Etiket: Doğum

  • İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İlk bebeğe sahip olduktan sonra çiftler aynı duyguyu tekrar yaşamak ve yeniden çocuk sahibi olmak isterler. Kalabalık bir aileye sahip olmak ve çocuklarının bir kardeşe sahip olması çoğu çiftin hayalidir.

    Eski dönemlerde bu durumun sakıncası dahi sorgulanmazken günümüzde gerçekleşen doğumun ardından yeni bir doğumun gerçekleşmesi için ne kadar sürenin gerekli olduğu çiftlerin merak ettiği önemli konulardan birisidir.

    Doğum çok kompleks gibi görünen fakat oldukça basit, fizyolojik bir olaydır. Kadın vücudunda hormonlar, rahim ve bebek mükemmel bir uyum içerisinde çalışarak doğumun gerçekleşmesini sağlar.

    Kadın vücudunda kompleks bir çalışma ile gerçekleşen “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?”

    Toplumumuzda “birlikte büyüsün” gibi düşüncelerle sahip olunan çocukların arasında çok yaş farkı bulunmamaktadır. Çoğu kardeşlerin arasındaki yaş farkı oldukça düşüktür. Ancak kadının iş hayatında eski dönemlere göre daha aktif yer alması, hayat pahalılığı gibi sebeplerden en önemlisi de bilinçli olmaktan ötürü bu duruma günümüzde nadiren rastlanmaktadır.

    Günümüzde çoğu çift kültürel ve ekonomik nedenler dolayı yani dış faktörlerden ötürü tek çocuğa sahip olmaktadırlar ancak bazı çiftler de çocuğunun bir kardeşi olmasını istedikleri için 2 ya da daha fazla çocuğa sahip olurlar. Eski dönemlere oranla çiftler ve özellikle kadınlar kadın doğum ile ilgili bazı konularda daha bilinçli. Bu nedenle eski dönemlere oranla bilinçsiz kalınan gebelik ya da yapılan doğum oranı bir hayli düşüktür. Asıl konumuz olan “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?” sorusunun yanıtına dönmek gerekirse;

    Gebelikler arasında olması gereken süre, doğumun gerçekleştiği günden ikinci gebeliğin başladığı güne kadar geçen süreye göre hesaplanmaktadır. Yani her iki gebeliğin başlangıçları arasındaki süreye göre, iki doğum arasındaki süre hesaplanmaktadır. Dünya sağlık örgütü (WHO) gebelik arasındaki sürenin 2 yıldan az olmasının birtakım riskleri beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur. Özetle 35 yaş altında kadınlarda iki gebelik arası 2 yıl; yaş ilerlemesi faktöründen kaynaklı da 35 yaş üstü kadınlarda da 1 yıl ara vermek gerekmektedir. Sezaryen doğum yaptıktan sonra tavsiye edilen en uygun ara normal doğum ile aynıdır. 2 yıldan kısa aralık olması haricinde 5 yıldan uzun aralık olması da ikinci gebelikte bazı riskleri arttırdığı yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Bu araştırmalar iki normal doğum, iki de sezaryen doğum yapan kadınlar üzerinde yapılmış ve araştırmaların neticesinde iki doğum arası uygun olan sürenin altında doğum yapan annelerin çocuklarında riskle karşılaşılma olasılığının arttığı saptanmıştır.

    Kadınlarda iki doğum arası sürenin uygun olmaması halinde karşılaşılabilecek olan söz konusu riskler;

    1. Kadında anemi riski artar.
    2. Erken doğum ve PPROM riski
    3. Doğumsal anomali
    4. Bebeğin düşük kiloya sahip olması
    5. Otizm
    6. Ölü doğum
    7. Bebeğin anne sütünü kısa bir süre emmesidir.

    Peki, kadın düşük yaptığı takdirde yeniden gebeliğin gerçekleşmesi için ne kadar süre beklemelidir?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından düşük yapan kadınların yeniden gebe kalabilmek için en az 6 aylık bir süre beklemeleri uygun görülmüştür.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.

  • Doğum zamanı

    Doğum zamanı

    Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genellikle ağrısızdır.Ancak bu kasılmalar 37. haftadan önceki dönemde sık sık oluyor, 10-15 saniyeden fazla sürüyor, ve aşağıya doğru bir baskı hissi yaratacak ölçüde şiddetli oluyorsa bunlar erken doğum ağrıları da olabileceğinden dikkat edilmelidir. Vaginal akıntıda sulu bir artış olması da erken doğum açısından uyarıcı olabilir.

    Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.Gebeliğin son dönemlerinde rahim neredeyse göğüs kafesine kadar yükselmiş ve basınç nedeniyle nefes almak, uyumak zorlaşmış, hazımsızlık artmıştır. Özellikle akşamları rahim üzerinde elle de fark edilen kısa süreli toplanma, kasılmalar hissedilir. İlk gebeliklerde doğumdan birkaç hafta önce, sonraki gebeliklerde de genellikle doğumdan hemen önce bebeğin başının doğum kanalına inmesi nedeniyle rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında kısmen de olsa bir rahatlama yaratır. Buna karşılık idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkma şikayeti artar. Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı da görülebilir. Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler büyük çoğunluk tarafından fark edilse de her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir.

    Planlı sezeryan olacak gebelerde isesezeryanın zamanıda önemlidir. Genellikle tercih edilen, beklenen doğum gününden 7 – 10 gün önceki dönemdir. Muhtemel doğum gününe mümkün olduğunca yaklaşmak doğacak bebeğin çok daha az problem yaşamasını sağlayacaktır

  • VAGEN ESTETİĞİ

    VAGEN ESTETİĞİ

         Vücudumuzun  herhangibir yerinden olduğu gibi  dış  genital organlarımızdan da hoşnut 

    olmayabiliriz.Özellikle vaginal doğum sonrası vagen dokularında genişlemeye bağlı olarak 

    hem fizyolojik hem de cinsel problemler yaşanabilir.Normal vaginal doğum sırasında açılan 

    doğum dikişinin (epizyotomi) iyileşme problemleri olabilir.Vagen estetiği ameliyatları ile 

          Vagen Estetik Ameliyatları  nelerdir?

    İç dudak estetiği ( Labioplasti)

    Vagen daraltma (Vaginopasti)

    Doğum dikişi (Epizyotomi ) tekrar onarımı

           Vagen estetiği ameliyatları dışarıdan bakıldığında belli olmaz ve doğal 

    görünümlüdür.Cinsel ilişkiye ,gebe kalmaya ve doğum yapmaya  herhangibir zararı olmaz.

