Etiket: Doğum

  • Doğum

    Doğum

    Dogum bir kadinin hayatindaki en önemli deneyimdir ve dogum anilari sonsuza dek hafizalarda yer eder. Bu nedenle dogumu aci çekilen bir iskenceden ziyade keyif ve huzur duygusuyla hatirlanacak bir deneyime çevirmek çok önemlidir. Bu ancak doguma yeterince hazir olmakla mümkün olabilir.

    Artik dogumda agrinin yeri ve tedavisi, anne adayinin dogum süresince duygusal ve fiziksel olarak desteklenmesinin önemi ve anneyi rahatlatma yollari hakkinda oldukça fazla bilgilere sahibiz. Ayrica doguma hazirlik kurslarinda bebegi dogru itme, kasilmalari sanci yerine dalga olarak algilama, rahatlatici hareketler gibi bilgileri edinebiliyoruz. Sevindirici biçimde, anneler de dogumu öncekinden çok daha donanimli ve hazirlikli bekliyorlar.

    Dogum egitiminin ve doguma hazirligin temel hedefleri, annenin kendi gücüne güvenmesi ve “dogurabilecegine” inanmasi, dogum ilerledikçe kendini rahat ve konforlu hissetmesi ve aileri, arkadaslari ve profesyoneller tarafindan desteklenmesidir.

    Dogum yapacak bir anne adayinin doguma hazirlik kurslarinda;

    Dogumun normal, dogal fizyolojik basamaklari
    Normal fizyolojik bir dogumu kolaylastiran ve güçlestiren seylerin neler oldugunu
    Dogumun belirtilerini, gerçek olmayan belirtilerin aktif dogumdan ayirtedilmesini
    Kadin dogum uzmanina / ebeye ne zaman ulasmasi gerektigi
    Hastaneden, ekipten neler bekleyebilecegini
    Kendini daha rahat ve güvende hissetmek için neler yapabilecegini ve dogum desteginin önemini
    Agrinin dogumdaki rolünü, endojen (dogal) ve eksojen (suni) oksitosinin (sancinin) dogumdaki rolünü
    Dogumun olasi komplikasyonlarini (uzamis dogum, bebegin kalp atimlarinin bozulmasi), bunlarin önlenmesi ve gerekirse tedavisi için neler yapilabilecegini
    Rutin girisimlerin ve komplikasyonlarin dogum sürecini nasil etkileyebilecegini
    Yenidoganla iliskili konulari (çocuk doktoru seçimi, yeni dogan bebegin bakimi, temizligi vs)
    Emzirmenin ve anne sütünün önemini, anne sütünü artirmanin yollarini ögrenmesi hedeflenmektedir.
    Dogum agrisi gebe kadinlarin çogunun en büyük endisesidir. Doguma hazirlik egitimi, kasilmalarin / sancilarin oynadigi rolün tam olarak anlasilmasini saglar ve bunlarin agri olarak degil de bebegi itici bir güç, bir dalga olarak algilanmasini destekler. Kadinlar kontraksiyonlari ile birlikte aktif olarak hareket etmeyi ve dogumun ikinci evresinde kasilmalarla birlikte ikinma hissi geldikçe bebegi itmeyi (fizyolojik itme) ögrenirler.

    Dogum agrisi ile basedemeyen kadinlar için epidural anestezi ya da ilaç disi agriyla basetme yöntemleri de ögrenilebilir ve uygulanabilir.

    Dogum agrisinin (sancinin) tedavisi önerilir mi? : Dogum sancisinin algilanisi, bireyin duygusal, motivasyonel, bilissel, sosyal ve kültürel durumlarinin sentezinin bir yanismasidir. Dogum sancisindan bir kadinin hayati boyunca deneyimleyecegi en siddetli agri olarak tarif edilir. Ancak dogum sancisinin hissedilen siddeti kadindan kadina degisebildigi gibi, bir kadinin farkli dogumlarinda da agri hissi farkli olabilir.

    Dogum sancisinin ilaçlarla kesilip kesilmemesi gerektigi hakkinda farkli fikirler vardir. Amerikan Obstetrik ve Jinekologlar Birligi (ACOG – American College of Obstetricians and Gynecologists) hekim gözetiminde dogum sancisini giderici tedaviyi tesvik etmektedir ve tek basina annenin talebinin bunun için yeterli bir gerekçe oldugunu belirtmektedir.

    Kadinlarin deneyimleri ile ilgili yapilan bilimsel arastirmalar, kadinlarin beklentileri ile algilanan agri arasinda fark oldugunu, bunun da kadinlarin dogum agrisi kavramina yeterince hazirlanmadiklari ve yeterince bilgilendirilmedikleri için ortaya çiktigini göstermistir.

    Sancinin giderilmesi için ilaç disi yaklasimlarin hedefi, dogrudan “agri yakinmasi”dir.

    Dogum yapilan ortamin hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin kendini rahat ve “evinde” hissedecegi bir ortamda dogum yaptiginda, rahatlik ve mahremiyet hissi, dogum agrisinin algilanisini azaltabilmektedir. Eve benzer tasarlanmis dogumhanelerde dogum yapan kadinlar daha az analjezi / anestezi talep etmekte, dogumlarindan daha çok tatmin olmakta ve tekrar benzer bir ortamda dogum yapmak istediklerini belirtmektedirler.
    Sicak suyun (suda dogum) hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin karnini örtecek kadar derinlikte sicak suyun içerisinde durmanin gevseme saglayacagi ve dogum agrisini azaltabilecegi düsünülmektedir. Suyun sicakligi vücut isisini geçmemeli, böylelikle zarar verici etkilerden kaçinilmali, annenin atesi de ölçülerek vücut isisi takip edilmelidir. Yapilan çalismalarda, dogumun birinci evresinde sicak suda bekleyen kadinlarda epidural, spinal, paraservikal anestezi gereksiniminin daha az oldugu bulunmustur. Kadinlar genelde ilik dusun verdigi histen hoslanirlar ve bu güvenli bir yaklasim oldugundan desteklenmelidir. Dogumun da suda gerçeklestirilip gerçeklestirilmeyecegi, ayri bir yazinin konusudur.
    Annenin hareketlerinin ve pozisyonunun agri algisi üzerinde etkisi var mi?: Dogum sancisi çeken kadinlar genellikle yürür, hareket eder ve farkinda olmadan pozisyon degistirerek kendilerini en rahat hissedecekleri pozisyona geçerler. Kalça kemiginin çaplari hareketten etkilenebileceginden hareket etmek agriyi gerçekten de azaltabilir. Kadinlarin çogunlugu, dogumun ilk evresinde yatmaktan ziyade dikey pozisyonda daha rahat etmektedir. Dogumun ikinci evresinde de oturur pozisyonlarda agri algisinin daha yüksek oldugu, rahatsizlik hissinin daha fazla oldugu bulunmustur. Özetle, bu çalismalar dogumun erken evrelerinde dikey pozisyonlarin gebeler için daha rahat oldugunu göstermistir.
    Dokunma ve masajin agriya etkisi: Dokunulma, güvende oldugu, sevildigi ve endiselerden uzaklasmasi hissini verir. Masaj, gevseme saglama ve agriyi azaltma amaciyla dogum esnasinda yaygin olarak kullanilmaktadir. Dokunma ve masajin agri azaltici etkilerinin arastirilmasi için büyük ölçekli çalismalar yapilmis ve bu çalismalarda dokunma ve masajin hiçbir olumsuz etkisi olmadigi, bunlarin agriyi azalttigi, iyi hissetme duygusunu ise artirdigi gösterilmistir.
    Akupunktur ve akupressure: Geleneksel Çin tibbinda önemli bir agri giderici tedavi biçimi olan akupunktur (belirli noktalara igne batirilmasi seklinde uygulanir) veakupressure’un (belirli noktalara baski yapilmasi seklinde uygulanir) incelendigi çalismalarda, dogum agrisinin azaltilmasinda çok belirgin bir yararlari oldugu bulunmamistir. Özellikle bilinçli ellerde steril ignelerle uygulanan akupunkturun zararli etkileri de bulunmadigindan, dogum agrisinda kullanilmasi denenebilir.
    Hipnoz: Dogumda kullanilan hipnoz genellikle kendi kendine uygulanir; hipnoterapist gebelik süresince yapilan çalismalarda anne adayina hipnoz durumunu baslatmasini ögretir. Hipnoz yapildiginda, ilaç seklindeki analjeziklerin kullanilma orani belirgin olarak azalmaktadir. Hipnoz, psikoz hikayesi olan kadinlarda uygulanamaz, kontrendikedir.
     TENS (Transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu): TENS, düsük voltajli elektrik akimlarinin cilde yapistirilan elektrodlar araciligiyla agri azaltici olarak kullanilmasidir. TENS, kontraksiyon agrisinin algilanmasini azaltacak bir karincalanma ya da vizildama hissi olusturur. Dogum esnasinda TENS kullanan kadinlarin birçogu, çok memnun kaldiklarini ve bir dahaki dogumlarinda da kullanacaklarini belirtmislerdir.
     Sicak ve soguk uygulamasi: Farkli formlarda yüzeyel sicak ve soguk uygulamasi sik yapilan bir uygulamadir. Kullanimi kolaydir, ucuzdur, önceden alistirma gerektirmez ve uygun kullanildiginda yan etkileri çok azdir. Ancak dogum esnasinda sicak ya da soguk uygulamasini arastiran büyük bir bilimsel arastirma yapilmamistir, bu nedenle uygulanmasi gereken sicakligin kaç derece oldugu tam olarak bilinmemektedir. Sicak siklikla dogum yapan kadinin sirt, alt karin, kalça ve perine bölgelerine uygulanir. Bu amaçla sicak su torbasi, ilik kompresler benzeri araçlar kullanilabilir. Ancak isi hasari ve yaniklar olusmamasi için maksimum dikkat gösterilmelidir. Soguk uygulamasi ise, agriyi azaltmasinin yanisira, kas spazmini da azaltabilir ve inflamasyon ve ödemi de azaltabilir. Sicak mi soguk mu uygulanacagi, gebenin kendini hangisiyle daha rahat hissedegiyle alakalidir.  Her iki yöntemde de cilt ve sicak / soguk paket arasina bir ya da iki kat havlu vb koymak gerekir.
     Doguma hazirlanma dogum agrilarini azaltir mi? Doguma hazirlik kurslarina katilmak, okumak ve arastirmak, neyle karsilasilacagini bilmeyi sagladigindan, anne adayinin kasilmalari agri olarak algilamasini azaltir ve kendi kendine uygulanan agri azaltici yöntemlerin etkin kullanilabilmesini saglar.
     Gevseme ve nefes teknikleri: Ritmik nefes paternleri ve gevseme egzersizleri, doguma hazirlik kurslarinin birçogunda önemle ögretilmektedir.  Bu tekniklerin ne kadar önemle ögretilir ve basariyla çalisilirsa, o kadar çok ise yaradigi gösterilmistir. Gevseme ve nefes egzersizleri, dogumda hissedilen agriyi azaltmaktan ziyade, agri ile basa çikmayi kolaylastirmaktadir.
    SSVD (sezaryen sonrasi vaginal dogum) nedir?

