Etiket: Doğum

  • Prematüre ( erken doğan ) bebekler

    Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce doğan bebekler prematüre bebek olarak adlandırılırlar.

    Prematüre bebekler gebelik yaşına göre 3’e ayrılır:

    -ileri derecede (24-31 hafta)

    -orta derecede (32-35 hafta)

    -sınırda (36-37 hafta)

    Doğum ağırlıklarına göre de 3’e ayrılır:

    -Düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 2500 gr.dan az olması
    -Çok düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 1500 gr.dan az olması.
    -Aşırı düşük doğum ağırlığı: Bebeğin 1000 gr.dan az olması

    PREMATÜRE BEBEĞİN ÖZELLİKLERİ

    • Prematüre bebeğin cildi şeffaf görünümdedir.

    • Damarları cildinin üzerinden rahatlıkla görülebilir.

    • Yağ dokusu yeterince gelişmediği için cilt gevşek ve üstünde yumuşak tüyler vardır.

    • Vücut sıvıları daha fazla, glikojen ve yağ dokuları daha azdır. Kahverengi yağ dokusu gelişmediğinden kendi ısısını koruma yeteneği de yoktur. İşte bu nedenle kuvözde bakılmaları gerekir.

    • Cinsiyet organları da normal doğan diğer bebeklere göre farklılık ortaya çıkıyor. Erkeklerde testislerin torbaya inmeme ihtimali de yüksektir.

    • Kas ve sinir gelişimini de tamamlayamadığından çeşitli refleksler (emme, yakalama, irkilme)zayıftır.

    Prematüre doğuma neden olabilen etmenler ;

    Anneye ait nedenler :

    • Önceki doğumda preterm doğum öyküsü

    • Malnütrisyon

    • Uterus anomalileri

    • Anne yaşının 16’dan küçük, 35’den yüksek olması

    • Annenin kalp hastalığı

    • Sık doğum

    • Enfeksiyon

    • Travma

    • Hipertansiyon

    • Sigara, alkol

    • Fazla aktivite

    • Düşük sosyoekonomik düzey

    • Stres

    Bebeğe ait nedenler :

    • Çoğul gebelikler

    • Kromozom anomlileri

    • Amnion sıvısının fazla oluşu

    • Konjenital kızamıkçık

    SADECE ANNE SÜTÜ İLE BESLENME PRETERM BEBEKLERDE NEDEN BAZEN ZORDUR ?

    • Memeyi güçlü ememezler

    • Anne sütünün sağladığı besinlerden daha fazla besine ihtiyaçları vardır

    • Annelerin yeterli süt sağmaları güç olabilir….??!!

    • Aylarca haftalarca sağılmış anne sütü alması gerekebilir

    • Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğrudan memeden emme başarısı çalışmalarda düşük bulunmuş (%15-20)

    • 34 haftaya kadar emme-yutma-nefes alma senkronizasyonunu sağlayamayabilirler

    • Apne ve gastroösafagial reflu sorun yaratabilir

    İşte bu yüzden;..Prematüre bebekler etkin emmeye başladığında bile sık sık va uzun süreli duraksayabilir. ..4-5 kez emip 4-5 dakikaya kadar ara verebilir. Memeden bebeği hemen çekmemek gerekir. Tekrar emmeye başlaması için memede tutmak gerekir. Bu süre bazen bir saati bulabilir.

    Prematüre Bebeğin Annesine Emzirme Desteği Sağlanmalıdır

    .Hastanede, olabildiğince erken kanguru bakımı, anne-bebek tensel teması teşvik edilmeli

    . Hasta ve preterm bir bebeği olan annenin endişeleri ve psikolojik durumu da göz önüne

    alınmalıdır.

    . Prematüre bebeğin pozisyon ve memeyi kavraması deneyimli bir emzirme danışmanı tarafından aralıklı olarak değerlendirilmelidir.

    . Meme başı sorunları yönünden anne izlenmelidir.

    Doğum sonrası anne sütünü 3 saatte bir sağmalı (24 saatte en az 8 sağma seansı)

    Anneye etkin süt sağma yöntemleri ve aletleri anlatılıp gösterilmelidir

    Tensel Temas (Kanguru Yöntemi):Anne bebegi çıplak olararak göğsüne yaslar

    Annenin sıcaklığı bebeği sıcak tutar

    Bebek ısınmak için fazladan enerji kullanmaz

    Bebeğin dolaşım ve solunum sistemleri daha iyi çalışır

    Bebek daha huzurludur ve daha iyi uyur

    Emzirme işi daha kolay başarılır

    Prematüre bir bebeği izleyen ekipte kimler olmalıdır?

    Neonatolog(yenidoğan uzmanı)

    Pediatrik nörolog

    Pediatrik klinik psikolog

    Pediatrik odyolog(işitme uzmanı)

    Pediatrik fizyoterapist

    Pediyatrik konuşma terapisti

    Yüksek riskli bebeklerde deneyimli beslenme uzmanı

    Sosyal hizmet uzmanı

    Çocuk gelişimi eğitimcisi

    Değerlendirme Dönemleri

    • Prematüre bebekler yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edildikten sonra ilk olarak 7-10 gün sonra kontrol edilmelidir. Değerlendirme dönemleri düzeltilmiş yaşa (postkonsepsiyonel 40 haftaya) göre belirlenmelidir.

    • Üç yaşından sonra düzeltilmiş yaşın kullanılmasına gerek yoktur. İdeal bir izlem şeması şu şekilde olmalıdır:

    • Taburcu olduktan 7-10 gün sonra

    • Düzeltilmiş 40 hafta- 3 ay- 6 ay- 12 ay- 18ay, 24 ay

    • Kronolojik 3 yaş, 4 yaş, 5 yaş, 8 yaş, 12 yaş, 14 yaş, 16 yaş

    İZLEM

    Fiziksel ve nörogelişimsel izlem diye iki başlık altında toplanır

    Fiziksel İzlem: İşitme, görme ve büyümeyi içerir.

    Nörogelişimsel izlem :Kaba motor hareketler, ince motor hareketler, dil gelişimi ve sosyal gelişmenin değerlendirildiği, dört ana alanda yapılır.

    Prematüre bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edilme zamanı önemli bir konudur.

