Etiket: Dönem

  • Emzirmenin anneye faydaları

    Emzirme bir annenin bebeğine verebileceği en güzel hediyedir. Bir çok anne bebeğini emzirirken fiziksel ve duygusal olarak tatmin ve rahatlama hisseder. Bu rahatlama; emzirme döneminde salgılanan, asıl görevi emzirme döneminin başlamasını ve devamını sağlayan hormon olan prolaktininin diğer görevleri arasında olan bebeğe karşı annenin sevigisin artırma, ona bağlanma duygularını artıırma ve bebeğin beslenmesine odaklanmasını sağlarma özellikleri ile olur. Yine emzirme döneminde salgılanan oksitosin hormonu ise bebeği görünce bile salgılanmaya başlar. Aşk hormonu da denilen bu hormon bebeğe karşı olan annenin sevgi ve bağlanma duygularını artırır.

    EMZİRMENİN ANNENİN SAĞLIK DURUMUNA YARARLARI

    Duygusal ve annelik tatmini dışında emzirmenin annenin sağlık durumuna da bir çok katkısı vardır .

    Doğum sonrası iyileşme dönemini oldukça hızlandırır. Emzirme döneminde salgılanan oksitosin , rahimin küçülmesini sağlayıp , gebelik öncesi döneme gelmesini sağlar. Rahim kaslarının kasılmasını da sağlayan oksitosin hormonu rahimdeki kan damarlarının büzüşmesine yardımcı olarak doğum sonrası kanamalarını azaltır.

    Çalışmalar , emziren annelerin hayatlarının ileriki dönemlerinde yumurtalık ve meme kanseri görülme oranlarının azaldığını göstermiştir.

    Bazı çalışmalarda emziren annelerin Tip 2 diabet ,romatoid artrit, hipertansiyon ve yüksek kolesterol düzeyleri gibi kalp damar hastalıklarından da koruduğu yönde bilgiler bulunmaktadır.

    Emziren annelerin osteoporoz riski azalmaktadır.

    Sadece emzirerek annenin adet dönemlerinin tekrar başlama dönemi uzayarak , gebelikleri arası sürenin uzatılmasına yardımcı olur. Tabiki sadece emizrmenin bir doğum kontrol yöntemi olmadığı tekrar hatırlanmalıdır.

    Emziren anneler emzirmeyenler göre daha hızlı ve kolay doğum öncesi kilolarına dönebilirler. Emzirme oldukça yüksek kalori harcatan bir eylemdir. Emziren anneler günde yaklaşık 400 – 500 kalori daha fazla harcarlar. Emziren anneler dengeli beslenme ilkelerine uydukları takdirde hızlıca kilo vermelerine yardımcı olacaktır.

    GÜNDELİK HAYAT İLE İLGİLİ EMZİRMENİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKLAR

    Emzirmenin anneye ve bebeğin sağlıklarına katkıları dışında tüm emziren annelerin de bildiği gibi pratik hayatttada oldukça fazla yararı vardır.

    Anne sütü formül mamaya göre neredeyse maliyetsizdir. Formül mama ile beslenen bebeklerin günlük mama maliyeti yaklaşık 6 – 12 tl arasında değişmektedir.

    Gece bebek acıktığında emzirme oldukça kolay ve pratik olarak yapılabilmektedir. Mama hazırlamak için suyu ısıtmak , mamayı karıştırmak ve sonra da onu bebeğin içebileceği ısıya ayarlamak gereklidir. Bu işlemlerin her gece bir kaç defa olduğu düşünüldüğünde oldukça zahmetli olacaktır.

    Ev dışına çıktığınızda bebeği istediğiniz her yerde emzirebilirken, evde hazırladığınız mamayı taşımak , onu belirli ısıda tutmak için bazı araçlara ihtiyaç duyulacaktır.

    Emziren annelere göre mama ile beslenenen bebeklerin anneleri daha fazla deterjan kullanacakları için çevreye daha fazla zararları olacaktır.

    Tüm bunların yanında her beslenme saatinde bebeğin ihtiyacına göre hazırlanan ve sadece ona özel olan anne sütünün güvenirliği , doğallığı, koruyuculuğunun bilincinde olan annelerin emzirme dönemi deneyimleri, onların annelik duygularının tam olarak yaşadıkları dönem olarak hissediyorlar. Emzirme hem anne hem de bebek için tam anlamıyla duygusal bir birleşme anıdır.

  • ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANNE VE BABALARA YÖNELİK EĞİTİMİN GEREKÇELERİ:

    Yaşamın ilk yıllarında öğrenilen şeylerin, kazanılan davranışların kalıcı etkileri nedeni ile ANNE VE BABALAR çok önemli kişilerdir. İlk öğrenilen şeylerin iyi, güzel ve doğru şeyler olması hem çocuk hem de toplum için büyük değer taşımaktadır. . 0-6 yaş arasında insan kişiliğinin çekirdek kısmı oluşmaktadır. Kişiliğin oluşmasında çevre ve kalıtım faktörlerinin etkisi % 50 çevre, %50 kalıtım oranında dağılmaktadır. Kişilik gelişimini etkileyen faktörlerin yarısını oluşturan çevre faktöründe aileden sonra en etkili olanı okuldur. Özellikle çocukların kişiliğinin temelinin oluştuğu 0-6 yaş arasında anne ve babaların tavır ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür. Çocuklar bu dönemde diğer insanlarla kendileri arasındaki sınırı öğrenmeye başlarlar. Kendi isteklerini fark etmeyi, çevre ile istekleri arasında uyum sağlamayı, yani ihtiyaçlarını gidermeyi bu yaşlarda öğrenirler. Bunu öğrenirlerken doğal olarak yetişkinlerle bazı çatışmalar yaşarlar. Anne babanın rolü, bu durumda yol gösterici olarak çok önemlidir

    Hangi özelliklere sahip olurlarsa olsunlar bütün çocuklar birer birey olarak dünyaya gelirler. Çocukların hepsi de sevilmeyi, saygı görmeyi, kendi yeteneklerini geliştirmek için gereken ilgiyi görmeyi hak etmektedirler. Böylece bu dünyada varlıklarını sürdürme ve diğer insanlar tarafından kabul görme bütün çocukların hakkıdır. Anne babaların çocuklara kabul edildiklerini nasıl göstereceklerini bilmeleri var olduklarını hissetmeleri yönünden büyük değer taşımaktadır.

    Anne babaların bu eğitimi alması çocukların kendisiyle barışık, diğer insanlara saygılı, özgüveni olan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunacaktır. Böylece daha sağlıklı bir nesil yetişmesi yolunda bir adım atılmış olacaktır.

