Etiket: Durum

  • Ruh Bankası

    Ruh Bankası

    Bilirsiniz hepimiz hayat boyu hem kendimiz hem de sevdiklerimizin için seçimler yaparız. Bunlar bizim bilinçli veya bilinçdışı yaptığımız seçimlerdir. Bu yaptığımız seçimler doğrultusunda hedefler belirler, planlar hazırlar ve yatırımlar yaparız. Bu yatırımlar genelde ev, araba, dükkan, altın gibi maddiyat merkezli olur.

    Peki hiç ruh halinize yatırım yapmayı denediniz mi? Şöyle sorayım; ruh haliniz kötü olduğu zaman maddiyat merkezli yatırımların keyfi çıkar mı? İçinizde geçmek bilmeyen yoğun kaygı duygusuyla yüksek fiyatlı paralara satın aldığınız evin içinde otururken ne hissedersiniz? Yada depresif  bir ruh hali içindeyseniz gördüğünüz deniz manzarası size ne kadar huzur verebilir? İşte tam da bu yüzden ruh sağlığınıza yaptığınız yatırımlar her şeyden daha önemli ve ruh sağlığınıza vereceğiniz emek kendinize yapacağınız en büyük yatırım! Ruh sağlığına yapılan  yatırım kelimesinin artık Türkçe karşılığı da var; ‘’PsychoBank’’ yani Ruh Bankası.

    Gelin bu bankaya kazandıranları, kaybettirenleri, bankadaki dalgalanmaları, krizleri, riskleri ve bankadaki hareketsizliğin nedenini beraber inceleyelim:

    KAZANDIRANLAR                                                                        KAYBETTİRENLER

    Bedenine iyi bakmak                                                                            Sağlıksız beslenmek

    Her gün yeni bir şey öğrenmek                                                            Beynini monotonluğa alıştırmak

    Kendini sevmek   ve değerli görmek                                                    Sürekli kendini suçlamak

    Kötü duygu atmaya çalışanlardan uzaklaşmak                                    Negatif insanlarla beraber olmak

    DALGALANMALAR: PsychoBank piyasası bazı dönemlerde dalgalanıyor.  Kişi kendi yaşamamış olsa bile televizyonda veya radyoda duyduğu bir habere yada yakın olduğu insanların başına gelen olaylara gereğinden  fazla üzülebiliyor. Kişinin böyle durumlarda üzülmesi normal bir durum olmakla beraber üzüntü iki-üç günü geçiyorsa burada kişinin, o üzüldüğü olayda kendine ait derin ve onarılmamış bir mesele gördüğünü düşünebiliriz.

    RİSKLER: Yaş ilerledikçe Psychobank piyasasında riskler de artabiliyor. Örneğin;  10 yıllık evli bir çift sorunlarını çözmek yerine ertelediği için yıllar sonra  ufak bir kavga nedeniyle birbirlerinden tek celsede boşanmak isteyebiliyor. Yaş ilerledikçe kişiliğimizin değişmesi de zorlaştığı için, ruhsal sıkıntılara zamanında gerekli müdahaleyi  etmezseniz zaman geçtikçe bardak taşacak ve kişi daha zor durumlarda kalacak. Hesabınızda yeteri kadar bakiye yokken karşılıksız çek yazmaya çalışmanız gibi…

    KRİZLER: Ölüm, göç etme, sevgiliden ayrılma, doğal afet, kaza geçirme gibi yoğun stresli durumlar Psychobank  piyasasında yoğun krizlere neden olabiliyor. Eğer bu kriz Psychobank’ın işlevselliğini uzun bir süre boyunca bozuyorsa  gerekli müdahale bir uzman tarafından mutlaka yapılmalı.

    PİYASADA HAREKETSİZLİK: Psycobank piyasasında her şey sürekli aynı şekilde devam ediyorsa bu durum kişinin  beyninde de düşünce tembelliğine yol açıyor. Üstelik kişi bu hareketsizliği giderirse risk ve krizlerle karşılaşma olasılığı daha da düşük oluyor. Bu hareketsizliği önlemek için yapılması gereken kişinin kendisine hem fiziksel hem de ruhsal anlamda iyi gelecek şeyleri keşfedip tekrarlaması.

    Bankanızın  hortumlanmaması ve batmaması ümidi ile…

  • Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklar genellikle anne ve babalarından kardeş isterler. Çünkü tek olmaktan sıkılmışlardır. Kendilerine arkadaş olması, onunla oyun oynaması ve beraber parka gitmesi gibi beklentileri olur. Ebeveynler de çocuklarının bu isteklerini haklı bulur ve ikinci çocuğu dünyaya getirir. Çocuk tüm bu hayallerini gerçekleştirmek için büyük bir heyecanla kardeşinin dünyaya gelmesini bekler. Fakat kardeşi doğduktan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Hiçbir şey onun istediği gibi gitmemektedir. Herkes kardeşiyle ilgilenir, annesi kendi yanında uyutur, kardeşine eşyalar alınır, kendi eski giysileri ile eşyaları da kardeşine verilir ve insanlar kardeşini görmeye gelirler. Çocuk, onun için en değerli olan anne-babasını başka biriyle paylaşmaya, hatta çocuğun bakış açısına göre anne-babası kardeşini daha çok sevmeye ve onunla daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Çocuk artık eskisi kadar sevilmediğini hissetmektedir. Tüm bunlar olurken çocuk derinden sarsılmaktadır. Bu nedenle çocuk ilgiyi kendi üzerine çekebilmek ve ebeveynlerinin sevgisinin sınamak için; Olmadık isteklerde bulunur, şımarır, ağlar, kardeşine kaba davranır ve kardeşinin rolüne girmeye çalışır. Çünkü onun gibi olduğunda ona gösterilen ilginin aynısının göreceğini düşünür. Ailelerin gözlemledikleri bebeksi konuşmalar, davranışlar ve hatta alt ıslatmalar bu yüzden olmaktadır. Bu da onlar tarafından davranış problemleri olarak adlandırılmakta, onları öfkelendirmektedir. Bu süreçte çocuk gene beklediği ilgiyi görememektedir. Ebeveynlerin en çok yakındığı durumlardan biri ‘kardeşinin olmasını çok istiyordu ama şimdi kıskanıyor ve tuhaf hareketlerde bulunuyor’ demeleridir.

    Ebeveynlerin Düştüğü Hatalar

    • Bebeği dünyaya getirmeden önce çocuğa kardeşin ne olduğunu, nasıl bakılması gerektiğini ve onları neler beklediğini anlatılmaması; böylelikle çocuk, kardeşinin dünyaya geldiğinde onu ne beklediğini ve nasıl davranılması gerektiğini bilmeyecektir. Bu nedenle kardeşiyle bir rekabete girecek ve davranış bozukluğu sergileyecektir. Bu durumun yaşanmaması için çocuğa, kendisinin de bebeklikte nasıl bir süreçten geçtiğini ve kardeşinin de onun gibi aynı süreçten geçeceğini anlatın.

    • Yeni doğum yaptıktan sonra tüm ilgiyi bebeğin üzerine çekmek; dünyaya yeni gelen bir bebek bakıma ihtiyacı olduğundan ebeveynler ve diğer aile üyeleri ilgiyi onun üzerine çekecektir. Bu nedenle çocuğa olan ilgi azalmış olur ve sevilmediğini hissedecektir.