    Hastaneden erken çıkma bebek ile anne arasındaki bağı kuvvetlendireceği gibi bebeğin gelişeceği çevrenin düzenlenmesi, hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ve hastane masraflarının azaltılması yönünden de faydalıdır.

    Buna karşılık hastaneden erken çıkma; bebeğin genel durumunun bozulmasına ve tekrar hastaneye yatırılması gereksinimine yol açabilir ve bu durum bebeğe olduğu kadar aileye de ilave bir stres kaynağı olur.

    Prematüre doğan bebeklerin ebeveynleri, bebek taburcu olup eve geldikten sonra 3 değişik dönemden geçerler.

    İlk döneme “öfori dönemi” denir ve evdeki ilk 6 haftalık süreyi kapsar. Bu dönemde ebeveynler anne-baba olmanın mutluluğunu yaşar ve çocuğun eve gelmiş olmasından dolayı sevinç içerisindedirler.

    İkinci dönem bir mutsuzluk dönemidir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu dönemde aile çocuklarının düşündüklerinden daha küçük olduğunun, gelişmesinin daha geri olduğunun farkına varır ve bu sorunlarla baş edemeyeceğini düşünerek endişelenir

    Son dönem kabullenme dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde anne ve baba, çocuklarını olduğu gibi ve hayatlarının doğal bir parçası olarak kabul etmeyi öğrenir ve normal hayatlarına döner. Çocuğun büyümesi ve gelişmesi normal veya çok hafif bir gelişme geriliği varsa, aile içindeki stres daha azdır ve normal hayata dönüş çok daha hızlı meydana gelir.

    Prematüre bebeğin büyümesinin izleminde düzeltilmiş yaş kullanılır

    (36 hft doğan bebek 1 ay,32 hft doğan ise 2 ay geriden hesaplanır)

    Prematüre bebeklerin

    • önce baş çevresi (ilk 6 ayda)

    • sonra ağırlığı (2-3 yaşta)

    • sonra da boyu (3-7 yaş)büyümeyi yakalar

    EVDE ENFEKSİYON KONTROLÜ

    Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmediği için her türlü enfeksiyona açıktırlar. Bu nedenle ziyaretçilere, özellikle okul çağı çocuklara kısıtlamalarda hassas davranılmalıdır. Odasında oyuncak bulundurulacak ise; oyuncakların yıkanabilen, toz tutmayan ve tüysüz olmasına dikkat

  • Spastik çocuk – cerebral palsy

    Spastik Çocuk () terimi, beyin felçli çocuklar için kullanılır. Uluslararası literatürde Cerepal Palsy (CP) olarak bilinir.
    SÇ, anne karnında, doğumda veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında meydana gelen olumsuzluklar sonucu beynin hasar görmesi ile oluşur. Beyinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Bu hasarın şiddetine, beyinde etkilediği bölgeye göre değişik bulgu ve belirtiler görülür.
    SÇ oluşması için en sık rastlanılan riskli durumlar şunlardır; Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı olması, çoğul gebelikler, zor doğum, doğum esnasında bebeğin nefessiz kalması, yeni doğan döneminde geçirilen uzamış şiddetli sarılık, havale, menenjit gibi beyni etkileyen iltihaplar, anne karnında karşılaşılan iltihabi veya fötusu olumsuz etkileyecek diğer durumlar şeklindedir.
    En sık rastladığımız SÇ şekli, spastik çocuk kelimesinin de kaynağını aldığı tür olan tüm vücutta kasılmalarla birlikte seyreden, motor gelişim dediğimiz çocuğun hareketlerinde gerilik halidir. Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç gelişir, oturma, ayağa kalkma ve yürüme hep geç olur, bazıları hiç yürüyemez. Sık olarak kol ve bacaklarında normalden daha fazla sertlik, katılık görülür ki buna tıp dilinde spastisite ve bazende tipine göre distoni denir. Bazen de gevşek olurlar veya baş, kol ve bacaklarında ani hareketlerle olan şekilleri de vardır. Sonuncusuna kore – atetoz denir.
    SÇ’ larda tanı, temel olarak nörolojik muayene ve gerekli tıbbi tetkikler sonrası konur. Tetkik olarak bir yaş ve altı çocuklarda beyin ultrasonu yeterli olabilir, ama beyin MR’ı (manyetik görüntüleme) her zaman en kıymetli ve doktora en fazla bilgiyi veren tetkiktir.
    SÇ’ lara çok sık olarak başka tıbbi sorunlarda eşlik eder. Bunlardan epilepsi (sara) en sık görülenidir. Görme, işitme problemleri, davranış problemleri ve psişik sorunlar, beslenme sorunları, hijyen problemleri, daha ileride aşırı kasılmaya bağlı eklem ve kemik sorunları, yapışıklıklar , eğilmeler görülebilir.
    SÇ tanısı konduktan sonra tedavi planlaması yapılır. SÇ’ lar da ilaç tedavisi en sık beraber görülen epilepsi için verilir. Bunun yanısıra kasılma giderici ilaçlar, kabızlığa yönelik ilaçlar, hırçınlık vb. gibi durumlar için psikiyatrik ilaçlarda verilebilir.
    tedavisinin temelini özel eğitim ve rehabilitasyon oluşturur. Çoğu SÇ için rehabilitasyon yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Rehabilitasyon, fizyoterapi, spor, konuşma terapisi ve mesleki/uğraşı terapileri şeklinde birçok alandan oluşur. SÇ de rehabilitasyonun amacı, hasta bireyi oluşabilecek, hastalığın yol açtığı zararlardan korumak ve kullanabileceği kapasitesinin en üstüne çıkarmaktır.
    SÇ tedavisi bir ekip işidir. Burada ekibin başı ve doğal lideri çocuk nörolojsi uzmanıdır. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, beyin cerrahisi, psikiyatri gibi uzmanlık alanlarını koodine eder, ve özel eğitim ve rehabilitasyon ekibini yönlendirir. Özel eğitim ve rehabilitasyon ekibi fizyoterapisit, özel eğitimci, psikolog, ve sosyal çalışmacılardan oluşur. SÇ tedavi ekibinin en önemli bireyi ise muhakkakki spastik çocuğun kendi ailesidir. Aileler, anne, baba, şoför, fizyoterapist, psikolog, eğitimci, finansman sağlayıcı gibi daha burada unutulan onlarca rolü oynarlar ve onlar olmadan bir SÇ tedavisi eksik kalacaktır.

  • Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47'e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50'den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
    Toplumda “Alerjigelip geçici bir hastalık gibi algılanıyor, oysaki Alerji birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir hastalıktır. Alerjinin oluşumunda doğum şekli önemli bir yer tutuyor.
    Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor.Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
    Dünya'da alerjik hastalıklardaki artışın nedeni araştırılırken; çocuklarda alerji ile ilgilenen bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” dir. Bu hipotezde bağışıklık sistemini bir teraziye benzetebiliriz.
    Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
    Normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki zararsız mikroplarla temas eden bebek bağışıklık sistemini doğru yoluna oturtacak ilk doğal uyarıyı bu sırada almış oluyor. Oysa ki; sezeryan doğum ile dünyaya gelen bebekler tamamen steril bir artamda doğdukları için bu sırada hiçbir mikrop teması söz konusu olmadığında bağışıklık sistemi alerji yönüne kayıyor.
    Özellikle ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan anne adayları tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemelidirler.

  • Bebeklerde büyüme ve büyüme eğrisi

    BEBEKLERDE BÜYÜME VE BÜYÜME EĞRİSİ

    Bebek izleminde büyümenin değerlendirilmesi şarttır, çünkü fizyolojik, kişiler arası ve sosyal konularla ilgili hemen her problem büyümeyi olumsuz etkiler. Büyümeyi değerlendirmede en etkili araç büyüme eğrileridir. Doğru bir tartı, boy tahtası, şerit mezura ve büyüme eğrisi büyümenin değerlendirilmesi için gerekli bilgileri sağlar. Büyümede başlıca sorun beslenme yetersizliği ve gelişme geriliği ile ilgilidir, ancak obezitede son zamanlarda giderek artmaya başlamıştır.

    Büyüme genetik potansiyel ve bunu etkileyen çevresel faktörlere bağlıdır. İlk iki yaşta büyümeyi etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bununla birlikte çeşitli enfeksiyon hastalıkları ve kronik hastalıklar (doğumsal kalp, böbrek hastalığı, guatr) büyüme durumunu etkiler. Tekrarlayan enfeksiyonlarda bebeğin büyümesi önemli oranda etkilenir. Yaşa uygun olarak vücudun ve vücut kısımlarının gelişmesine cinsiyet, ırk, çevresel faktörler ve sosyoekonomik koşullar etki eder. Aynı toplumun farklı kesimlerinde bile vücut ölçüleri farlıklık gösterebilir. Normal büyüyen çocuğun kilosunun boyuna, boyunun da yaşına uygun olması gerekir. Bu nedenle bebeğin büyümesi vücut ağırlığı, boy ve yaşı dikkate alarak değerlendirilmelidir. Çocuklar genellikle doğum sonrası 3-6. aydan başlayarak kendi genetik yapısına uygun büyüme temposuna erişirler. Beslenme bozukluğu başlangıçta ağırlık kaybına daha sonraki zamanda ise boy kısalığına neden olur. Bu nedenle ilk yıllarda bebeğin büyümesinin belirli aralıklarla izlenmesi gerekir.

    Büyümenin izlenmesi, bebek büyümesinin belirli aralıklarla uygun standart büyüme eğrilerinde değerlendirilmesi, normalden sapmaların (anormal kilo, boy ve baş çevresi ölçümlerinin ) erken tanımlanıp önleyici tedbirlerin alınmasına imkan sağlar. Bir çocuğun ölçümlerinin sağlıklı bir biçimde analiz edilmesi için, o toplumdan elde edilmiş ve referans olarak kullanılabilecek standart değerlerin bilinmesi gerekmektedir.

    Doğum sonrası büyümeyi izlemek için temel olarak 3 ayrı kriter kullanıyorlar; boy, kilo ve baş çevresi ölçümü. Bu üç kriterin belirli aralıklarla izlenmesi bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediğine yönelik ipuçları olarak değerlendiriliyor. Bu da bir çeşit grafik tabloları üzerinde büyüme eğrileri olarak inceleniyor. Büyümeyi değerlendirmek için kullanılan bu tablolara persantil adı veriliyor. Büyüme eğrisinin değerlendirilmesi aynı yaştaki normal çocuklardan elde edilen değerler ile karşılaştırılarak yapılır. Büyüme hızı eğrisi değerlendirebilmek için bebeğin belirli aralıklarla izlenerek ölçülmesi gerekir. Bu ölçümlerden aylık ve yıllık artışlar hesaplanır.

    Her çocuğun büyüme tarzı, boy ve kilo gelişimi birbirinden farklıdır. Aynı yaştaki çocukların bazıları diğerlerinden çok daha zayıf, bazıları çok daha uzun ya da kısa olabilir. Aynı yaşta ve iyi ortam koşullarında büyümüş normal çocuklar arasında da anne ve babaya ait genetik özelliklerin yarattığı farklılıklar olduğu unutulmamalıdır. Doktorlar çocuğun gelişiminin, gelişimi etkileyen sağlık sorunları olmaksızın, normal şekilde ilerleyip ilerlemediğini değerlendirirken büyüme eğrilerini kullanırlar. Büyüme eğrileri (persantil değerleri) çocuk muayenesinin standart bir parçasıdır ve doktorlara çocuğun aynı yaş ve cinsiyetteki diğer çocuklara kıyasla nasıl büyüdüğü hakkında bir fikir verir. Doktor eğri üzerindeki rakamları; çocuğun diğer gelişim basamaklarına erişip erişmediği; sağlık sorununa işaret eden başka belirtilerin olup olmadığı; anne-babası ve kardeşlerinin boy uzunluğu; çocuğun prematüre doğup doğmadığı; puberteye ortalamaya göre erken mi yoksa geç mi girdiği gibi pek çok unsuru dikkate alarak yorumlar. Kızlar ve erkekler farkı büyüme hızı ve tarzı nedeniyle farklı eğriler üzerinde değerlendirilir. Bu eğrilerde 3. ve 97. eğriler arasındaki değerler normal kabul edilir. Buna karşın tek bir ölçüm ile elde edilen bilgi çok sınırlıyken belirli aralarla yapılan izlemden elde edilen bilgi çok değerlidir. 50. eğri ortalama çocuk ölçüsünü gösterirken 3. eğri en kısa veya en zayıf normal çocuğu, 97. eğri en uzun veya en kilolu normal çocuğu gösterir.

