Etiket: Doğum

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..
  • AĞRILI ADET ..

    AĞRILI ADET ..

    Ağrılı adet, ergenlik döneminde okul devamsızlığı, genç erişkin döneminde işe gidememe nedeniyle önemli sosyal kayıplara ve en sık işgücü kaybına yol açan bir rahatsızlıktır. Bulantı, kusma, başağrısı, sinirlilik, ishalin eşlik edebildiği, bazen bel bölgesine de yayılan, alt karında kramp şeklinde ağrılarla seyreden bir tablo vardır. Kadınların yaklaşık % 60 kadarında görülür. Yeterli tıbbi tedavi almayan ve ağır seyreden bazı olgularda, kadınlar neredeyse her ay sağlık kuruluşlarına başvurmak zorunda kalırlar.

    Başlıca iki tip ağrılı adet görme şekli vardır.

    1-Primer Dismenore: Bu kişilerde ağrılı adet görmeye yol açan ikincil bir hastalık söz konusu değildir. Genellikle adet görmeye başladıktan 1-2 yıl sonra şikayetler başlar ve doğum yapıncaya veya 23-27 yaşlarına kadar şiddeti artar. Erken yaşta adet görmeye başlayan ve adet kanamaları uzun süren ve fazla olan bayanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Ailesel bir yatkınlıkta söz konusu olabilir. Annesi ve kızkardeşlerinde ağrılı adet olanlarda sıklık daha fazladır.
    Bu hastalıktaki en önemli sebebin, adet sırasında rahim iç zarı (endometriyum) tarafından sentezlenen, rahimde kasılmalara ve ağrıya neden olan, prostoglandin adı verilen maddeler olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca ağrılı adet gören kadınların depresif bir yapıya sahip oldukları, bu hastaların rahim ağzında darlık olduğu şeklinde fikirler de ileri sürülmektedir.
    Teşhis için ayrıntılı tıbbi öykü, ağrısız bir dönemde yapılan ayrıntılı muayene (bakirelerde ultrasonografi ve makattan muayene yapılabilir) teşhis konulmasını sağlayacaktır. Bu muayenede herhangibir kadın hastalığına ait bulgu saptanamaz. Bu hastalardaki adet ağrısı ya adetten birkaç saat önce ya da adetle birlikte başlar ve 48-72 saat kadar sürebilir.

    Hastalığın en önemli nedeninin rahim iç zarı tarafında üretilen prostoglandin denilen maddeler olduğu kabul edildiği için, tedavide prostoglandin maddesinin üretilmesini engelleyen maddeler kullanılır. Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçlar (indometazin, ibuprofen, naproksen sodyum vb.) tedavideki ilk seçeneği oluşturur. Bu ilaçlar adetten bir gün önce veya adetle birlikte kulanılmaya başlanır ve 1-3 gün kullanılır. Günde 1-4 kez kullanılır. Hastaların % 70-80 kadarında bu ilaçlar ağrıların giderilmesinde yeterli olur. Ergenlik çağındaki kızlar ve doğum kontrol ihtiyacı olmayan bayanlarda tercih edilecek ilaçlardır. Bu ilaçların her ay 1-2 gün kullanılması genellikle bir sorun doğurmaz. Fakat mide ülseri, astım, karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlar bu ilaçları kullanmamalıdır. 
    Tedavide ikinci seçenek doğum kontrol haplarıdır. Bu ilaçlar aynı zamanda doğum kontrol ihtiyacı olan kadınlarda çok uygun olacaktır. Hastaların % 90’ında tedaviyi sağlayacaktır. Progesteron hormonu da tedavide kullanılabilir. Günlük hap, 3 aylık iğne şeklinde verilebilir. Son yıllarda kullanıma giren progesteron salan rahim içi araç (hormonlu spiral) ağrılı adet tedavisinde oldukça etkilidir.
    2- Sekonder Dismenore: Ağrılı adet görme alttaki başka bir organik hastalığa bağlı olarak oluşur. Burada özel bir duruma çok dikkat edilmelidir. Adet görme yaşına geldiği halde adet görmeyen, fakat her ay alt karında ağrısı olan genç kızlarda doğumsal anomaliler akla gelmelidir. Adet kanının yolunu tıkayan doğumsal zarlar, kanın dışarıya akmasına engel olur, bu kan kadın organlarında birikir. Aynı zamanda her ay tekrarlayan ağrılar söz konusudur. Kan akışını engelleyen zarın kesilmesi ile tedavi gerçekleşecektir.
    Bu tür adet ağrısı, adetin başlangıç yılından çok sonra görülür. Ağrı beklenen adetten 1-2 hafta önce başlar ve kanamanın bitiminden sonra birkaç gün daha devam eder. 

    En önemli nedenleri sırasıyla; endometriozis, adenomyozis, myomlar, rahim içi ve rahim ağzındaki et benleri (polipler), daha önce geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı olarak kadın organları arasında oluşan yapışıklıklar, spiral, doğumsal rahim anomalileri, yumurtalık kistleri, psikolojik nedenler, pelviste kan göllenmesi sendromu şeklinde sayılabilir. Eskiden rahmin ters durması (retroverti) da ağrı nedeni olarak kabul edilip, ameliyatla rahmin düzeltilmesi operasyonu öneriliyordu. Fakat günümüzde ters rahmi düzeltme ameliyatları uygulanmamaktadır. Ağrının ergenlik yıllarından sonra başlaması ve adetten 1-2 hafta önce görülmesi primer dismenoreden ayıran en önemli bulgularıdır. Hastanın muayenesi sırasında yukarıda sayılan nedenler genellikle ortaya çıkarılır. Hastanın muayenesinde bir bulgu tespit edilemediyse, verilen ilaçlara da cevap vermiyorsa, teşhis ve tedavi amacıyla laparoskopi denilen operasyon önerilir. Laparoskopi ile kadının karın içi ve kadınlık organları direkt olarak gözle kontrol edilir. Bazı nedenler laparoskopi ile düzeltilebilir.
    Sekonder dismenorede tedavi altta yatan hastalığın tedavisi ile mümkündür. Örneğin myomu olan kadında myomların, yumurtalık kisti olan kadında bu kistlerin çıkartılması, et benlerinin (poliplerin) alınması, doğumsal anomalilerin usülüne uygun düzeltilmesi ile bunlara bağlı oluşan ağrılı adet tedavi edilebilir.
    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi ağrılı adet kadınların kendi kendilerine teşhis koyup, basit ağrı kesicilerle geçiştirebilecekleri bir hastalık değildir. Çünkü altta yatan çok ciddi sebepler olabilir ve bunların acilen tedavisi gerekebilir. Bu nedenle hastaların öncelikle bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından muayene edilmesi ve varsa altta yatan nedenlerin ortaya çıkartılması ve tedavinin planlanması gerekmektedir.

