Etiket: Dönem

  • Çocukta Tırnak Yeme ve Parmak Emme

    Çocukta Tırnak Yeme ve Parmak Emme

    Doğum ile birlikte bebekler, yaşama uyum sağlamak ve yaşamlarını devam ettirmek için birtakım refleksler getirir. İlk bir yıl içinde bebekler dünyayı ağız yolu ile algılar ve bu dönemde bebekler ne bulurlarsa ağızlarına götürme eğilimindedir. Aynı zamanda emmek beslenme dışında haz vermektedir. Daha sonraki dönemlerde emme refleksi biberon ve emzikten sonra battaniyesine, oyuncağına ya da parmağına yönelebilir. Çoğunlukla bebekler başparmağını emerler. (diğer parmaklarını da emebilirler.) Yeni doğan bebeklerin hemen hemen hepsinde görülen, daha ana rahminde başlayan, zararsız, olağan bir davranıştır. Doğum öncesinde anne karnında başlayan emme, 3–4 yaşına kadar devam eder ve normal karşılanır, ancak 5–6 yaş döneminden sona ermesi beklenir. Bu dönemden sonra tırnak yeme alışkanlığı ortaya çıkabilir. 3–4 yaşından önce tırnak yeme alışkanlığı görülmemesine rağmen, nadiren 15 aylık gibi erken bir dönemde bu davranışa rastlanabilir. Ayrıca tırnak yeme davranışı ergenlik çağında da gelişebilir. Her iki alışkanlığın da sona erdirilebilmesi için çok geç olmadan tedavi edilmelidir. Bu yaş döneminden sonra devam eden parmak emme ve tırnak yeme davranışı psikolojik bir sorundan kaynaklanabilir ve bir uzman yardımı alınmasında fayda vardır.

    Zararları:

    – Üst ve alt diş yapısında bozukluklar
    – Parmağında zamanla incelmeler, aşınmalar
    – Parmağın renginde koyulaşmalar
    – Bilekleri de emmeler
    – Tırnak yapısında bozukluklar

    Parma emme nedenleri:

    9. aydan itibaren,1 yaşındaki çocukların çoğu, uyku ile parmak emme arasında bir bağ kurarlar. Uykuya geçerken parmak ya da herhangi bir nesneyi emme eğilimindedirler. Bu alışkanlık aylarca sürebilir ve 3 yaş döneminde vazgeçirmeye yönelik çabalarda direnç görülür. Uykuya daldığında elini ağzından çekmek yeterlidir. Bebekler diş çıkarma zamanında parmak emebilir. Çocuklar zorluklarla karşılaştıklarında, utandıkları ya da sıkıldıkları için parmak emebilir. Uykuya geçişlerde, yalnız kaldıklarında ve çok yoğun duygular yaşadıklarında sıkça görülür. Bazı çocuklar da kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve kendilerini güvensiz hissettiklerinde tırnak yeme davranışı gösterirler. Anne-baba arasında yaşanan çatışmalar, gerginlikler çocukta parmak emmeye ve tırnak yemeye yol açabilir. Yeni bir kardeşin aileye katılması ile ilgiyi tekrar kendi üzerine çekmek için, çocuklar parmak emme gibi regresif (gerileyici) eğilimler gösterirler.
    Parmak emme ve tırnak yeme davranışını bir başkasından da model alabilirler. Tırnak yeme ergenlik döneminde görülüyorsa, kendi başlarına baş edemediği sorunları nedeniyle bu tür bir alışkanlık geliştirirler.

    Parmak emme çözüm yolları:

    – Öncelikle parmak emmeye nelerin neden olabileceği araştırılmalı ve sorunları ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılmalıdır. Parmakta incelmeler, tırnak yapısında oluşan problemler, diş bozuklukları gibi fiziksel rahatsızlıklar, parmak emmeye ve tırnak yemeye neden olan psikolojik sorunlar için ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.
    – 3–4 yaş öncesi dönemde parmak emmenin gelişiminin bir parçası olduğu unutulmamalı ve telaşlanılmamalıdır. Parmak emme de alt ıslatma gibi yaşla birlikte azalma göstermektedir.
    – 4 yaşından sonra, parmak emmenin ve tırnak yemenin diş sağlığına, parmağına ve tırnak yapısına nasıl zarar verdiğini, çocuğa usandırmadan ve anlayabileceği basit bir dilde anlatılmalıdır.
    – Çocuk bu davranışlarından dolayı utanç yaşamamalı, kendini suçlu hissedip yargılamamalıdır. Kendisini bu davranışı yüzünden başarısız olarak algılarsa özgüvenini kaybedebilir. Aynı zamanda olumsuz tavırlar çocuğun bu davranışlarını da pekiştirebilir. Özellikle okul öncesi ve okul çağında arkadaşlarının tavırlarının önemli derecede etkili olduğu unutulmamalıdır.
    – Anne-baba’nın, çocuğun parmağını emmemesi, elini ağzından çekmesi yönündeki devam eden ve sürekliliği olan ikazları tam da çocuğun dikkatleri üzerine toplama isteğine cevap vermektedir. Bu tür ilişkilere son verilmelidir.
    – Çocuk yeni doğan kardeşi sebebiyle bu davranışı geliştirmişse, yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağını ve hala sevildiğini hisseder ve anlarsa gerginliği azalacaktır. Gerginliği azaldıkça da zamanla bu alışkanlığından vazgeçecek, kardeşinin de bakıma, sevgiye muhtaç olduğu ve hep birlikte ona bakılması gerektiği yönünde ikna olacaktır.
    – Bu alışkanlıkları azaltmak için çocuk oyuna, özellikle parmak oyunlarına yönlendirilebilir.
    – Çocuklar yalnız kaldıklarında bu davranışları daha sık sergilerler. Evde basit görevler verilerek yardımcı olmasına izin verilebilir.
    – Tırnak yemek için kullanılan acı ojeler, parmak emme içinde caydırıcı olabilir.
    – Bu dönem anne-baba yardımı ile daha kolay atlatılacaktır. Uykuya geçerken elini tutmak ya da masal anlatmak, gün içinde ya da yatarken elini oyalayacak, sevdiği bir oyuncağını yanında bulundurmasını sağlamak işe yarayabilir.
    – Bu davranışlar diş problemlerinden kaynaklanıyorsa, diş kaşıyıcıları ya da çocuğun eline meyve- sebze türü gıdalar verilerek, dikkatini parmağından ve tırnağından uzaklaştırmak mümkündür.
    – Sağlıklı iletişim, yeterli derecede sevgi ve ilgi göstermek çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır.