    • Çocuğa olan ilgiyi eskiye göre azaltmak; burada ebeveynlerin yapması gereken şey, kardeşi doğmadan önce çocuğa ne derecede ilgi gösteriyorlarsa aynı şekilde devam ettirmektir. Böylelikle kardeşi, onun yerini almamış olacaktır.

    • Kıskançlık olmasın diye çocuğa gösterilen normal ilgi ve sevginin üzerine çıkılması; ebeveynlerin düştüğü hatalardan biri de, kardeşi doğduktan sonra kıskançlık olmaması için sevgiyi ve ilgiyi normalinden daha fazla göstermektir. Bu durum da kardeşler arası kıskançlık yaratacaktır. Doğumdan önce ilgi nasılsa doğumdan sonra da aynı şekilde devam edilmesi gerekir.

    • Çocukla yalnızken ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabet ortamın yaratılması; ebeveynler çocuğun üzülmemesi için ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabete yol açacak sözler söylemektedir. Çocuklar arasında rekabete yol açan bu söz aynı zaman da hayal kırıklığına da yol açabilir. Çocuklar bunun gerçekçiliğine inanmaz ve her ne kadar size hissettirmeseler bile etrafında olup biten her durumun farkındadılar..

    • Çocuğun eşyalarını izinsiz kardeşine verilmesi; ebeveynler çocuğa küçük gelen giysilerini ve eski eşyalarını doğal olarak kardeşine vermek isteyeceklerdir. Ama her ne kadar o bir çocuk olursa olsun, onun da bir birey olduğunu unutmamaları gerekir. Yetişkin bireyler de eşyalarının alınıp başka birine verilmesinden hoşnut olmazlar bu yüzden çocuğun eşyaları kardeşine verilirken çocuğa sorulup ve ondan izin alınması gerekmektedir.

    • Kardeşler arası kıyaslanmaların yapılması; komşu çocuklarıyla yapılan kıyaslamalar kadar kardeşler arasında yapılan kıyaslamalar da yanlıştır. Burada unutulmaması gereken şey; her çocuk özeldir ve her birinin yetenekleri ve ihtiyaçları farklıdır. Bu yüzden ebeveynlerin çocuklarını iyi gözlemleyip ona göre ihtiyaçlarını gidermeleri gerekir.

    • Kardeşin sorumluluğunun çocuğa verilmesi; ‘sen abla/abisin o yüzden kardeşine bakman gerekir’ gibi cümleleri ebeveynlerin ağzından sık sık duyarız. Bu durum, çocuğu olgunlaştırmaz, tam tersi kardeşi onun için itici bir hal almaya başlar. Her ne kadar abla/abi olsa da, unutulmaması gerekir ki o bir çocuktur.

    • Tartışmalar olduğunda taraf tutulması; kardeşler arası tartışma ve kavgaların olması çok normaldir. Sınırı aşmadıkları sürece ebeveynlerin tartışmalara müdahale etmemeleri gerekir. Aştığını hissettiğinizde dikkat edilmesi gereken şey; adil olmaktır. Küçük olan daha savunmasız olduğu için genel olarak ebeveynler onu korumak ister fakat burada önemli olan ebeveynlerin ikisine de aynı şekilde davranmasıdır.

    Ne Zaman Destek Alınması Gerekir?

    Çocuk kardeşine zarar vermeye veya çocukta bir gerileme; parmak emme, alt ıslatma, bebeksi konuşma ve içe kapanma gibi durumlar olmaya başladıysa mutlaka profesyonel bir destek alınması gerekir.

  • Çocuk ve ergenlerde sosyal fobi ve çekingenlik

    Çocukluk döneminde birçok korku ve kaygı normal olarak değerlendirilebilir. Okul öncesi dönemde karanlıktan, hırsızda korkmak, sonraki dönemlerde ölüm ve yaralanma korkusunun eklenmesi normal bir süreç olabilir. Ruh sağlığı anlamında fobi ismi verilebilmesi için ise kişinin fobi olarak tanımlanan durumdan kaçınmak için çaba göstermesi ve bu kaçınmaların kişinin günlük yaşantısında olumsuzluklarla sonuçlanması gerekir. Sosyal fobi kişinin topluluk içerisinde konuşması, yemek yemesi, yeni kişilerle tanışması gibi sosyal durumlardan kaçınması ve bu kaçınma davranışları sonucunda günlük yaşantısının olumsuz yönde etkilenmesi ile ilişkilidir. Çekingenlik ise daha çok yapısal bir özellik olarak tanımlanabilir. Sıklıkla çocuğun tüm gelişim dönemlerinde izlerini görmek mümkündür. Sosyal fobi ile birlikteliği sık olmasına rağmen ayrımının yapılması önemlidir.

    Belirtiler nelerdir?

    Sosyal fobisi olan kişiler başkalarının yanında küçük düşeceğinden, alay edileceğinden endişe duyarlar. Genellikle çevresindeki kişilerin sesiz, sakin, içe kapanık gibi tanımlamalarıyla karşı karşıya kalırlar. Okul öncesi dönemde toplu oyunlara katılmaya isteksiz davranabilirler, sıklıkla anne ve babalarının yüreklendirmeleri ile katılırlar. Yabancılara karşı çok şiddetli kaygı belirtileri gösterebilirler. Okul başlangıcında okula gitmek konusunda isteksiz davranabilirler. Okul reddine neden olan psikiyatrik bozuklukların arasında sosyal fobi ikinci sırada yer almaktadır (birinci sırada ayrılık kaygısı bozukluğu bulunmakta). Okul döneminde sıklıkla öğretmenler sınıfta derse katılmadıklarından, elini kaldırmadığından tahtaya kalkmadığından yakınırlar. Arkadaş ilişkilerinde yaşadıkları sosyal kaygılar onları göreceli olarak daha kısıtlı bir çevre edinmeyi zorlar. Ergenlikle birlikte sosyal ortamlardan kaçınma davranışlarına karşı cinse ile olan ilişkilerde daha belirginlik kazanan çekingenlikler eklenebilir. Çekingenlik ise yukarıda kısaca bahsedildiği gibi daha çok yapısal bir özellik olarak tanımlanabilir. Çekingenlik sıklıkla yeni tanışılan kişiler karşısında daha belirgindir. Ancak ısınma süreci ile birlikte şiddeti hafifler ve kaybolur. Çocuğun ilkokul başlangıcında çekingen davranmasına rağmen sınıfındaki arkadaşlarına alışarak sonraki dönemlerde hiç sorun yaşamaması bu duruma en güzel örnektir. Her iki durumun ayrımının yapılması oldukça önemlidir. Çekingenlik sıklıkla sosyal öğrenme süreçleri ile yaşın ilerlemesine paralel olarak gerileme eğilimi gösterir. Bir patoloji veya hastalık tablosundan çok mizacın veya yapının ayrı bir rengi olarak değerlendirilebilir. Sıklıkla her iki durumda da aile bireyleri ile ilişkili çekingenlik belirtileri gösterilmez. Bu durum bazen müdahale sürecini geciktirebilir. Bir vakamda okuldan kaçtığı için ailesi tarafından getirilen bir ergende temel sorunun okulda sunması gereken performans ödevi olduğunu saptamıştım. Ailelerin en sık yakındıkları konuların başında özellikle okul döneminde dışarıda çok sesiz sakinken evde çok hareketli ve sinirli olunması gelmektedir.

