Etiket: Doğum

  • Serebral palsi kimlerde görülür, tedavi yöntemleri hakkında

    Serebral palsi, yani beyin felci çoğunlukla doğum sırasında gerçekleşen anormal durumlar sonucu ortaya çıkan vücut hareketlerini ve kas koordinasyonunu ciddi şekilde etkileyen fakat zaman içerisinde ilerlemeyen bir dizi nörolojik sorundur. Serebral palsi doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrasında beyinde oluşabilir. O yüzden her ihtimale karşı normal doğumlarda bile çocukların gelişim süreçlerine dikkat edilmesi gerekmektedir.

    SEREBRAL PALSİ KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Serebral palsi çocuklarda doğum öncesi sonrası veya doğum sırasında gerçeleşebileceği için bebekler her zaman risk grubuna dahildir. Bebeğin durumunun yanı sıra madde ve alkol bağımlısı anneler, beyin kanaması, enfeksiyon gibi durumlarla karşılaşan bebekler risk grubuna dahildir.

    SEREBRAL PALSİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Serebral palsi tedavisi için bir çok seçenek vardır. Öncelikle hasta çocuğa karşı rehabilitasyon ve ilaç tedavisi uygulanır. Bu süreçte hastaya fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilecek eğitimler ve destekler verilir. Bu yöntemler geçici süreli işe yarasa da çoğu zaman cerrahi müdahale uygulanmaktadır. Bu müdahale hem ortopedik olabilir hem de nöroşirürjikal olabilir. Bu tedavi yöntemleri ile sorun ortadan kaldırılır.

    SEREBRAL PALSİ VE BEYİN CERRAHİSİ

    Serebral palsi , erken doğum, travma sonrası, beyne oksijen gitmemesi, beyin kanaması sonucu ortaya çıkabilir. Beyin damarlarında darlık, bükülme gibi birtakım anormallikler varsa ve cerrahi olarak kolay ulaşılabilecek bir bölgede ise cerrahi tedavi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Bunun dışında spastisite için baklofen pompası yerleştirilmesi, dorsal rizotomiler veya nörektomiler gibi cerrahi yöntemler de vardır. Ayrıca transkranial (beyin) elektrik stimülasyonu tedavisi uygulanabilir.

  • Boyunda eğrilik (tortikolis)

    Boyunda eğrilik (tortikolis)

    Eğrilik doğum sonrası göze çarpar. Çocuğun boynu tutlmuş tarafa dönük çene karşı omuza dönüktür. Doğumdan sonra tutlmuş olan boyun kası (sternokleidomastoid kas) üzerinde sertlik ve kitle ele gelir. Bu kitle zamanla gerileyebilir.

    İlk doğum veya ters gelen doğumlarda görülme sıklığı daha fazladır. Anne karnında duruş bozukluğuna bağlı oluşmuş olabileceği düşünülmektedir. Bu hastalarda doğumsal kalça çıkığı ve ayak bozuklukları olabileceği için araştırılmalıdır.

    Klinik çok farklılık gösterir. Hafif hareket kısıtlılığından aşırı kafa şekil bozukluğuna(plagisefali) kadar değişen bulgular vardır. Beraberinde yarasa kulağı olabilir. Daha büyük çocuklarda bir omuz yüksekte olduğu için belde eğrilik var şüphesi ile gelebilirler. Röntgen incelemesi ile boyun omurlarında değişiklik olup olmadığı araştırılmalı gereğinde MRI tetkiki yapılmalıdır.

    Hastaların %90’I masaj ve egzersiz ile düzelip mükemmel sonuçlar alınabilir. Tanı konur konmaz ebebeyinlere egzersiz tariflenerek çocuğun egzersiz programına başlanır. Egzersizler nazikçe yapılmalıdır. Germe egzersizlerinin yanında çocuğun tutulmuş tarafa aktif dönmesini sağlayacak manevraların yapılması gerekir. Oyuncak veya televizyonun eğrilik ters tarafına konması vb.