    Gittikçe artan sezaryen oranlari, birçok kadinin sonraki dogumlarinda da sezaryen olmasina neden olmaktadir. Ancak bir kez sezaryen olan bir kadinin tekrar sezaryen olmasi aslinda bir kural degildir.

    Sezaryen sonrasi tüm dogumlarin gene sezaryen mi olmasi gerektigi konusu ilk kez 1980 yilinda, Amerika’da sorgulanmaya baslamistir. Bu dönemde birçok Kadin Dogum Dernegi (National Institutes of Health – NIH, American College of Obstetricians and Gynecologists – ACOG), sezaryen sonrasi vaginal dogumun tesvik edilmesi gerektigini savunmaya baslamistir. Bu girisimler oldukça basarili olmus ve sezaryen sonrasi vaginal dogum (SSVD) oranlari 1980’de %3,4’ten, 1996’da %28,3’e kadar yükselmistir.

    Ancak SSVD oranlari arttikça beraberinde olumsuz bir durumu da getirmistir, dogum sancisi çekilmesine bagli olarak eski sezaryen dikis yerinden rahim yirtilmasi ve anne – bebek ölüm oranlari da artmistir. Bu olumsuz gelismeler nedeniyle, SSVD’nin sadece acil obstetrik müdahalenin olasi oldugu ortamlarda denenmesi önerilmistir. Uzun vadede SSVD oranlarinda tekrar bir düsme görülmüs, 2007’de %8’e kadar azalmistir.

    Bu bilgilerin isiginda, önceden sezaryen geçiren bir hastada dogum seklini planlarken, tibbi sartlar ve durumlar çok titizlikle incelenmeli ve hastanin SSVD denemesinde risk altinda oldugunu unutmadan, dikkatle davranilmalidir. Uygun adaylar hassasiyetle belirlenmeli ve acil tibbi yardimin oldugu bir ortamda dogum planlanmalidir. Bir hasta sezaryen sonrasi vaginal dogum yapmak istediginde istegi mutlaka saygiyla karsilanmali ve bunun birçok faktöre bagli olarak mümkün olabilecegi, annenin ve bebegin tasidigi riskler, basari oranlari ve uygun adaylarin seçimi anneye detaylica anlatilmalidir. SSVD denemesi yapacak olan tüm annelerin %75’inin bu denemesinin basarili sekilde sonuçlanacagi, bilimsel arastirmalar sonucunda belirlenmistir.

    Kimlerin basarili bir sekilde SSVD yapma sansi en yüksektir?

    Sezaryen öncesinde ya da sonrasinda en az bir vaginal dogumu olanlar, aktif dogum eylemiyle basvuran hastalar ve önceki sezaryen endikasyonunun bebekte durus bozuklugu oldugu hastalarda SSVD basari sansi en yüksektir. Tersine, hiç vaginal dogum yapmamis hastalarda, dogum indüksiyonu gereksinimi olan hastalarda (özellikle serviks olgunlasmasi tam olmayanlar) ve önceki sezaryen endikasyonu bebegin kalp atislarinda bozulma, iri bebek, gününün geçmesi gibi tekrarlanabilecek bir neden olan hastalarda basari sansi daha düsüktür.

    SSVD’nin olasi sonuçlari ve faydalari nelerdir?

    Önceden sezaryen olmus bir hastada SSVD denemesi üç sekilde sonuçlanabilir, ya basariyla vaginal dogum yapar, ya tekrar sezaryen olmasini gerektiren basarisiz bir deneme olur ya da acil sezaryen uygulanmasi gerekebilir. En büyük faydasi ise vaginal dogum yapabilme sansidir!

    Sezaryen sonrasi normal dogum gerçeklestiginde, anne tekrarlanan sezaryenin tüm risklerinden korunmus olur. Bunlar arasinda hastanede yatma süresinin daha kisa olmasi, daha az logusalik komplikasyonu, normal aktivitelere dönme süresinin daha kisa olmasi bulunmaktadir.

    SSVD’nin en büyük riski: Rahim yirtilmasi

    Rahim yirtilmasi (uterin rüptür) hayati tehdit eden bir komplikasyondur ve en korkulan risk budur. Bir hastada rahim yirtilmasi görüldüyse, bu siklikla sezaryen sonrasi normal dogum için sanci çekilmesine baglidir. Tam bir yirtilma durumu annenin çok miktarda kan kaybina neden olabilir ve anne ve bebegin hayatini tehlikeye sokar. Geçirilmis bir sezaryeni olan bir hastada uterin rüptür riski yüzde 0,3’tür (SSVD yapan her 1000 kadindan 3’ünde görülür). Yirtilma riski, önceki kesinin yerine ve türüne göre degisir. Alt transvers insizyon adindaki, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi türüyle daha nadir görülmektedir. Dogum esnasinda rahim agzi olgunlasmasinin gerçeklesmemis oldugu ya da dogumu baslatmak için suni sancinin kullanildigi durumlarda ise rahim yirtilmasi riski daha yüksektir. Bunlarin disinda, anne yasinin ileri olmasi, gebelik haftasinin ileri olmasi, bebegin kilosunun 4000 gramin üzerinde olmasi gibi bazi faktörler de rüptür riskinin artmasina katkida bulunabilir.

    Uterin rüptür (rahim yirtilmasi) riski ultrasonla önceden tahmin edilebilir mi?

    Rüptür riskinin belirlenebilmesi için görüntüleme yöntemleri kullanilmis ancak çok güvenilir sonuçlar vermemistir. En sik kullanilan yöntem, ultrasonla gebeligin basinda rahim duvarinin alt kisminin kalinligini ölçmektir, ancak yapilan çalismalarda bunun için ideal bir esik deger belirlenememistir. Alt segment kalinligi az oldugunda rüptür riskinin fazla oldugu söylenebilse de, bilimsel olarak kanitlanmis bir yöntem degildir.

    SSVD’nin baska olasi riskleriyle ilgili hekiminizden detayli bilgi alabilirsiniz.

    SSVD için ideal adaylar kimlerdir?

    SSVD için ideal adaylarin belirlenmesi için birçok tarama araci, öngörme modelleri vs arastirilmistir ancak bunlarin hiçbirinin klinik olarak tam anlamiyla faydali oldugu söylenemez. Yine de, anne hikayesi ile birlestirildiginde bazi durumlardaki hastalarin SSVD için daha az risk tasidigi ya da uygun aday olabilecegi söylenebilir. Bunlarin basinda, önceki sezaryen insizyonunun alt segment transvers insizyon denilen, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi ile sezaryen olan hastalar gelir. Gebeligi 40 haftayi geçmis olan hastalarin SSVD yapabilme basarisi daha düsüktür, yapilan çalismalara göre bu gruptaki kadinlarin tekrarlayan dogumlari da büyük oranda sezaryenle sonuçlanmistir. Bebegi 4000 gramin üzerinde olan ve önceden normal dogumu olmayan annelere genelde SSVD önerilmemektedir. Anne karninda ölmüs olan bebeklerde de normal dogum denenebilir.

    SSVD için kesinlikle uygun aday olmayan anneler ise, önceki kesi türü yüksek riskli kesi türlerinden biri olanlar (T kesi, J kesi gibi), önceden rahim yirtilmasi hikayesi olanlar, sezaryen için tibbi endikasyonu olanlar (bebegin esinin asagida yerlesmesi, ayakla birlikte ters gelis.. gibi) ve acil müdahale olanaginin bulunmadigi yerlerde bulunanlardir, bu grup hastalara tekrar sezaryen olmalari önerilir.

    SSVD denemesinde suni sanci verilebilir mi?