           Labioplasti (İç dudak onarımı)

           Sıklıkla uyguladığımız genital estetik operasyonlardan biridir.Vagina girişindeki labium 

    minusların normalden daha büyük  veya sarkık olması veya dudaklar arasında asimetri  

    olması   durumunda düzeltilmesi operasyonuna labioplasti denir.Bu durum pek çok kadına 

    rahatsızlık vermekte ve partnerlerine karşı kendilerini yeterince rahat 

    hissedememektedir.Küçük dudakları büyük olan kadınlarda cinsel ilişki esnasında penisin 

    girmesiyle oluşan sürtünme  ve tahriş nedeniyle cinsel ilişki ağrılı ve acı  verici hale 

    gelebilir.Ayrıca iç dudakların fazla kısımlarının terlemesi ,yeterince temizlenememesi kötü 

    koku oluşmasına ,hijyenik problemlere neden olabilir.Tüm bu nedenlerden dolayı  utanan 

    kadın kendine güvenini kaybedebilir,cinsel soğukluk ve orgazm sorunu yaşayabilir.

  • Gebeliğe Dair Sıkça Sorulan Sorular

    Gebeliğe Dair Sıkça Sorulan Sorular

    1-Gebelikte yapılan 50 gr şeker yükleme testinin,anne karnındaki bebeğe zarar verdiği yönünde söylentiler var. Bu ne derece doğru ?

    CEVAP : Gebelikte  24-28 haftalar arasında yapılan 50 gr. Glikoz yükleme testinin gebeye herhangi bir etkisinin olmadığı bilimsel çevrelerde net olarak ispatlanmıştır, aksine olası bir tedavi edilmemiş gebelik şekeri  hem anne hem de bebek açısından gebeliğin gidişatını,doğumu ve sonrası dönemi ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir.

    2-HPV sonucum Tip 6 ve 16 pozitif geldi . Bu bu durumda risk altında mıyım ?

    CEVAP: HPV bildiğimiz gibi yaygıca görülen bir virüstür, en sık görülen tipleri T6 ,11, 16, 18 dir. Düşük risk kategorisinde olan Tip 6 anügenital siğillere neden olurken,Tip 16 ne yazık ki rahim ağıda denilen servix bölgesinde kansere  kadar giden birtakım hücresel değişikliklere neden olabilmektedir. Tip 16’nın sizde varlığı kanser olacaksınız anlamına gelmez. Ancak bu virüs açısından negatif olan birine göre artmış risk gurubundasınız.Bu nedenle 6 aylık smeartestinizi yaptırmanız dışında herhangi bir önleme ihtiyacınız yoktur operasyon gibi. 

    3-Gebelikte yapılan dörtlü tarama testi ne derece gereklidir?

    CEVAP : Şu an için gebelikte ikili testin duyarlılığı 3 lü ve 4 lü testten daha duyarlı kabul edilmektedir.Dolayısıyla ikili test normal ise dörtlü teste gerek yoktur.

    4-38 taşında 10 hafta gebeyim Amniosentez mi , CVS mi daha uygun ?

    CEVAP : 38 yaşında bir gebelikte en sık görülen kromozomal anomali  trizami 21 yani Dawn Sendromudur. Aslında amaç anomalili bir gebeliği ben nasıl en erken tespit edebilirimdir. 10 haftalık bir gebelik amniosentez içinerken bir dömdir. Amniyosentez 16-18  gebelik haftası arsında yapılırken CVS  10 hafta ile 15-16 haftayakadar yapılabilir.Bu nedenle10 hafta bir gebelik için en uygun karar CVS ‘ tir.

    5-25 yaşındayım 3 aylık evliyim kızlık zarımın kalın yapıda olduğu söylendi. Cerrahi müdahaledoğru bir karar mıdır ?

    CEVAP : Kızlık zarı yapınız bizim kribriform dediğimiz oldukça nadir görülen az delikli ve elek tarzı bir yapıdan değil ise cerrahi yöntem şart değildir. Etkin denemelerden sonra hala birliktelik sağlanamamış ise altenatif bir yöntem olarak cerrahi yöntemi önerebiliriz.

    6- Sürtünme yoluyla gebe kalınır mı ? 

    CEVAP : Kızlık zarını yapısı ince bir halka formunda ise ve boşalma genital bölgeye olmuş ise kişi ne yazık ki bakire iken de hamile kalabilir.

    7-Şüpheli  ilişki sonrası ne yapmak gerekir? 

    CEVAP : Şüpheli ilişkiden kastınız gebelik açısından sanırım.Böyle durumlarda  bizler acil olarak kontrasepsiyon yöntemi olan ertesi gün haplarını önermekteyiz. Ancak onların koruyuculuğunun da % 80-85 olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.

    8-Dış gebelik operasyonlarından sonra 1 yıl gebe kalınamayacağı söyleniyor, doğruluk payı nedir ?

    CEVAP : Kişideki dış gebelik operasyonunun durumuna göre böyle bir soruya cevap verilebilir. Basit bir salfingostomi veya salfenyektami sonrası ortalama3 ay sonrasında yeni bir gebelik düşünülebilir.

    9- 40 yaşındayım daha önceki 3 gebeliğim düşükle sonuçlandı.Bu durumda  hiç çocuk sahibi olamayacak mıyım ?

    CEVAP : Öncelikle  daha önceki 3 düşüğünüzün haftası, sizin o düşüklerdeki yaşınız,eşinizle olan akrabalık ilişkiniz, kronik bir hastalığınızın olup olmadığı, sizde veya eşinizde  gebeliğin devamını 
    engelleyecek kromozomal yapısal bir sıkıntının mevcudiyeti ve son olarak sizde trombofili ( pıhtılaşma problemi) olup olmadığı araştırılıp ortaya konulmadan bu soruya cevap vermek zor, ayrıca ne yazık ki yaşınızın da vermiş olduğu bir dezavantajla karşıkarşıyasınız.Ancak tüm bunları bir kenara koyarsak sorunlar ekarte edilip elbette çocuk sahibi olabilirsiniz.Riskli ve kıymetli bir gebelik olarak kabul edilerek bir kadın kendi yumurtaları ile menopoza girene kadar çocuk sahibi olabilir.

    10-Kürtajda vakum yöntemi ve küret yöntemi arasındaki fark nedir ?

    CEVAP : Kürtajda vakum yöntemi rahim içi zarı yapısına ve rahim boynuna minimal zarar verirken ,küret yöntemi sert , rijit aletlerle yapılan bir kazıma işlemidir. Vakum yönteminde tek kullanımlık dokuya uygun steril yumuşak ince borular kullanılır.

    11- Erken menopoz önlenebilir mi ? 

    CEVAP: 35 yaşın altı ,over rezervinin tükenmesi erken menopoz kabul edilir.Multifaktöriyeldir ,ancak genetik en önemli etkendir.Ailedeki menopoz yaşı belirleyici bir faktördür. Beslenme ,yaşam koşulları ,sigara ,alkol ,ve madde kullanımı , sistemik hastalıklar ,bazı virüsler erken menopoza neden olurken önemli bir kısmı da idiyopatiktir. Hastaların over rezervi değerlendirilip mezcut folliküler ilaçlarla indüklenip en azından  menopoz yaşını geciktirmek mümkündür.

