Etiket: Dönem

  • Erken yaşta sünnet avantajları

    1- Erkek çocuklarda sünnet yaşı ve ideal yaş aralığı :

    Çocuğun cinsel kimliğini keşfettiği Fallik Dönem olarak adlandırılan 2-6 yaş arası hariç her dönemde sünnet yapılabilir. Çocuğun cinsel organını keşfettiği bu dönemde cinsel bölgeye ağrılı bir girişim yapmak ileriki yaşlarda psikoseksüel ve psikolojik sorunlara yol açabilir. Hele bu dönemde lokal anestezi ile sünnet yapmak çok zararlıdır.

    Ben 2 yaş öncesi yaptığım sünnet operasyonlarında, iyileşme bu dönemde daha hızlı olduğundan; çocuğun ve ailenin bu süreci daha rahat atlattığını gözlemlediğimden erken dönemi tercih ediyorum.

    Tüm bu yaş sınırlamalarına tek istisna, başka bir nedenden dolayı genel anestezi verdiğimiz çocuklardır; bu hastalarda genel anestezi almışken, yapılacak işlemle birlikte sünnet yapılması düşünülebilir.

    2- Bebeklik döneminde erken yapılan sünnetin avantajları:

    Bebeklikten kastınız yenidoğan sünnetiyse (ilk 28 günde yapılan), bunun avantajları çocukluk çağı sünnetlerinden farklı değil ancak derinin fazla bırakılması, yapışıklık oluşması, sünnet hattının daralarak iyileşmesi ve ikinci bir işlem gerektirmesi gibi bir takım olumsuz yönleri de olduğundan şahsen yenidoğan sünneti yapmayı tercih etmiyorum.

    Yenidoğan sünnetleri lokal anesteziyle yapılabilir ancak daha büyük çocuklarda ise genel anestezi tercih edilmelidir. Genel anestezide etki süresi en kısa anestetik madde tercih edilir ve maske anestezisi uygulanır. Çocuk uyuduğunda işlem kolay, hızlı, kanama kontrolü daha etkin olur.

    3- Bu dönemde yapılan sünnetin üriner enfeksiyon riski :

    Çocukluk çağı sünnetlerinin üriner sistem enfeksiyonu, balanit, fimozis, parafimozis riskini azalttığı bilimsel yayınlarla kanıtlanmıştır.

    4- Sünnet olmayan erkek çocuklarda sıklıkla görülen hastalıklar :

    Sünnetsiz erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu, balanit, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve penis kanseri daha fazla gözükür.

    5- Sünnetin erkek çocuklarda riski azalttığı hastalıklar :

    Sünnet penis kanserine ve HIV de dahil olmak üzere bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da korunmada yardımcıdır. Bu husus Amerikan Pediatri Akademisi ve Dünya Sağlık Örgütü’nce de Kabul görmüştür.

    6- İnmemiş testis, oluşma nedeni ve tedavisi :

    Anne karnındayken erkeklerin yumurtaları yani testisler gelişimlerini bebeğin karnında tamamlarlar. Hamileliğin 7.- 8. aylarından sonra da kasık kanallarından ilerleyip doğuma yakın dönemde testis torbalarına otururlar.

    Testislerin birinin veya ikisinin de bu torbaya oturamamasına “inmemiş testis” denir. Testislerin torbaya yerleşmeleri doğumdan sonra 4-6 ayı bulabilir. Bu aylardan sonra testisler hala torbaya inmemişlerse, yani kanalda ya da karın içerisinde kalmışlarsa cerrahi müdahale gerekir.

    Aile torbanın boş durduğunu kendisi farkedebilir ya da rutin çocuk sağlığı muayenesinde çocuk doktoru da bunu fark edebilir.

    Testisleri torbada olmayan çocuğun mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. Müdahale edilmeyen inmemiş testisin başlıca komplikasyonları kısırlık, kanser ve testis torsiyonudur (testisin kendi etrafında dönüp dolaşımının bozulması).