    Sıklığı nedir?

    Sosyal fobi çocukluk çağında en sık gözlemlenen kaygı bozukluklarından bir tanesidir. Toplumda % 3-13 aralığında kişide sosyal fobi saptanabileceği ifade edilmektedir.

    Nedenleri nelerdir?

    Sosyal fobi ve çekingenlikte en önemli nedenleri genetik yatkınlıklar oluşturmaktadır. Sosyal fobi veya çekingen özellikler gösteren anne ve/veya babaların çocuklarında bu rahatsızlıklar yönünde risk artmıştır. Bunun dışında oluşum mekanizması ile ilgili teorilerden biriside annenin veya babanın aşırı koruyucu kollayıcı tutumu sergilemesidir. Bu tutum sergilendiğinde çocuk için yeterli araştırma ve gelişme fırsatı sunulmayabilir. Engellenmeler ile birlikte öz güven gelişimi olumsuz yönde etkilenebilir.

    Tedavisi var mıdır?

    Sosyal fobi ilaç tedavileri ve bilişsel davranışsal terapiler ile birlikte başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Tedavide en olum sonuçlar ilaç tedavisi ile birlikte terapi uygulanan vakalarda alınmaktadır. Bunun dışında performans sergileme öncesinde yaşanabilecek kaygılara özel anlık ilaç uygulamalarının da tedavide yeri bulunmaktadır.

    Evde yapılabilecekler nelerdir?

    Ailelerin en sık sorduğu sorulardan bir tanesi de böyle bir durumda nasıl davranılması gerektiğidir. Başlangıç önerim ailelerin çocuğun mizaç özelliklerine saygı göstermeyi öğrenmesi yönünde olacaktır. Günlük yaşantısında hiç sorun oluşturmayan çekingenliğin veya biraz utangaçlığın bir hastalık, rahatsızlık olmadığını, mizacın veya kişinin yapısının ayrı bir rengi olduğunu düşünerek değerlendirmek gerekir. Bu gibi durumlarda psikolog veya psikiyatristin kapalı odalarından çok çocuğun sosyalleşme süreçlerini destekleyecek ortamlara yönlendirilmesi daha faydalı olacaktır. Ancak kişinin günlük yaşantısını belirgin bir şekilde bozan bir durum söz konusu olduğunda mutlaka bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmak gerekmektedir. Anne babaların nasıl davranmam gerekiyor sorusuna en uygun yanıt kendilerinin iyi bir model oluşturmaya çabalamaları olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen davranışlar sergileyen bir ebeveyn öncelikli olarak yola kendi davranışlarına yön vererek başlamalıdır. Bunun dışında davranışsal olarak çocuğu sosyal ortamlara, etkinliklere katılmasına yüreklendirmek faydalı olabilir. Çocuğun veya ergenin yaşamında en temel sosyal gruplardan birisini oluşturan sınıflarda da öğretmenlere çok önemli roller düşmektedir. Çocuğun takdir edilmesi, elini kaldırmadığında da zaman zaman söz hakkı tanınması, sınıf da alkışlattırılması, bazen ufak hataların görmezden gelinmesi, özgüven gelişimini destekleyebilecek uygulamalardır.

  • Alt ıslatma sorunu nedir? (enürezis nokturna)

    Alt Islatma Sorunu Nedir?

    Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis nokturna, kişinin uyku sırasında istemsiz olarak idrar kaçırma sorununu tanımlamak için kullanılır. Bu tanının alınabilmesi için en az 3 ay boyunca, haftada en az 2 kez alt ıslatmanın olması ve çocuğun en az 5 yaşında olması gerekir.

    Alt Islatma Sorunu Sık Rastlanan Bir Sorun mudur? Düzelir mi?

    5 yaşındaki çocukların yapılan değerlendirmelerinde yaklaşık % 25 gibi yüksek bir oranda alt ıslatma sorunlarının olduğu saptanmıştır. Diğer bir deyişle her beş yaşındaki dört çocuktan birisinde görmek mümkündür. Yaşın ilerlemesi ile kendiliğinden düzelme eğilimi belirgindir. Bu sorunu yaşayan çocukların her yıl % 15 kadarı herhangi bir müdahale uygulanmadan düzelir.

    Alt Islatmanın Nedenleri nelerdir?

    Sıklıkla ailelerin genellikle alt ıslatma sorununu daha çok ruhsal nedenlerle ilişkilendirme eğilimine karşın, alt ıslatma sorununda genellikle ruhsal sorunlar nedeni ile ortaya çıkmaz. Alt ıslatma sorununda kalıtsal faktörler en önemli nedeni oluşturmaktadır. Örneğin anne veya babadan birisinde çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu varsa çocukta benzer bir durumun görülme olasılığı % 50'lere kadar yükselebilmektedir. Bunun dışında çocuğun gelişimsel olarak mesane kapasitesinin gelişimsel olarak küçük olması önemli nedenlerden bir tanesidir. Ayrıca birçok farklı tıbbi rahatsızlık çok daha nadir olmasına rağmen alt ıslatma sorunu tarzında bulgu verebilir (Örn. Şeker hastalığı, omurgalarla ilgili yapısal bozukluklar, epilepsi, çeşitli ilaçlar gibi).

    Ruhsal Sorunlar Alt Islatmaya Neden Olur mu?

    Alt ıslatma sorunu sıklıkla ruhsal rahatsızlık sonrası ortaya çıkmamaktadır. Ruhsal bir sorun sonrasında başlayan durumlarda genellikle çocuğun en az bir yıl kadar altını ıslatmadığı bir dönem bulunur. Bunun dışında özellikle ergenlik dönemine kadar düzelme göstermeyen durumlarda, çocuk bu rahatsızlık nedeni ile sosyal sorunlar yaşayabilir. Bu durumda depresyon dahil olmak üzere birçok ruhsal hastalığa zemin hazırlayabilir.

    Tedavisi Var mıdır?

    Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler üç kısımda incelenebilir:

    Davranışsal uygulamalar: Sıvı kısıtlaması, gece uyandırması, kayıt tutma ve ödüllendirme uygulamalarını içermektedir. Bu uygulamaların ayrıntılarının yazılmamasının nedeni gereksiz müdahalelerle çocuklarının konforunu bozma potansiyeli olan ailelerden çocukları korumaktır.

    Alarm cihazları: Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Yapılan araştırmalara göre en başarılı yöntemlerden birisidir.

    İlaç tedavileri: Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Ailelerin sıklıkla endişe duymasına ve hatta zaman zaman “kısır bırakır, kör eder” tarzındaki mantığa aykırı fikirlerine rağmen alt ıslatma tedavisinde kullanılan ilaç tedavilerinin çocuklarda güvenilirliği birçok bilimsel çalışmada ortaya konulmuştur.

    Evde Neler Yapılabilir?

    Sorunu net bir şekilde tanımlayın. 5 yaşından küçük bir çocukta geceleri alt ıslatma sorunu nedeni ile herhangi bir müdahale yapmaya gerek yoktur.

    Destekleyici olun. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığını bilin.

    Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

    (Bu makale psikiyatri.org/Home_Page.php” target=”_self”>www.cocukpsikiyatri.org adresinden alınmıştır)

  • Özel Öğrenme Güçlüğünde Kaygı ve Depresyon

    Özel Öğrenme Güçlüğünde Kaygı ve Depresyon

    Öğrenme güçlüğü; çocuklarda zeka kapasiteleri normal olmasına rağmen akademik anlamda zorluklar yaşamasına sebep olan bir durumdur.  Belirgin bir zeka problemi olmayan bu çocuklar, okul yaşantısında bazı zorluklar çekerler. Bu zorluklar, okulda her öğrencinin başarılı bir şekilde yapması gereken okuma, yazma, kendini sözel olarak ifade etme ve matematik işlemleri gibi becerilerde yaşanır.  Bazen bazı çocuklar bunların hepsinde zorlanırken bazıları bir veya iki tanesini yapmakta zorluk çekebilir. Yaşanan bu zorluklar, çocukların okul başarısını da etkilemeye başlar.

    Durum tespit edilmediği sürece çocuk başarısızlıklarından dolayı kendini yetersiz hissetmeye başlar. Hatta çoğu zaman ailede de bu yetersizlik hissi görülür. Ailelerin okul tarafından,ders başarısızlığı sebebiyle sorumlu tutulduğu durumlar da olur. Bu çocukların bir bölümünün; duygusal, işitsel,görsel ve sosyal yönlerden sorunu olmayan çocuklar olduğunun bilinmesi önemlidir. Bu konuda farkındalığı olmayan bir eğitim sisteminin ortasına düşen çocuk, kendini yaşıtlarından farklı hissetmeye başlar. Bu durumda çevresi ile ilişkileri bozulabilir.

    Kendini yaşıtlarından farklı hisseden ve farklı olduğu hissettirilen çocuğun çevresiyle iletişimi bozulduğunda, bu sefer öz güven problemleri de yaşamaya başlar. Bu problemlerin sebebini tam olarak idrak edemeyen çocuklar depresyon ve kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunlar yaşayabilir.

    Özgüvenin sarsılmaması ve benlik saygısının korunması bu tip durumlarda oldukça önem taşır. Yapılan araştırmalara göre, zeka açısından yaşıtlarından farkı olmayan fakat belli konularda öğrenme güçlüğü yaşayan bu çocukların okul başarısızlığı nedeniyle sıklıkla depresyon belirtisi gösterdikleri ve bu durumu kontrol altına alınmadıkları gözlemlenmiştir.

    Okuma güçlüğü yaşayan çocuklarda da kaygı ve stres belirtileri fazlaca görülür. Burada hassas nokta çocuğun başarısı hissinden yoksun kalarak özgüven kaybı yaşamasıdır.

    Çocukların strese verdiği tepkiler çocuktan çocuğa değişebilir. Örneğin depresyonun en önemli duygularından biri de öfkedir. Öfkeli bir çocuğun iç dünyasına girmek ve başa çıkmasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğun sosyal destek alıyor olması yani ailesinin sevecen bir şekilde yanında olması oldukça önemlidir. Çocuğun anlaşılmaya anlamaya ihtiyacı vardır. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuğun özgüven açısından desteklenmesi, ufak sorumluluklar verilerek başarı duygusunu yaşamasının sağlanması ve özellikle okul öncesinde eğitim alması okula hazırlık açısından önem taşır. Bazı problemlerin önceden tespit edilmesine de vesile olur.

    Çocuk eğitiminde fiziksel ceza ve olumsuz tepkilere sıkça rastlanır. Bu durum sadece özel öğrenme güçlüğü olan çocukları değil her çocuğu olumsuz etkiler. Şiddet gören çocuklarda benlik saygısı zedelenir; kaygı ve depresyon riski de artar.  Aile iletişiminde gerginlik, istikrarsızlık ve tedirginlik çocukların akademik başarılarını da oldukça etkiler.

    Bu tip durumlar çocuğun hayattan doyum alamamasına ve değersiz hissetmesine sebep olur. Anne babaların mutlaka destekleyici, koruyucu ve anlayışlı olmaları gerekir. Bu kuralsızlık ve disiplinsiz bir tutum anlamına gelmez. Çocukların ruh sağlığını her durumda korumamız gerekir.

  • Problem Değil, Deneyim

    Problem Değil, Deneyim

    Hayat her zaman güllük gülistanlık olmayabiliyor… Yöneticiniz sizin yaptığınız işten memnun kalmamış, yönettiğiniz şirket hayatta kalma mücadelesi veriyor, sevdiğiniz kişi ile tatsız bir tartışma yaşıyorsunuz, maddi anlamda sıkıntılar var, yeteri kadar ve kaliteli uyku uyumuyorsunuz, hastalanıyorsunuz veya kronik bir şekilde ağrılar çekiyorsunuz.

    Böyle durumlarla karşılaştığımızda, kendimizi genellikle aşağıdakilerden bir veya birden fazlası ile karşılık verirken bulabiliriz:

    Sorundan uzaklaşmak:İşten ayrılmak, sevdiğinizden ayrılmak veya en basit hali ile artık bir şeyleri umursamamak. Çıkış yoluna varacak her türlü hareketi yapmak.
    Sorunu göz ardı etmek:Düşünmeyin yeter. Sanki her şey yolundaymışçasına davranmak. Sorunun dışında kalan her türlü şey ile kafanızı meşgul etmek.
    Sahte rahatlamalar yaşamak:Alkol, sigara, aşırı yemek, televizyon, sosyal medya, oyunlar gibi şeylere başvurarak kafamızı zorlandığımız konudan uzaklaştırmak.
    Yakınmak ve serzeniş etmek:Birilerine çıkışmak, bütün gün şikâyet etmek, bir arkadaşınızı esir almak ve saatlerce olayı kendi tarafınızdan anlatmak, sorunun sizde değil karşınızdaki kişide olduğunu ispatlamaya çalışmak.

    Bu yöntemlerin hepsi, zaman zaman hepimizin yaptığı şeylerdir ve bu yüzden kendimizi yemenin ve suçluluk duymanın bir anlamı yok. Hatta bazen hem sakinleştirici hem de yardımcı bile olabilirler. Mesela, yaşadığınız sorunlardan başkalarına bahsetmek iyi bir fikir. Sorunlarla mücadeleye başlamadan önce bir süre kendinize çekilmek ve dinlenmek de iyi bir fikir.

    Ancak ortadaki sorunu göz ardı etmeye çalışmak, ondan kaçmak, hatta kendimizi çeşitli yöntemlerle rahatlatmaya çalışmak bile sadece bir yere kadar etkisi olan yöntemlerdir. Bununla birlikte, belki faydası olabilecek bir düşünce şekli değişikliği yapılabilir: Problemleri birer sorun olarak değil, birer deneyim olarak görmek.

     Hissettiğiniz üzüntü veya kızgınlık her ne ise onu sonuna kadar hissedin.

    Problemi göz ardı etmeye çalışmak yerine, onu tamamen hissetmeye çalışın ve bunu yapmak için kendinize izin verin. Kendinizi engellemeyin.

    Ve bunu yaparken de, meseleyi halledilmesi gereken bir problem olarak, kurtulmanız gereken bir şey olarak görmeyin. Sadece, şu anda yaşamakta olduğunuz bir deneyim olarak görün.

     Bu yaşadığım tatsız durum aslında bir problem değil. Bu bir deneyim.

