Etiket: Dönem

  • Prematüre ( erken doğan ) bebekler

    Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce doğan bebekler prematüre bebek olarak adlandırılırlar.

    Prematüre bebekler gebelik yaşına göre 3’e ayrılır:

    -ileri derecede (24-31 hafta)

    -orta derecede (32-35 hafta)

    -sınırda (36-37 hafta)

    Doğum ağırlıklarına göre de 3’e ayrılır:

    -Düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 2500 gr.dan az olması
    -Çok düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 1500 gr.dan az olması.
    -Aşırı düşük doğum ağırlığı: Bebeğin 1000 gr.dan az olması

    PREMATÜRE BEBEĞİN ÖZELLİKLERİ

    • Prematüre bebeğin cildi şeffaf görünümdedir.

    • Damarları cildinin üzerinden rahatlıkla görülebilir.

    • Yağ dokusu yeterince gelişmediği için cilt gevşek ve üstünde yumuşak tüyler vardır.

    • Vücut sıvıları daha fazla, glikojen ve yağ dokuları daha azdır. Kahverengi yağ dokusu gelişmediğinden kendi ısısını koruma yeteneği de yoktur. İşte bu nedenle kuvözde bakılmaları gerekir.

    • Cinsiyet organları da normal doğan diğer bebeklere göre farklılık ortaya çıkıyor. Erkeklerde testislerin torbaya inmeme ihtimali de yüksektir.

    • Kas ve sinir gelişimini de tamamlayamadığından çeşitli refleksler (emme, yakalama, irkilme)zayıftır.

    Prematüre doğuma neden olabilen etmenler ;

    Anneye ait nedenler :

    • Önceki doğumda preterm doğum öyküsü

    • Malnütrisyon

    • Uterus anomalileri

    • Anne yaşının 16’dan küçük, 35’den yüksek olması

    • Annenin kalp hastalığı

    • Sık doğum

    • Enfeksiyon

    • Travma

    • Hipertansiyon

    • Sigara, alkol

    • Fazla aktivite

    • Düşük sosyoekonomik düzey

    • Stres

    Bebeğe ait nedenler :

    • Çoğul gebelikler

    • Kromozom anomlileri

    • Amnion sıvısının fazla oluşu

    • Konjenital kızamıkçık

    SADECE ANNE SÜTÜ İLE BESLENME PRETERM BEBEKLERDE NEDEN BAZEN ZORDUR ?

    • Memeyi güçlü ememezler

    • Anne sütünün sağladığı besinlerden daha fazla besine ihtiyaçları vardır

    • Annelerin yeterli süt sağmaları güç olabilir….??!!

    • Aylarca haftalarca sağılmış anne sütü alması gerekebilir

    • Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğrudan memeden emme başarısı çalışmalarda düşük bulunmuş (%15-20)

    • 34 haftaya kadar emme-yutma-nefes alma senkronizasyonunu sağlayamayabilirler

    • Apne ve gastroösafagial reflu sorun yaratabilir

    İşte bu yüzden;..Prematüre bebekler etkin emmeye başladığında bile sık sık va uzun süreli duraksayabilir. ..4-5 kez emip 4-5 dakikaya kadar ara verebilir. Memeden bebeği hemen çekmemek gerekir. Tekrar emmeye başlaması için memede tutmak gerekir. Bu süre bazen bir saati bulabilir.

    Prematüre Bebeğin Annesine Emzirme Desteği Sağlanmalıdır

    .Hastanede, olabildiğince erken kanguru bakımı, anne-bebek tensel teması teşvik edilmeli

    . Hasta ve preterm bir bebeği olan annenin endişeleri ve psikolojik durumu da göz önüne

    alınmalıdır.

    . Prematüre bebeğin pozisyon ve memeyi kavraması deneyimli bir emzirme danışmanı tarafından aralıklı olarak değerlendirilmelidir.

    . Meme başı sorunları yönünden anne izlenmelidir.

    Doğum sonrası anne sütünü 3 saatte bir sağmalı (24 saatte en az 8 sağma seansı)

    Anneye etkin süt sağma yöntemleri ve aletleri anlatılıp gösterilmelidir

    Tensel Temas (Kanguru Yöntemi):Anne bebegi çıplak olararak göğsüne yaslar

    Annenin sıcaklığı bebeği sıcak tutar

    Bebek ısınmak için fazladan enerji kullanmaz

    Bebeğin dolaşım ve solunum sistemleri daha iyi çalışır

    Bebek daha huzurludur ve daha iyi uyur

    Emzirme işi daha kolay başarılır

    Prematüre bir bebeği izleyen ekipte kimler olmalıdır?

    Neonatolog(yenidoğan uzmanı)

    Pediatrik nörolog

    Pediatrik klinik psikolog

    Pediatrik odyolog(işitme uzmanı)

    Pediatrik fizyoterapist

    Pediyatrik konuşma terapisti

    Yüksek riskli bebeklerde deneyimli beslenme uzmanı

    Sosyal hizmet uzmanı

    Çocuk gelişimi eğitimcisi

    Değerlendirme Dönemleri

    • Prematüre bebekler yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edildikten sonra ilk olarak 7-10 gün sonra kontrol edilmelidir. Değerlendirme dönemleri düzeltilmiş yaşa (postkonsepsiyonel 40 haftaya) göre belirlenmelidir.

    • Üç yaşından sonra düzeltilmiş yaşın kullanılmasına gerek yoktur. İdeal bir izlem şeması şu şekilde olmalıdır:

    • Taburcu olduktan 7-10 gün sonra

    • Düzeltilmiş 40 hafta- 3 ay- 6 ay- 12 ay- 18ay, 24 ay

    • Kronolojik 3 yaş, 4 yaş, 5 yaş, 8 yaş, 12 yaş, 14 yaş, 16 yaş

    İZLEM

    Fiziksel ve nörogelişimsel izlem diye iki başlık altında toplanır

    Fiziksel İzlem: İşitme, görme ve büyümeyi içerir.

    Nörogelişimsel izlem :Kaba motor hareketler, ince motor hareketler, dil gelişimi ve sosyal gelişmenin değerlendirildiği, dört ana alanda yapılır.

    Prematüre bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edilme zamanı önemli bir konudur.

    Hastaneden erken çıkma bebek ile anne arasındaki bağı kuvvetlendireceği gibi bebeğin gelişeceği çevrenin düzenlenmesi, hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ve hastane masraflarının azaltılması yönünden de faydalıdır.

    Buna karşılık hastaneden erken çıkma; bebeğin genel durumunun bozulmasına ve tekrar hastaneye yatırılması gereksinimine yol açabilir ve bu durum bebeğe olduğu kadar aileye de ilave bir stres kaynağı olur.

    Prematüre doğan bebeklerin ebeveynleri, bebek taburcu olup eve geldikten sonra 3 değişik dönemden geçerler.