    12-Genital bölgedeki siğiller gebelikte bebeğe geçer mi ? 

    CEVAP : Genital bölgedeki HPV’ nin neden olduğu condyloma arcuminato adı verilen genital siğillerin normal doğum esnasında aktif ise bebeğin ağız boğaz ve solunum yollarına geçme olasılığı vardır.  Bu nedenle  normal doğum öncesi anne adayı bu yönden de muayene edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

    13-Vajinal kuruluk nedenleri nelerdir? 

    CEVAP : Vajinal kuruluğun nedenlerini yaşlara göre değerlendirmek daha doğru olur. Menopozal döneme kadar yaşanan vajinal kurulukların en önemli sebepleri vajen florasında bozulma ve vajinitlerdir. Doğum sonrası ilk 6 ay- 1 yıllık prolaktin hormonunun yüksek olduğu dönem izler,diğer bir faktör ise bunlar ekarte edildikten sonra söylenebilecek olan psikolojik faktörler ve cinsel istek 
    azalmasıdır. 

    14- Genital estetik yaptırdım. Lazer epilasyon yaptırmam uygun olur mu ? 

    CEVAP : Genital estetik sonrası epilasyon için en az 3-6 ay beklemek daha uygundur.

    15-Çoğul gebeliklerde mutlaka sezaryen doğum mu yapılmalıdır ? Normal doğum şansım yok mu ?

    CEVAP : Çoğul gebeliklerde C&S mutlak bir kural değildir. Ancak annenin en azından ikinci gebeliği olması bebeklerin geliş pozisyonlarının baş-baş olması durumunda normal doğum kolaylıkla gerçekleştirilebilir.

    16-Erken doğum riski genetik midir?

    CEVAP: Yapılan çalışmalar erken doğumun ( 36. Haftadan erken) çok sayıda sebebinin olmasının yanı sıra genetik faktörün de tetikleyici olduğunu göstermiştir.

    17- Tek yumurtalıkla gebe kalınabilir mi ? 

    CEVAP : Evet tek yumurta ile de gebe kalmak mümkündür.

    18-Gebelikte üstüne adet görmek nedir? 

    CEVAP : Gebelikte üstüne adet görme olarak bahsedilen tutunma (implantasyon) kanamasıdır, düşükle sonlanmadığı takdirde bebeğe herhangi zararı yoktur.

  • Gebelik Takibinde Önemli Haftalar

    Gebelik Takibinde Önemli Haftalar

    Fertilizasyonun yani döllenmenin 8-9. gününde kanda gebelik hormonu (beta HCG) pozitifleşmeye başlar.Bu değer her 48 saatte bir yaklaşık 2 katına çıkar.Bu artış yüksek olasılıkla gebeliğin normal yerleşim ve gelişimde olduğuna işaret eder.Gebelik hormonundaki bu artışın 48 saatte % 53 ten daha az olması yüksek olasılıkla yolunda gitmeyen bir gebelikle ilişkilidir.Bu durumda ektopik (dış) gebelik veya abortus (düşük) söz konusu olabilir.

    Özellikle gebelik uterus (rahim) dışında yerleşmiş ise dış gebeliğin erken teşhisi medikal (ilaçla) tedavi veya operasyon gerektiren durumlarda da laparoskopik (kapalı) ameliyat şansı açısından çok değerlidir..Bu nedenle gebeliğin başından itibaren doktor kontrolü çok önemlidir!

    Gebelik hormonu (beta HCG) düzeyi 1500’ün üzerine çıktığında transvajinal ultrason ile 6000’in üzerine çıktığında ise abdominal (karından yapılan) ultrasonda gebelik kesesi görülebilir hale gelir.
    Gebelik geç ovulasyon sonrası oluşmuş ise gebelik kesesinin görünmesi de geç olabilir.Bu durumda hekim hastayı gerekli görürse aralıklı olarak kontrole çağırabilir.

    Fetusa (bebeğe) ait ilk kalp atımları gebeliğin 6-7. haftalarında görülmeye başlanır. Standardizasyon sağlanması amacıyla tüm kadın doğum kliniklerinde gebelik haftası gebenin son adetinin ilk gününden başlanarak hesaplanır.Tüm ultrasonografi cihazlarının kalibrasyonları da buna göre dizayn edilmiştir.

    Kalp atımı sonrası bebeğin gelişimi için hekim duruma göre hastayı tekrar değerlendirme gereği duyabilir.

    Bu haftalarda şayet gebelik öncesinde saptanan bağışılık durumu söz konusu değilse normalde asemptomatik (belirti vermeden) seyreden ancak gebelikte geçirildiğinde teratojenik (bebekte sorunlara yol açma potansiyelinde) olan toksoplazma,rubella gibi birtakım enfeksiyonların kan tetkiki ile belirlenmesinde yarar vardır.Burada önceden geçirilmiş enfeksiyon değil aktif enfeksiyon varlığı önemidir.
    11-14. haftalar arası gebe muayenesi çok önemlidir.Bu muayenede bebeğin organ oluşumları çok büyük ölçüde taslak olarak (organogenez) tamamlanmıştır.11-14. haftalar arasında fetusa ait ense kalınlığı (NT) mutlaka ölçülmeli ve down sendromu tarama testi olan ikili test yapılmalıdır.Nasal bone (burun kemiği) ni görmek de bu haftada çok önemli bir bulgudur.
    16-18. haftalarda şayet bir sebeple ikili test yapılamadı ise başka bir down sendromu tarama testi olan dörtlü testin yapılması için bir fırsattır. Dörtlü tarama testi ikili taramadan sonraki ikinci değerli testtir.Ayrıca bu haftada bebeğe ait pek çok anomaliyi saptayabilmek mümkün olabilmektedir.Zira bebeğin extremiteleri (el-kol-bacak ve ayaklar) en rahat bu haftalarda görülür.
    İlk kez 18-20. hafta aralığında başvuran hastalar veya daha önce bir sebeple down sendromu tarama testi yapılamamış hastalar için bu gebelik haftalarında üçlü tarama testi yapılması fırsatı mevcuttur.

    19-21.gebelik haftalarında bebeğin organlarının en iyi görülebildiği DETAYLI VE 2.DÜZEY ULTRASON değerlendirmesinin en iyi yapılabildiği haftalardır.Bu nedenle çok önemlidir.Bu haftadan sonra bebek daha fazla büyüdükçe muayenesi zorlaşacaktır.
    22-23. gebelik haftaları fetal kalp muayenesi ve gereğinde fetal eko için ideal değerlendirme haftalarıdır.