    Her ne kadar önceden sezaryen olmus hastalarda suni sanci verilmesinin rahim yirtilmasi riskini artirdigini gösteren veriler ve kanitlar oldukça kisitliysa da, klinik gözlemler bunu düsündürmektedir. Ancak ACOG (Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Cemiyeti) bunu destekleyen yüksek kaliteli veriler yetersiz oldugundan suni sanci kullanilmasini sakincali bulmadigini açiklamistir. Bununla birlikte, SSVD deneyecek hastalarda suni sanci ya da dogumun baslatilmasi amaciyla rahim agzini yumusatacak ilaçlarin kullanilmasi genellikle önerilmemektedir.

    Anne istegiyle sezaryen

    Normali normal dogum… Sezaryenin de hayat kurtarma operasyonu oldugunu hatirdan çikarmamak gerekli… Peki ya tibbi bir endikasyonu yani gerekçesi olmadan, sadece annenin istegiyle sezaryen olanlar? Bu konu sayfalarca tartisilabilecek bir konu.. Tartisiliyor da.. Bir de bu isin tibbi boyutu var.. Sonuçta, sezaryen de bir ameliyat ve avantajlari oldugu kadar dezavantajlari da var.

    Ben bu yazida, anne istegiyle sezaryeni tibbi açidan ele alacagim.

    Anne istegiyle sezaryen ne demektir?

    Anne istegiyle sezaryen, annenin, vaginal dogum yapmamasini gerektiren tibbi ya da obstetrik endikasyonlarin yoklugunda, ilk dogumunu sezaryenle yapmasina verilen isimdir. Hastanin tibbi kararlarin verilmesine aktif olarak katilma hakkindan dolayi, son zamanlarda oldukça yayginlasmis bir uygulamadir.

    Dogum yöntemi seçilirken dikkate alinmasi gereken pek çok husus vardir. Bunlardan bazilari, eslik eden tibbi durumlar, annenin beden kitle indeksi, önceki dogum deneyimleri, gelecekte kaç dogum yapmayi planladigi, önceki cerrahi islemlerin sonuçlari ve anne adayinin fizyolojisinin ve anatomisinin dogum yapmaya izin verip vermemesidir. Ayrica, annenin motivasyonu da dogum sekli üzerinde önemli etkiye sahiptir. Ailesi müdahale edip karar sürecine etki ediyor mu? (Toplumumuzda, özellikle kirsal kesimlerde, annenin anatomisinin ya da bebegin sagliginin vaginal doguma müsaade etmemesine ragmen, sezaryene engel olmasi ve kadini vaginal dogum yapmasi için zorlamasi hala rastlanan bir durumdur.) Hastanin obstetri ve dogumla ilgili endiselerinin, hekimi tarafindan bilgilendirilerek giderilmesi gerekli ve önemlidir. Önceki dogum deneyiminden kaynaklanan anksiyete ve korku açiklanmaya çalisilmalidir.

    Planlanmis sezaryenin olasi dezavantajlari

    Hastanede yatma ve dogum sonrasi iyilesme süreçleri, sezaryenle dogumda vaginal doguma göre tipik olarak daha uzundur. Normal dogum yapan bir anne dogumdan sonra ayaga kalkip bebegiyle ilgilenebilecekken, sezaryen olan bir annenin bebegiyle birlikte kendisinin de birkaç gün bakima ihtiyaci olacaktir. Maternal morbidite de sezaryen dogumla daha yüksektir. Çalismalarda, postpartum kardiyak arrest, yara yeri hematomu, histerektomi, majör puerperal enfeksiyon, anestezi komplikasyonu gibi durumlarin riskleri sezaryen grubunda daha yüksek bulunmustur. Yenidoganin solunum sikintilari (respiratuvar distres sendromu, yenidoganin geçici tasipnesi) gibi durumlarin elektif sezaryen sonrasi vaginal doguma göre daha sik görüldügü bulunmustur, bu durumlar bebegin hastanede yatis süresini uzatabilir.

    Anne istegiyle sezaryen olmayi planlayan hastalarin, ilerideki gebeliklerinde bebegin esinin asagida yerlesmesi (plasenta previa), bebegin esinin rashim duvarina gömülmesi (plasenta akreata), artmis rahim yirtilmasi riski, birden fazla karin ameliyati geçirmis olmaya bagli riskler (bagirsak hasari) gibi olumsuz durumlarin risklerinin artmis oldugunu göz önünde bulundurmasi gerekir.

    Planlanmis sezaryenin olasi yararlari

    Planlanmis sezaryenin tarihi siklikla önceden belirlenmistir. Bu, isle, evdeki diger çocugun bakimiyla ve annenin ihtiyaç duyabilecegi yardimla ilgili ayarlamalari yapabilmesine olanak verir. Planlanmis sezaryenler siklikla 39 – 40 haftalar arasinda gerçeklestirildiginden bebek günasiminin bebekle ilgili risklerinden korunmus olur. (Ancak hedef günasiminin risklerinden bebegi korumak ise, dogum indüksiyonunun da mantikli bir seçenek oldugu unutulmamalidir).

    Planlanmis sezaryen durumunda dogum sonu kanamalar planlanmamis (acil) sezaryenlere ve vaginal dogumlara göre daha az görülür. Dogum sonu kanamalarin en sik nedeni uterin atoni (rahimin kendi kendini toplayip kanamayi durduramamasi) ve plasentanin parçalarinin rahim içinde kalmasidir ve planlanmis sezaryenle bu risk faktörleri en aza indirilebilir.

    Planlanmis sezaryen, acil sezaryene göre birçok bakimdan daha az risk tasir. Bu risklerin arasinda, enfeksiyon, iç organlarda yaralanma, histerotomi esnasinda fetusun zarar görmesi, kanama ve anestezi komplikasyonlari sayilabilir.

    Dogum sancilari baslamadan önce gerçeklestirilen sezaryen dogum, vaginal dogum sürecine bagli morbidite ve mortaliteyi (sakatlik ve ölüm), örnegin omuz takilmasi, sinir hasarlari, kemik travmalar, bebegin dogumda oksijensiz kalmasi gibi, azaltabilmektedir.

    Perineal hasar ve üriner – fekal inkontinans gelisecegi korkusu, annelerin vaginal dogum yapmak yerine sezaryeni tercih etmesinin en önemli nedenlerindendir. Ancak bu endiseler bilimsel kanitlara ve çalismalara dayanmaz. Planlanmis sezaryen dogum sonrasi ilk aylarda idrar kaçirma orani daha düsük olsa da, bu oran iki – bes yil içinde vaginal dogum yapan hastalarda benzer olmaktadir. Ayrica, anne istegine bagli sezaryen dogum, uzun vadede üriner ve fekal inkontinanstan (idrar ve gayta kaçirma) koruyor gibi görünmemektedir.

    Planlanmis sezaryen ve vaginal dogumlarda benzer oranda görülen riskler

    Annenin dogumda hayatini kaybetme riski, bu iki dogum seklinde benzer görünmektedir. Ayrica, dogum sonrasi cinsel fonksiyonlar da dogum yönteminden bagimsiz olarak benzer görünmektedir.

    Sezaryen dogumda anestezi seçimi
    Sezaryende genel anestezi ya da rejyonel anestezi (sadece belden asagisinin kullanilmasi) kullanilabilir. En sik kullanilan rejyonel anestezi yöntemleri spinal ve kombine spinal + epidural anestezidir. Ancak son yillarda, genel anestezinin dogumda kullanim orani gittikçe azalmistir.

    Sezaryen dogum için anestezi yöntemi seçilirken, annenin ve bebegin iyilik hali göz önünde bulundurulmalidir. Annenin uyanik olmasina izin verdigi ve bebegiyle hemen iletisim kurabilmesini sagladigi için, rejyonel anesezi en sik kullanilan yöntemdir. Ayrica, bu yöntem anne için genel anesteziden daha güvenlidir. Maternal mortalite (ölüm) oranlari rejyonel anestezi ile çok daha düsüktür. Genel anestezi ile iliskili en korkulan iki maternal komplikasyon entübasyon basarisizligi ve mide içeriginin aspire edilmesidir. Üst hava yolu reflekslerinin inhibisyonu ve gastrointestinal fonksiyonlarin baskilanmasi pulmoner aspirasyon riskini artirir.

    Rejyonel ya da genel anestezi seçimi yaparken, islemin aciliyeti, annenin hemodinamik durumu, hekimin ve hastanin tercihi de önemlidir.

    Acil vakalarda: Önceden planlanmis sezaryenlerde, anestezinin çabuk verilmesi daha az önem tasir, bu nedenle bütün anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Ancak sezaryen acil ise (örnegin bebegin kalp atislari düsmekte ise), çok hizli uygulanabilecek bir anestezi türü seçilmelidir. Birçok durumda, birçok hekim acil sartlarda en güvenli olarak uygulanacak olanin genel anestezi oldugunu düsünür. Ancak gerçekte spinal anestesi de acil durumlarin çogunda, gittikçe artan oranda, hizli bir sekilde güvenle uygulanabilmektedir. Hastanin hazirda epidural kateteri mevcutsa, epidural anestezi ile hizlica ameliyata baslanabilir.

    Annenin durumu: Anne ile iliskili tibbi faktörler de en uygun anestetik maddenin seçimini etkiler. Genelde akut kanama ya da hemodinamik durum bozuklugu varsa, rejyonel anestezi kullanimi pek tercih edilmez. Ciddi kanama pihtilasma bozukluklari da rejyonel anestezi için kontrendikasyon yaratir.  Diger yandan, entübasyonun zor olacagi düsünülen bir anatomik yapiya sahip annelerde rejyonel anestezinin seçilmesi daha dogrudur.