    Normal sperm üretimi için testislerin daha serin bir ortam olan torbalarda yer alması gerektiğinden; eğer testis kanalda ya da karın boşluğunda kalırsa ısı yüksekliğine bağlı olarak sperm üreten hücreler etkilenmeye başlar. 18 aydan sonra testisteki bozulmalar geri dönüşümsüz hale gelmeye başlar. Bu sebepten biz artık 1,5 yaşına gelmiş bir çocuğun testisinin akıbetini değerlendirip tedavi planımızı oluşturmuş oluruz.

    Belli bir yaştan sonra, boyutları küçük olarak karşımıza gelen inmemiş testis vakalarında testisi indirsek bile fonksiyon kaybının önüne geçemeyebiliriz. Bu hastalar ileride çocuk sahibi olmak için yardımcı üreme teniklerine ihtiyaç duyabilirler.

    Gerçek inmemiş testislerin tedavisi cerrahidir. Standart cerrahi kasıktan yapılan orşiopeksi adı verilen açık cerrahidir. Testis genelde tek seansta, bazen de karın boşluğundaysa veya damarlarının boyu çok kısaysa iki aşamada torbaya indirilir.

    Testisin torbanın yakın olduğu bazı durumlarda hormonal tedaviyle testislerin torbaya inmesi sağlanabilir. Ancak ilaç tedavisi, çocukların küçük yaşta cinsiyet hormonlarına maruz kalmalarına neden olur ve çeşitli yan etkilere yol açabilir. Gerçek inmemiş testisli çocuklarda asıl tedavi cerrahidir.

    8- Peygamber sünneti ve tedavisi :

    Halk arasında Peygamber sünnetli (Hipospadyas) veya doğuştan sünnetli olarak bilinen hastalıkta, idrar penisin alt tarafındaki bir delikten gelir. İdrar kanalı penisin ucuna kadar gelişememiş, aşağıda kalmıştır. Bu duruma peniste eğrilik de eşlik edebilir. Tedavisi cerrahidir. Cerrahi için en uygun yaş aralığı 9 ay ile 1.5 yaş arasıdır. Hastanede yatış süresi genellikle hipospadyasın tipine ve yapılan cerrahi tekniğe gore 1-10 günlük bir sürebilir.

  • Yenidoğan sünneti, vazgeçilmez mi moda mı?

    Sünnet, ülkemizde çocuk yaş grubunda en yaygın olarak uygulanan cerrahi girişimdir. Çoğunlukla sosyal bazen de tıbbi gereklilikle sünnet yapılır. Sünnet uygulamasının ameliyathane koşullarında bu konuda eğitimli bir hekim tarafından uygulanması gerekliliği artık tartışma konusu olmaktan çıkmış, ve mevzuatımızda yapılan değişikliklerle de bu konunun kuralları belirlenmiştir.

    Gözlemimize göre sünnet konusunda aileler tarafından en çok merak edilen nokta, uygun sünnet yaşının ne olduğu ve yenidoğan sünnetinin en iyisi olup olmadığıdır. Çoğunlukla ailelerin sosyal medya ve internet üzerinden elde ettikleri bilgilerle yenidoğan döneminde bebeğin ağrı duymadığı ve herhangi bir anestetik ilaca ihtiyaç olmaksızın sünnet işlemi yapılabileceği gibi bir kanaate sahip oldukları görülmektedir. Bebeklik döneminde yapılan sünnetlerde genel anestezi olmaksızın sünnetin rahatlıkla yapılabileceği ve yara iyileşmesinin hızlı , kozmetik olarak tatmin edici olduğu ve bebeklerin sünnet sonrası yara bakımının büyük çocuklara göre daha kolay olduğu bir gerçektir. Yenidoğan bebeğin ağrı duymadığı konusu ise bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Bebekler ağrı duyarlar ve ağrılı uyarana reaksiyon gösterirler. Bu yüzden yenidoğan dönemi sünnetleri de lokal anestetik dediğimiz bölgesel uyuşturma sağlayan ilaçlar kullanılarak yapılmaktadır. Öte yandan bebeğin ilk ayı yeni geldiği dünyaya adaptasyon, emme problemleri, bazen yenidoğan sarılığı gibi medikal izlem gerektiren sorunlarla geçebilmektedir. Bu sebeplerle bebeğin doğar doğmaz sünnet yapılması uygulamasının herhangi bir avantajı olmadığını düşünmekteyim ve erken dönem lokal anestezi ile sünnet isteyen ailelere bebeğin ilk ayı geçtikten sonra 5 ayının sonuna kadar sünneti önermekteyim. Bu aydan sonra ise bebek oldukça hareketlenmeye başladığından genel anestezi altında sünnet daha sağlıklı olmaktadır. Çocuklarda psikolojik yönden 2-6 yaş arası sünnetlerin sakıncalı olabileceği konusunda ise uygun işlem öncesi hazırlık ve genel anestezi uygulaması sayesinde artık böyle bir sakıncalı periyodun olmadığını düşünüyorum ve genel anestezi ile olması koşulu ile her yaşta sünneti ailelere öneriyorum.

