Etiket: Durum

  • Sezaryen

    Sezaryen

    Sezaryen

    Sezaryen ile Doğum; anne karnının alt kısmına yapılan bir kesi ve anne rahmine yapılan ikinci bir kesi ile bebeğin vajinadan değil de karından doğurtulduğu Alternatif bir doğum şeklidir.

    Alternatif diyorum; çünkü gebelikler normal prosedürlerde Normal Doğum ile sonlandırılır. Sezaryen ile Doğum; vaginal yolla doğumun olamadığı veya olmasının sakıncalı olduğu durumlarda Normal Doğuma alternatif olarak geliştirilmiş bir Cerrahi Bebek Doğurtma yöntemidir.

    Bazen Sezaryen ile Doğum, vajinal yol ile yapılan Normal Doğumdan daha iyi ve sağlıklıdır. Biz size böyle durumlarda Sezaryen ile Doğum önerebiliriz. Şimdi bu durumları size açıklamaya çalışacağım.

    İlerlemeyen Travay:Travayın doğum eyleminin başlangıcından bebeğin vajinadan doğumuna kadar olan süreç olduğunu daha önce söylemiştik. Anne adayının şiddetli doğum sancılarını yeterli sıklıkta çekmesi halinde Serviks dediğimiz rahim ağzının yumuşayıp açılması, bebeğin doğum yolunda çıkıma doğru ilerlemesi gereklidir. İşte bu ilerlemenin olmaması halinde biz bu duruma İLERLEMEYEN TRAVAY diyoruz. Bu durum Sezaryen ile Doğuma EN SIK karar vermemize neden olan durumdur.

    Bebeğiniz Yeteri Kadar Oksijen Alamıyor Olabilir:Travay sırasında biz sürekli olarak bebeğin kalp atım hızını takip ederiz. Eğer bebeğin kalp atım hızı yavaşlıyorsa bu bebeğimizin yeteri kadar oksijen alamadığını ve hayati tehlikesi olduğu anlamına gelir ki hızlı bir şekilde Sezaryen ile Doğum kararı vermemiz gerekir.

    Bebeğiniz Doğuma Uygun Bir Pozisyonda Olmayabilir:Normal Vajinal Doğum olabilmesi için bebeğin doğum kanalına başı ile girmesi gereklidir. Eğer bebek ayak, makat,el, omuz, sırt gibi kısımlarını doğum yoluna doğru vermişse yine Sezaryen ile Doğum kararı verilmelidir.

    Çoğul Gebelikler:Çoğul gebeliklerde tüm bebekler normal doğum için uygun pozisyonda değilse Sezaryen ile Doğum kararı verilir.

    Plasenta Sorunları:Plasenta erken ayrılabilir, doğum yolunu kapatabilir. Böyle durumlarda tek şans Sezaryen ile Doğumu gerçekleştirmektir.

    Göbek Kordonu Sıkışması:Eğer Doğum sancıları sırasında Göbek Kordonundaki kan akım miktarı azalırsa yine bebeğimiz yeterli oksijeni alamaz. Bazen de Göbek Kordonu Serviks dediğimiz Rahim Ağzından dışarıya kayarak çıkar. Bunlar Acilen Sezaryen ile Doğum kararının verilmesi gereken durumlardır.

    Annenin Sağlık Problemleri:Annenin Kalp Hastalığı, Yüksek Tansiyonu veya Preeklampsi, Epilepsi , AİDS gibi önemli bir rahatsızlığı varsa, annenin vajinasından doğum sırasında bebeğe geçebilecek Kondilom, Herpes gibi bir hastalığı varsa Sezaryen ile Doğum yaptırılmalıdır.

    Bebeğin Sağlık Sorunları:Bebeğin Hidrosefali ve benzeri doğumsal bir problemi de Sezaryen ile Doğum yaptırmak için bir nedendir.

    Geçirilmiş Sezaryen Öyküsü:Önceki Doğumu Sezaryen ile gerçekleştirilmişse sonraki Doğumlarda da Sezaryen yapılır. Sezaryenden sonra Normal Doğum mümkün olsa da eski kesi yerinden Rahim Yırtılması olabileceği için anne ve bebek için hayati önemi olan böyle bir riski genelde yüklenmek istemeyiz.

    İsteğe Bağlı Sezaryen:Anne adayı eğer vajinal yolla Normal Doğum istemiyorsa nedeni her ne olursa olsun sorgulanmaksızın Sezaryen yaptırabilir. Herkes kendi vücuduyla ilgili kararları kendi verme hakkına sahiptir. Bizim görevimiz anne adayının en sağlıklı şekilde bebeğine kavuşmasını sağlamaktır.

  • Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik pelvik ağrı göbek deliği altı ile leğen kemiği arasında lokalize, 6 aydan daha uzun süredir var olan, devamlı yada aralıklarla gelen ağrılar olarak tanımlanmaktadır. Kronik pelvik ağrılar kadınlar arasında en sık görülen medikal problemler arasında yer alır. Ağrı genellikle orta şiddettedir ve künt, keskin yada kramp tarzında olabilir. Sıklıkla karnın alt kısmında,kasık bölgesinde tarif edilir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta merdiven çıkarken bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafiften çok şiddetliye kadar uzanabilir.

    Tüm kadınların yaklaşık %10‘unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin %20 kadarı bu nedenle yapılır.

    Kronik pelvik ağrı varlığında depresyon ,uyku problemleri ,iştahsızlık ve halsizlik problemleri görülür. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,bağırsaklar gibi kaslarda da fonksiyon bozukluklarına neden olur.

    Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

    Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel yada fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

    Kronik pelvik ağrının nedenleri nelerdir?

    Kronik pelvik ağrıların %90 nedeni jinekolojik sorunlara bağlıdır. Jinekolojik nedenlerle olan pelvik ağrıların bir kısmı uterus dışı nedenlerle, bir kısmı ise uterin nedenlerle olan pelvik ağrılardır
    Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl baş edileceği de bilinmez.

    Kronik kasık ağrısının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pek çok durumda ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50’den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

    • Enfeksiyonlar

    Kronik ağrı nedenlerinden akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyona bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukları ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler.

    Endometriosiz ( Çikolata Kisti )

    Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur.Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür.

    • Yapışıklıklar

    Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir.

    • Yumurtalık kistleri ve miyomlar

    Kronik ağrıların bir nedenide yumurtalık kisti ve miyom varlığıdır.

    • Rahimde pozisyon bozuklukları

    Rahimin geriye doğru dönük olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis yada yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

    • Zor Doğumlar (Allen Masters sendromu)

    Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler.Doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.
    Ayrıca dışa boşalma yöntemi ile korunan kadınlardada kronik pelvik ağrılar sıklıkla görülmektedir.Nedeni uterus yan bağlarında erkeğin penisi ani geri çekimine bağlı olarak küçük kanamalar olması ve zaman içinde burada yapışıklık olmasıdır.

    • Pelvik konjesyon (göllenme)

    Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği ileri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların şiştiğinin gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir.

    • İnterstisiyal sistit

    İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik olarak iltihaplanmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme hissi yer alıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

    • Mittelschmerz (yumurtlama ağrısı)

    Dismenore dışında bilinen tek siklik yani düzenli,ritmik ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

    Mide-barsak sistemine ait kronik pelvik ağrı nedenleri

    Kronik apandisit: Kronik apandisit durumunda sağ alt kadran ağrısı izlenir. Apandiste perforasyon olursa pelvik apse gelişir ve kronik pelvik ağrıya neden olabilir.
    İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi kalın barsağı tutan hastalıklar kronik pelvik ağrıya neden olur. Karında şişkinlik, aralıklarla gelen kramplar, kronik kanlı ishal gibi şikayetlere neden olur.