    Süt çocukluğu ve yürüme döneminde cerrahi girişimden kaçınılmalıdır. Olguların %10 kadarında cerrahi tedavi uygulanır. Genellikle cerrahi tedavi okul çağında yapılır. Cerrahi iyi sonuçlar verir cerrahi uygulamada tutulan boyun kasının uzatılması sağlanır. Cerrahi sonrası germe egzersizlerine tekrar başlanmalıdır. Ameliyat sonrası egzersiz verilip herhangi bir cihaz kullanılmadan sorun çözülebilmektedir.

    Erişkin Tortikolis

    Konjenital (doğumsal) olmayan, erişkinlerde musküler tortikollisin başlama yaşı yaklaşık 40 yaşları civarıdır ve kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür ve kadınlarda 30-60 yaşları arasında daha çok bu soruna rastlanır.

    Tedavi ne kadar erken yapılırsa sonuç o kadar iyidir. boyun omurgalarında eğriliklerin oluşması ve yüzün bir yarısının gelişmemiş olması durumunda tedavi şansı daha azdır. Masaj ve boynu germe ile tedavi edilmeye çalışılır. Fizik tedavi ve egzersizlerle düzelmeyen tortikolis’in tedavisi cerrahidir. Ameliyat yaşı mümkün olduğu kadar erken, hastalığa teşhis konduğu anda yapılmalıdır.

    Ameliyat bölgesel veya genel anestezi altında yapılır. Boyunda yapılan 1-2 cm’lik kesi ile sert bir kordon halini almış olan adale bölümü çıkarılır. Dikişler 1 hafta sonra alınır. Bu işlem erken yaşlarda yapılırsa boyunluk kullanmak gerekmez, ileri yıllarda ortaya çıkacak olan boyun eğriliği ve yüzdeki gelişme kusuru önlenmiş olur.

  • Miyelomeningosel ( spina bifida aperta), doğumsal malformasyon

    ~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir.
    Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.
    1. Spina bifida okülta (Kapalı)
    2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)

    Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır.
    Miyelomeningosel nedir?
    Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur.
    Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu?
    Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir.
    Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir?
    Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır.
    Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir?
    Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır.
    Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır?
    Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır?
    Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır.
    Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir.
    Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir.
    İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir.
    Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.

  • Hamilelerde bel fıtığı

    Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen bebek bele ilave bir yük ekler ve belin yapısını olumsuz etkiler. Fakat bu büyüme yavaş olduğundan bel ve sırt adaleleri ile destek dokular uyum gösterip ağırlık artışını dengelerler. Gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar.

    Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamayacağı için manyetik rezonans(MR) ile görüntüleme yapılabilir. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmekte ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak da kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmektedir. Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve kesinlikle ameliyat gerekiyorsa, o zaman bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

    Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında bir karara varırlar. Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından; lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır. Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanır ve kesin sonuç o zaman elde edilir.

  • Hamilelikte bel ağrısı ve bel fıtığı

    Hamilelikte bel ağrısı ve bel fıtığı

    – Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler. Fakat cenin yavaş büyüdüğünden dolayı bel ve sırt adaleleri ile destek dokular bu gelişmeye uyum gösterirler ve ön kısımda yer alan ağırlığı dengelerler. Bu sebeple gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar.
    – Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa doktor ve hastanın işi bir hayli zordur. Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır.
    – Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır. Mutlak surette gerekli ise manyetik rezonans ile görüntüleme düşünülebilir.
    – Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir.
    – Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmektedir. Ayrıca doktor kontrolünde karın kaslarına yönelik egzersiz programı da uygulanabilir.
    – Hasta rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir.
    – Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında karara varırlar.
    – Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi metotları uygulanır ve kesin netice de o zaman elde edilir.
    – Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından, lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır.
    – Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve mutlak surette ameliyat gerekiyorsa, bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

  • Hamilelikte bel fıtığı

    Hamilelikte bel fıtığı

    Bel fıtığının tedavisi bütün dünyada birtakım özellikler arzeder. Hamilelik ise bu konuda bazı zorlukları beraberinde getiren tamamen özel bir durumdur.

    Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler. Fakat cenin yavaş büyüdüğünden dolayı bel ve sırt adaleleri ile destek dokular bu gelişmeye uyum gösterirler ve ön kısımda yer alan ağırlığı dengelerler.