    İlk döneme “öfori dönemi” denir ve evdeki ilk 6 haftalık süreyi kapsar. Bu dönemde ebeveynler anne-baba olmanın mutluluğunu yaşar ve çocuğun eve gelmiş olmasından dolayı sevinç içerisindedirler.

    İkinci dönem bir mutsuzluk dönemidir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu dönemde aile çocuklarının düşündüklerinden daha küçük olduğunun, gelişmesinin daha geri olduğunun farkına varır ve bu sorunlarla baş edemeyeceğini düşünerek endişelenir

    Son dönem kabullenme dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde anne ve baba, çocuklarını olduğu gibi ve hayatlarının doğal bir parçası olarak kabul etmeyi öğrenir ve normal hayatlarına döner. Çocuğun büyümesi ve gelişmesi normal veya çok hafif bir gelişme geriliği varsa, aile içindeki stres daha azdır ve normal hayata dönüş çok daha hızlı meydana gelir.

    Prematüre bebeğin büyümesinin izleminde düzeltilmiş yaş kullanılır

    (36 hft doğan bebek 1 ay,32 hft doğan ise 2 ay geriden hesaplanır)

    Prematüre bebeklerin

    • önce baş çevresi (ilk 6 ayda)

    • sonra ağırlığı (2-3 yaşta)

    • sonra da boyu (3-7 yaş)büyümeyi yakalar

    EVDE ENFEKSİYON KONTROLÜ

    Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmediği için her türlü enfeksiyona açıktırlar. Bu nedenle ziyaretçilere, özellikle okul çağı çocuklara kısıtlamalarda hassas davranılmalıdır. Odasında oyuncak bulundurulacak ise; oyuncakların yıkanabilen, toz tutmayan ve tüysüz olmasına dikkat

  • Yenidoğanda işitme taramasının önemi

    İnsan hayatının son derece dinamik ve değişken bir dönemi olan yenidoğan dönemi yaşamın ilk 28 günlük dönemini kapsamaktadır.

    Bu süre içinde yenidoğan bebekte olan fizyolojik değişimler son derece hızlı olmakta ve sağlıklı bir yenidoğan bu dönemde yaşamının geleceğini belirleyecek olaylarla karşılaşabilmektedir.

    Bu sebeple yenidoğan sağlığı ve yoğun bakımı ile uğraşan biz neonatologlar için bu dönem çocuk sağlığının temelini oluşturmaktadır.

    Yaşamın beş ana duyusundan biri olan işitme bebeklerin daha sonraki dönemlerde konuşma ve anlama becerileri de etkileyebileceğinden bu duyu ile ilişkili olarak saptanabilecek patolojilerin erken dönemde tespiti oldukça önem taşımaktadır.

    Bu sebeple günümüzde çağdaş çocuk hekimliği pratiğinde kontrollerde görülen yenidoğan bebeklerin işitme testlerinin yapılması önem taşımaktadır.

    Sağlıklı bir yenidoğan bebek, doğumu izleyen dönemde normal doğum ile doğmuş ise 24 saat sonra sezaryen ile doğumlarda ise 48-72 saat sonra taburcu edilmelidir. Bu sayede hem erken taburculuğun yaratabileceği komplikasyonlar engellenebilecek, hem de bebeklerin değerlendirilmesi için zaman kazanılabilecektir.

    İdeal olarak bebeklerin taburcu edilmeden önce işitme testlerinin yapılmasıdır.

    Bu test bebek için hiçbir sakınca içermeyen ve kulağa kulak muayenesinde olduğu gibi küçük bir aletle bakılması prensibine dayanan kolay bir testtir.

    Otoakustik emisyon(OAE) olarak isimlendirilen bu test birinci basamak tarama testi olarak kullanılmakta, bu testte sorun saptanan bebekler tekrar kontrol edilerek gerektiğinde ileri incelemeler için referans hastanelere gönderilmektedir.

    Bu sayede erken dönemde işitme bozukluğunun tespiti gerektğinde koklear implant (kulağa yerleştirilmektedir.) ile bebeklerin sağırlık ve konuşma problemleri önlenebilmektedir.

    Sonuç olarak yenidoğan bebeklere işitme testinin yaşamın ilk günlerinde tercihen ilk hafta içinde yapılması bugün kabul edilen uygulama olarak değerlendirilebilir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon kısaca kişinin var olan stresini dışarı vurma şekli olarak açıklanabilir. Herkes bu durumu farklı şekillerde yaşayabileceği gibi çocuklar için de durum aynıdır. Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, hiperaktivite veya farklı bedensel engeller depresyon ile birlikte görülen psikolojik sıkıntılar olarak düşünülebilir. Çocuk gelişiminin her bölümü farklı önem taşımaktadır. Çocukluk çağını ayırabileceğimiz,

    * Bebeklik,

    * Oyun dönemi,

    * Okul çağı ve

    * Ergenlik kendi içinde pek çok farklı özelliği barındırmaktadır.

    Bu dönemlerde yaşanacak sorunlar depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Çocuklar kendi eksiklikleri ya da dış etkenlere bağlı olan sorunlar ile baş etmeye çalışırlarken depresyona girebilirler.

    Çocuklarda Depresyon Nasıl Fark Edilir?

    Toplumumuzda büyüklerin depresyona girmesi daha kabul edilebilir bir olguyken çocukların depresyona girme ihtimali göz ardı edilmektedir. 0-18 ay arasındaki anne ile bağlılık ilişkisi gelecek yıllar üzerinde oldukça etkili bir dönem olarak görülmektedir. Sağlıklı olarak gerçekleşen bağlanma bebeklerde ve çocuklarda psikolojik sorunların yaşanmasını engellese de sağlıklı olmayan bağlanmalar ciddi bir tehdit olarak algılanmalıdır. İhtiyaçları zamanında ve gerektiği gibi karşılanmayan bebekler ve sevgi açısından eksik kalanlar zaman içinde depresyona girebilirler.

    Anne kimliği ile kadın kimliği birbirine karışan kişilerde bu durumun yansımasına maruz kalacak çocukları zor günler bekliyor olabilir. Çocuklarda depresyon durumu,

    * Ağlama,

    * Uyku düzeninde bozukluk,

    * İştahsızlık,

    * Vücut ağrısı,

    * Tepkisizlik ve

    * Oyuncakları atma şeklinde görülebilir.

    Okul dönemine kadar olan bölüm sağlıklı bir bireyin gelişimi açısından son derece önemlidir.

