Etiket: Durum

  • Uçak Fobisi

    Uçak Fobisi

    Teknolojinin gelişmesiyle seyahatlerimizin de çeşidi değişmektedir. Eskiden uzun süren deve, eşek, at vs gibi hayvanlarla yapılırken motorlu taşıtların icadıyla araba, otobüs gibi taşıtlarla yolculuk yapar olduk. Çok çeşitli yolculuk yapmak için alternatifler oluşur olmuştu. Bunlar arasında tren, deniz yolu ulaşımı da alternatifler arasında idi. Daha sonra hava yolu şirketlerinin uçak seferlerini başlatması daha önce ekonomik boyutu bütçeyi zorlamaktaydı, daha sonra açılan çeşitli havayolu şirketleri aralarındaki rekabet bilet fiyatlarındaki azalmalar uçak ile seyahatlerin yapılmasını daha da kolaylaştırdı. Uçak seferlerinin makul hale gelmesi zamanın kısalmasına neden olurken psikolojik rahatsızlığı da beraberinde getirmiş oldu. Bahsettiğim psikolojik rahatsızlık uçak fobisi.

    Korku normal bir insan duygusudur ve bazı durumlarda kişinin korku veren durumdan uzaklaşmasını sağlayarak koruyucu işlev gösterir. Fakat korkunun düzeyi artarsa kişi paniğe kapılmaktadır. Tehlikeli bir durumla karşılaşınca normalde verilen “kaç ya da savaş” tepkisinin yerini donakalma alabilir. Eğer kişinin korkusu aşırı, anlamsız ve sürekli ise, bu durumla karşılaşma ihtimali olduğunda dahi yoğun sıkıntı yaşıyorsa, bu durum kişinin günlük hayatını, işlevlerini engelliyorsa bu durumda korkuya “fobi” adını veririz. Benzer biçimde kişi uçaktan aşırı korkuyor, binemiyor, binmesi gerektiğinde ya kaçınıyor ya da çok sıkıntı ile uçak yolculuğuna katlanabiliyorsa o kişide uçak fobisi vardır.

    Her ne kadar uçak kazalarının sayısı az olsa da insanın aklına düşerse ne olur kaygısı hiç aklımızdan gitmeyebilir. Yükseklik fobisiyle birleşirse de yükselmesiyle kaygı seviyemiz artarak uçak yolcuğu yapamaz oluruz. Uçak fobisi daha önceki yaşanmış tecrübe, uçak kazası alma haberi ve kapalı mekânda seyahat etme duygusu uçak fobisinin nedenleri arasında gösterebiliriz. Televizyondan aldığımız haberler neticesinde o korkuyu günler öncesinden yaşayabiliriz.

    Uçak fobisinin psikoterapisinde kişinin zihninde yer alan uçuşla ilgili olumsuz algı ve yanlış düşünceler üzerine de durulmaktadır. Tedavide öncelikle kişinin başka fobilerinin, depresyon, stresle ilgili bozukluklar gibi başka ruhsal sorunlarının bulunup bulunmadığı yapılan görüşme esnasında not alınarak değerlendirilmelidir. Terapistin uçuşla alakalı donanımının da olması tedavi sürecinde bireyin uçak fobisini yenmesinde etkili olabilmektedir. Terapist aynı zamanda uçak fobisi yaşan bireyle beraber uçuşuna eşlik edebilir ve olumsuz izlemleri üzerinden yardımcı olabilmektedir. Son zamanlarda duyduğum simülatör uçak deneyimleri de hastalığın tedavisini üstlenmektedir. Unutmayalım ki hastalığın tedavisi için ruh sağlığı uzmanlarından yardım alınarak yenmek hastalığın ilerlemesini engelleyecektir.

  • Tansiyon

    TANSİYON

    Tansiyonunuz Kaç?

    Tansiyonunuz kaç biliyor musunuz?
    Hastaların azımsanmayacak kadar büyük bir çoğunluğu kan basıncının yüksek olduğunun farkında değildir. Bu durum mortalite ve morbiditenin artmasına neden olmaktadır. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda kan basıncı yüksekliği de daha sık görülür. Türkiye'de yapılan Salturk çalışmasıyla bir kişini ortalama 18 g /gün tuz aldığı saptanmıştır. Oysa alınması gereken günlük tuz miktarı en fazla 6 g olmalıdır.

    Kaça çıkarsa tehlikeli?
    JNC (joint national committee)'ye göre 140/90 mmHg üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti'ne (AHA) göre ise tansiyon sınıflaması daha ayrıntılı olarak alınmıştır. Ev ölçümleri için hipertansiyon sınırı 135/85 mmHg , 24 saatlik kan basıncı takibinde ise sınır 125/80 mmHg olarak belirlenmiştir. Sistolik (büyük) tansiyonun 140 mmHg üzerinde, diastolik (küçük) tansiyonun ise 90 mmHg altında olduğu duruma ise izole sistolik hipertansiyon denmektedir. Malign hipertansiyon tanımı papil (göz dibi) ödemi, akciğer ödemi, bayılma ile giden bir kliniği tanımlar.

    Belirtileri nelerdir?
    Hastaların önemli bir kısmında herhangi bir belirti yoktur. Bazen tek belirti ölçülen kan basıncının yüksek gelmesidir. Bazı hastalarda karşılaşılan en önemli belirtiler baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, bulantı kusma, baş dönmesi şeklindedir. Uzun süren kontrol edilmeyen hipertansiyon ancak hedef organ hasarlarıyla kendini belli eder. Bu organlar beyin, kalp, böbrek, retina ve kan damarlarıdır. Bu organlara ait bulgular ve hastalıklar böbrek yetmezliği, proteinüri, damarlarda anevrizma (anormal genişleme), tıkanma, inme ensefalopati, kalp damar hastalığı, kalp krizi ve kalp yetmezliği şeklinde görülür.