  • Dikkat!!! Bebeğiniz Anne Karnında Herşeyi Kaydediyor!!!

    Dikkat!!! Bebeğiniz Anne Karnında Herşeyi Kaydediyor!!!

    Bebek anne karnında nasıl etkilenir?Elbette ki bebeklerin beyni bizim kadar karmaşık çalışmaz. İstekleri ve duygusal ihtiyaçları erişkinlerden çok daha basittir. 5.aydan itibaren bizleri duyarlar. Her söylediğimizi anlamaları mümkün değildir ancak zihinsel gelişimleri ses tonumuzu çok kolay ayırt edecek şekilde gelişmiştir. Ses tonumuzdan stresli veya gevşemiş ve mutlu olduğumuzu ayırt edebilirler.

    Ayrıca stres sırasında salgıladığımız hormonların onlara da ulaşması nedeniyle bu hormonların kendilerinle oluşan etkileri de öğrenirler. Huzurlu bir annenin salgıladığı hormonlar bebeklerimizde de gevşeme etkisi yaratır. Mutlu annelerin bebekleri mutluğun tadını bilirler. Devamlı stres altındaki annelerin bebekleri ise sürekli salgılanan stres hormonlarının yarattığı rahatsızlık nedeni ile kendilerini güvensiz bir ortamda hissederler.

    Dış dünyanın tüm etkileri bebeklere anneleri vasıtasıyla geçer. Sesler bile annenin bedenini geçtikten sonra onlara ulaşır. Bu aşamada en çok duydukları ses annenin kalp atımlarıdır. Tüm fonksiyonlarını yaşarken,tüm sesleri duyarken ve kendince tüm duygularını hissederken annenin kalp atım sesi sürekli onların yanındadır. Bebekler bir şekilde normal, sağlıklı ve mutlu olan kalp atımlarını ayırt ederler.

    Bu kalp atımları sayesinde uykuya dalarlar,oynarlar ve dinlenirler. İnsan beyni erişkinde olduğu gibi fetusta da çoğu bilgiyi sembolize ederek bilinçaltına koyar. Burada sakin bir kalp atışı sakinliği, güvenliği ve sevgiyi sembolize eder.

    Sakin atan huzurlu bir anne kalp sesi bebekleri sakinleştirdiğine göre, acaba bu sesler doğum sonrasında bebek bakımında da etkili olabilir mi? Bunun için bir çalışma yapılmış. Bebeklerin toplu odalarda bırakıldıkları dönemde yapılan bu çalışmada hastanedeki bebek odalarının birine her gün teypten sakin anne kalp atışları yayınlamışlar. Pozitif bir etki bekliyorlarmış ancak etki düşündüklerinden daha büyük olmuş. Bebekler daha fazla yemişler, daha fazla kilo almışlar,daha iyi solunumları olmuş, daha az ağlamışlar ve daha az hasta olmuşlar.

    Elbette kalp atımlarınız sizin elinizde olmadan artar veya azalır. Kalp atımımızı kontrol etmemiz zor. Ancak bunun kolay bir yanı var; duygularımız. Duygularımızı daha iyi anlayabilir ve onlarla daha etkili çalışabiliriz. Duyguların bedenimizde yarattığı etkilerle bebeğimizin gelişmekte olan beyninde pozitif ya da negatif yönde etkiler bırakırız. Bunu bilmek bile davranışlarımızı bir kez daha gözden geçirmek için yeterli bir sebeptir.

    Bebeklerin bilinçaltının daha anne karnındayken oluştuğu artık biliniyor. Bu yüzden gebeliğiniz sırasında siz farkında olmadan bebeğinizin karakteri üzerinde büyük etkiler bırakıyorsunuz. Bu etkiler bilinçli anne-babalarda pozitif olurken, diğerlerinde travmalar şeklinde bebeğinizin bilinçaltına yerleşiyor. Bu konu artık pre-natal yani doğum öncesi travmalar olarak inceleniyor. Hatta bu konuda uzmanlaşmış psikologlar bu travmaların minimumda yaşanması için anne ve baba eğitimleri veriyorlar. Çocuk psikologları çocuklarda oluşan sorunlarla ilgili çocuklar hakkında konuşurlarken, pre-natal psikologlar daha doğmamış çocuğumuzun pozitif gelişimi için çalışıyorlar.

    Tabii bu demek değil ki aklımıza gelen her heyecan dolu şeyde veya anlık streslerimizde bebeğimiz derhal negatif etkilenecek ve bu etki ömür boyu sürecek. Hayır bu böyle olmuyor. Günlük hayatın stresi karşısında salgıladığımız hormonlar da bebeğe geçerek onların yavaş yavaş bu değişimlere uyum sağlamasını sağlıyor. Yani bebeklerin anne karnında karşılaştıkları stressler onların yaşama uyumlarını kolaylaştırıyor.

    Negatif etkilerin bebekte ömür boyu kalıcı olabilmesi için şartlı reflekse dayalı öğrenme tekniklerinin etkili olması gerekir. Yani negatif etkilerin belli bir süre tekrarlanması sonucu bebeğin bunu öğrenmesi gerekir. Bu aşamada en fazla iz bırakan etki bebeğin istenmemesidir. Bebekler bir şekilde bunu algılıyor.