    Bütün bu önerilere rağmen bazı gergin çocuklarda bu davranışın devam ettiği gözlenmektedir. Bu davranışlara genellikle uyku ve yeme bozuklukları da eşlik eder. Böyle bir durumda en yakın zamanda bir çocuk psikoloğuna başvurulmalıdır.

  • Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklar dil-bilişsel, fiziksel (psikomotor), duygusal ve sosyal gelişimlerinin yüzde yetmişini 0-6 yaş döneminde tamamlarlar. Bu dönem çocukların kişiliklerinin ve öğrenmelerinin temelini oluşturan çok önemli bir dönemdir. Bir çok psikolojik sorunun kaynağı çocuğun bu dönemde yaşamış olduğu sıkıntılardır ve bu dönemde yapılan hatalar çocukların gelecekteki davranışlarını, öğrenmelerini ve kişilik yapılarını derinden etkiler. Bu yüzden bu yaş diliminde ailelerin çocuklarını iyi tanımaları, çocuğun gelişimine nasıl destek olacaklarını, doğru duygu-düşünce-davranış kalıplarını bilmeleri gerekir. Bu dönemde yapılan etkinliklerle çocukların bilişsel-duygusal-psikomotor ve psikososyal gelişimini desteklemek, istenmeden yapılan hataların önüne geçip zamanında müdahalede bulunmak, gelecekte çocuğun yaşamını olumsuz etkileyecek durumların önüne geçmemizi sağlayacaktır.

    Çocuk Gelişim Takibi Programımız, bu amaçlara hizmet ederek aileleri yönlendirmek üzere planlanmıştır. Bunun için öncelikle, çocuğun içinde bulunduğu döneme ait gelişim özelliklerine sahip olup olmadığı, çocuk için uygun testlerle belirlenir. Amaç gelişimsel olarak yaşıtlarının seviyesinde olup olmadığının belirlenmesidir. Gelişim testleri sonunda zeka puanı belirlenmez, gelişim düzeyi hakkında bilgi edinilir. Dil-bilişsel, psikomotor(ince-kaba motor), psikososyal, görsel dikkat, hafıza gibi temel gelişim alanlarının tümünü gözden geçirip, her bir gelişim alanında, çocuğunuzun ne düzeyde olduğunu tespit edip, çocuğun ihtiyaçları değerlendirilip, desteklendiğinde daha da parlayacak olan yeteneklerini ortaya çıkarıyoruz.

    Böylelikle çocuğunuzun gelişimsel gecikme yaşadığı alanlar evde sizler tarafından desteklenerek sorunlar büyümeden önlenecek, düzenli takip ve değerlendirmelerle gerekirse bir uzman desteği önerilecek, yaşıtlarından ileri seviyede ya da parlak olduğu alanlar varsa bu alanlarda özel olarak desteklenerek, özel yeteneklerinin güçlenmesi sağlanacaktır. Dolayısıyla , çocukların gelişim takibinin yapılması için, herhangi bir sağlık ya da gelişim probleminin olmasına gerek yoktur. Sağlıklı çocukların da gelişimleri takip edilerek desteklenmelidir.

    Unutulmamalıdır ki: Hiç bir ebeveyn, anne-baba olmayı bilerek dünyaya gelmez. Tıpkı yaşamdaki diğer öğrenmelerimiz gibi anne-baba olmakta sonradan edindiğimiz ve uyum sağlamakta zorlanabileceğimiz bir roldür. Anne babalar oyun, oyuncak, sınır koyma, doğru davranış kalıpları veya ihtiyaç duydukları diğer konularda bilgilenmek ve ihtiyaç duyduklarında bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelidirler…

  • Kişiye özel beslenme modeli metabolik balans nedir? Kimlere uygulanabilir?

    Metabolik Balans, sizin metabolizmanız göz önüne alınarak yalnızca size özgü hazırlanan kisisel beslenme planıdır. Her beslenme planı kişiye ve labaratuvar tetkiklerine özel olarak hazırlanır.

