Etiket: Dönem

  • Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Eğer özel günleriniz yaklaşıyorsa …Kendinizi dipte hissediyorsanız ve bunu önleyemiyorsanız ya da kontrolü kaybettiğinizi düşünüyorsanız işte bu yazı tam da size göre..:)

    PMS yani halk arasında adet öncesi sendromu diye bilinen kimisinde yeme şeklinin değiştiği, kimisinde baş ağrılarının olduğu, kimisinde de duygu durumunun farklılaştığı dönemdir…Tüm dünyada ve bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Bu durumu yaşamak için kadın olmak ve adet görmek yeterlidir

    1.)Doktora Gidin!

    Çünkü ancak uzmanı olduğu doktor sizin durumunuzu bilir ve buna göre bir yol haritası çizer.

    2.)Spor Yapın!

    Yapılan her türlü egzersiz seratonin dediğimiz mutluluk hormonunun açığa çıkmasına sebep olur ve bu sayede kendimizi daha iyi hissederiz.

    3.)Su İçin!

    Araştırmalar acıtasyon ve ağrılar için içilen suyun bizi daha iyi hale getirdiğini söylüyor.

    4.)Size İyi Gelen Şeyleri Yapın!

    Hayatta her zaman istediğimiz şekide hareket edemiyoruz bu yüzden bu dönemde biraz daha nefes alır hale gelirsek eğer bu dönemi daha iyi atlatırız.

    5.)Bu Dönemde Kafein, Sigara Ve Alkolden Uzak Durun!

    Kadınların tamamına yakınının sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıkları devam ettirirler.Özellikle çay, sigara, kahve ve kola alımını azaltmanız bu dönem içn yerinde olacaktır.Aslında sadece bu dönemde değil her dönemde bu zararlı alışkanlıklardan uzak durmak gerekiyor.Çünkü bunların ruhumuza ve bedenimize zararlı etkilerini görseniz sizde aynı fikirde olurdunuz..

    6.)Negatif Ortam ve Kişilerden Uzak Durun!

    Zaten mutsuz olduğumuz böyle bir dönemde bir de böyle ortamlara girerek kötü olan durumumuz daha da kötüleşir bir hale gelerek durumumuz daha da kötüye gidecektir.Buna izin vermeyin.

    7.)Bitki Çayları İçin!

    Melisa ve papatya çayının sakinleştirici ve yatıştırıcı olduğu bilindiği için bu dönemde içilen bu çayların dönemin daha hafif geçirilmesinde etkisi olduğu araştırmalarca desteklenmiştir.

    8.) Nefes Eğzersizi Yapın!

    Uzman kontrolünde ( uzman klinik psikolog ) yapılan nefes egzersizi beynimize daha iyi oksijen gitmesine ve dipte olan duygu durumumuzu bir nebze olsun hafifletmesinde yardımcı olur.

    9.)Destek Alın!

    Profesyonel destek aldığınız zaman bu durumla baş etmeyi öğrenirsiniz ve daha kontrollü olmuş olursunuz bu sayede öfkeyle ve tamamen duygularınızla hareket etmeyi değil de mantığımız da bizimle olmuş olur.

    10.)Takviye Alın!

    Bu dönemde vücudumuzun bazı takviyelere gereksinimi ve eksikliği olduğu için alınan bu takviyeler durumumuzu daha da hafifletir ve içinde bulunduğumuz durumu çekilebilir hale getirir.E,C,D ve A vitamini kalsiyum ve magnezyum alımının bu dönemdeki şikayetleri azalttığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    Sendromsuz krizsiz ve mutlu dönemler geçirmek dileğiyle…:)

  • Resim ve çocuk

    RESİM ve ÇOCUK

    Resim, bireyin kendince düzenlemeye çalıştığı karmaşık dünyasını açıklayış biçimi ve zihinsel gelişimin göstergesi sayılabilir.

    Çocuk resimlerinin başlıca önemi,çocuğun düşünce şeklini ve içeriğini yansıtmasıdır. Resim ,çocuğun dış dünyayı algılayışının bir göstergesi kabul edilir. Burada önemli olan görsel olarak yansıtılan konunun ne ifade ettiğidir.

    Klinik açıdan resim kişiliğin değerlendirilmesi ve ya ruhsal bozuklukların tanınmasında yararlı olmaktadır. Tedavide duyguları dışa vurma aracı olarak resim, klinik açıdan tedavi değeri taşımaktadır.

    Bir iletişim aracı olarak resim, çocuğun zeka, kişilik, yakın çevre özellikleriyle iç dünyasını yansıtmaya yarayan bir ifade aracı olarak da büyük önem taşır. Çizimler, zihinsel imgenin kağıt üzerine yansıması olarak görülmektedir. Küçük yaşlarda sözcüklerden daha güçlü bir anlatım aracı olan resim,kişilik-algı-insanlar arası ilişkiler-grup değerleri ve tutumlarının saptanmasında yegane araç değildir ; ancak bu amaçla kullanılan başka bir projektif ölçeğin, gözlem ya da çocukla görüşmenin bir tamamlayıcısı olabilir. Çizim, cümle tamamlama ve kelime çağrışımı gibi diğer projektif tekniklerden farklı olarak, fantezi ve hayal gücü gibi önemli bir boyutu da içerir. Çocuğun resim çalışması bilinçaltında yatan istek ve korkulardan büyük ölçüde etkilenir; ama bu arzuların anlatımı, sembolik veya gizli olabilir. Bu anlamda resim, bastırılmış duyguların arıtılmasını sağlayabilecek bir yoldur.