    Bu sebeple gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar. Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa doktor ve hastanın işi bir hayli zordur. Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır. Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır [Mutlak surette gerekli ise manyetik rezonans ile görüntüleme düşünülebilir]. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir. Ancak bu durumda bile yapılabilecek birtakım şeyler vardır.

    Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmektedir. Ayrıca doktor kontrolünde karın kaslarına yönelik egzersiz programı da uygulanabilir. Mümkün mertebe hasta rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir.

    Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında karara varırlar.

    Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi metodları uygulanır ve kesin netice de o zaman elde edilir.

    Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından, lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır.

    Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve mutlak surette ameliyat gerekiyorsa, bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

  • Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde, ne sıklıkla bel ağrısı bel fıtığı görülür?

    Gebelerin yaklaşık olarak yarısında bel ağrısı görülmektedir. Ortalama olarak her 5 gebeden 1’inde bu yakınmalar şiddetlidir. Ağrıların büyük çoğunluğu ilk 3 aydan sonra görülmektedir. Gebeler de bel fıtığı riski bir miktar artmaktadır. Daha önemlisi bel fıtığı olduğu halde yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilen kişilerin; gebeliğe bağlı olarak bu sıkıntılarının artış göstermesidir. Bu açıdan bel fıtığı olan anne adaylarının takibi önemlidir.

    Gebelik ve bel ağrısı?

    Gebelerde birçok fizyolojik değişikler olmaktadır. Bizi ilgilendiren kısmı ise omurga sistemini üzerindeki etkileridir. Gebelikle birlikte bedensel gücünde ve hareket kabiliyetinde birçok değişiklikler olmaktadır. Gebelerin, boyun, sırt, bel ve kalça ağrıları açısından dikkatle izlenmeleri gerekmektedir. Bu sayede öncelikli tedbirler alınabilir. Bu sıkıntıların en aza indirilmesi annenin, doğum ve sonrasında daha rahat bir yaşam sürmesine, dolayısıyla bebeği ve ailesiyle ilişkilerinin, daha sağlıklı kurulmasına fırsat verir.

    Gebelikte bel ağrı bel fıtığı nedenleri?

    Bel ağrısının birçok değişik nedene bağlanabilmektedir. Gebelikle birlikte, postür değişikliği, bel kavsinin artışı (lomber lordoz artışı), kilo alımı, hormonlar bu nedenlerden başlıca olanlardır.

    Gebelikte, aşırı kilo alımı gibi etki göstererek, bel fıtığı ve bel ağrısı oluşumunu tetiklemektedir. Gebelik süresince aşırı kilo alınımını engellemek gerekmektedir. Diyetisyen ve kadın doğum uzmanının önerileri doğrultusunda, protein yoğunluklu sebze ve meyve destekli diet uygulanmalı; aşırı kilo alımına neden olabilecek tatlı gibi karbonhidrat içeren yiyeceklere dikkat edilmelidir.

    Gebelikteki kilo alımı ile birlikte ağırlık merkezi değişecektir, böylelikle omurga üzerindeki bunun dağılımı ve dengesi değişecektir. Bu da bel ağrısı ve bel fıtığının agreve olması şeklinde karşımıza çıkar. Aşırı yük binmesi ile diskin ve eklemlerin üzerindeki dengeli dağılım bozulacaktır. Böylece fıtıklaşma oluşumu gerçekleşebilecektir. Bel ağrısı ve kalçadan bacağa doğru yayılan ağrı olarak tariflediğimiz siyatik bacak ağrısı ortaya çıkacaktır.

    Bebeğin büyümesi doğumun gerçekleşebilmesi için vücut kendi tedbirlerini alır. Bazı hormonlar aracılığıyla, kaslarda, eklemlerde ve bağ dokularda gevşeme sağlayarak hem bebeğin büyümesine hem de doğumun gerçekleşmesine izin verir. Bu durum, bel-bacak, sırt ve kalça ağrısının da karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

    Bel fıtığında, gebelerde, artan hormonların (Östrogen, Progesteron, Relaksin) etkisi de olmaktadır. Kaslarda ve eklemlerde gevşeme oluşturmaktadır. Eklemlerdeki gevşeme sırt, bel ve kalça ağrısı; kaslardaki gevşeme ayak da şişlik dolayısıyla bacak ağrısı, uyuşma ve hareket kabiliyetinin zorluğu olarak karşımıza çıkabilir.