    Kolon ve rektum kanseri: Kronik pelvik ağrı yapan nedenler arasındadır.
    Kas – iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik pelvik ağrı nedenleri

    Koksikodini: En çok zor ve travmatik vajnal doğum sırasında kuyruk sokumunda (sakrokoksigeal ligament) oluşan hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalar özellikle merdiven çıkarken ya da uzun süre oturmada kuyruk sokumunda ağrı hissederler. Bu bölgede oluşan hasar nedeniyle kaslarda gerilim (gerilim myaljisi) sonucunda pelvis tabanında, kaslarının spazmı ile kronik ağrılar ortaya çıkar. Kuyruk sokumunda olan hasar düşmeler ya da trafik kazası gibi olaylara bağlı olarak da gelişebilir.

    Levaton ani sendromu: Pelvis taban kaslarının spazmından kaynaklanır. Bu hastalar vajinal ya da rektal muayene sırasında batma tarzında ağrı olduğunu oturma pozisyonunun ağrıyı artırdığını ve sıcak uygulamanın ağrıyı hafiflettiğini ifade ederler.

    Miyofasyal ağrı sendromu: Kas üzerinde tetikleyici noktalardan başlayan kas ağrısı, lokal yansıyan ağrıya ya da pelvik ağrıya neden olur. ”Carnett belirtisi” adı verilen kasın gerilmesiyle lokal hassasiyetin artması gözlenir. Hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken düz bacak kaldırma ya da başını göğsüne değdirme hareketi sırasında, kaslarda ağrının ortaya çıkması miyofasyal ağrı sendromunu destekler.

    Fibromiyalji: Kaslarda, eklem yerlerinde yaygın ağrı, yorgunluk, bitkinlik, uyku bozukluğu, kramplar, kulak çınlaması ile seyreden bir hastalıktır. Hastanın tüm tetkikleri normal çıkar, teşhis hastanın ifadesine göre konur.

    Psikolojik nedenler

    Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

    Tanı için ne yapılır?

    Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pek çok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir.

    Tanıda kullanılan yöntemler:

    • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
    • Görüntüleme yöntemleri:Ultrason, karın röntgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
    • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
    • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
    • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

    Tedavi nasıl düzenlenir?

    Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.
    Kronik pelvik ağrıya neden olabilecek çok çeşitli hastalıklar olduğu için tedavide hasta ve hasta yakınlarının eğitimi son derece önemlidir. Hastanın ruh hali, psikososyal durumu da bu ağrılarda etkilidir. Hekim ve hasta ağrıya neden olabilecek olasılıkları tartışmalı ve ağrının tedavisi sırasında yapılacak çalışmalar sıralanmalıdır. Hasta tedaviden sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.
    Kronik pelvik ağrının medikal tedavisinde analjezikler, antidepresan ilaçlar gibi bir takım ilaçlar kullanılmakla beraber bu hastaların psikolojik destek alması da gerekmektedir.

    Medikal Tedaviler

    • Analjezikler: Narkotik olmayan analjezikler (ibuprofen, naprosyn, vb) mide ve barsakta ülserasyon yapabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Ağrı çok fazla ise ve diğer yöntemler ile tedavi edilemiyorsa narkotik analjezikler (hidrokodon, oksikodon, kodein, v.s.) tercih edilir. Bu ilaçlar sersemlik, uyuşukluk, bulantı yapabilir.
    • Hormon tedavileri: Pelvik ağrılarınız adet döngüsünün belirli bir fazı ve yumurtlamayı sağlayan hormonal değişiklikler ile çakışabilir. Doğum kontrol hapları ve diğer hormonal ilaçlar pelvik ağrılarınız hafifletmeye yardımcı olabilir.
    • Antibiyotikler: Bir enfeksiyon ağrı kaynağı ise, antibiyotik tedavisi gerekebilir.
    • Antidepresanlar: Özellikle kronik pelvik ağrısı ve depresyon belirtisi olan hastalarda trisiklik antidepresan tercih edilir. Kas spazmına bağlı ağrılarda ise spazm giderici ilaçlar kullanılabilir. Pelvik taban kasları gevşetmek için gerektiğinde elektrikli sinir stimülasyonu ya da masaj tedavisi gibi çeşitli yöntemler kullanıldığı gibi bu tür ağrıların tedavisinde başarı sağlayan fizik tedavi uzmanından da yardım alınabilir.

    Terapiler

    Doktorunuz kronik pelvik ağrısı için tedavinin bir parçası olarak spesifik bazı terapiler veya prosedürler önerebilir. Bu tedaviler aşağıdaki gibidir:

    • Fizik tedavi: Karın bölgenize sıcak ve soğuk uygulamalar, germe egzersizleri, masaj ve diğer gevşeme teknikleri ile kronik pelvik ağrı düzelme gösterebilir. Doktorunuz ayrıca pelvik taban kaslarını güçlendirmek için egzersizler önerebilir. Bir fizyoterapist bu terapiler ve başa çıkma stratejileri ile size yardımcı olabilir.
    • Deri yoluyla elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bu yaklaşım, lokalize veya bölgesel ağrıların düzelmesine yardımcı olabilir. TENS tedavisi sırasında, elektrotlar yakındaki sinir yollarına elektriksel uyarılar gönderirler ve bu şekilde bazı ağrıların kontrol edilmesine yardımcı olur.
    • Danışmanlık: Hasta depresyon, cinsel istismar, kişilik bozukluğu, sorunlu bir evlilik ya da bir aile krizi ile iç içe olabilir. Bu nedenle psikolojik, sosyal, ruhsal ve duygusal sorunlar için yardım alma, tedavi planının önemli bir parçası olabilir.
    • Tetikleyici nokta enjeksiyonları: Doktorunuz ağrı hissediyorum dediğiniz belirli bir nokta bulursa, olası bir tedavi seçeneği olarak ağrılı noktaya bir enjeksiyonla uyuşturucu ilaç enjekte eder. Bu şekilde, genellikle uzun-süreli etkili lokal anestezik, ağrıları engellemek ve rahatsızlıkları gidermek için kullanılabilir.

    Cerrahi Tedaviler:

    • Laparoskopik cerrahi: Bazı durumlarda, pelvik yapışıklıklar veya endometrium dokusu laparoskopik ameliyatla alınabilir. Laparoskopik cerrahi sırasında, doktorunuz bir kameranın bağlı olduğu araçlar kullanarak, karında birkaç küçük kesi yoluyla işlemi gerçekleştirir.
    • Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA):Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin sonuç verebilir.
    • Histerektomi: Son çare olarak, doktorunuz histerektomi önerebilir. Ameliyatla rahimi kaldırma işlemi gerekebilir. Histerektomi ağrının bazı nedenleri için bir seçenek olabilir mecbur kalmadıkça tavsiye edilmez. Eğer ağrılarınız diğer konservatif tedavi yaklaşımları sonrasında gitmediyse ve şiddetli adet ağrısı yaşıyorsanız uygulanabilir.
  • Gebelikte Mide Bulantısı

    Gebelikte Mide Bulantısı

    Erken gebelik haftalarında yorgunluk hissedilmesi, bulantı ve kusmalar görülmesi oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Gebelerin yaklaşık yarısında bulantı ve kusma görülürken , %30 da kusma olmadan sadece bulantı oluşur. Gebelik sırasında görülen bulantı ve kusmalar rahatsız edici , fakat gebelik sürecinin tamamen normal bir parçasıdır.