    Yenidoğan bebeğin doğum ağırlığı annenin sağlık durumu ve yapısı ile ilgilidir. Zamanında doğan bir bebekte ortalama ağırlık 3300 gram’dır. Yenidoğan bebeğin doğumdan sonraki ilk 15 gün içinde haftalık ağırlık artışı ölçülmelidir. Doğum sonrası ilk bir hafta içinde bebeklerde ağırlığın %5-6′ sı kadar fizyolojik bir tartı kaybı olur. Bebek normal beslenme ile bir hafta içinde tekrar doğum ağırlığına ulaşır. Bebek sonraki 3 ay içinde ise günde 30 gram kadar kilo artışı olur. İlk aylardaki hızlı kilo artışı daha sonra azalarak devam eder. Doğum ağırlığı 5. ayda iki katına, bir yaşında üç katına, 2 yaşında ise dört katına çıkar. Yenidoğan bir bebekte ortalama boy uzunluğu 50 cm kadardır. İlk yılda ortalama 25 cm’lik (doğum boyunun % 50’si) bir boy artışı kazanır. 1-2 yaş arası 10-12 cm lik bir boy kazanır. Bebek doğduğu zaman baş uzunluğunun boy uzunluğuna oranı 1/4’tür. Vücut ağırlığı arttıkça bu oran giderek küçülür ve erişkinde 1/8 ‘e iner. Doğumda baş çevresi 35 cm kadardır. Ortalama değerler 3. ayda 40.5 cm, 6. ayda 43 cm, 12. ayda 46 cm ‘dir. Bundan sonraki yaşlarda baş büyümesi daha yavaş olur. Her çocuğun birinci aydan itibaren 6. aya kadar ayda bir, 6. aydan bir yaşına kadar 2 ayda bir, bir yaşından iki yaşına kadar 3 ayda bir, 2 yaşından sonra 6 ayda bir büyüme ve gelişme yönünden değerlendirilmesi uygun olur.

    Yaş Günlük tartı alımı Boy uzaması Baş çevresi artışı

    (gr) (cm/ay) (cm/ay)

    3-6ay 20 2 1.0

    6-9ay 15 1.5 0.5

    9-12ay 8 1.2 0.5

    1-3 yaş 6 1 0.25

  • Prematüre bebeğin retinopatisi (rop)

    Ülkemizde prematüre doğum oranlarındaki artışa ve yenidoğan bakımındaki ilerlemelere bağlı olarak düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yaşam şanslarının artması bu bebekler için ileri dönem sorunlarını da beraberinde getirmiştir.

    Prematüre retinopatisi ve buna bağlı görme kaybı bu sorunların en önemlilerinden birisidir.
    Ülkemizde her yıl 1.300.000 doğum olduğu ve bu bebeklerin yaklaşık %2’sinin doğum ağırlığının 1500 gr’ın altında olmaktadır. 2007 verilerine göre çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerin malesef 1/3 'ü kaybedilmektedir.
    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu olmadan önce prematüre retinopatisi açısından riskli bebekler en az bir kez göz uzmanına danışılmalıdır.
    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin izleminde prematüre retinopatisi taramalarının ve göz uzmanı desteğinin gerekliliği göz ardı edilmemelidir.

  • yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    Grup B streptokoklar

    Yenidoğan bebek

    Gebeler

    Yaşlılar

    Diabet veya karaciğer hastalığı olan erişkinlerde hastalığa yol açmaktadır.

    Yenidoğan sepsis ve menenjitinin en sık nedeni grup B streptokok enfeksiyonlarıdır.Bu bakteriler sıklıkla yenidoğan pnömonisine neden olmaktadır.Yenidoğan bebeklerde sık görülmektedir.A.B.D 2001 yılında 1700 yenidoğan bu enfeksiyona yakalandığı bildirilmiştir.Ülkemize ait veriler bilinmemektedir.

    Hastalık belirtileri çoğunlukla doğumu takip eden saatlerde ve genellikle ilk hafta içinde ortaya çıkmaktadır. Sepsis, pnömoni ve menenjit en sık görülen klinik tablolardır. Özellikle prematüre bebekler yüksek risk grubunu oluşturmaktadır.Geç başlangıçlı hastalık tablosunda ise enfeksiyon bir haftadan sonra başlar ve ilk aylarda görülebilir. Menenjit en sık rastlanılan klinik tablo olup, enfeksiyonun oluşumunda esas olarak grup B streptokok taşıyıcı olan annelerin rolü üzerinde durulmaktadır.

    Yenidoğan bebekte ateş

    beslenme zorluğu

    uykuya meyil veya

    uyarana karşı hassasiyet görülebilir

    Annenin öyküsü bu vakalarda son derecede önemlidir. Annede grup B streptokok öyküsü var ve doğum sırasında antibiotik alıyorsa bebek yakından izlenmeli,tanı koydurucu testlere başvurmalı veya tedavi başlanmalıdır.

    Hastalığın önlenmesinde grup B streptokok taşıyıcısı olan anneye doğum sırasında (İV) yolla antibiotik verilmesi son derece önemlidir.Anne hamilelik sırasında grup B streptokok taşıyıcısı ise, doğum sırasında veya annenin sularının geldiği zaman (erken membran rüptürü) antibiotik başlanması önerilmektedir.

    GEBELİK VE GRUP B STREPTOKOK ENFEKSİYONU

    Birçok anne adayı Grup B streptokok taşıyıcısı olmasına karşın herhangi bir belirti göstermez.Kadınların %25’i bu enfeksiyonu yaşamının herhangi bir zamanında taşıyabilirler. Annenin taşıyıcı olması hastalık anlamına gelmez,yalnız taşıyıcı annelerden doğan bebeklerde enfeksiyon olasılığı yüksektir.