    Bir olayda bebeğin doğumdan sonra annesini emmediği görülmüş. Ne yapılırsa yapılsın bebek anneyi ve memeyi reddediyor ve asla emmiyormuş. Bu konularla yakından ilgilenen doktorunun aklına bir fikir gelmiş. Yeni doğum yapmış bir anneden bebeği emzirmesini rica etmişler.Bebek tanımadığı halde bu yeni anneyi derhal kabullenerek istekli bir şekilde memeyi emmiş. Konuyu araştırmak için doktor bebeğin annesi ile detaylı konuşarak hamilelik dönemin sorgulamış; herhangi bir enfeksiyon veya travma araştırdığında bulamamış.

    Ancak konu daha derinleştirildiğinde annenin aslında bebeği asla istemediği, gebeliğe hazır olmadığı ve tamamen eşinin zoruyla hamile kaldığı ve tüm hamileliğinden nefret ettiği ortaya çıkmış. Yani bebeğimiz tüm gebelik boyunca reddedilme duygularıyla büyüdüğü için zarar görebileceği düşüncesiyle kendisini istemeyen bu anneden kendini sakınmaya çalışıyor ve reddediyor. Bebekler işte bu kadar detaylı bir bilinçle doğuyor. Elbette bu bebek ve anne arasında sevgi dolu bir bağ kurulacaktı ancak bunun uzun bir zaman alacağı çok açık olarak bellidir.

    Evet,bebekler anne karnında öğrenirler hatta sizinle iletişim kurarlar. Bir çalışmada önce bir gürültü karşısında bebeklerin tekmelediklerini keşfetmişler. Oysa rahimde titreşim yaratan bir alet kullanıldığında bu cevap oluşmamış. Daha sonra önce gürültü, hemen ardından da rahimde titreşim yaratacak bu aleti kullanmışlar. Bebekler her gürültü ve ardından titreşimden sonra tekmeleyerek cevap vermişler.

    Bir süre sonra gürültü olmadan sadece titreşimler tekmeleme cevabını almak için yeterli olmuş. Bu çalışma bebeklerin anne karnında öğrendiklerinin bir kanıtı ancak öğrenebilmeleri için düzenli bir tekrar gerekiyor. Bu tekrarlar bebeğinizin bilinçaltında bazı etkiler bırakıyor. Bu yüzden erişkinlerde saptanan aşırı korkular, takıntılar gibi bazı davranış bozukluklarının araştırılması aşamasında anne karnı ve özellikle doğum anına kadar inilebiliyor.

    Yine bir çalışmada sigaranın bebek davranışları üzerindeki etkisi araştırılırken annenin her sigara içmeyi düşündüğünde bebekte gerginlik hali saptanmış. Bu durumda bebeğin kalp atışları hızlanıyormuş. Bu gerginlik daha anne sigara içmeden yani sadece sigara içmeyi düşündüğünde bile oluşuyormuş. Elbette bebek annenin sigara içip içmediğini göremez ama beyni yeterince geliştiğinden sigara ve kendinde yarattığı negatif etkiler arasındaki bağlantıyı kurabilir.

    Bunu kanda düşen oksijen seviyesinin annede yarattığı kötü etkilerden bilir. Daha da kötüsü bebek üzerinde oluşan psikolojik etkiler çok önemlidir. Kronik bir belirsizlik ve korku yaşar. Bu acı verici olayın ne zaman ve ne şiddette olacağını yaşayana kadar bilemez. Tekrarlanan bu ve benzeri negatif olaylar onda derin bilinçaltına yerleşmiş şartlı gerginlik-sinirlilik sendromu yaratır. (Belki de bu yüzden bebeklerimizin bazıları doğar doğmaz huysuz ve huzursuz bebek damgası yiyor olabilir mi?)

    Bu bilgilerin en güzel yanı şartlı öğrenmeyi pozitif yönde kullanabileceğimizdir. Bilinçli bir aile tüm bu farkındalıklarla bebekleri üzerinde kalıcı pozitif etkiler bırakabilirler. Buna en güzel örnek bebeğin anne karnında müzik dinlemesi ve öğrenmesidir.

    Anne karnında sakin müzik dinleyen bebekler bu müzikle rahatlarlar ve bu müziği öğrenirler. Doğum sonrasında da ne kadar gergin ve ağlayan durumda olurlarsa olsunlar bu müziğe gevşeme ile cevap verirler.(Bizde eğitim alan ailelerimizde bu tür tecrübelere çok rastladık. Burada önemli olan aynı müziğin tekrarlanmasıdır.)

    Bir müzisyene röportaj sırasında müzikle ne zaman ilgilenmeye başladığını sorduklarında anne karnında başladığını söyleyince açıklamasını istemişler. Piyanist olan bu kişi önüne hiç çalmadığı bir parça gelmesine rağmen daha nota sayfalarını açmadan bu parçanın notalarını görebildiğini ve hatta anında çalabildiğini farketmiş. Daha sonra bu konunun üzerine gittiğinde araştırmaları anne karnındaki yaşamına kadar gitmiş. Kendisi gibi piyanist olan annesinin ona hamileyken sürekli bu parçayı çaldığını öğrenmiş.

    Buna benzer bir olayı geçenlerde bir hastamdan dinledim. Anne karnında öğrenme konusunu açtığımda bana ilk çocuğu hakkında yukarıdakine benzer bir olay yaşadığını heyecanla anlattı. Hamileliği sırasında bebeğine dinlettiği ancak daha sonra bir daha hiç çalmadığı bir parçayı çocuğu 4 yaşlarına geldiğinde kendiliğinden söylemeye başlayınca çok şaşırmış. Çocuğu bu parçayı hiç dinlemediği halde ezgilerini tam olarak söylemesinin anne karnındaki öğrenme etkisiyle olduğuna çok emindi.