    Sonuç olarak, yenidoğan dönemi (0-30 gün) geçtikten sonra 5 ayın sonuna dek , sadece penis etrafını uyuşturarak yapılan erken sünnetin , bakımı kolay, yara iyileşmesi hızlı, kozmetik sonuçları memnuniyet vericidir. Genel anestezi gerektirmez. Bu dönem geçtikten sonra ise genel anestezi altında her yaşta sünnet uygulanabilir.

  • Depresyon hastalığı üzerine

    Major depresyon toplumda oldukça sık görülen ve gitgide yaygınlığı artan bir ruh sağlığı problemidir. Hastalığın kişide yarattığı yaşam zorlukları açısından tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Bu hastalığın yaygınlığını saptamak adına yapılmış çalışmalarda major depresyonun toplumdaki yaygınlığı yaklaşık %3-5 olarak bulunmuştur. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması’nda 1 yılda

    major depresyon atağı yaygınlığı kadınlarda % 5.4, erkeklerde % 2.3, tüm nüfusta %

    4.0 olarak verilmektedir. Kadınlarda bu hastalığın görülme riski 2 kat daha fazladır. Major depresyon tekrarlayan özellikle bir hastalık olup, 1 defa major depresyon atağı geçirmiş olan kişilerin %15’inde daha sonraki dönemlerde hastalık tekrarlar.

    Major Depresyonun Ana Belirtileri Nelerdir?

    Günboyu süren çökkün duygudurum

    Etkinliklere karşı ilginin kaybı, yaşamdan keyif alamama

    İştah azalması veya artması/kilo değişikliği

    Uyku düzeninde bozulmalar

    Hareketlerde ve zihinde yavaşlama veya tahammülsüzlük 6 )Neredeyse hergün halsizlik veya çabuk yorulma

    Kendini değersiz hissetme ve/veya suçluluk duyguları

    Dikkati – düşünceleri toparlamakta güçlük, karar vermekte zorlanma

    Tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar girişimi planları yapmak

    Major depresyon hastalığı; bir kişide yukarıdaki belirtilerin en az 5 tanesinin son 2 haftadır hemen hemen hergün, günlerin çoğunda mevcut olması ve bu belirtilerin

    tıbbi bir hastalığa, sevilen birinin ölümüne, alkol-uyuşturucu veya ilaç kullanımına bağlı oluşmuş olmamasıdır. Yukarıda sayılan ana belirtilere ek olarak bu hastalık tablosuna hiçbir nedeni bulunamayan ağrılar, mide barsak yakınmaları gibi çeşitli bedensel yakınmalar eşlik edebilir. Ayrıca DİABET, YÜKSEK TANSİYON, KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ gibi kronik hastalıklara ek olarak kişide major depresyon tablosu da

    görülürse var olan bedensel hastalıkların gidişi kötüleşebilir (Örn: Tansiyon ve şeker düzeyleri bozulabilir, mevcut ağrıların hissedilmesinde bir artış olabilir).

    Kimlerin depresyon geçirme riski vardır?

    Major depresyon hastalığı her insanda hayatının bir döneminde oluşabilir. Ancak bazı durumlarda kişinin depresyona girme riski artmaktadır. Riski arttıran etkenler aşağıda sıralanmıştır.