    Dogum agrisinin ilaçla tedavisi (epidural normal dogum) (prenses dogumu)

    Dogum agrisinin ilaçla tedavi edilmesi kavrami, ondokuzuncu yüzyilin ortalarindan bu yana arastirilmakta ve uygulanmaktadir. Birçok kadin ve kadin dogum uzmani dogum agrilarinin dogumun olmasi gereken bir parçasi ve mutlak bir gereklilik oldugunu düsündügünden, bu tedavilerin kullanimi çeliskili görülmüstür.

    Dogum sancisi, dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi) ve ikinci evresinde (bebegin dogumu) farkli mekanizmalarla olusmaktadir. Ilk evredeki agri kasilmalara baglidir, kramp benzeri hissedilir ve rahim ve rahim agzindan kaynaklanir. Ikinci evredeki yani bebegin dogumu esnasindaki agri vagina, pelvik taban ve perinenin gerilmesine ve pelvik baglarin esnemesine bagli olarak ortaya çikar. Bu iki agri farkli yolaklarla ortaya çikar ve ikinci evrede yani bebegin dogumu esnasinda hissedilen agri birinci evredekinden çok daha siddetlidir. Ayrica bu esnada rektuma  dogru olan basi hissi de güçlü bir ikinma duygusu olusturur.

    Dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi: Dogum agrisinin tedavisi için kullanilan ilaçlar sistemik ya da bölgesel olarak uygulanabilir. Sistemik uygulanan ilaçlar intravenöz, intramusküler ve inhalasyon yoluyla verilebilirken, bölgesel uygulama epidural, spinal ya da her ikisinin birlesimi seklindedir. Günümüzde dogum agrisinin giderilmesinde en popüler yöntem, halk arasinda “prenses dogum” olarak da anilan epidural anestezidir.

    Epidural anestezi: Çok düsük dozlarda ilacin dogrudan annenin sinir liflerinin üzerine uygulanmasi seklinde tanimlanabilecek olan epidural anestezi, günümüzde dogum agrisi için en çok kullanilan yöntemdir. Anne adayinin beline bir igne yardimiyla, ucu sinir liflerine dek uzanan bir kateter yerlestirilir. Bu kateterden, düsük dozda ve sadece belden asagisinin uyusmasini saglayan ilaçlar verilir. Kateter islem sirasinda yerinde birakildigi için gerektikçe ek doz yapilir. Dogum sonrasinda da kateter bir süre yerinde birakilir ve gerekirse epidural kanala agri kesiciler verilebilir.

    Spinal anestezi:  Spinal anestezi ya da kombine spinal – epidural anestesi de dogum agrisinin azaltilmasinda kullanilan yöntemlerdendir. Epiduralden farkli olarak, spinal anestezide etki baslangici daha hizlidir, hastanin agrisi bes dakika içinde geçer. Ancak agri daha kisa süre için geçer, etki süresi ortalama 90 dakikadir. Bu, kateterin yerinde birakilmamasindan dolayi ek agri kesici dozlarinin uygulanmamasina baglidir. Bu nedenle, eger acil bir durum degilse, siklikla kombine spinal – epidural teknik tercih edilir. Bu yöntemin avantaji, dogum spinal dozun etkisi geçinceye kadar gerçeklesmemisse, spinal ilaç yeterli analjezi uygulamazsa ya da operatif doguma geçilmesi gerekirse epidural kateter kullanilarak ek doz verilebilmesidir.

    Lokal anestezik ilaçlarin spinal yolla uygulanmasinin annede hipotansiyona neden olabilecegi akilda tutulmalidir.

    Dogumun ikinci evresinde (bebegin dogumu esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi:

    Dogumun ikinci evresinde agrinin giderilmesi epidural kateterden ilaç verilmesi ile saglanabilir. Ancak bebegin dogumu esnasinda annenin aktif olarak ikinmasi ve bebegi itmesi gerekir. Yüksek dozlarda epidural anestezi ilaçlari annenin motor gücünü bloke ederek ikinmasini zorlastirabileceginden, bazen dogumun son döneminde hekim epidural ilacin kesilmesini ya da dozunun düsürülmesini isteyebilir.

    Obezite durumunda sezaryen

    Obez hastalarda sezaryen dogum bazi özellikler tasir. Beden kütle indeksi 40 kg/m2 ya da daha fazla olan hastalara, sezaryen dogum siklikla ilave ortam düzenlemeleri ya da ekstra ekipmanlar, anestezi ve analjezi uygulamalarinda düzenlemeler ve bazen farkli cerrahi teknikler gerektirir. Sezaryen uygulanan tüm kadinlarda oldugu gibi bu hastalarda da preoperatif profilaktik antibiyotik kullanimi önerilir.

    Sezaryene alinacak tüm obez kadinlarda, venöz tromboembolizm görülmesinin önlenmesi için profilaksi yapilmalidir. Ilaçla ya da mekanik tromboprofilaksi uygulanabilir. Mekanik tromboproflaksi için, aralikli pnömatik kompresyon uygulanabilir. Ekstra risk faktörü de olan hastalar için buna ek olarak kan sulandirici ilaç da kullanilmalidir.

    Obez hastalar mutlaka dogumdan bir ay önce anestezi uzmani tarafindan konsülte edilmeli, olasi anestezi yöntemine karar verilmeli, hastada zor entübasyon olup olmayacagi degerlendirilmelidir.

    Cilt kesisi de bu hastalarimizda önem tasir, anatomik yapilara ve çizgilenmelere uygun kesi yapmak önemlidir. Asiri obez hastalarda, yara yeri iyilesmesinin normal olabilmesi ve skar dokusunun güzel olusabilmesi için yatay degil de dikey kesi yapilmasi düsünülebilir.

    Cilt kesisinin dikis yerine zimba ile kapatilmasi daha yararli olabilir, bunu ameliyat öncesi hekiminizle görüsmenizi öneririz.

    Dogum sonrasi mutsuzluk ya da depresyon: Hiç böyle hayal etmemistik!

    Dogum yaptiniz ama kendinizi hayal ettiginiz kadar mutlu hissedemiyor musunuz? Oysa dogum yapip aylardir belki yillardir beklediginiz bebeginize kavustuktan sonra artik bulutlarin üzerinde yürümeyi, ayaklarinizin yerden kesilmesini hayal etmistiniz.. Öyleyse bu sebepsiz mutsuzluk niye?

    Siz “postpartum blues” denilen dogum sonu mutsuzlugu ya da belki de dogum sonu depresyonu yasiyor olabilirsiniz. Postpartum mutsuzluk, mutsuzluk, gerginlik, konsantrasyon azalmasi, uyku hali, aglamaya egilim ve ara ara aglama nöbetleri seklinde hafif, siklikla hizli ruh hali degisiklikleri seklinde tanimlanir (ki bunlar, genelde hafif olarak gebelikte siklikla yasadigimiz duygulardir).

    Dogum yapan kadinlarin yaklasik %40 – %80’i, hafif duygudurum degisiklikleri yasarlar. Semptomlar tipik olarak dogum sonrasi onbesinci günde en siddetli haline ulasir ve iki hafta içerisinde de geriler. Depresyon tanisi konabilmesi içinse, en az iki hafta süren depresif ruh hali veya ilgi / mutluluk kaybi ile birlikte baska belirtilerin de olmasi gerekir. Bu duruma neden olan faktörler arasinda, dogum sonrasi ani hormonal denge degisiklikleri majör rol oynar. Yüksek risk tasiyan kadinlar, daha önceden depresyon geçirmis olanlar, gebelik süresince depresif semptomlar yasayanlar, ailesinde depresyon hikayesi olanlar, daha önceden adet dönemlerinde ya da dogum kontrol hapi kullanimi ile duygudurum degisikligi yasamis olanlar ve is, aile ya da günlük yasaminda stresli ortamlarda bulunanlardir.

    Dogum sonu mutsuzluk yasayan hastalarin destek almasi ve istirahat etmesinin desteklenmesi, bu durumdan kolaylikla kurtulabilmesine yardim eder. Hasta bakim ve destekle ve kendi kendine toparlanamazsa, depresyon asamasina geçerse ilaç tedavisi de almasi önerilebilir.

    Postpartum depresyon

    Postpartum depresyon ise, dogumdan sonraki 12 ay içerisinde ortaya çikan depresyon tablosuna verilen isimdir. Yaklasik olarak kadinlarin %10’unu etkileyen, “postpartum blues”tan daha siddetli bir tablodur. Hastanin önceden bir depresyon hikayesinin olmasi (daha önceden geçirmis olmasi) majör risk faktörüdür. Bu tablonun ortaya çikmasinda belirli bir hormonun rolü oldugu ispatlanamamistir.

    Postpartum depresyonun klinik bulgulari, uyku, enerji seviyesi, istah, kilo ve libido degisiklikleri seklinde ortaya çikabilir. Ancak bütün bunlar bir dereceye kadar dogum sonrasi dönemde normalde de görebildigimiz degisikliklerdir. Örnegin uykusuzluk dogum sonrasi sik görülürken, bebegi uyudugu halde annenin uyuyamamasi depresyonun bulgusu olabilir. Ayrica bunlara ek olarak, belirgin anksiyete, bazen panik ataklar, öfke, suçluluk duygusu, bebegin bakiminda yetersizlik hissi, bebege baglanma sorunlari da yasanabilir.

    Hayli olumsuz bir tablo olarak gördügümüz dogum sonu depresyonu, maalesef anne bebek iliskisini, bebegin gelisimini, hatta annenin esiyle olan iliskisini oldukça olumsuz olarak etkileyebilir. Hatta annenin daha ileride majör depresyon geçirmesi için bir risk faktörü de olusturur.