    Gebelikte tetanoz aşısı yapılması önerilmektedir.Doz ve zamanlama olarak farklı uygulamalar söz konusu olabilmekle birlikte genellikle 20-26. hafta aralığı uygun görülmektedir.
    24-28. hafta aralığı bebeğin büyüme gelişmesinin yanısıra şeker yükleme testi yapılması gereken haftalardır.Gebelikte gelişebilecek insülin direnci nedeniyle gebelik şekeri (gestasyonel diabet) taraması amacıyla yapılan bu testin risk grubunda olanlar başta olmak üzere tüm gebelere yapılması tavsiye edilir. 50 veya 75 gram tarama testleri bu amaçla kullanılabilmektedir.OGTT(şeker yükleme testi) sonucu yüksek olan hastalara tanı testi amaçlı 100 gr OGTT yapılır.

    28-35 gebelik haftaları arasında doktorunuz anne ve bebeğin durumuna,bebeğin gelişimine olası sorunların varlığına göre takip programına alabilir.Bunda gebede gelişen olası sorunlar,bebeğin gelişimi,fetüs plasenta amnion sıvısındaki takip parametreleri önemlidir.

    35.haftadan sonra doğuma kadar haftalık olarak NST (non-stress test) takibi yapılması önerilir.NST bebeğin kalp atımlarının bir trase halinde izlendiği belirli kriterlere göre bebeğin anne karnındaki durumunu stresse maruz kalıp kalmadığını,beslenme ve kanlanmasını gösteren değerli bir testtir.Bu testin reaktif olması bebeğin stress altında olmadığını gösterir.Doğuma yakın haftalık yapılan bu takip anne karnında ani kayıpları gelişebilecek başka soruınları önlemeye yöneliktir.

    Gebelikte Tansiyon takibi önemlidir.Önceden tansiyonu olan hastalarda bu risk daha da fazla iken hiç yüksek tansiyonu olmayan kadınlarda da gebelik tansiyonu (gestasyonel hipertansiyon) ortaya çıkabilir.Ayrıca preeklampsi ve eklampsi denilen anne ve bebek için hayati tehlike oluşturabilecek gebelik zehirlenmesi olarak tanımlanan durumlar ortaya çıkabilir.Bunların erken saptanabilmesi ve müdahale için de tansiyon takibi çok önemlidir.

    38.hafta doğum şeklinin belirlenmesi açısından çok önemlidir.İlk gebeliği olan olgularda bu haftada yapılacak Ultrason ve muayenede bebeğin ağırlığı, geliş şekli, plasenta (bebeğin eşi) nın yerleşim yeri, NST ve annenin pelvik yapısı (doğum kanalı) nın normal doğuma uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ile bebeğin yerleşimi irdelenir.Şayet normal doğuma engel bir durum varsa böylece önceden riskler saptanmış olur.

    Aksi bir durum yoksa ya da anne isteği veya tıbbi gereklilik nedeniyle daha önce sezeryan kararı alınmadı ise beklenen doğum tarihi son adetin ilk gününden itibaren 40 haftadır

  • Gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) nedir ?

    Gebelik şekeri normal şeker hastalığı gibi vücudunuzun şeker kullanımını bozan gebelikte görülen bir hastalıktır. Şekere vücudumuzdaki tüm hücrelerin normal çalışması için ihtiyaç vardır. Şeker hücrelerin içine insulin hormonu aracılığıyla girer.

    Benzetme yapmak gerekirse evin içine bir birey nasıl kapıyı açıp içeri giriyorsa şeker de hücre içine girmek için kapıyı açan insulin hormonuna ihtiyaç duyar. Yeterince insulin yokken veya hücrelerde insuline cevapsızlık oluşursa kanda şeker düzeyi yükselir.

    ​Gebelik şekeri kabaca %2-10 arası gebelikte görülür. Bu bireylerde gebelik, vücudun insulin ihtiyacını arttırır, vücut ihtiyacı karşılayamayınca gebelik şekeri görülür. Bebekler ve plesantanın üretiği hormonlar annenin kendi insulin etkilerini bozar, bir çok gebe kadın kan şekerini normal aralıkta tutmak için daha fazla insulin hormonu üretir, bu artışı karşılayamayan annelerde gebelik şekeri gelişir.

    GEBELİK ŞEKERİ BEBEKTE VE ANNEDE NELERE NEDEN OLUR ?

    Bebeği irileştirir, hastasını önde götürür. Normal doğum zorlaşır, anne sezeryan olmak zorunda kalır. Gebelik şekeri annenin hayatını tehdit eden preeklemsi denilen, kan basıncı yüksekliği ile seyreden hastalığa neden olur. Çok nadiren anne karnında bebek kaybı gelişir. Doğum sonrası uygun takip edilmeyen anne bebeklerinde hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gelişebilmektedir.

    ÖNCEDEN GEBELİK ŞEKERİ OLABİLECEĞİMİ ÖNGÖREBİLİR MİYİM?

    Çoğu zaman ön görülememekle beraber şu durumlarda gebelik şekeri oma olasılığınız daha yüksektir;

    Bir önceki doğumda gebelik şekeri gelişmiş olması,

    Fazla kilolu yada obez olmak,

    Ailede şeker hastalığı olması,

    25 yaş üzeri gebe kalmak.

    Bazı alışkanlıklar gestasyonel gebelik şekeri riskini azaltır; kilo kaybı, sağlıklı diyet, düzenli egzersiz ve sigaranın kesilmesi gibi.

    GEBELİK ŞEKERİ İÇİN TEST EDİLECEK MİYİM ?

    Bütün gebe kadınlar ülkemizde obezitenin artmasından dolayı gebelik şekeri için test edilmelidir.Tarama ve tanı testleri 24. ve 28. haftada uygulanır. Yüksek riskli bireylerde daha önce ki haftalarda gerektiğinde testler uygulanmalıdır.

    ​ Tarama testi olarak, günün herhangi bir saati uygulanan 50 gr yükleme testi kullanılır. Bireyin 1. saat kan şekeri düzeyine bakılır. Test için açlık-tokluk farketmez, 140 mg/dl ve üzerinde çıkarsa gebelik şekeri var mı diye tanı testi olan 100 gr oral glukoz tolerans testi uygulanır.

    100 gr oral glukoz tolerans testinde hastanın açlık 1. saat, 2.saat, 3.saat kan şekeri değerlerine bakılır. 4 değerden 2 değerin belirlenen düzeyin üstünde olması gebelik şerkeri tanısını doğrular.

    Son yıllarda 2 aşamalı test yerine tek seferde uygulanan, tarama testi yapmadan, 75 gr OGTT yapılmaktadır. Açlık, 1.saat, 2.saat kan şekerleri ölçülür, tek bir değerin hedef değerin üzerinde olması gebelik şekeri tanısını gösterir.

    GEBELİK ŞEKERİ İÇİN TEST EDİLECEK MİYİM ?