    Biyolojik etkenler

    Kişinin akrabalarında depresyon veya diğer psikiyatrik hastalıkların varlığı

    Kadın olmak

    Titiz ve alıngan kişilik yapısı

    Çeşitli bedensel hastalıkların varlığı (Özellikle tiroid hormon dengesizlikleri, kansızlık, hormonal diğer hastalıklar vb.)

    Daha önceden depresyon geçirmiş olmak

    Mevcut bedensel hastalığın tedavisi için kullanılması gereken bazı grup ilaçlar

    Çevresel etkenler

    Erken yaşta anne-baba kaybı

    Stresli yaşam koşulları, İşsizlik

    Evlilik problemleri veya boşanmış olma

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Alkol veya diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı

    Çocukluk döneminde cinsel, fiziksel veya ruhsal istismara uğramış olmak

    Bu risk faktörlerinin varlığının dikkate alınması bu hastalığın erken tanısında ve oluşmasının veya şiddetlenmesinin

    önlenmesinde yardımcıdır.

    Depresyon tedavisi hakkında bunları biliyormusunuz?

    Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Orta ve ağır şiddetli depresyonlarda ilaç tedavisi gerekir.

    Karaciğer veya böbrek hastalığınız varsa antidepresan ilaç seçiminde dikkatli olunmalıdır.

    Depresyon mevcut kronik hastalığın seyrini kötüleştirir.

    Antidepresan ilaçlara yanıt en erken 3. haftada başlar. Bu nedenle

    antidepresan ilaçlara ilk günlerde yanıt alınamaması durumunda ilaç hemen kesilmemelidir.

    Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Antidepresan tedavi en az 12 ay süreli olmalıdır.

    Antidepresan ilaçlar hemen kesilmemeli; doz azaltılarak kesilmelidir.

    Depresyon tedavisi mutlaka hekimler tarafından düzenli aralıklı kontrollerle yapılmalıdır.

    Depresyonda Psikoterapinin (Psikolojik tedavinin) Yeri:

    Orta ve ağır şiddetteki depresyonların ilaç tedavisi olmaksızın düzelmesi beklenmemektedir. Bu nedenle hafif depresyon dışındaki depresyonlarda ilaç tedavisi şarttır ancak; hastalar ilaca ek olarak aldıkları psikoterapilerden de yarar görecektir.

    Depresyonun alevli dönemde nedenleri araştırmaktan çok destekleyici psikoterapiler kullanılmaktadır. Bu psikoterapi görüşmelerinde hedef, kriz yaratan sorunun çözümü değil sorunla başa çıkma becerilerinin kazanılmasıdır. Bunların dışında depresyonla ilgili bilgiler verilerek kişinin depresyonunu tanımasına yönelik bilişsel girişimler de uygundur. Günlük işleyiş ve davranışların değişimini hedefleyen davranışçı yöntemler de yararlı olmaktadır. Depresyonun alevli dönemindeki psikoterapilerde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da hastalığın ağırlığıdır. Psikiyatri uzmanı hastanın durumunun ağırlığına göre görüşmelerin hızını belirleyecektir.

    Kadın ve Depresyon

    Depresyon toplumda sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Bu hastalık hakkında fikir sahibi olmak en etkili baş etme yöntemlerinden biridir. Bu bölümde depresyonun kadın cinsiyetinde nasıl seyrettiği ve çeşitli yaş gruplarında nelere dikkat edilmesi gerektiğinden kısaca bahsedilmeye çalışılmıştır.

    Depresyon kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülmektedir. Kadınlarda genç yaş grupları depresyon açısından daha risklidir. Bu hastalığa yatkın olan bireyler özellikle 15-45 yaşları arasındaki doğurganlık döneminde ilk ataklarını yaşarlar. İlk atak sonrası yaşamdaki stresli olaylarla ilgili olarak depresyon atakları tekrarlayabilir.

