Etiket: Durum

  • Bebek ve çocuklarda kusma

    Değişik nedenlere bağlı olarak şeker metabolizmasında ortaya çıkan dengesizlikler çocuklarda yineleyen kusmalara yol açabilir. Asetonemik kusma denen bu krizleri önlemek için yağ alımını azaltmak ve önemli bir etken olan psikolojik nedenleri ortadan kaldırmak gerekir. Kusma mide içeriğinin, çoğunlukla kramp biçiminde mide kasılmalarıyla ağızdan boşaltılmasıdır. Kendi başına bir hastalık olmayıp çeşitli rahatsızlıkların bir belirtisidir. Bebeklik döneminden başlayarak oldukça sık görülen bir olaydır. Bütünüyle zararsız bir durum olabileceği gibi ağır bir hastalığın işareti de olabilir. Kusmayı değerlendirirken kusmanın biçimini, çocuğun yaşım ve çocukta kusmaya eşlik eden öbür belirtileri dikkate almak gerekir. Çocukta hemen her türlü enfeksiyon kusma tepkisine yol açabilir. Ayrıca ruhsal etkenler de kusmada rol oynayabilir. Ama inatçı kusmalara daha sık olarak merkez sinir sistemi, idrar yollan ve sindirim sistemi bozukluklarında rastlanır.

    Bebekte kusma

    Yenidoğanda yemek borusunun ya da onikiparmakbağırsağının doğuştan kapalı olması, mide kapısında (pilor) darlık, diyafram fıtığı gibi sindirim sistemiyle ilgili doğuştan oluşum bozuklukları ve doğumda beyin zedelenmesi ağır kusmalara yol açar. Doğum sırasında yutulan amniyon sıvısı ilk 24 saat içinde zararsız kusmalara neden olabilir. Yenidoğanda daha seyrek olarak böbreküstü bezi yetmezliğine ve idrar yolundaki oluşum bozukluklarına bağlı kusmalar da görülebilir. Bebeklerde özellikle sindirim sistemi enfeksiyonları en yaygın kusma nedenidir. Ama ayırıcı tamda kusmanın tipi göz önüne alınmalıdır. Buna göre bebek kusmaları birkaç gruba ayrılabilir:

    Regürjitasyon: Regürjitasyonu gerçek kusmadan ayırt etmek gerekir. Bu durum beslenmeden sonra alman besinin bir bölümünün ağızdan geri gelmesi biçiminde ortaya çıkan zararsız kusmadır. Öncesinde bulantı olmaz ve gerçek kusmada olduğu gibi şiddetli mide kasılmalanyla ortaya çıkmaz.

    Reflü: Yeni doğmuş bir bebekte bile reflü görülebilir. Yenidoğan döneminde morarma, nesfes alamama ve kusmalarla ortaya çıkar. Bebeklerde reflü, yemek borusuyla mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla ilgilidir. Eskiden bu hastalığa tanı koyulamadığı için bilinmiyordu ve farklı tedavilerle çocuk iyileştirilmeye çalışılıyordu. Bebeklerde reflünün en belirgin belirtisi kusmadır. Bu kusmalar genellikle durdurulamayan, sürekli, her yemekten sonra olan kusmalardır. Çocuktaki normal kusmalardan çok daha şiddetlidir. Bu hastaların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir ama bir kısmı düzelmez ve ilaç tedavisine devam edilir.

    Doğuştan mide kapısı darlığı: (konjenital pilor stenozu). Yaşamın 2. ve 3. haftalarında başlayan fışkırma biçimindeki kusmalarla kendini belli eden doğumsal bir hastalıktır.
    Pilor spazmı. Bazı bebekler doğumdan başlayarak hırçın olur, çok ağlar, az uyur ve aşın hareketlidir. Böyle bebeklerde karın ağrılarına, belirli bir nedene bağlanamayan kusmalara ve ishallere sık rastlanır. Yaşamın ilk günlerinden başlayarak bazen fışkırma biçiminde ve inatçı olabilen kusmalar görülür. Pilor spazmı denen bu kusmalar, bebeğin susuz kalmasına ve kilo kaybma yol açmaz. Röntgen bulgularında bir anormallik yoktur. Pilor spazmında gevşetici ilaç tedavisi yapılır.

    Bir yaşından sonraki çocuklarda kusma

    Bunlar genellikle ruhsal etkenlere ve basit enfeksiyonlara bağlıdır. Okula yeni başlayan çocuklarda da sabahlan ruhsal kökenli kusmalar görülebilir. Karın ağnsı ve bulantının eşlik ettiği kusmalarda apandisit, bulantısız ve inatçı kusmalarda ise kafaiçinde yer kaplayan oluşumlar düşünülmelidir. Asetonemik kusma. Yüksek ateşle seyreden bir hastalığa, kısa bir süre aç kalmaya, şekeri az, yağı fazla bir beslenmeye, aşın güç harcamaya ve metabolizma dengesini kısa süreli bile olsa bozabilen ruhsal etkenlere bağlı olarak yineleyen kusmalar ortaya çıkabilir. Bu durum aseton krizleri ya da asetonemik kusma olarak tanınır. Birçok anne asetonemik kusma krizleriyle karşılaşmıştır. Deneyimli anneler bu kusmalann ağır bir hastalık belirtisi olmadığı, çocuğun içinde bulunduğu duruma bağlı olarak geçici bir rahatsızlıktan kaynaklandığı sonucuna vararak fazla telaşlanmaz. Gerçekten de çocuğun organizmasında genel bir bozulma görülmez ve bu çocuklann büyük bölümü hasta olarak kabul edilmez. Asetonemik kusma temel olarak şeker, yağ ve protein metabolizmasındaki dengesizliklerden kaynaklanır. Bu maddeler sindirim sürecinden geçerek bağırsak duvarını aşar, kana kanşarak vücudun kimyasal laboratuvan olan karaciğere ulaşır. Burada şeker, yağ ve proteinlerden ortak bir metabolizma ürünü olan aktif aseton ortaya çıkar. Aktif aseton şeker metabolizmasının son evresine katılarak yıkıma uğrar. Karaciğer vücudun enerji gereksinimini karşılamak için kimi zaman yağlan parçalamak zorunda kalır. Bu durumda açığa çıkan asetonun tümü şeker metabolizmasında kullanılarak yıkıma uğratılamaz ve artık aseton birikir. Artan aseton molekülleri keton cisimlerini oluşturacak biçimde bir araya gelir. İşte bu keton cisimleri kusmayı başlatan etkenlerdir. Karaciğerde biriken keton cisimleri kan dolaşımına, oradan da idrara geçer. Keton cisimlerinin yapısında bulunan aseton uçucu bir maddedir ve akciğerlerden solunum yoluyla dış ortama çıkar. Bu nedenle bu tip kusmalarda çocuğun idrarında keton cisimleri bulunur ve ağzı da aseton kokar. Kusmaya yüz kızarması ya da solukluğu, uyku hali ve ruhsal belirtiler eşlik edebilir. Çocuklukta dengesiz beslenmeye bağlı olarak kan şekerinin düşmesi gibi etkenlerle keton cisimlerinin üretiminde artış görülebilir. Ayrıca yüksek ateş ve aşın kas gerginliği gibi vücut enerji depolannı kullanmayı gerektiren durumlarda da kanda keton cisimleri birikerek kusmaya yol açabilir. nöbet genellikle çocuk 1-2 yaşındayken ortaya çıkar ve ergenlik döneminde kendiliğinden kaybolur. Bir, iki, hatta üç gün boyunca çocuk sürekli kusabilir. Artık kusacağı besin kalmayınca mukus, yeşil safra ve bazen kanlı mukus çıkarır. Hiçbir şey yiyemeyen çocuğun içeceği bir yudum su bile kusmayı uyarabilir. Su kaybına bağlı olarak dil ve dudaklar kurudur. Karın gergin ve ağnlıdır. İnatçı bir kabızlık görülür. Kusma nöbetinin sıklığında azalma olmazsa çocuğun durumu giderek kötüleşir. Nöbetler sırasında çocuk kesinlikle yatakta dinlenmeli ve ağır durumlarda damar içi sıvı uygulamasına geçilmeli, asidoza (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) yönelik tedavi başlatılmalıdır.

    Çocuklardaki kusmalar nedenleri bakımından aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

    – Midenin aşırı dolmasına bağlı kusmalar.
    – Beslendikten hemen sonra yatırılması ve altının değiştirilmesi gibi işlemlere bağlı kusmalar.
    – Beslenme sırasında aşın hava yutulmasına bağlı kusmalar.
    – Kusmalı ishal, akut ishal, bağırsak tıkanması, pilor spazmı, apandisit ve sindirim sisteminde doğuştan oluşum bozuklukları gibi sindirim sistemi hastalıklarına bağlı kusmalar.
    -Menenjit, beyin apseleri ve beyin tümörleri gibi merkez sinir sistemi hastalıklarına bağlı kusmalar.
    -Sinirli çocuklarda görülen kusmalar.
    – Üst solunum yolları enfeksiyonlarına ve özellikle başlangıç evresinde olmak üzere başka enfeksiyonlara bağlı kusmalar.
    – Yinelenen (asetonemik) kusmalar.

    Çocuklarda kusma olduğunda hangi durumlarda doktora gidilmelidir?