    Sadece bundan ibaret: Bir deneyim, bir hissiyat. Panikleyecek bir şey yok. Bu sadece şu anda deneyimlediğiniz bir şey — mesele onun iyi veya kötü bir şey olduğu değil. Evet, belki hissiyatı güzel değil. Olmasa da olurdu. Ama bu da bir problem değil, çünkü bütün deneyimler sadece olumlu olanlardan meydana gelmiyor, değil mi? Bazen istemesek de soğuğu, sıcağı, fırtınayı, acıyı yaşamak durumunda kalıyoruz. Bunlar, yaşam denen bütün bir deneyim paketinin parçalarından ibaret ve her ne pahasına olursa olsun, onlardan kaçmamızı gerektirmiyor.

    İçinden geçtiğiniz zorluğu bütün gücüyle ve olabildiğince açık bir yüreklilik ile hissedin. Tıpkı yakın bir dostunuza izin verdiğiniz gibi, o zorluğun da sizin kalbinize ulaşmasına izin verin. Herhangi bir şey yapmadan, herhangi bir yargıda bulunmadan… Sadece deneyimleyin.

    Bugüne kadar zorluk anlarında kendinizi rahatlatmak için neler yaptıysanız, onlar için de kendinizi yargılamayın. Yaşadığınız deneyim her ne ise, belki onunla barışınızı yapabileceksiniz.

     Şimdi harekete geçme zamanı.

    Bahsettiğimiz bu ‘deneyimi kabullenme’ noktasına vardığınızda, artık bir davranış içine girebilirsiniz. Bu davranışlardan bazıları;
     **Yaşadığınız hissiyatı, deneyimi, acıyı sevmek,
     **Önünüzde duran ve içi acıyan kişiyi sevmek, onları hissetmek,
     **Dünyayı sevmek, kendi hediyenizi dünya ile paylaşmak,
     **İçinde bulunduğunuz durumu iyileştirecek küçük bir adım atmak,
     **Yaşam amacınızı gerçekleştirme yönünde küçük bir adım atmak,
     **Sadece sessiz kalarak dinlemek ve bu sayede daha da fazla deneyimleyebilmek
    olabilir.

    Sergileyeceğimiz davranış şekli tabii ki içinde bulunduğumuz duruma göre şekillenecek. Ancak her ne şekilde olursa olsun, atacağımız ilk adım yaşadığımız bu problem ile değil, bu ’deneyim’ ile barışabilmekten geçiyor.

  • Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Afacan Louie, 8 yaşındadır ve her yıl doğum gününü, pastasındaki mumları üfleyerek sevdikleriyle birlikte kutlamaktadır. Doğum günü olurda hediye olmaz mı?, Louie ailesinden ve arkadaşlarından aldığı hediyelere mutlu olmaktadır, bu hediyeler dışında her yıl düzenli olarak büyük annesinden hediye kazak gelmekte ancak Louie büyük annesine teşekkür etmeyi ihmal etmektedir. Son doğum gününün ardından yine teşekkür etmeyi erteleyen Louie büyükannesini aniden kaybeder. Louie için şaşkınlık, merak ve belirsizlik duyguları karmaşık şekilde yaşanmaya başlar. Bir konuşma sırasında kazağı neden onun yeni adresine yollamıyorsun? Herkesin mutlaka bir adresi vardır.” cümlesini duyunca Louie’nin büyükannesinin yeni adresini arama serüvenine başlar. Önce babasına “büyükannem  nerede?” diye soran Louie “Tanrı nın yanında diye cevap alınca “Tanrı nerede?” diye sorusuna devam eder bu kez de babasından “Tanrı her yerde.” diye bir cevap alır. “Tanrı her yerdeyse büyükannem her yerde” der ancak bu cevap onu tatmin etmez.

    Sonra kiliseye gider rahip e “büyük peder sen misin” diyerek büyük annesinin adresini ona da sorar. Rahip: “hayır ama onun için çalışıyorum. Büyükannen ebediyete gitti “der adres isteyen Louie ile baş edemeyen rahip “benim ilk iş günüm pederi çağırayım.” der Louie yine cevaptan memnun değildir. Louie İslam bilginine göre cennete gitmiştir, Viking mitolojisinde Valhalla ya ulaşmıştır, bazen de kutsal krallıkta olabilir.

    Ölüm kavramını anlamaya çalışırken yaşanan kafa karışıklığını anlatan küçük afacan Louie nin hikayesinden yapılan alıntılar bu işin ne kadar hassas ve karmaşık olduğunu bizlere göstermektedir. Bir kayıp sonrasında ölüm hakkında konuşmak çok zordur. Sadece çocuk değil yetişkin de bir yakınını kaybetmiş olacağından yetişkin de çocuk gibi yas sürecinde olabilmektedir. Yetişkin çocuğu üzmeden incitmeden konuşmakta zorlanabilir ve bu olay önemsizmiş gibi davranabilir. Çocuğun ölüm kavramını nasıl algılayacağı ve ölüme nasıl tepki vereceği daha çok ebeveynlerin davranışlarına bağlıdır. Çocuklar gelişim dönemlerinin özelliklerine göre ölümü anlamdırırlar.

    0-2 yaş çocuğu anlama yeteneğinde değildir, ama bağlandığı kişiden ayrıldığında ayrılık anksiyetesi yaşar.

    3-5 yaş çocuğu Ölümü geri dönülebilir bir olay gibi algılar. Ölümün insandan insana geçtiğine, böylelikle başkalarının ve kendinin de bundan ötürü öleceğine inanır ve korkar.

    6-10 yaş çocuğu geri dönülmez, sona erme olarak görür. Kendinin ölebileceğini kavrayamaz.

    11-13 yaş çocuğu evrensel ve sona erme olarak görür. Ölümün biyolojik yönleri ve cenaze töreninin ayrıntılarıyla ilgilidir.

    14-18 yaş çocuğu soyut biçimde kavrar. Tehlikeli durumlar sonucu ölebileceğini bilir.
     

    Her çocuk gelişim basamağına uygun tepkiler vermeyebilir çünkü her çocuk ayrı bir bireydir ve her bireyin geçmiş deneyimleri farklıdır. Bazen bir çocuk şok aşamasını sessizce geçirirken diğeri sürekli ağlayabilir. Anne- baba kaybından birinde çocuklardan biri sürekli ağlarken, diğeri oyunlarına devam edebilir. Bu durum garip gibi görünse de her çocuğun acıyla baş etme yöntemi farklıdır, ancak oyun oynayan çocuğun üzgün olmadığı varsayılarak destek aşamasında atlanması rastlanan bir durumdur. Bu durumda bir çocuk yas tepkisi göstermediği için acısı yok sayılabilecektir, bu durum gözden kaçırılmamalıdır.
    Çocuklardan acılarını bastırmaları, yok saymaları istenmemelidir. Çocuktan güçlü olmasını istemek, erkekler ağlamaz gibi söylemler son derece yanlıştır. Acısını, duygularını ifade etmesine izin vermek, onu bu koşulları hazırlamak yerinde olacaktır. Çocuğun yanında kayıptan ve yasımızdan bahsetmemek, sürekli olarak onu üzmemeye çalışarak konuyu kapatmak çocuğun yas sürecini çok daha ağır ve sancılı geçirmesine neden olacaktır.

    Yakınını kaybetmiş bir çocuğa yaklaşım,

    • Açık ve dürüstçe olmalıdır. Geçici öyküler anlatmak, çocuğun kafasındaki soru işaretlerini çoğaltacaktır.