    Kadının çalışma hayatı, aileye bakım verme, eşiyle iyi geçinme, sağlıklı yaşama gibi alanlarda toplum tarafından başarılı olması beklentisi denge kurmasını zorlaştırmıştır. Çocukluk çağı-erişkin cinsel travmalar, ev içi şiddet gibi faktörlerin depresyon sıklığını arttırdığı gözlenmiştir. Bunların yanı sıra gebelik, ergenliğe geçiş, menopoz ve adet dönemlerindeki hormonal değişiklikler kadınlarda depresyona yatkınlığı açıklayan biyolojik etmenlerdir.

    Depresyon, yaşamda anahtar roller üstlenen kadınların önemli alanlarda işlevselliğini bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkla kadınlarda sosyal hayattan çekilme, sinirlilik, cinsel isteksizlik, aileye bakım verememe gibi yeti yitimleri görülmektedir. Bunun sonucunda gebelik sonrası depresyonda bebeğe bakım verememe, evlilik sorunları, ailede parçalanma gibi çok önemli kişisel ve toplumsal problemler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerden dolayı kadınlarda depresyon çabuk tanınması ve etkin tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Kadınların çoğunun depresyonla baş etmede tıbbi yardım yerine alkol, ağrı kesici, esrar, uyku ilaçları gibi olayı daha karmaşıklaştıran ve bağımlılık gibi ek sorunlara neden olan yollar kullandığı bilinmektedir.

    Gebelik ve sonrası çoğu kadın için depresyonu başlatan veya kötüleştirebilen riskli bir dönemdir. Doğumu takip eden günlerde % 80 kadında ‘blues’ denilen çabuk ağlama, sinirlilik, duygusal olarak kırılgan olan 3-5 gün süren ve çoğunlukla kendiliğinden geçen dönem görülmektedir. Sosyal destekle atlatılabilen bu dönem geçmezse ciddi bir hastalık olan gebelik sonrası depresyonun başlangıcı olabilir. Bu durumda tıbbi yardım almak şiddetle tavsiye edilir.

    Gebelik Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Önceki gebelik sonrası depresyon öyküsü

    Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Ailede depresyon görülmesi

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi.

    Stresli yaşam olayları (Ekonomik, aile desteği, eşin işsizliği gibi)

    Kırılgan kişilik yapısı (Endişeli, mükemmeliyetçi yapı)

    Gebelik Sonrası Depresyon Belirtileri:

    Bedensel yakınmalar (baş ağrısı, göğüs ağrısı, çarpıntı gibi)

    Endişelilik, duygusal oynaklık, takıntılı davranışlar (anlamsız korkular, kontrol davranışları, aynı konuyu düşünüp durma), bebeğe zarar verme korkusu

    Kontrolsüz ağlamalar, bebeğe ilgide azalma, toplumdan çekilme, sinirlilik ve aileyle çatışma

    Menopoz Dönemi Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Depresyon, şiddetli adet öncesi huzursuzluk belirtileri, gebelik sonrası depresyon, oks kullanımına bağlı duygudurum değişiklikleri

    Diğer tıbbi hastalıklar (Kalp hastalıkları, inme, diabet gibi)

    Kötü fiziksel sağlık (Kronik ağrı, düşük egzersiz toleransı, obezite)

    Şiddetli menopoz yakınmaları (Sıcak basmaları, terleme)

    Tedavilere bağlı erken menopoz yaşama

    Eş kaybı, boşanma, ayrılık, toplumdan izolasyon, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, zorlu bakım verme dönemleri

    Menopoz Dönemi Depresyon Belirtileri:

    Sıcak basmaları, gece terlemeleri, halsizlik, uyku düzensizlikleri, baş ağrıları, duygusal felç, dudaklarda karıncalanma, göğüs ağrısı, çarpıntı

    Endişe, konsantrasyon zorluğu, cinsel istekte azalma

    Kontrolsüz ağlamalar, sinirlilik

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Riskler:

    Geçirilmiş gebelik sonrası veya herhangi bir dönem depresyon

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi

    Ailede Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Belirtiler:

    Şişkinlik hissi, karında gerginlik, halsizlik, iştah değişiklikleri, aşermeler, ağrılar ve göğüste gerginlik

    Endişelilik, gerginlik, duygusal değişkenlik, depresyon, boğulma hissi veya kontrol kaybı

    Çabuk ağlama ve sinirlilik

    Bu belirtiler adetten önceki hafta başlayıp adet görme ile azalması beklenmektedir.