    NEDEN ANNE VE BABALAR:

    Çocuklarda kişilik gelişimini çevre faktörü %50 oranında etkilemektedir. Çevre faktörünün başında aile ve yakın akrabalar gelmektedir. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde annesini babasını ve yakın akrabalarını görür ve onların davranışlarından etkilenir. Çocuklar aile içinde sosyalleşmeyi, toplumsal kuralları değerleri öğrenmeye başlar. 0-6 yaş arasında edinilen tecrübeler çocukların kişiliğinde derin izler bırakır. İyi özümsenmemiş davranış kalıpları istenilen etkiyi göstermemektedir. Yanlış zamanda ve yanlış yerde kullanılan bilgiler aslında doğru olsa bile çocuklara yarar yerine zarar verebilmektedir. Daha büyük yaşlardaki çocuklar için doğru olan bir bilgi henüz gelişimini tamamlamamış bir çocuğa uygulandığında telafisi zor zararlı etkilere yol açabilmektedir. Diğer yandan değerlerin oluşumunda tutarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda değerli kabul edilen bir davranışın bazı durumlarda değersiz kabul edilmesi çocukların kafasını karıştırır ve çatışmalara yol açar. Tüm bu nedenlerle anne ve babaların tüm farlılıkları göz önüne alarak çocukları birer varlık olarak görebilmeyi ve ona göre uygun davranışları sergileyebilmeyi öğrenmeleri çok önemlidir. Anne babaların o güne kadar öğrendikleri teorik bilgileri ne zaman, nasıl ve hangi çocuğa uygulayacakları konusunda beceri kazanmaları çocukların yaşamlarının bütünü içinde değerli bir yere sahiptir.

    EĞİTİMİN YARARLARI:

    Verilecek eğitim sonucunda anne ve babalara çocuklarla iletişim kurma, öfke kontrolü, becerilerinin arttırılması hedeflenmektedir. Böylece çocukların kişilik gelişimlerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi sağlanarak daha sağlıklı, üreten, kendine güvenen, topluma, kendine ve insanlığa yararlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır.

    NEDEN BU EĞİTİM:

    Çocuklarda görülen uyum bozuklukları doğru ve yerinde bir yaklaşımla kısa sürede giderilebilir. Böylece çocuk sağlıklı bir biçimde büyümesini ve gelişmesini sürdürebilir. Bu gerçekleşemediği zaman çocukta karşılaştığımız küçük bir problem giderek alışkanlık halini alabilir. Çevresindeki kişilerin tepkileriyle büyüyebilir hatta daha kötüsü çocuk bu davranışla ilgili etiketlenebilir. Çocuk etiketlendiği zaman bu davranışın yetişkinliğe taşınması ve hayat boyu ona zorluk çıkaran bir özellik kazanması kaçınılmaz olur. Oysa örneğin yemek yeme konusunda zorluk yaşayan bir çocuğun bu davranışının nedeni, anneden ayrılma, yeni bir kardeşin olması ya da evdeki başka bir stres olabilir. Bu neden araştırılmadan çocuğa zorla yemek yedirmeğe çalışılırsa, çocuk ikinci bir çatışmanın yarattığı stresle de baş etmek zorunda bırakılmış olur. Stres arttıkça stres karşısında kullanılan savunma mekanizması da etkisini arttırır ve savunma mekanizması olarak çocuğun gösterdiği örmeğin içe kapanma davranışı daha da artabilir. Bunun yerine çocuğun gerginliğinin kaynağı doğru olarak tespit edildiğinde, ailenin dikkati problemin kaynağına yönelecektir. Dolayısıyla ailenin göstereceği doğru yaklaşımlar ile problem bir müddet sonra kendiliğinden ortadan kaybolur.

    Bu nedenlerle anne babaların çok duyarlı olmaları, kendilerini geliştirmeleri, çocuklarla sağlıklı bir temas kurabilmeleri gereklidir. Bu becerinin geliştirilmesi her zaman teorik bilgilerle mümkün olamamaktadır. Çünkü teorik bilgilerin uygulamaya konmasını engelleyen, kişinin kendi geçmişinden gelen alışkanlıklar bulunabilmektedir. 0,6- yalnızca oyunların oynandığı, bazı bilgilerin aktarıldığı bir dönem olmaktançok temel alışkanlıkların kazanıldığı bir dönemi içine almaktadır.Bütün çocuklar farklı psikolojik yapıya sahip olduklarından aynı kurala farklı tepkiler verebilirler. Bu nedenle anne babaların kendileri ile ilgili farkındalık alanlarını genişletmeleri gerekmektedir. Anne babaların kendileri ile ilgili farkındalıklarının arttırılması, iletişimde yapılan hatalar hakkında bilgilenmeleri, etkili iletişim konuşunda geliştirilmeleri çocuklarla daha etkili ve sağlıklı bir iletişim kurmalarına yardımcı olacaktır.

    Gerçekleştirilecek eğitim programında; soru&cevap, teorik bilgilendirme, test kullanımı, vaka çalışması, resim, ritm çalışması öykü, oyun, tartışma, uygulama, hayalinde canlandırma gibi interaktif yöntem ve teknikler kullanılarak katılımcılara ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ verilmesi hedeflenmektedir. yaşayan toplumun olumu biçimde etkilenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklaınr 0-6 yaş arasında kişiliklerinin temel özellikleri belirginleşmeye başlamaktadır. Aynı dönem çocuğun kendisi dışındaki dünyayı tanımaya başladığı, diğer insanlar hakkında bazı bilgileri oluşturduğu bir dönemdir. Hayatta ilk tanıdığı insanlar olan annesi, babası ve diğer aile üyeleri dışındaki insanlarla tanıştığı bu dönemde sosyal becerilerini geliştirmektedir. Sosyalleşme süreci pek kolay geçen bir süreç değildir. Kıskançlık duygusu ile baş etmeyi öğrenme, paylaşmayı öğrenme, hoşuna gitmese de bazı kurallara uymayı öğrenme bu döneme rastlar. Pek de kolay olmayan bu gelişim sürecinde çocuk bazen zorlanır, gerginlik yaşar. Bu gerginlikleri hafifletmek için bazı savunma mekanizmaları kullanır. Kendisinin bu dünyada var olduğunu diğer insanlara anlatmaya çalışır. İsteklerini yerine getirmek için çeşitli yollar dener. Bütün bunları yaparken hırçınlaşabilir, geriye gidiş davranışları gösterebilir, arkadaşlarına zarar verebilir, annesine ya da kendisine bakım verene aşırı düşkünlük gösterebilir. Bu hassas dönemde çocuğa karşı yapılacak yanlış davranışlar aslında geçici olan bu davranışların kalıcı hale gelmesine, veya değişerek daha olumsuz davranışlara neden olabilir. Daha sonraki okul yaşamını olumsuz yönde etkileyecek bir biçim alabilir. O nedenle çocuklarla iletişim kurarken daha hassas davranmak gerekmektedir.

    Güven duygusunu ve iletişimi 0-6 yaş arasında öğrenen okul öncesi çocukları ile nasıl iletişim kurulduğu çok önemlidir. Çünkü çocuğun bir yetişkin olduğunda diğer insanlarla nasıl iletişim kuracağı üzerinde etkili bir dönemdir. Konuştuğu zaman sözü dinlenmeyen bir çocuk söylediklerinin önemsiz olduğunu öğrenecektir. Ağladığı zaman neden ağladığı anlaşılmadan susturulan bir çocuk duygularının önemsiz olduğunu ve saklanması gerektiğini öğrenecektir. Yetişkinlerin yaşamlarında çektikleri pek çok zorluğun temelinde ilk yıllarda öğrenilen bu bilgiler yatmaktadır. Yetişkin olunduğu zaman bu zorluk o insanın çevresini de etkileyecektir.