    Memleketimizde denetimsiz, bilimsel kılavuzlara uymayan, kanıta dayalı tıp uygulaması yapmayan yorum yapan bir grup doktordan dolayı gebelik şekeri tanı, tedavi ve izlemi zorlaşmıştır, her geçen gün bebek ve anneye ait komplikasyon oranları artmaktadır. Bu nedenle Hekimlerde yükleme testi yapmadan zaman zaman hastanın ve bebeğin iyiliği için alternatif yöntemler kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu yöntemler yükleme yapılmadan hastanın iso standartlı cihazla açlık 1. saat 2. saat kan şekeri ölçümü olabildiği gibi son zamanlarda diyabet teknolojileri alanında ilerlemeler olması nedeniyle kullanımımıza giren 7 günlük grafik halinde kayıt alan kan şekeri izlem sensörleri zaman zaman kullanılmaktadır.

    GEBELİK ŞEKERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Hastalara bebeğin yeterli besleneceği ve anneninde gereginden fazla kalori almayacagı uygun diyet programı verilir. Hastaya evde kan şekeri takibi için uygun cihaz temin edilir, ölçümleri nasıl yapılacağı öğretilir, hedef değerler öğretilir (açlık kan şekeri 90 mg/dl’nin altı, 1. saat 140 mg/dl’ nin altı, 2.saat 120mg/dl’nin altı ). Diyet altında hedef degerlerde gitmeyen hastalara veya direk insülin başlanılması gereken gebelik şekerli hastaya insulin tedavisi başlanır.

    EGZERSİZ YAPMALI MIYIM?

    Gestasyonel diyabetin tedavisinde egzersiz tedavinin bir parçası değildir. Günlük aktiviteleri yapmak şeker kontrolu ve kilo kontrolu acısından yardımcı olabilir. Gebeyken ilk defa egzersize başlıycaksanız doktorunuzla görüşerek nasıl bir güvenli egzersiz proğramı yapmanız gerktiğinizi öğreniniz.

    NE SIKLIKLA DOKTORA GİTMELİYİM ?

    Kadın doğum doktorları belli aralıklarla ultrasonla bebegin haftasına uyguın olup olmadıgına yani irileşme gelişip gelişmediğine, gebelik sıvısının azalıp azalmadıgına ve diger parametreleri kontrol etmelilerdir..Endokrinoloji doktoru tarafından da kilonuz, diyetiniz, şeker düzeyleriniz, insulin dozlarınız ayarı açısından belli aralıklarla değerlendirilmelisiniz.

    NORMAL DOĞUM YAPABİLİR MİYİM ?

    Gebelik şekeri varken, zamanında yapılan uygun müdahaleler ve sağlıklı takip sonrası normal doğum yapabilirsiniz.

    DOĞUM SONRASI GEBELİK ŞEKERİM DÜZELİRMİ?

    Gebelik şekeri çoğu zaman bebeğin doğurtulması ve anne eklerinin ayrılmasıyla düzelir. Doğumdan 3 ay sonra hasta diyabet açısından kontrole çagırılır. Bir grup şeker açısından yüksek riskli hasta doğum sonrasıda takibe devam edilir, şeker yükseklği devam ediyorsa uygun tedaviler düzenlenir.

    BİR SONRAKİ GEBELİĞİMDE GEBELİK ŞEKERİ TEKRARLAMA ORANIM NEDİR ?

    Kabaca tekrarlama oranı % 30-60 arasındadır.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA ŞEKER HASTASI OLMA RİSKİM NEDİR ?

    Bireyin ailesinde diyabet, bireyde kilo fazlalığı varsa şeker hastası olma riski yükselir. Özellikle kilo fazlalığı riski artırır, kilo kaybı ilede risk azalır. 45 yaşın altında gebelik şekeri olanların en geç 3 yılda bir kan şekeri ölçtürmelidir. 45 yaş üstünde yılda bir kan şekeri ölçülmedilir.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR AÇISINDAN İLERİDE RİSKİM VARMI ?

    Cevap: Evet , Diyabet gelişmese bile kalp hastalığı açısından düşük bir risk artışı vardır.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM, HER TÜRLÜ DOĞUM KONTROL YÖNTEMİNİ KULLANABİLİRMİYİM ?

    Cevap: Evet

  • Doğum Sonrası Depresyon

    Doğum Sonrası Depresyon

    Hem kültürel hem de tıbbi bir kavram olan doğum sonrası depresyonu bu makalemizde biraz inceleyelim.

    Doğum Sonrası Depresyon Nedir?

    Eskilerin al basması, tıp alan yazısında doğum sonrası depresyon (postpartum blues) olarak nitelendirilen bu tıbbi terimin adını fakülte eğitimim sırasında psikopatoloji dersinde duymuştum. İlk karşılaşmam ise Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde stajyerliğim dönemimde oldu. Tabi ki sık sık postpatum sendromu diye bir şeyi duyuyordum ama ne olduğundan hiç haberim yoktu. Klinik şefimiz yeni bir hastanın yatışından sonra bize bu konuda biraz bilgi vermişti ve eskiler buna albastı, al basması diye bir kültürün olduğunu halk dilinde böyle bir adı vardır demesi kafamdaki ampulleri yaktı ve araştırdım.

    Çevremdeki pek çok kişiden bu durumun önemini duymaktaydım. Doğum yapmış kadınların lohusalık dönem şikâyetleri duyduğum en sık doğum hikâyesiydi. Birçok kadın bu dönemde yalnız kaldıklarını sosyal destek alamamalarından yakınmaktaydılar. Peki, niçin yaşamlarının diğer dönemlerini bu kadar vurgulamamaktaydılar?

    Bu soruya cevabım doğum sonrası dönemin zorluğu ve bu zor dönemde kalınan yalnızlık olacaktır. Doğumun hormonal değişimine psikolojik destek gelmediğinde bu durum dayanılmaz bir hal alabiliyor ve birçok kadın bunu yaşayıp gene birçoğu tek başına atlatıyor.

    Doğum sonrası dönem diye adlandırdığımız zaman zarfı bebeğin doğumundan bir saat sonra başlar ve altı hafta devam eder. Bu zaman zarfında emzirme, doğum sonrası depresyon, komplikasyonlar, cinsel yaşam değerlendirmeleri hem anne için hem de bebek için hayati önem taşır.

    Doğum sonrası depresyon diğer adıyla postpartum depresyon; doğumdan sonra bir kadında gerçekleşen fiziksel, duygusal ve davranışsal değişimlerin bir karışımıdır.

    Yüzyıllardır Anadolu’daki kadınların başlarına kırmızı (al) yazmaların bağlanması, bebekleri ile yalnız bırakılmamaları, doğum yapan kadının mezarının kırk gün açık olacağı gibi pek çok söylenti vardır. Aslında hormonal bir değişim ve psikolojik olarak anne olmanın (başkalaşım) gibi değişimlerin ardından tabi ki bir kadının duygu durumunun aynı olması beklenemez, belki adı konulmadan toplumumuzda ve birçok medeniyette doğum sonrası depresyon gözlenmiş ve koruyucu önlemler (tedaviler) planlanmıştır.