    Çocuk resmiyle ilgili önemli görüşlerin başında gelişim aşamalarına göre çocuk resmini sınıflandıran görüşler gelir. Buna göre resimle ile gelişim aşamaları üç temel dönem doğrultusunda incelemektedir:

    1.anlamsız, basit karalamalar dönemi

    2.belirgin şekiller dönemi

    3.anlamlı şekiller dönem

    Çocuklar basit karalamalara iki yaşlarına doğru başlar. 2-3 yaşlarında belirgin şekillerin oluştuğu görülür. 3-4 yaşlarında anlamlı şekiller(diyagramlar) ortaya çıkar. 4 yaşına doğru çocuklar insan, hayvan, bina vb. resimlerini çizerek yeni bir aşamaya ulaşırlar.

    Basit karalamalar , belirgin şekiller ile anlamlı şekiller arasındaki en önemli fark şudur:basit karalamalar ve belirgin şekiller kendiliğinden, anlamlı şekiller ise üzerlerinde düşünüldükten sonra ortaya çıkar.

    Daire, çocuğun sanatsal faaliyetinde soyuttan somuta(güneş, insan resimleri vb.) geçişin ifadesidir.

    Çocuk 4-5 yaşlarına kadar hiçbir ayrım yapmadan ve önceden kararlaştırmadan renkleri kullanır. Bu dönemden sonra çocuk, parlak ve açık renklerden başlayarak yavaş yavaş bol renk kullanmaya gidecektir. İlk zamanlar üç ana renkle, kırmızı, sarı ve maviyle yetinir. Uzman gözlemine göre kırmızıyı sık kullanan ya da tüm sayfayı kırmızıyla boyayan çocuklar zaman zaman saldırgan ve iddiacı davranışlarıyla karakterize olmaktadırlar.

    Çocuk resimlerinde en çok insan figürü çizimi söz konusudur. ‘bir insan resmi çiz’ testi ile yapılmış çalışmalarda, çocukların genelde kendi cinsindeki figürleri tercih ettikleri ortaya konmuştur. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanmış olması ile açıklanır

    Çocuk resimlerindeki ev figürü, çocuğun duygusal yaşamının oluştuğu merkezdir. Ev içindeki yaşam resimlerde önemli yer tutar. Ebeveyn figürü ise baskın nitelikteki anne-baba, bedensel büyüklüğü ne olursa olsun genellikle diğer aile bireylerine göre daha büyük çizilir.

    Daha önce de belirtildiği üzere resim çocukları anlamamıza yardımcı bir yöntemlerden sadece bir tanesidir. Tek başına resmine bakılarak çocuğun ruhsal gelişimi ve durumu hakkında genelleme yapılması doğru değildir.

    KAYNAKLAR:

    1. Yavuzer H. Resimleriyle Çocuk. 11. Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi; 2005.

    2. Malchiodi C.A. Çocukların Resimlerini Anlamak. 1. Baskı. İstanbul: Epsilon Kitabevi; 2005

  • Kekemelik nedir? Tedavisi var mıdır?

    Kekemelik Nedir?

    Kekemelik, konuşmada istemsiz olarak seslerin veya hecelerin uzatılması, tekrarlanması veya takılınılması neticesinde konuşmanın akıcılığının bozulması anlamına gelmektedir. Bazen konuşmada ki takılma, uzatma veya tekrarlara göz kırpma yüzün buruşturulması, kafanın sallanması ayağın tempo tutması gibi farklı hareketlerde eşlik edebilir.

    Sık Görülen bir Rahatsızlık mıdır? Düzelir mi?

    Yapılan çalışmalarda insanlarının yaklaşık % 4 ünün hayatlarının belirli bir döneminde kekelediğini bildirmektedir. Tipik olarak 2 – 7 yaşları arasında başlangıç göstermektedir. En sık 5 yaşlarında başlangıç gösterir. Okul öncesi dönemde başlangıç gösteren kekemeliğin %80’nin zaman içerisinde düzelme göstermesi beklenir. Ancak genellikle uzun seyirlidir. Bazen haftalar veya aylar süren kısmi iyileşme dönemleri gözlenebilir.

    Nedenleri Nelerdir?

    Uzmanlar arasında net bir fikir birliği olmamasına rağmen kekemeliğin çevresel yapısal ve genetik birçok faktör tarafından ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Bazen psikiyatrik bir bozukluğun parçası olarak ortaya çıkarken zaman içerisinde çocuğun iletişiminin bozulması, arkadaş çevresinden dışlanması ve sosyal olarak izolasyonu sonucunda kekelemenin kendi başına oluşturabileceği psikiyatrik sorunlar daha ciddi boyutlarda olabilmektedir.

    Farklı Rahatsızlıklar Eşlik Edebilir mi?

    Konuşma çevremiz ile olan etkileşimimizdeki temel yapı taşlarından birisidir. Konuşmanın akıcılığının bozulması birçok çocuk ve yetişkinde sosyal olarak izolasyona, çevre ile etkileşim ve iletişimde bozulmalara neden olmaktadır. Bu nedenle kekelemeye anksiyete bozuklukları, depresif bozukluk gibi psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik etmesi yaygındır.