    Birbirine saldırganca davranmayan, sevgi dolu insanlardan oluşan bir toplum hepimizin hayalidir. Kendini seven, kendisine güvenen, diğer insanlarla barışık çocuklar yetiştirmek mutlu bir toplum oluşturmanın en önemli koşuludur. Anne babaların iletişim konusunda kendilerini geliştirmesine zemin hazırlayarak, sağlıklı ve huzurlu bir toplum için bir adım atılmış olacaktır.

  • ERGENLİK SORUNLARI

    ERGENLİK SORUNLARI

    İnsan yaşamı boyunca duygusal, fiziksel ve sosyal yönden en çok zorlandığı dönemlerden biridir ergenlik çağı. Kişiliğin yeniden yapılanıp, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir.

    Ergenlik dönemi; çocuklar için sosyal yönden yeniden doğuş ve fiziksel olarak da bir çok değişikliğin olduğu bir çağdır. Bu dönem çocuklar içinde anne-babalar içinde zor geçmektedir.

    Ergenlik dönemi özellikleri için şunları sırlayabiliriz:

    – Ergen büyüdüğüne inanmak ve çevresini inandırmak ister, ama ne yetişkin gibi davranabilir ne de çocuk gibi.

    – Bağımsız olmak isterler.

    – Kendilerine karışılmasın isterler, aynı zamanda da ailesinin güven ve desteğini beklerler.

    – Arkadaş grubu çok önemlidir. Onlar tarafından kabul görüp beğenilmek isterler Arkadaşlar anne babadan önce gelir.

    – Kendisini ailesine ve çevresine ispatlama çabası içindedir.

    – Bedenindeki değişiklikten dolayı şaşkınlık yaşar ve ne yapacağını bilemez.

    – Sürekli bir şeylerin arayışı ve eksikliği içindedir.

    – Asi ve hırçın, evde huysuz veya sıkılgan ve dalgındır.

    – Fazla alıngan ve olur olmaz her şeye ağlar.

    – Ders çalışmazlar, aynanın karşısından ayrılmazlar ve acayip giyinirler.

    – Pop ve film yıldızlarına veya sporculara aşık olurlar.

    – Çok gezerler ve yalan söyleyebilirler.

    – Argo konuşurlar, alkol ve sigara kullanmayı deneyebilirler.

    – Ailesinden nefret ediyormuş gibi davranır, anne-babadan uzaklaşır ve anne-babayı dinlemezler.

    – Kaide ve kuralları küçümserler.

    – Kontrolsüz konuşurlar.

    Bütün bu sıraladığımız davranışlar anne babayı kaygılandırır. Ancak bunlar ergenlik dönemi için normal sayılabilecek davranışlardır. Bu olumsuz davranışlar ergenin ne kadar zor

    lanma karşısında olduğunu göstermektedir. Bunlar bağımsızlığa duyulan ihtiyaç artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklanmaktadır. Bu davranışlar geçicidir. Çocuğunuzun bir anlamda kendinden emin ve güçlü görünmek, kişiliğini bulmak için geliştirdiği davranışlardır.Çocuğun kendi kimliğini bulmada kızlar için anneleri, erkekler için babaları model oluşturur.

    Bu dönemde anne-baba olarak çocuğunuzu DİNLEYİN (göz göze temas kurarak etkin dinleyin)

    Acemiliklerinde SABIRLI olun,

    Kendi duygularınızda GERÇEKÇİ olun (yani ona gerçekten mi yardımcı olmak istiyorsunuz yoksa “komşular ne der” diye mi kaygılanıyorsunuz? )

    DÜRÜST olun, kızdığınızda, onu tasvip etmediğinizde bunu ona belirtin.

    SAKİN olun, akıl veya öğüt verirken bunu sakin ve kabul edebileceği şekilde söyleyin. Kafasına vurur gibi değil. Bağırıp çağırdığınız takdirde ona hiçbir şey yaptıramazsınız.

    En önemlisi SEVGİNİZİ ve GÜVENİNİZİ her fırsatta dile getirin ki bu fırtınalı dönemi kolay atlatsın.

  • Gebelik Psikolojisi

    Gebelik Psikolojisi

    Bir yandan dünyaya bir çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı… İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler,aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etken.Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji,bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlarada varabilir.

    Aslında keyifli bir süreç olan hamilelik,aynı zamanda stresli bir dönem olarak da geçebilir.Kararsızlıkla beraber artan strese karşı verilen tepkiler,kişiden kişiye farklılıklar gösterir.Bazı kadınlar için;neşe,olgunluk,kendini gerçekleştirme olarak algılanabilen hamilelik,bazı kadınlar için;endişe, kaygılı bekleyiş,yüklenme olarakta yaşanabilir.Örneğin çoğu kadın için bu stres,bebeğin “normal”olup olmadığı için yaşanır ve kadın çevresine de bu stresi yansıtır.Yapılan çalışmalar bu kadınların bebeklerinin diğerlerine göre daha fazla strese maruz kaldığını ve riskli gebelik yaşama oranlarının arttığını göstermektedir.Gebelikle birlikte başlayan planlar,özellikle doğuma yaklaştıkça;doğacak çocuğun bakımına,yaşam değişikliklerine ve doğum sonrası olabilecek değişikliklere doğru kayar.Çoğu kadın doğumu,ağrılı bir olay gibi algılar.Bu nedenle,hamilelikte yaşanan sorunlar,doğumunda zor olacağının bir habercisi gibi kabul edilir ve yaşanan stres daha da artar.

    GEBELİK VE DEPRESYON

    Yapılan çalışmalar,kötü bir hamilelik dönemi geçiren kadınların,diğerlerine göre 2 kat daha fazla doğum sonrası depresyon geçirmeye yatkın olduklarını göstermektedir.Bu noktada doğuma hazırlanan anne adayının hamilelik öncesindeki kişilik yapısı önemli rol oynamaktadır.Eğer anne adayının daha önce geçirdiği depresyon gibi psikiyatrik hastalığı var ise,hamilelik dönemi boyunca dikkatle izlenmesi gerekir.Özellikle önceden geçirilmiş manik-depresif gibi ciddi psikiyatrik bozukluk dönemleri önemlidir.Bu kadınlar,hamilelik döneminde oluşacak değişimlere karşı daha duyarlı oldukları için diğer kadınlara göre çok daha fazla zorlanır.Aslında hamilelik doğal bir stres olarak değerlendirilmelidir.Daha önceki hamileliğe karşı olumlu yada olumsuz algılar,bu dönemin yaşanmasında karşımıza çıkmaktadır.