    Nedenleri nelerdir?
    Hipertansiyonun nedeni % 90-95 bilinmemektedir, % 5- 10'luk kısımda ise bir nedene bağlı (sekonder) hipertansiyon söz konusudur.

    Hangi durumlarda sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir?
    Yaş, öykü, fizik inceleme, laboratuar bulguları sekonder bir neden düşündürüyorsa,kan basıncı ilaca zor cevap veriyorsa, iyi kontrol edilmiş tansiyon birden kontrolden çıkıp yükselmeye başlıyorsa,hedef organ hasarı varsa,kan basıncı >180/110 mmHg ise sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir.

    Hipertansif hastanın değerlendirilmesi

    Bu durumda 3 hususa dikkat etmek gerekir:

    1 – Hipertansiyon yaratan sekonder bir neden araştırmalı,
    2 – Hedef organ hasarı ve eşlik eden hastalık bakılmalı,
    3 – Diğer kardiovasküler risk faktörleri değerlendirilmelidir.

    Tansiyon nasıl ölçülmelidir?
    Tansiyon ölçümünde;

    • Kişi gevşemiş bir pozisyonda rahat olmalı
    • Yarım saat öncesinde kafein almamış, bir şey yememiş olmalı
    • Sigara içmemiş olmalı
    • Ölçümden önce en az 5 dakika istirahat etmeli
    • Koldan tüm giysiler çıkarılmalı
    • 2 dakika aralıklarla 2 veya daha fazla ölçüm yapılmalı
    • Kullanılan cihazın boyutları uygun olmalı

    Tedavisi nasıl olmalıdır?
    Tedavideki temel hedef mortalite (ölüm) ve morbidite (sakatlık) oranlarını azaltmaktır. Hedef 140/80 mmHg altı olmalı; eğer böbrek hastalığı ya da diyabet mevcutsa bu durumda 130/80 mmHg altı hedef alınmalıdır.Hipertansiyon ciddi ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrek, göz gibi organlarda istenmeyen durumlara sebep olabilir, tedavisi ömür boyu sürmelidir, İlacı sadece bulgular ortaya çıktığı zaman değil sürekli kullanılması gerekmektedir.Kan basıncı düşünce ya da şikayetler kaybolunca tedavinin bırakılmaması gerektiği unutulmamalıdır.İlaçların bağımlılık yapmayacağı, genel önlemlere uyulmazsa ilaçların yetersiz geleceği eğer hasta üzerine düşen görevleri yapmazsa doktor doktor gezmesinin ona hiçbir fayda sağlamayacağı anlatılmalıdır.

    Non farmakolojik (ilaç dışı) tedavi : Yaşam tarzı değişikliği, tuz alımının kısıtlanması, ideal kiloya ulaşma, fizik aktivite artışı, sigarayı bırakmak, aşırı alkol tüketimini önlemek, diyeti düzenlemek, sık sık günde 5-6 öğün ama az miktarda yemek yemek, potasyumdan kalsiyumdan zengin besinler tüketmek, doymuş yağdan fakir diyet almak ilaç dışındaki tedavi yöntemlerinin temel prensipleridir.

    Non-farmakolojik tedavilerin tansiyonu düşürme oranları ise şu şekildedir:

    Kilo verme: 5- 20 mmHg (sistolik)
    Sebze-meyve ağırlıklı beslenme: 8- 14 mmHg (sistolik)
    Tuz kısıtlama: 5-10 mmHg (sistolik)
    Fizik aktivite: 4- 8 mmHg (sistolik)
    Alkol alımını kısıtlama: 2- 4 mmHg (sistolik)

    İlaç (farmakolojik tedavi) : Hastanın yaşına eşlik eden diğer hastalıklarına uygun değişik grup ilaçlar ile hekim hipertansiyonu tedavi etmeye çalışır. Yapılan çalışmalarda en az 2- 3 ilacın gerektiği belirlenmiştir. İlaç kullanmaya rağmen tansiyonda düşme sağlanamazsa buna dirençli hipertansiyon denir. Bu durumda ilaç kullanmak en azından kardiovasküler mortalite ve morbiditeyi azaltmaktadır.

    tasarım

  • Hemoroid

    Hemoroid yada halk arasında kullanılan şekli ile basur, barsaklarımızın sonlandığı bölge olan anal kanaldaki damarlardaki şişme olarak tanımlanabilir. Çok sık rastlanan bir durumdur. İnsanların yaşamları boyunda hemoroid sorunu ile karşılaşma olasılığı %75 civarındadır.

    Hastalarda anal bölgede ağrı, kaşıntı ve kanamaya neden olabilir. Genellikle evde uygulanabilen tedaviler ve basit tedbirler ile kontrol altına alınabilirler. Tamamen ortadan kaldırılamasa bile basit tedbirler ile şikayetlerin olmaması sağlanabilir.

    Kaç çeşit hemoroid vardır ?Şekilde görüldüğü üzere iç ve dış hemoroid olmak üzere iki çeşit olabilir. İç hemoroid anal kanal içindedir ve ileri derecede olduğunda ya da fazla ıkınma sonrasında dışarıya sarkar. Ağrı, kanama, kaşıntı ve dışkılama sonrası dolgunluk hissi başlıca belirtileridir. Dış hemoroidler ise anal bölgede deri rengide, yastık şeklinde şişliklerdir. Dış hemoroid içinde kan pıhtısı (tromboz) oluştuğunda mavi-mor renkli görülür ve şiddetli ağrı, kaşıntı ve şişliğe neden olur.