    – Eğer kusma ile birlikte çocukta karın ağrısı, mide ağrısı varsa

    – Çocukta sayıklama varsa

    – Uykudan zor uyanıyorsa, sersemlemişse

    – Kusmuğunda kan varsa

    – Vücudu su kaybetmişse ( Vücudun su kaybettiğini alnamak için; tükrük salğısına bakılır, tükrük salgısı az ise su kaybetmiştir. Yine idrara az çıkıyorsa, idrarı çok sarı ve kokulu ise)

    – Kusma çok şiddetli ise ve çocuk sık sık kusmuşsa

    Yukarıdaki durumlarda çocuk derhal doktora götürülmelidir.

    Çocukta kusma sonrası neler yapılabilir?

    – çocuk kustuktan hemen sonra bir şeyler yedirmeyin, en az bir saat midesi boş kalmalı

    – Bundan sonra bir çay bardağı veya yarım çay bardağı su verilir.

    – Suyu çıkarmazsa yarım çay bardağı su tekrar verilir.

    – Bundan sonra azar azar kraker, bisküvü, kek gibi yiyecekler verilir. Çocuk isterse çorba, komposto, meyve suyu verilebilir.

    Ancak çocuk ilk etapta verilen suyu kusarsa başka bir şey verilmez. Yapılacak şey, Su verdikten 20 dk. sonra yarım çay bardağı değil bir yemek kaşığı vermektir. Kusma görülmediği taktirde meyve suyu, yağsız süt, çorba gibi sulu gıdalar verilir. Eğer yine kusarsa ilaç tedavisi gerektiği anlamına gelir.

    Bebeklerdeki kusmaları hafifletmek için neler yapılabilir?

    – Çocuğun çok hava yutmasını önleyin, bunun için biberonu yeterince eğik tutun, emzik kısmı hep dolu olsun ve hava şişenin dip tarafında kalsın. Emziğin deliği çok büyük olmasın. Biberonu 10-15 dakikada yavaş yavaş verin, arada durun.

    – Biberondan sonra çocuğun gazını çıkartmasını bekleyin, kolunuzda sallamayın. Yatağına yatırırken ilk önce soluna sonra da sağına yatırın. Çocuğun dümdüz yatmaması için başının altına bir yastık koyun.

    – Çocuğun altını emzirmeden sonra değil önce değiştirin.

    – Bunlar etkili olmazsa mamayı koyulaştırın (çünkü besin ne kadar sulu olursa, o kadar çok hava yutulur. Fakat birçok annenin yaptığı gibi sütü değiştirmeyin. Kusmamaya neden olan sütün kalitesi değil koyuluğudur. Koyulaştırmak için; meme emen bebeğe emzirmeden önce bir kahve kaşığı konsantre süt verin, biberonla beslenen bebeğin mamasını koyulaştırın (koyulaştırılmış özal mamalar).

  • STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    Stres nedir?

    Biyolojik ve psikolojik dengenin bozulduğuna ve yeni durumlara uyum yapılarak yeniden dengeye
    dönülmesi gerektiğine yönelik bir işarettir.
    Stres, kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan otomatik
    tepkidir.
    Stres hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; (önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini
    geliştirebilmektir)
    Stres vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.
    Stres bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da
    beyninde oluşan tepkidir.
    Stres, baskıya karşı oluşan tepkidir.
    Stresin yol açtığı sorunlar
    Zihinsel ve Duygusal Sorunlar

    Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her
    an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşar
    Nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyar .Sinirlidir.
    Uykusuzluk çeker .Çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir
    Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir
    Hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir
    Kolaylıkla yapabileceği işleri yapamaz
    Güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.
    3.Davranışsal Sorunlar

    İçe kapanma,
    Bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük
    Sakarlık,
    Gevşemede güçlük,
    İş verimini de olumsuz etkilenme,
    Stres belirtileri

    Tükenmişliğe neden olan stres ile ilgili olan bozukluklar veya bazı ortak belirtiler şunlardır:
    Kalp krizi, felç, bulaşıcı hastalıklardan çabuk etkilenme, ülser, deri ile ilgili bozukluklar, bel ağrısı, çabuk
    yaşlanma, çöküntü, cinsel bozukluklar, yüksek tansiyon, uykusuzluk, kas ağrıları, aşırı yorgunluk,
    uyuşturucu madde kullanımı ve alkol bağımlılığı…
    Stresin bireyin yaşantısı üzerinde görülen başlıca etkileri şunlardır: Psikolojik yapının bozulması ki bu

    kronik depresyon veya aşırı sinirlilik şeklinde görülür.
    Kişide çaresizlik ve aşağılık duygusu gelişir.
    Fiziksel ve psikolojik enerjide gözle görülür bir azalma meydana gelir.
    Gerçekle yüzleşmekten doğan psikosomatik hastalıklar görülür.

    FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI

    Sıcak
    Soğuk
    Gürültü
    Kötü çalışma şartları ve donanım
    Yangın
    Trafik
    Şiddet
    SOSYAL STRES KAYNAKLARI

    Kişiler arası ve çevresel ilişkiler
    Farklı değer yargıları
    Zorunluluklar
    Bekleme ile geçen zaman
    Sigara içen ve içmeyenler
    Sosyal beklentiler
    Aile ortamı
    İş yükünün paylaşılması
    Kıskançlık
    Cinsiyet rolleri
    Farklı değerler
    Ailede ölüm veya hastalık
    Farklı yaşam tarzları
    Maddi sorunlar
    Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
    İşsizlik
    Enflasyon
    Kira sorunu

    Vergiler
    Yüksek suç oranı
    Çevre kirliliği
    Teknolojik değişiklikler

    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Zamanı iyi yöneterek,
    Problem çözme teknikleri kullanarak,
    Aşırı genellemelerden kaçınarak,
    Kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,
    Fiziksel aktivitelerde bulunarak,
    Dengeli beslenerek,
    Gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak,
    Zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz

    Zaman Yönetimi

    Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda
    kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin
    kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir . Programlar içerik
    olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir.
    Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme,
    sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer
    almalıdır.

    Örneğin; yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi

    Problem Çözme Teknikleri Kullanma
    En çok kontrol edilebilecek sorunlar üzerinde kullanılır. Şöyle bir yol izlenebilir:

    Stres oluşturan durum neden oluştu?

    Durumu sadece o kişi mi sorun görüyor?
    Bireyin kendi katkısı var mı?
    Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

    Çözüm için olabildiğince çok seçenekler var mı?
    Bu sorulara cevap arayan birey stres oluşturan durumdan uzaklaşarak çözüm için adım atmış olacaktır.

    Kendimizi sevmeliyiz:

    Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine
    benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi
    sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir

    Kendimize zaman ayırmalıyız:

    Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız
    vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait
    olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma,
    resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa
    olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok.

    Bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz:

    Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı
    şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar
    nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli
    kılar.

    Gülmeyi unutmamalıyız:

    Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.
    Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım.
    Kahkahanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

    Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz:

    Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki
    kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek daha
    faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde
    karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

    Spor aktivitelerine katılalım:

    Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak
    faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

    Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız:

    Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan
    enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı
    yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir.

    Stresle Başa Çıkmada Etkisiz Yollar

    Stresle başa çıkmada insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır.Bunlar stresi geçici olarak
    engellemekle birlikte, uzun vadede daha çok strese neden olurlar.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla
    karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları,
    stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı
    için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.
    Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan
    kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.
    Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol
    edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek
    durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.
    İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla
    yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stresli
    olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.
    Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki
    vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan
    bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale
    gelebilir.
    Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler
    dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir.
    Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

    Rahatlama ve Gevşeme Egzersizleri

    Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir.

    Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde
    gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

    Zihinde Canlandırma

    Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi, stresin oluşturduğu olumsuz duygu ve
    düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

    Zihinde Canlandırma : Kendinizi çok rahat bir yerdeymişsiniz gibi hayal edin. Neler hissettiğinizi
    yaşamaya çalışın. Kumsalda olduğunuzu hayal etmişseniz, yüzünüzdeki güneşin sıcaklığını, hafif rüzgarı
    hissetmeye çalışın. Sahneye ne kadar çok ayrıntı eklerseniz o kadar çabuk ve kolay gevşersiniz. Bu
    hayali yerde kısa süre kaldıktan sonra dinçleştiğinizi v e sakinleştiğinizi göreceksiniz.

    Kas Gevşetme:

    Sizin hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bir yöntemdir. Çok kolay bir uygulama olup
    yalnızca bir kaç dakikanızı alır.

    Gözlerinizi kapayın. Nefesinizi tutmadan, gözlerinizden başlayıp tüm kaslarınızın gergin hale gelmesini
    sağlayın (acı verecek kadar değil).
    Burnunuzu ve dudaklarınızı kasarak birbirine yaklaştırın. Bütün yüzünüzü sanki bir noktada
    birleştirecekmiş gibi buruşturun.
    Çenenizi ve omuzlarınızı göğsünüze yaklaştırın.
    Kollarınızla vücudunuzu gerin ve ellerinizi yumruk yapıp sıkın.
    Karnınızı kasın.
    Kalçanız ve baldırlarınızın gergin hale gelmesini sağlayın.
    Ayaklarınızı gerip ayak parmaklarınızı kıvırın (krampa karşı dikkatli olun).
    Bu noktada, vücudunuzun her tarafı gerilmiş olmalı. Şimdi en son gerginleştirdiğiniz ayak
    parmaklarınızdan başlayarak sırayla sondan başa doğru kaslarınızı gevşetin.
    Her kasınızın iyice gevşemesini sağlayın. Başlangıçtan bitişe kadar olan süreç, beş dakikanızı alacaktır
    (deneme sırasında, belki de yalnızca bir kaç dakika). Bu gerdirme ve gevşetme egzersizleri sizin
    bütünüyle rahatlamanızı sağlayacaklardır
    Solunum Egzersizleri

    Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.
    Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.
    Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,
    Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün
    “gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik
    hissediyorum.”
    1, 2 kere nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3-4 kere, nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle
    yapılır.
    5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.

  • Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Karşımızdaki insanla kurmuş olduğumuz ilişkiler üzerinden iletişim kurarız, aynı zamanda başlattığımız
    sözel ve sözel olmayan iletişim ile birlikte bir ilişki de başlatmış oluruz. Bu ilişkiler anne-çocuk, baba-
    çocuk, anne –baba, anne -komşu ilişkileri gibi ilişkilerdir. Bu ilişkiyi gözlemleyen çocuk onunla hangi bağ
    üzerinden iletişim kurduğunuzu rahatlıkla anlayabilir.

    İletişim karşılıklı ilişkileri gerektirir, insanların belirli sözcüklerin, seslerin, göstergelerin ve mimiklerin
    anlamına ilişkin ortak bir anlayışa sahip olmalarını ister. Bu bağlamda kullandığımız dil ve ses tonumuz
    büyük önem taşır. Eğer bu önemi oranlarsak %55 beden dili, %38 ses tonu ve %7 sözler etkilidir.

    Çocuğumla Nasıl Etkili İletişim Kurabilirim?

    Şimdi sizlere çocuklarla kurmuş olduğumuz ilişkide bazı önemli detaylardan bahsedeceğim.

    1- Öncelikle iletişimi ne zaman başlatacağınıza doğru karar verin. Eğer çocuk problem durumunda ise
    asla problemini sahiplenmeyin çok aksi bir durum olmadığı sürece kendisini mutlaka ifade edecektir.
    2-Ben dili kullanın. Çocuğun yaptığı davranış üzerinden iletişim kurun. Kişisel yargılayıcı değil, algılayıcı
    davranın.
    3-Empatik olun. Önce o anki durumu tanımlamasına izin verin. Ardından bu durum hakkında ne
    düşündüğünü, sonrasında ne hissettiğini sorun. Bu madde doğru şekilde yaptığınızda hem
    çocuklarınızda durum tespiti, hem de duygulardan önce düşünceleri sorarak duyguları yönetme
    becerisinin düşüncelere ait olduğunu kavramasını sağlayacak ve çocuğunuzda otokontrol geliştiren bir
    unsur olacaktır.
    4-Her insanın içinde üç ego benlik vardır. Bunlar yetişkin benlik, çocuk benlik, ebeveyn benlik
    durumlarıdır. Çocuğumuzla iletişim kurar iken duygularını anlamaya çalışırken çocuk benlik ego
    durumumuz ön plana çıkar ve ona canı acıyorsa ”öpeyim de geçsin, onu oraya kim koyduysa onu
    döveceğim ” şeklinde çocuk gibi konuşan ego durumumuzdur. Katı ve otoriter bir ebeveyn isek en
    azından duygularını anladığımızı belli edecek ”hı hıı evet anlıyorum ,canın gerçekten çok acımış
    olmalı..”vs onay verici, tasdik edici cümleler kuralım.
    5-Çocuklarınızı mutlaka istendik davranışlar sonucunda ödüllendirecek veya onları övücü cümleler
    kuracaksınız. Ancak bu cümleler özellikle belirtmeliyim ki çocuğun sergilediği davranış üzerinde etkili
    olmalı. Kişilik çok küçük yaşlarda oluşmaya başladığı için çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde
    ”beceriksiz ya da sen harikasın” şeklinde övgü ya da yermeler çocuğun kişiliğinde utangaçlık ya da
    fazlaca kendine güvenen narsist kişilik özellikleri doğurabilir.
    Bu yüzden övgüler şu şekilde olmalı; ”Böyle davrandığında kendimi çok mutlu hissediyorum ” ya da ” Bu
    şekilde davrandığında kendimi üzgün hissediyorum” gibi cümlelerle merkeze hem kişiliği değil davranışı
    almış, hem de ben dili kullanarak yargılamaktan öte algılayıcı bir tavır sergilemiş olursunuz.

  • Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çocuğun davranışına değil, altında yatan ihtiyaca odaklanın.

    Psikanaliz bakış açısıyla bu konuyu ele alacak olursak; çekingenlik konusunda çocuğun gelişimsel
    olarak hangi yaşta olduğu büyük önem arz etmektedir. Eğer çocuğunuz 2-3 yaşlarında ise aynı zamanda
    tuvalet eğitimde sıkıntılar var ise bu durum dışkıyı içinde tutma etrafındakilerden çekinme olarak
    kendisini gösterebilir. Dışkısını dışarıya bırakma korkusu güden bir çocuk, zamanla duygularını da tıpkı
    dışkı gibi içinde saklayabilir. Bu yüzden öncelikle bu dönemde çocuğu rahat ve sıkıştırmadan eğitim
    vermeye gayret etmeli ve bu dönemde bir sıkıntı olup olmadığını gözden geçirmelisiniz.
    Ya da çocuğunuz henüz 3-4 yaşlarda ve çekingen olduğunu düşünüyorsanız, o yaşta kendisinin
    yapmasını istediği şeylere karşı attığı adımlarda sizin ona karşı ”Hayır sen yapamazsın, senin boyun
    yetmez, dur dökersin ben yedireyim” gibi cümleler kuruyor olmanız muhtemel.

    Genelde yetişkinler girişken olmamak durumu ile çekingen olmak durumunu karıştırırlar.
    Çocuğun kişilik özellikleri değerlendirilirken bulunduğu gelişim dönemi ve yaşamış olduğu ekosistem de
    oldukça önemlidir. Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri ortamda oldukça rahat davranırlar. Hatta
    Japonya ‘da anaokulları sırf bu yüzden ses yalıtımı olmayan sınıflardan oluşmuştur. Çünkü sessiz
    ortamlar çocuklarda kaygıyı artıran bir faktördür. Çocuklar sesli ortamlarda kendilerini daha güvende ve
    rahat hissederler.
    Çocuğun kendisini kaygılı hissetmesi, güvende hissetme ihtiyacından kaynaklı bir davranış olan
    ”çekingenlik” sergileniyorsa ise kurduğumuz bağın ne türden bir bağ olduğunu inceleyip, gözden
    geçirmeliyiz. Çocuğunuza karşı oldukça hassas ve çok üstüne düşen bir ebeveyn iseniz bu onun size
    karşı bağlanmasını sağlayacak, sizin olmadığınız ortamlarda kaygılı ve kararsız bir bağlanma türü
    sergileyecektir.Ona ev içi ufak sorumluluklar vermeli ve tek başına başarabildiğini hissettirmelisiniz.

    Bu çekingenlik durumu aniden ortaya çıktı, ne yapmalıyım?
    Farz edelim ki çocuğunuzla bir markette alışveriş yaparken aniden ortadan kayboldunuz ve çocuğunuz
    dakikalarca sizi ağlayarak aradı. Size önemsenmeyecek kadar basit gelen ufak bir anı, bir detay bile
    çocuğunuzun size karşı olan güveni‘’bağlanma yaralanması’’ ile yerini güvensizlik ve tedirginlik, kaygı
    durumlarına bırakabilir. Ufak bir güven zedelenmesi aniden bir çekingenlik durumu yaratmış olabilir.
    Böyle durumlarda çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun ona bir kişi olarak açıklama yapmak
    durumundasınız. Karşınıza alıp göz göze iletişim kurarak ona yaşattığınız duygunun farkında
    olduğunuzu ve bu durumun sizde de aynı şekilde kötü hislere sebep olduğunu açıklayın. Gerekiyorsa
    aynı anı yeniden yaşatarak ne yapmış olsa daha kısa sürede buluşabilirdiniz? Problem durumu nereden
    kaynaklanıyor, eğlenceye dönüştürerek drama dahi yapıp kötü duyguların yerini güven duygusu ile
    değiştirebilirsiniz.
    Neler Yapmalıyım?
    1-Çocuğunuza kendini ifade etmesi için fırsatlar verin.
    2-Konuşmak istemediği zamanlarda ufak oyunlarla fikrini belli edebileceği drama ortamı yaratın.
    3-Çocuğunuzun problemini asla ama asla sahiplenmeyin.
    4-Problemini sizinle paylaştığında ise aşağıdaki sıralamayı izleyin;

    Ne oldu?
    Sen bu konu hakkında ne düşündün?
    Ne hissettin?
    Ne yaptın?

    Başka ne yapabilirdin? şeklinde kendisinin olayları analiz ederek kontrol altına almasını sağlayın.
    5-Kendisinden büyük ve küçük çocuklarla vakit geçirmesine izin verin.
    6-Çocuk konuşurken mutlaka sözünü bitirmesini bekleyin.
    7-Eğer dilimizi kullanmamış olsaydık neler olurdu?Hikayesini yazdırın, resimler anlatmasını isteyin.
    8-Fikirlerini rahatça söyleyebileceği ortamlar yaratın, bir fikri olduğu için teşekkür edin.Fikrinin olumsuz ya
    da olumlu olmasının önemli olmadığını düşünmesinin ve paylaşmasının önemli olduğunu hissettirin.
    Ve son olarak asla yargılamayın, daima algılayıcı ve empatik bir ben dili kullanın.