    Hamileliğe bağlı bulantı ve kusmalar genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar ve 14-16. haftalar arasında şiddeti giderek hafifler ve kaybolur. Sıklıkla sabahları görülmekle beraber, günün herhangibir saatinde de bulantı ve kusmalar olabilmektedir. Bununla birlikte bazı kadınlarda belirtiler 4. haftada başlayıp tüm hamilelik boyunca da devam edebilir.

    NEDEN OLUR?

    Gebelikte bulantı ve kusmalarının gerçek nedeni bilinmemektedir. Ancak hormonlar,gebeliğin erken döneminde yaşanan hormon seviyesi değişiklikleri kısa süreli bulantı ve kusmalara neden olabilmektedir. Gebeliğin erken döneminde yükselmeye başlayan östrojen seviyeleri ilk üç ay içinde en üst seviyelere çıkar ve bu dönemde bulantı ve kusmaların en fazla olduğu dönemdir. Yükselen östrojen seviyeleri koku duyunuzu keskinleştirir ve bu nedenle bazı kokular bulantıyı tetikleyebilir.

    TEDAVİ

    Gebeyi yemek, sigara, parfüm, gibi rahatsız eden kokulardan uzak tutmak gerekir Mümkün olduğunca az ve sık öğünler, yataktan kalkmadan bisküvi, kızarmış ekmek gibi kuru gıda tüketmek,bulantı yapan yiyecek maddelerini bir dönem tüketmemek, kızartmalar ve soslu yemekler yememek,çok gerekli olmadıkça multivitamin ve kan ilacı gibi ilaçların kullanılmaması,haşlanmış patates, pilav, yoğurt, tuzlu leblebi gibi yiyecekleri tüketmek, mide yanma ve ekşimelerinin yoğun olduğu dönemlerde soda ve soğuk içeceklerin tüketimi işe yarayabilir. Bu basit önlemlerle hastanın bulantısı geçmiyorsa doktor,gebeyi uygun gördüğü dozda ,B6 vitamini, bulantı önleyici ve mide asidini azaltıcı ilaçlarla destek vererek tedavi eder. Bu dönemde 3-4 kilo kaybedilmesi çok önemli bir sorun yaratmaz. Önemli olan kusmaların az olması ve sıvı kaybı olmamasıdır.

    GEBELERDE AŞIRI KUSMAYA DİKKAT

    Aşırı gebelik kusmasında ise durum çok farklıdır. Her gebede görülmesi doğal olan bulantı ve kusmalar aşırı olduğunda vücutta doku ve hücre içi suyunun azalmasına yol açacak bir boyuta erişebilir ve bu durum tüm sistemleri ciddi şekilde olumsuz etkileyen, hastane koşullarında tedavi gerektiren ciddi bir gebelik komplikasyonu haline dönüşür.

    Vücuttaki tüm sistemlerin çalışmasında sıvı ve elektrolit dengeleri çok önemli rol oynar. Tüm kasların düzenli kasılmaları, kalbin çalışması, iç organ fonksiyonlarının sürdürülmesinde sıvı – elektrolit dengesi esas olup aşırı gebelik kusması zamanında müdahale edilmediği takdirde çok ağır sonuçlara yol açabilecek bir hastalık durumudur.

    Gebede böyle bir durum tespit edildiğinde hastaneye yatırılarak tedaviye başlanır. Ağızdan beslenme tamamen kesilerek kan biokimyası ve elektrolit düzeylerindeki dengesizlikler değişik serum kombinasyonları ile düzeltilmeye çalışılır. Bu arada merkezi sinir sistemi üzerinde etkili güçlü kusma engelleyici ilaçlar ile sıvı kaybının engellenmesine çalışılır. Kardioloji, iç hastalıkları, gastroenteroloji ve psikiyatriden hastanın yönlendirilmesinde yardım alınır.

    KUSMAYA NEDEN OLABİLECEK HASTALIKLAR

    Bu arada aşırı kusmaya yol açabilecek diğer sistemleri ilgilendiren hastalıkların da incelenmesi gerekir. Bunlar arasında en sık rastlananlar peptik ülser, safra kesesi taşı ya da kolesistit, pankreatit, piyelonefrit ve hipertiroidi sayılabilir. Hastanın şikayetleri tamamen ortadan kalkıp ağızdan beslenmeye başlanmadan ve kilo kaybı durmadan hastaneden taburcu etmemek gerekir.

  • Vajinismuslu Gebe Kalabilir Mi ?

    Vajinismuslu Gebe Kalabilir Mi ?

    Vajinismus hastalarının merak ettiği sorulardan biri de çocuk sahibi olup olamayacaklarıdır. Evliliğinde zaten ilişki konusunda sıkıntılı bir süreç geçiren hastaların aklına bir de çocuk sahibi olamayacakları fikri yerleştiğinde durum daha karmaşık bir hal alabilir. Çiftlerin aile yapısı, bu konu hakkında yaptıkları baskılar evliliği daha zor bir sürece sürükleyebilir.

    Vajinismus Gebe Kalabilir Mi?

    Vajinismus, ilişki esnasından istem dışı olarak vücudun kasılması ve ilişkiye girememe durumudur. Daha önceki yazılarımda, bu hastalığa sebep olacak durumlara ve Vajinismus belirtilerine değinmiştim. Genel olarak toplumun cinsellik konusundaki algısı ve ailelerin bu konuda yaptıkları baskılar, küçük yaşta evlendirilme, kızlık zarı hakkında yanlış bilgilere sahip olma ilerde bu hastalığa sebep olabilir . İlişkiye girme esnasında acı ve ağrı hissediyorsanız, eşinizi iterek uzaklaştırmaya çalışıyorsanız, izin verseniz dahi istemsiz kasılmalar sebebiyele eşiniz önünde bir duvar gibi engelle karşılaşıyorsa, oldukça korku, kaygı, endişe duyuyorsanız ve bu esnada terleme bunaltı gibi durumlar oluyorsa Vajinismus olabilirsiniz.

    Vajinismus Süreç

    Sorumuzun asıl cevabına gelelim. Evet, vajinismus hastaları hamile kalabilirler. Vajinismus hastaları tam olarak gerçekleşmeyen ilişkide erkeğin dışa boşalması ile spermlerin vajina içine kaçarak yumurtayı döllemesiyle gebe kalabilirler. Ancak şunu unutmamak gerekir, ilişkiye girmekle doğum yapmak aynı şey değildir. Yani doğum yaptığınızda yenmiş olmazsınız. Belki bu durum aileniz ve çevreniz için bir süre gündemi değiştiren, sevindirici bir olay olsa da bu geçici bir süreç olacaktır. İlişki esnasında tekrardan aynı sıkıntıları yaşayabilirsiniz.

    Tedavi edildiği sürece çok olumlu sonuçlar veren bir hastalıktır. Çiftlerin seanslara istekli olarak katılmaları ve sonucunun olumlu olacağı inancında olmaları süreci güzel şekilde etkileyecektir. Eğer iyi bir uzmandan başarılı bir vajinismus tedavisi görürseniz hamile kalma konusunda korkularınızı ve endişelerinizi de yenmiş olursunuz. Hatta psikolojik olarak doğum yapmaya daha uygun hale geleceksiniz. Tabi ki doğumdan önce tedavi olmakta büyük fayda görülmektedir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi vajinismusluyken de hamile kalma olasılığınız vardır. Bu durumda erken doğum, düşük riski yoksa 3. aydan itibaren tedavi yapılabilir. Hamile kalan hastamız için en uygun olay tedavi süreci 3. ve 6. aylar arasındadır. Tedavisini ertelememeniz doğum sürecinde de sonrasında da size fayda sağlayacaktır.