    Doğum sonrası depresyon anne bebek ilişkisini oldukça olumsuz etkilediği için hayati önem taşımaktadır. Doğum sonrası depresyon tanısı için, doğumdan sonraki dört haftada başlaması gereklidir. ( Doğum sonrası depresyon tanısının doğumdan sonraki dört haftada başlaması gerekir.) Bu tarihler dışında başlayan depresyona doğum sonrası depresyon denmez.

    Doğum sonrası depresyon kardeşlerde 3.53 kat daha fazla! Peki Neden?

    Bu durumu genetik faktörlerle açıklayabiliriz. Sonuçta bilim insanları depresyon geni diye bir şey buldular. Evet depresyonun genetik geçişi var! Peki, çare yok mu?

    Bunun yanında çocuk doğurmanın psikolojik bir yanı da mevcuttur. Çocuk doğurmak anne olmak özel bir duygu ve anne olma isteği bir kadının kendi annesi ile geçirdiği ilkel çocukluğu 0-18 aylık süreçteki ilişki ile doğru orantılıdır. Birçok danışanımda gördüğüm annem gibi olmayacağım kaygısı kadınları daha büyük bir yüke sokmakta. Doğum sırasındaki psikoloji, eşe olan sevgi, aşk, istenen bir gebelik mi? Planlı mı, hepsi çok kıymetli olsalar da birçok psikolog gibi bende bu doğum sonrası depresyonu anne ile kurulan ilişkiye yani yaşamın ilk yıllarındaki anne çocuk ilişkisine bağlıyorum.

    Doğum Sonrası Depresyon Annenin Anne – Çocuk İlişkisinin Bir Tekrarı Mı?

    Bağlanma kuramı ile doğum sonrası depresyonun psikolojik ilişkisine değinen pek çok uzman görüşü mevcuttur. Bağlanma kuramı, yaşamın erken dönemlerinde belirlenen ve süreklilik kazandığı düşünülen, bireyin diğer insanlar ile ilişki kurma şeklidir. Bağlanma kuramının önde gelen temsilcileri bireyin oral döneminde (0-18 aylar arası dönem) güvenli ya da güvensiz olarak bir yapı oluşur ve bireylerin bu yapıyı ömür boyunca devam ettirdiklerini savunurlar. Bağlanma kuramının önde gelen temsilcileri bireyin oral döneminde ( 0-18 aylar arası dönem) güvenli ve güvensiz iki yapı oluşturduklarını ve bu yapıyı ömür boyunca devam ettirdiklerini savunurlar. Oral dönemdeki bağlanma özellikleri ergenlik döneminde de devam eder. Bağlanma kuramının öncüsü Bowlby’nin ‘Güvensiz Bağlanma’ deyimi ile ilkel yaşam dönemindeki (0-18 aylar) bağlanma tarzı ömür boyu devam edecek psikopatolojinin belirleyicisidir. Tersi bir yapılanma ise ‘Güvenli Bağlanma’ olarak adlandırılmış ve kişinin sağlıklı birey olmasındaki önemi vurgulanmıştır. Birçok psikopatoloji; depresyon, sosyal kaygı bozukluğu, kronik ağrı, hastalık hastalığı ve obsesif kompulsif bozukluk bağlanma tarzları ile ilgili yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

     

    Doğum Sonrası Depresyonun Sıklığı

    Yeni doğum yapan kadınların neredeyse %50’si doğumlarının ardından doğum sonrası depresyon belirtileri göstermektedir. Ancak belirtilerin tanı alması %12.5’dir (DSM temel alınmıştır). En önemli nedenler; aile içi stres, evlilikte sorunlar yaşanması, aile içi şiddet, gebelik öncesi sorunlar, istenmeyen gebelik, gebelik öncesi ruhsal sorunlar, eşinin ya da kendi ailesiyle kötü ilişkiler, aile veya arkadaşlık ilişkilerinin kötü olması doğum sonrası depresyonu etkileyen en önemli etkenler olarak gözlenmiştir.

    Yapılan pek çok araştırmada doğum sonrası depresyon %10-15 arasında gözlemlenmiştir.

    Ülkemizde yapılan bir diğer araştırmada ise doğum sonrası depresyonun doğum yapmış kadınların %42’sinde gözlemlendiği görülmüştür.

    Trabzon’da %28.1, Samsun’da %23.1, İzmir Bornova’da %29, Manisa yarı kırsal bir bölgede %36.9, İsrail’de %22.6, İsveç’te %12.5 olarak bulunması da tüm risk faktörlerinin tekrar incelenmesinin önemini bize göstermektedir.

    Eğitimin önemi oldukça kıymetli!

    Doğum Sonrası Depresyon Risk Etmenleri

    En önemli risk etmeni ise annenin daha önceki dönemde depresyon geçirmiş olmasıdır. Yani doğum yapan kadın yaşamında bir dönemde depresyon geçirdiyse doğum sonrası depresyon geçirme olasılığı da oldukça yüksektir.

         Güncel çalışmalarda ise annenin güvensiz bağlanması ve doğum sonrası depresyon arasında bağlantı olduğu kanıtlanmıştır.

    Doğum sonrası depresyon ile güvensiz bağlanmanın ilişkisi araştırıldığında ise ikircikli davranış ve tutumlar gösteren annelerin çocuklarının sonraki dönemlerde eşi tarafından da benzer tutumları görmesi ihtimalinin yüksek olduğu, daha sonrada bu eş ilişkisinin kadını doğum sonrası depresyona ittiği düşünülmektedir.

    Doğum yapma korkusu, gebelikte geçirilen hastalıklar, bebeğin cinsiyetinden duyulan memnuniyet gibi faktörlerin doğum sonrası depresyon ile anlamlı ilişkisi bulunmamıştır.

     

    Çalışan Annelerin Daha Düşük Puan Doğum Sonrası Puanlarının Daha Düşük Olması?

    Çalışan annelerin daha düşük puan almaları pek çok kişiyi şaşırtabilir. Şüphesiz ki burada birçok etmen var, eş desteği, eşin sağlığı, eğitim düzeyi, sorumluluk bilinci, planlı gebelik, istenen çocuk gibi. Ancak önemli nokta ise doğum yapan kadınların doğum izinlerinin onları ve çocuklarını mağdur etmeyecek düzeye getirilecek düzeyde olmasıdır.