    Tedavi nasıldır ve ne zaman cerrahi?

    Gebelerde ki bel fıtığına cerrahi çok nadiren uygulanmaktadır. Genellikle istirahat, ilaçla tedavi ve fizik tedavi önerilmektedir. Korse oluşturacağı basınç etkisinden dolayı önerilmez. Ağrı ve kas gevşetici ilaçların bebeğe ve anneye zararlı olmaması önemlidir. Kısa süreli ve en hızlı olarak vücuttan atılan ilaçlar seçilmelidir. Kadın doğum uzmanının önerileri dikkate alınmalıdır.

    Basit egzersizler yapılabilir ancak yoğun sıcak uygulama, traksiyonlar ya da tens (Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) önerilmez. Lokal soğuk uygulamalar yapılabilir. Yüzme en iyi spor ve en etkin egzersiz sayılabilir. Yüzme ile bütün kas grupları dengeli bir şekilde çalışmış olurlar. Egzersizler, rutin ve düzenli olarak her gün uygulanmalıdır. Su masajı ve istirahat; etkili olabilecek ve kolay uygulanabilecek tedavi yöntemlerindendir. Uzun süreli oturmalar ve bel desteksiz oturuşlarda, omurga sistemindeki yükü artırıcı etkisinden dolayı önerilmemektedir.

    Hangi görüntüleme yöntemleri uygulanır? Hangi hastaya cerrahi uygulanır?

    Genellikle cerrahi önerilmez; yukarıdaki öneriler ile hastanın durumunda gelişme sağlanır. Fakat ileri derecede bel fıtığı olduğunda, dayanılamaz ağrılar, kuvvet kaybı ya da diğer nörolojik kayıpların (mesane-barsak problemleri) söz konusu olduğu durumlarda mikrodiskektomi yöntemi ile cerrahi girişim uygulanmaktadır. Magnetik Rezonans (MR) ile tanı konulup, epidural ya da genel anestesi altında yapılacak cerrahi girişimlerin sonuçları olumludur. Gebeliğin herhangi bir döneminde bu girişimler kontraendike değildir. Anne ve bebek için güvenilirdir. Tanı için en ideal görüntüleme yöntemi Magnetik Rezonans’tır . MR’ da radyasyon söz konusu olmadığı için bebeğe ya da anneye zararı olmamaktadır. Radyasyon etkisinden dolayı Bilgisayarlı tomoğrafi veya röntgen çekimi uygun değildir.

    Bel fıtığı olan gebede doğum nasıl gerçekleştirilir?

    Hafif derecede bel fıtığı olan gebeler normal doğum yapabilir. İlere derece bel fıtığı olan gebelerde ise doğumun sezeryan ile gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