    Metabolizmanızı düzenleyecek beslenme programı 4 dönemden oluşur

    1. Asama: Hazırlık Dönemi (2 gün)

    2. Asama: Sıkı Dönem (14 gün): Metabolizmanın düzene girmesi için en az 14 günlük bir süre gerekir. İstediğiniz hedef kiloya ulaşmak için daha uzun yapmak gerekebilir.

    3. Asama: Rahat Dönem: Rahat döneme en erken 14 günlük sıkı dönemin sonrasında geçilir.

    4. Asama: Koruma Dönemi (süre yok) :Verilen kiloların geri alınmasını engeller.

    Metabolik balans kimlere uygulanmaz?

    Hamileler, Emzirenler, Böbrek veya Karaciger yetmezliği veya başka organ yetersizliği olanlar veya < 10 yaşından küçük çocuklara ve bazı istisna durumlarda uygulanmayabilir.

    Metabolic Balans programına kimler katılabilir ?

    – Kendi isteğinizle kilo vermek veya almak için kesin bir çözüme ihtiyaç duyuyor ve özellikle de bunu sağlıklı bir şekilde başarmak istiyorsanız

    – Fazla kilo ya da beslenme bozukluğu nedeniyle bazı sağlık sorunlarınız varsa (örneğin şeker hastalığı, romatizma, kronik migren, metabolizma bozukluğu, yüksek tansiyon vs.)

    – Hangi yaşta olursanız olun, enerji dolu, canlı ve formda olmak istiyorsanız

  • Çocuklarda Oyun ve Oyuncak Seçimi

    Çocuklarda Oyun ve Oyuncak Seçimi

    Oyun şüphesiz ki bir çocuk için en önemli uğraştır. Oyun; bir çocuğun eğlenmesine, gelecekteki yapacağı işleri zararsız bir şekilde deneyimlemesine, sosyalleşmesine,kurallara uymayı öğrenmesine yardımcı olur. Bunun yanı sıra dil, zihin, sosyal, duygusal ve motor becerileri geliştirebilmesi için müthiş bir fırsattır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, sosyoekonomik düzeyi oyun tercihini etkilemektedir. Oyun oynayacağı nesne; çocuğun çok fonksiyonlu kullanabileceği, ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır.

    Çocuklarda yaşlara göre oyuncak tercihleri şöyle olmalıdır;

    0-6 ay: Çocuğun seslere, renklere ve şekillere karşı hassas olduğu dönemdir. Bu nedenle bu dönemde yatağın üzerine asılan müzikli ve hareket eden oyuncaklar tercih edilir.

    6-7 ay: Çocuğun oturmaya başladığı dönem olan bu dönemde çocuğun mekanı genişler. Bu nedenle çocuğun elinde tutabileceği ve avucuna sığabilecek esnek plastikten veya kauçuktan yapılmış ve çok küçük olmayan bebekler, hayvanlar, renkli halkalar verilebilir. Yine bu dönemde çocuklar için en ilgi çeken oyuncaklar ses çıkarması ve hareket etmesi dolayısıyla çıngıraklardır. Bu aylar aralığında çocuğun diş çıkarma dönemi de olduğu için, bebeğin sağlığını riske atmayacak diş kaşıyıcıları verilebilir.

    8-12 ay: Bebeklerin emeklemeye ve yürümeye başladığı bu dönemde çocuklar için seçilebilecek en iyi oyuncak düştüğünde kırılmayan ve ses çıkaran toplardır. Bunun yanı sıra çarpıp geri dönen veya itme çekme ile çalışan oyuncaklar, otomobiller yeni yürüyenler için en uygun oyuncaklardır. Parlak ve basit resimli kitaplarda çocuklar için uygun oyuncaklar arasındadır.

    15-18 ay: Çocuğun yürümeye başlamasıyla bir odadan diğerine geçmesi kolaylaşır. Bu dönemde itilebile, çekilebilen, itildiğinde ses çıkaran, müzik çalan arabalar, üstüne binilebilen yürüteçler ve arabalar bu döneme ait oyuncaklardır. Bu dönemde farklı renk ve boyuttaki kutu, bloklar ve şekiller çocuğun birleştirmesi ve inşa etmesi için uygun oyuncaklardır.

    2-3 yaş: Çocuklar bu dönemlerde gün içinde yaşadıkları olayları dramatize etmeye başlarlar. Bu nedenle bu dönemdeki çocuklara en uygun oyuncaklar değişik boyutlardaki bebekler,çeşitli kuklalar, oda takımları, mutfak malzemeleri, marangozluk- temizlik malzemeleri, bahçe aletleri, hayvan setleri, ulaşım setleri, doktor setleri en uygun oyuncak türleridir.

    3-4 yaş: Çocukların motor gelişimlerinin artması ve hareketlerinin daha da düzenlenmesiyle; inip çıkabileceği tırmanma oyuncakları ve 3 tekerlekli bisikletten çok hoşlanırlar. Bu dönemde sallanan at, pedallı araba, yük arabası,salıncak seti en uygun oyuncaklardır. Bunun yanı sıra sökülüp takılabilen- bozulup yapılabilen oyuncaklarla küçükten büyüğe dizilen oyuncaklar tercih edilebilir.

    4-6 yaş: Açık hava oyunlarının yanı sıra masa başı faliyetlerinden de büyük zevk alırlar. Boyama, kesme, yapıştırma, atık materyalle şekiller yapma bu dönemde tercih edilebilecek oyun çeşitlerindendir.