    Bir yeni anne dogum sonrasi kadin dogum doktoruna kontrole gittiginde mutlaka duygu durumu ile ilgili de konusmali, hekimine bilgi vermelidir ki bu tablolardan biri varsa açiga çikabilsin.

    Dogum sonu depresyonu hafif ya da orta siddette olan hastalar için ilk yaklasim olarak psikososyal tedavi önerilir. Daha siddetli hastalik durumunda, gerekirse ilaç tedavisi de bu yaklasima ek olarak uygulanabilir. Tedavi seçiminde temel nokta, annenin bebegini emzirip emzirmemesidir. Emzirmeyen annelerde, dogum yapmamis depresyon hastalari ile ayni tedavi uygulanir. Emziren annelerde, süre geçme riskinden dolayi ilaç kullanimi titizlikle degerlendirilmelidir.

    Dogal dogum, anne adayinin zaten dogum için hazir ve hazirlikli oldugunu kabul eden ve dogum için ve dogum esnasinda rutin tibbi müdahaleleri reddeden bir yaklasimdir. Dogal dogumun çikis noktasi, günümüz modern toplumlarinda dogum sürecinin mekaniklesmis olmasi, geregi disinda tibbi müdahaleler yapilmasi, gerekli olmadigi halde anestezi, epizyotomi, ilaçlar, serumlar, igneler uygulanmasidir. Annenin gereksiz yere korkulara sevkedilmesi, dogumun keyifli olmaktan ziyade korkunç bir seymis gibi algilatilmasi, cerrahi dogum oranlarinin son derece artmasi, günümüzde anne adaylarini eski zamanlarda rutin olan dogal dogumdan uzaklastirmistir.

    Dogum yaptiktan ve aylar boyu beklediginiz meleginize kavultuktan sonra, 4 – 6 hafta sonra ya da daha anlasilir bir tabirle bebegin kirki çiktiginda bir hekim kontrolüne gitmeniz gerekir.

    Dogum sonu kanamanin asama asama azalip rengi açildiktan sonra, kirk gün içinde kesilmesi beklenir. Yumurtlama geri dönebilir ya da emziren annelerde dönmeyebilir. Bazen adet kanamasi emzirme süresince olmayabilir. Ancak yumurtlamanin gerçeklesip gerçeklesmedigini bilemedigimiz için istenmeyen gebeliklerden korunmak amaciyla bir dogum kontrol yöntemi planlanmalidir. Emziren anneler için spiral takmak son derece uygun bir yöntemdir, hekiminiz sizi en uygun yöntemin seçilmesi ve uygulanmasi ile ilgili yönlendirecektir.

    Plasenta previasi olan yani bebegin esinin önde oldugu gebeliklerde yaklasim klinik duruma baglidir. Plasenta previa tehlikeli bir durumdur ve gerçek obstetrik acil olusturabilir. Annenin asemptomatik olmasi, kaniyor olmasi ya da kanamasinin artik olmamasina göre tedavi seçenekleri degisiklik gösterir.

    Semptom vermeyen plasenta previa durumu:
    20. gebelik haftasindan sonra semptom vermeyen esin asagi yerlesimli olmasi durumunda, seri ultrasonlarla esin yeri tekrar tekrar belirlenmeye çalisilir. Siklikla dogum yaklastikça plasenta yukari çekilecektir.

  • Gebelikte Cinsel Yaşam

    Gebelikte Cinsel Yaşam

    Birçok kadın gebelikte ilişki kurmanın sakıncalı olduğunu düşünür. Bunlar çevreden gelen kulaktan dolma yanlış bilgilendirmeden olmaktadır. Penisin çocuğa zarar vereceği, doğumun erken başlayacağı, veya suyunun erken geleceği şeklinde korkunuz olmasın. Özel bazı durumlar (bazı riskli gebelikler) dışında eşinizle gebelik boyunca ilişki kurabilirsiniz. Bebek amniyotik kese ve sıvı içinde, kuvvetli rahim kaslarıyla çok iyi korunur. Rahim ağzındaki kuvvetli tıkaç enfeksiyonların çocuğa geçmesine engel olur.

    Daha önceden düşük yaptıysanız, ilk 3-4 ayda ilişkide bulunmamak daha doğru olabilir. Bugüne kadar ilişkinin düşüğe sebep olduğu şeklinde bir yayın yoktur. Düşüklerin büyük bir kısmının kromozom anomalilerine, progesteron eksikliğine ve enfeksiyonlara bağlı olduğu bilinmesine rağmen, eğer daha önceki gebeliğiniz düşükle sonlandıysa, biz bu aylarda ilişki kurmamanızın daha iyi ve güvenli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü birçok anne-baba, düşük öncesi ilişki kurduysa bunun sebebini ilişkiye bağlar ve kendilerini suçlarlar.

    Bazen gebeliğin geç dönemlerinde orgazmın Braxton-Hicks denilen kontraksiyonlara sebep olduğunu görebilirsiniz. Orgazm sırasında bunu hissetmek rahatsız edici olmasına rağmen bunun size ve bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Ama daha önceden erken doğum yaptıysanız eşiniz içeri boşalmamalıdır çünkü semendeki prostaglandinler, rahim ağzında açılma ve doğum ağrılarının başlamasına neden olabilir.

    Cinsel ilişki sıklığı, annenin fiziksel ve psikolojik ihtiyacına göre düzenlenmelidir. Psikolojik olarak gebelik endişeleri, çekiciliğin azaldığının hissedilmesi, bebeğe zarar verme korkusu, cinsel isteği azaltabilir. Burada önemli olan bu yersiz endişelerinizi ve hislerinizi eşinizle paylaşabilmeniz ve konuşabilmenizdir. Fiziksel olarak ilk trimester (3 ay) bulantı ve kusmaları, 3.trimester kilo alışı, göğüslerdeki hassasiyet, vaginal akıntıdaki artma, mantar enfeksiyonları ilişki isteğini azaltabilir. Gebelik hormonunun etkisiyle vagina salgısı artar ancak tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir. Gebeliğin ikinci yarısında bebeğin hareketlerini hisseden annede annelik duygusu ağır basmaya başlar ve cinsel istek azalır. Hormonal aktivite ve pelvisteki kan akımının artması ise gebelikte belli dönemlerde seksüel isteğin artmasına neden olabilir.

    Değişik pozisyonlar denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin erkeğin üstte olduğu çok kullanılan yol geç gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır. Daha çok, kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

    Eğer önceden prematüre doğum yaptıysanız meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarını başlatabilir.

    İlişkiden kaçınılması gereken durumlar: 

    • Plasenta previa, aşağı yerleşimli plasenta
    • Serviks yetmezliği
    • Erken doğum tehdidi
    • Açıklanmamış vaginal kanama veya akıntı
    • Anne veya babada iyileşmemiş herpes lezyonları
    • Sık kramplar
  • JAPONLARI DEPRESYONA SOKMAYALIM

    JAPONLARI DEPRESYONA SOKMAYALIM

    Yıllar önce Japonya’dan gelen toplum bilimcisi bir profesör, Van’ın bir köyünde 15 çocuklu bir aile ile tanıştığında şok geçirmiş ve “beni yalnız bırakın, kısa süreli depresyon geçiriyorum” dedikten sonra, bir odaya 15 dakika kendini kapatmıştı. Biliyorum ki aynı profesör, birkaç köyü daha gezse, ömür boyu içinden çıkamayacağı bir depresyonun içine girecekti.

    Aile planlaması ve nüfus politikaları, toplumun sosyokültürel, ekonomik ve eğitim seviyesi ile direkt ilintilidir. Günümüzde ekonomik olarak gelişmiş birçok ülke, yaşlı nüfus oranını azaltmak ve nüfus azalmasının önüne geçmek için, politikalar geliştirmeye çalışmaktadır. Türkiye önünde bu örnekler olduğu için çok akılcı nüfus politikalarına sahip olmalıdır. Ne çok sıkı nüfus politikaları uygulanmalı, ne de Japon profesörler depresyona sokulmalıdır.

    Ülkemizde sosyokültürel, eğitim ve ekonomik açıdan uçurumlar olduğundan,aile planlaması anlayışı bakımından da yine uçurumlar bulunmaktadır. Ayrıca kırsal bölgelerde halen “çok çocuk” sahibi olmak, sosyal ve ekonomik bir güç olarak kabul edilmektedir. Bu durumda ailelerin beklentide oldukları çocuk sayısı yükselmekte, doğurganlık hızı artmakta, iki gebelik arası süre kısalmakta ve 35 yaş üzeri gebelikler artmaktadır. Ancak plansız ve aşırı doğurganlık sağlıksız toplumun ana sebeplerindendir. Kısa aralıklarla yapılan doğumlar, genç ve ileri yaş gebelikleri, ciddi sağlık problemlerini beraberinde getirmektedir.

    Yüksek oranda çocuk nüfusu, eğitimsizlik ve yoksulluk kıskacındadır. Eğitimsizlik ise sağlıklı yaşam bilincinin önündeki en temel engeldir. Eğitimsizlik aşırı doğurganlığı, aşırı doğurganlık ise eğitimsizliği kamçılamaktadır. Bu kısır döngünün eğitim ayağında kırılması gerekmektedir. Bayanların eğitim seviyesi arttıkça “Aile Planlaması” bilincinin arttığı görülmüştür. Ülkemizde üniversite mezunu bayanların sahip olduğu çocuk sayısı 1–2 iken okur-yazar olmayanlarda bu rakam 5-6’dır.