    Vajinismus Hakkında Yanlış İnanışlar

    VAJİNİSMUSU BEN YARATIYORUM Vajinismus, kişinin iradesi dahilinde olan bir durum değildir ve istem dışı olarak gelişir. Yanlış bilinen şeylerin başında bu durum gelmektedir. Toplumumuzda her on kadından biri Vajinismus olarak karşımıza çıkmaktadır ancak çoğu kişi bunun istem dışı olan bir hastalık olduğundan ve Vajinismus tabirinden habersizdir. Kısacası VAJİNİSMUSU siz yaratmadınız.Toplumumuzun tutumu ve eksik öğretilerle yetiştirilmeniz yarattı.Toplumumuzda cinsellik algısı ve aile yapımız dolayısıyla kızlarımız küçük yaştan itibaren bu konu hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadan ya da yanlış bilgilere sahip olarak evlendirmemiz vajinismusu doğurmaktadır..

    Kızlık Zarını Aldırırsam İlişki Olur Mu?

    Vajinismus Yanlış İnanışlarBu da ikinci en önemli yanlıştır. Kızlık zarının çok önemli olduğu ve korunması gerektiği, bozulmasının çok zor ve ağrılı olacağı, ilk gün çok fazla kanamanın olacağı gibi yanlış bilgiler ilerde bu hastalığa yol açmıştır. Hatta bazı inanışlarda ailelerin kanamanın olduğuna bakmak istemesi ve eğer kanama olmazsa o kişinin bakireliğinden şüphe duyulması gibi konular ilk gecede kişilerin strese girmesine, endişe duymasına sebep olmaktadır. Bu gibi durumlarda kişinin vücudunda kasılmalar olur ve ilişki gerçekleşemez. Adete bir duvar gibi engel oluşturur.Bazen bunu kızlık zarının kalın olmasına bağlarlar.

    Ameliyat ile kızlık zarını aldırmayı düşünürler. Bu da tamamen yanlış bir inanıştır. Çünkü Vajinismus psikolojik bir durumdur ve kızlık zarı olmasa dahi ilişkiye girmede sıkıntılar yaşanır. Anormal ve ilişkiye engel olabilecek kızlık zarı yapısı çok nadir görülen bir durumdur. Sadece bu durumda bir cerrahi gerekir. Kızlık zarı ufak bir cerrahi işlemle alınır. Gereksiz işlemlerden kaçınmak için mutlaka bu konuda tecrübeli bir uzmana başvurmak gerekir. Bana başvuran hastalarımda bu işlem gerekliyse(ki gerçekten çok nadir gerekir) başarı ile planlayıp kızlık zarını alıyorum, sonraki seanslarımlada Vajinismus tedavisini başarıyla tamamlıyorum.

    İlişkiye Beni İstemediği İçin Girmiyor

    Bu yanlış bir düşüncedir. Vajinismusu atlatmada en önemli destek eş tarafından sağlanır. Ancak bu konuda bilgi sahibi olmayan eş, ilişki esnasında böyle bir durumla karşılaştığında öfkelenebilir ve eşinin kendisini istemediğini ya da ilişkiye girme esnasında bir durumdan çekindiğini düşünebilir. Bu da evliliği bitirme noktasına getirebilir. Vajinismus hastalığı tedavi edilemeyen bir hastalık değildir. Böyle bir durumda sakin davranıp araştırma yaparak iyi bir uzmandan destek alındığında % 100 başarılı sonuçlar elde edilebilir.

    Eş Tedavide Mutlaka Şarttır

    Eş tedaviye katılırsa tabiî ki sorunların aşılması daha kolay olur ve sağlıklı bir cinsel yaşamdaki bilgilendirmede tam sağlanır. Ama şart değildir. Hatta bazı danışanlarımız partnerinden ayrılmış olabilir kendiside rahatlıkla başvurup bu hastalığı yenebilir.

  • Vajinismus Çözümü

    Vajinismus Çözümü

    Vajinismus, tedavi edildiğinde çok olumlu sonuçlar veren bir hastalıktır. Çoğu hasta yaşadığı durumun kendine bağlı olduğunu düşünür. Belki de VAJİNİSMUS diye bir şeyi daha önce hiç duymamıştır. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki ülkemizde bir çok kişi bu sıkıntıyla karşı karşıyadır ve bu durum ülkemizde her on kadından birinde görülmektedir. Bu özellikle cinselliğin eksik ve yanlış bilgilendirildiği baskıcı toplumlarda izlenir. Burada yaşanan sıkıntılardan biri de sorunu yaşayan çiftlerin sadece kendi başına geldiğini düşünmesidir, kendinden başka kimsede olmadığını düşünüp gizli tutması ve hiç araştırma yapmamasıdır. Oysa ki Vajinismus, tedavi edildiğinde çok olumlu sonuçlar vermektedir.

    Vajinismus Çözümü

    Belirtileri başlıklı yazımı okuduysanız ve Vajinismus olduğunuzu düşünüyorsanız uzman doktordan yardım almanız gerekmektedir. Her ne kadar belirtileri kişi tarafından kendi tanısını koydurucu görülse de ,bu konuda uzman birinin değerlendirip yol çizmesi başarıya giden yolu kısaltır. Çok zaman kaybetmeden başvurmak çiftleri rahatlatır.

    Çözümü için en önemli olan faktörler; eş desteği, sabır, güven ve inançtır. Öncelikle hastanın bu durumu kabul edip artık bu sıkıntıya değil bunun çözümüne odaklanması gerekmektedir. Bunun için de araştırma yaparak alanında uzman birinden destek almalıdır. Sonrasında kendine, eşine ve tedaviyi yürüten uzmana güven duymalıdır. Bu tedavi sonucunda her şeyin düzeleceğine ilişkiye girebileceğine inancı olmalıdır. Eşler de bu durumun bayanın kontrolü dışında gerçekleştiğini bilip bu konuda eşlerine yardımcı olmalıdırlar. Bu koşullar olduğu sürece Vajinismus çözümü çok kolay olan bir sorundur.

    Bilişsel yöntemde daha çok hastanın cinsellik konusunda bilgilendirilmesi, bu konuda bilinçlendirilmesi ve kafasındaki soru işaretlerine cevap bulması sağlanmaktadır. Davranışçı yöntemde ise tedavi sürecinde hastanın yapması gereken egzersizler yer almaktadır.

    Vajinismus bir ilişkinin sıkıntılı geçmesine hatta daha da ileriye giderek bitmesine sebep olmamalıdır. Nitekim tedavisi olan ve başarı sağlanılan bir cinsel işlev bozukluğudur.

    Vajinismusta Eşlerin Tutumu

    Vajinismus genel olarak kişilerin çocukluktan beri cinsellik konusunda baskıcı bir tutumla büyütülmeleri sonucu veya kızlık zarı bakireliğin simgesi olarak görülür ve sürekli olarak ilk gece bozulacağından, biraz zor olduğundan ve kanamalı olduğundan bahsedilmesi sonucu gelişir . Oysa ki bunlar yanlış bilgilerdir. Kızlık zarı incedir ve esnek bir yapıya sahiptir. Bir çok çeşidi bulunabilir.Kızlık zarı ince ve esnek bir mukoza kalıntısıdır. Çok fazla kanama olacak diye bir genelleme yapılamaz. Hatta ilk ilişkide genelde leke tarzında kanamaya yol açar.Hiç kanama olmaması da normal bir durumdur. Kızlık zarının yapısına göre bu durum değişkenli gösterecektir. Ama ne yazık ki bu konudaki yanlış bilgiler, baskıcı tavır ilerde bu hastalığa sebep olabilmektedir.