    6 yaş ve okul dönemi: Hayali oyunların doruk noktada olması nedeniyle evcilik, bakkalcılık, doktorculuk gibi oyunların oynandığı dönemdir. Bu oyunlara yönelik oyuncaklar tercih edilmelidir. Bunun yanı sıra top oynamak, ip atlamak, tırmanmak, yüzmek gibi fiziksel aktivite gösterebileceği oyunlar 6 yaşlarındaki çocuğun keyif alarak oynayabileceği oyunlardır.

  • Son dönem kanser hastalarının bakımı nasıl olmalı?

    Soru 1. Babam 78 yaşında. Akciğer kanserinin son evresinde. Uzun süre kemoterapi ve ışın tedavisi aldı. Doktorlar artık hiçbir onkolojik tedavi yapılamayacağını, sadece destek tedavisi verilmesi gerektiğini söylediler. Biz evde bakımını yapamıyoruz. Sağlık personeli gözetiminde olması gerekiyormuş. Kendisi sosyal güvenlik kurumuna bağlı. Tedavisini aldığı hastane de dahil hiçbir hastane hastamızı kabul etmiyor. Yapacak bir şeyleri olmadığını söylüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bizim hastamızla nereye müracat etmemiz gerekiyor?

    Yanıt 1. Babanız gibi hastalerın durumu tıp dilinde ‘’terminal dönem’’ olarak isimlendirilir. Son dönemine gelmiş hasta anlamındadır. Ne yazıktır ki günümüz Türkiye’sinde bu hastaların durumu hep sorun olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu tür kişiler için ‘’hospis’’ denilen terminal dönem hasta bakım merkezleri vardır. Burada hemşire ve hatta doktor gözetiminde hastaların son dönemlerini rahat ve acısız geçirmeleri amaçlanır. Fiziksel ve psikolojik destek sağlanır. Böylelikle zaten büyük bir stres altında olan hasta yakınlarının da yükü hafifletilir.

    Öyle ki bu hizmet, hastanın evinde de verilebilmekte, sağlık personelinin denetiminde hastanın yaşamı sona erinceye değin devam ettirilmektedir. Ülkemizde terminal dönemdeki hastalar için kurumsallaşmış sistemler çok yetersizdir. Bunun için evde bakım hizmeti evren gruplar vardır. Ancak bunların sayısı hem yetersizdir hem de masraflar, çoğu ailenin kaldıramayacağı kadar yüksektir. Sosyal Güvenlik Kurumu da bu masrafları karşılamamaktadır. Hatta özel sigortaların birçoğu bu hastaları kapsamına almamaktadır. Çoğu hastane de bu tür hastaları kabul etmemektedir.

    Tüm bu koşullar altında en şanslı olanlar, ne yazık ki ekonomik durumu iyi olan ve zamanında hastalarını kapsamlı olarak özel sigorta ettirebilmiş az sayıda kişi olmaktadır. Bu durumdaki hastalar bir şekilde hastanelerde kalabilmekte ya da evde bakım hizmeti alabilmektedir. Ancak bu kişilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu durum gerçekten Türkiye için büyük sorundur. Bunu yaşayan bilir. Hastalar, aileler ve konunun uzmanları bu acıları çok yakından yaşamakatadır. Ama konu, yaşam gailesindeki çoğu insana yabancıdır. Oysa ki yalnızca hayatın değil ölümün de bir gerçek olduğu ve acısız, insan onuruna yakışacak şekilde yaşanması gerektiği bilinçlere işlenmelidir.

    Konunun bir an önce hükümetin gündemine gelmesi ve son dönemdeki hastalar için hastane ya da evde bakım hizmetinin sosyal güvenlik kapsamına alınması en doğru yoldur.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Zekası normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir bozukluktur ( APA 2001 ). En geniş anlamıyla öğrenme güçlüğü, akıcı okuma ve okuduğunu anlama, matematiksel ifadeleri algılamada güçlük ve muhakeme becerisi gereken konularda yetersiz kalma gibi durumlarla kendisini gösteren nörolojik temelli bir bozukluktur. Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bu konuyla ilgili ileri sürülen pek çok fikir vardır. Bu fikirler içerisinde en çok duyduğumuz; çocukların gelişimlerinin herhangi bir döneminde ancak özellikle de erken çocukluk dönemlerinde beyin fonksiyonlarını etkileyebilecek olumsuz bir sürecin yaşanmasıdır. Peki disleksi nasıl fark edilir? Disleksinin belirtileri okul öncesi dönem ve okul döneminde farklılıklar gösterir. Özellikle okul öncesi dönemi çocukları için dikkat edilmesi gerekenler; kavram öğretimi esnasında öğretilmiş olan kavramları (şekiller, sayılar…) hatırlamakta güçlük çekmek, verilen yönergeleri sırayla alıp o sıra doğrultusunda uygulamakta güçlük çekmek, benzer şekilleri ayırt edemeyip karıştırmak, kopya etmekte güçlük çekmek, uzun süreli hafızada bilgi tutmakta güçlük çekmek, aktivite esnasında beklenenden daha yavaş bir tepkiyle aktiviteleri uygulamak ve ailede disleksi tanısı almış bireylerin bulunmasıdır.