  • Prenses doğum

    PRENSES DOĞUM ( AĞRISIZ DOĞUM ) Ağrısız doğum işlemine halk arasında prenses doğum denmektedir. İşin aslı ilk kez ağrısız doğum uygulayan kişi de 1853 ‘ te kloroformla ağrısız doğum gerçekleştirilen kraliçe Viktoryadır. O döneme kadar ağrı çekmek gereklilik olarak düşünülmüş, kişiler bu yolla günahlarından arındıklarına inandıkları için ağrılarını kesmeyi istememişlerdir. Hala doğumu olumsuz etkileyeceği düşüncesi, günah düşünceleri ve elbet hastanelerin bu konuda yetersiz olması gibi nedenlerle batı ülkelerine göre daha az oranda ağrısız doğum uygulamaları görülmektedir. Anestezinin gelişmesinden sonra ağrısız doğum uygulamaları sıklaşmıştır. Günümüzde ağrısız doğum yani prenses doğum denilince akla epidural kateterle yapılan doğum analjezisi gelmektedir. Ağrı çoğu zaman yolunda olmayan şeylerin göstergesidir ancak doğumda ağrı bebeğin yola çıktığının habercisidir. Doğum ağrısı ritmik uterus (rahim) kasılmaları nedeniyle olur ve bu kasılmalar sayesinde bebek doğum kanalında ilerler, doğum için gerekli genişlik oluşur. Ağrıların gelme aralığı azalırken ağrı şiddeti giderek artar ve doğumdan sonra biter. Doğum ağrısı; bel ağrısı, kanser ağrısı, fantom ağrı ve postherpetik nevralji gibi çeşitli kronik ağrılardan ve kırık veya laserasyon gibi akut ağrılardan daha şiddetli bulunmuştur. Gebelerin yaklaşık üçte ikisi bu ağrının dayanılmaz olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle doğum yapan kadınların ağrıları mutlaka giderilmelidir. Bazı olumsuz düşünceler nedeniyle hastanelerin bu konuda yetersiz olması nedeniyle batı ülkelerine göre daha az uygulanıyor. Normal doğum için en etkili, en güvenli ve en çok tercih edilen yöntemdir. Epidural anestezi doğum analjezisinde altın standart gibi görünüyor. Epidural analjezi, doğum analjezisi anne adayının ağrısız doğuma önceden karar vermesi hangi yöntemi uygulayacağını bilmesi gerekmektedir. Epidural yöntemle analjezi uygulanacak ise kanama pıhtılaşma testlerine önceden bakmak anne adayının omurga yapısının uygun olup olmadığına bakmak daha uygun olur. Bel bölgesi temizlendikten sonra gebe oturur pozisyonda ya da sol yan pozisyonda iken belinden epidural aralığına girilerek bir kateter yerleştirilir ve kataterden ilaç uygulanır. İşlem anestezi makinası bulunan bir merkezde deneyimli anestezistler tarafından uygulanır. İlaç uygulamasından sonra ağrı duyusu ortadan kalkar ancak ancak bebeğin hareketleri ve dokunma duyusu hissedilmeye devam eder. Kişi ayağa kaldırılıp yürütülebilir. Eğer doğum gerçekleşmez ve sezeryana gidilirse kolaylıkla aynı kataterden anestezi dozu verilerek sezaryen da gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi genel anesteziye göre anne ve bebek açısından daha güvenli bir yöntemdir. Epidural analjezi uygun dozda ve zamanında uygulandığında doğumu hızlandırabilir. Hiçbir zararı olmadığı gibi annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlenmesidir. Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır. Annede ağrıya bağlı oluşan aşırı soluk alımı stres hormonlarını çok salgılanması, endişe ve korku istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir. Bebeğin daha az kanlanmasını, daha az oksijenlenmesi çekilen aşırı sancılar doğum esnasında anneyle iletişimin kopması, doğum uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse genel anesteziden korunmuş olur. 1971’de İsveç parlamentosunun aldığı bir karar gereği doğum sırasında ağrının etkin bir şekilde giderilmesi her kadının hakkıdır. Ülkemizde de doğum ağrısının etkin bir şekilde giderilebilmesi önemli bir sorundur. Doğum ağrısından korkan genç kadınlar, özellikle belirli bir eğitim öğretim ve ekonomik düzeye sahip olduklarında sezeryanı tek çare olarak görmektedirler. Bu durum ülkemizde sezaryen oranının giderek artmasına neden olmaktadır. Son olarak biz annelere diyoruz ki; doğumunuzu yaşayın, sancısını asla. Bebeğinizin dünyaya gelişini görmek onun ilk ağlayışını duymak, ona dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek, onu ilk öpenin siz olduğunuzu bilmek… Bütün bunlar bir anne için mutlaka yaşanması gereken duygulardır. Her anne adayı, doğumunu korku ve endişeden uzak, acısız ağrısız yaşayabilir. Yavrusunun dünyaya gelişini coşkulu bir şölene çevirebilir. Son derece mutlu, rahat ve kolay bir normal doğum yapabilir.