    Küçüklükten beri çocukları bakma, ayıp, günah diye eleştiren bir çevrede yetişmiş kişiler, cinsellik konusunda hiç bir bilgi sahibi olmadan evleniyor ve ilk gece de bunun korkusunu yaşıyor. Tabi ki VAJİNİSMUS sadece ilk ilişki esnasında olan bir durum değildir. Kişilerin başından geçen olumsuz doğum, travmatik bir kürtaj işlemi, enfeksiyonlar sonrası,hormonal değişiklikler sonrası ne acı ki cinsel suistimaller gibi durumlarda da sonradan Vajinismus yaşanabilmektedir.

    Vajinismus Eşlerin Tutumu

    Vajinismus hastaları ilişkiye gireceği esnada çok fazla acı, ağrı hissedeceğini düşünür. Eşlerini iterek ilişkiye izin vermez. İlişkiye izin verse bile vücudundaki kasılmalar sebebiyle kendine bir duvar örer. Bu durumda bilinçsiz bir eş, kendisini istemediğini hatta ilişkiye girme konusunda çekineceği bir durumu olduğunu düşünebilir. Ancak bu durum kişinin isteği dahilinde olan bir şey değildir. Eşini çok sevse ve ilişkiye girmeyi istese de istem dışı olarak buna izin vermez. Sonrasında kendi de duruma çok üzülerek ağlama krizlerine girebilir. Kendisinde bir problem olduğunu düşünebilir. Bu gibi durumlarda endişe etmemeli ve hemen bir uzmanla iletişime geçilmelidir. Her ne kadar vajinismus adı bilinsede,tanı ve tedavide izlenen yol önemlidir.

    Vajinismus Tedavisinde

    Vajinismus tedavisinde en büyük görev çiftlere düşmektedir. Eğer eşler tedavi sürecine birlikte katılırlarsa ve bu sıkıntının üstesinden gelecekleri konusunda inançları ve istekleri olursa Vajinismus atlatılamayacak bir cinsel problem değildir. Hatta deneyimli bir uzman tarafından çiftlerin de sabır ve isteğiyle kısa bir zamanda % 100 e yakın başarı sağlanacaktır.

    Tedaviye başvurmadaki geçikmeler erkek cinsel işlev bozukluklarına yol açacaktır.Bu durum çiftlerimizde motivasyon düşüklüğünede yol açabilmektedir. Özellikle vajinismuslu çiftlerin tedaviyi ertelermelerini bu nedenlede istememekteyiz.Erken başvuru önemlidir.

  • Doğum Sonrası Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?

    Doğum Sonrası Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?

    Doğum sonrası dönem, doğum eylemi sona erdikten sonra başlayan ve 6 hafta süren bir dönemdir. Doğum sonrası dönemde annede meydana gelen fizyolojik değişikliklere psikolojik ve davranış değişiklikleri de eşlik eder. Bu dönemde kadınlarda görülebilen duygulanımda dalgalanma, kendini kaygılı, takıntılı, endişeli, umutsuz, çaresiz ve yalnız hissetme ve yaşamdan zevk alamama gibi belirtiler depresif durum olarak adlandırılır. Depresif durum, normal sayılan bir hüzünlülük halinden, psikotik depresyona kadar giden bir gelişim gösterebilir ve belirtileri doğumu takip eden bir yıl içinde, herhangi bir zaman diliminde ortaya çıkabilir. Sebepleri arasında, doğumla birlikte anne ve babada rol tanımlamalarında değişme, eşlerin çift olmaktan daha ziyade anne, baba olmaya geçiş yapıyor olası ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Gebelik döneminde eşlerinden yeterli destek alamayan, evlilik ilişkilerinde sorunlu olan kadınlarda doğum sonrası depresyonunun ortaya çıkma riski daha yüksektir.

    Doğum sonrası depresyonda alınacak önlemler ve tedavi yöntemleri:

    Doğum sonrası depresyon durumu ortaya çıktığında istirahat ederek, bebek uyuduğunda uyuyarak, aile bireyleri ya da arkadaşlardan yardım alarak, her gün düzenli duş alıp giyinerek, dışarı çıkıp yürüyüş yaparak ve rahatlamak ihtiyacı duyulduğu zamanlarda çocuğu bir başkasına kısa süreli de olsa bırakarak rahatlamaya çalışılmalıdır. Ancak daha ağır depresif durum ortaya çıktığında mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Depresyona neden olabilecek tıbbi durumları belirlemek için tıbbi muayene, tetkikler yapılmalıdır. Gerektiğinde psikoterapi yapılmalı, antidepresan veya antipsikotik ilaç uygulamasına başlanmalıdır. Kullanılan tüm ilaçlar anne sütüne geçtiği için çok mecbur kalınmadıkça emziren annelere hekimler tarafından ilaç tavsiye edilmez ve verilmez. Ancak gerekli olduğu takdirde, anne sütüne geçtiği halde bebekte ciddi yan etkilere neden olmayan bazı antidepresan ilaçlar kullanılabilmektedir.

  • Miyom

    Miyom

    Miyom Nedir?

    Rahmin düzkas hücrelerinden kaynaklanan selim yani iyi huylu tümördür. Kadın leğen kemiği içinde en sık görülen neoplazmdır.

    Miyom oluşmasının sebepleri nelerdir?

    Rahim düzkas hücrelerinden somatik mutasyonla geliştiği düşünülmektedir.
    Translokasyon ve delesyon en sık kromozom 12’de görülür
    Aynı rahimdeki her bir miyom farklı mutasyonlardan kaynaklanabilir
    Miyomlarda hangi reseptörler bulunur?

    Östrojen ve Progesteron Miyom, endometrium ve myometriumdan daha fazla reseptöre sahiptir.

    Miyomda reseptör konsantrasyonu nasıl değişir?

    Adet döneminin ilk 18. gününde en fazla reseptör konsantrayonuna sahiptir.

    Miyomlar rahmin hangi bölümlerinde bulunur?

    İntramural – Miyometrium’un içinde
    Submukozal – Endometrial boşluğa doğru büyüyen
    Subserozal – Miyometriumdan karon boşluğuna doğru büyüyen
    İnterligamenter – Broad Ligament içine doğru büyüyen
    Parazitik – Karın içinde başka bir organdan beslenerek büyüyen
    Pedanküle – Dar bir sapla miyometriuma bağlanıp karın boşluğuna, endometrium boşluğuna büyür
    Miyom görülme oranı nedir?

    Üreme yaşlarındaki kadınların % 20 – 25 ‘de bulunur. Afrika ve Amerikalı kadınlarda daha fazladır.

    Miyomların cerrahi müdahalelere etkisi nedir?

    Histerektomi yani rahim alma ameliyatlarının üçte biri miyom nedeniyle yapılır. Miyomun neden olduğu diğer cerrahi müdahaleler; tanısal ve operatif laparoskopi veya histeroskopi, miyomektomi, tanısal küretaj. Menoraji olarak görülen anormal kanamalar miyomlarda görülen en sık semptomdur.

    Miyomlar niçin anormal kanamalara neden olur?

    Bu konuda çeşitli teoriler vardır.

    Endometrial mukoza yüzey alanında artma, kanama artışına yol açar.
    Miyomlar rahmin kasılmasını ve kanmayı azaltmasını engeller.
    İntramural miyomlarda, myomlar endometrial venüllere baskı yaparak genişletir ve kanamayı arttırır.
    Miyom ağrılara neden sebep olur?