    • Ölüm sonrasında çocuğun ölümle ilgili ve ölen kişiyle ilgili konuşmasına fırsat tanınmalıdır. “Öldü” yerine “gitti” eylemini kullanmak, çocuğu beklenti içine sokabileceği gibi, ölen kişiye olan öfkesini de artırabilir. “giden geri gelir, o zaman neden o geri gelmemektedir?”

    • Ölüm olmamış gibi davranmak çocuğun iç huzursuzluğunu artıracağı için uygun koşullarda uygun ölçülerde uygun ifadelerle duyguların ifadesi çocuğu rahatlatacaktır. “çok üzülüyorsun bende çok üzülüyorum” gibi

    • Çocuğun günlük hayatındaki işlevlerini ihmal etmemesi önemli, günlük sorumluluklara imkanlar ölçüsünde devam etmek uyum sürecini kolaylaştıracaktır.

    Unutmayalım ki, bir varmış bir yokmuş arasındayız.  Yanı başımızdakilerle mutlu ömür dileği ile…

  • Regl Dönemindeki Psikolojik Değişiklikler ve Başetme Yöntemleri

    Regl Dönemindeki Psikolojik Değişiklikler ve Başetme Yöntemleri

    “Bugün kendimi çok kötü hissediyorum”, “ Giyecek hiçbir şeyim kalmadı”, “Kimse beni anlamıyor”, “Kendimi çok çirkin hissediyorum”, “Çok kilo almışım”, “ Canım hiçbir şey yapmak istemiyor” gibi benzer cümleleri her ay pek çok kadından duyup, bu sıkıntıları yaşadıklarına şahit olabiliyoruz. Erkeklerin tam olarak anlamakta zorlandıkları bu sıkıntılar kadınlar için hiç de yabancı sayılmaz. Aşırı duygusallık, hassasiyet, ağlama krizleri, öfke nöbetleri, olur olmadık şeylere takma, içsel bir sıkıntı, bunaltı hissi ile geçen regl döneminden (adet dönemi/mens dönemi) bahsediyorum. Bu dönemde kişide; karında ağrı, halsizlik, yorgunluk, göğüslerde hassasiyet, aşırı uyku hali, mide bulantısı ve kusma, iştahta artış, baş dönmeleri, terleme, çarpıntı, mide bağırsak bozulmaları, kas ağrıları, cinsel istek değişiklikleri, vücutta su tutulması, migren atakları gibi pek çok fiziksel sıkıntı yaratabilecek durumlar görülür. Buna ek olarak psikolojik belirtiler de kişinin günlük hayatında oldukça etkiler ve çekilmez hale getirebilir.

    Regl Dönemindeki Duygusal ve Davranışsal Değişiklikler:

    • Gerginlik

    • Sinirlilik

    • Öfke

    • Tahammülsüzlük

    •  Depresif duygu durum

    •  Ağlama

    •  Üzüntü hissi

    • Endişe

    •  Kendini beğenmeme

    • Etkinliklere karşı ilgi azalması

    •  İçe kapanma

    •  Sabırsızlık

    •  Alınganlık

    •  Dikkatsizlik

    •  Unutkanlık

    Bu belirtilerden bir kaçı, çoğu kadının regl döneminde görülebilir. Bu bozukluklar kişinin yaşamını çok fazla etkilemediği takdirde tedavi önerilmez; ancak kişinin özel ve iş yaşamını, işlevselliğini etkiliyorsa, kişi bu dönemlerde yaptığı hatalardan, sıklıkla pişmanlık yaşıyorsa, öfkesi artık kontrol edilemez hale geldiyse ve kendisine ya da çevresine tamiri zor zararlarda bulunabiliyorsa bir uzmandan yardım almakta fayda vardır. Bu dönemde  progesteron hormonunun dalgalanmalarına ve buna adapte olmaya çalışan bünyenin uyum sağlama çabaları mevcuttur. Bu nedenle jinekolojik bir muayene olunmasında da fayda vardır.

    Regli döneminde yaşanan  sıkıntıları azaltmak için neler yapabiliriz:

    1. Regl döneminizdeyken hassas olduğunuzu yakın çevreniz ile paylaşmalısınız

    Kadınların yüzde doksanında regl öncesi ve sırasında öfke ve huzursuzluk oldukça yüksektir. Normal zamanlarda daha fazla tolere edilebilen durumlar bu dönemde daha fazla hayal kırıklığı ve öfke hissi uyandırır. Bu noktada regl dönemi belirtilerini şiddetli yaşayanlar yakın çevreye konu ile ilgili bilgi vermeli, bunun bir sendrom olduğu açıklanmalı, yakınları kişiye daha anlayışlı davranmalı ve yapılan davranışları kişisel olarak algılamamalıdır.

    1. İkili ilişkilerde regl döneminizin arkasına sığınılmamalıdır.

    Bu da bir önceki durumun aksine bunu sık sık yakın çevresine ifade eden ve yaptığı her olumsuz davranışın hoşgörüyle karşılanmasının beklendiği bir durumdur. Bu dönemlerde hassas olduğumuzu yakınlarımızla paylaşmalıyız ama onlarında insan olduğunu ve onların da farklı dönemleri olabileceğini unutmamalıyız. Regli dönemi kendimizi hiçbir şey düşünmeden hoyratça ifade edebileceğimiz, insanların biz regl dönemindeyiz diye bize tepki vermeyecekleri ve bizim ikincil kazançlar sağlayabileceğimiz bir dönem de olmamalıdır. Bu nedenle regl döneminde hassas olduğunuzun siz de bilincinde olmalı ve buna göre da sonradan pişmanlık duyabileceğiniz davranışlardan kaçınmalı, duygu, düşünce ve davranışlarınızı bu dönemlerde nasıl kontrol edebileceğinize ilişkin çalışmalar yapmalı ya da destek almalısınız.

    1. Önemli sorunları bu dönemde çözmeye çalışmamalı, ertelemelisiniz.

    Bu dönemde sorunları daha fazla gözünüzde büyütebilirsiniz ve durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir. O nedenle bu dönem geçinceye kadar ertelemekte fayda vardır. Herhangi bir  başka psikolojik sıkıntı varsa, bu dönemde daha da artabilir. Örneğin depresyonda olan bir kişi bu dönemde intiharı da düşünebilir. Böyle bir durum sık sık yaşıyorsanız destek almak son derece önemlidir.

    1. Makyaj yapıp, kuaföre gidin, alışveriş yapın. 

    Regl döneminde pek çok kişi kendini çirkin hissetmektedir. Saçların şekle girmemesi, yüzdeki sivilceli görünüm, vücutta tuz tutulumuna bağlı ödem ve kilo artışı, giydiğiniz kıyafetleri beğenmeme gibi. Ancak bu dönemde aynalara küsmek yerine; hafif bir makyaj yapmak, kuaföre gitmek ya da güzel hissetmek için kendine zaman ayırmak, alışverişe çıkmak aslında  kişiye iyi gelecektir.

    1. Açık havada yürüyüş yapın

    Kişi stres yaratacak ortamlardan mümkünse uzak durmalı, çeşitli egzersizler ve gevşeme teknikleri kullanmalıdır. Rahat kıyafetler ve müzikli gevşeme çalışmaları, çok ağır olmayan gevşeme ve ağrıyı azaltıcı egzersizler önerilebilir.

    1. Meditasyon yapın

    Çeşitli meditasyonlar  ya da kendi kendimize olumlu telkinlerde bulunmak işe yarayabilir..