    Tedavisi Var mıdır? Nedir?

    Başlangıçta kendi hastalarımla yaşadığım tecrübelerden dolayı kekemeliği yüzde yüz tedavi, bir haftada kesin sonuç vb. gibi internet ve gazete ilanlarından uzak durmanızı öneriyorum. Bunun dışında ticari kazanç amaçlı birçok merkezde uygulanan bilimsel olmayan veya etkinliği kanıtlanmamış birçok farklı yöntem ülkemizde hiçbir üniversite kurumunda uygulanmamaktadır. Eğer buna benzer bir yöntem arayışı içerisinde iseniz öncesinde mutlaka bir uzmana danışmanızı öneririm. Kekemelikte uzun yıllar önce çeşitli ilaç tedavileri kullanılmasına rağmen günümüzde kekemelik üzerine doğrudan bir etkisi olmadığı kanıtlanmıştır. Eğer kekelemeye anksiyete (kaygı) bozukluğu, depresyon gibi farklı psikiyatrik rahatsızlıklar eşlik ediyorsa tedavi sürecinde ilaç tedavilerinden fayda sağlanabilir. Kekemeliğin tedavisinde konuşma dil terapisti tarafından uygulanan konuşma terapileri temeli oluşturmaktadır. Genel olarak terapide sıklıkla iki farklı teknik uygulanmaktadır. Bunlarda birincisi doğrudan konuşma terapisidir. Bu yöntemde sesin oluşum süreçlerinde ortaya çıkan mekanik hatalar uzman tarafından doğrudan düzeltilmeye çalışılarak akıcı konuşma sağlanmaya çalışır. Diğer bir yöntemde ise konuşma sırasındaki gerginlik ve kaygı rahatlama egzersizleri ile azaltılması hedeflenmektedir. Hipnoz ile ilgili yapılan çalışmalar ise kısa dönemlerde kısmen düzelme sağlamasına rağmen uzun dönem etkinliğinin olmadığı yönündedir.

  • Zeka gelişimi

    Çocukluk çağında zeka ve bilişsel gelişmeyi açıklayabilmek için Piaget teorisini bilmek gerekir. ( Dr Piaget ilk defa zeka kavramını kulanan ve tanımlayan İsviçreli bilim adamıdır)

    Bu teorinin esasını operasyon yani işlem oluşturur. Yani çocuk başladığı yeri bilir.İşlemleri öğrenmek çocuklar için zeka gelişiminin bir göstergesidir.

    Diğer bir unsur ise çocuk öğrendiği bir şekli veya düşünceyi eski öğrendiklerin e ekleyebilir. Buna uyum adı verilir. Yani bebek her şeyi ağzına götürerek algılar, ve tüm yeni objelerde aynı hareketi tekrarlar. Aynı zamanda yeni bir eşyaya karşı uyum da gösterir. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk eline aldığı mıknatısı- eski şemaya göre-önce ağzına götürür. Ama daha sonra mıknatısın işlevini keşfettiği andan itibaren o işlevi uygular ve dener.

    Piaget in teorilerine göre zeka gelişimi 4 ana dönemde incelenir:

    1.Duyu.motor gelişim:( 0-18ay)

    İlk aylarda kendini emme refleksi ile gösterir. Bir sonraki ayda hareketler tekrarlanır.Örneğin emmenin tekrarlanması gibi. Daha sonra çocuk sonucu kendine ilginç gelen hareketleri tekrarlar. Örneğin yatağın kenarındaki zıplayan oyuncağı zıplatana kadar çocuk bacaklarını çırpar.7.ay ile 10.ay arasındaki dönemde çocuk basit çözümler dener. Örneğin yastığın arkasındaki oyuncağı alabilmek için yastığı yere atar.11.ile 18.ayda deneme yanılma hareketleri başlar. Yani aynı hareketleri farklı objelere dener. Önceden yastığı yumruğu ile yere atıyorken şimdi ayakları ile yere atmaya çalışır. Son dönemde ise yeni ardı ardına gelen hareketler bulur ve sorunlar için ilkel çözümler geliştirir.

    Duyu motor gelişim sürecinde obje devamlılığı gelişir. Çocukda ilk aylarda resimler vardır faj-kat çok fazla devamlılığı yoktur. Gelecek aylarda duyu gelişimi ile birlikte çocuk ojeleri daha iyi algılar, dokunur, çeperlerini ve sınırlarını tanımlar. Bu dönemin sonunda objeler görme alanından kaybolsalar bile çocuk için varlıklarını devam ettirirler.

    2.işlem öncesi dönem (18ay – 7yaş)

    Dil gelişimi ile paralel gelişir. Davranış biçimi sembolik bir karakter kazanır. Örneğin çocuk tahta parçaları ile bir arabaymış gibi oynar ve araba sesleri çıkarır. Bu objelerle sembolik olarak ilgilenme bu dönemin en belirgin özelliğidir.Çocuk bu dönemde objeleri daha sınıflayamaz.