    Bu konuda kesin neden bilinmemekle birlikte, neden olduğu düşünülen teorik nedenler vardır.

    Karnöz kırmızı dejenerasyon : Miyomların içindeki kanamalar ve dejenerasyonlar akut kasık ağrısı, hafif ateş, hafif peritonial, belirtiler ve nadiren lökositoz oluşmasına neden olur.
    Pelvik baskı : Miyomun makata ve mesaneye yaptığı baskı ile sık idrara çıkma, idrar kaçırma, tuvalete yetişmekte zorluk ve makata vuran ağrıya neden olur.
    Miyomlar gebe kalmayı nasıl engeller?

    Döllenmeyi engeller : Kornual yani tüplerin rahme girdiği bölgede bulunan miyom her iki tübüde tıkayabilir.
    Döllenen yumurtanın rahime yerleşmesini veya rahim içinde gelişmesini engeller : Döllenme olabilir fakat döllenen bu yumurtanın rahime yerleşmesini,oraya tutunmasını veya plasenta oluşturmasını özellikle submukozal miyomlar engeller.
    Miyomlar gebeliğin miada ilerlemesini engeller : Miyomlar rahmin erken yani miada varmadan kasılmasını sağlayarak erken doğuma neden olurlar.
    Miyomun gebeliğe olumsuz etkilerini nasıl engelleriz?

    Gebelik planlayan hasta gebe kalmadan önce doktoruna giderek gebelik öncesi muaynesini ve gerekli testleri yaptırmalıdır. Rahminde miyom saptanan hastanın doktoru tarafından değerlendirilerek miyomun gebelik için sakıncalı olup olmadığına karar verilmlidir. Gerekli görüldüğünde cerrahi müdahale ile miyom rahimden çıkarılır. Bazı durumlarda miyom gebeliği etkilemeyebilir ve operasyona gerek duyulmaz.

    Miyom gebelikte hangi komplikasyonlara neden olur?

    Normal doğum sırasında bebeğin doğum kanalına girmesini engelleyebilir. Bu durumda sezeryanla doğum yapmak gerekir.
    Rahmin içine doğru veya yakın gelişen miyomlar rahimle beraber rahim ağzından vajene doğru sarkabilir, bu duruma rahmin inversiyonu denir.
    Gebelikte miyomlar büyüyebilir. Bu büyüme sonrasında miyomun merkezinde kırmızı dejenerasyon denen bozulma başlar. Bu durum hastaya ağrıya neden olabilir.
    Miyomlarda ani büyüme neyi gösterebilir?

    Leyomiyosarkom miyomların habis yani kanser halidir. Bu durum miyomu taklit edebilir. Miyom kontrollerinde eğer miyom hızlı büyüyorsa kanser yönünden değerlendirilmelidir.

    Miyom olarak saptana kitlelerde kanser oranı nedir?

    Miyom olarak patololojiye gönderilen örneklerin yaklaşık binde biri ile yüzde biri arasında kanser saptanır.Kanser ellili ve atmışlı yaşlarda daha sık gözlenir.

    Belirtisi olmayan miyomların takibi nasıldır?

    Seri muayneler ile büyüme oranı saptanır.
    Ayrıntılı hikaye almakla yeni beliren semptomlar saptanır.
    Miyomlar hızlı büyümediğinde yıllık veya altı aylık takipler ile izlenmektedir.
    Hızlı miyom büyümesi gözlendiğinde takipler sıklaştırılmlıdır.
    GnRH Agonistleri miyom ölçümlerini nasıl etkiler?

    GnRh salınmasını engel olarak, 2 haftalık kullanımdan sonra azaltır. Böylece yumurtalıklardan östrojen salınımını azaltır ve hipoöstrojenik durum oluştrur.
    Miyom ölçülerini yaklaşık yüzde elli küçülmesini sağlar.
    Miyomda küçültme etkisi 12. haftada maksimum olur, bu süreden sonra miyomda küçülme gözlenmez.
    GnRH Agonistleri ile tedavinin yararları nelerdir?

    Adette kan kaybını azaltır.
    Cerrahi öncesi kansızlığı azaltır.
    Ameliyat sırasında kan kaybını azaltır.
    Rahmin alınmasına ihtiyacı azaltır.
    GnRH Agonistleri ile tedavi ne kadar sürdürülmelidir?

    Genel olarak yan etkiyi azaltmak için tedavi süresi altı aydan kısa sürmelidir.

    GnRH Agonistlerinin yan etkisi nelerdir?

    Hastalarda menopoz semptomlarına benzer şikayetler gözlenir.

    Miyomektomi nedir?

    Miyomların cerrahi olarak rahimden çıkarılmasıdır. Genellikle rahmin korunması ve çocuk beklentisi varsa kısırlığın önlenmesi için yapılır.

    Miyomektominin yararları nedir?

    Adette oluşan aşırı kan kaybını engeller.
    Kasıklarda meydana gelen ağrıyı ortadan kaldırır.
    Hastada miyom nedeniyle oluşan ruh halinde bozulmaları düzeltir.

  • Gebeliğim Boyunca Ne Kadar Kilo Almalıyım?

    Gebeliğim Boyunca Ne Kadar Kilo Almalıyım?

    Hamilelikte almayı beklediğiniz kiloların miktarı hamilelik öncesi sahip olduğunuz kilo miktarına

    bağlıdır. Örneğin, hamilelik öncesi normal bir kiloya sahipseniz (vücut kitle indeksi 18.5 – 24.9)

    almanız gereken 10-12 kilodur. Eğer hamilelik öncesi vücut kitle indeksiniz 20’nin altındaysa yani

    zayıf kabul edilen gruptaysanız hamileliğinizde normal kilolu olanlara göre daha fazla kilo almanız

    önerilir. Bu durumda tüm hamilelik süresince 13-18 kilo arasında almanız idealdir. İkinci

    trimesterdan başlayarak haftada 400-600 gram almalısınız. Hamile kalmadan önce fazla

    kiloluysanız (VKI = 26-29) bu durumda tüm hamileliğinizde 7-11.5 kilo arasında almanızı

    öneriririz. Eğer aşırı obez kabul edilen ve vücut kitle indeksi 30’dan büyük bir gebeyseniz bu

    durumda tüm gebelik boyunca 7 kilodan fazla almamanız gerekir.

    İlk 3 aylık dönemde bazı gebelerde çok yoğun bulantı olabilir ve bu yüzden yemek yenilemediği

    için kilo alınamama hatta kilo verme gibi durumlar yaşanabilir. Endişe edilecek durum yoktur. İlk

    3 ay minimum kilo alımı veya durması normaldir. Hızlı kilo kaybı ve kusmalarda doktor

    kontrolünde olmak önemlidir, riskli durumlarda doktor yatarak tedavi de uygulayabilmektedir. 4-6

    ay arası artık çocuk büyümeye başlar, bu yüzden haftda ortalama 400 gram kilo alımı normaldir. 6-

    9 ay arası bebeğin en fazla kilo aldığı ve hızla annenin kilo alacağı dönem olduğu için alınması

    planlanan kilonun 2/3′ ü bu dönemde alınmalıdır.

    Hamilelik süresince kilo alımı şu şekilde olmalıdır;

    Gebeliğin ilk 3 ayında 0.5-1 kilo

    Gebeliğin 4-5-6. aylarında birer kilo

    Gebeliğin 7-8-9. aylarında ikişer kilo almanızı öneririz. 1 ay içinde 3 kg’dan fazla ağırlık artışı

    olan anne adayları beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeli, gerekiyorsa bir uzmana

    başvurulmalıdır. Hamilelik süresince ağırlığın takibi çok önemlidir.