    Depresyonun Her Yaş Döneminde Görülebileceği Unutulmamalıdır

    Okul başarısızlığı, adaptasyon problemleri, aktivitelere katılmama gibi sorunlar gösteren çocukların aileleri ile birlikte konusunda uzman olan kişilerden destek alması hayatlarını düzene sokacak en önemli gelişme olarak dikkat çekmektedir. Yeni kardeşin depresyona neden olabileceği de bilinen bir gerçekliktir. Çocuklardan hiçbir şeyin saklanmaması ve gelişmelerin paylaşılması sorunların ortadan kalkmasını sağlayacak en basit tedbir olarak uygulanabilir. Evde yaşanan tartışmalardan kendini sorumlu tutan çocuklar da depresyon belirtisi gösterebilir. Anne ve baba arasında disiplin farkı oluşu çocukta kaygı bozukluklarının yaşanmasına neden olurken bu duygu zaman içinde kendini depresyon olarak dışa vurmaya başlayabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • AİLE VE ERGEN

    AİLE VE ERGEN

    Aile tüm insanların hayatında önemli olan bir kurumdur. Varlığın devamı insanın içine doğduğu ya

    da büyüdüğü aile ile şekillenir. İnsan toplulukları açısından aile sürekliliği olan ancak,

    gerçekleştirdiği değişimlerle de kendini geleceğe taşıyan, güncelleyen bir kurumdur.

    Bilinen en yaygın tanımıyla aile, biyolojik ilişkiler sonucu türünün devamını sağlayan, paylaşımın,

    toplumsallaşmanın olduğu, karşılıklı ilişkilerin kurallara bağlandığı, toplumsal değerlerin sonraki

    kuşaklara aktarıldığı biyolojik, psikolojik, sosyo-ekonomik ve hukuki yapısı olan bir gruptur. Aile

    tanımları genellikle kanbağı üzerinden yapılmış olsa da, bireylerin evlat edinme yoluyla da ana-
    baba ve çocuklardan oluşturdukları aileleri de aynı kapsamda değerlendirmek yarar sağlar

    Bu nitelikleriyle aile; sevgi, mutluluk, bağlanma, ait olma ve paylaşma gibi duyguların yaşandığı,

    yaşanan bu duyguların oluşturduğu sıcaklıktan beslenen ve devam etmesini mümkün kılan bir

    bütündür. Çocuk, içine doğduğu ailede ihtiyaçlarının karşılanması sonucunda varlığını devam

    ettirebilmeyi başarır. Bu ihtiyaçların başında, korunma, sosyalleşme, biyolojik ihtiyaçlar, duygusal

    destek, eğitim, din ve ekonomik destek gibi unsurların karşılanması gelir. Bu güvenlik unsurlarıyla

    büyüyen çocuk yaşam içindeki duruşunu da bütün bu önemli noktalarla ortaya koyar. İnsan

    hayatında, çocukluk döneminin ilk beş yılı büyük önem taşır. Yetişkin dönemde kullanacağı

    kişilik örüntüleri işte bu yıllarda oluşan temellerle şekillenir. Elbette, yaşamdaki her noktayı kontrol

    edebilmek mümkün değildir. Ancak, kontrol dışı gelişen olumsuzlukların en az hasarla

    atlatılabilmesini sağlayabilmek becerilerinin var olması, kullanılabilmelerini sağlayabilmek önemli

    bir noktadır.

    Ergenlik dönemi ise çocukluğun ikinci önemli dönemdir. Bu dönem, çocukluk aşamasında

    meydana gelmiş olumsuzlukların giderilerek yerine yeni olumlu özelliklerin geliştirilebileceği

    yeniden yapılanma ve telafi dönemidir. Bu süreç ailelerin çocuklarıyla iletişimlerinde zorlandıkları

    fırtınalı bir evredir. Hızlı büyüme temposunda olan ergenin kendisi dahi bu hıza uyum sağlamakta

    zorlanır. Değişim sık sık, ani, beklenmedik yer ve zamanda ortaya çıkabilir. Ergen bu

    değişimlerde çoğunlukla kendisine uyum sağlanmasını bekler. Ancak bugün ihtiyacı olan durum,

    yarın farklı bir ihtiyaca dönüşmüş de olabilir. Saç modeli her gün değişir, ayna karşısında geçen

    süre uzar, kendini bazen en güzel-en yakışıklı görürken bazen de en çirkin olarak algılayabilir. Bu

    dönemde bireyin kurallarla arası hiç de iyi değildir. Kendi kural koyucu olmak ister. Var olan

    kurallara karşı çıkar. Her şeyin en doğrusunu bildigini ve en doğru kararları verebildigini düşünür.

    Bu dönemde kendi cinsel kimliğini belirginleştirirken, karşı cinsi fark ederek daha fazla ilgilenme

    eğilimi başlar. Bunların yani sıra, akran ilişkilerinde sorunların yaşandığı yoğun bir dönem kendini

    hissettirir.

    Tam da bu dönem ergen ve aile çatışmalarının yaşandığı bir durumu tanımlar. Aile daha önce

    sözünden dışarı çıkmayan, uyumlu, munis, dersini çalışan, kurallara uyan çocuğunu kaybettiğini

    düşünerek korkar ve paniğe kapılır. Oysa aynı çocuk hep oradadır ve sadece ihtiyaçları

    değişmiştir.

    Aile bu dönemde çoğunlukla kendini çaresiz, yetersiz, ne yapacağını bilemez ve “Nasıl davranırsa

    en doğrusu olur?” sorusunu cevabını arar. Oysa ergenin en temel ihtiyacı, varlığının kabul

    edilmesidir. Ayrışma-bireyselleşme ihtiyacında olan ergen, onay almak, kabul görmek ister.

    Ebeveyin bu zamanda dinleme becerisini kullanabildiği oranda ilişkilerde tutarlılık kendini gösterir.

    Ergenle ilişkide, ergenin akranlarından örnek vermeden, yargılamadan, eleştirmeden kabul

    edilmesi aile bağlarının güçlenmesinde ve ilişkilerin sağlıklın devam etmesinde rol oynar. Aile

    yaşamında, her bireyin rollerinin belirgin olması, hiyerarşik yapıda anne-babanın ortak tutum

    sergiliyor olması, dengenin ve uyumun oluşmasında önem taşır. Anne-baba ergenin yaşıyla

    uyumlu kurallar belirleyerek ve bu kuralları zaman içinde ihtiyaçlara göre değiştirerek uyumlu ve

    dengeli bir aile iletişiminin devamını sağlar. Ergen kurallara uymak istemez, onun için kurallar

    gereksiz ve can sıkıcıdır. Ancak kurallar konusunda açık iletişimin olması, kurallara neden

    gereksinim duyulduğunun paylaşılması ergen tutumlarının esnekleşmesini sağlar. Ergen bu

    dönemde cesurdur, denemekten korkmaz.