    1. Yeme alışkanlıklarınızı düzenleyin

    Kafein alımını azaltmak , kendimizi küçük tatlılarla aşırı olmayacak düzeyde şımartmak iyi gelebilir.

    1. Ilık duş alın

    Ilık duş almanız sizi oldukça rahatlatır ve regl dönemine bir zararı dokunmaz.

    1. Arkadaşlarınızla keyifli vakit geçirin

    Regl döneminde olumsuz psikoloji çoğu zaman kadınları yalnızlaştırır. Ancak bu dönemde enerjisi yüksek, iyi vakit geçirdiğiniz kişilerle birlikte olmak, onlarla zaman geçirmek kesinlikle iyi gelecektir.

    1. Dinlenin

    Eve gidip, güzel seveceğiniz bir film alıp, bir porsiyon dondurma ve uyumak da iyi bir fikir olabilir.

    Her şeyden önemlisi bu dönemin geçici olduğu ve tüm bu duygusal hassasiyetlerin geçici olduğu, bu belirtilerin bu dönemin özelliklerinden kaynaklı hormonsal bir değişim olduğu ve bu nedenle kendimizi böyle hissettiğimiz  unutulmamalıdır.

  • Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    “Anne seni sevmiyorum!”, “Baba seni sevmiyorum!” bu cümleleri zaman zaman duymuşuzdur çocuklarımızdan değil mi? Açıkçası ben duydum ve bu cümleleri duyarak çocuğum beni niye sevmiyor diyen, kırılan veya kızan hatta çocukta bir problem olduğunu düşünmeye başlayan anne babalar da gördüm. Eğer sizin de çocuğunuz bu cümleleri söylüyorsa veya söylediyse ya da ilerde söyleyecekse işte bu yazı tam sizin için. Çocukları bu cümleleri kuran anne babalar lütfen rahat olun. Çocukta bir problem yok! Bunun yanısıra lütfen “Aaaa hiç anneye/babaya öyle şey söylenir mi?, Çok ayıp, bir daha duymayayım. Sevmezsen sevme. Ben de seni sevmiyorum.” gibi çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini engelleyici cümleler kurmayın. Çünkü onların en çok duygularını ayırtetmeye ve bunları ifade etmeye ihtiyaçları var. Sadece bazı duygularını birbirine karıştırabiliyorlar ve nasıl ifade edebileceklerini öğrenmek biraz zaman alıyor. Onların “seni sevmiyorum” diye ifade ettikleri şey aslında kızgınlık ve öfke ya da kırgınlık olabilir mi? İstedikleri bir şey olmamış ya da kendilerine istemedikleri bir şekilde davranılmış olabilir mi? Eğer bunlara dikkat edersek çocuklarımızın aslında hissettikleri duyguyu daha iyi anlamalarını ve tanımlamalarını sağlayıp, buna yönelik neler yapabilecekleri konusunda doğru rehberlik edebiliriz. Çocukların duyguları yetişkinlere göre çok daha kısa sürelidir. Özelikle de yaşları küçük olan çocukların. Kreşte birbirlerini itip zaman zaman birbirlerine vurabilirler ama iki dakika sonra birbirleriyle oyun oynarken görürüz onları. Ya da bir arkadaşıyla yaşadığı olumsuz bir olayı size anlatıp artık onu sevmediğini de söyleyebilir. Ama yine bir sonraki gün onun doğum gününe gitmek isteyebilir. O nedenle “sevmiyorum” diye ifade ettiği şey aslında kızgın olduğu ve kırıldığı olabilir. Aynı durumu anne-babayla da yaşabilir. Bunu fark edebilirsek eğer o noktada onun hissettiklerini engellemek yerine “Seni anlıyorum. Yaşadığın bu durum senin kızmana, kırılmana ya da üzülmene neden olmuş olabilir mi? Bu nedenle de sevmediğini düşünüyor olabilir misin acaba? Peki sence kızdığın ya da kırıldığın bu durum için ne yapılabilir? Sana böyle davranılması seni kızdırıyor ya da kırıyor mu? Bu konuda ne yapmayı düşünürsün? gibi çocuğumuzun kendi duygusunu daha iyi anlamasını sağlayıcı ve ifade etme yollarını geliştirici şekilde davranmamız, ona daha doğru rehberlik etmemizi sağlayacaktır. Yine buna yönelik yaşına uygun kendi yaşadığınız kızgın ve kırgın olduğunuz durumlarda nasıl davrandığınız konusunda örnekler de verebilirsiniz. Tabi bu örneklerin dışında gerçek hayatta kendilerinin yaptığı gözlemler de çok önemlidir. Çünkü duygu ifadelerini aslında biz ebeveynlerinden model alarak öğrenirler. O nedenle gerçekten kızgın, kırgın olduğumuz durumlarda ya da sevindiğimiz ve mutlu olduğumuz zamanlarda nasıl davrandığımız daha da önemlidir. Şunu unutmayalım olumsuz gibi görünen duygular aslında çocuklarımızın istemedikleri durumları ve rahatsızlıklarını ifade edebilmeleri için bir fırsat ve yol gösterici niteliğindedir. O nedenle duyguyu anlamak ve ifade etme becerisi geliştirmek, çocuklarımıza kazandıracağımız ve yaşam boyu fayda sağlayacak becerilerden biridir.

  • Çocuklarda yürüme bozuklukları

    Çocukların bebeklikten sonra yürüyebilmesi, bir hareket olarak, anne babalar tarafından heyecanla beklenen önemli gelişme evrelerinden biridir. Hatta bu durum anneler arasında rekabet konusu bile olabilir. Ancak yürümede gecikme ile yürüme ve hareket bozukluğu karıştırılmamalıdır. Yürümede gecikme birçok davranışsal ve giderilebilecek sorunlarla alakalı olabilir.

    Bebeklerde Yürümede Gecikme

    Çocuklardaki normal büyüme ve gelişmeyi nörolojik olarak dört ana temel alanda ince motor, kaba motor, dil gelişimi ve sosyal gelişim olarak değerlendiriyor ve sonuçlar çıkarıyoruz. Çocukların bu alanlarda normal gelişme gösterebilmesi için beyin, sinir ve kas yapılarının sağlıklı olması gerekir. Kaba motor alandaki gelişmenin en iyi göstergelerinden biriside çocuğun yürüyebilmesidir. Yenidoğan bir bebek hemen yürüyemez. Ancak motor gelişme yaşa göre ilerleme gösterir. 1-3 aylık başını kontrol etmeyi, altı aylık iken sağa sola dönmeyi, destekle oturmayı, 8-10 aylık iken sürünmeyi, emeklemeyi, bir yaşında tutunarak ayakta durma (tay-tay durma) ve sıralamayı başarmasını bekleriz. 12-15 aylar arasında ise bağımsız adım atarak yürümeyi öğrenir. Elbette bu süreç bazen daha erken olabildiği gibi daha geç de olabilir. Zamanında doğan bir çocuk 16 aydan sonra hala bağımsız adım atamıyor, yürüyemiyorsa yürümede bir gecikmeden bahsedebiliriz. Yürümede gecikme veya gerilik genellikle tek başına gördüğümüz bir durum değildir. Çocuklardaki hareket bozukluklarının beyin, sinir ve kas hastalıkları ile birlikte olabileceğini, yürüme bozukluğunun da bu hastalıkların bir sonucu olabileceğini sitemizde yer alan bir başka yazımızda ayrıntılı belirtmiştik. Bu yazıda ise bunların dışında kalan ve ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı durumlardan bahsedeceğiz.