    Hemoroid gelişimini kolaylaştırıcı faktörler nelerdir ?
    Hemoroidin en sık nedeni kabızlıkta sert, kuru dışkı nedeniyle fazla ıkınmaktır. Diğer kolaylaştırıcı faktörler olarak ağır şeyleri kaldırmak için fazla ıkınmak, gebelik, şişmanlık, uzun süre oturma ve ishal sayılabilir.

    Nasıl tedavi edilir, farklı tedavi yöntemleri var mı ?
    Hemoroid genellikle yaşam tarzındaki değişiklikler ve evde uygulanabilen birkaç günlük tedaviler ile kolaylıkla tedavi edilir. Ağrı, kaşıntı ve şişliği gidermek için hemoroid kremleri ve fitilleri kullanmak yararlıdır. Ayrıvca buz uygulaması şişliği gidermede yardımcı olur. Günde 1-2 kez antiseptik ilave edilmiş sıcak suda 5-10 dakika oturmak ta yararlıdır. Bu tedbirler ile kontrol altına alınmayan ya da nüks eden orta dereceli vakalarda, iğne, kızılötesi ışın uygulamalaı ile lastik band ile bağlama yöntemleri uygulanabilir. İleri dereceli hastalıklarda ise cerrahi müdahale gerekli olabilir. Ancak her tedavi yöntemimde değişik olasılıklarda hastalığın nüks etmesi mümkündür.

    Hemoroid olmaması yada şikayetlerin tekrarlamaması için ne yapmak gerekir?
    Öncelikle yukarıda anlatılan hastlığı kolaylaştırıcı durumlardan kaçınmak gerekir. Dışkının yumuşak olması, tuvalette fazla ıkınma gereksinimini ortadan kaldırır. Kabızlık sorununu giderici tedbirler almak en önemli önlem olacaktır.

    • Ne zaman doktora müracaat etmek gerekir ?
      Hemoroid genellikle evde birkaç günde kolaylıkla tedavi edilebilen bir hastalıktır. Ancak bazı durumlarda mutlaka hekime görünmek gereklidir. Hekime müracaat etmemek ciddi bir hastalığın teşhisinin gecikmesine neden olabilir.

      Birincisi kanamanın varlığı, özellikle de kanamanın dışkı ile karışık olduğu durumdur. Bu durumda kolonoskopi yapılması, ayırıcı tanıya girebilen hastalıkların dışlanması gerekir.

      Hekime hemen müracaat etmeyi gerektiren ikinci bir durum ise anal bölgedeki şişliğin ateş ile birlikte olması veya ağrının çok şiddetli olmasıdır. Bu durum bir apsenin işareti olabilir ve hemen müdahaleyi gerekli kılar.

  • Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezilmişlikten gelip ezmeye giden, kişinin kendini her durumda yetersiz hissetmesi ve durumunu özetlerse de “özgüvenim yok benim” demesi…

    Bana göre; özgüven her insanda vardır. Duruma göre azalır ya da artar.

    Mesela sen beyin ameliyatı nasıl yapılır bilemeyebilirsin çünkü işin bu değil ve senin çok iyi yaptığın bir işi de başka biri yapamayabilir. Fakat bu durum ne seni ne onu yetersiz yapar. 

    Yine de sen kendini yeterli görebileceğin bir durumda bile sürekli şüphede hissediyor, emin olamıyor ve yetersizlik duygusuna kapılıyorsan öncelikle sana bu duyguyu temelde kimlerin atmış olabileceğine bakabilirsin. Bizim kişiliğimizin büyük bir bölümü 0-6 yaş döneminde oluşuyor bu nedenle yetersizlik gibi temel taş bir duyguyu sana yükleyen ve seni sürekli ezik, özgüvensiz, beceriksiz ve güçsüz hissettiren kişi çoğunlukla bu dönemde muhatap olduğun sana bakıcılık etmiş kişilerdir. 

    Çocukluğumuzda bize bakan kişilerden aldığımız olumlu-olumsuz duyguların, bugünümüze güncel formlarıyla kesinlikle sirayet ettiğini iyi bil.

    Yaptığın aktarımları da bulur bozarsan işin daha da kolaylaşır; Şimdiki hayatında sana yetersiz hissettiren kişiyi zihnin geçmişindeki hangi figür yapıyor?

    >Şimdi tekrar düşün; bu eziklik duygusunu, yetersizliği kim sana yükledi? Bu duygular temelde kime ait duygulardı  ve sen kimden aldın? Kim senin fazla dikkat çekmeni ve görülmeni istemezdi, seni sürekli utandırırdı ve her yaptığını eleştirirdi? 

    Senin hayatında yeterli olduğun alanlar, işler neler? Ne yapsan kendini yeterli hissedersin? 

    Unutma; Sen bir şeyleri çok iyi yapıyorsun ki bu günlere kadar gelebildin! En mükemmel, en iyi, en süper, en kusursuz olmak zorunda değilsin. Önemli olan “YETERLİ” olması,  yeterince olması… Niyet ettim bu günden itibaren kendimi yeterli görmeye. . !