    Ebeveynin bilglendirici yaklaşımı bireyin özgüvenini geliştirmesine katkı sağlar. Ergenin küçük

    hatalar yapmasına kontrollü olarak hoşgörü ile yaklaşılması, kendi doğrularını oluşturması

    açısından önem taşır. Unutulmamalıdır ki, başkalarının deneyimleri ile kendi doğrularımızı

    oluşturamayız. Bu dönemde acımasız eleştiriler ilişkilerin zarar görmesine sebep olurken, olumlu

    yönlerin görülerek ödüllendirilmesi ebeveyn-ergen ilişkilerini güçlendirir; ergenin sağlıklı

    gelişmesine katkı sağlar.

    Ergen çocuğu olan aileler, sık sık geriye bakarak, çocuklarının birer birey olduğunu kabul ederek

    empati kurmalarının kendi geçmiş duygularını anımsadıklarında, kuracakları köprüleri daha

    sağlıklı ve sağlam inşa edecekleri unutulmamalıdır.

  • Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Ergenlik bir hastalık değildir. Ergenleşen gencin yaşadığı değişimler bir dönüm noktasıdır. Hayat sınavının bir parçası olarak onunla baş edebilmek ailenin pozitif tutumunu sürdürebilmesiyle daha kolay aşılır.

    Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Bu durum ciddiye alınmalı ve “Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?”sorusunun cevabı aranmalıdır.Ergenlik dönemini bir nevi çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci olarak adlandırabiliriz.. Kişinin biyolojik gelişimi bu dönemde büyük oranda artar. Kişi bedensel, zihinsel ve cinsel yönden sürekli bir gelişime girer. Genellikle bu dönem ‘gelişim dönemi’ olarak bilinir. Çocuklar fiziksel özelliklerinin değişmesiyle karakterlerini, düşünce yapılarını daha doğrusu kendi kimliklerini oluşturmaya başlarlar. Ebeveynler ergenlik döneminde ki çocuklarının değişimine bir türlü alışamazlar. Ve sanki çocuklarını kaybetmiş edasıyla davranışlarını biçimlendirmeye başlarlar.

    Ergenlik Yılları

    Ergenlik yıllarında kişi üzerinde yaşanılan değişimler sıralanırsa…

    • Huysuzluk,

    • İnatçılık,

    • Sürekli bir öfke durumu,

    • Ağlama krizleri,

    • Depresif bir hal,

    • Bağırma ve isyan isteği ergenlik dönemlerinde sıkça karşılaşılan durumların ve kişi üzerinde yaşanılan değişimlerin en büyük örnekleri olarak gösterilebilir. Peki gerçekten bizler ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?

    Öncelikler

    Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarına karşı takınacağı tavır çok mühimdir. Gösterilen yanlış bir hareket çocuğun öfkesini daha arttırıp daha kötü sonuçlar doğurabilir. Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz? Bu konu üzerine yazılmış birçok kitap vardır. Her birinden yardım almak bizim için faydalı olacaktır. Eğer çocuğunuzu aşırı bir şekilde kontrol edememeye başlarsanız psikolojik destek almanızında size yararı olacaktır. Bunların dışında takındığımız tavırlar, çocuğumuzu bize karşı olan davranışlarında yumuşatabilir. İşte bunlar “Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?” sorusunun sağlıklı cevapları olarak gösterilebilir.

    • Saygı gösterin: İletişime geçerken çocuklarınızında birer birey olduğunu asla unutmayın. Onlara ve onların düşüncelerine saygı göstermelisiniz.

    • Dinleyin: Çocuğunuzla yaşadığınız karşılıklı ilişkilerde onları dinlemelisiniz. Anlattıkları her ne olursa olsun sizin çocuğunuza verdiğiniz önemi onların algılaması için bunu yapmak zorundasınız. Çocuğunuzu dinleyerek , onlara ‘benim için önemlisin’ mesajını vermiş olursunuz.

    • Anlayın: Çocuğunuzun davranışlarının, konuşmalarının, öfkesinin bir sebebi olduğunu asla unutmayın. Bunlar geçirdiği süreçten kaynaklanmaktadır. Empati kurmaya yatkın olun. Bu sizin ve çocuğunuzun ilişkisini güçlendirecektir.

    • Yargılamayın/Karşılaştırmayın: “Neden böyle yapıyor? Ben sana ne yaptım? A kişisinin çocuğu ne kadar saygılı! Senin yaşındakiler anne babasına bakıyor…” tarzındaki cümleler kuruyorsanız bilin ki çocuğunuzla kurduğunuz iletişim kötüye gitmektedir. Çocuğunuzun öfkesinin, isyanının size yönelmemesi için bu tarz söylemlerden kaçınmalısınız…

    • Abartmayın: Daha doğrusu pireyi deve yapmayın. Ufak sorunları görmezden gelmelisiniz. Çünkü hiçbir şey çocuğunuzla kurduğunuz bağdan önemli değildir.

    • Unutmayın: Asla çocuğunuzun asıl benliğini unutmayın. Sergiledikleri davranışlarıyla kendisini bir tutmayın. İkisini birbirinden ayırabilmek , sizin öfke karşısındaki davranışlarınızı engelleyecektir.

    • Eleştirilin/Eleştirmeyin: Anlayışla karşılamanız gereken bir süreç içerisindesiniz. Ergenlik, aslında sadece çocuğunuzun girdiği bir dönem değildir. Ergenlik döneminde ki bir bireyin etrafındakiler de onun davranışlarından kaynaklı olarak aynı tutumda olabilirler. Bu yapılacak en son şeydir…

    • Takdir Edin: Sürekli söylenip, zıt bir tavır içerisinde bulunursanız çocuğunuzun sizden uzaklaşması kaçınılmaz olacaktır. Bundan dolayı ufak şeylerde bile çocuğunuzu takdir etmeyi bilin. Örneğin; okulda aldığı ortalama bir not bile sizi bu noktada mutlu etmeli ve çocuğunuza aferin diyerek bunu belli etmelisiniz.

    • Görmezden Gelin: Çocuğunuzun yaşadığı anlık duygu değişimlerini görmezden gelin. Bu gayet normal bir durumdur. Öfkeliyken birden yumuşaması, gülerken aniden ağlaması normal hayatta pek normal karşılanacak durumlar değildir. Ama bildiğiniz gibi bu duruma “ergenlik dönemi” diyoruz. Yeteri kadar anlayışı sağladığımız zaman bu sürecin bir zararını görmeyeceğiz.

    Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?

    Çocuğum bu süreçte benden uzaklaşır mı? Ona karşı nasıl davranmalıyım? Bana karşı bu öfkesi neden?… Tüm sorularınızın cevabını almış olmanızı umuyoruz. Gerekenleri yaptıktan sonra ergenlik dönemi sizin için oldukça hafif bir şekilde geçecektir. Ve size çocuğunuza, mutluluğunuza, huzurunuza kavuşmuş olacaksınız…

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocukları cinsel istismarcı kötü niyetli kişilerden koruma ..