    3.Belirli İşlem Dönemi ( 7-12 yaş)

    7 yaşından itibaren öğrenme deneme yanılma gibi rastgele metotlarla değil, belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Konseptler ve ardışık ilişkiler gelişir. Buna dayalı olarak çocuk objeleri ağırlıklarına ve büyüklüklerine göre sıralayabilir. Yavaş yavaş plan geliştirebilir ve bunu öğrenebilir. Tek ve çoğul kavramları gelişir. Bunun gelişmesi de matematiksel ilişkileri anlaması açısından bir koşuldur. Birçok olay öğrenme ve deneyim sonucu öğrenilir.

    4.Formal işlem dönemi (12yaşdan itibaren)

    Özet çıkarma, mantıklı düşünme ve uygulama dönemidir. Artık çocuk hipotezler üretebilir ve sonuçları karşılaştırabilir. Karışık işlemler sıraya konularak çözümlenebilir.

    Gençler kendi sorun çözme yeteneklerini geliştirirler. Sorum elemanlarını ayırt ederek sistematik olarak çözümler üretirler.Bunun sonucunda ileride kendi kendilerini daha iyi ifade ederler.

  • Karnem ve Tatilim

    Karnem ve Tatilim

    Dersler ve sınavlarla geçen yoğun bir dönemin daha sonuna gelindi. Karne döneminde anne,baba ve çocuk heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydiler.Tatlı

    bir telaşla geçirilen bu dönemde ebeveynler ve çocuklar birlikte emek verdiler.

    Bir dönem kapanırken alınan karne çocuk kadar ebeveyn karnesi olmayı da hak etmektedir. Başarıyı kabullenmek başarısızlığı kabullenmekten çok daha kolaydır. Çocuğumuz başarılı bir dönem geçirdiği için onu ödüllendirmek kadar gayreti için de çocuklarımıza geri bildirimde bulunmak ve önemsendiğini hissettirmek gerekmektedir. Ödül illaki parayla alınan şeyler olmamalıdır. Çocukla kurulacak nitelikli bir ilişki ve çocukla geçirilecek kaliteli bir zaman da bir ödüldür.

    Kaliteli zaman “çocuğu yemek yemek için bir lokantaya götürmek” değildir. Ağzında bir şeyler olan bir çocuk ve ebeveyn sadece bakışacaklardır. Kaliteli zaman etkileşimin, karşılıklı duygu alışverişinin olduğu, herkesin sonunda mutlu olabildiği zaman dilimidir.

     Bir çocuğun temel ihtiyacı sizin tarafınızdan her koşulda değerli olduğunu hissetmektir. Karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi ona hissettirin.

    Tek iletişim gündeminizin notlar, sınavlar ve dersler olmamasına özen gösterin. Bir araya her geldiğinizde yaptığınız tek şey ders çalışmak olmasın ya da çocuğunuza sadece derslerle ilgili sorular sormaktan kaçının.

     Düşük notun sebeplerini değerlendirin, neler yapılacağı ile ilgili çocuğunuzla beraber tartışıp karar verin.

    – Bir sonraki dönem için çocuğunuzun çalışma düzenini ve motivasyonunu gözden geçirin.

    – Maddi ödülleri değil, duygusal ödülleri tercih edin. Sarılmak, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek ya da beraber bir gün planlamak en güzel hediye olacaktır.

    – Tatil döneminde dinlenmesine izin verin, notlarını telafi etmesi için aceleci ve baskıcı olmayın, notların her zaman telafisi olduğunu öncelikle siz unutmayın.

    Okulöncesi dönem çocuğu  için ise tatil sadece tv bilgisayar olmamalıdır. Tatil sürecinde  rutinlerinin olmasına önem vermeliyiz. Değişmeyen rutinlerin olması, bazı alışkanlıkların sürmesi çocukların da gelişimi açısından önemlidir Tamamının bozulması halinde hem bazı davranış problemleri ile hem de okula dönüşte uyum güçlükleriyle karşılaşabilirsiniz. Örneğin beslenme alışkanlığı uyku saatleri gibi temel ihtiyaçları birer rutin halinde devam etmelidir. Yaşına uygun küçük sorumluluklar vererek desteğe ihtiyacı olan gelişim alanını desteklemeniz önerilir. küçük sorumluluklar çocuğunuzun görev bilincini de destekleyecektir. Örneğin ince motor gelişiminde desteğe ihtiyacı olan bir çocuğa ebeveyn aşırı titiz ve korumacı olmayıp evde bol bol kaşık tutmasına fırsat vermesi onun kas gelişimine öz bakım becerilerine destek sağlayacaktır.

    Eğer çocuğunuzun kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceğini ve rahat edeceğini düşünüyorsanız, tabi ki gideceği yeri ya da aileyi ve arkadaşını tanıyorsanız orada kalmasında sakınca yoktur . Okul öncesi çocuklar içinse (2+) uzun süreli olmamalı bakım veren anneanne babaanne gibi en yakın kişilerin yanında kalmak istemesi doğaldır ancak kaygı düzeyleri yükselebilir bunun içinde ayrı kaldığınız süre için küçük etkinlikler yapmanız kaygısını azaltacaktır. Birlikte hazırlayacağınız, süsleyeceğiniz bir kutunun içine ayrı kalacağınız gün sayısı kadar nesne koyarak (küçük notlar yada hoşuna giden yiyecekler olabilir)  her gün sabah bir tanesini verip bittiğinde yanında olacağınızı söyleyebilirsiniz.