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik atak korku ve kaygının aniden yükselişidir. Kalbiniz hızlı çarpar ve nefesinizin kesileceğini hissedersiniz. Hatta kalp krizi geçirdiğinizi, delireceğinizi ya da öleceğinizi hissedersiniz. Tedavi edilmemiş panik atak, panik bozukluğuna ya da diğer problemlere yol açabilir. Sıklıkla günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkiler ve günlük yaşamdan geri çekilmeye neden olabilir. Panik atak tedavi edilebilir bir durumdur. Ne kadar çabuk destek alırsanız o kadar iyi olur. Tedaviyle, panik semptomlarını azaltabilir veya ortadan kaldırabilir ve yaşam etkinliklerinizi sürdürmenizi tekrar kazanabilirsiniz. Panik atak sadece bir kez de olabilir fakat genel olarak birçok kez tekrar eder.Panik atak genellikle ortaya çıkmadan önce bir işaret vermez ve genellikle bir olaya bağlı değildir. Sakin olduğunuz durumda hatta uyurken bile meydana gelebilir. Nükseden panik ataklar genellikle belirli bir durumla tetiklenir; örneğin bir köprüden geçmek veya topluluk önünde konuşmak gibi durumlarda özellikle de bu durum daha önceden panik atak yapmışsa. Genellikle, panik yaratan durum, tehlikede olduğumuzu hissettiğimiz ve kaçılamadığını düşündüğünüz bir durumdur. Bu durumlardan kaçınınca mutlu olduğumuzu düşünürüz fakat gündelik yaşantımızı aksatabilir ve kaygımızı arttırarak bu duruma yenik düşebiliriz.

    Bir veya daha fazla panik atak yaşayabiliriz ancak mutlaka mutlu ve sağlıklı olabilirsiniz. Veya panik ataklarınız panik bozukluk, sosyal fobi veya depresyon gibi başka bir bozukluğun bir parçası olarak ortaya çıkabilir. Sebep ne olursa olsun, panik ataklar tedavi edilebilir. Belirtileri ele almak için kullanabileceğiniz başa çıkma stratejileri vardır ve etkili tedaviler vardır.

    Panik Atak Belirleyicileri(DSM V’ e göre)

    Panik atak, aşağıdaki maddelerden dördü birden ya da daha fazlası dakikalar içinde doruğa ulaşan şekilde ortaya çıkması ve birden yoğun korku ya da içsel sıkıntının bastırdığı durumdur.

    1-Terleme

    2-Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması

    3-Titreme ya da sarsılma

    4-Soluğun daralması ya da boğulacakmış gibi hissetme

    5-Nefesin tıkandığını hissetme

    6-Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    7-Mide bulanması ya da karın ağrısı

    8-Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik hissi ya da bayılacakmış gibi hissetme

    9-Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması

    10-Uyuşmalar

    11-Gerçekdışı olma durumu (derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma (depersonalizasyon)

    12-Kontrolü kaybetme ya da çıldırma korkusu.

    13-Ölüm korkusu

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Günümüzde birçok kadının karşılaştığı fakat paylaşmaktan çekindiği, ertelediği bir problem olan vajinismustan sizlere bahsedeceğim. Peki nedir vajinismus?

    Vajinismus, kadınlarda iç organları tutan kasların (pelvik taban kasları) ilişki öncesinde istemsiz bir şekilde kasılmasıyla birlikte birleşmenin imkansız hale gelmesi durumudur. Günümüze bakıldığında her 10 kadından birinde görülen bir rahatsızlık olan vajinismus cinsel hayatı etkilediği gibi ilişkileri/evlilikleri doğrudan etkileyebilmektedir. Eşler/partnerler bu durumu anlamakta güçlük çekebilirler. ‘Beni sevmiyor mu? Başkası mı var?’ gibi düşünceler evliliklerinin veya ilişkilerinin ortasına bir çığ gibi düşebilir. Fakat bilmeliler ki bu kasıtlı veya bilinçli yapılan bir olgu değildir. Kişi her ne kadar birleşme isteği içerisinde olsa dahi istemsiz bir şekilde bu durumdan kaçınmak zorunda kalır. İlişki esnasında yaşayacak olduğu acıdan ötürü kişi istemsiz bir şekilde kendini kasar ve ilişki tam anlamıyla gerçekleşemez. Her ne kadar ön sevişme süresini uzun tutulsa da, ‘bu sefer hazırım’ dese de kişi cinsel birleşmeyi tam anlamıyla yaşayamaz.

    Altta yatan nedenler nelerdir?

    Cinsel Mitler

    Masumiyetini kaybetme korkusu

    Travmatik olaylar

    Katı anne-baba tutumu

    İstemsiz evlilikler

    Hamile kalma korkusu

    Pasif ve aşırı tolere edici eş tutumu gibi nedenlerde kişi cinsel işlev bozukluğu yaşayabilir.

    Bunun önüne geçmek ve tedavi olmak için öncelikle kişi durumunu kabullenmesi ve cinselliğe küsmeden kendisi için bir adım atması gerekmektedir. Eğer ki durum organik nedenden kaynaklı değilse psikolojik nedenleri göz ardı etmemek gerekir ve bir cinsel terapistten destek almasında son derece yarar sağlandığı açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Sizlere iyi bir rehber olacağını düşündüğünüz bir cinsel terapistle yolunuz keşiştiyse bu geçici ve tedavi edilebilir rahatsızlık net bir şekilde ortadan kalkar. Tabii burada kişi veya kişilerin iyileşme arzusu göz ardı edilemez bir gerçektir.