    Çocuklarımız, okullarının tatile girdiği yaz döneminde, uzun bir çalışma döneminin ardından kendilerini rahat hissedecekleri bir dönemi üç ay kadar yaşayacaklar. Bu dönemde ailelerde biraz dinlenebilecekler, zamana karşı yarıştıkları dönemden sonra kendilerini iyi hissedecekler. Havaların sıcak olması, deniz, güneş, belki yaylalarda geçirilecek bir yaz tatili..Her ne kadar ailelerin rahatlayacağı bir dönem olsa da, özellikle İlköğretim çağında ailelerin çocuklarını korumak anlamında daha dikkatli olmaları gereken dönem olduğunu da unutmamak gerekir.

    Kötü niyetli ve cinsel istismarcı kişilere açık hale gelinen bir dönemdir, yaz tatili.. Çocuklar, geniş bir alanda, daha özgür ve kontrolsüz yaşamak şeklinde bir yaşam tarzına geçmiş olurlar. Yazın getirdiği rehavet, yazlıklarda komşuluğa açık halde, çocuklar kontrolsüz kalabilirler. Ya da aileler komşu çocuklarıyla oynuyorlar diye birbirlerine güvenip, kontrol boşluğu yaratabilirler. Bunun dışında her ne kadar yakın çevreye güvenilse de hiç bir zaman cinsel özellikler, yaklaşımlar, pedofili durumları açık seçik şekilde belli olmaz. Hiç akla gelmeyecek, tahmin edilmeyen kişilerden umulmayacak durumlar yaşanabilir.

    Çocuklar, bilgilendirilmelidir. Özel bölgelerin, hatta bedenlerinin kendilerine ait olduğu ve kimseye dokundurulmaması gerektiği yabancılara karşı mesafeli olunması gerektiği, çocukları gözden uzak, kontrolsüz, yalnız bırakılmaması gerektiği konularını unutmamak gerekir.

    Bilgisayar belki daha etkin kullanılabilir, bu konuda da internet ortamında çocukların korumasız kalmaması gerektiği unutumamalıdır. Çocuklar, tanımadıkları kişilerle iletişim kurup, resimlerini, özel kimlik bilgilerini, adreslerini paylaşmamalıdır.

    Çocuklara gösterilecek sevgi hiç bir zaman eşe, sevgiliye gösterilen sevgi tarzında olmamalı, içinde masum duygular hissedilmelidir ve bu şekilde görüntü verilmelidir. Çocuğu, dudaklarından öpmek, cinsel bölgelerine uyarımda bulunacak şekilde dokunmak birinci derecede akrabalık boyutlarında bile olmaması gereken davranış biçimidir.

    Mahremiyet duygusunun kazandırılmış olması çocuğu bu tür kötü niyetli kişilerden korumak için iyi bir başlangıçtır.

    Çocuğun kuytu, pek kimsenin olmadığı yerlerde bulunmaması gerektiği, okullarda boş sınıflarda yalnız kalmaması gerektiği, kimseden yiyecek, içecek kabul etmemesi gerektiği, yabancı kişilerin yanına yaklaşmaması gerektiği kavratılmalıdır. İnsan ilişkilerinde belli bir mesafeyi koruması gerektiği üzerinde durulmalıdır.

    Çocuk giyimlerinde ölçülü olunmalı, kendilerini koruma anlamında zemin hazırlanmalıdır. Çok açık giysiler kötü niyetli kişileri istismara hazır hale getirebilir.

    Kötü niyetli, cinsel istismarcı kişilerin görüntüde normal, sıradan insanlar gibi oldukları, hatta güvenilir özellikler taşıdıkları, kimsenin onları bu tür insanlar olarak hayal bile edemedikleri kişiler olabilir.

    Yakın akrabalar hakkında akla gelmeyecek şeyler yaşandığı, bu konuların gizli kalması için çabalar gösterildiği, aileler arasında yıllarca süren küslükler yaşandığı, kopmalar yaşandığı görülmektedir.

    Çocuklar, erken yaştan başlayarak tuvaletten sonra temizliğini kendisi yapabilir duruma gelmelidir ve kimseden yardım istemeye gerek duymadan, kendini koruma ortamı sağlanmalıdır.
    Cinsel organların isimleri utandırılmadan, vücut bölümü olarak algılanacak şekilde kullanılmasını sağlamak gerekir ki çocuk, böyle bir duruma maruz kaldığında kendisini doğru ifade edebilsin.

    Çocuklar, kendilerini güvende hissetmedikleri ortamdan uzaklaşmayı, huzursuzluğunu belli etmeyi, bağırarak yardım istemeyi bilecek durumda olmalıdır. Bu, en yakını bile olsa.. Hatta, ne yapması gerektiği konusunda zaman zaman hatırlatma yapmakta fayda vardır. Ancak, burada dikkat edilecek husus korku duygusunu yerleştirmek değil; yapabilecekleri konusunda bilinçlendirmektir.

    Öznur Simav
    pedagog – aile danışmanı

  • ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    NASIL YAKLAŞMALIYIZ…Tırnak yeme çocuklarda ve yetişkinlerde sıkça görülen bir problemdir. Tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarında başlar ve her üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu durum genellikle ergenlik çağına kadar sürebilir ve ergenlik çağında ortalama her iki çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülebilir.

    Çocuklar sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kaldığında veya herhangi bir olumsuz durum yaşadığında genellikle ellerini ağızlarına götürürler ve yaşadıkları stresli durumu bu şekilde ifade etmeye çalışırlar. Çocuklar bu yolla huzursuzluklarını, sorunlarını bastırmaya, görmezden gelmeye ya da gidermeye çalışabilirler. Dikkat edildiği zaman huzursuzluğun ya da stresin olduğu durumlarda eller kendiliğinden ağıza gider ve tırnaklar yenmeye başlanır.

    Tırnak yeme davranışı genellikle 3-4 yaşlarında görülür. Daha küçük yaşlarda olan çocuklarda nadiren yaşanan bir durumdur. Tırnak yeme davranışı; aşırı baskı gören, sık sık çatışmanın yaşandığı aile ortamında yetişen, sürekli eleştiriye maruz kalan, yeterince ilgi göremeyen, sevgi ortamından yoksun büyüyen, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan, kaygı ve korkuları yoğun şekilde yaşayan çocuklarda sıklıkla görülmektedir. Tırnak yeme konusunda yapılabilecek en etkili yöntem özellikle küçük yaşlarda bu davranışı görmezden gelmeye çalışmaktır.