    Öte yandan her ailenin istediği zaman ve bakabileceği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır. Aile planlaması “Ailelerin istedikleri zaman, istedikleri sayıda ve bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları” şeklinde tanımlanır. Aile planlamasında amaç anne ve doğacak bebeğin sağlıklı olması, sağlıklı çocuklar yetiştirilmesidir. Çünkü kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar, düşükler, anne ve çocuk sağlığını ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Aile planlaması hizmetleri, ailedeki kişi sayısını sınırlama, çocuk yapmama veya nüfusu azaltma anlamına gelmez. Hatta bir amacı da çocuk sahibi olmayan ailelere yardım ve yol göstermektir.

    Aile planlamasının aile ve toplumsal açıdan yararları;

    1.Aşırı Doğurganlığı Engellemek
    Doğum sayısının fazla olması anne-bebek sağlığını bozar. Özellikle 4. doğumdan sonra istenmeyen durum gelişme olasılığı ile anne ve bebeğin ölüm riski artar. Bir evde olabilecek en büyük felaketlerden biridir annenin ölümü. Bu tüm aile fertlerini derinden sarsar.

    2.Doğum Aralığını Ayarlamak
    Sık doğum annenin sağlığını bozar. En sağlıklı anne de bile iki doğum arasında en az 2–3 yıllık bir süre olmalıdır. Aile planlaması iki doğum arasındaki süreyi ayarlamak için en iyi yöntemdir.

    3.Sağlıklı Çocuklar Yetiştirmek
    Bir ailenin en büyük sorumluluğu çocuklarını sağlıklı büyütmek, onların geleceklerini güvenceye almaktır. Ailenin bakabileceği kadar çocuğu olursa onların maddi-manevi ihtiyaçlarını daha iyi bir şekilde karşılar. Yani aile planlaması yöntemi ile topluma bedenen ve ruhen sağlıklı çocuklar yetişir.

    4.Sağlıklı Toplum Oluşturmak
    Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişim üzerine olumsuz etkisi çok büyüktür. Aile Planlaması ile hızlı nüfus artışını yavaşlatarak toplumun eğitim, beslenme, konut ve çevre koşullarının iyileştirilmesi sağlanır. Bütün bunların sonucunda nüfusun niteliğini iyileştirerek sağlıklı bir toplum oluşturulur.

    5.Riskli Gebelikleri Azaltmak
    20 yaşından önce ve 35 yaşından sonra yapılan doğumlar anne ve bebek açısından risklidir. Özellikle 35 yaşından sonra yapılan doğumlarda sakat ve hastalıklı bebek doğurma şansı artmakta, erken doğum ve düşük kilolu bebek doğumları artmaktadır. Aile planlaması bu riskli gebelikleri önleyerek ana-çocuk sağlığını korumayı amaçlar ve bebek ölüm hızı azaltılır.

    6.Çocuk Sahibi Olmayan Ailelere Yardımcı Olmak
    Aile planlaması çalışmalarının bir diğer yararı da çocuk sahibi olmayan ailelere yardım etmek, yol göstermek ve tıbbi olanaklardan yararlanmalarını sağlamaktır.

    7.İstenmeyen Gebelikleri Önlemek
    İstenmeyen gebelikler çoğunlukla kürtajla veya düşükle sonlandırılır. Anne sağlığını tehlikeye sokan düşükler, özellikle sağlıksız koşullarda yapıldığında anne ölümlerine bile yol açmaktadır. Aile planlaması istenmeyen gebelikleri önleyerek eşlerin ne zaman çocuk yapacaklarına karar vermelerini sağlar ve kürtaj oranını azaltır.

    Kırsal bölgelerde eğitim seviyesinin yetersiz olması ve okur-yazarlık oranın düşük olması, sağlıklı yaşam bilincinin yetersiz olmasına yol açmaktadır. Kadınların insan sağlığı ve özellikle koruyucu sağlık hizmetleri hakkında yeterli bilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hizmetlerden yararlanmak isteyen kadın sayısı da az olmaktadır. Bu eksik, özellikle Aile Planlaması ve gebelikten korunma yöntemlerinin kullanımı konusunda belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çocuk istemeyen kadınların oranı modern bir doğum kontrol yöntemi kullanan kadınların oranından çok daha fazladır. Ayrıca modern korunma yöntemleri hakkındaki yanlış inanışlar (kanser yapar; kısırlık yapar, kilo aldırır, baş ağrısı yapar vb.) bu yöntemlerin yaygınlaşmasını engellemektedir. Ülkemiz genelinde Aile planlaması amacıyla modern korunma yöntemi kullanan bayanların oranı oldukça düşüktür.

    TNSA’nın (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) verilerine göre kadınların yaklaşık %71’i gebelik düşünmezken bunların sadece %43’ü modern korunma yöntemi kullanmaktadır. Ülkemiz bu oranla Mısır, Zimbabwe, Tunus ve Bangladeş gibi ülkelerin gerisindedir. Zimbawe’de okuryazar olmayan bayan sayısı %15 iken ülkemizde bu oran %21’dir. Bu veriler eğitimin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.

    Sonuç olarak sağlıklı toplum, ruhen, bedenen ve sosyal olarak sağlam olan bireylerden oluşur. Bu unsurların sağlanması belli ekonomik imkanlara ve eğitime bağlıdır. Bakılabilecek çocuktan fazlasına sahip aileler ne yazık ki bu imkanları çocuklarına sağlayamamaktadır. Bu nedenle “Aile Planlaması” bilincinin oluşturulabilmesi için Devlet başta olmak üzere özellikle sivil toplum örgütlerine, kadın kuruluşlarına ve toplumun her kesimine görev düşmektedir.
    Gelin, ne Zimbawe’den geri kalalım, ne de Japonları depresyona sokalım.

  • Normal Doğum Ve Sezaryan

    Normal Doğum Ve Sezaryan

    Anne Adayları, Doğum Şeklinize Doktorunuzla Birlikte Karar Vermelisiniz

    Son yıllarda yurdumuzda ve tüm dünyada en çok tartışılan konulardan biri de anne adayının doğum şeklidir. Gebelerin büyük bir bölümünde doğum şekli konusunda gebelik süreci boyunca bir kararsızlık olmaktadır.

    Şöyle bir inanış var: Normal doğum, sezaryendan daha iyidir

    Bu kabul edilemeyecek bir şeydir. Bazı koşullarda normal doğum anne için çok zararlıdır ve sezaryen yapılması gerekir. Ama koşullar iyiyse normal doğum anne için elbette iyidir. Normal doğumda annenin iyileşme süreci çok daha hızlıdır. Anne hastaneden daha çabuk çıkar, normal işine ve normal hayatına daha çabuk döner. Bebek için ise, eğer her şey yolunda gidiyorsa, normal doğumda hiçbir problem yaşanmaz. Sezaryen ancak gerektiği taktirde yapılmalıdır.

    Normal Doğumun Bebek İçin Faydaları:

    • Anne adayı normal doğumda daha hızlı iyileşir.
    • Günlük hayatına daha hızlı bir şekilde döndüğü için bebeği ile daha fazla ilgilenebilir.
    • Normal doğumda anestezi kullanılmadığı için anestezinin herhangi bir riski taşınmaz.
    • Normal doğum ile doğan bebeklerde solunum problemlerinin oluşma riski daha az olmaktadır. Bu durumun sebebi, bebek doğum kanalından geçerken bir baskıya uğrar. Bu baskı da akciğerlerindeki amniyon suyunun atılmasına yol açar. Bu sebeple solunum riskleri azalır.
    • Bebek normal doğum esnasında doğum kanalından geçerken ağzı ile çeşitli bakterilere temas eder. Bu bakterilerin bebeğin bağışıklık sistemi için oldukça yararlı olduğuna dair çalışmalar vardır.
    • Normal doğumun yaşandığı anda, bebekte oluşan hormonal dalgalanmaların bebeğin dünyaya gelmesinin ardından anne ile ilişkisinin sağlamlaştırılmasında yararlı olduğuna inanılır. Normal doğum aşamasında bebekte endorfin hormonu salgılanır. Endorfin mutluluk hormonudur. Bu hormonlar bebeğin dünyaya daha kolay adapte olmasını sağlar.
    • Normal doğum yöntemi ile dünyaya gelen bebekler, anne memesini daha kolay bulabilmektedir.
    • Normal doğum ardından anne ile bebek arasında cilt teması oldukça güçlü bir şekilde kurulur. Bu sayede anne ve bebek iletişimi ve bebeğin anneye daha çok bağlanması sağlanmış olur.
    • Normal doğumla doğan bebekler sezaryen ile dünyaya gelen bebeklere göre yoğun bakıma daha az alınırlar.

    Normal Doğumun Anne İçin Faydaları:

    • Normal doğum ardından anne daha kolay iyileşir ve normal yaşantısına daha çabuk dönebilir.
    • Bebeklerini normal doğumla dünyaya getirmiş olan anneler, hastaneden daha kısa sürede çıkarlar. Hastaneden erken çıkmak maddi olarak anneye avantaj sağlar.
    • Normal doğum ile doğuran anneler için ”doğumda anne ölüm oranları” daha az etkilidir.
    • Doğumu normal yapan annelerin rahminde bir kesi ya da hasar meydana gelmez. Bu sebeple ikinci gebeliklerinde de normal doğum yapabilirler.
    • Normal olarak yapılan doğumlarda doğum ardından enfeksiyon ve kanama benzeri riskleri yaşama olasılığı daha az olmaktadır.
    • Normal olarak doğum yapan kadınların doğum ardından ağrı gibi sorunları sezaryene göre oldukça azdır.