  • Gülerek normal doğum…

    MERHABALAR…
    NEREDEYSE BÜTÜN KADINLARIMIZIN HAYATLARINDA EN ÇOK ÇEKİNDİKLERİ ANLARDAN BİR TANESİDİR DOĞUM ANI… HAMİLELİĞİN İLK TESPİTİNDEN İTİBAREN RESMEN BAŞLAR BU SÜREÇ… ACABA NASIL DOĞURACAĞIM? SEZERYAN MI OLACAK YOKSA NORMAL DOĞUM MU? HATTA BİRÇOĞUMUZ NORMAL DOĞUMDAN VE DOĞUM AĞRISINDAN ÇEKİNİP KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANIMIZA SEZERYAN OLSUN DEMİYORMUYUZ… EVET BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ BU…
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMU DUYDUNUZ MU HİÇ? BİRÇOĞUNUZ EVET DER GİBİ… YA YAŞAYAN BİRİNDEN DİNLEDİNİZ Mİ? BU SEFER HAYIR DER GİBİSİNİZ. NEDEN BÖYLE BİLİYORMUSUNUZ? BİRÇOK GELİŞMİŞ ÜLKEDE ÇOK SIK UYGULANMASINA HATTA NEREDEYSE TÜM NORMAL DOĞUMLARDA UYGULANMASINA RAĞMEN ÜLKEMİZDE ÇOK SIK UYGULANMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR.
    NEDEN UYGULANMIYOR? ÖNCELİKLE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI HEKİMLERİMİZİN NORMAL DOĞUM OLABİLİR DEMESİ VE BUNUN AĞRISIZ NORMAL DOĞUM OLABİLECEĞİNİ İSTEMELERİ GEREKMEKTEDİR. DAHA SONRA İSE HASTANIN BUNU KABUL ETMESİ GEREKMEKTEDİR. ÜÇÜNCÜ AŞAMADA İSE ANESTEZİ UZMANI HEKİMLERİMİZİN İŞLEMİ UYGULAYIP HASTAYI ÇOK SIKI TAKİP ETMELERİ GEREKMEKTEDİR. EN SON VE BENCE EN ÖNEMLİ AŞAMA İSE SGK'NIN BU İŞLEMİN ÜCRETİNİ ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR AMA MALESEF İŞLEM SGK ÖDEMESİ DIŞINDADIR.
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMUN FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR… ÖNCE KUŞKULARINIZI GİDERELİM… 1) BEL AĞRIM VE BEL FITIĞIM OLACAK MI? 2) BAŞAĞRIM OLACAK MI? 3) BULANTIM KUSMAM OLACAK MI? 4) BEBEĞİM ZARAR GÖRECEK Mİ? RAHAT OLUN VE BU GÜZEL ANIN KEYFİNİ ÇIKARIN DERİM… TÜM BUNLAR YA ÇOK ÇOK NADİR OLABİLECEK VEYA HİÇ OLMAYACAK DURUMLAR…
    FAYDALARINA GELİNCE… İŞLEM YAPILDIĞI ANDAN İTİBAREN DOĞUM BİTENE KADAR HİÇ AĞRI DUYMAYACAK, GÜLEREK KEYİFLİ BİR DOĞUM SÜRECİ GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ… SİZ HİÇ AĞRI DUYMAYIP STRES YAŞAMADIĞINIZ İÇİN BU STRESİNİZ BEBEĞE YANSIMAYACAK VE BEBEĞİNİZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI DOĞACAK… DOĞUM SÜRECİNİZ İSE SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK DAHA KISA OLACAK…
    GÜLEREK KEYİFLİ DOĞUM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE…

  • Doğumda epidural (ağrısız doğum) & sezaryende epidural

    Annelik duygusu gebeliğin ilk aylarında başlayıp doğum anında en yüksek düzeye ulaşır. Her anne adayının doyasıya yaşamak istediği bir süreç olan doğum, anne olanların tanımladığı olağanüstü bir duygudur. Bu süreci tam olarak yaşamak isteyen anne adayı çekeceği doğum sancılarının korkusunu da içinde taşır.“Doğum sancısı” doğum için vazgeçilmez olan rahim kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkan çok şiddetli bir ağrıdır hatta pek çok kadın tarafından yaşamlarındaki en şiddetli ağrı olarak tanımlanır. Hissedilebilecek ağrı ya da sancının şiddeti bebeğin boyu, bebeğin pozisyonu, pelvis (çatı) genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimler ve beklentiler, ağrı eşiği ve henüz çözülmemiş pek çok nedenler gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Ne kadar ağrı duyacağınızı doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür

    Annenin yaşamındaki belki de en güzel deneyim olan doğum sürecini tatsız bir deneyime dönüştürebilen bu sancıların doğumun seyrini olumsuz yönde etkilemeden önleyebilmek için pek çok araştırma yapılmış ve pek çok yöntem denenmiştir.