    HAMİLELİKTE PSİKOLOJİK KAYGI VE BEKLENTİLER

    Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur.Hamile kadın özellikle ilk ayda;bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar.Bu dönemde yorgunluk ,bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar.Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler.İstenen bir gebelikte, mutluluk ve doyum duygusu yaşanır.Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu,hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.Yani hemen her anne adayında,kendi durumuyla ilgili olarak hamileliğin ilk ayında duygu ve mizaç değişiklikleri gözlenir.Fizyolojik belirti ve depresif ruh halinin ikinci ve üçüncü aylarda kesildiği görülmektedir.Burada kadının karnındaki bebeekle ilişkisi, geçmişte annesiyle yaşadığı duyguları ortaya çıkarmaktadır.Kişinin,bir yandan annelik rolüne uyum sağlerken,diğer yandan annesiyle özdeşleştiği görülmektedir. Örneğin ikinci ve üçüncü ayda kusması halen devam eden anne adayının psikolojik yapısı mutlaka etkilenir.Bu kadınların çocuksu oldukları,eşiyle arasında belirgin kültür farklılıklarının olduğu bilinmektedir.Eğer kusma,kişinin normal yaşantısını devam ettirmesini engelleyecek düzeyde ise,kadına psikolojik destek,hatta ilaç desteği gerekir.Ayrıca bu dönemde yapılacak, gevşeme çalışmaları da faydalıdır.Hamileliğin üçüncü ayında,doğacak bebek,annenin bütün sistemlerini etkiler.Bu dönemde doğuma ait beklentiler ön plana çıkar.Doğum korkusu yaşayan kadınların kendini kontrol edememe,beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir.Bu dönemde,hamile kadının bilgilendirilmesi,açıklamalarla yönlendirilmesi yararlıdır.Ayrıca eşin desteği de önemlidir.Bu kaygıların yoğun yaşandığı durumlarda ise psikolojik destek mutlaka gereklidir.Eşin de katılımı ile yapılan gevşeme çalışmaları,doğum ve sonrası konusunda bilgilendirme,kişinin kendi denetiminisağlayabileceği duygusunu arttırırken,korku ve kaygıyı azaltır.Bununla birlikte daha önceden bulunan veya hamilelikte oluşan psikolojik bozukluklar,doğum komplikasyonlarını arttırmaktadır.Bu nedenle eğer böyle bir durum var ise,anne adayının psikolojik açıdan yakın takibi ve desteklenmesi zorunludur.Hamileliğin son dönemlerinde doğum ve bebeğin sağlığına ait kaygılarla oluşacak yaşam değişikliklere ve bunlara uyum ön plana çıkmaktadır.Hamileliğin kadın rolu dışında anne rolüne ait tüm duygusal,ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları ya da beklentileri tetiklediği görülmektedir.Anne adayının yaşadığı psikolojik kaygı ve beklentileri hamilelik dönemini etkilemektedir.Bazı kadında kaygıyı arttırangebelik süreci,bazı kadınlarda da önceki yaşamına ilişkin beklenti ve kaygılarında azalma da gösterebilir.Bazen de gebelik kadınlarda,kendine güven,kendini gerçekleştirme,seçkinlik duygusu da verebilir.Burada tabiki kişilik yapısı son derece önemlidir.Kişilikyapısı problemli ve yetersiz, ya da çocuksu yapıdaki kadınların bu dönemi daha zor geçirdikleri görülmektedir.

    EŞİN TUTUMU VE ÇEVRENİN DESTEĞİ

    Hamilelikte önemli bir konu da,kadının bütün değişiklikleri yaşarken eşin tutumu ve yaşanılan çevredir.Eş,gebede oluşan değişimlerden birinci derecede etkilenmekte ve kendisi de annesiyle ailesiyle yaşadığı ilk çocukluk anıları ve problemlerini tekrar yaşayabilmektedir.Kadının kendi içine kapandığı durumlarda,eş ihmal edildiğini düşünmektedir.Burada eşin verdiği destek ve güven,kadının bu durumdan rahatça çıkmasına ve güven bulmasına yardımcı olmaktadırEşin psikolojik yapısı bu destekleri vermeye yeterli değilse,kadının yaşayacağı yük daha ağırlaşmaktadır.Bu durumda her ne olursa olsun,baba adayının da hamileliğin ilk dönemlerinde beraber değerlendirilmesi ve oluşacak değişimler konusunda bilinçlendirilmesi ve yardımcı olması sağlanmalıdır.Hamile kadın ve eşi dışında doktorun gebeye yaklaşımı da önemli olmaktadır.

  • Okullarda çocuk sağlığı!!

    Okulların açılması yaklaşıyor. Okul düzenine geçiş bir adaptasyon gerektirir. Uzun yaz tatilinde kurallar esner, beslenme ve uyku düzeni değişir. Oysaki okul zamanı düzen zamanıdır. Okulların açılması ile birlikte çocuk farklı ve disiplinli bir çevreye girer, beslenme ve uyku düzeni değişir, ruhsal ve fiziksel yorgunluğu artar. Üstelik bu dönem iklim değişikliğine bağlı olarak salgın hastalıkların da başladığı dönemdir. Bu nedenle çocuklarımıza hijyen kurallarının, düzenli beslenme ve uykunun öğretilerek bu döneme hazırlanması gereklidir.

    Bu döneme geçişte okul ile ilgili önlemler de önem taşımaktadır. Çocukların sınıflarının güneş görmesi, havalanmalarının iyi sağlanması ve iç dekorasyonunun sağlığa zararlı olmayan malzemeler ile yapılmış olması gereklidir. Ayrıca okullarda kazalara karşı önlemlerin alınmış olmasına dikkat edilmelidir. Okullar açıldıktan sonra çocukların kullandığı ortak alanların iyi temizlenerek hijyenin sağlanması gereklidir. Çünkü bu ortak eşya ve alanlar toplum kaynaklı enfeksiyonlar için taşıyıcı görevi görür.

    Sonuçta toplum kaynaklı enfeksiyonlar her çocuğun zaten normalde karşılaşacağı ve geçireceği enfeksiyonlardır. “Okul bağışıklık sistemimizi de eğitir”. Aileler olarak çocuklarımızı bu sürece iyi ve güçlü bir şekilde hazırlarsak enfeksiyonların üstesinden geleceklerdir. Aileleri tarafından okul dönemine iyi hazırlanmış miniklerin başarı ile bu süreci geçeceklerine inanıyorum.

    Bende sağlıklı ve verimli bir eğitim dönemi diliyorum.

  • ÇOCUKLARDA ÖZ BAKIM BECERİSİ VE ÖNEMİ

    ÇOCUKLARDA ÖZ BAKIM BECERİSİ VE ÖNEMİ

    Öz bakım becerisi, çocukların içinde bulundukları gelişim dönemlerine uygun şekilde
    kendi kişisel bakımlarını üstlenebilme becerisidir. Çocukların öz bakım becerilerinin
    temelinin atıldığı dönem okul öncesi dönemdir. Bu dönemde çocukların gelişim özelliklerine
    uyacak şekilde bu becerileri geliştirmesi beklenilir. Yaş dönemlerine göre çocukların sahip
    olması gereken öz bakım becerileri şu şekildedir:

    36-48 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Kendine ait eşyaları toplar.
    2) Tuvalet ihtiyacını yardımla karşılar.
    3) Yardımla giyinir.
    4) Bağcıksız ve düğmesiz kıyafetleri yardımsız çıkarır.
    5) Giysinin önünü arkasını bilir.
    6) Saçlarını yardımla tarar.
    7) Dişlerini yardımla fırçalar.
    9) Yemeğini kendi kendine yer.