    Amerikalı bilim adamları tarafından 40 binden fazla kadın ve bebekleri üzerinde yapılan ve

    sonuçları Obstetrics & Gynecology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre gebelikleri sırasında 18

    kg’ın üstünde kilo alan kadınların iri bebek doğurma olasılığı, bundan daha az kilo alanlara göre

    yaklaşık iki kat fazla olmaktadır. Bebeğin iri olması daha fazla doğum travmasına yol açarak

    yenidoğanda bir takım problemlere, hatta ölüme neden olabilir. Gebelik esnasında aşırı kilo alımı

    ve şişmanlık durumlarında; yüksek tansiyona daha sık rastlanır. Ayrıca doğumda daha sık

    problemlere ve doğum sonu annede aşırı kilo retansiyonu ve obeziteye sebep olabilir.

    Son dönemlerde yeni trendlere kapılıp, uygunsuz sıkı diyetler yaparak alması gerekenden daha az

    kilo alanlarda ise erken doğum eylemi, bebeklerinde gelişme geriliği daha sık gözlenmektedir.

    Sonuç olarak almanız gereken kilo sağlık durumunuz, kilonuz ve bebeğin durumu gibi faktörlere

    göre değişiklikler gösterebilir. Önemli olan gebelikte uygun miktarda ve düzenli şekilde kilo alarak

    doğuma normal bir kiloda girmek ve doğumdan sonra da yavaş yavaş doğru şekilde bu kiloları

    vererek eski formunuza kavuşmaktır.

  • Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Biliyorsunuz kan gruplari A B AB VE 0 olup bir Rh faktoru icerirler.Bu Rh faktoru RH+  ve ya Rh- olur.
     Gebe olan bir anne adayinin kan grubu Rh- ve babanin kan grubu Rh+ olursa kan uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu Sendromu ile karsi karsiya oluruz.Bu 
    durumlarin disinda kan gruplarinin Rh’lari ne olursa olsun asla Kan Uyusmazligi Sendromu yasanmaz.
       Bu uygunsuzluk neden onemli?Gebe olan anne adayinin bebeginin kani onemli,eger bebek kanini babadan aldiysa yani Rh+ ise (anne zaten  Rh- ) ozaman 
    gebelik ya da dogum esnasinda anne ve bebegin kani temas eder ve anne kanina bebegin kanindaki eritrositler (kirmizi kan hucreleri) gecer.Bu eritrositler
     uzerinde bebege ait Rh antijenleri vardir.Anne bu Rh antijenlerini yabanci olarak algilar,kendisi – olup bu antijenler + oldugu icin,ve bu antijenlere
     karsi Rh antikorlar uretir.Bu gebelikte bebek zarar gormez.Fakat bir sonraki gebelikte annenin bu Rh antikorlari bebege gecer ve bebegin eritrositlerini 
    parcalayip anemi dedigimiz kansizliga neden olurlar.
       Dogum ve gebelik esnasinda bebegin kaninin anneye gecip annenin bunlara karsi antikor olusturdugunu yazdim.
    Bu durumlar:Dusuk, kurtaj, dis gebelik, amniyosentez, CVS (Koryon Villus Biopsisi), kordosentez gibi girisimlerdir.Bu durumlardan birinin yasanmasi halinde
     annenin etkilenmesini onlemek amaciyla 72 saat icinde Anti-D ignesi yapilmasi gerekmektedir.Bu igne tek seferlik kalcadan kas icine (intramuskuler) yapilir
    .Bazi kaynaklara gore igne 14-28 gune kadar da yapilabilir.
    Kan uyusmazligi olan gebelerde ilk kontrolde Indirekt Cooms testi bakilir.Indirekt Cooms testinin negatif olmasi halinde antenatal donemde dusuk ihtimalle
     de olsa Rh Izoimunizasyonu (etkilesme ) gelistirme ihtimaline karsi 20.haftadan itibaren 1 aylik aralarla Indirekt Coomsun tekrar bakilmasi gerekir.
    Indirekt Cooms’u negatif olanlarda 28. haftada 300 mikrogram Anti-D gama globulin (kan uyusmazlik ignesi) ile profilaksi yapilmalidir.Profilaksi ile
     doguma kadar kalan 12 haftada bebekten anneye gececek kanin Rh izoimmunizasyonunu olusturmasini engellemek. Profilaksinin yapilmamasi durumunda da Anti-D 
    gama globulin dogumdan sonraki 72 saat icinde yapilir.Dogumdan sonra bebek kordon kanindan Direkt Cooms bakilir ve bebek kan grubu calisilir.Direkt Cooms 
    testinin negatif olmasi ve bebek kan grubunun Rh+ olmasi durumunda bebege 72 saat icinde kan uyusmazlik ignesi deddigimiz Anti-D gama globulin yapilir.Bu
     igne ile yeniden profilakside oldugu gibi Rh izoimmunizasyonu engellemeyi amaclamaktayiz.Yani annenin bebekten gelen eritrositlere karsi antikor 
    olusturmasini engellemeye calismaktayiz.

    indirekt ve Direkt Cooms testinden bahsettik.Bunlarin ne anlama geldigini aciklamak isterim.
         Indirekt Cooms anneden gebeligin ilk kontrolunde ve 20. haftadan sonra 4 hafta aralarla bakilan testtir.Anne kaninda serbest antikor tayini icin bakilir.Indirekt
     Cooms testi pozitif olan olgularda IgG yapisindaki spesifik Anti-D antikorlarina bakilir.Bu antikorlar icin kritik titre 1:16 ve ustudur.IgM plasentadan 
    gecmedigi icin bakilmasina gerek yoktur.1:16 uzerindeki degerlerde etkilenmenin durumunu arastirmak icin amniyosentez,kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere
     gecmek gerekir.Hastalik ileri derecede ise anne karninda bebek kanini degistirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm 
    yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3.
    zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu 
    yapılabilir. 
         Direkt Cooms testi ise dogumdan sonra bebekten bakilir ve fetal eritrositler uzerindeki antikorlari tayin icin kordosentezle fetal kanda bakilir.
         Bir de Kleihauer-Betke testi vardir. O da anne kanina karismis olan fetal eritrositlerin miktarini hesaplamaya yarayan bir testtir.
         Eger Rh Uygunsuzlugunda bebek etkilenmis ise anneden bebege gecen Rh antikorlari bebegen eritrositlerini parcalayip cokeltecektir.Bu durum agir anemi 
    tablosuyla beraber Hidrops Fetalis dedigimiz anemi kalp yetmezligi ve bebegin vucut bosluklarinda sivi birikmesi ile giden agir tablonun olusmasina neden
    olur.Parcalanan ve cokeltilen eritrositlerin miktarina gore tablonun agirligi degisir fakat cok ileri durumlarda bebek kaybina kadar giden durumlar dahi
     yasanabilir.

  • Amniyosentez

    Amniyosentez

    Gebeliklerin %2 ila %4’ünde bebekler farklı anomaliler ile dünyaya gelebilmekteler. Bu anomalilerin ortaya çıkışındaki en büyük faktörlerin başında, genetik defektler (gen hasarları) bulunmaktadır. Genetik bozukluk ve hasarların tedavisi için ne yazık ki kalıcı bir tedavi yöntemi henüz geliştirilemediğinden, oluşabilecek bu hastalıkların erken tanısı çok büyük bir öneme sahip olmaktadır. Anne ve babanın genlerinde bulunan ya da oluşabilecek kromozomal bozukluklar önceden bilindiği zaman, ya da gebelik sırasında ortaya çıkmasının ardından, gebelik kritik sınırına ulaşmadan sonlandırılması gerekebilmektedir. Gebelik sırasında, erken tanı adına birçok farklı yöntem kullanılmaya devam etse de, bu yöntemler arasında amniyosentez başı çekmektedir.