    Doğum sancılarının hafifletilmesi veya giderilmesi için damar yolu ile verilen ilaçların bazı dezavantajları ve yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin en önemlisi sersemlik ve uyku hali yaratmasıdır. Ayrıca bulantı, kusma, solunum güçlüğü, kaşıntı, kabızlık ve mesanede idrar birikmesi gibi yan etkiler de görülebilir. Anne sütünün gelmesi ve emzirmenin başlaması gecikebilir. Bu nedenle alternatif arayışlar içine girilmiştir.

    Ağrısız doğum için rejyonel (bölgesel) anestezi ilk kez 1900 yılında kullanılmıştır. Her yeni uygulamada olduğu gibi başlangıçta bazı olumsuz etkiler görülmüş, ancak zaman içerisinde yapılan klinik çalışmalar sonucugünümüze gelinmiş, yeni ilaç, yöntem ve teknikler ve ağrısız doğum konusunda uzmanlaşmış anestezistler sayesinde, ağrısız doğum güvenli bir seçenek olarak yaygınlaşmıştır.

    Epidural aralık, omuriliğin çevresindeki zar ile omurların arasındaki bağ dokusunun arasındaki milimetrik boşluktur. Bu aralığa amaca uygun olarak omuriliğin çeşitli seviyelerinden ilaç uygulanarak pek çok ameliyatın yapılması, ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesi ve kronik dindirilemeyen ağrıların tedavisi mümkündür.

    Burada analjezi ve anestezi kavramlarını birbirinden iyi ayırmak gerekir. Analjezi ağrısızlık, anestezi ise duyusuzluk demektir. Normal doğum sırasında bel bölgesinden epidural yolla sağlanan analjezi, yani ağrının ortadan kaldırılması yeterli olurken, sezaryen ile doğum sırasında epidural anestezi uygulamak gerekir. İşlem yönünden her iki uygulama da aynıdır, fark sadece verilen ilaç dozlarındadır.

    Halk arasında “ağrısız doğum” olarak bilinen epidural analjezi ile doğum, günümüzde oldukça yaygınlaşmaktadır. Bel hizasına yerleştirilen milimetrik bir tüp olan kateterden uygulanan bir ilaçla, vücudun alt yarısından gelen ağrı sinyallerinin iletimi geçici olarak durur ve ağrılı uyarının çıktığı bölgede ağrı duyulmaz.Burada seçilen doz sadece rahim kasılmaları sırasındaki ağrıyı ortadan kaldıracak, ancak rahim kasılmalarını azaltmayarak doğumun normal seyrini etkilemeyecek şekilde ayarlanır. Bu yöntemde sadece ağrı iletimi bloke olur, dokunma duyusu ve hareket kısıtlanmaz. Anne adayı uygulamadan sonra doğum süreci içerisinde kalkıp oda içinde yürüyebilir, her türlü ihtiyacını görebilir. Rahim kaslarının kasılması ve doğum eylemine anne adayının aktif katılımı etkilenmez,anne doğum anında ağrıdan arınmış olarak fizyolojik olarak bebeğine kavuşur.

