Etiket: Döküntü

  • Lupusun belirtileri nelerdir? Nasıl teşhis edilir?

    Lupusu teşhis etmek zor olabilir. Çoğu kez lupusa özgü olmayan ateş, halsizlik, kilo kaybı, saç dökülmesi, karın ağrısı, kansızlık, el ve ayak eklemlerinde ağrı, bazen gebelik kayıpları gibi çok geniş yelpazede ve farklı yakınmalar vardır.

    -Döküntüler-burundan yanaklara doğru yayılan kelebek tarzında cilt döküntüsünün olması (malar raş), güneş ışığı ile ciltte döküntü (fotosensitivite), diskoid döküntü, yaygın eritemli cilt döküntüleri,

    -Raynoud fenomeni (soğuk veya stres altında el ve ayak parmakları gibi vücudun uç noktalarında gelişen solukluk, morarma ve sonra kızarmayla giden bir damarsal bozukluk durumu),

    -Ağız içinde yaralar,

    -Artritler; özellikle küçük eklemlerde sabah tutukluğu ve eklemlerde ağrı, şişme veya artropati (Jacood artropatisi),

    -Akciğer ve kalp zarında inflamasyona bağlı sıvı artışı (plörezi, perikardit); nefes alıp vermekle veya devamlılık gösteren göğüs ağrısı.

    -Böbrek; idrarda kan veya protein bulunması veya böbrek fonksiyonunda bozukluk, ödem gelişmesi.

    -Nörolojik problemler; nöbet, inme (felç) veya psikoz gibi.

    -Anormal kan testleri: kan hücrelerinde azalma (eritrosit, trombosit, lökosit, lenfosit), anti-nükleer antikor (ANA) pozitifliği, anti-dsDNA, anti-Sm, anti-fosfolipid antikor veya yalancı sifiliz testi pozitifliği.

    Antifosfolipid antikorları; tekrarlayan gebelik kayıpları ve/veya damarlarda pıhtılaşmayla giden bir sendromda bulunan antikorlardır. Lupuslu hastalarda bu antikorların bulunması, hem lupus tanısına yardımcı hem de beraberinde antifosfolipid sendromunun da eşlik edip etmediğini göstermek açısından önemlidir.

    Laboratuvar testleri:

    Tam kan sayımı, retikülosit sayımı, laktat dehidrogenaz, direkt ve indirekt coombs testi, idrarda protein (24 saatlik idrarda 500mg ve üzerinde olması) ve idrarda aktif hücresel silendirler (eritrosit ve lökosit silendirleri), ANA, anti-dsDNA, anti-Sm, antifosfolipid antikorları, kompleman seviyeleri gibi ilk planda yapılacak testlere ilaveten gerekirse tutulan organ ve dokulara yönelik; böbrek biyopsisi, beyin görüntülemeleri gibi ileri incelemeler de yapılabilir.

    Lupusun tedavisi:

    Lupusu, tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yok. Fakat, tedaviyle büyük ölçüde iyileşme sağlanır. Lupus, her hastada benzer şekilde seyretmez. Hastaların bir kısmında hafif cilt ve eklem tutulumlarıyla seyrederken, bazısında şiddetli organ ve sistem tutulumlarıyla gidebilir. Bu nedenle hastaya özel, adete bir terzi titizliğinde tedavinin düzenlenmesi gerekir.

    -Steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (naproksen, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi); ağrı, ateş, ve eklem inflamasyonuna yönelik kullanılabilir. Mide kanaması, böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi yan etkilerine dikkat edilmeli; özellikle lupus hastası, doktor reçete etmedikçe bu ilaçları kullanmamalı.

    -Anti-malariyal (sıtma) ilaçlar; hidroksiklorakin (plaquanil), lupusa bağlı halsizlik, döküntü, eklem ağrıları ve ağız yaralarına iyi gelir. Anormal kan pıhtılaşmasını önleyebilir. Hemen her lupuslu hastanın engel bir durum olmadıkça kullanması önerilir.