  • Boyun fıtığı ameliyatı sonrası öneriler

    ·Ameliyatınız sabah olduysa saat 15:00'da, saat 17:00'dan sonra olduysa gece 22:00'da ayağa kaldırılacaksınız. 1 gece hastanede kalış sonrası taburcu edileceksiniz.

    ·Evinize araç içinde oturarak gidebilirsiniz.

    ·Evde günlük basit aktivitelerinizi yapabilirsiniz.

    ·Ameliyat sonrası bir süre önden açılıp kapatılan giysiler kullanınız.

    ·İlk bir hafta (bazen daha fazla) yutmada güçlük, boğazda takılma hissi olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk 3-4 gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih ediniz (makarna, pilav, çorba, sütlaç, muhallebi gibi).

    ·Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak bazen 3 ay sürebilir. Kalıcı ses kısıklığı çok nadirdir.

    ·İlk günler boynunuzda kesi yerinde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Boyunda ve kolda olabilecek ağrılar için size tarafımdan taburcu sırasında gerekli ilaçlar verilmiş durumdadır. İlerleyen dönemde önce ağrı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir.

    ·Size boyunluk tarafımdan önerilmişse, nasıl kullanılacağı yine tarafımdan anlatılacaktır.

    ·Size taburcu olurken verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse ilaç almanıza gerek yoktur.

    ·Yatağınızın ve yastığınızın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat ediniz. Uyku için mutlaka yatağınızı kullanınız.

    ·Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgi size bu kontrolde verilecektir.

    ·Taburcu sonrası yara yerinin ilk pansumanı tarafımdan yapılacaktır ve kapatılacaktır. 2 gün kapalı kaldıktan sonra kendiniz pansumanı açıp, sonrasında açık bırakınız.

    ·Dikiş alınmasına gerek yoktur. Kesi yeri içten dikilmiştir. Bazen dışarıdan dikiş yapılması gereken durumlar olur, o zaman dikişleriniz 7. günde alınır.

    ·Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa, beni arayınız.

    ·Boyunluğu kullanılması önerilmişse ilk 15 günden sonra kullanımı tamamen bırakınız. Ancak ilk 3 ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında takınız ve araçta başınızın arkasında bulunan koltuk yastığının, başınızla aynı yükseklikte olmasına dikkat ediniz.

    ·Ameliyat sonrası taburcu olduktan sonra dışarıya çıkabilirsiniz.

    ·Masa başı işte çalışanlar arzu ettiği takdirde 1 ay sonra dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar 6 hafta dinlenmelidir.

    ·İlk 6 hafta elinizde 1 kg'dan daha fazla ağırlık taşımayınız. 1 yıl sonrasında da her iki elinizde toplam 10kg'ı geçen ağırlık taşımamaya özen gösteriniz.

    ·Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanmayınız.

    ·Kısa uçak yolculukları yapabilirsiniz. Ancak uzun (okyanus aşırı gibi) uçak yolculuklarını ilk 3 ay yapmayınız.

    ·İlk 4 ay temas gerektiren spor aktivitesi yapmayınız. Sadece yürüyüşle yetinin. Sonrasında da yine temas sporu olmayan spor aktivitelerine başlayabilirsiniz. En çok önerdiğim spor aktivitesi yüzmedir.

    ·Tam anlamıyla iyileşme dönemi olarak adlandırdığımız dönem 4 ay ve sonrasıdır. Bu dönemden sonra bir çok aktivitenizi önceki sağlıklı döneminizdeki gibi yapabilirsiniz.

    ·Günlük aktivitelerinizde size tarafımdan uyarıda bulunulan konulara ve boyun sağlığınızı korumaya yönelik önerilerime dikkat ediniz.