    48 – 60 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Kıyafetlerini yardımsız giyip çıkarır.
    2) Kıyafetlerini asar.
    3) Saçlarını tarar.
    4) Ayakkabılarını yardımla bağlar.
    5) Dişlerini fırçalar.
    6) Elini yüzünü yardımsız yıkar.

    7) Sofra kurallarına uyar.
    8) Yemekle ilgili araç gereçleri uygun kullanır.

    60-72 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Dişlerini fırçalar.
    2) Vücudunu yıkar.
    3) Dişlerini fırçalar.
    4) Hava şartlarına uygun kıyafetler seçer.
    5) Giysilerini kendi giyer, çıkarır.
    6) Ayakkabılarını bağlar.
    7) Yemek araç-gereçlerini bir yetişkin gibi kullanır.
    8) Tehlike yaratacak durumları fark eder.

    Gelişimsel dönemine uygun olduğu halde, yardımsız olarak yemek yiyemeyen, diş
    fırçalayamayan ya da tuvalet temizliğini yapamayan yani öz bakım becerileri konusunda
    sıkıntı yaşayan çocukların çoğunun, bu becerilere sahip olamamalarının en büyük
    nedenlerinden biri ebeveynlerinin aşırı koruyucu tutumlarından kaynaklanır.
    Ana-babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi
    anlamına gelir. (Yavuzer, 1998). Bu tutumu benimseyen ebeveynler; çocukları zarar
    görmesin, yorulmasın, üzülmesin gibi sebeplerle çocuklarının yapması gereken her şeyi onlar
    adına yaparlar. Bu şekilde, onları, dünyadaki tüm kötülüklerden olabildiğince koruyacaklarına
    inanırlar. Örneğin, çocukları koştuğunda düşeceğinden, bir şey taşıdığında
    incinebileceğinden, yaşına uygun bir görevi yerine getirdiğinde yorulabileceğinden endişe
    duyarlar. Bu nedenle genellikle çocuklarına sorumluluk vermez, çocuklarının görevlerini de
    kendileri yaparlar. Bu görevler çocuğa yemek yedirme, çocuğun tuvalet temizliğini kendi
    yapma, çocuklarının kıyafetlerini kendisinin giyip çıkartması şeklinde olabilir.
    Aşırı koruyuculuğun yanı sıra, etraf pislenmesin ya da daha hızlı olunsun düşüncesi ile
    çocuğunun görevlerini üstlenen ebeveynlere de rastlanmaktadır.
    Ancak her iki durumda da çocuk, otonom(kendi kendine yetebilme)bir birey olma,
    bağımsızlık ve güven açısından zarar görmektedir. Bu tutumlar sonucunda, çocuğun kendisini

    geliştirmesi engellenmekte, başta öz bakım olmak üzere diğer alanlardaki gelişimleri de
    olumsuz etkilenmektedir. Kendisine sorumluluk verilmeyen, yapabileceği şeyler ile ilgili
    kendisine fırsat tanınmayan, öz bakımıyla ilgili ve diğer açılardan sürekli olarak anne babanın
    kontrolünde olan bir çocuk, ileride de yanında bir kişi olmadan pek çok işlevi yerine
    getiremez hale gelmekte, ötekine bağımlı olmakta ve onlar tarafından kontrol edilme arzusu
    içinde bulunmaktadırlar.
    Çocuğun öz bakım becerilerinin geliştirilmesi için kendisine fırsat tanınması, onun
    sorumluluk duygusu ile tanışmasını, güven duygusunun çoğalmasını sağlar. Ayrıca motor
    becerileri de öz bakım becerilerine bağlı bir alandır. Dişlerini fırçalayan, yemeğini kendi
    yiyen, eşyalarını toplayan bir çocuğun ellerini kullanması ile ince kas motor becerileri
    gelişmektedir. Anaokulumuzda çocuklarımızın öz bakım becerilerini geliştirmeleri
    desteklenmekte, yaş dönemlerine uygun becerileri göstermelerine fırsat tanınmaktadır. Ancak
    elbette bu konuda ailenin de iş birliği içinde olması, çocuklarımızın bağımsız, kendi kendine
    yetebilen sağlıklı yetişkinler haline gelmelerinde çok önemli bir unsur olan öz bakım
    becerilerini geliştirebilmene fırsat tanımaları gerekmektedir.

  • ÇOCUKLARIN GELİŞİM AŞAMALARI VE İHTİYAÇLARI (0-12 Yaş)

    ÇOCUKLARIN GELİŞİM AŞAMALARI VE İHTİYAÇLARI (0-12 Yaş)

    İnsanın gelişimi, döllenmeyle birlikte başlayan ve devam eden bir süreçtir. İnsan doğduğu andan itibaren belirli yaşlarda değişik bir takım evrelerden geçmektedir.

    Çocukların gelişim aşamalarını ve ihtiyaçlarını ise şöyle açıklayabiliriz:

    0-18 Ay: Temel güven dönemi olarak geçen bu dönemde anne ile bebek arasında kurulan bağ çok önemlidir. Güven duygusu çocuk için temel bir öğedir. Bebek acıktığı zaman annenin bunu anlayabilmesi gerekir ki bebeğin ihtiyaçlarını giderebilsin. Bebeğinin ihtiyaçlarını anlayamayan bir anne bebeğin duygusal anlamda yetersiz ve güvensiz olmasına sebep olabilir. İlk 3 ay içerisinde bebeğin ihtiyaçlarını hemen giderebilmek gerekirken, 3. aydan sonra kısa bir süre bekletip ihtiyaçlarını gidermek daha yerinde olacaktır. Bebek de bu durumla baş etmeyi öğrenecek ve gereksinimleri ile ilgili farkındalık kazanacaktır.

    Bebeklik dönemi büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde gösterilen ilgi ve alaka çocukların her yönden sağlıklı büyümesini sağlar.

    Anne ile bebek arasında bebeklikte kurulan ilişki, bebeğin ileriki dönemlerinde diğer ilişkileri için bir referans olacaktır. Anne bebekle uzun zaman geçirmeli, bebeğiyle konuşmalı ve ten teması sağlanmalıdır. Bunlar bebeğin güven duygusunu geliştirmeye destek olur. Güven duygusunu kazanan çocuk da özgüvenli bir birey olarak yetişebilir.

    Bu dönemin motor gelişim özelliklerinde, bebeğin emme ya da yutma gibi kendine özgü refleksleri dikkat çekmektedir. Bir bebeğin ilk kazandığı refleks başını kaldırabilmeyi başarmaktır.