    Okul Hayatında Disleksi

    Okul yıllarında görülen belirtiler; harfleri, sesleri, heceleri ve kelimeleri öğrenmede zorluk ve okuyup yazarken karıştırmalar görülmesi (d-b, m-n, a-e, s-z…) , kelimeleri hecelere ayırmakta güçlük çekmek, harfleri sıralamakta güçlük çekmek, harf atlayarak okumak, daha önce sıklıkla duymadığı kelimeleri telaffuz etmekte güçlük çekmek, satır takip etmekte güçlük çekmektir.

    Tüm bu sebeplerden dolayı da disleksili çocukların okula olan bağlılıkları azalmakta ve dolayısıyla da okulla olan ilişkileri giderek son bulma noktasına gelmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda; ödevlerin çok uzun ve sancılı süreçlerle tamamlanması, organize olamama, zamanı yetiştirememek, yaşadığı zorluklardan dolayı özgüven problemleri ya da öfke kontrol problemleri ve zamanla okula gitmek istememe gibi problemler sıklıkla görülmektedir.

    Aileler ve Öğretmenler Dikkat!

    Bu durumlarda ailelerin ve öğretmenlerin dikkat etmesi gerekenler; disleksili bireylerin güçlü ve zayıf yönleri fark edilmeli ve güçlü yönlerinden destek alınarak zayıf yönleri üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Zaman kullanımı konusunda planlama yapabilmeleri için desteklenmelidirler. Yaşadıkları problemlerin doğası anlatılmalıdır. Çünkü disleksili bireyler kendilerinde bulunan farklılığın farkındadır ancak nedenlendirme konusunda bilgileri yetersizdir. İstenmeyen olumsuz tutum ve davranışlardan onları korumak için çevrelerindeki bireyler disleksi konusunda bilinçlendirilmelidir. Hayatlarında başarı kavramının sadece akademik başarıyla gerçekleşmediğini görebilmeleri ve sosyal hayatlarını destekleyebilmek için, çocuğun beceri ve özelliklerine uygun sanata ya da spora yönlendirilmelidir. Disleksili bireylerle konuşurken olumlu noktalarına odaklanıp onları yüreklendirmek gerekir. Çocuğun gelişimi kendi içinde karşılaştırılarak ve mutlaka öğretmen veli işbirliğinde yakından takip edilmelidir.

    Bunlara ek olarak disleksi tanısı almış bütün çocukların devlet tarafından verilen yasal hakları bulunmaktadır. Bu haklar; zihinsel yetersizlikleri olmadığı için güçlük çektiği alanlara yönelik okul tarafından eğitim programları (BEP) hazırlanması, öğrencinin sınav esnasında ihtiyaç halinde okutman/yazman desteği alınması, fazladan süre verilmesi ya da bireysel sınav yapılmasıdır.

  • Çocuklarda Davranış Gelişimi

    Çocuklarda Davranış Gelişimi

    Her anne-baba çocuk sahibi olduğu andan itibaren aslında biraz kaygılıdır. Yeni doğan bebeğin bakımı, büyüme çağı, çocukluk ve ergenlik döneminde her ebeveyn çocuğunun iyi standartlarda, iyi bir düzeyde gelişmesini diler. Aslına bakacak olursak çocuk büyütmek bir sanattır ve her çocuk bir diğerinden farklıdır. Ebeveynler bunun bilincinde olmalı ve ona göre tutum ve davranış sergilemelidirler.

    Çocuk için en büyük rol model anne ve babalardır. Yapılan her olumsuzluğu kaydetme özelliği olan çocukların gerginlikten, tutarsız davranışlardan etkilenme potansiyelleri oldukça yüksektir. Bunlar ilerleyen dönemlerde çocukların davranış şekillerini olumsuz anlamda etkileyebilir. O Yüzden bu noktada eğitim ve bilinçli ebeveyn oldukça önemli iki faktördür.

    Özellikle anneler dönem dönem çocuğun istek, arzu ya da inatçılığından dolayı öfkelenip sinirlenebilirler ama burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey net ve tutarlı bir davranış sergilemektir. İstediği her şeyi ağlayarak elde edeceğini kavrayan bir çocuk sizlere karşı bütün isteklerini bu şekilde ifade edecek ve dilediği gerçekleşene kadar ağlama davranışını sürdürecektir.

    Çocuklara karşı orta yolu bulmak her zaman en idealidir. Aşırı hoşgörü ya da aşırı bir disiplinli tutum sergilemek iyi bir davranış şekli değildir. Çocuklarınız dinlemek, ne demek istediklerini ifade etmelerine izin vermek, istek ve davranışlarını yersiz bulmamak gerekir. İlgili olduğu alanlara yani kendi dünyalarına saygı göstermek, çocuklara söz hakkı tanımak oldukça önemli bir davranış şeklidir. Çocuk sevgi ve saygı çerçevesinde büyümüyorsa dikkat çekmek adına bir takım davranışlar sergileyebilir. Bu durumu hırçın, yaramaz olarak adlandırmaktan ziyade çözülmesi gereken bir durum olduğunu belirtmek isterim. Çünkü bu tür davranışlar ilerleyen dönemlerde karakterden özgüvene kadar çocuğu etkiler.