    İyi tatiller

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Gelişimsel izlem

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama, problem çözme), duygusal (bağlanma, başetme, uyum sağlama), hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır.

    Gelişim süreci devamlı ilerleyen bir süreçtir ve sosyal bir çevre içinde oluşur. Tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler.

    GELİŞİM ALANLARI NELERDİR?

    BİLİŞSEL GELİŞİM: Çocuğun gerçeğe uyum sağlama, yaşına uygun şekilde öğrenme ve sorun çözme becerilerini kapsar. Dikkat, algılama, bellek, soyutlama ve genelleme gibi kavramları içerir.

    HAREKET GELİŞİMİ: İnce harekete ve kaba hareket olarak iki başlıkta incelenir. Kaba hareket becerileri 0-3 yaş aralığında sırasıyla; baş kontrolü, destekli-desteksiz oturma, dönem, tutunup ayağa kalkma, sıralama, yürüme, koşma ve zıplama şeklindedir. İnce hareket becerileri ise aynı yaş aralığında sırasıyla; nesneye uzanma-kavram- elden ele geçirme, baş ve işaret parmaklarını kullanarak küçük objeleri tutma, kule yapma, kalem tutma ve kalem ile düzgün şekilde çizme şeklindedir.

    DİL GELİŞİMİ: Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir. Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir. Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi hızlı ilerleyen bir süreçtir. Anlamsız seslerle başlayan bu dönem mırıldanma ve hece tekrarları ile devam eder, 12 ay civarında ilk anlamlı sözcük, 18-24 ay civarında iki sözcüklü cümleciklere geçiş ve 3 yaş civarı 3-4 sözcüklü cümlelerle devam eder.

    SOSYAL-İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞİMİ: İletişim bilginin, duygu ve düşüncelerin transferini ifade eder. Bu transferi; ses tonunu, yüz ifadesini, jest ve mimiklerini ve vücut dilini kullanarak yapar. Sürekli gelişen çocuk, doğumdan başlayarak çevresi ile ilişki ve iletişim halinde yaşayan sosyal bir bireydir. İlişki kurma ve iletişim becerilerinin sağlıklı kazanılması çocuğun gelişiminin diğer alanlarının da sağlıklı ilerlemesi için gereklidir.

    GELİŞİMSEL İZLEM

    Çocuğun gelişimsel izlemi; onun bilişsel, hareket, dil, duygusal ve sosyal alanlarda gelişimini değerlendirmek, gelişimini en uygun şekilde destekleyecek güç kaynaklarını ve öğrenmesini sağlayan ortamları belirlemek ve çocuğun gelişiminin tüm alanlarında sağlıklı ilerlemesini sağlamaktır. Gelişimsel izlem ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi ve erken destek verilmesine imkân sağlar.

    Gelişimsel izlem; doğumdan sonra belli aralıklarla (1-2.ayda, 4-6.ayda, 9-12.ayda, 18.ayda, 24.ayda ve yılda bir kez) konunu uzmanı bir hekim tarafından, aile ile gerçek ortaklık kuran aile merkezli bir yaklaşımla, ve kanıta dayalı bir araç kullanarak yapılmalıdır. İzlemde çocuklar normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmeli, gelişimi etkileyebilecek biyolojik ve psikososyal riskler araştırılmalı ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bunun yanı sıra gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun belirlenen çocuklar erken tanılanarak, tedavileri ve erken destek hizmetlerine ulaşımları sağlanmalıdır.

    Gelişimsel izlem kimlere yapılmalıdır?

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan tüm çocuklar

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk

    Gelişimsel açıdan risk altındaki bebek ve çocuklar kimlerdir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Çoğul gebelikten doğan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

  • Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik, kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duyguların, heyecanların hissedildiği, hayallerin kurulduğu, planların ve hazırlıkların yapıldığı bir dönem olmasının yanında; anne adayında hem fiziksel hem psikolojik değişikliklerin yaşandığı, huzursuzluk, sinirlilik, alınganlık, özellikle kaygıların yeşerdiği bir dönemdir. Şimdi bu dönemi birlikte anlamaya çalışalım.

    Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar. Bu nedenle anne adayının hamilelik sürecini nasıl geçirdiği, bebeğini dünyaya getirdiği andan itibaren onunla kuracağı ilişkiyi etkilemesi açısından önemlidir. Annelik duygusunun hissedilmeye başlandığı bu dönem; sosyal ve duygusal alanlarda çeşitli değişimlerin olduğu, aynı zamanda fiziksel görünüm, benlik algısı, sosyal roller gibi alanlarda meydana gelecek değişimler sebebiyle kaygı uyandıran bir dönem de olabiliyor.

    Anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hem sürecin heyecanıyla kendini mutlu hissederken, diğer taraftan da sürecin belirsizliğine dair kaygı duyabilir. “Hamilelik nasıl geçecek”, “Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilecek miyim?”, “Nasıl bir anne olacağım?”, “Çocuğumun bakımını tek başıma yapabilir miyim?” gibi sorular hamilelik dönemi boyunca anne adaylarının zihinlerini meşgul edebilir. “İyi anne olabilecek miyim?” sorusunun yarattığı kaygı, beraberinde hata yapmaya dair korku ve suçluluk duyguları doğurabilir.