    Her terapide olduğu gibi vajnismusda da tedavi yöntemi kişiye özgüdür. Kişinin bu sürece kadar olan yaşadığı olaylar, endişeler de seans sırasında detaylı bir şekilde ele alınıp incelenir, üzerinde çalışılır ve cinsel terapiye özgü teknik ve metodlarla kişi sağlıklı cinsel hayatına kavuşur. Bu teknikler kişinin en mahrem yerinde, kendilerini iyi ve güvenilir hissettiği ortamlarda gerçekleşir. Muayenehane esnasında kişileri soymak, kişilerin cinsel birleşmesini muayenehane ortamında gerçekleştirmek etik olmamakla birlikte kabul edilebilir bir durum asla değildir.

    Genel olarak danışanlar kliniklere gelmeden önce kendi kendilerine birçok tedavi yöntemi geliştirebiliyorlar. Örneğin; kas gevşetici almak veya alkolü fazla kullanmak gibi. Bu tür durumlar genel olarak olumlu bir yanıt vermez aksine kişiyi biraz daha umutsuzluğa düşürebilir. O yüzden belirli bir süreden sonra ertelemeden bir uzmana görünmeniz bu durumdan kurtulmanız için en erken çözüm olacaktır.

    Peki Cinsel Terapist Bu Noktada Nasıl Bir Yol İzler

    Kişiler cinsel terapiye girme kararı alsalar da nasıl bir yol izlendiği konusunda endişeye kapılabilirler. Bu durumdan bahsetmek kendilerini ifade etmek konusunda çekingenlik yaşayabilirler ama deneyimli bir cinsel terapist kendinizi anlatma açısından sizlere kapı aralamayı sağlar ve tabu haline gelmiş bir takım düşüncelerinizin ortadan kalkmasını amaçlar.

    Her psikoloğun birinci görevi gibi bu noktada da gizlilik son derece önemli bir husustur. Kişiyle sağlam bir teropötik ilişki gerçekleşir ve birlikte bir formülasyon belirlenip yola çıkılır. Verilen keyif verici egzersizler hem cinsel işlev bozuklukları açısından hem de bozulmuş veya bozulmakta olan evliliği/ilişkiyi sağlamlaştırma açısından son derece olumlu bir yarar sağlar.

    Bir cinsel terapist eşliğinde cinsel terapiye başlamak altta yatan olumsuz nedenleri saptamak ve buna çözüm bulmak açısından, kişilerarası iş birliğini kuvvetlendirmek ve sağlıklı bir cinsel hayata kavuşma açısından son derece önemlidir. Cinsel terapist takibinde belirlenen metodlara uyulduğu takdirde kişi/kişiler olumlu sonucu anında farkedebiliyorlar.

    Bu süreçte sabırlı olmak ve sürece sadık kalmak son derece önem içerdiği gözardı edilemeyecek bir gerçektir.

  • Menapozun Etkileri

    Menapozun Etkileri

    Menopoz, doğurganlık kaybıyla eş anlamlı tutulmaktadır. Menopozun bu şekilde ifade edilmesi henüz menopoz evresine girmemiş kadın bireylerde bile korku oluşumuna neden olabilir. Menstruasyonlarında yani adet/regl dönemlerinde düzensizlikler olan kadınlar zaman zaman bu sürece girdiğini düşünüp kaygılanabilirler.

    Kadınların menopoz döneminin başlamasıyla birlikte vücut yapılarında, sosyal ve ruhsal yaşantılarında bir takım değişiklikler oluşabiliyor. Bunlar sıcak basmaları, uyku sorunları, gece terlemesi gibi sıralayabiliriz. Fizyolojik değişikliklerde ise vajinal atrofi(organ veya dokuların küçülmesi durumu), ağrılı cinsel ilişki, stress v.b. Psikolojik değişikliklerde ise huzursuzluk, depresyon, anksiyete, cinsel ilgide azalma gibi durumlardan söz edebiliriz.

    Kadın menopoza girdiği zaman, vücudunda değişen birtakım değişiklikler kişiyi strese ve sıkıntıya sürükleyebilir. Örneğin doğurganlığının sona ermesi kişiyi depresyona sürükleyen önemli faktörlerden bir tanesidir. Konu hakkında yeterince bilgi donanımına sahip olmamak menopoz döneminin daha ağır yaşanmasına neden olabilir. Bu bilinmemezlik de kişinin depresyona girmesine neden olan başlıca faktörlerdendir. Daha öncesinde depresyon öyküsü olan bireylerin bu dönemde tekrar depresyona yakalanma olasılığı daha yüksek seviyededir.

    Kadınlar için en önemli yaşam dönemlerinden biri olan menopoz döneminde yaşanan tüm değişimler sosyal hayatta kişiler arası ilişkilere de yansır. Kişilerarası ilişkileri “bireylerin diğer insanlarla olan ilişkilerinde yaşadıkları duygu ve davranış şekilleri” olarak tanımlayabiliriz. Menopoz bireyin sosyal ilişkilerini etkilediği gibi bu dönemde görülen sosyal desteğin de menopoza yönelik tutumlar üzerinde etkili olduğu söylenebilir.

    Menopoz sürecinde sosyal destek son derece önem arz etmektedir. Aksine sosyal desteğin yetersiz olduğu durumlarda belirtinin süresi ve şiddetinde artış görülmektedir. Çevresel bir takım değişkenlikler (küslük, boşanma, işten çıkarılma v.b) menopoza evresine alışma aşamasında bir takım krizlere neden olabilir. Bu tür sorunlar kadın bireyin doğrudan kendisini etkilediği gibi eş değer olarak çevresindeki ilişkileri ve işleri de etkileyebilir.

    Erken yaşta menopoz şu sıralar sık sık karşımıza çıkan bir durumdur. Eğer ki bu durum genetik değilse önüne geçmek amaçlı yapılması gerekenlerin başında sağlıklı beslenmek, hazır gıdalardan uzak durmak, trans yağları hayatınızdan çıkarmak, meyve ve sebze tüketimine dikkat etmek gerekir. Bunun yanı sıra stressiz bir yaşam sürülmeli, düzenli spor yapılmalı ve sigaradan uzak durulmalıdır.