    Okul öncesi dönemde tırnak yeme (0-6 yaş arası dönem): Bu dönem çocukların kişilik, karakter ve davranışlarının şekillenmeye başladığı dönemdir. O nedenle bu dönemde elde edilen davranışların veya alışkanlıkların kalıcı olma olasılığı yüksektir.  Bu dönemde çocuklar kendilerini baskı altında hissettiği, gergin olduğu, kaygı yaşadığı durumlarda ellerini hemen ağızlarına götürürler. Genellikle bunu gören anneler “elini ağzından çek!” uyarısını yaparlar. Sıkıntı, kaygı giderilmek yerine pekiştirilir ve tırnakların ya da tırnak etlerinin yenmesine neden olur. Ailede, yakın çevrede veya gittiği kreşte bu davranışı alışkanlık haline getirmiş bireyler var ise, çocukların her türlü olumlu, olumsuz davranışları taklit ettikleri düşünülürse de tırnak yeme davranışını taklit ederler ve bu şekilde de tırnak yemeye başlamış olurlar.
    Okul döneminde tırnak yeme: Bu dönem çocukları, okula ilk başladıklarında aşırı kaygı, stres, arkadaş bulmada zorluk, okuma- yazma öğrenmeye çalışma, okul sorumlulukları, okul kurallarını öğrenme ve bunlara uyma, öğretmenlerin çocuk üzerindeki baskısı ya da olumsuz tavırları, mükemmelliyetçi anne-baba tutumları gibi bir sürü problemle karşı karşıya kalırlar ve bu nedenlerle tırnak yemeye başlarlar.

    Tırnak yeme davranışını ortadan kaldırmak ve oluşmaması için neler yapmak gerekir?

    Anne-babalar çocuklarının hangi durumlarda ellerini ağzına soktuğunu, tırnaklarını yediğini gözlemlemeli, kaygı yaratan durumları tespit etmeli ve bu durumların oluşmamasını sağlamaya çalışmalıdır.
    Çocuğu azarlamak, tehdit etmek, korkutmak, ceza vermek gibi baskıcı tutumlar davranışın yok olmaması veya pekişmemesi için etkili yöntemler değildir. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin oluşmasına neden olabilir.
    Küçük çocuklar izledikleri korku ve şiddet içeren çizgi filmlerden çok çabuk etkilenmekte ve onları zihinlerinde yaşatmaktadırlar. Bu nedenle ebeveynler çocuklarının ne izlediğini bilmeli ve sıkıntı yaratacak durumlar varsa bu tip çizgi filmleri izletmemeye gayret göstermelidirler.
    Çocuk tırnak yemeye başladığında ve ebeveyni bu durumu fark ettiğinde onu uyarmak ya da elini ağzından çekmek yerine ilgisini başka bir yöne çekmeye gayret etmelidir. Örneğin; onunla sohbet etmeye başlamalı ya da ağzını oyalaması için sakız, kraker veya havuç gibi sert bir meyve vermeyi tercih etmelidir.
    Tırnaklar olabildiğince düzenli kesilmeli ve çocuğa tırnak bakımını nasıl yapacağı, neden yapması gerektiği öğretilmeli, bakımını kendisinin yapması teşvik edilmelidir.
    Anne- babalar bütün uğraşlarına rağmen problemi çözemiyorlarsa profesyonel bir destek almaktan çekinmemelidirler. Çünkü bir uzmandan destek almak hem kendilerini hem de çocuklarını rahatlatacak bir durumdur. Problemler çözülmedikçe aile ilişkileri de gerilir ve yaşanan sıkıntılar büyüyerek ilerler. Önemli olan yaşanan sorunun çok büyümeden ve ileri yaşlara taşınmadan çözümünü sağlamaktır.

  • Çocuğun anne-babasıyla yatması doğru mu?

    Geceleri siz yatarken, ansızın eşinizle ortanıza sıvışan, odasında tek başına yatmamak için huysuzluk çıkaran, yatak odanızın davetsiz misafirine, fazla toleranslı davranmamanızda fayda var.

    .

    Neredeyse her anne-babanın bir dönem sorunu olmuştur, yalnız yatmak istemeyen çocuklar. Yaşamın ilk 1 yılı, çocukta `temel güven duygusu`nun geliştiği dönemdir. Çocuk hayatının bu ilk yılında annesinin yanında olmasına, sevgi gösterilmesine, bakım verilmesine çok ihtiyaç duyar. Çocuğun gereksinimlerini ifade etme, dış dünyayı tanıması ve beslenmesinde en önemli aracı bu dönemde ağız ve dudaklardır. Bu nedenle emzirmenin de sadece çocuğunuzun beslenmesi açısından değil, hem sizinle tensel bir temas sağlaması hem de gerginliklerinin giderilmesi açısından önemi büyüktür. Bu dönemde çocuğunuzun ulaşabileceği en yakın yerde olmanız, çocuğunuzun bu gereksinimlerinin sağlanmasında önemlidir
    Bundan sonraki dönemde çocuğunuz için ayrılıklar daha az kaygı verici bir hal almaya başlar ve onda yarattığı gerginlik eskiye göre çok daha kolay katlanılabilecek düzeylere iner. Çeşitli nedenlerde çocuğunuzun hayatının bu ilk yılı, uzun süreli ayrılıklar ve ilgisizlik ile geçerse, ileriki yıllarda yakın ilişkilerinde güvensiz, sıcak ilişki kuramayan, kaçıngan, içe dönük veya empatiden yoksun bir yapı sergileme eğiliminde olur.

    İşte tüm bu nedenlerle ve ayrıca çocuğunuzun uyku uyanıklık alışkanlığı, beslenme alışkanlığının oluşturulması ve sizin buna uyum sağlamayı öğrenebilmeniz için, bebeğinizin özellikle ilk bir yılında, birlikte yatmanıza ihtiyacı vardır.

    Bu yaştan sonra çocuğunuz, artık annesi ve babası ayrı odada olsa da, kendisine kolayca ulaşabildikleri takdirde ayrı kalabilmeye alışabilmektedir. Temelde ayrı odada yatabilme becerisinin gelişmesi, çocuğunuz için tıpkı yürümek, koşmak, kaşık tutabilmek gibi çok keyif verici, bağımsızlaşmayı ve bireyselleşmeyi gösteren ve öz güveni artırıcı gelişmelerdir. Çocuğunuzun ayrı bir odada yatabilmesi özellikle kreşe ve okula başlama süreçlerinin rahat geçirilmesini sağlamaktadır. Başlangıçta kaygı yaratabilecek “kendi odasında yatma deneyimi” zaman geçtikte ve tekrarladıkça kaygının giderek azalmasıyla birlikte gurur verici bir eyleme dönüşecektir.

