kaybolan ilgiyi üzerinde toplamak ister.Bu geri dönüşler sırasında,yine sabırlı, kararlı ve ilgili olunmalıdır.Çocuk bu yolla hala sevildiğini ve değer verildiğini bilmek ister.Biraz daha ilgi,birlikte yapılan küçük oyunlar onu rahatlatacak ve bu dönemler çok fazla sorunla karşılaşılmadan atlatılacaktır.

    Ancak, bazen gerçekten de fiziksel nedenlerden kaynaklanan alt ıslatmalar görülebilir.Sindirim ve boşaltım sistemlerinden kaynaklanan pek çok sorun bu dönemlerde anlaşılamadığında ilerde ciddi problemler olarak ortaya çıkabilir

    Tuvalet eğitimi sırasında ihmal edilmemesi gereken bir diğer konu bu eğitimle beraber temizlik alışkanlığını da kazandırmaktır.Aynı şekilde tuvaleti kullanmayı öğretmek de bu eğitimle beraber kazandırılacak bir alışkanlıktır.Tuvalet kağıdını kullanmayı öğretmek,sifonu çekmeyi göstermek,ellerini yıkamasını sağlamak gibi

    Unutmayalım,eğer bir sağlık sorunu söz konusu değilse sabırlı, ilgili ve sevecen bir yaklaşımla tüm sorunlar halledilebilir.