    -Kortikosteroidler; şiddetli veya hayatı tehdit edici tutulumları olan lupuslu hastalarda (böbrek, akciğer, kalp, kan ve santral sinir sistemi gibi), daha güçlü tedaviler başlamak gerekir. Bu nedenle erken dönemde hızlı ve güçlü etkilerinden dolayı yüksek doz kortikosteroid tedavi, bu hastalarda tercih edilir. Hastalığın seyrine göre, daha düşük ve orta dozlarda da kullanılabilir.

    İmmünsüpresif ilaçlar; immün sistemi baskılayarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlarlar. Bunlar; azathioprin (imuran), siklofosfamid (endoksan), sikloporin ve mikofenolat mofetil’dir.

    -Biyolojik tedaviler; yalnızca belimumab (benlysta), FDA (Food and Drug Administration) tarafından bazı lupuslu hastalarda kullanım onayı vardır. FDA onayı olmamakla birlikte, dirençli lupus vakalarında rituximab, kullanılabilir.

    Her tedavinin risk ve faydaları vardır. Bu nedenle fayda zarar oranları düşünülerek, ilgili uzman hekim tarafından tedavi planı yapılır.

  • 5. V. Beşinci hastalık

    5. BEŞİNCİ HASTALIK ERİTEMA İNFEKSİYOZUM
    ERİTEMA İNFEKSİYOZUM (5. hastalık)

    Parvovirus B19’un neden olduğu, genellikle çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Kızlarda görülme oranı erkeklerden biraz daha fazladır. Vakaların % 70’i 5-15 yaş arasındaki çocuklardır.

    Klinik : İnkübasyon süresi 7-10 gün (4-21 gün)’dür. Subklinik enfeksiyonlar sıktır. Bifazik bir hastalıktır. Temastan yaklaşık bir hafta sonra hafif prodromal semptomlar (başağrısı-% 20, ateş-% 20, boğaz ağrısı-% 15, kaşıntı-% 15, burun akıntısı-% 10, karın arısı-% 10, artralji-% 10) ortaya çıkar ve 2-3 günde kaybolur. Artralji yetişkinlerde % 50 kadar yüksek oranda görülebilir. Yaklaşık 7 günlük bir semptomsuz dönemden sonra tipik ekzantem ortaya çıkar, bunun da 3 dönemi vardır: Önce yüzde kırmızı, “tokat yemiş çocuk görünümü” olarak tarif edilen eritem ve peroral solukluk ortaya çıkar. Genellikle 1-4 gün sonra gövdede ve ekstremitelerin proksimalinde dantel görünümünde makülopapüler döküntü gelişir. Üçüncü dönemde ise kaybolan döküntünün haftalar veya aylar sonra, eksersiz, irritasyon, banyo veya güneş ışıkları ile ısınma gibi uyarılarla rekürrensi söz konusudur. Döküntü özellikle yetişkinlerde kaşıntılıdır. Enantem görülmez. Döküntü çocukların % 75’inde, yetişkinlerin ise % 50’den azında görülür.

    Komplikasyonlar : Artropati (Simetrik poliartrit tarzındadır, genellikle parmaklar tutulur, temastan 2-3 hafta sonra gelişir, daha çok yetişkin kadınlarda görülür), kronik hemolitik anemili hastalarda aplastik krizler, hidrops fetalis (gebeliğin erken döneminde hastalığı geçiren annelerin çocuklarının % 10’unda görülebilir. Malformasyon bildirilmemiştir, bu nedenle abortus endikasyonu yoktur).

    Epidemiyoloji ve bulaşma : Bulaşma genellikle solunum yolu sekresyonları ile olursa da, atıklarla ve kan transfüzyonu veya anneden bebeğe vertikal geçiş şeklinde parenteral bulaşma da bildirilmiştir. Daha çok kış ve ilkbahar aylarında görülür, 4-7 yılda bir siklik epidemiler yapar. Eviçi temaslarda bulaşma şansı % 30-50’dir.