    Pozitif etkilenime bir örnek de annenin kendini güvende hissetmesidir. Güven gerek hamilelikte gerekse doğum sırasında annelerimize verilebilecek en değerli hediyedir. Sevilen, değer verilen ve korunduğunu hisseden annedeki pozitif etkilerin tümü bebeğe hem doğal olarak geçer hem de bilinçli olarak verilebilir. Kendine güvenli ve sıcak bir ortam yaratan anneler duyguları, hayalleri, rüyaları ve düşünceleriyle oluşturdukları pozitif etki sayesinde bebeklerinin ileri yaşamdaki hayatını etkiler.

    Bu aşamada anneyi etkileyen her şey bebeği de etkiler. Gebelik sırasında karşılaşılan en büyük sorun eşini reddeden,değer vermeyen ve gebeliğin tüm sorumluluğunu anne üzerine yükleyen bir baba adayıdır. Bu kavram babaya bebeğin karakterinin gelişiminde daha anne karnındayken büyük bir sorumluluk yükler. Onlardan beklenen görev aslında çok ta büyük değildir; anneye sevgi ve güven vermek, bebekle iletişim kurmak. Bebekle erken kurulan ilişki anneye güven ve sevgi verir, bu da bebekte pozitif etkilein başlangıcı demektir.

    Artık bebeklerin bağ kurulması halinde babalarını da daha anne karnındayken tanıdığını biliyoruz. Bununla ilgili okuduklarımızın yanı sıra kendi hastalarımızda yaşadığımız tecrübeler de baba-bebek ilişkisinin anne karnında sağlanabileceğini bizlere ispatlıyor. Yani bebekler anne karnındayken bile ona sevgi veren, onunla konuşan babalarını doğumun ilk dakikalarında bile sesinden tanıyabiliyorlar.

    Doğumdan sonraki ilk dakikalarda bile bebekler babalarının sesini tanıyabiliyorlar. Bu da onlarda “güvendeyim” hissini yaratıyor. Bu yüzden doğumdan sonraki dünyayla tanıştığı ilk dakikalarda bebeğin kendini güvende hissetmesi açısından mutlaka anne kucağı ve sesiyle ilişkisi hayati bir öneme sahiptir. Annenin bunu sağlayamadığı durumlarda (sezaryen, bayılma gibi) bu görevi babanın üstlenmesi gerekir.

    Erken kurulan bu baba-bebek bağı babada kendine güven ve geçmişten gelen negatif etkilerin silinmesi açısından önemlidir. Ayrıca erken kurulan bu bağ sayesinde doğumdan sonra özellikle saygı ve değer görme açısından erkek arkadaşlarıyla sık sık dışarda vakit geçirmeye meyilli babalarda bu kısırdöngü kırılır. Bebeğine vakit ayıran, onunla iletişim kuran, sorumluluklarının farkında babalar haline gelirler.

    Evet,bebekleriniz anne karnındayken sizlerle ilişki kurmaya çalışıyorlar. Sizlere seslerini duyurmak için kelimelerden çok hareket kabiliyetlerini kullanıyorlar. Çok yorulduğunuzda dinlenmenizi istiyorlar.Bunun için oynamayarak tepki veriyorlar. Yüksek sesli kötü bir müzikte aşırı oynayarak rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Huzurlu olduğunuzda sakin hareketlerle size eşlik ediyorlar ve kendilerini sevgiyle hissettiriyorlar. Aç kaldığınızda sessizlikle tepki vererek sizi yemek yemeye teşvik ediyorlar. Ve daha bilmediğimiz kimbilir neler yapıyorlar.

    Anne karnında bebeklerin ihtiyaçları büyüklerinki gibi karmaşık değildir. Tek istedikleri sevildiklerini hissetmek, güvenli bir ortamda olduklarını bilmektir. Kendinizi 9 ay bir odada duygusal, dokunsal ve sosyal tüm ihtiyaçlarınızın karşılanamadığı bir ortamda hissedin. Kendinizi terk edilmiş gibi hissedersiniz. Sağlığınız ve sosyal yapınız yavaş yavaş bozulur. 9 ay sonra ne kadar negatif etkileneceğiniz apaçık bellidir. Bebekler yeterince iletişim kurulmadığında kendilerini aynı durumda hissederler.

    Bunu engellemek için sizden çok basit bir şey isterler;onlara dokunmanızı ve onlarla konuşmanızı. İnanın bu kadar basit bir iletişimin etkilerini bile daha doğumun ilk dakikalarında keşfedeceksiniz. Bebekleriniz sizin sesinizi ve kalp atımlarınızı hissettiği andan itibaren güvenilir bir dünyaya adım attıklarını yürekten hissedecekler, hayata daha bir pozitif destekle başlayacaklar.

    Bebeklerimize daha doğmadan saygı duymamız ve kendi yaşamımızı düzenleyerek onların anne karnındaki huzurunu arttırmamız gerekiyor.Anne karnı,doğum anı ve ilk 3 yaşda bebeğiniz üzerindeki etkileriniz onların geleceğini belirleyecektir.

    Dünyaya gelişinin ilk dakikaları ama gözlerine dikkatli bakarsanız ne kadar anlamlı baktığını fark edeceksiniz.Etrafını algılamaya çalışıyor.Doğar doğmaz annesinin kucağıyla buluştuğu ve annesinin sesini devamlı duyduğu için kendini güvende hissediyor.Ağlamaya ihtiyaç duymuyor.

    BEBEKLERİNİZLE DAHA HAMİLEYKEN KURULAN SEVGİ DOLU BAĞLAR ONLARIN YAŞAMA GÜVENLE HAZIRLANMALARINI SAĞLIYOR.

    DOĞUM ANINDA BEBEKLERİMİZ HERŞEYİN FARKINDALAR VE SİZİN SESİNİZE, DOKUNMANIZA İHTİYAÇLARI VAR.DOĞUMLARINIZA VE BEBEKLERİNİZE SAHİP ÇIKINIZ!!!