    Normal Doğumun Dezavantajları

    • Doğum sırasında doğum ağrılarının duyulması,
    • Sancı korkusu ve çekilen sancılar,
    • Doğumda devamlı olarak ıkınmak gibi fiziksel hareketlerin sebep olduğu yorgunluk,
    • Vajinaya kesi uygulanması,
    • Doğum ardından vajinada ortaya çıkabilecek sorunların daha fazla olması,
    • Doğum sırasında meydana gelebilecek yan etkilerin daha fazla olmasıdır.
    • Sezaryen doğum hangi durumlarda yapılır?
    • Bebeğin doğum kanalına başla ilerlememesi halinde
    • Plasentanın rahim girişini kapatması
    • Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması halinde
    • Bebeğin iri olması halinde yani makrozomi durumunda
    • Anne adayının çatısının dar olması halinde
    • Bebekle ilgili bazı yapısal anormalliklerin olması durumunda
    • Anne adayındaki doğum korkusu, vajinusmus gibi durumlarda
    • Çoğul gebeliğin olması halinde
    • Rahimde miyomların halinde
    • Anne adayı açısından ıkınmanın riskli olması halinde
    • Annedeki herpes enfeksiyonu, genital siğil gibi sorunların bulunması
    • Anne adayının daha önceden geçirdiği operasyonlar
    • Bebeğin acilen doğmasının gerekli hallerde sezeryan doğum yapılabilir.

    Sezeryan Doğum Nasıl Olur

    Normal koşullarda sezaryenle doğum 30-45 dakika içinde tamamlanır. Olası bir aksilikte bu süre bir saate kadar çıkabilir. Doğum anestezi altında uygulanır. Bu genel anestezi olabileceği gibi spinal anestezi ile de yapılabilir.

    Yapılan cerrahi işlemde ağrı duyulmaması için anne adayına anestezi verilir. Genel anestezide doğumda herhangi bir şey hissedilmediği gibi, tamamen uyunur. Spinal yani epidural anestezide anne adayı uyanık olur, ancak ağrı duymaz. Bu yöntemde belden ince bir tüple girilerek, anestezi verilir. Bu şekilde sadece vücudun altı uyuşturulur.

    Sezeryan Doğumun Dezavantajları

    Sezaryen ameliyatında çok nadiren görülse de en sık görülen komplikasyonlar enfeksiyon, kanama ve pelvik organ yani rahime yakın bulunan mesane, barsak gibi organların yaralanmalarıdır. Aezaryen ameliyatlarının %1-2‘sinde aşırı kanama nedeniyle kan transfüzyonu gerekebilir. Çok nadiren aşırı kanama nedeniyle rahmin ameliyatla alınması bile gerekebilir. (bkz: doğum sonrası aşırı kanama)

    • Sezaryen ameliyatı sonrasında bacak damarlarında pıhtı oluşması (derin ven trombozu, dvt) ve akciğerlere pıhtı atma riski normal doğuma göre fazladır.
    • Sezaryenin bir dezavantajı doğumdan hemen sonra anne bebek etkileşimini geciktirmesi veya engellemesidir.
    • Sezaryen sonrası anne normal doğuma göre çok daha geç iyileşir. Hastaneden daha geç taburcu olur. Günlük hayatına ve işine dönmesi daha uzun süre alır.
    • Sezeryan sonrası ağrı normal doğuma göre çok daha fazla olur.
    • Sezaryen amelyatı geçiren annenin sonraki doğumlarında plasentanın (bebeğin eşinin) rahim ağzına yerleşmesi veya rahim duvarına yapışması gibi (previa, dekolman, akreata) komplikasyonlar daha sık görülür.
    • Sezaryen ameliyatı geçiren anne sonraki bebeklerini normal doğum ile doğurma şansını büyük oranda kaybeder.

    Sezaryen sonrasında bebekte solunum sıkıntısı olma riski daha fazladır. Normal doğumda bebek doğum kanalından geçerken uğradığı basınç sayesinde akciğerlerindeki su dışarı atılır ancak sezaryende bu gerçekleşmediği için solunum sıkıntısı meydana gelebilir. Elektif sezaryende bebekte yenidoğan geçici takipinesi (TTN) ve RDS gelişme riski 7 kat fazla bulunmuştur.

    Nadiren genel anesteziye veya spinal, epidural anesteziye bağlı komplikasyonlar oluşabilir.

    • Sezaryen olan annenin doğumdan sonra herhangi bir komplikasyon nedeniyle tekrar hastaneye yatma riski normal doğum yapanlara göre daha fazladır.
    • Sezaryen ile doğan bebeklerde meme emme başarısı daha düşüktür.
    • Bazı araştırmalar sezeryan ile doğan çocuklarda astım hastalığına daha sık rastlandığını göstermiştir.
    • Sezaryen olan annelerin karınlarında ameliyata bağlı oluşabilecek yapışıklıklar nedeniyle ileride infertilite (kısırlık) problemi yaşama riskleri daha yüksektir.
  • Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Çiftlerin gebelik boyunca doğum şekli konusu en çok düşündükleri konudur. Gebelerin doğum şekline karar verme konusunda onları en çok etkileyen yakın arkadaşları ve ailelerinin görüşleridir.

    Normal doğum yapmanın ya da Sezaryenla doğum yapmanın kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan gebe bayan ve bebeği için hangi doğum şeklinin uygun olup olmadığına karar vermektir. Gebe kadınların ve ailelerinin doğum şekli konusunda doktorun bilgi ve tecrübesine güvenmeli ve doğum şekli konusundaki kararla ilgili israrcı olmamalıdırlar.

    Tam olarak doğumun sezaryen yada normal doğum şeklinden hangisi ile olup olmayacağı aslında gebeliğin 37-38 haftası civarında belli olmaktadır.Eğer gebelikte bebek baş ile geliyorsa,bebeğin kilosu 4000 gr dan az ise,bebeğin eşi yani plasenta aşağı yerleşimli değilse,muayenede bebeğin başı doğum kanalına yerleşmişse ve anne de normal doğum istiyorsa (buna fiziken ve ruhen hazır hissediyorsa) normal doğum planlanabilir.Normal doğum için son adet tarihine göre gebelik süresinin sonu olan beklenen doğum tarihinin son gününe kadar beklemek gerekir.Bazen bu bekleme süresi 41-42 haftayı da bulabilmektedir.Bu döneme kadar çok sıkı kontrol altında beklenebilmektedir.

    Gebelikte eğer bebek ters duruyorsa (makad yada ayak geliş),hastanın daha önceki doğumu sezaryen ile gerçekleşmişse,hasta normal doğum yapmaktan korkuyorsa,bebeğin kilosu 3500 gr dan fazla ise, plasenta aşağı yerleşimli ise ve muayenede bebeğin başı annenin doğum kanalına yerleşmemişse hastaya sezaryen planlanmalıdır.Sezaryen planlı bir şekilde yapılacaksa beklenen doğum tarihinden itibaren 1 hafta yada 10 gün önceki bir dönemde alınmalıdır.Bu süre içinde sezaryen yapılmazsa hastanın doğumu başlayabilir ve hasta strese girebilir.

    Normal Doğumun Avantajları ve Dezavantajları
    Normal doğumda bebek vaginal yoldan doğduğu için annenin doğum sonrasında daha çabuk toparlanıp normal hayatına dönmesi büyük bir avantajdır. Normal doğumdan sonra hastanede 24 saatlik bir kalma süresi yeterli olmaktadır. Anne evine daha kısa bir sürede dönmektedir.
    Normal doğum sancıları yaşanırken salgılanan Oksitosin denilen hormonun da devreye girmesiyle anne sütü daha kısa bir süre içerisinde gelmektedir. Anne bir operasyon olmadığı için daha çabuk beslenebilmekte ve buna bağlı olarak da daha çabuk sütü gelmektedir.
    Normal doğumda bebek dünyaya daha dar bir alandan geçerek çıktığı için akciğerleri önce sıkışıp sonra birden havayla temas ettiği için daha güçlü solunum yapabilmekte ve akciğerler daha iyi havalanmaktadır.
    Doğumda anne bebeğinin doğmasıyla birlikte hemen onu görmekte ve dokunarak temas edebilmekte ve daha kısa sürede emzirip, daha çabuk bir duygusal bağ kurabilmektedir.
    Normal doğumdaki en büyük risklerden birisi doğum takibi sırasında normal ilerleyen bir doğum eylemi sırasında her an bir problem gelişebilmekte ve aniden sezaryen yapılmaktadır. Bu problemleri şöyle sıralayabiliriz; doğum eylemi yavaşlayabilir,bebeğin ilerlemesi durabilir,bebek sıkıntıya girebilir,kalp atışlarında yavaşlama yada hızlanma olabilir,bebek kakasını yapabilir,tehlikeli bir vaginal kanama başlayabilir.Bu tehlikelerden dolayı sezaryen şartları her an hazır olmalıdır.Bu durumlarda acilen sezaryen yapılmazsa uzayan eylemlerde bebeğin oksijensiz kalması ileride zeka geriliğine ve kas gücü kayıplarına neden olabilmektedir.Bazen doğumda annenin ıkınması yetersiz kaldığı için bebeği çıkartabilmek için vakum uygulaması yapılmakta ve bu durum sonrasında bebekte önemli problemler gelişebilmektedir.Bazen doğumda bebeğin omuz kısmı takılmaktadır ve bebeğin boynundaki sinirler zarar görmekte ve omuz kemiğinde kırılmalar olabilmektedir.
    Normal doğum sırasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak ve annenin anatomik yapısının zarar görmemesi için epizyotomi denilen bir kesi yapılmaktadır. Bazen doğumda bebek çıkarken bu kesiyi büyüterek hastanın anüs ve rektum kısmında yırtıklara ve dışkısını tutamama gibi problemlere neden olmaktadır.
    Normal doğumda bazen ıkınma sırasında bebeğin de zorlamasıyla birlikte idrar torbasında sarkmalara (sistosel) ve operasyon gerektirecek kadar idrar kaçırma problemlerine yol açabilmektedir.
    Normal doğumdan gebe kadınları uzaklaştıran bir konu da doğumdaki duyulacak olan ağrılardır. Ancak epidural kateter takılarak yapılan normal doğumlarda ağrı duymadan normal doğum yapıldığı için bu korku aslında yersizdir.
    Bazı çiftler normal doğumun ne zaman başlayacağı bilinmediği için bu durum onları endişelendirmekte, gece doğumun başlaması hastaneye ve doktora ulaşma korkusu nedeniyle kendi istekleriyle sezaryen olmaktadırlar
    Sezaryen ile Doğumun Avantaj Ve Dezavantajları
    Sezaryen ameliyatında karın alt bölümünden yapılan bir kesi ile rahime ulaşılmakta ve rahime yapılan bir kesi ile de bebeğin dışarı alınmasıdır.