    Anne adayının bu duygusal karışıklık içerisindeyken; eşinden, anne-babasından, diğer akrabalarından ve arkadaşlarından gördüğü destek, onun baş etme becerilerini kuvvetlendirecek ve hamilelik dönemini daha mutlu ve huzurlu geçirmesini sağlayacaktır.

    Hamilelikteki Değişimler

    Hamilelik döneminde anne adayları fiziksel ve duygusal bir takım değişimler yaşayabilirler. Bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında meydana gelecek bu değişimlerin neler olabileceğini önceden biliyor olmaları bunlarla baş etmelerinde kolaylık sağlayacaktır.

    Hamilelik sürecini üç ayrı dönemde inceleyebiliriz.

    Hamileliğin ilk döneminde mide bulantıları, yemek yiyememe, midede hazımsızlık, baş ağrıları, uyku sorunları, depresyon yaşanabilir. Aynı zamanda anne adayları, hamilelik döneminde bir takım ruhsal değişimler de yaşayabilirler. Nedensiz ağlamalar, gerginlik, yoğun kaygı ve kırılganlık bunlardan bazılarıdır.

    İkinci dönemin en heyecanlı bekleyişi cinsiyetin öğrenilmesidir ve cinsiyet belli olduktan hemen sonra bebeğin ilk hediyesini, pembe ya da mavi patikleri, almak sembolik olur. Ayrıca bebeğe isim düşünmek için de en uygun zamanlar bu haftalardır.

    İkinci dönem ayrıca bazı genetik testlerin yapıldığı bir dönemdir. Anne adayı bebeğinde bir sorun olup olmadığına dair kaygılar yaşar.

    Üçüncü dönem olan son üç aylık dönemde; anne adayının karnı belirginleşmiştir, hareketi azalmıştır, kilo sorunları, doğum korkusu yaşayabilir. Vücut şeklinin değişmesiyle birlikte kişi önceden rahatlıkla yaptığı hareketlerde zorluklar yaşayabilir. Cilt yapısında değişimler meydana gelebilir. Solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinde farklılıklar oluşacaktır. Ayaklarda, bacaklarda ve kollarda şişmeler görülebilir. Tüm bunlar uyku ve beslenme gibi temel yaşamsal aktivitelerde düzensizlikler meydana getirebilir.

    Anne adayı her aşamada eşten ve etrafındaki insanlardan desteğe ihtiyaç duyar.

    Hamilelik sürecinde; çiftlerin bebekle ilgili beklentileri, bebek geldiğinde değişecek olan hayatlarıyla, edinecekleri yeni rol tanımlarıyla, işbölümü ve sorumluluklarla ilgili yapılması gereken gerçekçi konuşmalar genellikle atlanır. Eşlerin çocuklarını yetiştirme yöntemleri, vermek istedikleri değer yargıları nelerdir? Neden çocuk sahibi olmak istemişlerdir? İşte bu ve buna benzer soruların cevapları arasındaki farklılıklar, hamilelik sırasında ve bebek doğduktan sonra ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

    “Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlanma Danışmanlığı Hizmetleri”ni böyle bir zamanda size destek olabilmek için buradayız.

    Hamilelik Dönemi için Öneriler

    Hamilelik haberi alındığı tarihten başlayarak günlük tutmak hem bebek hem de anne için değerli bir anı olacaktır. Hatta bu günlüğe baba adayının da bir şeyler yazmasını istemek iyi bir fikirdir. Yazmadığınızda, sonradan pişmanlık duyabiliyorsunuz☺

    Eşinizden, ailenizden ve sosyal çevrenizden destek isteyin. Bu dönemde anne adaylarının duygusal iniş çıkışlar yaşaması ve kendilerini zaman zaman yorgun, çaresiz ve endişeli hissetmeleri doğaldır. Böyle anlarda yakın çevrenizden destek görmeniz, sizin bu duygusal tepkilerle baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

    Duygularınızı gizlemeyin. Bu süreçte mutluluk kadar bazen kaygı, mutsuzluk ve öfke duygularını da yaşayabileceğinizi unutmayın ve duygularınızı gizlemeyin.

    Beslenmenize elinizden geldiğince dikkat edin. Şunu unutmayın ki, özellikle hamileliğin ilk 3 ayında mide bulantılarınız nedeniyle yeterli beslenemeyebilirsiniz. Suçluluk hissetmeyin. Bebeğiniz sizden ihtiyacı olanı alıyor zaten.

    Anne karnındaki bebeğe mümkünse yavaş veya klasik müzik dinletmek, ona kitap okumak, onunla konuşmak anne adayına da iyi gelecektir. Bebeğin bunlara tepki verdiği bile görülebilir!

    “İlk tekme”, hamilelik döneminin neredeyse en heyecanlı anıdır. Duygularınızı günlüğünüze yazmayı unutmayın☺

    “Mükemmel anne” olmayı hedeflemeyin. “Elinden geleni yapan anne” olmanız yeterli.

    Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin, gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapın. Düzenli uyku, beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmek, kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemli.

    Düzenli yaşayın. Fazla hareketli veya tam tersi fazla hareketsiz yaşamak sizin için iyi değildir. Yürüyüşler yapmanızı ve hamilelik platesini öneririm.