    Çalışan annelerin hayatlarının daha planlı olması, istenen ve planlı gebelikler yapmaları sadece doğum sonrası depresyon ile ilgili değil, bebeğin tüm hayatı boyunca taşıyacağı kişilik özelliklerini de belirleyecektir. Annenin isteyerek bakım vermesi bir bebek için her şeyden daha önemlidir. Bunun yanında çalışan annenin doğum sonrası depresyon ile ilgili daha çok bilgi alması da mümkündür. Konferanslar, sempozyumlar ve eğitimler bu sürece hazırlık için çok önemidir.

    Doğum Sonrası Psikoz!

    Doğum sonrası dönemde annenin doğum sonrası depresyonundan daha kötü bir şey yaşayacağı varsa doğum sonrası psikozdur. Genellikle doğumdan sonraki ilk iki haftayı kapsar ve manik, huzursuz davranışlar ile kendini gösterir.

    Psikoz gerçeklik algısının yitirilmesi ve hayal ile gerçeği birbirine karıştırmaktır.

    Muhtemelen Anadolu’daki bu albastı gelip kadının aklını aldığı cinler, şeytanlar musallat oldular gibi algılanan şeyler ağır geçen doğum sonrası depresyonu ve belki de ‘doğum sonrası psikozdur. Doğum sonrası psikoz çoğu zaman dönemsel ve geçici bir durumdur.

    Ne yapılmalı?

    Bu konuda çalışacak uzmanlar Edinburgh doğum sonrası depresyon ölçeğini kullanabilirler. Emzirme süreci göz önüne alınanlar ilaç desteği ve destekleyici psikoterapi de bu sürecin atlatılmasına destek olacaktır.

    Doğum sonrası depresyon ciddi bir durum ve hayati risk olduğundan bir psikiyatri uzmanı ile incelenmesi çok önemlidir.

    Bir kadın gebelik dönemi boyunca fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamada birçok değişim yaşar. Doğum ile hormonların bir kısmı normale dönerken bir kısmı da emzirme dönemi boyunca devam eder. Bu zor süreci atlatmaya yardımcı olacak en önemli şey eş ve yakın çevre desteğidir.

    Eşler gebelik sürecinden itibaren anne baba kurslarına gidebilir, beraber psikoterapi alabilirler. Hamilelik dönemindeki pek kadın danışanım eş desteğinin önemini vurgulayıp, çoğu zaman da eksikliğinden yakınmıştırlar.

    Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Unutulmamalıdır ki depresyon hamilelikte en sık gözlemlenen ruhsal sorundur. Bu durum doğuma yakın daha da artmaktadır.

    Ciddi ruhsal hastalıkların çıkması adına doğum sonrası dönem ve gebelik dönemi karşılaştırıldığında, doğum sonrası dönem üç veya dört kat daha riskli (önemli) bulunmuştur.

    Pek çok kadın suçluluk hissi (Bu kavramla aramızda değişik bir çatışma var. Oturmuyor, kadınlar niye kendini suçlu hissediyor kaygılarını açıklarken bence baya da anlaşılamamaktan ama en önemlisi de yargılanmaktan korkuyorlar. Bu yüzden susuyorlar ve her şeyi içlerinde yaşıyorlar.) nedeniyle doğum sonrasındaki duygularını ifade edememektedir. Bunun sonucunda pek çok doğum sonrası depresyon vakası gözden kaçmakta ve kadınlar bu süreci yalnız geçirmek zorunda kalmaktadır. Bu süreçte özellikle eş sonra da yakın çevre desteği çok önemlidir.

    Sonuç

    Doğum sonrası depresyonun ülkemizde çok üstüne düşülen bir konu olduğunu düşünmüyorum. Daha da ileriye gidersek konuşulmuyor bile. Birçok kadın bu süreci tek başına desteksiz atlatmakta ve bundan en yakınlarının (eşlerinin bile) haberi olmamakta.

    Stresli gebelik, sorunlu doğum, travmatik bir çocukluk hepsi kişilik yapısında çok etkili olan olumsuz olay ve dönemlerdir. Bireylerin kişilik yapıları annelerinin kişilik yapılarıyla oluşacaktır. Bu nedenler kadınlarımıza sadece hamilelik, doğum, doğum sonrası, lohusalık dönemlerinde değil her dönemde iyi davranmalı ve güzel ilişkiler kurmalıyız. 

    Esenlikler dilerim

  • Yenidoğan Bebek ve Anne

    Yenidoğan Bebek ve Anne

    Anne bebek arasındaki ilişki bebek henüz anne karnındayken başlar. Doğum sonrası annenin psikolojik ve bedensel sağlığı bebeği ile ilişkisinde çok önemlidir. Annenin doğum sırasındaki zorluklardan dolayı yaşadığı bedensel rahatsızlığı bebeği ile arasındaki bağın oluşmasını zorlaştırabilir. Bebeğin doğumunun hemen sonrasında anne ile bir araya getirilmesi aralarındaki ilişki için çok önemlidir. Doğumdan 1 saate kadar bebeğin annesini tenine temas etmesi aralarındaki bağı arttıracaktır.

    Anne ve bebeğin bir arada olmaları ve etkileşimde bulunmaları aralarındaki bağın oluşumunu güçlendirir. Bebekler ilk doğduklarında dünyaya henüz adapte olamazlar ve kendilerini hala bir süre anne karnında hissederler. Bu yüzden bebekler özellikle ilk aylarda annelerine daha çok ihtiyaç duyarlar. Sürekli anne kucağında olmak, annesinin kokusunu almak ve tenini hissetmek isterler. Bu yeni doğan bebeklerde sıkça karşılaşılan normal bir durumdur. Bu süreç bebeğin dünyaya alışma evresidir. Bebekler bu dönemlerinde sadece ağlayarak iletişim kurabilirler ,ağlayarak acıktıklarını, uykularının olduğunu, altına yaptığını belli eder ya da sadece annelerini özlediğini için ağlar. Böyle durumlarda anne bebeğini kucağına alıp onunla konuşabilir çünkü bebekler annelerinin seslerini diğer seslerden ayırt edebilir.

    Bu dönemde bebek her ağladığında kucağa alınmalı çünkü bebek annesinin kokusunu alınca sakinleşir. Böylece bebek daha sakin ve huzurlu bir dönem geçirecektir.

    Bebekler anne karnındayken anne ve babasının sesini ayırt etmeye başlar. Dünyaya adapte olma evresinde anne ve babanın sesini duymak bebeği rahatlatacaktır bu yüzden ebeveynlerin sık sık bebekle konuşması gerekir.

    Bebek yaklaşık 3 haftalıkken daha canlı bir hal alıyor yani uyanık kalma süresi artıyor, agulamaya başlıyor. Aynı zamanda özellikle annesinin sesini duyduğunda sessiz kalıp sesi dinlemeye başlıyor. Böyle durumlarda anneni bebekle sohbet etmesi aralarında bağ için oldukça önemlidir. Goodfriend’in makalesine göre bebek annesinin sesini ve gülücüklerini duyduğunda kendini daha huzurlu hissediyor. Ayrıca doğumdan hemen sonra anneden ayrılan bebeklerde gelişimin yavaşladığı belirtilmiştir.