    Menopoz her kadının yaşayacağı bir evredir fakat bu evreyi akışına bırakmaktan ziyade bilinçlenmek daha sağlıklı bir yaşamı garantiler.

    Bu süreçte grafiğinizde bir takım değişkenlikler görülebilir. Duygu karmaşaları, yaşlanıyorum korkusu sizleri ele geçirebilir. Bu düşüncelerden olabildikçe uzak durun ve menopozla barışık olun. İşin içinden çıkamayacak bir boyuta girdiğinizi düşünüyorsanız psikolojik bir destek almayı ihmal etmeyin. Diğer açıdan baktığınızda artık karın ağrınız olmayacak. Beyaz pantolon giymekten korkmayacak, havuza ve denize istediğiniz her an girebilecekseniz.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Çocuk ailenin ilgi odağıdır. Kardeş geldiği zaman belirli yaş gruplarındaki çocuklar bunu kıyasıya bir rekabete dönüştürürler. İlginin azalacağını, artık sevilmeyeceğini ve ikinci plana itileceği düşüncesi, küçük kardeşe yoğun öfke beslemesine neden olabilir. Bu düşünceler davranışlarına yansıdığı zaman ebeveynlerde endişe yaratır.

    Bu duyguyu tam anlamıyla ortadan kaldırmanın ne yazık ki bir formülü yoktur fakat ebeveynlerin davranışları ve yaklaşım biçimleri bu süreci son derece etkilemektedir.

    EBEVEYNLER BU KONUDA NELER YAPMALI NASIL BİR TUTUM SERGİLEMELİDİR?

    Öncelikle sakin olun. Kıskançlık duygusu gayet normal hatta sağlıklı diyebileceğimiz bir duygudur. Fakat çocuğun kişilik ve karakter özelliklerine göre durum ciddi bir boyuttaysa bunu ele almak ve ihmal etmemek son derece önemlidir. Bu süreci hafif bir şekilde atlatabilmek için birtakım önlemler sizlere sunulabilir. Ancak iş ciddi bir boyuta geldiyse bir çocuk psikoloğuyla görüşmek bu açıdan ebeveynlere son derece yarar sağlayacaktır.

    Kıskançlık duygusunu en aza indirgemek için aslına bakarsanız hamilelik sürecinde bu durumu çocuğunuzla paylaşmanız, onu dinlemeniz yarı yarıya kıskançlık şiddetini dindirecektir. Çünkü bebek dünyaya geldiğinde büyük kardeş bu durumu kabullenmiş ve kendi içinde sindirmiş olacaktır.

    Yapılacak değişiklikleri örneğin büyük kardeşin okula başlaması gibi, yeni bir oda düzenlenmesi gibi faaliyetleri bebek dünyaya gelmeden önce gerçekleştirmeniz son derece önemlidir. Çocuğu okula göndermek, ‘istenmiyorum’ düşüncesine girmesine neden olabilir. Bu da oldukça olumsuzluk yaratır.

    Eve yeni bir bireyin gelmesini çocuğunuz küçükse bir hikaye anlatır gibi anlatmalısınız. Eğer ki yaşı büyükse ondan fikir almanız (kardeşinin yatağı nasıl olsun gibi) çocuğunuza sorular sormanız çocuk için etkileyici olacaktır.

    Aslına bakarsanız eve yeni bir bireyin gelmesi çocuk için merak uyandıran bir durumdur. Bebeğin altı nasıl değişiyor, sütü nasıl emiyor, sizler nasıl yaklaşıyorsunuz bunları inceler ve hafızasına atar. Bunu çocuk için olumlu bir şekilde değerlendirmek gerekir. Örneğin bezi değiştirirken yardım istemek, biberonu getirmesi için rica etmek çocukta sorumluluk duygusunun yanı sıra abilik/ablalık kavramının aşılanmasına da ortam sağlayacaktır. Yani çocuğunuza yapabileceği ölçülerde sorumluluk vermek son derece önemli bir olaydır.

    Bu süreçte en uzak durulması gereken noktalardan biri kıskançlık üzerinedir. Çocuğu sinirlendirecek davranışlarda bulunmak, şaka yapma adı altında çocuğu kardeşten uzaklaştıracak davranışlar sergilemek çocuğu olumsuz etkiler. Bu konuda ebeveynler son derece dikkatli bir tutum sergilemelidir.

    Yeni doğan bebek her şeyden habersizdir. Bu süreçte büyük kardeşle olan etkinliklerinize devam etmek (önceden her sabah parka gidiyorsanız elinizden geldiğince devamlılığını sağlamak) çocuğun hayatında çok büyük bir değişiklik olmadığı hissine kapılmasına sebep olur ve bu da son derece olumlu bir davranıştır. Fakat yeni doğan çocuktan dolayı suçluluk hissine kapılıp çocuğu olduğundan fazla şımartmak yanlış bir davranış olacaktır. Çocuğunuzun bilinçaltına annem babam suçlu ifadesini yerleştirmeyin.