    Size Düşen Görevler

    Bu geçiş dönemlerinde size düşen görev, çocuğunuzun yaşayabileceği endişeyi anlayabilmek, destekleyici ve cesaretlendirici olmaktır. Çocuğunuzun herhangi bir başarısız deneyiminden sonra sizin de kaygılanmanız ve katı davrandığınız düşüncesiyle suçluluk duygusuna kapılmanız, çocuğunuzun bir sonraki girişimi için cesaret kırıcı olacaktır. Örneğin; kendi odasında yatmaya başlamış çocuğunuzu, herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar odanıza geri almanız yanlış bir davranıştır. Bunun yerine bir süreliğine yatağının yanında oturarak, çocuğunuzun başını okşayıp rahatlattıktan sonra uyumasını sağlamak daha doğru davranış olacaktır. Ayrıca çocuğunuzun odasının ayrılmaması; sizin, eşinizin ve çocuğunuzun yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak, ebeveynler olarak sizler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu da sizin ilişkinizi olumsuz etkileyebilecektir.

    www.gelisimselpediatri.com

  • 4+4+4 eğitim sisteminin duygusal gelişim boyutu

    Yeni eğitim sistemi hakkında çok görüşler bildirildi ve açıklamalar halen devam ediyor. Bu sistem çocukların eğitim sistemine erken alınmaları açısından önemli ve güzel bir uygulama..

    Sistem, ailelerin çocuk eğitimi ile ilgili birçok eksiklerini tamamlamayı hedef almaktadır.

    Çocukların kreş, yuva, anaokulu gibi erken çocukluk eğitim kurumlarının devamında ilköğretim 1. Sınıfa başlamaları önem arzetmektedir. Bu hizmetlerden yararlanma şimdilik istenen ve beklenen seviyeye ulaşmamıştır.

    Ancak, 60-66 ay çocukları için geçerli olması gereken açıklamalar ve görüşmeler eskiden olduğu gibi 60-72 aylık çocuklar üzerinden yapılmakta. Arada 6 ay gibi belki çok önemsenmeyen bir zaman dilimi vardır. Ancak, yaş gurubunun küçük olması, gelişimde ve eğitimde çok önemli hale gelmektedir.

    Bunu şu örnekle açıklayabiliriz. Kelebeklerin ömrü bir gün. Onlar için dakikalar büyük bir süreç oluyorsa, insan yavrusununda gelişim süreçleri içinde hele ki yaş küçük olunca aylar çok önem kazanıyor. Yine bebeklik dönemi içinde hızlı bir gelişim süreci yaşanıyor. Bebek doğduğundan itibaren başını kaldırabilme, boynunu tutabilme, bedenini yattığı yerde çevirebilme derken 5 ayın içinde oturabilir duruma geliyor. Eliyle reflekslerinin dışında tutma ve kavrama olayını gerçekleştirebildikten 5-6 ay kadar sonra atma ve fırlatma olaylarını gerçekleştirebilir bir gelişim gösteriyor. Bakıyorsunuz ki 10 aylık bir gelişim sürecinde başını tıtamayan bebek emeklemeyide geçip, ilk adımlarını atabilir duruma geliyor. İnsan yaşamı içinde gelişimin hızlı olduğu dönemler vardır. 60-66 ay dönemide bu dönemlerin içindedir. 40-50 yaş on yıllık bir dönem olsada gelişim açısından fazlaca bir önemi olmamaktadır.

    4+4+4 eğitim sistemi içinde çocukların en fazla güçlük yaşayacağı alan duygusal gelişim alanı olacak. Çok fazla hissedilmesi belki çevre tarafından pek beklenmeyecek, ya da aksaklıklar hemen kendini belli etmeyecek olabilir.

    Duygusal alanda çocuğun yaşayacağı güçlükler kekemelik, altını ıslatma, içe kapanma, ağlama krizleri, okul fobisi, karın ağrısı, peklik gibi kendini belli eden sorunlar yaşanabilir. Belki önlem alma yada uzmanlardan destek almaya yönlendirebilir, anne ve babaları…

    Önemli olan, zaman içinde çocukta geri dönüşü zor, kişiliğin geliştiği ve oturduğu dönem olan okulöncesi dönemde güzel izler bırakmaktır. Çocuklar, güzel izlerle, duygusal tatminle yetişkinlik dönemine hazırlanmalıdır.

    Bugün yetişkinler, çok iyi mesleklere sahip olsalarda, maddi kaygıları olmayan bir yaşantı sürdürselerde psikolojik yönden yeterli olmamalarının, sorun yaşayıp, çevrelerinede büyük sorunlar yaşatmalarının temelinde ÇOCUKLUK dönemi yatmaktadır. Deyim yerindeyse çekmeye ve çektirmeye devam etmektedirler…

    Çocukların kendilerini ifade etmeleri aile ve çevre çok iyi bir duygusal ortam sağlarsa mümkün olmaktadır. Yaş gurubu olarak öğretmenin ve ailenin daha özel dikkat vermesi gerekmektedir. Çok kişi içinde kaybolup gitmeden, farklı ve baskın olan çocukların içinde, kendini ifade etmekte sorun yaşamayacak şekilde ilgilenilmesini gerektirmektedir. Sakin ve aile içinde mücadeleci olarak yetiştirilmemiş çocuklar duygusal olarak zarar görecek, içlerine kapanacaklardır.

    Özgüvenin gelişimi ile kendini ifade etme birbirleri ile çok ilişkili kavramlardır. Çocuk, özgüveni gelişmişse kendini güzel ifade edebilir. Tabii ki çocuğu duygusal olarak yorumlamakta burada önemlidir. Çocuklar kendilerini sadece sözel olarak ifade etmezler, resimleriyle, davranışlarıyla, bedensel rahatsızlıklarıyla, beden dilinin kullanımıyla, şarkılarıyla, bakışlarıyla, duruşlarıyla ifade edebilirler.

    Duygusal olarak çocuğun ifadelerinden anlayacak, az kişili, okulöncesi yaş yeterli eğitim ve deneyim sahibi öğretmenli sınıflar, aydınlatılmış ve aydınlatılmaya devam edilen ailelerle ve okul-aile iletişimi sağlam kurulmuş ebeveynlerle çözüm olma olasılığı mümkün olabilir. Fiziksel ortama burada değinmek istemiyorum.

    60-66 ay çocuklarından sınıfta beklenti, kendini sözel olarak ifade etmek olacaktır. Öğretmeni ve arkadaşları çocuğu bu şekilde anlamaya çalışacaktır. Yukarıda saydığımız hususlara genel ortam içinde çok önem verilmeyecektir.
    Her yaş için çok önemli olan özgüven gelişimi olumsuz etkilenecek, duygusal olarak ezilen çocuk sayısı fazla olacaktır. Çünkü, erken çocukluk eğitim kurumlarında öğretmen denetiminde ve özgüven gelişimine önem verilerek yapılan eğitim dışında bir ortam olacak, çocuklar teneffüslerde nöbetçi öğretmenler ve yöneticiler olsada; normal bir ilköğretim 1. Sınıf öğrencisi olarak görülecekler ve beklenti bu düzeyde olacaktır.

    Bazı çocuklarda ise, ezdikleri çocuklarla daha bir güven kazanıp, çeteleşmeye giden tavırlar gözlenebilecektir. Aradaki dengenin kurulabilmesi için, alanda eğitimli anaokulu öğretmeni ön plana çıkmaktadır.