    İlk ayın sonunda bebekler gülücüklere tepki verebilir, ağlama dışında sesler çıkarabilir ve yüze odaklanabilir. Bu nedenle bebekle bu yollarla iletişime geçmek bebek-anne arasındaki bağ için oldukça önemlidir. Bebekler yemeğe ihtiyaç duyduğu gibi anne sevgisine de ihtiyaç duyarlar. Annelerin bebeklerini öpmeleri, sarılmaları ve onlarla temas kurmaları bebeğin gelişimi için önemlidir.

  • Doğumsal böbrek genışlemelerı

    Doğum öncesi anne karnındaki bebeğe yapılan ultrosonografinin yaygın kullanımı bebeklerde bir çok doğuştan böbrek hastalığının erken saptanmasına neden olmaktadır. Ultrosonografiyle doğum öncesi saptanan tüm anomalilerin %20’si, böbrek anomalileridir. Bu anomliler büyüklük anomalileri, böbrek dokusunun (parankim) anomalileri , kist varlığı ve antenatal hidronefroz (doğum öncesi bebeğin böbreklerinin genişlemesi) şeklinde dört grupta toplanabilir.

    Tanım

    Doğum öncesi (antenatal) bebeğe yapılan ultrosonografide bebeğin böbreklerinin içindeki idrarı toplayan toplayıcı keseler (=kaliksler) ve havuzcuktaki (pelvis) genişleme bulgusuna antenatal hidronefroz (doğumsal böbrek genişlemesi) denilir.

    Sıklık

    Antenatal hidronefroz (ANH) oldukca sık görülür ve doğum öncesi ultrosonografiyle saptanan anomalilerin en sık görülenidir. Gebeliklerin %1-5’inde saptanır, erkek bebeklerde, kızlara göre 2 kat daha sıktır.

    Bebeklerin değerlendirilmesi

    Doğum öncesi bebeklerde 18ci ve 20ci haftalarda böbrekler değerlendirilmelidir. Eğer normalden sapma var ise periyodik takiplerde 2-4 hafta aralarla değerlendirilme tekrar edilir. Doğum öncesi 20. hamilelik haftasından önce pelvis genişliği (A-P çap) 6 mm, 20-30 haftalarda 8 mm, 30 haftadan sonra 10 mm ve üzerinde genişlemeler önemlidir ve takibi gereklidir.

    ANH nedenleri

    Yaklaşık % 50’sinde hidronefroz (genişleme) geçicidir veya yapısaldır. Bir hastalık göstergesi değildir. Geri kalanı ise bir hastalığa bağlıdır.

    1) Geçici veya yapısal: %50-70.

    2) UPJ darlığı (böbrek çıkışında darlık): %10-30

    3) Vesikouretral reflü (idrarın, idrar torbasından böbreğe kaçışı): %10-40

    4) İdrar torbası girişinde darlık): %5-15

    5) Multikistik displastik böbrek (doğuştan kistik bir böbrek hastalığı)= %2-5

    6) Posterior uretral valv (erkek çocuklarda idrar kanalında darlık)= %1-5

    7) Ureterosel (idrar torbası içersinde keseleşme): %1-3

    Doğum sorası takip

    ANH’lu bebeğin doğum sonrası takibindeki amaç, ağır darlığı olan olguların erkenden saptanarak böbrek hasarlanması olmadan ameliyat edilmesi, sağlıklı olan (geçici veya yapısal ANH) bebeklerin ayırt edilerek gereksiz tetkik ve tedavilerden korunmasıdır.

    ANH’lu bebeğin doğum sonrası ilk değerlendirilmesinin ne zaman yapılacağı doğum öncesi çekilen ultroson bulgularına göre değişmektedir.

    Eğer doğum öncesi çekilen ultrosonda bebeğin her iki böbreğinde genişleme var ise veya tek taraflı genişleme var ve üreter genişlemesi ve/veya idrar torbası bozukluğu var ise bu bebekler doğumdan sonra birinci gün Çocuk Nefrolojisi Uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Doğum öncesi çekilen ultrosonda bebeğin bir böbreği tutulmuş (genişleme var) ve üreter genişlemesi ve/veya idrar torbası bozukluğu yok ise bu olgularda değerlendirilme 3-7. günde yapılmalıdır.

    Sondalı film kimlere gerekir ?

    Kız veya erkek çocuklarında doğum sonrası çekilen ultrosonografilerde antenatal çap 15 mm üzerinde ve evre 3-4 derece hidronefroz var ise veya üreter dilatasyonu olan bebeklerde 4-6’cı haftada işeme sistoürotrografisi (İSÜG= sondalı film) istenmelidir.Son zamanlarda ise sadece hafif hidronefroz olan ve başka bulgusu olmayan olgularda rutin işeme sistografisinin çekilmemesi, diğer olgulara ise çekilmesi konusunda fikir birliği oluşmuştur. Antenatal hidronefroz saptanmış olgularda, takip sırasında ateşli İYE geçiren bebeklerde işeme sistografisinin (İSÜG= sondalı film) çekilmesi uygundur

    Darlık tanısı nasıl konulur ?

    Antenatal hidronefrozlu olgularda doğum sonrası ve takip süresince çekilen ultrosonlarda, A/Pçapta artışın olması veya azalmanın olmaması, böbrek parankim (dokusunda) incelmelerin oluşu, ureterlerde (idrarı böbrekten idrar torbasına getiren kanalda) genişlemenin oluşu ürüner sistemde obstrüksiyon (tıkanma, darlık) olduğunu düşündürür.

    Obstrüksiyon(tıkanma, darlık) araştırılması için diüretikli sintigrafi=renografi (DTPA veya MAG 3) denilen damar yolundan nükleer bir ilaç verilerek film çekilir. Bu tetkiklerin yan etkisi yoktur. Bebekte belirli dakikalarda sintigrafik görüntüler alınır. Yirminci dakikada damardan idrar yaptırıcı ilaç verilir. Görüntü almaya devam edilir. İdrar yaptırıcı ilaç (lasix) verilmesine rağmen ilk 30 dakikada böbrekte biriken idrar atılmaz ise obstrüksiyon (tıkanma, darlık) varlığının tanısı konulur.

    Kimlere erken sünnet önerilir ?

    Sünnet, posterior uretral valv (erkek çocuklarda idrar kanalı darlığı) veya vesikouretral reflüsü (idrarın böbreğe doğru geri kaçışı) olan olgular ile III ve IV derece hidronefrozu olan olgularda idrar yolu enfeksiyon gelişmesini anlamlı şekilde engellemektedir. Bu nedenle antenatal hidronefrozlu erkek çocuklarda sünnet yapılması önerilmektedir.