    Gebelik esnasında annede bu enfeksiyon olup olmadığını anlamak için,gebeliğin 35 ile 37 haftalarında vajina ve rektumdan örnek alınarak test yapılması en doğru yaklaşımdır.Eğer anne Grup B streptokok’u yönünden incelenmemiş ve doğum eylemi başlamışsa,aşağıda belirtilen durumlarda anneye antibiotik başlanmalıdır:

    – 37 gebelik haftasından önce doğum eylemi başlamışsa

    – Erken membran rüpturu var ise (doğumdan 18 saat önce suların gelme durumu)

    – Doğum sırasında annenin ateşi varsa.

    Anneye antibiotik uygulanmasının bebek üzerinde bir yan etkisinin olmadığı vurgulanmakta,aksine antibiotik uygulanmayan bebeklerde enfeksiyon riskinin 20 kez daha fazla olacağına dikkat çekilmektedir.

    Streptokok B taşıyıcısı olan annelerin bebeği emzirmesinde bir sakınca olmadığı aksine bebek ve anne için faydalı olduğu belirtilmektedir.Grup B streptokokların aşısı mevcut değildir.

    Boğaz enfeksiyonuna neden olan streptokoklar (A grubu beta hemolitik streptokok) ile B grubu streptokokların farklı türler olduğu unutulmamalıdır.

    ANAHTAR KELİMELER:

    Yenidoğanda Grup B streptokok Enfeksiyonu.

    Gebelikte Grup B Streptokok Enfeksiyonu.

  • Serebral palsi-beyin felci

    Serebral palsi-beyin felci

    Serebral palsi, beynin, oluşumundan başlayarak uzun süreli gelişim sürecinde yani doğum öncesinde, doğum sırasında veya sonrasında hasar görmesi sonucu ortaya çıkar.İlerleyici olmayan, hareket ve sinir sisteminin değişik derecelerde bozuklukları ile seyreden bir sorundur. Çocuğun zihinsel ve hareket gelişiminde bozulma, epilepsi, davranış ve konuşma problemleri, görme–işitme sorunları en bilinen sonuçlarıdır.

    Nedenleri çok çeşitlidir. Doğuştan (konjenital) olabileceği gibi mikrobik olaylar, oksijen eksikliği veya yetersizliği, doğum travması ve beyin içine olan kanamalar en önemli nedenleridir. Özellikle doğum ağırlığı 1000 gr’ın altında olan prematür bebeklerde ise daha sık gözlenmektedir. Bebeklerde hiperbilirubinemi olarak ifade ettiğimiz yüksek sarılık düzeyi beyine zarar verip serebral palsiye yol açabilir.

    Çocuğun gelişimsel gecikmesi ve anormal kas direnci erken tanıda uyarıcıdır.

    Beyin felcinde hareket ve postür bozukluklarının yanında epilepsi, konuşma bozuklukları, görme-işitme kusuru, duyu ve ağrı ile ilgili algılama bozuklukları, zihinsel gerilik, bilişsel ve davranış anomalileri gibi nörolojik problemler yakından izleme ve tedaviyi gerektirir.

    “PREMATÜRELİK , DÜŞÜK DOĞUM TARTISI BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ”

    Bu sorun sıklıkla düşük doğum tartısı, prematürite, intrauterin gelişme geriliği, çoğul gebelik, plasental anomaliler gibi risk faktörleri ile birlikte ortaya çıktığı için riskli gebelikler ve doğumu takibende bebekler çok yakın izlenmelidir. Çünkü erken tanılandırma ile bebeğin tedavisi ve gelişebilecek sorunların önlenmesine yönelik erkentedbirler sözkonusu olabilecektir.

    Beyin zedelenmesi yaşamış çocukların % 20-30’nu spastik felçli çocuklar oluşturur. Etkilenen vücut yarısında hareketler azalmıştır. Hastaların yaklaşık olarak yarısında ise epilepsi görülür. Spastik hemiplejik hastaların bir kısmında ise zihinsel geriliğide içeren bilişsel bozukluklar vardır Bazı hastalarda sadece bacakların etkilendiği spastik felç görülür. Emekleme sırasında, kollarını normal hareket ettirirken bacaklarını sürüklemeleri en önemli ipucudur (komando sürünmesi).

    Spastisite veya gerginlik çok belirgin ise uyluktaki aşırı zorlanma nedeni ile çocuğun bezlenmesi zorlaşır. Çocuk koltuk altlarından kaldırıldığında, bacaklarını makaslama pozisyonuna getirir. Bazı bebeklerde ellerde devamlı olan yumruklama hali vardır.Yürüme gecikir. Yürümeye başladığında artmış olan gerginlik nedeniyle parmak ucuna basmaya meyillidir.

    BAŞ KONTROLÜNE DİKKAT!

    Hastaların % 10-15’i ise kol ve bacakların tamamen etkilendiği spastik çocuklardır ve. Serebral palsinin en ağır şeklidir. Beyindeki bazı merkezlerin hasarı sonucu yutma problemleri ve aspirasyon pnömonilerine sık rastlanılır.. Eğer bebek yaşına göre gevşekse, baş kontrolü zayıf ise mutlaka serebral palsi yönünden dikkatli olunmalıdır.

    KONUŞMA VE İŞİTME BOZUKLUKLARI VARDIR

    Serebral palsili çocuklarda daha sonra başka problemler de ortaya çıkar.

    SP’lilerin %25-40’ında görme ile ilgili bozukluklar vardır. %10’unda ise ağır görme bozuklukları saptanır.

    Ayrıca beslenme yetersizliği nedeni ile gelişme geriliği, vitamin eksiklikleri ve kabızlık sorunları ile sık karşılaşılır. Hastalarda hem algılamada hem ifade etmede bozukluk vardır. Davranış ve psikiyatrik problemlere her yaşta rastlanabilmektedir.

    Anksiyete ve depresyon, iletişim problemleri, ağır hiperaktivite ve otizm saptanmıştır. Hareketsizliğe bağlı kemik yapısı ve şeklinde bozulmalar, omurgaların yapısında eğrilmeler önemli ve hayat kalitesini etkileyen problemlerdir.

    Yapılan araştırmalarda yürümenin olup olmayacağı hakkında bazı motor noktalar belirlenmiştir. Bebeklerde doğumla beraber gözlemeye başladığımız İlkel reflekslerin, kaybolması gerektiği yaşta halen devam etmesinin, 2 yaşına kadar oturmanın gecikmesinin, yürümenin gecikeceğinin habercisi olduğunu, 3 yaşına kadar çocuğun oturamıyor olması durumunda ise yürümenin olmayacağının işareti olduğu ileri sürülmüştür.