    Genelde anne adayları bebeğini normal yolla doğurmak isterler ancak bazı durumlarda sezaryen gerekebilir. Bu durumda Epidural Anestezi uygulanır. Teknik olarak yapılan işlem aynıdır, epidural aralığa ayni kateter yerleştirilir ancak verilen ilaç dozu farklıdır. Normal doğum sezaryene döndüğünde de yapılan şey aynı kateterden ilave ilaç verilerek epidural anestezi oluşturmaktır. Anne ameliyat masasında belden aşağısı tamamen uyuşmuş halde yatar, ancak yattığı yerde ayaklarını oynatabilir, yani epidural anestezi uygulamasından sonra bacaklarda hareketin tamamen kaybolması söz konusu değildir. Motor blok olarak adlandırılan hareket kaybının olması durumu omurilik sıvısına lokal anestezik madde verilerek yapılan spinal anestezide görülür. Spinal anestezi de günümüzde sık uygulanan bir anestezi yöntemidir. Bazen de epidural anestezi ile spinal anestezi kombine edilerek birlikte uygulanır. Spinal anestezinin avantajları teknik olarak epidural anesteziye göre daha kolay uygulanabilmesi, etki başlama süresinin çok daha kısa olması gibi avantajlarına karşın, bacaklarda 4-5 saat süren hareketsizlik, bazen uygulama sonrası görülen baş ağrısı, bulantı ve tansiyon düşmesi gibi bazı istenmeyen etkileri vardır. Burada anestezi uzman doktoru kendi deneyim ve becerisi doğrultusunda hasta için en uygun yöntemi belirleyip hastasına önerecektir.

    Epidural ile normal doğum sürecinde sırasında neler yaşayacaksınız?

    Doğum sancıları rahatsız etmeye başladığında yani doğum kanalı açıklığı 4 cm olduğunda anne işlem odasına alınır. Koldan serum takılır, tansiyon, nabız ve parmak ucundan oksijen durumu takip edilir.

    Başarılı bir epidural uygulama için annenin hekimi ile iyi bir uyum içinde olması, uygun pozisyonu alabilmesi esastır. Genelde uygulama oturur durumda yapılır ve vücut dik durumdayken hafifçe geriye doğru yaslanırken vücut omur çıkıntılarını birbirinden ayıracak şekilde belden öne doğru bükülür, çene göğse doğru yaslanır ve her iki omuz aşağıya doğru bırakılır. Bu şekilde pozisyon oluşturulduktan sonra sırta ve bel bölgesine antiseptik ilaç sürülerek bölge mikropsuz hale getirilir ve bölge steril örtülerle örtülür. Uygulamanın yapılacağı hizada cilt ve cilt altındaki dokular ince bir iğne ile uyuşturulur. İşlem sırasında sadece bu ince iğnenin girişi hissedilir. Daha sonra başka bir özel iğne ile epidural aralığa girilerek buraya kateter denilen ince tüp yerleştirilir ve vücuda plasterler yardımı ile sabitlenir. Kateterden ilaçların verilmesinden kısa bir süre sonra sancılar sona erer ancak rahim kasılmaları engellenmez, ayni şekilde devam eder. Katetere bağlanan bir ağrı pompası ile hasta kontrollü analjezi yöntemi kullanılarak sancısızlığın devamı sağlanır. Bu andan itibaren doğum gerçekleşinceye kadar her şey aynıdır, ancak sancı hissedilmeyecektir.

    Epidural ile ağrısız normal doğum yapan bir annenin izlenimleri:

    “…Hamileliğim süresince normal doğum (epiduralli) olmasını istiyor ve hakkında pek çok şey okuyordum. Epidural opsiyon beni rahatlatsa da okudukların bende şüphe yaratmıştı. Ancak anestezi doktorum gelip bizimle sabahtan tanışıp, anlatınca yapacaklarını hiç sorgulamadan güvendim kendisine. Ağrılarım başladığında ekibi ve ekipmanı ile odaya geldi. Açıkçası hazırlık o kadar uzun sürmüştü ki korkmadım diyemem. Zaten kendisiyle de bu duygumu hemen paylaştım. Bana dedi ki bizim hazırlığımız uzun sürer, detaycılığımızdan. Hepsi sizin rahat etmeniz için. Belime bir iğne yapılacağı için sırtım dönük bütün olanları sadece duyabiliyor, hiçbir şey izleyemiyordum. Yapılan işlem o kadar kısa sürdü ki ne olduğunu, ne zaman epiduralin takıldığını anlayamadım bile. İlaç sayesinde doğum stresinin yanında bir de ağrıların zorluğunu yaşamadan daha rahat, kolay doğum süreci geçirdim. Bu yöntem olmadan asla normal doğum yapamazmışım. Bebek ve anne için stersiz bir doğum yapabilmek için büyük bir nimet….”