    Sonuç olarak bu yazılanların hiçbiri tabi ki hemen olmayacaktır. Bu belirli bir zaman gerektirir. Bu süreçte anne-baba son derece sakin, anlayışlı, tutarlı davranışlar sergilemelidirler. Çünkü çocuğa kızmak, bağırmak hiçbir sorunun cevabı olmaz aksine size yeni sorunlar yaratır. Bazen anne hem fiziksel hem ruhsal açıdan yorulmuş olabilir bu konuda eşler birbirine son derece destek olmalı görev paylaşımı içerisinde bulunmalıdırlar. Çaresiz kaldıklarını düşünüp çocuğa öfkelenebilir veya sesini yükseltebilirler. Bu bir çözüm değil aksine çocuğun hırçınlığını pekiştiren bir davranış modelidir. Çocuğa karşı tutarsız davranışlar sergilemek şu an ve ileriki evrelerde sizi çocuk açısından endişeye düşürebilir. Belirli bir süre dahilinde büyük kardeşte eskisi gibi canlılık göremiyorsanız, uykusuzluk, yemede sıkıntı gibi durumları gözlemliyorsanız psikologtan destek almanız son derece önem arz etmektedir.

    Bu duyguyu ortada kaldırmak için ailelere büyük görevler düşmektedir. Tabi ki bu konuda aileler zorluk yaşayabilirler. Çaresiz kaldıklarını düşünüp çocuğa öfkelenebilir veya sesini yükseltebilirler. Bu bir çözüm gibi görünse de tam tersi çocuktaki hırçınlığı daha da pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Artık günümüzde herkes yaşadığı günlük problemleri, endişeyi, üzüntüyü depresyon olarak algılıyor ve de aktarıyor. Oysa ki depresyon tanımı daha derinlemesine ve çarpıtılmış düşüncelerin içinde barındığı bir tanımdır.

    Her insanın zaman zaman kendini kötü hissettiği, karamsarlığa düştüğü, moralinin bozulduğu dönemler olabilir. Fakat bu durum gelip geçicidir. Günün belirli saatlerinde ortaya çıkabilir daha sonrasında ortadan kalkabilir. Depresyonun bu durumdan farkı 2 haftalık bir süreyi kapsayıp, değersizlik, kendine zarar verme, aşırı uyku hali ya da uykusuzluk, aşırı yeme ya da yemeden kesilme, ilgi kaybı, hayattan zevk alamama, sosyal hayatında ve günlük aktivitelerini yerine getirmede zorlanma ya da aksama durumudur.

    Depresyon da olan bir kişi uykuda bölünmeler yaşayabilir, boşluk hissi olabilir, hedef belirlemekte sıkıntıya düşebilir. Aslında uyku problemleri bütün rahatsızlıkların başlangıcı denebilir. Depresyonda olan kişi gece uyusa dahi uyku bölünmelerine maruz kalabilir ve bundan dolayı enerji düşer yorulmalar artar. Bunların yanı sıra depresyonda değersizlik ve suçluluk duygularında artış görülür.

    Depresyon insanın kendi başına çözmesi mümkün olan ya da gelip geçici bir durum olarak görülmesi ve ertelenmesi son derece yanlış bir tutumdur.

    DEPRESYON NASIL ORTAYA ÇIKAR?

    Depresyon, beyindeki kimyasal dengenin bozulması durumudur. Bu bozulmalardan kaynaklı olarak duygu, düşünce ve bedensel işlevlerde bozulmalar ortaya çıkar.

    Depresyon ortalama her toplumda altı kişiden birinde görülen bir rahatsızlıktır ve genellikle genç yaşlarda ortaya çıkar. Kadınlarda daha çok rastlanır.

    Aslında tek bir olayı depresyona bağlamak çok sağlıklı bir düşünce değildir. Depresyon birçok faktörün birleşimi sonucu kişide belirtileri gösterir. Tedavi edilmeyen bir depresyonun süresi 6 ile 24 aya kadar uzayabilir.

    Bir kişiye depresyon teşhisi konulabilmesi için detaylı bir psikolojik muayene gereklidir. Net bir tanı konulabilmesi için ek bilgilerden yararlanabilir.

    SADECE PSİKOTERAPİ DEPRESYONUN DÜZELMESİNDE ETKİLİ MİDİR?

    Eğer ki depresyon düzeyi hafifse sadece psikoterapi ile tedavi yeterli gelebilir. Fakat kişi ağır bir depresyonda ise ilacın yanı sıra psikoterapi daha sağlam sonuçlar verir bu da bir uzman psikolog tarafından çalışmayı gerektirir. En sık kullanılan yöntem bilişsel terapidir. Bu terapide daha çok çarpıtılmış düşünce ve inançlar üzerine çalışma yapılır.

    AİLELER BU KONUDA NELER YAPMALIDIR?

    Öncelikle her insanın dilinde her ne kadar ‘depresyondayım’ kelimesi var olsa da gerçek bir depresyon belirtisinin göz ardı edilmemesi son derece önemlidir. Eğer ki kişide daha önce görülmeyen bir mutsuzluk, üzüntü hakimse bir uzmanla görüşmek, durumu atlamamak gerekmektedir. Özellikle kişi bunu ertelese de yakın çevresi ya da ailesi durumu fark ettiği anda önlem alması son derece önemli bir davranıştır. Bu durumun bir hastalık olduğunu ve tedavi sayesinde ortadan kalkabileceğini ailelerin bilmesi gerekmektedir. Ailelerin yargılamaktan uzak bir tutum halinde olmaları ve onları anladıklarına dair davranış sergilemeleri bu süreçte oldukça önemlidir. Eleştiri veya durumlarını onaylama (gerçekten kötü görünüyorsun) oldukça yanlış bir tutumdur.