    SEREBRAL PALSİ VE EPİLEPSİ

    Epilepsi, SP’lilerin % 15-90’unda görülmektedir. Hastanın sık nöbet geçirmesi (havale) bilişsel fonksiyonlarında azalmaya, öğrenme ve konuşma güçlüğünün ağırlaşmasına neden olabilir. Bu nedenle nöbetlerin mutlaka kontrol altına alınması gereklidir.

    Hangi hastada epilepsi gelişeceğini kesin olarak bilmek mümkün değildir. Fakat bazı faktörler epilepsiye eğilimi arttırmaktadırlar. Beyin Görüntüleme Yöntemlerinde lezyon gösterilen hastalarda epilepsiye daha sık rastlanılmaktadır .

    TANI NASIL KONUR?

    Neonatoloji uzmanları, pediatristler ve çocuk nörologları tarafından değerlendirme yapılmalıdır.. Ağır vakalar dışında genellikle 6. aydan önce tanı konması zordur. Anormal kas tonusu, ilkel reflekslerin devam etmesi, belli başlı motor gelişmelerin olmaması (baş tutma, oturma gibi ) erken uyarıcı olabilir.

    Erken tanı çok önemlidir.Çünkü bu hastalıkların bir kısmı tedavi edilebilir
    Ayrıca prognoz hakkında aileye tam bilgi vermek gereklidir. .

    TEDAVİ

    SP tedavisi, hasta ile birlikte ailesini de içine alan, önce motivasyonla başlayan ve ömürboyu süren çalışmayı gerektiren bir ekip işidir. Bu ekipte pediatristin yanısıra çocuk nörolojisi uzmanı, fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, konuşma terapisti, davranış terapisti, uğraşı terapisti, özel eğitimci, psikolog ve gerektiğinde ortopedist, , oftalmolojist ve KBB uzmanı yer alır.

    Tedavide Amaçlarımız;

    • Ailenin eğitimi

    • Hastanın sosyal hayata hazırlanması ve bağımsız olmasının hedeflenmesi
    • Hayat kalitesinin arttırılması
    • Motor fonksiyonların arttırılması
    • Deformitelerin önlenmesi
    • Ağrıların azaltılması’dır.

    Fizyoterapi, özellikle ilk 3 yaşta kas kontraktürlerinin ve eklem açılanmalarının önlenmesi, deformitelerin düzeltilmesi ve kasların güçlendirilmesi için yapılır. Çocuğun ve ailesinin aktif olarak katılması şarttır.

    Uğraşı terapisi, özellikle günlük aktivitelerin kendi kendine yapılabilmesi amacıyla motor aktivitelerin gelişmesini sağlar (giyinmek, beslenmek, temizlenmek yazmak, çizmek gibi ).

    Kaslardaki gerginliğin azaltılması veya giderilmesi çin kullanılan Botilinum toksini tedavisi, özelliklebacak yüzeyel kaslarına kolay uygulanabilir. Fizyoterapi ile kombine edildiğinde yararlı sonuçlarını görmekteyiz. Spastik hastalarda ayrıca topuktaki gergin aşil tendonu cerrahi olarak serbestleştirilebilmektedir.

    Bu yaygın tedavilerin dışında alternatif yada destek tedavileri olarak nitelendirilen tedavilerde vardır:

    Hiperbarik oksijen tedavisi; Yararlarını gösterecek yeterli çalışma yoktur. Ayrıca yan etkileri vardır. Şiddetli kulak ağrısı ve kulak zarı yırtılması, kulakta kanama, nömotoraks ve nöbete neden olabilmektedir.

    Akupunktur tedavisi; Spazmların azaltılması için yararlı olabilir .

    Hastalara beslenme desteği, barsak hijyeni, sıvı miktarının ve lifli yiyecek miktarının arttırılması, vitamin ve mineral desteği önemlidir.

    Bilişsel fonsiyonların, konuşmanın gelişmesi ve sosyalleşme için özel eğitim okullarında eğitim görmelidirler. Ailenin bu konuda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi son derece önemlidir.

  • Fetal ekokardiografi: anne karnında kalp hastalığı tanısı

    Fetal ekokardiografi: anne karnında kalp hastalığı tanısı

    Anne Karnındaki çocuğun Kalbi Nasıl İncelenir?

    Yeni doğmuş bebeklerin kalbinin incelendiği ekokardiografi yöntemi ile anne karnındaki bebeklerin kalbi de değerlendirilebilir. Kulakla duyulamayacak dalga boyundaki sesleri kullanan ultrason cihazları ve özel bilgisayar programları kullanarak anne karnındaki bebeklerin kalp sorunları ayrıntılı olarak belirlenebilmektedir. Bu inceleme yöntemine, “Fetal Ekokardiografi” denilmektedir.

    Fetal Ekokardiografi, Karnımdaki Bebeğe Zarar Verir mi?

    Kulakla duyulamayacak ses dalgalarının, doğmamış bebeğe hiçbir zararı bulunmamaktadır. Bu yöntemi kullanan merkezlerde uzun yıllardır binlerce fetal ekokardiografi yapılmış ve tecrübeli uzmanların elinde bu yöntemin hiçbir yan etkisi olmadığı kabul edilmiştir.

    Fetal Ekokardiografi, Hamileliğin Hangi Döneminden İtiraben Yapılabilir?

    Anne karnının üzerinden yapılan fetal ekokardiografi ile genellikle 20’inci hafta ile 24’üncü hafta arasında iyi görüntü elde edilir. 18.inci haftadan itibaren de fikir edinmek mümkün olabilir. Ancak, daha da erken haftalarda bu yöntemle ayrıntılı ve güvenilir sonuç almak zorlaşmaktadır. Bir de, doğuma yaklaştıkça –bebeğin çok irileşmesi ve leğen kemiğinin içine doğru ilerlemesi nedeniyle — bu görüntüleme işleminde güçlüklerle karşılaşılabilmektedir.

    Fetal Ekokardiografik İnceleme Ne Kadar Sürer?