    Bir şeye davranış bozukluğu dememiz için bulunduğu gelişim dönemini ve bu dönemin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Her çocuk belirli ölçütlerde yaramaz olabilir veya kendi isteğini yaptırma konusunda inatçı tavırlar sergileyebilir. Eğer ki tutum ve davranışlar kendi yaşının gereğini göstermiyorsa, gösterdiği tutumların yoğunluğu fazla ise davranışlarının sürekliliği uzun ise bu durumun göz ardı edilmemesi gerekir.

    Bu noktada neler yapmak gerekir?

    Her çocuk bilinçsizce hata yapabilir. Hatayı cezalandırmak çocukta yalana, korkuya, utanmaya yok açacaktır. Bu onayladığımız bir davranış modeli değildir. Bunun yerine ‘bu davranışı sergilemen beni üzdü’ demeniz kızmadan tepkinizi ifade etmeniz çocuğun inatlaşma, intikam alma duygularını söndürecektir. Olabildiğince çocuğa karşı açık olmak en sağlıklı davranış modellerindendir. Örneğin uyku saatleri net ve belirli olabilir. Her ne kadar direnirse dirensin bu noktada vazgeçmeyeceğinizi benimsesin.

    İstediğiniz bir davranışı kural olarak değil de eğlenceli hale getirerek öğretmeye çalışın, başarılarını takdir edin. Takdir etmek davranışı pekiştirir. Kıyaslamadan uzak durun, olumsuz etiketlemelerden kaçının. Problemleri birlikte çözmeye çalışın.

  • Çocuklarda saldırganlığın nedenleri ve belirtileri nelerdir?

    Saldırganlık; Freud’a göre “insanın kendine yönelik olan yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesi” dir. Saldırganlık; Kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan hem kendisine hem de çevresindeki bireylere, nesnelere zarar verme davranışı olarak ifade edilebilir.

    Çocukların Okulda Gösterdikleri Saldırganlık Türleri

    1-Düşük düzeyde Saldırganlık: Kötü sözler, itmek, dürtmek, kabalık, olumsuz sözler içeren duvar yazıları yazmak.

    2-Taşınmaz mala karşı saldırganlık (Vandalizm): Halkın kullandığı malı tahrip etme ve kundaklama: okulda kullanılan mallara zarar verme, yangın çıkarma olarak ifade edilebilir.

    3-Tehditler: (Sözlü Saldırganlık) Öğrencinin diğer bir öğrenciyi acık bir şekilde tehdit etmesi durumunu içerir. Öğretmenlerden elde edilen bilgilere göre okullarda çok fazla yaşanan durumlardan bir tanesidir.

    4-Fiziksel Saldırganlık: Okulda yaşanan saldırganlık durumlarından bir tanesidir. Öğretmene karşı olan saldırganlık, alay etme, zorbalık, cinsel saldırı ve tecavüz, tartışma kavga etme, silah taşıma ve kullanma tehdidi, çocuk kaçırma, rehin alma, bombalama, bıçaklama fiziksel saldırganlık biçimleridir.

    Saldırgan davranışlarını hiçbir zaman denetim altına alamayan çocukların uzaman desteği alması gerekmektedir. Önemli olan çocuklara hiçbir zaman saldırmamayı öğretmemek değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada çocuklara düşmanca saldırganlığın, toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir.

    Saldırganlığa Neden Olan Faktörler

    Ailesel Faktörler

    Çevresel Faktörler

    Akran İlişkileri

    Çocuklarda Saldırganlığa Dair Tehlike İşaretleri

    1-Okul Öncesi Dönemi

    Gün içerisinde çok sık ortaya çıkan ve sakinleştirilemeyen öfke nöbetleri geçirirler. Çocuğun aşırı aktif, kontrolsüz ya da korkusuz olması, yetişkinleri ve kuralları hiçe sayması, televizyonda sıklıkla şiddet içeren programlar izlemesi, sürekli şiddet temalı oyunlar oynaması.

    2-Okul Dönemi

    Dikkat ve konsantrasyon sorunları, sınıf aktivitelerinde “oyunbozan” davranışlarda bulunma, okulda diğer çocuklarla sık sık kavga etmesi, çok az arkadaşının olması, ev ya da sokak hayvanlarına yönelik fiziksel şiddet eğiliminde olması.

    3-Ergenlik Dönemi

    Otoriteye karşı gelmesi, problemlerin çözümünde fiziksel şiddete ya da tehditlere başvurması, hiçbir neden yokken okula gitmemesi, okulda sürekli ceza alması, çetelere, kavgalara katılması.

    0-6 yaş fiziksel saldırganlığın sözel saldırganlığa nazaran daha net izlenebildiği dönemdir. 6 yaş sonrası okul dönemiyle birlikte, sözel saldırganlığın yükselişe geçtiği dönem başlar. Kız ve erkek ayrımını yapabildiğimiz ilköğretim yılları sonuna doğru erkeklerin kızlara nazaran daha saldırgan olduklarını görebilmek mümkündür. Ebeveynler, çocuklarının saldırgan davranışları ile baş edemediğinde çocuk-ergen psikiyatristinden, psikologtan uzman desteği almaları saldırganlıkla mücadelede oldukça olumlu sonuçlar yaratacaktır.