    Yeni doğan bebekler için uyku çok önemlidir. Yeni doğan bir bebek gün içerisinde ortalama 12 ile saat 18 arası uyuyabilir. 12 aylıkken bu süre 10 ile 12 saate düşebilir.

    Bebeklerin dil gelişimi için, nesneler gün içerisinde tekrar edilmelidir. Ebeveynler çocuklarıyla göz teması kurarak konuşmayı ihmal etmemelidir.

    3 yaşına kadar özellikle çocukların duyularını harekete geçirecek oyuncaklar tercih edilmelidir. Bunun için sesli ya da görselliği dikkat çeken oyuncaklar alınabilir. 2 yaşından sonra destek alabileceğiniz bir oyun terapisti ile çocuklarınızın bilişsel, psikolojik ve daha birçok yönden sağlıklı yetişebilmelerini sağlayabilirsiniz.

    2-3 Yaş: Bu yaş dönemindeki çocukların bireyselleşme ve özerkleşmeye ihtiyacı kendini göstermeye başlar. Kendi başlarına hareket etme, bir şeyler yapma ihtiyacında olabilirler. Bu dönemde çocuğa çok fazla kural koymak ya da onu kısıtlamak ileriki dönemde çocuğun özgüven sorunları yaşamasına sebep olabilir. Ya da tam tersine her şey için evet denilirse bu sefer de çocuk ileriki yaşamında kurallara uymakta veya genel olarak sınırlarla ilgili sorunlar yaşar.

    Bu dönem çocukları artık konuşmaya ve yürümeye, anneye bağımlılıklarından yavaş yavaş kurtulmaya başlamıştır. Anüs kaslarının gelişiminden ötürü 2 yaşından itibaren artık tuvalet eğitimine de başlanabilir. Daha önce başlanması ise tavsiye edilmez. Tuvalet eğitimine erken başlamak ya da bu yönde baskı yapmak psikolojik yönden çocuğa ciddi zararlar verebilir.

    Çocukların elbiselerini giyebilmesine, oyuncaklarını kendi halinde keşfedebilmesine ya da çatal-kaşığı kendisinin tutabilmesine izin verilmelidir. 3 yaşında bir çocuk artık kendi başına yemek yiyebilir hale gelmelidir.

    3 yaşında çocuklar kendi cinsiyetlerini de öğrenmeye başlarlar. Kavramlar hakkında önemli gelişmeler yaşandığı bu dönemde çocukların dış dünya ile olan etkileşimleri de arttırılmalıdır. Annenin çocuğa yeterli derecede ilgi göstermesi ve çevredeki uyaranlar bebeğin bilişsel gelişimine destek olur. Tüm bu sebeplerden ebeveynlerin önemli sorumlulukları vardır. Çocukların sağlıklı gelişim gösterebilmeleri, çevresiyle olumlu ilişkiler kurabilmeleri ebeveynin yetiştirme şeklinde saklıdır.

    4-5 Yaş: Bu dönemde çocuklar artık paylaşmayı ve toplum içerisindeki kuralları öğrenebilirler. Aile kural koyarken çok dikkatli olmalıdır. Her durumda çocuğa şefkatle yaklaşılmalıdır.

    Bu dönemde sembolik oyunlar oynamaya başlayabilirler. Kreş için çok uygun bir dönemdir. Genellikle çocuğun, ebeveyninden ilk ayrılacağı zamandır kreş dönemleri. Ayrılma duygusunu yaşayacağı bu dönem bir süreçtir ve bir anda sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi pek de kolay değildir. Çocuğun buna alışması, ailenin de sabırlı olması gerekir. Çocuk bu sürecin sonunda annesi yanından ayrıldığında onu kaybetmediğini ve tekrar kendisinin yanına geleceğini öğrenmiş olur.

    4-5 yaş çocuğu her şeyi bilmek isteyebilir bu yüzden sürekli sorular sorarlar. Hayal dünyaları çok gelişmiştir. Ortalama 3 yaşından sonra kız çocukları anneyi, erkek çocukları babayı modellemeye, onlara benzemeye çalışır yani kendi cinsinden ebeveyniyle özdeşim kurar.

    Yoğun olarak oyun oynandığı bir dönemdir. Kimi yetişkinin düşündüğü gibi sadece zaman geçirmek ya da oyalanmak için oyun oynamaz çocuklar. Oyunlar aracılığıyla çocukların becerileri artar, en rahat ettikleri doğal oyun ortamı içerisinde birçok şey öğrenirler.

    6-11 Yaş: Bu dönemde çocuklar artık ilkokula başlamaktadır. Çocuklar dış dünya ile daha çok içi içe olmaya başlayacaktır. Bir takım gelişim aşamalarını tamamlayan çocuk ilkokula hazır hale gelmiş demektir. Daha önce evden ve ebeveynlerinden hiç ayrılmamış çocuklar içinse bu dönem geçişi zor olabilir. Çocukların ruhsal ve duygusal olgunluğa erişmeleri işte bu yüzden çok önemlidir.

    Çocukların bu dönem içerisinde:

    • Zihinsel becerileri artış gösterir.

    • Arkadaş gereksinimi önceki dönemlere göre belirgin şekilde artmıştır. Sosyal çevreleri genişlemeye başlamıştır. Arkadaş ilişkileri sayesinde işbirliğini, uyumlu olmayı, saygıyı, sorumluluk alabilmeyi, yarışmayı öğrenirler.

    • Benlik kavramı gelişmeye başlamıştır, benmerkezcilik ise azalmaya başlamıştır.

    • Bilişsel ve dil becerilerinde artış gözlenir. Kelime hazneleri genişlemiştir.

    • Kızlar ve erkekler genelde kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih ederler.

    • Bu dönemin sonlarında çocuklar artık ikincil cinsiyet özelliklerini kazanmaya başlarlar. Vücut biyokimyasında da farklılıklar görülmeye başlanır.

    Çocuklarınızla sağlıklı iletişim kurabilmek ve etkili bir anne baba olabilmek için çocukların içinde bulunduğu gelişim dönemlerini bilmek ve dönemin özelliklerini dikkate almak anne babalar için çok faydalı olacaktır.

  • Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuklardan resim çizmesini istediğimiz zamanlarda hemen hemen çoğunun çizdiği resimlerde evler,
    ağaçlar, bulutlar, kuşlar olması doğada aklın ve duyguların evrenselliğini bizlere sunar. Çocuklar bize
    sözel ve sözel olmayan birçok mesaj verirler. Resim testleri çocukların deneyimleri ve hayata bakış
    açısını, gizli duygularını yansıtan bilinçaltı mesajların somutlaştırılıp daha anlaşılabilir ve çözümlenebilir
    olduğu projektif testlerden biridir.
    Çocukların yaptığı resimler değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken çocuğun hangi gelişim
    döneminde olduğudur. Çünkü bizi korkutan bir figür, gelişimine göre oldukça normal bir karalama dahi
    olabilir. Boya kalemlerini ve kağıtları çocuğunuza verin, duygularını ve düşüncelerini rahatça ifade etmesi
    açısından onaylayıcı, tasdik edici mesajlarla dünya ile ve kendisi ile ilgili görüşlerini daha iyi anlayın.