    İşlem, yaklaşık yarım ile bir saat arasında sürebilir, daha kısa sürede de tamamlanabilir. Ekranda görüntü oluşturabilmeyi olumsuz etkileyen çeşitli nedenler bu süreyi uzatmaktadırlar. Örneğin, bebeğin rahim içindeki duruş şekli, bebeği çevreleyen sıvının miktarının çok az veya çok fazla olması, bebeğin yaşı, ikiz veya üçüz gebeliklerin varlığı gibi…

    Fetal Ekokardiografi İle Bütün Kalp Hastalıkları Tanınabilir mi?

    Doğduktan sonra hayatı tehdit edebilecek bütün kalp hastalıkları prensip olarak tanınabilir. Yani, kalp boşluklarının ve giren-çıkan bütün damarların normal oluşmuş olduğu, dört adet kapağın sağlam olduğu, kalbin “büyük odacıkları” arasında büyük bir delik olmadığı gibi konular rahatlıkla görülebilmelidir.

    Fetal Ekokardiografinin Yanılma Payı Var mıdır?

    Her işlemde olduğu gibi bu işlemde de küçük bir yanılma yapı vardır. Görüntü almayı güçleştiren ve inceleme süresini uzatan nedenler, yanılmaya da yol açabilir. Ancak, “hayatı tehdit eden yapısal bozuklukları” söz konusu olduğunda bu yanılmaların payı çok düşüktür. Yani, örnek olarak, ana damarların yanlış bölmelerden çıktığı veya kapakların tıkalı olduğu gibi sorunlarda yanılma payı çok düşüktür. Doğumdan sonra acil kalp operasyonu veya ilaç tedavisi gerektiren hastalıklar fetal ekokardiografi ile güvenilir bir şekilde tanınabilir. Ancak küçük delikler ve kapaklardaki hafif bozukluklar belirlenemeyebilir.

    Bebeğin Kalbi Anne Karnında İken Normal Görünse de Doğduktan Sonra Yeniden İncelenmeli midir?

    Bebeğin kalbi doğumdan sonra (tercihen ilk haftalarda) yeniden incelenmelidir. Çünkü, anne karnındaki bir bebeğin kalbi, doğumdan sonraki ilk nefesi takip eden dakikalarda ve saatlerde bazı değişiklikler geçirir. Artık ihtiyaç kalmayan bazı kalp-dışı gereksiz damarlar tıkanır, o zamana kadar kalp içinde “küçük odacıklar arasında” açık durumda olan delik de kapanır. Burada belki biraz kafa karıştırıcı olan nokta, bu değişikliklerin doğmadan önce gerçekleşmesi halinde fetusun hayatının tehlikeye girmesidir. Yani, doğumdan önce gerekli olan yapı, doğumdan sonra aynen devam ederse “doğumsal kalp hastalığı” haline dönüşür. İşte fetal ekokardiografide yanılma yapını arttıran bir nokta da burada yatmaktadır. Bu dolaşım sistemi değişikliklerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini doğumdan önce tahmin etmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, doğumdan sonra da bebeğin kalbi bir kez daha yeniden incelenmelidir ki gerekli fizyolojik değişimleri tamamlamış olduğu belirlensin.

    Hangi Durumlarda Doktorlar Fetal Ekokardiografiyi Gerekli Görürler?

    Anne karnındaki bebeğin kalbini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bu sebepler üç grupta toplanır:

    1. Anne ile ilgili olan sebepler: Gebelikte geçirilmiş çeşitli bulaşıcı hastalıklar (ör.: kızamıkcık, suçiçeği…), kansızlık, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, bazı bağ dokusu hastalıkları (ör: lupus) ve bazı hormonal hastalıklar…

    2. Bebek ile ilgili olan sebepler: Ayrıntılı ultrasondabebeğin vücudunda yapısal bir bozukluk görülmesi (örneğin böbrek, parmakların yapısı, yüz ve boyun görünümü, veya bağırsaklarla ilgili), kalpte şekil bozukluğundan şüphelenilmesi, bebeğin kalp hızında yavaşlama veya hızlanma şeklinde bozukluklar, veya bebeğe amniosentez yapıldığı takdirde bu inceleme (bebeği çevreleyen sıvıdan örnek alınması)sonucunda bebeğin kromozomlarında bir bozukluk saptanması…

    2. Aile ile ilgili olanlar: Sülalede doğumsal kalp hastalığı geçiren bir bireyin bulunması.

    Doğmamış Bebekte Kalp Hastalığı Varsa, Anne Karnında İken Ameliyat Yapılabilir mi?

    Henüz hayır! Bazı Batı ülkelerinde bu konuda bazı denemeler oldu ise de sonuçlar henüz yüz güldürücü değildir.

    Fetal Ekokardiografi Anne ve Bebeğine Ne gibi Yararlar Sağlar?

    Eğer bebekte bir kalp sorunu varsa, bunun ne olduğunu önceden bilmek açısından çok büyük yararlar sağlar. Bebeğin sağlıksız bir kalple doğacağından haberdar olmak, doğum yapılacak merkezin planlanmasına ve tedavinin daha doğum odasında başlamasına olanak kılar. Bu durumlarda günler değil, saatler bile çok önemlidir. Eğer bebeğin kalbinin sağlam olduğu ortaya çıkarsa, bunu bilmenin getireceği güven ve huzur ile gebeliğe devam edebilmenin rahatlığı da önemli bir kazanımdır aile açısından.

  • Kardeş kıskançlığı

    Her doğumda anne, baba ve çocuk arasında özel bir bağ kurulur. Aile bireylerinin ilişkisi yeni bir boyut kazanır. Yeni bebek hastaneden gelir gelmez kardeşler arası rekabet ortaya çıkar ve bazen uzun yıllar süregelir. Kıskançlık doğaldır ve çok acı verir. Ancak dinamiktir ve çocuğun geleceğe doğru ilerlemesini sağlar. Kardeşler arası rekabet gerçek yaşamın bir yansımasıdır. Kıskançlığın yıkıcı hale dönüşüp, çocuğun hayatını engellememesi için yeni bebeğin aileye katılımıyla ilgili doğum öncesi ve sonrası döneme ilişkin bazı öneriler şunlardır:

    Bebeğin ve diğer kardeşin yatak odaları mümkünse ayrılmalı, mekanın düzenlenmesinde çocuğun tercihlerine de önem verilmelidir.