    DOĞUMDAN HEMEN SONRA BEBEKLERİNİZİN KUCAĞINIZA VERİLMESİNİ TALEP EDİNİZ…

    BEBEKLERİNİZİN ALGILARI DOĞUMUN HER AŞAMASINDA TAHMİN EDEMEYECEĞİNİZ KADAR AÇIK VE HERŞEYİN FARKINDALAR!!!

  • Gebelik Takibi

    Gebelik Takibi

    Gebelik TakibiHanımlar gebeliklerini öğrendikleri ilk günden itibaren sağlıklı bir gebelik ve doğum için gerekli bilgilendirme ve periodik takiplerine dair mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.
    Adet gecikmesinin oluşması ile evde yapılan gebelik testi ve kanda bakılan BHCG testi ile anne adayları gebelik oluşumunu öğrenebilirler. Ancak bu testler gebeliğin sağlıklı ilerlediğini net olarak göstermez dış gebelik, mol hidatiform, sağlıklı gelişim göstermeyen gebeliklerde de bu testlet pozitif çıkar. Toplumumuzun bazı kesimlerinde erken dönem ultrasonun zararlı olabileceği ve bebeğin 3-4 aylık olmasına kadar ultrasonun geciktirilip aynı anda cinsiyetin de öğrenilmesi gibi bir inanış söz konusudur. İlk muayenenin geciktirilmesi dış gebelik, ölü gebelik ve mol gebelik tanısının konulmasını ve tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ilk 2 ay içerisinde yapılan ultrason çok önemlidir. 
    Normal bir gebelikte ideal takip şeması aşağıda gösterilmiş olup riskli gebeliklerde ve hastaya göre hekimin gerekli gördüğü durumlarda ek tahlil ve uygulamalar gerekebilir.
    6-8 hafta
    Genel sistemik muayene, kan basıncı ve kilo ölçümü
    Gebelikte Risk Tayini:
    Önceki gebelikteki olumsuzluklar: düşük, dış gebelik, kan uyuşmazlığı, troid bezi ile ilgili bozukluklar, diabet, erken doğum tehditi, sezaryan ile doğum, akraba evliliği, kan uyuşmazlığı…
    Gebelik kesesi ve fetus kalp atımının ultrasonografi ile saptanması
    Gerekli kan ve idrar tetkiklerinin istenmesi
    Gebelikte beslenme önerilerinde bulunulması
    11-14 hafta
    İkili tarama testi ve ultrasonografi ile fetusun ense kalınlığının ( nuchal translusensi) ölçülmesi
    16-18 hafta
    Üçlü tarama testi ve ultrasonografi ile fetal organ taraması
    20-21 hafta
    Fetal anomaliler yönünden ikinci basamak obstetrik ultrasonografi ile iler değerlendirmeler, gerekli durumlarda fetal ekokardiografi incelemesi
    24-28 hafta
    Gebeliğe bağlı diabet ( gebelik şekeri) taraması için 50 gr glukoz tarama testi ve 100 gram OGTT yapılması
    32-34 hafta
    Fetusun iyilik halinin, amnion sıvı miktarının ( fetusun içinde bulunduğu sıvı) , plasenta yerleşim ve yapısının, fetusun gelişimi ve kilo alımının ultrasonografi ile değerlendirilmesi
    Gebenin beslenme ve egzersiz önerileri ile doğuma hazırlanması
    36-40 hafta
    Annenin pelvik yapısının değerlendirilip normal doğum için engel olup olmadığı, rahim ağzı açıklığının değerlendirilir
    Haftalık NST takibi
    Gerekli durumlarda haftalık ultrason ve doppler ultrasonografi ile fetusa giden kan akımının değerlendirilmesi
    40 hafta ve üstü

    Fetusun değerlendirilmesi sonucu anne karnında daha fazla kalmasında sakınca yok ise: amnion mai azalması ( fetusun içinde bulunduğu sıvıda azalma), gelişme geriliği, doppler kan akımındaki bozulma olmaması ve bebeğin kilosunun normal doğuma uygun olması durumunda 41-42. Gebelik haftalarına kadar beklenebilir. Ancak bu süreyi de dolduran hastalarda gebeliğin ve rahim ağzının muayenesine göre suni sancı veya sezaryan önerilir

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • Gebelik ve Sigara

    Gebelik ve Sigara

    Erişkin insan kendi isteği ile sigara içebilir ve biz sigara içmenin zararlarını ona anlatsak da o kendi iradesiyle içip içmemeye karar verir. Ancak anne karnında ki bebek kendi iradesi dışında kendi istemeden annesi sigara içtiği için sigaranın zararlı etkilerine maruz kalmaktadır. Pek çok yan etkileri olduğu bilinen sigaraya bebeğimizin daha anne karnındayken maruz kalmasını hiçbir annenin istemeyeceğini düşünüyorum. Ama bazı anneler bağımlı olduklarından biz ne kadar çok söylesekde sigara içmeye devam etmektedirler.
    Bu annelerin bebeklerinde ve kendilerinde
    1. Erken doğum eylemi olasılığı artar
    2. Düşük doğum ağırlıklı dediğimiz intrauterin gelişme geriliğine sebep olabilir.
    3. Gebelik zehirlenmesine daha çok rastlanır. (preeklampsi)
    4. Erken membran yırtılması dediğimiz suyunun erken gelmesi olayı daha sık rastlanır.
    5. Erken doğuma bağlı olarak respiratuar distress sendromu dediğimiz solunum sıkıntısına daha sık rastlanır.
    6. Ani rahim içi bebek ölümlerine daha sık rastlanır.
    7. Bu bebeklerin ileri yaşlarında kansere yakalanma olasılıkları daha fazladır.
    Yukarda saydığımız pek çok olumsuz sonuçlarını düşünerek annelerimizin sigara içmemesini hatta sigara içilen ortamda dahi bulunmamalarını bebekleri adına istiyoruz.
    ***
    Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

    Kısa vadeli etkiler

    Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.
    Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

    Uzun vadeli etkilker

    Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
    Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
    Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:
    * Düşük riski artar…
    * Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…
    * Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…
    * İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…
    * Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…
    * İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…
    * Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…
    * Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar…
    * Lohusalıkta süt miktarı azalır…
    * Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…
    * Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…
    Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler:
    * Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı mümkün olduğunca azaltın.
    * Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın… Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
    Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/mine-sidika-kermalli/kadin-hastaliklari-ve-dogum-ureme-endokrinolojisi-ve-infertilite/ankara

  • DOĞUM

    DOĞUM

    Gebeliğin ilk 36-38. haftasında uterus doğum için hazır hale getirilir ancak uyarılara kapalıdır. Aynı zamanda uterus girişi de yumuşamaya başlamış ancak yapısal bütünlüğünü korumaktadır. Uzun süren bu sessizlik dönemini uterustaki kasılmaların başlaması ve uterus girişinde incelme ve açıklık başlaması izler. Doğum dört fazda incelenir.