  • Okul Öncesi Çocukta Psikolojik Gelişim

    Okul Öncesi Çocukta Psikolojik Gelişim

    Sağlıklı çocuklar için beklenmekte olan bir takım fiziksel ve motor gelişim süreçleri vardır. Okul öncesi psikolojik ve sosyal gelişim açısından “kritiktir.” (Bierman,1987).Bunun yanında çok sıklıkla göz ardı edilebilecek olan ruhsal gelişimin de bu süreçte önemi büyüktür. Psikolojik ve sosyal gelişimin birbirine oldukça bağlı olduğu düşünülürken, çocuğun gelişimindeki psikolojik etkenler üzerinde biyolojik olgunlaşma ve çevre faktörleri de aynı oranda etkilidir.

    Bebeklikten 6 yaşa kadar süre gelen temel gelişim sürecinde esas konu çocuğun insiyatif elde etme çabasıdır. Bu sebeple de çocuk ve aile arasında yaşanan temel çatışma konusu genellikle çocuğun “evi yönetme ve hükmetmesi” şeklinde gözlemlenmektedir. Okul öncesi dönemde ben merkezci düşünce temel olurken ; çocuğun dikkat ve odağı ebeveyn üzerindedir. Okul öncesi dönem, çocuğun gelişiminde  hızlı değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bilişsel ve sosyal becerilerin temeli bu dönemde atılır. Çocuğun dil becerilerinde, dikkat, bellek ve kendini kontrol alanlarında da önemli ilerlemeler görülmektedir.

    Uzmanlar tarafından” altın değerindeki yıllar”, olarak değerlendirilen okul öncesi dönem anne-babalar için bazen çok eğlenceli ve sürprizli, bazen adeta ergenlik dönemini yansıtan  çatışmaların sıklıkla yaşandığı, zorlayıcı bir dönem şeklinde yaşanabilmektedir. Yoğun bağımsızlık arzusu bu dönemde oldukça sık gözlemlenmektedir. Gerçekten izin vererek bağımsızlığı gözetmek ve güvenliğini etkileyebilecek durumlara karşın sınır koymak gelişim desteği açısından gereklidir. Yoğun bir günün ardından ona sarılmak istediğinizde oyunundan kopmak ya da kendi dünyasından çıkabilmek onun için kolay olmamaktadır. Kimi durumlarda bazı şeyler konusunda çocuklar kendilerini sorumlu hissedebilirler. Bu ben  merkezci düşünce yapısından kaynaklıdır. Örneğin: Anne babam benim yüzümden mi tartıştı vb.

    Çocuklar okul öncesi dönemde duygularının esiri olurlar ve herhangi bir konuda sabırsız davranırlar,farklı duyguları ayırt edebilseler de, bu duygular üzerinde kontrolleri oldukça azdır. İsteklerini erteleme, dürtü kontrolü gelişmemiştir; bir şeyi istiyorsa o hemen olmalıdır, yoksa gözü bazen gerçekten hiç bir şeyi görmemektedir. Duygular bu dönemde genellikle ,söze değil aksiyona dökülür. (vurma, ısırma, atma). 4 yaşta ve sonrasında  gelişen beyin aktiviteleri sayesinde sözel ifade, oto kontrol becerileri oturmaya başlar, çocuk duygusal patlamalarla bunların sonucunda gelişebilecek negatif olaylar arasında ilişki ve empati kurmaya başlar .

    YAŞ GRUPLARI VE GENEL ÖZELLİKLERİ:

    4 YAŞ:

    Çocuğun kavrama gücü gelişmiştir. Karşı gelme ve kaba üslub bu döneme hakim olurken, oyunlarda sıklıkla kavga,tekme atma,tükürme yüksek sesle ağlama,gülme dönemin başlıca özellikleridir.

    5 YAŞ:

    Kendine yeten ,sosyal ve uyumlu hale gelen çocuk huysuzluk dönemini geride bırakmıştır.İnsan ilişkilerinin güçlenmesiyle görünümü farklılaşmıştır.Dil becerisi oldukça güçlüdür.Annesi onun için dünyanın merkezidir.Uzun cümleler kurar ,çok konuşur.Bu dönem genelde yorgunluğun hırçınlığa dönüştüğü ve sevilip sevilmediğine dair çocuğun sorgulamaya girdiği bir dönemdir.

    6 YAŞ:

    Tembel ve kararsızdır.Bu dönemde bireysel oyunlar grup oyunlarına dönmeye başlamıştır. Hareketlilik artarken ,başarı ve başarısızlık duyguları arasında gidip gelmeler sıklıkla yaşanmaktadır. Sorumluluklar artar, dikkat süresi uzar ,en iyi olmak çocuk için çok önemlidir.

  • Çocukluk ve ergenlikte bipolar bozukluk

    Çocukluk ve ergenlikte bipolar bozukluk

    Mani ve depresyon dönemlerinden oluşan,genellikle erişkin dönemde tanı konulan,fakat hastaların yaklaşık %50-60 ında şikayetlerin ergenlik döneminde başladığı tespit edilen bir psikiyatrik bozukluktur.Çocukluk ve ergenlik döneminde belirtilerin atlanmasında ki temel neden,belirtiler yaş dönemleri değişken davranışlarıyla örtüştüğü için gözden kaçabilmektedir.Erişkin dönem bipolar bozukluk belirtileri çocuklarda normal yaş dönemi davranışları olarak değerlendirilebilir.