    Tanı : Döküntünün tipik olması ve hastalığın prognozunun iyiliği nedeniyle rutin laboratuvar testi gerekmez. Beyaz küre sayısı genellikle normaldir, hafif eozinofili görülebilir. Birlikte hemolitik anemi, gebelik veya artropati varsa serolojik tanı gerekebilir. Akut dönemde Ig M pozitifliği veya konvalesan serumda akut döneme göre en az 4 kat Ig G artışı veya negatifken pozitifleşme tanıyı doğrular. Virus standart hücre kültürlerinde üretilemez. PCR ve antijen testleri de mevcuttur.

    Ayırıcı tanı : Kızamık, rubella, rozeola infantum, kızıl, riketsiyal ve enteroviral döküntüler, sistemik lupus eritematosus, ilaç erüpsiyonları, allerjik döküntüler.

    Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Semptomatik tedavi (antipiretik, antihistaminik…) uygulanabilir. Vakaların aşırı sıcaktan ve güneş ışığından uzak tutulmaları uygun olur.

    Korunma : Döküntü çıktığında bulaşıcılık kaybolmuştur. Aplastik krizli hastalar eritrosit sayısı normale dönünceye kadar viremiktir ve virusu bulaştırabilir. Bu vakaların gebe kadınlardan, kronik hemolitik anemili ve immün yetmezlikli hastalardan uzak tutulması uygun olur.

  • Kızamık kızamıkçık kabakulak su çiçeği

    Kızamık

    Son derece bulaşıcı olup yüksek ateş, döküntü ile seyreden tipik olarak çocukluk çağında görülen bazı olgularda hatyatı tehdit eden bir hastalıktır. Bu nedenle aşı geliştirilmiştir.

    Hastalık mikrop ile temastan yaklaşık 10-12 günlük bir kuluçka süresini takiben başlar. Yüksek ateş , her iki gözde kızarıklık ve iltihaplanma yani konjonktivit ve burun akıntısı ile başlar.

    Döküntüler saç ve deri birleşim yerlerinden ilk yüzde başlayarak üç günde tüm vücuda yayılır. Döküntüler kırmızı ve ciltten kabarık olarak seyreder

    Normalde döküntünün üçüncü gününden itibaren ateşin gerilemesi beklenir ancak ateş gerilemiyorsa komplikasyonla seyredebilecek hastalık seyrine tanık olacagız demektri. Komplikasyonlar arasında zatürre , orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit yeralmaktadır. Komplikasyonlardan bir kısmı hayatı tehdit edici özellikte olduğundan aşılanma12. ayda ve tekrarı 4-6 yaş arasında tamamlanması gerekmektedir

    Kızamıkçık

    Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır

    . Kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır .Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Kızamıkçık geçiren çocuklarda ilk belirti genellikle yüzde başlayıp aşağıya vücuda yayılan döküntüdür. Büyük çocuklar ve erişkinlerde döküntü öncesinde genellikle ilk belirti olarak düşük düzeyde ateş, boyundaki veya kulak arkasındaki lenf bezlerinde şişme ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları görülür. Kızamıkçık ile ilgili esas endişe hamile kadınlarda kızamıkçık enfeksiyonunun etkileridir. Hamileliğin ilk üç ayı içinde geçirilen kızamıkçık bebeğin ölümüne, erken doğumuna ve pek çok ciddi doğumsal sakatlığa neden olur. Genellikle erişkinlerde olmak üzere 5.000 vakada bir ensefalit (beyin enfeksiyonu) oluşabilmektedir. Trombosit sayısında düşüş ve kanama gibi nadiren geçici kan problemleri oluşabilir. Kızamıkçığa bağlı en ciddi komplikasyon doğumsal kızamıkçık sendromudur. Bu sendrom, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelmektedir. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık virüsü ile enfekte olan bebeklerin %95'i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamileliktensonra).Kızamıkçığın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulak

    Kabakulak, kabakulak virüsünün (Mumps) neden olduğu bir hastalıktır. Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır

    Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle baş ağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir. Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40'

    ında görülür.

    Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur

    . Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15'inde görülen menenjit, baş ağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcıbir hasar bırakmadan düzelir.Erişkin erkeklerin %50'ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur. Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar gelişltiğine dair bir kanıt yoktur. Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.

    Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul dilmektedir.

    Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.

    Su Çiçeği

    Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır. Su çiçeğinin kuluçka dönemi 10-21 gündür

    .Su çiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.Su çiçeği vakalarının çoğu hafiftir ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Su çiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika'da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Su çiçeği aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Su çiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur ve en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.

    Su çiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır Su çiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde 1

    00 kat daha sıktır.

    Su çiçeği geçiren kişiler döküntüler başlamadan bir-iki gün öncesinden başlayarak, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler

    .
    Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve su çiçeği geçiren çocukların büyük kısmıyatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilirler. Su çiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye sendromu riski nedeniyle)! Çocuğunuza ateşdüşürücü olarak hangi ilacın kullanılması gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi su çiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.

    Su çiçeği geçiren insanların çoğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla Eğer çocuk daha önce su çiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede su çiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir.

  • Çocuklarda alerjik cilt hastalıkları

    Çocuklarda alerjik cilt hastalıkları

    ATOPİK DERMATİT (ALERJİK EGZAMA) :

    Alerjik egzama özellikle hayatın ilk yıllarında en yoğun olarak görülen cilt kuruluğu, döküntü ve kaşıntı ile seyreden bir cilt hastalığıdır. Tipik olarak yanaklar, boyun altı, dirsek içleri ve diz arkası gibi bölgeler en çok etkilenen alanlardır. Altı yaşına doğru şiddeti gitgide azalır.

    Alerjik egzamada en önde gelen sebep gıdalara karşı gelişen alerjidir. Gıdalar içinde de en sıklıkla inek sütü ve yumurta bu durumdan sorumlu bulunmaktadır. Ancak hava yolu ile alınan ev tozu gibi alerjenlerin de sorumlu olabildiği gösterilmiştir.

    Alerji geliştirilmiş olan madde ile gerek sindirim sistemi yolu ile gerekse hava yolu ile gerçekleşen temas döküntü ve kaşıntıyı artırmaktadır. Bunun dışında terleme, şiddetli sürtünme gibi fiziksel uyaranlar da şikâyetlerin artmasına sebep olabilmektedir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK EGZAMA NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Özellikle alerji geliştirilmiş olan madde ile temasın azaltılması şikâyetlerde azalmaya neden olacaktır. Ayrıca sık banyo yaptırma ve sık nemlendirici uygulama yolu ile cildi nemli tutma bu yönde etkili olmaktadır. Kuru cilt daha çok kaşınır. Kaşındıkça döküntü artar. Koruyucu önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda ağızdan alerji ilaçları ve kortizonlu kremlerle kısa süreli ve kontrollü bir tedavi gerekebilmektedir. Ev tozu akarı gibi havadan alınan maddelerle gelişen alerjik egzamada dilaltı aşı tedavisinden fayda görülmektedir.

    ÜRTİKER (KURDEŞEN):

    Ürtiker halk arasında “kurdeşen” olarak bilinen ciltte döküntü kaşıntı ile seyreden bir hastalıktır. Genellikle tüm vücutta yaygın olarak görülebilen, ciltten hafifçe kabarık, sınırları belli, birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen büyüklükte döküntüler şeklindedir. Basmakla solma özelliği vardır.

    Çocukluk çağında ürtikerin en sık nedeni enfeksiyonlardır. İkinci sırada gıda alerjileri gelir. Sindirim sisteminde parazitlerin varlığı ve ilaç alerjileri de nedenler arasında yer almaktadır. Ancak kronikleşmenin söz konusu olmadığı durumlarda nedene yönelik araştırma yapmaya gerek yoktur.

    ÇOCUKLARDA ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Tedavi sorumlu etkenin ortadan kaldırılması ile başlamalıdır. Bununla beraber ağızdan alerji ilaçları (antihistaminikler) ile tedavi söz konusudur. Tedaviye yetersiz yanıtın söz konusu olduğu durumlarda kortizonlu ilaçlarla ağızdan tedavi uygulanabilir.