    Faz 1(sessizlik fazı): döllenmeyle birlikte uterusta bir sessizlik dönemi başlar. Bu sessizlik gebeliğin sonuna kadar devam eder. Bazen gebeliğin ilerleyen haftalarında uterusta zayıf kasılmalar olabilir. Eyleme yol açmayan bu kasılmalara yalancı eylem denir.

    Faz 2(hazırlık fazı): gebeliğin son 6-8. Haftasında uterusta hareketlilik başlar. Bu fazda eylem için uterusta ve servikste değişiklikler ortaya çıkar. Uterusun alt segmenti oluşmaya başlar ve fetusun önde olan kısmı aşağıya iner. Servikste kollajen lifler yıkılır ve serviks yumuşar.

    Faz 3(doğum fazı): Doğum fazı 3 evreden oluşur.

    1. Evre: fetusun pasajdan geçmesi için gerekli olan serviks genişlemesinin tamamlanması için geçen süreyi kapsar. Yaklaşık 12 saat surer. Eylemde başlayan uterus kasılmaları tamamen istemsizdir. Bu kontraksiyonları sıklığı 10 dakikadan 1 dakikaya kadar düşer. Kontraksiyon arasındaki bu bir dakikalık dönem fetusun iyilik hali için çok büyük önem taşır. Uterusun kas tabakası üst kısımda daha kalın ve ilçeriğini dışarı itercesine çalışırken, uteresun alt segmenti bu pasajı kolaylaştıracak şekilde daha yumuşak ve ince olarak faaliyet gösterir.

    2. Evre: Bu evre serviksin dilatasyonunun tamamlanmasından fetusun doğumuna kadar olan süreyi kapsar. Hiç doğum yapmamış olan kadınlarda ortalama 50 dakika maksimum 2 saat surer. Çok doğum yapmış kadınlarda ortalama 20 dakika maksimum 1 saat surer.

    3. Evre: bu evre fetus çıktıktan sonra plasenta ve fetal membranların atılmasına kadar geçen süredir. Genellikle 10 dakika surer.

    Faz 4(puerperium fazı): doğumu takip eden 1 saat içinde uterusun kontrakte olması ile uterus damarlara basınç uygulanır ve kanama önlenmiş olur. Aynı anda anne sütünün gelmesi ile bebek emzirilmeye başlanır ve emme refleksi ile salınan oksitosin hormonu da uterus kontraksiyonlarına yardımcı olur.

  • GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    Günümüzde genellikle planlı programlı gebelikler daha sık görülmeye başlandı. Sağlıklı bir gebelik süreci, sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek kadar, bebeğin yaşam kalitesinin yüksek olması açısından, gebelik öncesinde yapılması gereken jinekolojik muayene önem taşımaktadır.
    1-) Anamnez:

    Muayene öncesi doktorunuz ile paylaşacağınız bilgiler, yol gösterici olacaktır. Yaşınız, adet düzeniniz, jinekolojik bir hastalık ve ameliyat öyküsü, ne kadar süredir korunmadığınız, daha önce gebelik geçirip geçirmediğiniz, nasıl sonuçlandığı konuları değerlendirilecektir.

    Ayrıca kronik bir hastalığınız (yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diabet, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, kan hastalıkları, psikolojik sorunlar gibi) olup olmadığı, devamlı kullandığınız ilaçlar, ailesel hastalıklarınız, geçirmiş olduğunuz ameliyatlar da bilinmelidir.
    Kişinin beslenme alışkanlıkları, sigara, alkol ve bazı keyif verici madde kullanımı, egzersiz alışkanlığı, çalışma şartları da sorulacaktır.

    2-) Jinekolojik muayene:

    Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile üreme organlarınızda bir sorun varsa saptanabilir. Enfeksiyon, rahim ağzında yara, polip, myom, yumurtalık kistleri araştırılır.
    1 yıldan daha uzun süre önce smear testi yapıldıysa şayet, tekrardan yapılmalıdır.
    Hastanın tansiyonu ölçülür. Kilo ve boyu değerlendirilir.

    3-) Testler:

    Anne ve baba adaylarının kan grupları öncelik taşır. Anneden tam kan sayımı, tam idrar tahlili, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, TSH(Tiroid hormonu) ölçümü yapılabilir. Hepatit B (B tipi sarılık), Hepatit C(C tipi sarılık), HIV (AIDS hastalığı) araştırılır.

    4-) Tedavi:

    Gebelik öncesi jinekolojik enfeksiyonlar varsa tedavi edilir. Ameliyat gerektiren bir durum varsa (myom, yumurtalık kisti) hasta uyarılır. Çünkü özellikle myom ameliyatları sonrası 1 yıl gebelik önerilmez.
    Kronik hastalıklar açısından (diabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kan hastalıkları, tiroid hastalıkları, psikolojik hastalıklar) ilgili uzman doktorlar ile görüşülmesi önerilir.

    5-) Diş bakımı:

    Gebelik öncesi diş kontrolü ve gerekirse tedaviler yapılmalıdır. Gerekli olduğunda gebelik esnasında, ilk üç ay sonrasında, diş röntgeni (karın bölgesi korunarak), diş dolgusu ve diş çekimi yapılabilir. Buna rağmen mümkünse gebelik öncesi ve sonrasında diş tedavisi daha uygundur.