  • Pazartesi sendromuna son vermenin yolları

    Pazartesi sendromuna son vermenin yolları

    Pazartesi sendromunda algı yönetimi…

    Özellikle okul ve iş hayatındaki çoğu kişinin kabusudur pazartesi sendromu. Bu durum bazı baş etme yöntemleriyle atlatılabilecek bir durum mu, yoksa kişinin hayatındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkileyebilen ve ciddi müdahale gerektiren bir durum mu bunu ayırt etmek önemlidir.

    Kişi, pazar gününden itibaren etkilerini hissetmeye başlar. Pazar günü, yeni başlayacak olan haftayı müjdeler ve bazı kişiler bu durumu müjde yerine, yoğun tempo, stres, trafik, yorgunluk olarak algılar. Hafta sonunun bitmiş olması, kişide gerginlik yaratabilir. Bu gerginlik hissinin sebebi olarak da kişinin pazartesi gününe yüklediği anlam etkilemektedir. Negatif düşüncelerimiz, duygularımıza ve davranışlarımıza yansır..

    Herkes pazartesi sendromu yaşayacak diye bir şey yoktur. Pazartesi sendromu yaşayan kişilere baktığımızda ise genellikle bu kişiler ya mesleğini sevmiyordur ya çalıştığı ortamla ilgili bir problem yaşıyordur ya da kişi kendisini yeteri kadar tanımıyordur. Kişinin kendisini tanıyor olması, kendi süreçlerinin farkında olması durumlar karşısında baş edebilme yetisini geliştirir. Ana odaklanmayı becerebilen, stresle baş etme mekanizmaları iyi olan, kendisini iyi tanıyan kişiler pazartesi sendromu yaşamaz.

    Pazartesi sendromunun yaşanmasındaki bir diğer neden de kişinin o güne yüklediği anlamdan kaynaklanmaktadır. Her pazartesi kişinin hayatına dair değişim kararları alması (diyete, spora başlaması gibi) o günle ilgili stres düzeyinin artmasına zemin hazırlayabilir.

    Pazartesi sendromundan kurtulabilmek için, ilk olarak kişinin bu algıyla ilgili farkındalık kazanması önemlidir. Kişinin kendisine “Ne oluyor da böyle bir sendromu yaşıyorum? Böyle hissetmemdeki faktörler neler olabilir? O güne ait negatif algımla ilgili neyi değiştirmeye ihtiyacım var?” gibi sorular sorması önemlidir. Nedenini bilmediğimiz hiçbir şeyin sonucunu değiştiremeyiz. Bu nedenle ilk olarak yaşanılan sendromla ilgili nedeni bulmak önemli.

    Sendroma yönelik olumsuz faktörleri tespit ettikten sonra olumlu faktörleri de değerlendirmek gerekir.

    Pazar gününden başlayan gerginlikle baş edebilmek için, ana odaklanmak önemlidir.

    Pazar günü size keyif veren aktiviteleri ön plana almak yararlı olacaktır. Aynı zamanda her gün 20 dakika tempolu yürüyüş, nefes ve gevşeme egzersizleri yapıyor olmak uzun vadede stres düzeyinizi olumlu etkiler. Bununla birlikte sirkadyen ritmine dikkat etmemek kişide pazartesi sendromunu tetikleyebilir. Hafta içi uykusuz kalarak, hafta sonu telafi etmeye çalışıyoruz. Bu durumda biyolojik ritmi bozuyor. Daha fazla uyku, hafta başında kendimizi daha yorgun hissettiriyor ve bu da pazartesi günümüzü diğer günlerden daha fazla etkiliyor.

    Eğer sendrom uzun bir süredir devam ediyorsa ve hayatınızdaki işlevselliğinizi olumsuz yönde etkilediyse mutlaka uzman desteği almanızı öneririm.

  • Çocuk Sorunları

    Çocuk Sorunları

    Problem; mevcut durum ile olması gereken durum arasındaki farkın bulunması olarak adlandırılabilir. Kişi tarafından algılanan bu farkın fark edilmesi durumunda bir problemin varlığından bahsetmek mümkün olur. Aksi halde kişiyi rahatsız etmeyen ya da yaşamının işlevselliğini bozmayan farklar bir sorun olarak
    karşımıza çıkmaz.
    Anne-baba- çocuk ilişkisinde genellikle problem, anne ve babalar tarafından davranışın kabul
    edilebilir veya kabul edilemez oluşu ile ilişkilendirilir. Hangi davranışın kabul edilebilir, hangi davranışın
    kabul edilemez oluşunu belirleyen tek başına davranışın kendisi değildir. Davranışın sergilendiği ortam,
    çocuğun yaşı, anne ve babanın o anki duygu durumu da kabul edilemez faktörlerdendir.
    İşte bu kabul edilemez davranışlar aslında çocuğun değil anne –babanın problem durumudur. Bir
    problem esnasında bu durum ‘’kim için sorun?’’ ya da ‘’kime ait problem?’’ gibi soruları öncelikle
    kendinize sorarak işe başlayabilirsiniz. Eğer bu çocuğa ait bir problem ise önce ondan problemini
    tanımlamasını, sonra bu konuda kendisinin ne düşündüğünü ve en son olarak ne hissettiğini
    paylaşmasını isteyebilirsiniz. İşte kilit nokta; önce bir durumu saptamak, sonra düşünce örüntüsünü
    ortaya çıkarmak ve bu durumun kişide yarattığı duygulanımı ortaya sermektir. Bu sıra dizimi oldukça
    önemlidir. Çocuğa yaşanan bir olay sonrasında duygularından önce düşüncelerini sormak aslında
    duyguları yöneten şeyin düşünceler olduğunu fark etmesini sağlar. Ardından bu probleme karşı ne tepki
    verdiğini ya da ne gibi bir çözüm yolu düşündüğünü sizinle paylaşmasını isteyebilirsiniz. Bu probleme
    karşı başka ne yapabilirsin ya da eylem gerçekleşmiş ise bundan başka ne yapabilirdin? şeklinde sorular
    ile çocuğunuzun düşünme becerisini geliştiren aynı zamanda problemini sahiplenen ve buna uygun
    çözüm yolları geliştiren birey olarak yetiştirmiş olursunuz. Ve en son olarak çocuğunuzun bulduğu
    yöntemin gelecekte etkisinin neler olabileceği üzerinde de konuşmalı ve olası sonuçları tahmin ederek
    öngörü sergileme becerisi kazandırabilirsiniz.
    Anne babaya karşı bağlanma problemi yaşayan çocukların genellikle küçük yaşta anne babası
    tarafından problemleri sahiplenen bireyler oldukları terapi esnasında aldığımız veriler arasındadır. Bu
    yüzden çocukta sorumluluk bilinci kazandırmak ve gelecekteki ilişkisinde güvenli bir bağlanma stili
    oluşturması adına çocuğunuza bu sorumluluğu vermeli ve problemi sizinle paylaşana dek müdahale
    etmemelisiniz. Örneğin; arkadaşlarıyla tartışırken onu gözlemlediğinizde ‘’Hadi bakalım özür dile barışın,
    kavga etmeyin’’ yerine ‘’Problem nedir ?Bu durumu her ikinizde üzülmeden başka nasıl çözebilirsiniz?’’
    şeklinde yaklaşarak düşünen koltuğa çocuğunuzu oturtmalısınız. İlk cümlede dikkat ederseniz
    çocuğunuz değil siz düşünüyorsunuz ve siz çözüm yolu buluyorsunuz hatta problem size ait değilken
    sahiplendiniz bile.
    Şimdi sizlere problem çözme basamaklarını daha detaylı bir şekli ile paylaşacağım.

    1.Adım: Sorunun ne olduğunu tanımlayın.
    Ne oldu? Sorun nedir?
    2.Adım: Düşünceleri açıklığa kavuşturun.

    Ne düşünerek öyle yaptın? Sen böyle yapınca sonuç ne oldu?

    3. Adım: Duyguları tanımlatın.
    Ne hissettin?

    4. Adım: Sonuçlarla ilgili duyguları açıklığa kavuşturun.
    Bu sonuç karşısında sen ne hissettin?
    (Örneğin; senin oyuncağını alınca ne hissettin?)
    5.Adım: Çocuğu alternatif çözümler üretmeye teşvik edin.
    Bu sorunu çözebilmek için farklı bir çözüm yolu düşünebilir misin?
    (Her ikinizin de üzülmeyeceği farklı bir yol bulabilirsin. O yol ne olabilir?)

    6.Adım: Çocuğu her çözüm yolu için değerlendirmeye teşvik edin.

    Bu iyi bir fikir mi?
    Eğer iyi bir fikir ise git ve bunu dene.

    7. Adım: Çocuğunuzun düşünmüş olmasından övgüyle söz edin.
    Çözüm işe yararsa ‘’Her şeyi kendin düşündün, tebrik ederim .’’
    Eğer çözüm işe yaramazsa ‘’Farklı bir şey düşünmelisin. Senin iyi düşünen biri
    olduğunu biliyorum . ‘’ şeklinde yaklaşabilirsiniz.

    Keyifle kalın.