    Eğer depresyon ağırsa ve ilaçlı bir tedavi uygulanıyorsa, ilaçların aksatılmaması, kontrol altında tutulması, iyileşti diye yarıda kesilmemesi gereklidir. Çünkü ilaç yarıda kesildiği an depresyon özelliklerinin tekrar baş gösterme ihtimali oldukça yüksektir. Aile doktor ile iletişim halinde olmalı, kendi bildiklerini uygulamaktan kaçınmalıdır. Depresyonda olan kişiye teşvikte bulunmak belki de tedavinin en önemli noktalarından biridir. Çünkü kişi eski aktivitelerini yerine getirmekte güçlük çekebilir bu noktada ailelerin zorlamadan anlayışlı bir şekilde karşı tarafı teşvik etmesi son derece önemlidir. Fakat bunu yaparken şu noktaya değinmek oldukça önemlidir. ‘Fazla baskı yapmak kişiyi her zaman olumlu anlamda motive etmez.’ Eğer ki depresyonda olan kişi gerçek anlamda aktiviteyi yerine getiremeyeceği düşüncesi içerisindeyse baskı ve ısrar her zaman güzel sonuçlar vermez.

    Depresyonda olan kişiye karşı tavır ve tutum oldukça önem taşımaktadır. Durumunu küçümsemek ya da ‘şımarıklık yapıyorsun’ gibi ithamlarda bulunmak onaylanan hareketler değildir. Kişiye en büyük destek yakın çevresinden ve ailesinden geleceği için ailelerin bu konuda bilinçlenmeleri ve doktoruyla iletişim halinde olmaları son derece önemli bir davranıştır.

  • Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel İşlev Bozuklukları

    Her ilişkide cinsel yaşantı oldukça önem arz etmektedir. Cinsel hayatı aktif olan bir çift ile cinsel yaşantıda sıkıntı yaşayan çiftler arasında ki ilişki düzeylerinde oldukça farklılık görülmektedir. Bu nedenle cinsel işlevde herhangi bir sıkıntı yaşayan kişilerin durumu göz ardı etmeden bir uzmanla çalışması ve uzman tarafından detaylı bir şekilde sorunların saptanması ve gerekli müdahaleyi terapiye özgü teknik ve metodlarla uygulamaya sokması gerekmektedir.

    Cinsel işlev bozukluğu nedir?

    Her cinsel yaşantısında aksaklık yaşayan kişiler de cinsel işlev bozukluğu olacak diye bir kural yok. Hayatın her döneminde olduğu gibi cinsel yaşantıda da zaman zaman problemler yaşanabilir. Belki iş yoğunluğu, yorgunluk belki stres ya da ilişkisel problemlerden kaynaklı olarak cinsel işlevde sıkıntılar yaşanabilir. Bu durum süre açısından kısa olduğu için sorun olarak ele almak pek doğru olmayabilir. Asıl önemli olan cinsel işlev bozukluğunun süresidir. 6 ay ve daha uzun süreden beri bu problemle karşı karşıyaysanız bir uzmandan destek almanızın zamanı gelmiş demektir.

    Burada özel olarak değinmek istediğim bir diğer konu ise problem kim tarafından yaşanıyorsa yaşansın tek bir kişi üzerinden değerlendirmenin yanlış olduğudur. Bu durum bir çift problemidir ve kişilerin birbirini yargılaması durumu çözmekten ziyade daha karmaşık bir hale sokar.

    Tedavi mümkün müdür?

    Cinsel İşlev Problemleri iki açıdan ele alınır. Biri psikolojik diğer ise biyolojik. Bazı durumlarda ikisi birlikte görülebilir. Bu problemler birden çok sebepten dolayı ortaya çıkabilir. Örneğin mitlerden, abartılı beklentilerden kaynaklı ortaya çıkabileceği gibi fizyolojik ya da emosyonel durumlardan da kaynaklanabilir. Psikolojik açıdan ele alacak olursak; Durum eğer ki psikolojik bir nedene bağlı ise tedavi bir uzman desteği ile mümkündür. Genel anlamda seanslar 6-12 seans arası değişkenlik göstermektedir fakat kişinin tedaviye uyumu, seanslara katılımı süre açısından değişkenliğe sebep olabilir.

    Cinsel İşlev Bozukluklarından bahsedecek olursak;

    Cinsel Ağrı Bozuklukları

    Vajinismus

    Disparoni (Cinsel birleşme öncesinde, o an ya da sonrasında ki ağrı olarak tanımlanır.)

    Orgazm İle Alakalı Bozukluklar

    Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Erkekte Orgazm Bozukluğu

    Erkekte Prematür Ejekülasyon (Erken Boşalma)

    Retarde Ejekülasyon (Geç Boşalma)

    Cinsel Uyarılma Bozukluğu

    Kadında Cinsel Uyarılma Bozukluğu

    Erkekte Cinsel Uyarılma Bozukluğu

    Erkekte Erektil Disfonksiyon (Sertleşme Sorunu)

    Cinsel İstek Bozukluğu

    Cinsel İstekte Azalma Bozukluğu

    Cinsellikten Tiksinme Bozukluğu

    Madde Kullanımının Yol Açtığı Cinsel İşlev Bozuklukları

    Kullanılan madde ilk etapta cinselliği artırsa da zaman içerisinde orgazm, ereksiyon konusunda problemler görülmeye başlanır.

    Cinsel Kimlikten Kaynaklanan İşlev Bozukluğu

    Kişi biyolojik olarak sahip olduğu bedene karşı bir aidiyet duygusu içerisinde olmayabilir. Yani kendi cinsinden hoşlanabilir. Toplum ve çevre baskısından kaynaklı olarak karşı cinse bir şeyler hissetmeye zorlanabilir. Bu durum cinsel işlevde sıkıntılara yol açar.