    Rahat, geniş, terletmeyen pamuklu veya penye giysiler tercih edilmeli. Dar, sentetik çamaşırlar, mantar enfeksiyonu riskini artırdığı ve dolaşımı zorlaştırdığı için giyilmemeli. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine düztabanlı ayakkabılar kullanılmalı.

    Sigara kullanmayın ve içki içmeyin. Ayrıca, sigara içilen ortamlardan da uzak durun. Bu hem sizin hem de karnınızdaki bebeğin sağlığı için gereklidir.

    Hamilelik döneminde doktor ve hasta ilişkileri önemlidir. Doktorunuz sizin bu dönemde en yakınınızdaki kişi olacaktır. Sizin en çok ihtiyaç duyacağınız kişilerden biri olacaktır. İyi ve güven duyabileceğiniz bir doktor bulmanızda fayda vardır. Güvenebileceğiniz bir doktor içinizi rahat ettirebilecek.

    Doktorunuzun bilgisi olmadan ve kontrolsüz ilaç kullanımından sakının. Çünkü sizi en iyi hekiminiz tanıyacaktır. Ayrıca, birçok ilaç grubunun hamilelikte kullanımı ciddi derecede sakıncalıdır. Bu nedenle doktorunuzun önermediği ilaçları kullanmayın ve doktorunuzun bilgisi olmadan ilaç kullanmayın.

    Doğuma 2 ay kala hastane çantasında olması gerekenleri öğrenip satın alma vakti gelmiştir.

    Doğum yaklaşırken bir diğer ve hatta en önemli nokta ise rahat olmak, aklınıza gelen olumsuz düşünceleri fark edip nazikçe durdurmak, güzel bir doğumun hayaline odaklanmak ve tebriklerin kabul edileceği en güzel gün için sakince geriye saymak olmalıdır!

    Baba Adayına Not

    Sevgili baba adayı, artık çift olarak hayatınızda farklı bir döneme girdiniz. Dünyaya gelecek bebeğiniz için hazırlık yapmaya başladığınız keyifli ve yeni bir döneme hazırlanmaktasınız. Eşinizin bazı tepkileri ve davranışları size ilginç gelebilir ve “eşim çok değişti” diye düşünebilirsiniz. Siz de zorlanabilir, bazen öfke hissedebilir, tahammülünüzün düştüğünü düşünebilirsiniz. Merak etmeyin hamilelik döneminde bunlar normal ve geçici bir dönem. Derin bir nefes alın ve gülümseyin☺

    Eşinizin arkadaşlarıyla görüşmesine, yürüyüş yapmasına, sağlıklı beslenmesine, duygusal iniş çıkışlarında yanında olarak, sarılarak, sevgiyle yaklaşarak eşinize destek olmalısınız. Bu dönemde siz ve varlığınız, eşiniz için en büyük destek kaynağısınız.

  • Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Her insan,günlük yaşamında sağlık,sınav,iş,aile problemleri gibi birçok farklı konular ile ilgili kaygı duyabilir.Kaygı,insan için doğru şekilde kullanıldığında ve belirli bir düzeyde olduğunda yalnızca normal değil aynı zamanda uyumsal ve işlevselliğimiz için yaşamsaldır.Uyarıcı niteliktedir,olası tehditlere karşı çözüm bulunmasını ve çözümlerin hayata geçirilmesini sağlar.Örneğin;bir sınava girmek üzereyken,başarısız olma endişesi,yeterli derecede sınav hazırlığına neden olur.Dikkati ve konsantrasyonu arttırır.

    Anksiyete Bozukluğu yaşayan kişilerde ise endişe hali sürekli,nedeni olmayan,nedeni olsa bile durumla uygunsuz,aşırı ve denetlenemez niteliktedir.Kişinin günlük,sosyal ve mesleki yaşamını olumsuz yönde etkiler;kişi kendini denetleyemez,sakinleştiremez.

    Anksiyete Bozukluğu çocukluk dönemi ve genç yetişkinlik döneminde başlar,sinsi bir gelişim gösterir.Çocukluk dönemi travmaları,genetik faktörler,kişilik özellikleri,stresli yaşam olayları kaygı bozukluğunun oluşumunda etkilidir.Belirtilerde dönem dönem iyileşmeler görülebilir ancak stresli yaşam olaylarında alevlenmeler göstermekte ve çoğunlukla kötüleşmektedir.

    Anksiyete Bozukluğu Belirtileri

    -Aşırı ve kontrol edilmesi zor endişeler

    -Kas gerilmesi

    -Huzursuzluk

    -Çabuk sinirlenme

    -Sebepsiz yorgunluk

    -Uyku problemleri ( uykuya dalmakta güçlük,gece sık sık uyanma,en ufak seste irkilme)

    -Dikkat bozukluğu ve konsantrasyon güçlüğü

    -Titreme ve seyirmeler

    -Terleme

    -Kalp atışlarında hızlanma,çarpıntı hissi

    -Yutma güçlüğü

    -Mide bulantısı

    -Nefes darlığı

    -Göğüste ağrı ve sıkışma

    -Boğulma hissi

    -Otokontrolünü yitirme hissi

    Anksiyete Bozuklukları DSM V’e göre tanımlanmaktadır.Yaygın anksiyete bozukluğu,Panik bozukluk,Agorafobi,Özgül fobi,Sosyal kaygı bozukluğu,Ayrılma kaygısı bozukluğu,Selektif mutizm olarak birincil kaygı bozukluklarını içermektedir ve kişinin birden fazla kaygı bozukluğu olabilir.