    Yeni bebeğe takılacak isim konusunda diğer kardeşlere fırsat tanınmalıdır.

    Kardeş ultrasonografi muayenesinde bulunabilir ya da elde edilen görüntüler ona da gösterilebilir.

    Bazı çocuklar doğum sırasında annenin zarar göreceği endişesini taşırlar. Bebeğin oluşumu ve dünyaya gelmesine ilişkin yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi anne-baba tarafından çocuğa verilmelidir.

    Aileye yeni bir bebeğin katılmasını konu alan hikâyeleri ebeveynler çocuklarıyla birlikte okuyarak tartışabilirler.

    Okul öncesi çağ çocuğu anne—babanın da katılımıyla oyuncak bebekle oynayarak, onu yıkayıp giydirerek dünyaya gelecek bebeğin günlük yaşamlarını nasıl değiştireceği konusunda deneyim kazanabilir.

    Yakın aile ve arkadaş çevresinde yeni doğan bebek varsa ziyaret edilmesi, anne-babanın bebeği kucaklayarak sevmeleri çocuğu kardeşinin doğumuna hazırlar.

    Doğumun ne zaman olacağı hakkında çocuğun bilgilendirilmesi, yapılan hazırlıklarda çocuktan yaşına uygun yardım istenmesi ve doğum sonrasında çocuğun annesini ve bebeği hastanede ziyaret etmesi önerilmektedir.

    Anne-babanın çocuğa kendisini sevdikleri gibi, bebeği de seveceklerini açıklamaları önemlidir.

    Bebeğin bakımında çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir. Örneğin okul öncesi çağ çocuğundan kardeşinin bezini getirmesi, ilkokul dönemindeki büyük kardeşten bebeğin mamasını hazırlaması istenebilir.

    Yeni doğanın resimlerinin yanı sıra kardeşin de bebeklik fotoğrafları ev ortamında sergilenmelidir. Varsa video çekimleri çocuğa gösterilerek, onun da bebekken annenin yoğun bakımına gereksinim duyduğu somut örnekler üzerinden anlatılmalıdır.

    Anne—babanın çocuğa, yeni doğanla birlikte aile içinde sahip olduğu yeri kaybetmeyeceğini, yeni haklar elde edeceğini hissettirmeleri önemlidir. Örneğin “Kardeşin küçük olduğu için evde kalacak ama sen bizimle birlikte sinemaya gelebilirsin.”

    Kardeşler arasındaki kıskançlığı körükleyen en yaygın anne—baba tutumları; ailede bir gözbebeği belirleme, çocukları birbirleriyle kıyaslama, cinsiyet ayrımı yaparak taraf tutmadır.

  • HİPNOZLA DOĞUM

    HİPNOZLA DOĞUM

    Günümüzde doğal doğum yerine sezeryan veya epidural anestezi yöntemlerini sadece acı çekemeyelim diye tercih eden annelerin sayısı artarken. Normal doğum sürecini destekleyen ve anne adaylarına ağrısız doğal doğum yapmaya hazırlayan bir yöntem olarak “hipnotik doğum” ilgi çekmektedir.

    Anne adayları doğuma kadar süreçte rutin kontrollerini bir kadın doğum uzmanı kontrolünde yaparken doğuma en doğal şekilde hazırlanmak üzere eğitimlere katılmakta bu eğitimlerde derin gevşeme, bilinçaltı iletişim, doğum nefesi, dalga yönetimi, hipnotik imgeleme zihin beden uyumu gibi eğitimler almakta doğum ile ilgili korkularını tahliye ederek bedenini doğuma hazırlayabilmektedir.

    Annenin Duygusal ve Zihinsel Durumu Anne Karnındaki Bebeği De Etkiler

    Nasıl ki bebek annenin beslendiği her şeyden nasipleniyorsa duygusal ve zihinsel durumlarından da etkilenerek daha anne karnında bilinçaltını bu verilerle depolamaya başlıyor. Annenin endişeleri, mutsuzlukları, güvensizlikleri, sıkıntıları ve söylemlerinden etkilenerek doğum sürecine ya daha stresli veya daha huzurlu girebiliyor. İşte bu noktada doğuma hazırlayan rehberin hipnozdan yararlanması arzu edilen sonucu oluşturmayı kolaylaştırıyor.

    Bilinçaltı bu negatif şartlandırmalardan arındırılarak doğuma hazırlanıyor ve çoğu psikolojik kökenli ağrı mekanizması doğum sürecinde farklı işliyor. Acılı bir süreci zevkli bir şekilde gerçekleştirebileceğini öğrenen anne bu özel anın pozitif etkilerini de bebeğine kodlamış oluyor.

    Hipnozla Doğumu Yapan Merkezler Var Mı?

    Doğum bir hastalık değildir buna rağmen doğumlar hastanede gerçekleştirilir. Doğum ameliyat olmadığı sürece doktorun işi değildir. Ancak bütün doğumlardan öncelikli bir kadın doğum uzmanı sorumludur. Bu konuda eğitimli hekim veya ebe sayısı maalesef yetersiz. Ancak hipnoz eğitimini doğum alanında kullanan uzmanlar ebe ve doğum uzmanlarıyla işbirliği yaparak annenin hipnotik doğum yapmasını sağlayabilirler.

    Bütün bu süreçleri korkusuz ve içgüdüsel gerçekleştirebilmek için kendi bilinçaltı ile iletişime geçmesini öğrenen her anne adayı “hipnotik doğum”dan yararlanabilir. Doğum sürecinde hipnoz uygulayan kişi doğumun kendisine karışmaz sadece anneye telkin verir. Üstelik bunu yapmayı kendi kendine de öğretebilir veya bir ses kaydı aracılığı ile doğum odasında dinleyerek doğum yapmasını sağlayabilir.

    Hipnotik Doğum İçin Kaç Seansa Katılmalıyım ?

    Doğuma 6 hafta kala 4 seanslık bir çalışma yeterli olur. Bu çalışmalar bilinç düzeyinde hazırlanmak üzere kişinin okumasını istediğimiz yayınlar var ve bu süreçte eşinde dahil olması mutlak surette katkısı olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.