  • Çocuklarda nefrotik sendrom

    Çocuğunuzun nefrotik sendrom olduğunu öğrendiniz. Muhtemelen, hastalık ve tedavisi hakkında kafanızda birçok soru işareti var. Bu yazı, sorularınızın bir kısmına cevapverebilmek için hazırlandı.

    Bu yazıyı okuduktan sonra, nefrotik sendromun ne olduğunu ve tedavi için hangi yöntemler kullanıldığını öğreneceksiniz. Ayrıca, sağlıklı gıdalar seçerek ve normal
    çocukluk dönemi aktivitelerine katılması için onu cesaretlendirerek çocuğunuza yardım etmede ne kadar önemli bir rol oynadığınızı göreceksiniz.
    Düzenli sağlık kontrollerinin ne kadar önemli olduğunu öğreneceksiniz.
    Bu yazı ayrıca çocuğunuzda hangi fiziksel bulguları izlemeniz gerektiği ve doktorunuzu ne zaman aramanız gerektiği konularına da açıklık getirecektir.
    Son olarak bu yazı nefrotik sendromla ilgili daha çok bilgiyi nereden edinebileceğiniz hakkında sizi bilgilendirecek.
    Çocuğunuzun sağlık hizmet ekibinin tam desteginin yanınızda olduğunu unutmamanız da çok önemli. Çocuğunuzun tedavisinde ve iyileşme döneminde yalnız değilsiniz. Bazı kelimeler arkadaki sözlük bölümünde açıklanmıştır. Bu bilgiyi istediğinizde rahatça kullanabilmek için elinizin altında bir yerde bulundurun.

    NEFROTİK SENDROM NEDİR?

    Nefrotik sendroma halk arasında albumin hastalığı da denir. Bu terimler böbrekleden idrara anormal miktarlarda protein kaçması durumunu açıklar. Protein idrar ile vücuttan kaybedildiğinde, çoğunlukla göz kapaklarında, ayaklarda, ayak bileklerinde şişkinlik ve karın boşluğunda asit ortaya çıkar. Tedavi edilmezse, nefes almada, yemede sorun yaratır ve enfeksiyonlara zemin hazırlar. Nefrotik sendrom geçiren çocukların %90 ı steroidler, yani kortizon ile başarılı bir şekilde tedavi olurlar.
    Diğer tedaviler, steroide yanıt vermeyen daha dirençli olgular için uygundur.
    Böbreklerin işinin bir bölümü kandaki artık maddeleri temizlemek ve vücuttaki tuz (sodyum) ve su miktarını ayarlamaktır. Nefrotik sendromda, böbreğin glomerül denilen filtreleri kanı temizlerken, proteinin çok büyük bir miktarı filtrelerden süzülür ve idrara gönderilir. Bu kandaki protein oranının azalmasına sebep olur.
    Kan, kan damarlarında sıvıyı tutabilmek için proteine ihtiyaç duyar. Zira protein damar dışına çıkan sıvının tekrar damar içine girmesi için gereklidir. Kandaki protein oranı azaldığında, sıvı, kan damarlarında duramaz ve küçük kan damarlarını çevreleyen dokulara süzülür . Bu dokulardaki sıvı şişkinliğe sebep olur (ödem).

    Nefrotik sendrom 3 bulgu ile fark edilir.
    1) şişkinlik (ödem)
    2) idrarda yüksek seviyedeki protein (proteinüri)
    3) kandaki düşük seviyedeki protein (hipoalbuminemi)

    HASTALIK BELİRTİLERİ NASILDIR?
    Nefrotik sendromun ilk atağı ebeveyn olarak sizin için ve çocuğunuz için rahatsız edici bir deneyim olabilir. Şişkinlik yavaş bir gelişim gösterir ve ilk bakışta fark
    etmeyebilirsiniz. Doktorunuz tarafından bir tanı konduğunda da, çocuğunuzda şişkinlik artmış ve iyice belirginleşmiş olabilir ve hastaneye yatmak durumunda kalabilirsiniz.
    Çocukların büyük bölümü nefrotik sendrom tedavisine iyi cevap verir. Ancak bilinmesi gereken bir husus nefrotik sendromun tekrarlamalar yapma özelliğidir. Uzun süreli tedavi gören çocuklar zaman zaman tekrarlara yakalanmış durumda olsalar da tedavi sonrası durumları oldukça iyi olarak gözlemlenmiştir.

    KİM ETKİLENİR?
    Çocukluk döneminde nefrotik sendrom herhangi bir yaşta görülür, ama çoğunlukla 2-5 arası yaşlarda başlar. 100.000 çocuktan 16’sının yakalandığı seyrek bir durumdur ve kızlardan çok erkekler yakalanır. Ailenizdeki diğer çocukların da nefrotik sendroma yakalanma olasılığı çok düşüktür. Bunun örnekleri olsa da, çok nadir bir durum olduğu söylenebilir.

    NEFROTİK SENDROMA NE SEBEP OLUR?
    Nefrotik sendromun gerçek sebebi bilinmemektedir ve önlenemez. Ancak, bu durumla ilgili araştırmalar devam etmekte, daha etkili tedaviler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Nefrotik sendromun, vücuttaki bağışıklık sisteminin zaman zaman dengesizleşmesi sonucunda ortaya çıktığını biliyoruz. Bu dengesizlik, böbrekteki filtrelere zarar verecek böbrek damarlarında elektrik yükünün değişmesine sebep olur. Böbrek damarlarında elektrik yük azalınca, idrara protein sızdırmaya başlar. Nefrotik sendromda uygulanan bütün başarılı tedaviler bağışıklık sisteminde bazı yollardan yapılan tedavilerlesağlanmaktadır. Nefrotik sistemin bazı ataklarına, bağışıklık sistemini uyaran soğuk, grip ya da başka enfeksiyonlar gibi şeyler sebep olur.

    HANGİ TETKİKLER GEREKİYOR?

    Genel olarak oldukça az test gerekiyor. Bu testler;
    • Proteinüri miktarını tespit eden idrarda protein testi,
    • Kandaki protein seviyesini ve böbrek fonksiyonlarını ölçen testlerdir.
    Birçok çocukta, tanı sırasında böbrek biyopsisi gerekmemektedir. Ancak, çocuğunuz nefrotik sendromun ilk nöbeti sırasında 1 yaşından küçük ya da 8 yaşından büyükse, biyopsi gerekebilir.
    Bir ailede, nefrotik sendromun birden çok kişide görülme durumu çok nadirdir. Böyle durumlarda, nefrotik sendroma yol açan başka genetik hastalıklar akla gelir ve bazı genetik testlerin yapılması gerekir.

    TEDAVİSİ NEDİR?
    Toplumdan topluma, ya da çocuktan çocuğa değişen tedavileri bulunur. Çocuğunuzun tedavisi ile ilgili detayları ya da anlamadığınız noktaları doktorunuza sormaktan çekinmeyin.
    • Kortizon ilaçları (prednisone):
    • Doktorlar çocuğunuza nefrotik sendrom tanısı ilk koyduğunda, prednison ya da
    prednisolon denilen ilaçları yazarlar. Prednison bir kortizondur ve birçok çocuk
    bu ilaç tedavisine olumlu yanıt verir. Ancak, kortizonun işe yaraması zaman alabilir, bu yüzden çocuğunuz hemen iyi olmayabilir. Çoğunlukla, 1-2 hafta içinde idrarda protein yok olur ve dokulardaki şişlikler iner. Kortizol tedavisi işler yolunda gittiği durumlarda en az 3 ay sürecektir. Birinci ay kortizon günde 2 dozda verilir. İkinci ay idrarda protein çıkmıyorsa (negatif ise) günaşırı uygulamaya geçilir. Kortizon sabah bir dozda bir gün verilir, diğer gün verilmez. Üçüncü ay, idrarda protein yine negatif ise kortizon her hafta % 20 azaltmalar ile kesilir. Kortizon mutlaka tok karnına verilmelidir. Kortizon tedavisine cevap veren bir çocuğa (kortizona yanıtlı nefrotik sendrom) minimal değişiklik hastalığı tanısı konulur. Minimal değişiklik hastalığının iyi bir prognozu vardır. Çocuğunuz kortizonları her zaman için doktor direktifiyle almalıdır. Kortizon tedavisini yarıda bırakırsa bazı komplikasyonlara yakalanma ya da daha fazla hasta olma ihtimali vardır.
    Nefrotik sendromda kullanılan kortizonların, bazı sporcular tarafından kötü yönde
    kullanılan anabolizan kortizonlarla aynı olmadığını bilmekte de fayda vardır.
    Bazen, kortizonlar henüz etkisini göstermemişken, şişkinlikleri kontrol etmek için idrar söktürücü (diüretik) kullanılır. Diüretikler vücudu ekstra su ve tuzdan kurtaran ilaçlardır. Ayrıca, çok ödemli durumlarda, damardan verilen albümin de (bir kan ürünü) şişlikleri kontrol etmek için gerekli olabilecek bir tedavidir.