    Bu sistem 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında başlayacağına göre, aileler olarak çocuklarımızı iyi gözleyip, onlardan gelecek sinyallere karşı uyanık olmalıyız ve bu hassas dönemde geri dönüşü imkansız ya da çok zor durumlar yaşamamak ve yaşatmamak için pedagoglardan destek almalıyız.
    2012-2013 eğitim ve öğretim yılı herkese hayırlı ve uğurlu olsun …

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- EĞİTİM UZMANI- ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    Amerikan Pediatri Derneği (APD) 2016 yılı itibari ile ailelere çocuklarının tüm medya araçlarını nasıl kullanacağına dair bir rehber hazırladı. Bu noktada ailelerimize bu rehberi sunmayı hedefledik. Aslında ilk kez duyacağınız öneriler değil ancak yaş yaş sınıflamaları bence ailelerimizin daha kolay anlaması açısından yararlı olmuş. Şimdi kısaca yaş aralıkları ile inceleyelim:

    Erken Çocukluk Dönemi (0-4 yaş): Amerkan Pediatri Derneği 2 yaş altında televizyon ve diğer medya araçları ile son derece kısıtlı maruziyeti önermektedir. Bu günde 15 dakikadan az olmalıdır. Çünkü bu yaşlar beyin gelişminin en hızlı olduğu dönemdir. Bu yaşta ki çocukların ekranlardan daha fazla insanlarla ilişkiye girmelidir. Bu yaşlarda aile bireylerinin örnek olması davranış gelişimi için çok önemlidir. Ebeveynler çocuklarıyla ilgilenirken diğer medya organlarını mutlaka etkileşim alanı dışında tutmalıdırlar. Örneğin yemek masasında telefon kullanmamak ve onunla oyun oynarken televizyonun kapalı olması gibi. Ayrıca özelikle bu yaşlarda sık kullanılan bir yöntemi Amerkan Pediatri Derneği kesinlikle önermemektedir. Araba yolculuğu sırasında tabletlerin evde bırakılması. Çünkü özellikle gündüz seyehatlerinde dış dünyayı izleme ve öğrenme fırsatını bu yöntemle çocuklarımız kaybetmektedir. Ayrıca bu dönemde fazla miktarda televizyon ve benzeri medya araçlarına maruziyet çocuklarda zihinsel gelişimin en önemli tetikleyicilerinden biri olan yapılandırılmamış serbest oyunları sekteye uğratmaktadır. Özellikle diğer yaşıtları ile birlikte oynanan yapılandırılmamış serbest oyunlar çocuklarda bellek, dikkat, sorun çözme becerileri ve muhakeme yeteneklerinin gelişiminde son derece etkilidir.

    Okul Çağı Çocukluk Dönemi (5-11 yaş): APD bu yaş grubunda televizyon ve benzeri medya araçlarının (bilgisayar, tablet, akıllı telefon gibi) kullanımını günlük 2 saatin üzerinde olmaması gerektiğini belirtmektedir. Ailelere bu dönemde ki önerileri şu şekilde özetlenebilir;

    • Özellikle televizyon izlerken beraber olunması ve izlediği programların denetim altında tutulması önemli bir faktör.

    • İzlenecek programın veya video oyununun beraberce seçilmesi. Bu noktada program seçimi yaparken yaşa ve gelişimine uygun, öğretici ve şiddet ve cinsellik içermeyen programlar seçilmeli

    • Eğer çocuğunuz uygun olmayan bir program veya oyun seçerse bu noktada neden bunun uygun olmadığını kısaca açıklamak gerekir. Sadece bu “kötü” demek sadece merak uyandırır.

    • Diğer aktiviteler için çocuğa önayak olunmalıdır. Sportif kurslar veya sosyal aktivitelere yönlendirmek çok önemli.

    • Ödül ve ceza sistemi çocukların gelişiminde önemli birer araç. Ancak APD özellikle ödüllendirme için televizyon ve diğer medya araçlarını kullanmanızı önermemekte. Ödevini zamanında bitirirsen yarım saat fazla bilgisayar oynayabilirsin cümlesi tehlikeli olabilir.

    • Özellikle internet erişimi olan araçların kullanımında mutlaka aile filtresi kullanılmalıdır. Eğer çocuğunuz cinsellik içeren yayınlara denk gelirse aşırı tepkiden kaçınılması gerekir. Bu noktada kısa ve net bir açıklama yapıp farklı konulara yönlendirilme yapılmalıdır.

    Ergenlik Dönemi (12 yaş ve üzeri): Bu dönemde televizyon ve diğer medya araçlarının tehlikesi sadece beyin gelişimine olan negatif etkisinden kaynaklanmamaktadır. Dönem gereği özellikle üçüncü şahıslarla etkileşimler sonucu çok vahim olayların başlangıcı olabiliyor. APD bu dönem için önerilerini şu şekilde sıralamakta;

    • Her yaşta olduğu gibi aileler bu yaşta da davranışlar açısından örnek olmaya devam etmeli. Ev içi iletişim ön planda olmalı. Unutmayın çocuğunuz arkadaşlarını daha fazla önemsese de hala size ihtiyaç duymaktadır.

    • Bu dönem de işin içine sosyal medya araçları girmekte ve özellikle aileler bu noktada çocuklarının sosyal medya hesaplarını kontrol etmelidir. Bu kulağa hoş gelmese de onu takip etmek arkadaşlarını incelemek ve sosyal medyada görüştüğü kişilerin kim olduklarını bilmek çok önemli. Ancak özelikle çocuğunuzun uygun bulmadığınız bir paylaşım fark ederseniz uyarıda bulunmak için sosyal medyayı kullanmayın, paylaşımlarına yorum yapmayın sadece iyi birer gözlemci olun!!

    • Son dönemlerde sıklıkla artan sosyal medya gruplarında (What’s Up gibi) kendi fotoğraflarını veya videolarını paylaşmamasının son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceği ve bu görüntülerin kötü amaçlı kişilerin eline geçebileceği sıklıkla gençle konuşulmalıdır. İnternet ortamının aslında ne kadar sanal ve güvensiz bir yer olduğu üzerinde durulmalıdır.

    • 12 yaş ve sonrası için akıllı telefon kullanımı için uygundur. Daha küçük yaşlarda bireysel olarak telefon edinilmesi risk içermektedir. Mutlaka telefon alırken belli sınırlar ve kurallar (ders saatlerinde ve yatarken kullanılmamalı, beli saatler içinde internete bağlanılmalı gibi) konulmalıdır. Telefonlar soygun ve gasp riskine veya akran zorbalığına karşı çok pahalı ve üst modeller seçilmemelidir. Akıllı telefonlardaki uygulanalar ve oyunlar aileler tarafından seçilmeli ve kontrol altında tutulmalıdır.