    Amniyosentez Nedir?

    Amniyosentez çoğunlukla, ikili, üçlü ve dörtlü set incelemelerinde risk saptanması durumunda, anne yaşının 35 in üzerinde olduğu rölatif risk artışı olduğu durumlarda kesin tanı için kullanılır. Anne adayının karnının üzerinden sokulan özel bir iğne aracılığı ile öncelikle rahim içine ulaşılması ve buradan da bebeğin içerisinde 9 ay boyunca yüzeceği ve besleneceği amniyon sıvısına ulaşılarak örnek sıvı alınması işlemine amniyosentez denilmektedir. Bu işlem genel olarak, bebekte bulunabilecek kromozom veya genetik anomali araştırması, nöral tüp defekti araştırması veya bebekteki akciğer olgunlaşması ile alakalı araştırmalar için kullanılmasının yanında, bazı gebeliklerde sadece bebeğin sıvısının olması gerekenden çok daha fazla olması nedeniyle anne adayına sıkıntı yaratması gibi durumlarda, anne adayını rahatlatmak amacı ile kullanılabilmektedir. Yani anne adayının karnından sıvı alınması işlemi illa ki kötü bir sonucun tanısı için gerekmemektedir. Dolayısıyla anne ve babaların bu konuda telaş duymaması, gerek anne adayı, gerekse bebekleri için büyük bir önem taşımaktadır.

    Amniyosentez Özellikle Hangi Durumlarda Uygulanır?

    Uzun zamandır amniyosentez işlemi sıklıkla tanı amacı ile uygulanmaktadır. Yapılacak bu uygulama ile kromozom anomalisi araştırması yapılır ve bebekte olabilecek genetik hastalıkların tanısı, bebekte nöral tüp defektlerin (hasarların) tanısı, oluşabilecek kan grubu uyuşmazlıklarında bebeğin bu durumdan etkilenme derecesinin belirlenmesi, bebeğin akciğer olgunlaşmasının meydana gelip gelmeyeceğinin belirlenmesi gibi pek çok farklı konu ile alakalı tanı yapılabilmektedir. Bunların yanı sıra birçok farklı duruma bağlı olarak anne adaylarına bu işlemi yapmaları önerilebilmektedir. Bu durumların başında, daha öncesinde kromozom anomalisi olan bir bebek doğurmuş olmak gelmektedir.
    Bahsedilenlerin yanında, anne ya da baba adayında yapısal, genetik ve kalıtsal kromozom kusurlarının olması, yakın akrabalardan bir tanesinde dahi down sendromu (mongolluk) gibi bir kromozom anomalisinin bulunması gibi nedenlerden dolayı anne adaylarına amniyosentez yapılmalıdır. Kimi kan ya da metabolizma hastalıklarında var olan kalıtsallık da nesilden nesile geçmektedir. Bu geçişin sonrasında ise bebekte hastalık belirtileri ortaya çıkabilmekte ya da birey ömrü boyunca taşıyıcı olarak kalmaktadır. Eğer ki taşıyıcı birey, yine kendi gibi taşıyıcı olan başka bir kişi ile hayatını birleştirip, çocuk sahibi olmak isterse, o zaman taşıyıcılık durumu devam etmekte ve bunun sonrasında da hastalık sürekli bir şekilde bir sonraki nesle aktarılmaktadır. Bu durum özellikle akraba evliliklerinde sıklıkla rastlanan durumların başında gelmektedir.

    Amniyosentez Uygulaması Ne Zaman ve Nasıl Gerçekleştirilir?

    Amniyosentez, çoğunlukla gebeliğin 16. ile 19. haftası arasında yapılsa da, şüpheli bir durumda ya da doktor tarafından gerekli görüldüğü takdirde, doğuma kadar herhangi bir zamanda yapılabilmektedir.
    Amniyosentez işlemi sırasında, anne adayına anestezi verilmesine gerek olmamaktadır, yalnızca ultrason yardımıyla bebeğin ve plasentanın konumu net şekilde incelenir. Bunun sonrasında anne adayının karın yüzeyi ilk olarak antiseptik madde ile silinir. Ultrason yardımı ile ve anestezide kullanılan özel iğneler aracılığı ile karnın mümkün olan en rahat ve en uygun noktasından rahim içerisine giriş yapılır ve buradan da amniyon sıvısının yer aldığı rahim boşluğuna gelinir. Enjektör aracılığı ile çekilen amniyon sıvısının 0.5 milimetrelik kısmı atılır ve yeterli miktarda sıvı çekilir. İkinci kere ultrason değerlendirmesinin yapılması sonrasında iğne çıkartılır ve alınan amniyon sıvısı genetik laboratuarlarda incelenir. Bu işlem sırasında, annenin rahim içinden alınan amniyon sıvısını bebek 3 saat içinde yerine koymayı başarır.

    Amniyosentezin Riskleri Nelerdir?

    Amniyosentez işlemi de tıp alanındaki her işlem gibi, konusunun uzmanı bir doktor tarafından yapılmalıdır. Ancak kendi içerisinde, anne adaylarının uykularını kaçıran riskler barındırmaktadır. Öncelikle psikolojik risklerinden söz etmek gerekirse; anne adayları işlemin kendisinden ya da iğneden korkmaktadırlar. Bebeğin sağlık durumuyla ilgili olumsuz bir haber bazen gebeliğin sonlandırılması anlamına geldiğinden, çıkacak sonuç ile ilgili belirsizlikler de anne adayını yıpratmaktadır.
    İşlem sonrası oluşabilecek bazı komplikasyonlar ise aşağıdaki gibi sıralanabilir:
    Eğer çiftlerde kan uyuşmazlığı varsa, işlemin ardından 72 saat içinde kan uyuşmazlığı iğnesi yapılması gerekmektedir.
    Amniyosentez esnasında sıvı kaçağı olması
    Bebeğin, amniyosentez işleminde kullanılan iğne ile zarar görmesi
    Bebeğin veya plasentanın enfeksiyon kapması
    Gebeliğin düşükle sonuçlanması
    Erken doğum riski
    Doğum suyunun erkenden gelmesi ile bebeğin kaybedilmesi
    Kan uyuşmazlığı varsa, izoimmunizasyonda artış olması.
    İşlemden önce bu riskleri kabul ettiğine dair çiftten onay için imza alınır.
    Burada dikkate alınması gereken enönemli husus ailenin onayıdır. Çiftler dünya görüşleri nedeniyle genetik olarak zeka özürlü bir çocukda olsa da bu çocuğu dünyaya getirmek isteyebilir. Ya da zeka özürlü olması nedeniyle bir gebeliğin sonlandırılması dünya görüşlerine uygun olmayabilir. Böyle bir durumda bu durumla ilgili kabulbelgesi imzalanıp amniosentez işlemi yaptırılmayabilir.

    Ayrıca bu riskleri almak istemeyen çiftler prenatal test olarak bilinen anne kanından bakılan bir testide isteyebilirler. Bu test hakkındaki tartışma güvenilirliği %99,9 dur ve sonucuna göre sonlandırma işlemi yapılamaz pozitif çıksa bile amniosentez şarttır.