    6-) Aşılar:

    Çocukluk çağı hastalıkları Kızamık, Kızamıkcık, Suçiçeği daha önce geçirilmeyip gebelik esnasında geçirilirse bebekte bazı kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle hastaya sorulmalı ve eğer emin değilse kan testleri ile kontrol edilmelidir. Aşı olmamış veya hastalık geçirmemiş kişilere aşı yapılmalıdır. Aşıdan sonra en az 3 ay gebelik için beklemek gerekir.
    Tetanoz aşısı, hamilelik süresince güvenle yapılabilen bir aşıdır. Gebeliğin 3. ayından sonra uygulanabilir.
    Hepatit B aşısı da gebelik öncesi önerilir.

    7-) Besin desteği:

    Sağlıklı beslenen anne adayının ek vitamin alması gerekli değildir. Ancak beslenmede yeterince Folik asit ve Demir alındığından emin olunmalıdır.

    Folik asit, anne karnında bebeğin kafatası, omurga, beyin ve sinir hücrelerinin gelişimine ve vücutta kan yapımına  olumlu katkıları olan bir B grubu vitamindir. Yeşil yapraklı sebzelerde, karaciğer, böbrek, mercimek, ceviz, fıstık, fındık, tahıllarda bulunur. Yine de gebelik sürecinde vücut ihtiyacı artmaktadır. Gebelik planlayan kadınların birkaç ay öncesinden ek folik asit almasında yarar vardır.Plansız gebeliklerde de öğrenildikten itibaren başlanmalıdır. Gebeliğin 3. ayına kadar devam edilmelidir. Günlük 400 mikrogram yeterlidir.

    Demir de önemli bir mineraldir. Eksikliğinde kansızlık ve anne karnında bebekte gelişme geriliği görülebilir. Demir en çok kırmızı et, karaciğer, sakatatlar ve daha az olarak yumurta sarısı, balık, yeşil yapraklı sebzelerde  bulunur. Bu gıdalar ile birlikte demir emilimini artıran C vitamini içeren sebze ve meyveler de yeterince tüketilmelidir.

    Kalsiyumlu gıdalar yeterince alınmalıdır. Günde 3 su bardağı kadar mümkünse az yağlı süt ayrıca yoğurt veya peynir tüketilmelidir. Laktoz allerjisi varsa, laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketilmelidir. Günlük 1000 mg kalsiyum alımı bu şekilde sağlanabilir.

    Taze sebze ve meyveler günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Protein için et, tavuk, yumurta, süt, balık yemek gerekir. Tabii ki en az 8 bardak su vazgeçilmezdir.
    Omega 3 ve 6 için balık (özellikle somon, ton balığı), sınırlı miktarda ceviz, tuzsuz badem ve kavrulmamış fındık, özellikle çiğ olarak semizotu alınmalıdır.
    Unlu ve şekerli gıdalar sınırlı olarak tüketilmelidir. Bunun yanında tuz miktarı da azaltılmalıdır. Mutlaka yediğimiz gıdaların kalorilerine dikkat etmeliyiz.

    😎 Sigara, alkol ve diğer zararlı maddeler:

    Gebeliğe karar veren bir kadının sigarayı bırakması hem gebelik oluşumu hem de sağlıklı gebelik için gereklidir.
    Sigara içerisindeki maddeler plasentadan direkt olarak bebeğe ulaşmaktadır. Bu nedenle sigara miktarı azaltılarak zararlarından korunulamaz. Aynı zamanda sigara içilen ortamda da bulunmamak gerekir.
    Sigara içen gebelerde
    • Düşük
    • Ölü doğum
    • Erken doğum
    • Düşük doğum ağırlıklı bebekler
    • Erken su kesesi açılması
    • Plasenta sorunları sigara içmeyenlere göre daha sıklıkla görülmektedir.

    Ayrıca doğum sonrası ani bebek ölümleri, bebeklerde astım, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, ileriki yıllarda öğrenme ve davranış sorunları daha sık görülmektedir.
    Alkol de bir diğer zararlı maddedir. Kişi gebe olduğunun farkına varmadan bebeğin hayati organları gelişmeye başlar. Hem sigara hem de alkol bu gelişimi çok olumsuz etkiler. Alkol alan anne bebeklerinde de düşük, düşük doğum ağırlığı ve zeka geriliğine rastlanmaktadır.
    Uyuşturucu maddelerin hepsi düşüklere ve doğumda bebekte sakatlıklara neden olurlar..

    9-) Kilo kontrolü ve egzersiz:

    Gebelik öncesi hem aşırı zayıflık hem de aşırı şişmanlık tercih edilmez. Genellikle her iki durum da gebe kalmayı zorlaştırabilir. Gebelik oluştuktan sonra da sorunlar yaşanır. Bu nedenle kilo kontrolü önem taşımaktadır. Düzenli egzersiz ve diyet ile ideal kilo sağlanmalıdır.

    10-) Çevresel etkenlerin gözden geçirilmesi:

    Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamlarda zarar verebilecek maddelerden uzak durmalıyız. Civa,böcek ilaçları, boya, tiner, kuru temizleme sıvıları gibi kimyasal maddeler ve X-ray, nükleer tedavi cihazları ile çalışan kişilerin gebelik öncesi ve sırasında bunların etkilerinden uzak olabilecek şekilde bölüm değiştirmeleri daha güvenli olacaktır. Çok uzun ve yorucu çalışma şartları da zarar verebilir.
    Evde çok keskin temizleme ürünleri, boya, tiner, hobi amaçlı kullanılan yapıştırıcılardan uzak durulmalıdır. Bulunulan ortamda çok sigara içilmesi uygun değildir. Çok sıcak banyo ve sauna da zararlıdır.