    Kortizonun yan etkileri
    Kısa süreli tedavilerde kortizonların pek yan etkisi görülmez. Ancak bazen bu ters etkiler aşağıda listelediğimiz şekilde görülebilir.
    • İştahın artması, hızlı kilo alımına sebep olur (Bunun için şeker, yağ tüketimi azaltılmalıdır. Hergün tartılma aşırı kilo almayı denetler).
    • Kırmızı, şiş yanaklar (İlaç kesilmesi ile normale döner).
    • Deride geniş çatlaklar (Çatlaklar olursa kalıcıdır. Aşırı tartı alımının engellenmesi, derinin nemlendirici kremler ile yumuşatılması yararlıdır).
    • Soğuk alma, öksürük gibi enfeksiyonlara dirençsiz olma (En ufak bir enfeksiyon belirtisinde doktor ile görüşme önerilir).
    • Yüksek kan basıncı (Bu durum doktorunuz tarafından kontrol edilecektir. Tuz kısıtlaması ve evde kan basıncı ölçümleri için bir tansiyon aleti alınması yararlı
    olacaktır).
    • Öfke nöbeti hali, durum değişiklikleri (İlaç kesilmesi ile normale döner). • Gözde katarakt (Uzun kullanımlarda görülebilir).
    • Çocuklarda büyümenin durması (Kortizon kesilmesi ile büyüme eski hızına kavuşur).
    • Mide yanması, gastrit (İlaçların tok alınması, gerekirse antiasit kullanılması yararlıdır).
    • Kemiklerde erime (osteoporoz) (Kortizon ile birlikte D vitamini ve kalsiyum alınması yararlıdır).
    Önemli:
    Çocuğunuz kortizon alırken ishal, kusma, şiddetli karın ağrısı, vücutta ağrılı şişlik, bacaklarda morarma ya da yüksek ateş gibi durumlar gerçekleşirse, hemen doktorunuzla iletişime geçin.

    KORTİZON TEDAVİSİ HER ZAMAN İŞE YARAR MI?
    İdrarda fazla miktarda protein bulunmaya devam eden ya da prednisonun yan etkilerine çok maruz kalmış, kortizon tedavisine cevap vermeyen çok az sayıda çocuk vardır (kortizona yanıtsız nefrotik sendrom). Bu çocuklara böbreklerindeki problemin tam tanısı için böbrek biyopsisi yapılır. Eğer bir biyopsi gerekliyse, doktorunuz size tam ve gerekli bilgileri verecektir. Kortizolun etkili olmadığı zaman diğer immunsupresif ilaçlar tedavide kullanılmakyadır.

    BÖBREK BİYOPSİSİ NEDİR?
    Böbrek biyopsisi, özel bir iğne kullanılarak böbrek dokusundan küçük bir parça alma işlemidir. Hastanede yapılır. Büyük yaştaki çocuklara uyumaları için ilaç, ya da lokal anestezi verilir. Küçük yaştaki çocuklara ise onları tamamen uyutacak genel anestezi yapılır. Biypsinin böbrekte kalıcı bir kötü etkisi yoktur.
    Prosedür sırasında, çocuğunuz sabit bir şekilde karın üstü yatar. Doktorlar, böbreğin yerinin ve iğneyi sokacakları bölgenin tespiti için ultrason kullanır. Doktorlar iğneyi örnek dokuyu çıkarmak için kullanırlar, bu doku sonra mikroskop ile incelenir. Biyopsi sonuçlarının çıkması 1-2 hafta alır.
    Biyopsiden sonra, çocuğunuzun dinlenmesi gerekir, ama sonrasında hemen, tamamen ayaklanabilir. İdrardan kan gelebilir. Bu durumda hastanede gözlem devam etmelidir. Çocuğunuz hastaneden geldikten sonra evde 1-2 hafta ağır hareketler yapmasını kısıtlamanız tavsiye edilir. Doktorunuz tarafından çocuğunuz için özel talimatlar verilecektir.

    DİĞER TEDAVİLER

    Ne yazık ki, bazı çocuklar yıllarca nefrotik sendrom geçirirler ve kortizon almalarına
    rağmen hastalık sürekli nüksedebilir. Nüksetmesi (relaps), proteinin tekrardan idrara yüksek miktarlarda sızması ve şişkinliğin oluşması anlamına gelir . Hastalığın sık sık nüksettiği ya da kortizon tedavisinin yan etkilerinin görüldüğü çocuklarda nefrologlar tarafından tavsiye edilen başka tedaviler uygulanır. Bu diğer tedavi yöntemleri tedavinin yararları ve muhtemel yan etkileri konuşulduktan sonra çocuğun durumuna göre belirlenir. İlaç seçimi siklofosfamid, klorambusil, levamisole, tacrolimus, cyclosporin isimli ilaçları içerir. Bu ilaçlar çocuklara uzun bir iyilik süreci(remisyon) yaratır. Eğer çocuğunuzun bunlar ve benzeri ilaçlarla tedaviye ihtiyacı varsa, doktorunuzdan bu ilaçlarla ilgili daha ayrıntılı bilgi alacaksınız.

    ÇOCUĞUM NE KADAR ZAMAN NEFROTİK SENDROM GEÇİRECEK?

    Birçok çocukta, idrardaki protein problemi tekrar eder. Bu tekrarlar tekrar kortizon
    tedavisi gerektirir. Relapslarda nefrotik sendrom tanısının konulmasından sonra
    uygulanan kortizon tedavisine benzer bir tedavi uygulanır. Hastalığın sürekli nüksettiği çocuklarda, düşük dozda günaşırı kortizon birkaç yıl kullanılarak tekrarların öüne geçilmeye çalışılır.. Buna genelde koruyucu bakım tedavisi denir. Ancak, çocuk büyümüşse, tekrarlar çoğunlukla daha az gerçekleşir. Bu tekrarların tam olarak ne zaman biteceğini tahmin etmek mümkün değildir, ancak ergenlikten sonra yaşanma olasılığı çok düşüktür. Beş yıllık sürede idrardaki proteinden arınmış olan çocuklarda da hastalığın nüksetmesi çok olası değildir.
    Şunu unutmamak gerekir ki, minimal değişiklik nefrotik sendrom geçiren çocuklarda bu sebepten böbrek yetersizliği geçirme ihtimali yoktur. Çoğunlukla, çocuğunuz büyüdükçe, nefrotik sendrom daha az sıkıntılı bir hal alır. İstatistikler de bu olumlu sonuçları göstermektedir. Çocukların büyük çoğunluğu gençlik ve yetişkinliklerinde normal böbrek fonksiyonlarıyla yaşamlarına devam ederler.

    ÇOCUĞUMUN TEDAVİSİNE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?
    Çocuğunuzun tedavisi sırasında ona yardımcı olabileceğiniz birçok önemli nokta var. Bu noktalar çocuğunuzun düzenli tıbbi kontrolleri , sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve normal, aktif bir aile hayatına sahip olduğundan emin olma gibi noktaları içerir. Çocuğunuzun idrar testini evde yapmanızda büyük yarar vardır (protein içerip içermediğini anlamak için).

    EVDE İDRAR TESTİ
    Nefrotik sendrom tanısından sonra, çocuğunuzun doktoru protein miktarını anlamak için nasıl idrar testi yapabileceğinizi gösterir. Sabah idrarı daha koyu olduğu için hatalı pozitif sonucu verebilir. İdrar tahlilini gün içindeki bir idrardan bakmakta yarar vardır. Tahlili kortizon kullanılan dönemde hergün bakmakta yarar vardır. İdrar proteini, günlük tartı ve kan basıncı ile alınan ilaçlar bir ajandaya muntazam şekilde kayıt edilmelidir. Bu ajanda doktorunuza gittiğinizde yanınızda olmalıdır. İlaç kullanılmadığı dönemlerde, belli aralar ile idrar testinin yapılmasının yararı vardır, şişmeye sebep olmadan nüksetmeyi fark edersiniz. Böylece çok fazla şişlik oluşmadan tedavi başlayabilir. Arka arkaya üç gün ++ ya da üzeri pozitif idrar sonucu tekrarı gösterir. Çocuğunuz bir enfeksiyon geçirdiğinde idrar testi yapmanız gerekir. Enfeksiyonlar, tekrarları tetikleyebilir. İdrarda protein bakmak için çeşitli kağıt testler vardır. Burada test şisesi üzerindeki talimata göre taze idrara kağıt sokularak birkaç saniye beklenir. Daha sonra talimata göre
    bir süre sonra test kağıdının rengi skaladan kontrol edilir.

    ÇOCUKLARINIZIN DÜZENLİ KONTROLLERİNİ YAPTIRIN

    Çocuğunuzun düzenli kontrolleri yaptırılmalıdır. Çocuğunuz iyi olsa da bu kontroller önemlidir. çünkü hastalığın tüm gidişini izlemeye olanak verir.
    Kontroller sırasında çocuğunuzun fiziksel muayenesi yapılır ve boyu, kilosu ve kan basıncı rapor edilir. İdrarı da ayrıca analiz edilir. Hastane kontrollerineidrardaki
    proteinin 24 saatlik idrarda bakılmasında yarar vardır. Çok gerekli olduğunda kan testleri de uygulanır. Çocuğunuz –iğne yüzünden- kan testlerinden korkuyorsa, doktor anestezi kremiyle acıyı daha aza indirmeyi sağlar (örnek Emla krem ya da Emla band kullanabilirsiniz).
    Kontrole gitmeden önce aklınızdaki tüm soruları yazın. Bu, çocuğunuzun doktoruna sormanız gerekenler konusunda size yol gösterecektir.
    Son olarak, çocuğunuzun dişlerine dikkat edin. İyi bir diş bakımı önemlidir, bu yüzden çocuğunuzu diş doktoruna da düzenli kontrole götürmeniz gerekir.