    Çocuklarda Kalça Çıkıklığı

    Maalesef her türlü muayeneye rağmen doğuştan kalça çıkığı gözden kaçabiliyor. Kız bebeklerde daha fazla görülmektedir. Bebekleriniz daha bir aylık iken doktora götürmeli ve kalça çıkıklığı için baktırmalısınız. Günümüzde doğumdan sonra kalça ultrasoundu yaparak toplum taraması ile bu sorun erkenden tespit edilebiliyor. Olası bir rahatsızlıkta ise erken dönem olduğu için hemen önlemler alınıyor ve sorunsuz bir şekilde tedavi edilebiliyor. Bebeklerin bacakları arasındaki uzunluk – kısalık farkı, bacaklarını yan yana getirdiğinizde deri katlantılarının veya eklem çizgilerinin birbirine denk gelmemesi, bezlenme sırasında kalçadan klik benzeri ses gelmesi sizi erken dönemde kalça çıkıklığı açısından şüphelendirmelidir. Yürüme yaşındaki çocuklarda ise bir tarafa aksama geç kalınmış kalça çıkıklığı belirtisi olabilir.

    Çarpı Bacak (X) veya Parantez bacak

    Bacakların bu şekil bozuklukları yapısal-anatomik bozukluklar, serebral palsi gibi kasların spastik olduğu hastalıklarda görülebileceği gibi özellikle D vitamini eksiklikleri, kalsiyum metabolizma bozuklukları gibi metabolik hastalıklar açısından da bizi şüphelendirmelidir. Fark edildiği anda çocuk hastalıkları uzmanı, ortopedi uzmanı olan doktorlara götürülmeli ve en kısa zamanda tedaviye başlanmalıdır. Çocukların yaşı ilerledikçe kemikleşme ve yapı kalıcı hale geleceğinden tedavileri daha güç olmaktadır.

    Çocukların Fazla Kilolu Olması

    Çocukların kilolu olması genellikle tek başına yürüme sorunun sebebi değildir. Bacak kaslarının taşıyacağı ağırlığa göre gelişmesi ve güçlenmesi doğal bir süreçtir. Ancak çocuklarda yaşıtlarına göre fazla kilolu olmasına neden olan hastalıklar (örneğin endokrin ve genetik hastalıklar) aynı zamanda kas, metabolizma ve zekâyı da etkileyebileceklerinden yürümede gecikme veya yürüyememe nedeni olabilirler. Bir çocuğun yaşıtlarından fazla kilolu olması zaten ilk başta dikkatimizi çekmesi ve araştırılması gereken bir konu olmalıdır.

    Çocuklarda Parmak Ucunda Yürüme

    Parmak ucunda yürüme bazen çocukların örümcek arabası gibi yürüteçlere konması nedeniyle alışılmış bir davranış olarak karşımıza çıkabilir. Bu yürüteçler çocuklar oturarak ayakları ile ilerledikleri için çocuğun kendi ağırlığını taşımasına engel olurlar. Bu nedenle bacakları güçlenemez ve bağımsız yürüme sırasında kendi ağırlığını taşıyamaz. Yürümede gecikmeye neden olur. Biz çocukların sağlıklı motor gelişimi için örümcek arabası benzeri yürüteçleri kullanmanızı önermiyoruz.

    Daha önemli bir bulgu olarak parmak ucunda yürüme her halükarda beyinin etkilendiği, bacak kaslarının gevşeyemediği, sürekli kasılı kaldığı spastik durumlar açısından mutlaka incelenmelidir. Yani parmak ucunda yürüme spastik serebral palsinin bir belirtisi olabilir.

    Ayakların İçe veya Dışa Dönük Olması

    Tıp literatüründe Pes Varus (equino varus, pes valgus vb) gibi isimlerle adlandırılan bu durum tek ayakta veya her iki ayakta da olabilir. Yürümede güçlük ve gecikme sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece yapısal bir durum olabileceği gibi kasların spastisitesi ile giden serebral palsi hastalığının bir belirtisi ve bağ dokusu eklem hastalıkları ile de ilgisi olabilir.

    Çocuklarda Ani Yürüme Kaybı

    Daha önce sağlıklı olan bir çocuğun birden yürüme fonksiyonunu kaybetmesi aileyi ciddi endişelere sürükleyen bir durumdur. Nadir görülmekle birlikte sinirleri, kasları ve beyni tutan enfeksiyonlar, tümörler, zehirlenmeler ve travmalar sonrasında böyle durumlarla karşılaşmaktayız. Özellikle vücudun aşağısından başlayıp üst sinir merkezlerine doğru ilerleyici bir sinir tutulumu gösteren ve solunum durmalarına yol açma potansiyeli olan Gullien Barre dediğimiz hastalık hayatı tehdit edebilen bir ilerleyiş gösterebilir. Bu ilerleyiş çok hızlı olabileceği için çocuklarında ani yürüme kaybı fark eden ebeveynlerin bir an önce en yakın hastaneye başvurması çok önemlidir.

    Çocuklarda Anlık Yürüme Kaybı

    Anlık yürüme kaybı, sakarlık ve sık düşmeler de ebeveynlerin mutlaka önemsemesi gereken durumlardandır. Bu çocuklar beyni yaygın olarak etkileyen, anlık kopukluklar yaratan epilepsi, ensefalopati, Multiple Skleroz gibi hastalıklar açısından incelenmeleri gerekir.

    Merdiven Çıkamama

    Sağlıklı bir çocuğun üç yaşından itibaren merdiven basamaklarını bir yerden tutunmadan çıkabilmesini bekleriz. Eğer üç yaşından büyük bir çocuk bilinen bir sebebi yok iken merdiven çıkamıyor, bir yerlere tutunmadan oturduğu yerden kalkamıyor ise mutlaka kas hastalıkları açısından incelenmesini tavsiye ediyoruz.

    Tek Taraflı Ayağını Basmama veya Tek Taraflı Aksama

    Küçük çocuklar bir vücut parçalarında özellikle kollar ve bacaklarda belirgin olarak ağrı, acı, yanma duyduklarında o tarafı kullanmama eğilimindedirler. Örneğin kalçadan veya bacaktan enjeksiyon yapıldıktan sonra olduğu gibi. Hatta bu durum sanki felç olmuş gibi davrandıkları için doktorları bile yanıltabilir. Böyle tek taraflı olaylarda travma, yanma, batma, kesi olup olmadığı araştırılmalıdır. Eklemlerin şişlik, renk değişikliği, ısı artışı ve ağrı nedeniyle kullanılamayışı iltihabi ve romatizmal hastalıkları da akla getirmelidir. Kasların mevsimsel enfeksiyon ile ilişkili ağrılı olan hastalığında (epidemik myozit) çocuklar kas ağrısından ayaklarını basamaz ve yürüyemez hale gelebilmektedir. Bazen bir taraf daha fazla ağrılı olabilir fakat çoğunlukla iki bacak kaslarını da tutmaktadır. Genellikle tehlikeli olmayan ve istirahat ile geçici olan bu durum iyi bir muayene ve tetkik ile Gullien Barre gibi demyelizan hastalıklardan ayırt edilmelidir.