    11-) Gebelik ve doğum için maddi ve manevi hazırlık:

    Çiftler hayatlarındaki çok önemli bir adımı atmaya hazırlanırken buna hem ruhen hem de maddi olarak hazır olmalıdırlar. Böylece hamilelik ve doğum süreci çok daha keyifli yaşanabilir.
    Yukarıda başlıklar altında sıraladığımız bilgiler, kendi tecrübelerimiz eşliğinde oluşturduğumuz tıbbi tavsiyelerdir. Bu hazırlık aşamalarında uzman bir doktor ile işbirliği yapmanızı öneririz.

  • Doğuma Hazırlık  Eğitimi

    Doğuma Hazırlık Eğitimi

    Ebeveynlik süreci bu hayatta yaşayacağınız en muhteşem deneyimlerden biridir. Doğuma hazırlık eğitimi ile bu deneyimi yaşamak, bu süreci daha keyifli hale getirecektir. Doğa, bedeninizi bu büyük mucizeye hazırlamak için hamileliğinizin en başından beri sizinle birlikte çalışır. Bedeniniz , zihninizle uyum içinde çalışır. Fakat zihninizde korku ve kontrol etmenin getirdiği gerginlik olursa bedenle uyum içinde çalışma bozulur. 

    Yüzyıllar boyunca doğumu doğal şekilde yaşayan insanoğlu, maalesef günümüzde doğum sürecini hastalık gibi görmektedir. Genç kızlarımızın doğuma dair korkutucu hikayelerle büyütüldüğünü biliyoruz. Gerek televizyon programları gerek gazete haberleri olumsuz doğum hikayeleri ile dolu. Gebelik süresince de yakın çevrelerinden duydukları olumsuz telkinler zihinde korku ve gerginlik yaratır. Korku doğum sırasında kendini bırakamamaya, kendini kontrol etmeye neden olur. Doğumun akışına bırakamayan kadın, farkında olmadan kendi doğumunu da durdurmaktadır.

    Korkunun panzehiri bilgidir. Doğuma hazırlık eğitimi; doğru ve yeterli bilgi ile normal doğumun güvenirliliğini anlatır, geçmişten gelen ve korku yaratan negatif duygu ve düşünceleri siler. Kontrol etmenin getirdiği gerginliği azaltmak için gevşeme ve yardımcı nefes teknikleri ile rahatlatıcı ilaç dışı teknikler öğretilir. Gebeyi rahatlatacak ideal doğum ortamı nasıl olmalı, doğumda sürekli desteğin önemi ve eşlerin rolü anlatılır.

    Ayrıca hastane şartlarında doğum sırasında uygulanan rutin müdahaleler ki, bunların doğum üzerine pozitif yerine negatif etkileri olabilmektedir. Doğumda her an herşey olabilir, müdaheleler hayat kurtarıcı olabilir. Ancak rutine bağlandığında ve her hastaya uygulandığında doğumun başlamasını ve ilerleme sürecini durdurabilmektedir. Doğuma hazırlık eğitimi, annelerin doğumda bilinçli tercih yapmaları, doğum tercihlerinin doktorla paylaşımı konusunda çiftleri bilgilendirir. Doğumun tamamen doktorun sorumluluğunda olmadığı, kendisinin de sorumluluk alması gerektiğini öğrenir. 

    Doğuma hazırlık eğitimi için ideal zaman 20-28. Haftalar arasıdır. Uygun olanı bu haftalarda eğitime gitmeli, korku ve tedirginliklerinden arınmalı, doğum tercihlerini yapmalı, ekibini ona göre seçmelidir. Güzel bir doğum hikayesi yaşamak için, anne adayları, eğitim sonrası da öğrendiklerini bedenine yazması için hergün çalışmalı, gevşemeli ve rahatlamalıdır.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Günümüzde doğal doğum kavramı, doğum eyleminin kendi kendine başladığı, sağlık profesyonellerinin tıbbi gereklilik halinde müdahale ettiği, bebeğin doğar doğmaz kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluşarak ten tene temasın sağlandığı, ilk emzirme de bir süre annenin göğsünde kaldığı annenin ve bebeğin isteklerine saygı duyulduğu doğum şeklidir. 

    Doğal doğumun en çok kabul edilen diğer tanımı da anne adayının içgüdülerinin rehberliğinde kendi doğumuna aktif olarak katıldığı ve gereksiz müdahalelerin olmadığı doğum eylemidir. Buna İçgüdüsel doğum da diyebiliriz. Kadının kendi içine döndüğü, düşünerek değil bilinçaltı seviyede gerçekleştirdiği doğum şeklidir. Düşünerek ve sorgulayarak doğal doğum yapamayız. Gereksiz yere yapılan her müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkisi vardır.

    Doğal doğum yapılabilmesi için anne adayının gebe kaldığı dönemden itibaren doğuma hazırlanması gerekmektedir. Bunun için doğuma hazırlık eğitimleri, nefes, yoga çalışmalarına katılabilirler. Sonrasında ise gebenin eğitimlerde öğrendiklerini her gün kendi üstünde çalışarak hazırlanması gereğinde psikolog desteği ile biliçaltı temizliğini yapması önemlidir.

    Tabi ki bunun yanında anne adayına sağlanan doğum ortamı da önemlidir. Anne adayına güven ve mahremiyetin olduğu ortamı sunmalıyız. Gebe kendi bedeni ve ruhuna, güven ve saygı duymalıdır. Doğumda anne adayına destek olacak sevdiği birinin (arkadaş/ eş/ doğum koçu) yanında olması önemlidir. Doğumda kadın istediği şekilde davranmalı ve hareket özgürlüğü sağlanmalıdır. Doğum, anne adayının işi olup, doktor ve ebe rehberlik yapmalı, tıbbi gereklilik durumunda müdahale etmelidirler. 

    Sonuç olarak doğum, yüzyıllardan beri kendiliğinden gerçekleşen bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Bu fizyolojik süreçte, gereğinde tıbbi müdahale yapılması önemlidir. Gebelik döneminde rol olan tüm hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Yeter ki biz bu doğal eylemin gerçekleşmesine izin verelim.