    SAĞLIKLI BESİNLERİ SEÇİN
    Çocuğunuzun sağlıklı bir beslenme planını takip ettiğini kontrol ederek de ona yardımınız dokunur. Bu çocuğunuzun ideal kiloda olmasına ve iyi hissetmesine sebep olur. Kortizon alan çocuklar çok aç olmaya meyillidirler. Eğer her şeyi yemesine izin verilirse, çok kilo alırlar. Diyetisyeniniz açlığını bastıracak hafif besinlerle ilgili bir diyet planı yapacaktır.
    Aslında, besleyici gıdaları seçmek tüm aile için yararlı olacaktır. Burada size yardımcı olacak bir kılavuz vardır.
    Tuz eklemeyin: Masadaki yemeğe tuz eklemeyin. Çok fazla işlenmiş, paketlenmiş hazır gıda tüketmemeye çalışın. İçinde saklı çok tuz bulundurmaktadır. Çok tuzlu yiyeceklere örnekler: İşlenmiş etler: sosis, salam, jambon. Konserve yiyecekler: çorba, makarna, sebzeler.
    Paketlenmiş yiyecekler: makarna ve peynir yemekleri, kurutulmuş et suyu karışımları. Diğer yiyecekler: patates cipsi, çubuk kraker, döner, turşu, ketçap.
    Önemli: Çocuğunuzun idrarına protein sızması oluyorsa ya da prednison kullanıyorsa tuz alımını en aza indirmek en iyisidir. Tuz çocuğunuzu susatır ve böylelikle daha çok sıvı alır. Ayrıca çocuğunuzun vücudunda sıvı tutmasını arttırır ki bu şişkinliği daha kötü bir hale getirir.
    En baştan az tuz kullanımına alışmak, çocuğunuz ve tüm aileniz için en uygun yoldur.Tuzun sizin için de zararlı bir madde olduğunu bilerek evde az tuz tüketilmesi, çocuğunuzun pehrize daha kolay uyum sağlamasınıkolaylaştıracaktır.
    Şeker alımını azaltın: Yiyecek ve içeceklere şeker eklememeye özen gösterin. Meşrubat ve asitli içecekler yerine su ya da şekersiz içecekler tercih edin. Şeker, kek, kurabiye ve çikolata gibi şekerli yiyecekleri vermekten mümkün olduğunca kaçının. Yüksek lifli yiyecekler tercih edin: Tam buğday unu ekmek en yararlı karbonhidrat kaynağı olduğu gibi aynı zamanda liften de çok zengindir. Taze meyve ve sebzeleri tercih edin. Çok doyurucudurlar. Ancak fazla meyvenin de şişmanlatıcı olduğunu bilin. Günde 3 porsiyondan fazla meyva vermeyin.
    Yüksek yağlı yiyeceklere sınır koyun: Yağda kızartılmış yiyecekler yerine fırında pişirilmiş, haşlanmış ya da ızgara edilmiş yiyecekleri tercih edin. Margarin ya da et suyu gibi ekstra yağları katmayın. Katı yağ ya da margarin yerine zeytin yağı kullanmaya özen gösterin. Sağlıklı yiyeceklerle ilgili daha çok öneri isterseniz bir çok iyi kaynak bulunmaktadır. Diyetisyeniniz size okumanız için bazılarını tavsiye edecektir. Spor ve boş zaman aktiviteleri planlayın: Spor ve egzersizler tüm aile için önemlidir. Çocuğunuz kabiliyetinin olduğu tüm spor ve boş zaman aktivitelerine –okuldakilerde dahil olmak üzere- katılmalıdır. Kortizonun bazen sebep olduğu yan etkilere karşı koyabilmesi için düzenli egzersiz çok yararlıdır. Pilates gibi çocuğunuzun evde kendi yapabileceği egzersizler , fazla kilo almasını engelleyecektir. Bu tip egzersizleri çocuğunuz ile birlikte yapmanız, çocuğunuzu harekete teşvik edecektir. Aile gezintileri ve tatiller de mümkündür. Çocuğunuzun komplikasyonları yoksa, bu aktiviteler çoğunlukla problem yaşatmaz. Tatil planlarınızı doktorunuzla mutlaka paylaşın. Gezi yaparken, özellikle özel aşılar yapmayı gerektiren yerlere gidecekseniz, doktorunuza başvurmanız akıllıca olacaktır. Nefrotik sendromlu hastalar kortizon kullandıklarını bir şekilde üzerlerinde taşıdıkları hüviyet ya da benzeri kimlik içinde yazılı tutmalıdırlar.Acil durumlarda bu bilgiler yararlı olabilir. Örneğin, kortizon alan çocuklar kaza ya da ameliyat gibi durumlarda yüksek dozlarda kortizona ihtiyaç duyabilirler. Bu amaçla kullanılan Medicalert bilezikleri de vardır.

    DOKTORLA NE ZAMAN İRTİBATA GEÇMELİYİM?
    Doktorla hemen irtibata geçmeniz gereken bazı durumlar olabilir.
    • Çocuğunuz suçiçeği ya da kızamık geçiren biri ile yakın temasta ise, doktorunuzu 24 saat içinde arayın, çünkü enfeksiyonlara karşı direncini artıracak özel bir iğneye ihtiyacı olabilir.
    • Çocuğunuzda şişkinlik varsa, ya da idrar testinde protein miktarı yüksek çıkmışsa,
    • Çocuğunuzun ateşi, kusması ya da karın ağrısı varsa,
    • Çocuğunuz bağışıklık kazanmış ya da aşılanmışsa, potansiyel problemleri
    doktorunuza danışın.

  • ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    Genellikle çocuklar, mesane kaslarının kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanırlar. Geceleri bu durum farklıdır. Geceleri çiş kontrolü 3,5-4,5 yaşlarında kazanırlar. Bu zamana kadar çocuklar geceleri alt ıslatabilirler. 4 yaş ve üzerinde alt ıslatmanın devam etmesi durumu ise enürezis olarak adlandırılır. Çünkü 4 yaşındaki bir çocuk gece ve gündüz idrarını tutabilecek olgunluğa erişmiştir. Çocuklarda çok sık karşılaşılan bir durumdur.

    Alt ıslatma genellikle genetik kaynaklı olmaktadır. Araştırmalara göre 5 yaşındaki çocukların %25’inde alt ıslatma problemiyle karşılaşılmıştır. Yaşla birlikte düzelme olduğu da gözlenmiştir.

    Alt ıslatmanın olası biyolojik ve psikolojik sebepleri ise şunlardır:

    Biyolojik/Fizyolojik Sebepler

    • Gelişimsel olarak çocuğun mesane kapasitesi büyük olmayabilir.

    • Kas kontrolü gecikmiş olabilir.

    • Böbrek ya da idrar yolu enfeksiyonları

    • Şeker hastalığı

    • Hormonal dengesizlikler

    • Uyku problemleri

    Psikososyal Sebepler

    • Erken tuvalet eğitime başlama ve ebeveynlerin aşırı baskıcı tutumu

    • Ailede sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü

    • Aşırı sevgi ve hoşgörülü aile tutumunun çocukta bebeksi kalma isteğini oluşturması

    • Yetersiz ilgi

    • Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi, kıskançlık

    • Boşanma

    • Okul korkusu

    • Kayıp veya yas gibi durumlar alt ıslatmayı tetikleyebilir.

    Psikolojik kaynaklı alt ıslatma çoğu zaman tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme davranışlarıyla birlikte görülebilmektedir.

    Alt ıslatma iki biçimde görülür:

    • Birincil Enürezis: Sinir ve kas kontrolünün gelişimindeki aksaklıktan kaynaklıdır. Doğumdan itibaren devam edebilir. Davranışsal sebeplerle oluşmaz. Kalıtsal faktörlerin çok etkili olduğu bilinmektedir. Anne veya baba çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu yaşamışsa çocuklarında bu durumun görülme olasılığı % 50lere kadar çıkabilmektedir. Alt ıslatma sorununun büyük kısmını birincil enürezis oluşturur(%75-80). Birincil enürezis zamanla kaybolur ve çocuklar tuvalet kontrolünde akranlarının seviyesine erişebilirler.

    • İkincil Enürezis: Bu grupta tuvalet kontrolü oluştuktan sonra gerileme söz konusudur. Çoğunlukla psikososyal temellidir. Çeşitli sebeplerle ruhsal gerginlik yaşayan çocuklarda ortaya çıkmaktadır.

    Ebeveynler Ne Yapmalı ve Çocuklara Nasıl Davranmalı?

    • Anne-babalar öncelikle çocuğu tıbbi bir muayeneden geçirerek sorunun kaynağını anlamaya yönelik adımlar atmalılar.

    • Sebepleri anlaşıldıktan sonra uzman birisinin desteğiyle psikolojik veya organik çözüm yollarına başvurulur.

    • İki yaşından önce çocukların kas kontrolü tam olarak gelişmediği için bu yaştan önce tuvalet eğitimi verilmemelidir.

    • Tuvalet eğitimi sırasında aileler çocuğa baskı yapmaktan kaçınmalıdır.

    • Altını ıslattığı zamanlarda onu utandırmamalı, kızmamalı ve cezalandırmamalıdırlar.

    • Ebeveynler endişelerini çocuğa yansıtmaktan kaçınmalıdır. Çocuğun tüm dikkati bu probleme çekilmemelidir.