    Karalama Evresi (2-4 Yaş)
    Bu dönemde çocuğun küçük kas gelişimi yavaş yavaş gelişmeye başladığından tamamen rastlantısal
    karalamalar yapacak ve bunlar bir anlam ifade etmeyecektir.Ancak çocuk 3 – 4 yaşlarına geldiğinde tek
    sıra halinde çizgiler, halkalar yapmaya başlayabilir.

    Şema Öncesi Dönem (4-7 Yaş)
    Artık çevresindeki insanlarla özdeşim kurmaya başlayan çocuk karalamalarını insan figürüne
    dönüştürmeye başlar.5 yaşlarındaki bir çocuk organların büyüklüğünü farklı ifade edebilir.6 yaşlarına
    doğru gözden sonra kaş, bıyık gibi detayları çizmeye başlar ve resimlerine konu bulabilir.
    Bu dönemde çocuk önem verdiği objeleri diğerlerine oranla daha büyük ebatlarda çizebilir.

    Şematik Dönem (7-9 Yaş)
    Çevresi ve insanlar hakkında bir görüşe sahip olan çocuk kadın ve erkek rolleri kafasına göre
    betimleyebilir. Gökyüzünü ve yeri bir çizgi ile ayırarak kendisini ekosistemde şema olarak bir yer bulur.
    Düşünceleri daha somut ve resimler tıpkı çocuğun anlattığı gibi açık ve belirgindir.

    Gerçeklik Dönemi ( 9-12 Yaş)
    Sizin de bildiğiniz gibi vücudumuzdaki her organımız altın oranla birbirine oranlanmıştır. Bu dönemdeki
    çocukta yaptığı resimlerdeki ağacı insana, insanı eve, kaşı göze oranlayabilir.

    RESİM PARÇALARININ YORUMLANMASI

    İnsan: Çizdiği insan cinsi özdeşim kurduğu karakteri ya da rolü belirtir. Çizilen insan sayısı çevre ile
    etkileşimi, sosyal ya da asosyal olması konusunda bize ipuçları verir.
    Kafa: Kocaman kafası olan bir insan çizmesi çok çalışkan olmayı arzulayan bir çocuğu simgeler. Başarıyı
    arzuladığının habercisi olan bu büyük oranda çizilmiş kafa çocuğun kendisini yetersiz görmesi anlamına
    da gelebilir.
    Ağız: Ağız resim çizimlerinde iletişim faktörüdür. Anormal derecede küçük ya da büyük çizilmiş bir ağız
    çocuğun konuşma problemi olduğunu hiç çizilmemiş bir ağız ise iletişime kapalı olduğunu belirtir.
    Göz: Çok büyük çizilmiş gözler çizen bir çocuk oldukça meraklı olabilir.
    Dişler: Doğada birçok canlı avını dişleri ile parçalar. Çok belirgin çizilmiş dişler bilinçaltımızda şiddet ve

    saldırganlıktır.
    Ayak: Bilinçaltımızda ayak güven duygusunu simgeler. Çok küçük belirsiz çizilen ayaklar kendine
    yeterince güven duymayan bir çocuğu simgeleyebilir. Sağa dönük ayaklar çocukların geçmişe dönük
    olduğunu ve çocukluk yıllarında kalma isteğini belirtir. Sola dönük ayaklar ise çocuğun geleceğe dönük
    hedef belirlemesi olarak ifade edilebilir.
    Burun: Çok büyük çizilen bir burun cinsel kimlik gelişiminin ağırlık kazandığı dönemi simgeler.
    Kulaklar: Normalden büyük çizilen kulaklar çocuğun etrafı tarafından sürekli eleştirildiğini belirtir.
    Çevresindeki sürekli dinleme ihtiyacından kaynaklı bir yansımadır.
    Çene: Köşeli ve geniş çizilen çene; başkalarından destek bekleyen güven bekleyen bir çocuğu simgeler.
    Boyun: Hiç çizilmemiş bir boyun çocuğun öfke kontrol problemi olabileceğini gereğinden fazla uzun
    çizilmiş bir boyun ise çocuğun sürekli dürtülerini bastırdığını gösterir.
    Kollar: Ebeveynleri tarafından yeterince ilgi görmemiş çocuklar kolları hiç çizmeyebilir.
    Cinsel Organ: Bu resim testinin belki de en önemli noktasıdır. Cinsel istismar vakalarında oldukça sık
    kullanılan bir teknik olması bundandır. Çocuktan cinsel organları çizmesini beklemeyiz ancak çizerse bu
    anne – babasını çıplak görmüş olabileceği ya da başka bir akran kardeşinin cinsel objesini çıplak halde
    gördüğü anlamları taşır.
    Aile: Aile bireylerinin çiziliş sırası en çok özdeşim kurulan karakteri simgeler. Ayrıca çocukların en çok
    hangisi üzerinde silgi kullandığı ise bize karaktere verdiği önem derecesini belirtir.
    Çatı: Mutlu evlerin çatıları kırmızı, mutsuz evlerin çatıları genellikle siyah olur.
    Kardeş: Kardeşin çizilmediği resimlerde genelde o kardeşe karşı bir kıskançlık duygusu olduğu anlaşılır.
    Hayvan: Vahşi hayvanlar çizen çocuk, hatalarını ve huzursuzluğunu o hayvana benzeterek somutlaştırır.
    Çok vahşi bir hayvan bir günahı bir hatayı simgeler.

  • Atopik dermatit klinik bulgular

    AD tipik olarak bebeklikte başlar. Yoğun kaşıntı ve deri hiperreaktivitesi AD in en önemli bulgularındandır. Kaşıntı genellikle geceleri artar. Deride kaşıntı nedeniyle oluşan sıyrıklar ve soyulmalar egzematöz cilt bulgularının uzamasına ve daha kalıcı olmasına neden olur. Besinler, inhalan alerjenler, bakteriyel enfeksiyonlar, nemliliğin azalması, aşırı terleme ve yün, akrilik, sabun ve deterjanlar gibi irritanlar, kaşıntı ve çiziklerin oluşumunu arttırabilir.

    Akut AD te deri lezyonları şiddetli kaşıntılı eritematöz papüller, ödem, küçük veziküller, erozyonlar şeklinde olup, sızıntı ve kabuklaşma dikkati çeker, deri ıslak ve nemlidir. Subakut fazda ek olarak hafif pullanma, deride kalınlaşma (likenifikasyon) ve ekskoriasyonlar vardır. Kronik fazda ise eritem minimaldir ve likenifikasyon belirgindir.

    Kronik AD li olgularda klinik tablonun bu 3 evresi aynı anda görülebilir. Olguların çoğunda deri kuruluğu hayatın ilk günlerinden itibaren dikkati çeker. Deri bulgularının dağılımı hastaların yaşına ve hastalığın aktivite derecesine göre değişmektedir.