    Bipolar bozukluk, her yaşta başlama olasılığına rağmen, sıklıkla genç erişkinlikte 15-35 yaş arasında ortaya çıkar. Ortalama başlangıç yaşı erkeklerde 18, kadınlarda 20 yaş civarındadır. Bipolar kişilerin yarısı ilk bipolar hastalık dönemini 20 yaşından önce yaşar. Ve genelde ilk atak depresyon atağı olur ve bu durumda bipolar tanısını geciktiren bir durumdur. Çocukluk ve ileri yaşta başlaması daha seyrektir. Toplumda yaşam boyu görülme sıklığı yaklaşık %1-2 oranındadır.

    Çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan bipolar bozukluk kişinin işlevselliğini belirgin oranda bozmaktadır.Erken başlangıç, hastalığın gidişatı için kötü bir kriterdir.Zamanında tanı konulup tedavi edilmediği takdirde erişkin döneminde de ciddi sorunlar yaşanmaktadır.

    Ailesinde bipolar bozukluk olan çocuklarda bozukluk daha erken yaşlarda görülebilir.Bipolar bozukluğun nedenine dair uzun yıllardır yapılan araştırma sonuçları, bu bozukluğa ailenin bazı bireylerinde görülmeyip bazı bireylerinde bipolar bozukluğu ortaya çıkaran genetik bir yatkınlığın neden olduğunu göstermiştir. Bu yatkınlığın düşünce, davranışlar ve duyguları düzenleyen beynin frontal korteks, limbik sistem bölgelerinde dopamin, noradrenalin, serotonin ve glutamat isimli ileti sisteminde görev alan monaaminlerin çalışmasında değişiklik yaratır.

    Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluk erişkinlerdekinden farklı görünür.Bipolar bozukluk hem çocuklarda hem ergenlerde görülebilmektedir. Ancak erişkinlerdekinin tersine, çocuklar ve genç ergenler çoğu zaman manik ve depresif ataklar arasında, birgün içinde birçok kez çok hızlı duygudurum dalgalanmaları yaşamaktadırlar. Bu hızlı döngü davranış sorunları gibi algılanabilir.Mani erişkin dönemdeki gibi aşırı mutlu,güvenli olmak vs degilde, aşırı gergin ve yıkıcı öfke nöbetleri dönemi şeklinde görülmektedir. Bipolar bozukluğu olan çocuklarda depresyon, çok sayıda bedensel şikayetler,okul isteksizliği, uyku ve iştah değişimleri,evden ve okuldan kaçma girişimleri, iritabilite, yakınma, nedensiz ağlama, sosyal etkileşimde azalma ve reddedilme veya başarısızlığa karşı aşırı tahammülsüzlük şeklinde görülmektedir.

    Çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk mani belirtileri;

    Enerjide artma,

    Dikkat dağınıklığı,odaklanma ve konuyu sürdürmede zorlanma,

    Hızlı konuşma ve arasına girememe,

    Olaylara aşırı tepki,ani ve kontrol edilemeyen öfke patlamaları,

    Kendini çok güçlü,yenilmez hissetme,

    Konuşurken daldan dala atlama,

    Uyku ve iştahta azalma,

    Aşırı mutlu görünme,enerjik hissetme

    Ergenlerde ise:

    Bipolar bozukluğu olan gençlerde karışık semptomlar da yaygındır. Daha büyük yaş grubunda erişin tipine yakın bulgular görülmektedir. Ergenlikte de aşırı enerji,kendini güçlü hissetme vs ile aşırı cinsel eyilimler,madde,alkol kötüye kullanımı,sosyal çevrede suça meyil gibi durumlarda eşlik edebilir. İntihar düşüncesi yoğun izlenebilir.Travmatik olaylar bipolar bozukluğun başlamasını tetikleyebilir. Bir bağımlılığı veya intihar düşünceleri olan çocuklar ve ergenler her zaman ciddiye alınmalı ve duygudurum bozukluğu açısından değerlendirilmelidir. Uygun tedaviyle intihar düşüncelerinin ve diğer sorunların üstesinden gelmek mümkündür.

    Bipolar bozukluk belirtilerini gösterebilen diğer psikiyatrik durumlar da değerrlendirilmelidir.Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) , diğer Yıkıcı Davranış Bozuklukları,Zeka gerilikleri,Metabolik nedenler değerlendirilmelidir. Aslında, DEHB çoğunlukla bipolar bozukluğun semptomları meydana gelmeden ortaya çıkmaktadır. Bu, DEHB olan her çocukta bipolar bozukluk olacağı anlamına gelmez. Yine de bipolar bozukluk bulunan bir akrabası olan DEHBli bir çocukta bu hastalğın gelişme olasılığı normal populasyona göre daha yüksektir .Çocuklarda antidepresan ya da psikostimülan kullanımından sonra mani bulguları ortaya çıkıyorsa, bipolar bozukluk açısından detaylı değerlendirme uygun olacaktır.

    Çocuk ve ergenlerde bipolar bozukluk tedavisi:

    Bipolar bozukluğu olan çocukların ve ergenlerin erkan tanı ve tedavi almaları ve büyüdükçe semptomlarını nasıl kontrol altına alabileceklerini öğrenmeleri çok önemlidir. İlaç tedavileri duygudurumun kontrol edilmesine yardımcı olmaktadır ve psikoterapi desteği işe yaramaktadır.Çocuk ve ergenlerdede dikkatli ve düzenli tedavi önemlidir.Hastalık,tedavi ve süreci kişi ve aile ile konuşulmalı ve mutlaka işbirliği sağlanmalıdır.