    Kaygı ile ilişkili semptomların diğer nedenleri ise Obsesif-kompulsif bozukluk,Travma sonrası stres bozukluğu,Akut stres bozukluğu,Çekingen kişilik bozukluğu,Majör depresif bozukluk için kaygılı sıkıntılı belirteci,Somatizasyon bozukluğu ve Hastalık kaygısı (hipokondriazis) bozukluğudur.

    Anksiyete Bozukluğu Tedavisi

    Değerlendirmede ilk yapılması gereken,belirtilerin herhangi bir fiziksel rahatsızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemektir.

    Anksiyete tedavi edilebilir bir bozukluktur.Psikoterapi ya da ilaç tedavileri uygulanabilir.Bir kişi için uygun olan tedavi,bir başka kişi için uygun olmayabilir.Kapsamlı değerlendirme sonucunda, hastalığın seyri ve şiddetine göre uzmanlar tarafından uygun tedavi yöntemi belirlenir.

    Psikoterapinin temel hedeflerinden biri,bozukluğun oluşumuna ve kişide şikayetlere neden olan altta yatan faktörlerin belirlenmesi ve buna uygun tedavi planının yapılmasıdır.Terapi süresince,kişide kaygıyı alevlendiren tetikleyicilerin belirlenmesi,düşünce,duygu ve davranışların anlamlandırılması,kaygının kontrol altına alınması şeklinde birden çok hedefe ulaşılması amaçlanmaktadır

  • Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlik dönemi birçok açıdan stres ve kaygı uyandıracak durumlar içerir. Her şey yolunda giderken bir anda günlük hayatın içinden birçok durum ergen için büyük bir stres kaynağına dönüşür. Kısa bir sürede bir çok duyguyu yaşıyor olmak ve bunlarla nasıl başa çıkacağını kestirememek ergende gerginlik yaratır.

    Ebeveynlerin bu dönemle ilgili çocuklarının neler yaşayabileceğini bilmesi karşılıklı daha anlayışlı ve etkili bir iletişim için önemli olacaktır. Ergen bireyde neyin stres kaynağı oluşturabileceğini bilmek ebeveynler için de bu dönemi daha kolay atlatılabilir kılmaktadır.

    Okul Yaşamı

    Okul hayatında akranlarla yaşanan problemler,bu dönemde başlayan karşı cinsle ilişkilere bağlı olarak yaşanan hayal kırıklıkları,gelecek kaygısı – ne yapmak istiyorum,nerede olacağım,istediğim okulu kazanabilecek miyim? – , verilen ödev ve sorumluluklar bireyde stres yaratabilmektedir.

    Bu dönemde ebeveyn olarak destekleyici olmak gerekir. Okulda yaşadığı problemlerle ilgili üzerine gitmeden istediğinde sizinle konuşabileceğini bilmesi,ödev ve sorumlulukları için belirli bir saatin olması,zaman yönetiminin ayarlanması,geleceğiyle ilgili netleşmesinin sağlanması bireye yardımcı olacaktır.

    Ev Yaşamı

    Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar,ebeveyn kavgaları,kardeş kavgaları,evde sürekli devam eden huzursuzluk hali,kalabalık ev ortamı,ergenin özel alanının olmaması,kontrolcü ebeveynler ergenlik yaşamını daha da zorlaştıran durumlardır.

    Çatışmalara ortaklaşa çözüm bulunmaya çalışılması,duyguların açıkça konuşulması,bireye mümkünse özel bir oda verilmesi,özel alanına saygı duyulması yatıştırıcı faktörler olacaktır.

    Vücutta Yaşanan Değişiklikler

    Ergenlik döneminde vücutta birçok değişiklik meydana gelir. Sivilcelenme,ses kalınlaşması,kilo alımı,tüylenme gibi birçok belirgin değişiklik ergen bireyin olumsuz bir algıya kapılarak kendini beğenmemesine yol açabilir. Bu durum içine kapanma,depresyon,öfke gibi duyguları açığa çıkartarak huzursuz bir dönem geçirmesine sebebiyet verir.

    Sağlıklı beslenme ve spora teşvik etmek bireyin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

    Kimlik Bocalaması

    “Ben kimin,nereye ve neden bağlıyım,ne için yaşıyorum,ne istiyorum..” gibi birçok çeşitlendirilebilecek sorularla boğuşulan bir dönemde ergen birey,kendine bu gibi sorunların cevaplarını arayarak kimlik oluşturmaya çalışır. Yanıtları bulma aşamasında fazlaca sorgulamak kişide depresyona neden olabilir.

    Bu dönemde ergen birey zaman zaman ebeveyni ile iyi geçinirken bazen de bir şey paylaşmayı reddeder,olumsuz bir tutum sergileyebilir. O yüzden rahatça her şeyi konuşabileceği, paylaşmaktan zevk aldığı belki bir aile dostuyla,okuldaki hocasıyla yahut ailenin güvendiği bir kimse yoksa psikoloğa gitmeye teşvik etmek bu süreci daha rahat atlatmaya yardımcı olur.