    • Çok sulu gıdalar çocuğa kontrollü verilmelidir.

    • Çocukla sağlıklı bir iletişim kurulmalı, onun seviyesine inilerek bu durumu atlatacakları anlatılmalıdır.

    • Alt ıslatmadığı zamanlarda çocuk ödüllendirilmelidir.

    Bilinçsizce uygulanan yöntemler çocuğa zarar verebilmektedir. Yanlış bir müdahaleden kaçınmak için, çocuğunuzun bu süreci sağlıklı atlatabilmesi için bir uzman desteği almak önceliğiniz olmalıdır.

  • ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda:

    • Genellikle 3-4 yaşından sonra ortaya çıkan,

    • Erkeklere kıyasla kızlarda daha çok görüldüğü bilinen,

    • Özellikle ergenlikte sık karşılaşılan bir durumdur.

    Tırnak yeme davranışı bazı aileler için sorun olarak görülmemektedir. Oysaki ilerleyen zamanlarda bu davranış kronik bir hal alabilmektedir. Bu durumda çocuğun tırnak yapısı bozulmakta, kötü bir görüntüye sebep olmakta, arkadaşları ve çevresi tarafından hoş karşılanmamakta hatta alay edici sözler duymasına ve çocuğun sosyal yaşamında problemlere sebep olmaktadır.

    Tırnak yeme davranışının altındaki sebepleri anlamak çocuklara nasıl davranılacağını belirlemede ilk adımdır. Altında yatanda sebep büyük oranda psikolojik etkenlerdir. Gerginlik, öfke, ruhsal sıkıntı, kaygı, stres, dışa vurulamayan saldırganlık bunlardan bazılarıdır. Tırnak yeme davranışının olası diğer sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

    • Baskıcı anne-baba tutumları

    • Çocuğun sürekli eleştirilmesi, hor görülmesi, başkalarının örnek gösterilmesi, bakım verenleri tarafından yeterli sevgi ve ilgi görememesi

    • Baskıcı bir öğretmen tutumu

    • Ailede yaşanan tartışmalar, kavgalar

    • Kardeş kıskançlığı

    • Yaşıtlarıyla yaşadığı iletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Önemli bir yaşam olayı (taşınma, ebeveynlerin boşanması, ebeveyn veya sevdiği birinin kaybı vs.)

    Bazı durumlarda ailesinde ve çevresinde tırnak yiyen birilerinin bulunması da çocuğa yanlış model olmakta ve çocuklar bunu taklit edebilmektedir.

    Tırnak yeme davranışı çocuklar için neden zararlıdır?

    • Tırnakların yenmesi mideye zarar verir ve mide ile ilgili fizyolojik problemleri tetikler.

    • Tırnak sert bir madde olduğu için dişlerin keskinliğini azaltır.

    • Tırnaklardaki mikroplar çocuklarda çeşitli hastalıklara yol açar.

    Bazen tırnak yeme davranışının yanında diş gıcırdatma, parmak emme, saç çekme ya da saç yolma gibi davranışlar da görülebilir. Bunlar çocuktaki kaygı ve gerginlik gibi duyguların habercisidir. Bu duygular çözülmediği, altta yatan sebeplere inilmediği sürece ileride çocukların kişilik yapısında yaralanmalara yol açabilmektedir. Aileler bu davranışlar karşısında tetikte olmalı ve çocuklarının gelişim dönemlerini sağlıklı geçirebilmeleri ve ruh sağlığı için gerekli durumlarda uzmanlardan yardım almalıdır. Ailenin bu olaya yaklaşım tarzı çocuk için belirleyici olmaktadır.

    Peki anne babalar çocuğunun tırnak yediğini fark ettiğinde neler yapmalıdır?

    3-4 yaşına kadar bu durum görmezden gelinebilir. Bu yaşlardan sonra devam ettiği görülürse:

    • Öncelikle bu davranışın nedenleri araştırılmalı, altta yatan sebepler irdelenmeli ve çözümler üretilmelidir. Bu konuda uygun bir çocuk terapistinden yardım almanız sizin ve çocuğunuz için faydalı olacaktır.

    • Çocuklara baskı yapılmamalıdır. Azarlanmamalı ve ceza verilmemelidir.

    • Çocuklar huzursuz, stresli ve kaygılı ortamlardan uzak tutulmalıdır. Varsa aile içindeki problemler çocuğa yansıtılmamalıdır.

    • Çocuklarının ellerini meşgul edecek başka uğraşlar bulunmalıdır. Tırnak yediğini fark ettiklerinde dikkatini dağıtacak aktivitelere yöneltmeyi deneyebilirler.

    • Aileler çocuklarıyla tırnak yemenin neden zararlı olduğunu, hoş bir davranış olmadığını, ellerinin bakımsız ve çirkin görünebileceğini nazikçe ve onun anlayacağı şekilde anlatmalıdır. Burada önemli olan yargılayıcı bir üslup kullanmadan çocuğunuzla diyaloğa geçmektir.

    • Çocuğunuzun bu davranışı sıklıkla hangi zamanlarda yaptığını gözlemlemeye, hangi etkenlerin tetikleyici olduğunu anlamaya çalışın. Bunu fark ederseniz önlemek için de fırsatınız olmuş olur.

    Ebeveynler bu süreçte sabırlı olmalı ve çocuklarına desteklerini her zaman hissettirmelidir.

    Bu durum kalıcı bir davranış problemine dönüşmeden bir uzmandan destek almaları çocukların geleceği, ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından son derece kritiktir.

  • Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Tüm çocuklardaki görülen bir durumdur. Kardeş kıskançlığı bir dereceye kadar normal kabul edilir. Önemli olan bu durumun derecesidir. Ona çocuk ilgiyle büyü ve bu ilgiye alışır. Yeni şartlar altında kendine bir kardeş geleceğini öğrenmek çocuk bilinçaltında eskisi kadar sevilmeyeceğini, ilginin azalacağı ya da tamamen kardeşine kayacağını düşünür. Bu durum ailenin çocuğa ve yeni gelecek bebeğe karşı söylemleri ile gelişir.

    Önemli olan büyük kardeşin bebeğe bir zarar verici davranışlarda bulunup bulunmadığıdır. Günümüzde kardeş kınkançlığı önlem alınmadığında oğlu derece üzücü hadiselere yol açabilmektedir.

    Anne ve babalar doğum öncesinde çocuklarına kardeş geleceğini mümkün olduğunca kendisine oyun arkadaşı ve hayattaki en büyük yardımcısı sadece temelinde anlatmaktır.

    Çocuk onun yerini alacak muhtemel bir tehdit olarak görmek yerine, birlikte oyun oynayacakları, birbirlerini çok sevecekleri hatta yaramazlıklarını birlikte yapıp daha az azar işitecekleri gibi bir çok sevimli düşünce ile kıskançlıktan vazgeçer ve yeni iç içtenlikle destekler.

    Bununla birlikte, doğumdan sonra da devam ettirmek çok önemlidir. Yeni doğan kardeşe yapılan söylem ve davranışlar asla abartılmamalı ve büyük kardeşe aynı şekilde muamele yapılmalıdır. Örneğin bebeğin karnı doyurulurken büyük kardeşe bir şeyler hazırlanmalı ve birlikte beslenmeleri sağlanmalıdır.

    Yemekten sonra anne ve babanın büyük kardeşe “haydi şimdi oyun vakti” söylemiyle küçük kardeşi sevdirmeye yöneltmek bebeğe dokunarak, severek oyun oynadığını düşünmesi çocuğun kıskançlık düşüncesini ortadan kaldırarak kardeşini sevmesini mümkün kılar

    Belirttiğimiz gibi bu problemin çözümü çocuğun yeni kardeşe olduğu algısını yönlendirmekten geçmektedir. Ancak bütün bu çabalara ve yönlendirmelere rağmen kıskançlık devam ediyorsa ve bu kıskançlığın derecesi gün geçtikçe artıyorsa derhal bir uzmandan destek alınmalıdır.

    Günümüzde bir kız çocuğu görülen ve sayısı onu geçen gün artan saldırganlık davranışı, çok ciddi sorunların yattığı bir durumdur. Unutulmamalıdır ki hiç bir çocuk kendiliğinden saldırgan olmaz. Yaşamında bu davranışı tetikleyen bir çok sebep olabilir.

    En basit örneği izlediği ya da maruz kaldığı şiddet içerikli yayınlarıyla. Bu ebeveynlerin izlemekte bulunanları dizilere maruz kalmasıyla de olabilir, kendi izlediği çizgi filmi gibi yayınlarla da olabilir. Aslı saldırganlık davranışını ortaya çıkaran sebeplerin arasında bu örnek en masum sebep bile olabilir.

    Ebeveynler tarafından sert cezalarla ve kurallarla karşılaşmak, anne babanın çocuğa karşı ilgisizliği, gelenekselleşmişme tarzlarından kaynaklanan şiddetin ve küfürünün iyi bir şey gibi lanse edilmesi, anne ya da babanın uzun süreli yokluğundan kaynaklanan güvenlik kaygısı ve arkadaş ortamında şiddetin kabul edilmesi gibi nedenler gösterilebilir.

    Tüm bu sebepler oldukça vahim durumlar ve çocukta yaratılmış travmatuvar boyutu tahmin edilenden çok daha fazla olabilir. Bu nedenle çocukta saldırganlık yaratan sebep veya ortadan kaldırılmalı ve çözümü için mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.