    Süt çocukluğu döneminde (infantil dönem 0-2 yaş) bulgular genellikle daha akut görünümlü olup, yüz, saçlı deri ve ekstremitelerin ekstensör yüzlerinde simetrik olarak yerleşmiştir. Özellikle yanaklarda ve çenede sınırlı olma eğiliminde olan tipik eritem, kuruluk, fissür ve veziküller görülür. Periauriküler fissürler bu yaşlarda sıktır ve tanı koydurucu bulgulardandır. Emekleme ile birlikte sürtünmeye bağlı şiddetli kaşıntılı erupsiyonlar, önkol ve bacakların ekstensör yüzlerine, bileklere ve alına yayılır. Bu dönemde dermatit genellikle diyete inek sütü, buğday unu, yumurta gibi besinlerin eklenmesi sonucunda gelişir. Sekonder deri enfeksiyonlar görülebilir. Diaper bölgesinde genellikle tutulma olmaz. Bu dönemdeki olguların yaklaşık yarısı 2 yaşına kadar tamamen iyileşirken, geri kalan kısım ise AD in çocukluk dönemine geçer.

    Çocukluk döneminde (2–12 yaş) döküntüler antekübital, popliteal kıvrımları, boyun ve bilekleri tercih eder, bu bölgelerde daha çok likenifikasyon ve bazen hiperpigmentasyon dikkati çeker. Ellerin tutulumu ve tırnak değişiklikleri sıktır.

    Adölesan ve erişkin yaş grubunda (12-18 yaş) kaşıntı ve likenifikasyon ön plandadır, lezyonların dağılımı çocukluk dönemine benzer, ayrıca boyunda, yüzde, gövdenin üst kesiminde daha sıktır. Özellikle terlemenin fazla olduğu yerlerde kaşıntı fazladır.

    LABORATUVAR BULGULAR :

    AD tanısında kullanılacak spesifik laboratuvar testleri yoktur. AD li olguların çoğunda periferik kanda eozinofil sayısı (% 5-20) ve serumda total IgE düzeyleri (olguların % 80 inde) yüksektir. Serum spesifik IgE değerlendirilmesi ile hastaların duyarlı oldukları alerjenler belirlenebilir. Besin allerjisi düşünülüyorsa ; Deri testi, spesifik IgE testi , besin eliminasyonunu takiben besin yükleme testleri yapılabilir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan

  • Çocuğumda tuvalet eğitimine ne zaman başlamalıyım ?

    Çocuğumda tuvalet eğitimine ne zaman başlamalıyım ?

    Tuvalet eğitiminin anahtar sözcükleri ‘’ Aferin ‘’ ve ‘’ Sabır ‘’ !

    Başını dik tutması, once destekli ,sonra desteksiz oturması, ilk dişini çıkarması,emeklemesi, sıralaması ve ilk adımlarını izleyerek bebeğimizin ilk gelişimlerini takip ederiz. Çocuğun tuvalet eğitimi ile bezden kurtulması da önemli gelişim aşamalarından biridir.

    Tuvalet eğitimi çocuğun , bir başkasının yardımına ve hatırlatmasına ihtiyaç duymadan, kendi başına bir beceriyi kazanma süreci olarak tanımlanabilir.

    Ne zaman ve nasıl yapmalıyım ? sorularının hemen aklımıza geldiği bu dönemde teorik olarak 18 ay ile 3 yaş arası uygun dönem olmakla beraber çocuğun olduğu kadar bakım veren kişinin de hazır olduğu dönemde başlanması çok önemlidir.

    Neden 18 aydan sonraki dönem daha uygun bir dönemdir ?

    18 aylıktan itibaren, barsak ve mesane için gerekli kas kontrolü kazanılır.

    Beden fonksiyonlarını öğrenir, ,ifade etme becerisi artar.

    İhtiyaçlarını daha iyi ifade edebilir.

    2 yaşın üzerinde dikkat süresi biraz daha artabilir, motive edilebilir.

    Anne – babayı model almaya,taklit etmeye başlayabilir.

    Soru sormaya,etrafını incelemeye başladığı dönemdir.

    Başlamak için fiziksel olarak hazır mı ?

    3-4 saat gibi uzun sure kuru kalabiliyor mu ?

    5 dak. süreyle aynı pozisyonda oturabiliyor mu ?

    Kirli bezle dolaşmaktan rahatsız oluyor mu ?

    Uykudan kalktığında kuru oluyor mu ? ( Bunun için biberonu, uyku sırasında ya da hemen öncesinde sıvı alımı alışkanlığını bırakmış olmalısınız )

    Tuvalete gitmek ürkütücü gelmiyor,size taklit ediyor mu ?

    Kısa komutları anlıyor ve yerine getirebiliyor mu ?

    Bu soruların cevapları ‘’ Evet ‘’ se tuvalet eğitimine başlamak için fiziksel olarak hazır olabilirsiniz.

    Tuvalet Eğitimine Başlarken Neler Yapmalıyım ?

    Çocuğunuzu eğitime motive etmek için ilgisini çekecek iç çamaşırlarını birlikte seçebilirsiniz.

    Rol model seçimini göz önüne alarak babalar oğullarına, anneler kızlarına yardımcı olabilirler.

    Lazımlık ya da tuvalet adaptorü seçebilirsiniz.

    Eğitim sırasında temalı yapıştırmalar gibi ödüller de kullanılabilir.

    Eğitime başladığınızda bezini çıkarmalısınız. Bir daha takmamalısınız. Bu nedenle kendi ortamızında vakit geçirin.

    2-3 saatte bir tuvaleti hatırlatıp, 5 dakika kadar, gerektiğinde oyunlarla oturmasını sağlayabilirsiniz.

    Çocuğunuz belirli saatlerde tuvaletini yapıyorsa bu saatlerde, yemeklerden on- onbeş dakika sonra dışkı refleksinin başladığı düşünülerek yemeklerden sonra tuvalet ya da lazımlığa oturtabilirsiniz.

    İdrar ya da dışkısını yaptığında ‘’ Aferin ‘’ gibi sözel ya da hediyelerle ödüllendirin.Kaçırdığında ise doğal davranın.

    Gece eğitimi, gündüz eğitimi tamamlanınca ya da beraber başlanabilir. Yatak koruyucu kullanılabilir.

    Eğitim , 3- 6 ay sürebilir.Ancak gece eğitimi daha da uzun sürebilir.

    Tuvalet eğitimine siz ve çocuğunuz için en uygun zamanda başlayın.Önemli değişikliklerin yaşandığı anlarda ( taşınmak, bakıcı değişikliği .) ya da emzik bırakılması gibi bir başka eğitimle aynı anda vermemeye çalışın. Baskıcı , kaba tutumlar uygulamayın.

    Çocuğunuz aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı reddediyorsa inatlaşmaya geçmeden ara vermek en uygun davranış olacaktır.

    Tuvalet eğitiminin anahtar sözcüklerinin ‘’ Aferin ‘’ ve ‘’ Sabır ‘’ olduğunu unutmayınız .