    ·Normal günlük yaşamınıza döndükten sonra da size verilen egzersiz programını uygulamayı ve olanaklı ise yüzme egzersizlerini sürdürünüz.

    ·Ameliyatınıza yönelik her türlü sorununuzda beni arayabilirsiniz.

    ·Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle…

  • Menopozda beslenme

    Her kadının menopoz deneyimi kendine has olabilir. Bazı kadınlar bir çok farklı semptomlar yaşarken, bazıları ise hiç belirti göstermeyebilirler. Menopozun yaklaşmakta olduğunu gösteren işaretlerden biri adet periyodlarındaki değişikliklerdir. Daha uzun veya kısa, daha şiddetli veya hafif geçebilirler. Menopoz sürecinde uyku problemleri, dikkat eksikliği, ruh halinde ani değişiklikler, sıcak basması ve cilt kuruluğu gibi bazı can sıkıcı belirtilerin yanı sıra, yüksek kolesterol ve kemik erimesi gibi uzun vadeli daha ciddi risk faktörleri de oluşur.

    Sizlere vereceğim iyi haber ise; uygun bir diyete bağlı kaldığınız taktirde bazı menopoz semptomlarını azaltabilir, hatta bazılarını tamamen önleyebilir ve osteoporoz (kemik erimesi) ve kalp, damar hastalıklarından kendinizi koruyabilirsiniz. Kadın sağlığı için çok önemli olan temel gıdaları diyetinize eklediğinizde, menopoz dönemini ve sonrasını çok daha rahat yaşayabilirsiniz.

    Kalsiyum: Menopoz sürecinde östrojen (estrojen) hormonuzdaki azalma kemik erimesini hızlandırır ve bu yüzden kalsiyum ihtiyacınız artar. Günlük 1200mg. Olan kalsiyum ihtiyacınızı; süt ürünleri, balık ve brokoliden temin edebilirsiniz.

    Su: Yine östrojen azalmasından kaynaklanan vajinal ve cilt kuruluğu, menopoz sürecindeki kadınların en yaygın şikayetlerindendir. Günde 8 bardak su içmek cildinizdeki nemi korumaya yardımcı olur. Su içmek, ayrıca yine menopoz döneminde sıkça şikayet edilen şişkinliği azaltır.

    Meyve ve Sebzeler: Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlayarak, kadınların en sevmediği menopoz belirtilerinden birine zemin hazırlar: Kilo alma. Düşük kalorili meyve ve sebzeleri tüketerek hem kilonuzu korursunuz, hem de sağlıklı kalmak için ihtiyacınız olan besinleri almış olursunuz.

    Demir: Kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, fıstık, fındık ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Demir ihtiyacınız için destek ürünleri almanızı tavsiye etmiyorum.

    D Vitamini: Güneşten alırız ve özellikle menopoz dönemindeki kadınların kemik sağlığı açısından kritik öneme sahiptir. Kış mevsiminde doktorunuzun tavsiye ettiği miktarlarda D vitamini desteği almanız faydalı olacaktır.

    Tam Tahıllar: Sindirim sistemimizin doğru işlemesini sağlayan, enerji arttıran B vitaminini tam tahıllardan alırız. Beyaz pirinç yerine esmer pirinç ve bulgur, beyaz ekmek yerine ise tam tahıllı ekmekleri tüketmeniz menopoz sürecinde size yardımcı olacağı gibi, içerdiği folik asid ve lif öğeleri sayesinde menopoz sonrası oluşabilecek kalp ve damar hastalıkları riskini de azaltır.

    Keten Tohumu: Omega-3 yağ asitleri içerir ve östrojen benzeri bileşenleri ile menopoz dönemindeki kadınlar için oldukça faydalı bir bitki bazlı besin kaynağıdır.

    Kaçınmanız gerekenler: Alkol, şeker, kafein ve baharatlı yiyecekleri mümkün olduğunca az tüketin.

    Araştırmalar gösteriyor ki; menopozu bir uğraş ve mücadele gibi görmek yerine hayatın doğal akışı içindeki bir dönem olarak algılayan kadınlar bu dönemi daha rahat atlatıyorlar.