    Sezaryenin en büyük avantajı bebeğin normal doğum sırasında oluşabilecek riskleri yaşamadan direk sağlıklı bir şekilde dışarı alınmasıdır. Bebeğin sıkışması, oksijensiz kalması gibi kötü olasılıklar sezaryende yoktur. Bebek az riskli bir yoldan dışarı çıktığı için birçok aile bu yüzden sezaryeni tercih etmektedir. Bazen sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra birkaç gün sürebilen bir solunum sıkıntısı yada solunum sayısında artma (yeni doğanın geçici takipnesi) durumları görülebilmektedir. Fakat bu durum normal doğumlarda da yaşanabilir.

    Sezaryen olan kadınlarda anatomik bakımdan rektum bölgesinde ya da idrar kesesinde herhangi bir anatomik hasar oluşmamakta doğumdan sonra idrar yapma ve dışkılama bakımından bir sorun yaşanmamaktadır.

    Sezaryen ile doğum yapan annelerin kendine gelmesi, bebeği ile iletişim kurması biraz daha geç olmaktadır. Emzirme anne operasyondan sonra odaya gelince olacağı için bebek 1-2 saat annesini beklemektedir. Sezaryen olan anne operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkmakta ve 4-6 saat içinde ağızdan beslenmektedir.Bu yüzden anne sütü gelmesi biraz daha gecikmektedir.Bu operasyondan sonra hastalar 2 gece hastanede tutulmaktadır.Annenin operasyondan sonra ağrıları daha fazla olduğu için normal hayatına dönmesi 1 haftayı bulmaktadır.

    Hem normal doğumda hem sezaryen doğumların kesi bölgelerinde enfeksiyon, kan birikmesi ve dikişlerin açılması ihtimali az da olsa görülebilmektedir.

    Sonuç olarak hem gebe için hem bebeği için en sağlıklı doğum şeklini kendisini tanıyan ve takip eden hastası için en iyi kararı ancak kendi doktoru verebilir.Hasta için en uygun doğum şeklinin kararını verdikten sonra da hastanın doğumu sağlıklı bir şekilde gerçekleşirse genellikle bir sorun yaşanmaz.

  • Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Gebeliğin 20. Haftasından sonra olan bebeğin rahim dışına çıkmasına doğum denir.

    Normal doğum gebeliğin 37.haftasından sonra gerçekleşen doğum sürecidir.

    Doğum sancılarının başlaması ile travay denilen doğum eylemi başlamaktadır.

    Doğumun 3 evresi vardır

    1.Evre : Rahim ağzının açılmaya neden olan kasılmaların başlaması ile rahim ağzının tam açılmasına kadar olan süreçtir.

    2.Evre : Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğmasına kadar olan süreçtir.

    3.Evre : Bebeğin çıkmasından sonra plasenta ve eklerinin çıkmasına kadar olan süreçtir.

    Normal bir doğum eyleminin geçekleşebilmesi rahim kasılmaları düzenli olmalı ve rahim ağzını açabilmelidir. Kasılmalarla birlikte bebek aşağı doğru itilir ve ilerler. Bebeğin başı doğum kanalı ile uyumlu bir şekilde duruyorsa kasılmalarla birlikte ilerlemeye devam eder.

    Doğumun gerçekleşebilmesi için rahim ağzının 10 cm kadar açılmış olması gereklidir. Bebeğin başının çıkacağı zaman epizyotomi yapılır ve bebek çıkartılır. Daha sonra plasentanın ayrılması beklenir. Plasenta ayrılınca ekleri ile birlikte çıkartılır. Rahim içi parça kalmaması bakımından kontrol edilir. Kesilen epizyotomi bölgesi dikilir ve pansuman yapılarak hasta odasına alınır ve artık bebeği ile başbaşa kalabilir

  • Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Geçmiş yüzyılda obstetrik uygulamalarda en belirgin değişikliklerden birisi sezeryan doğumundaki progressif artıştır. Rahim alt çizgisi kesileri ve anestezi tekniklerindeki yenilikler sezeryan doğumun güvenirliliğini artırmıştır. Yalnız unutulmamalıdır ki, sezeryan doğum, alternatif bir doğum şekli olarak sunulmamalıdır. Gerektiğinde uygulanan hayat kurtarıcı bir operasyondur. Sezeryan doğum büyük abdominal bir cerrahi prosedür olması sebebiyle medikal, anestezik ve cerrahi komplikasyonları olabilir. Sezeryan sonrası emboli, gaz gibi şikâyetleri en aza indirmek için anne mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırılmalıdır. Özellikle kilolu hastalarda bu önem taşımaktadır. Ağrıdan dolayı anne hemen ayağa kalkamazsa yatak içi bacak hareketleri başlatılmalıdır. Bebek sık sık emzirilmeli, annenin meme başı uyarısı sağlanmalı ve süt gelmesi hızlandırılmalıdır. Sık emzirme ayrıca anne rahminin (uterus) çabuk toparlanmasına da olanak sağlamaktadır. Sezeryan ameliyatı sonrasında da anne ve bebek sık sık bir araya getirilir ve emzirme sağlanırsa süt daha çabuk oluşur. Anne rahat oturur pozisyonda memeyi, kavrayıp meme başının tüm kahverengi kısmını bebeğe vermelidir. Sütü artırmak için sıcak kompres uygulanabilir. İlk 30 dakika içinde emzirmeye başlanmalıdır. Meme başı sadece su ile temizlenmelidir. Meme başında çatlak varsa ayrıca çatlak kremleri uygulanabilir.

    Eğer operasyon bölgesinde bir problem yoksa ameliyattan 3 gün sonra banyoya izin verilir. Operasyon sonrası dönem zor ve yorucu bir dönem olduğundan, bebekten fırsat bulunan her aralıkta anne mutlaka dinlenmeli, uyumalıdır. Her gün 20-30 dakika yürürseniz şişliklerin gittiğini hızla eski formunuza kavuştuğunuzu görürsünüz.

    Sezeryan sonrasında annelerin en büyük endişesi göbek sarkması, karında yağlanma ve kalıcı bir göbektir. Doğumdan hemen sonra da korse takmak ve egzersiz yapmak planlar arasında yer alır. Göbekte yağ birikmesi olduğu ve karın kasları kuvvet kaybettiği için bilinenin aksine korse kullanmak bir işe yaramayacaktır. Düzenli egzersiz ve doğru beslenme karın için etkili olacak en iyi yöntemlerdir.

    Sezeryan sonrası korse kullanımı işe yaramaz. 1 ay dolduktan ve doktor muayenesinden sonra karın kaslarını çalıştıracak egzersizler daha faydalıdır.Sezeryan sonrası az miktarda vajinal kamana 1 ay kadar devam etmesi normal kabul edilir. Bu dönemde vajinal tampon kullanılmamalıdır. Kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Doktor muayenesinden sonra cinsel hayat genellikle 4-6 hafta sonra başlayabilir. Bol sıvı alınması ilk günlerde çok önemlidir. Özellikle epidural ve spinal anestezi ile doğum yapan hastalarda 3 litre altında sıvı alındığında baş ağrısı olur. Sıvı ve kafeinli içeceklerin alınması baş ağrısını önleyecektir. Çok ani hızlı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Bol sıvı alımı ayrıca sütün de bol olmasını sağlayacaktır.Fazla miktarda kanama, kesi yerinde açılma, akıntı, kötü kokulu vajinal akıntı, göğüslerde ağrı ve kızarıklık, bacaklarda ani şişme kızarıklık, öksürük, kanlı balgam, solunum sıkıntısı, baş ağrısı gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sezeryan sonrası postpartum depresyon (doğum sonu depresyonu) da sık rastlanan bir durum olup kesinlikle önemsenmelidir. Bazı annelere tıbbi yardım bu konu da gerekebilir.
    Sezeryan sonrası ilk kontrol 7-10 gün içinde, daha sonra ki kontrol 4-6 hafta içinde olmalıdır.

  • Gebelik ve Gebe Takibi

    Gebelik ve Gebe Takibi

    Normal bir hamilelik süresi 40 haftadır. Başka bir deyişle 40 hafta, 280 gün yada 9 ay 10 gündür. İster bebekteki gelişmeler,ister anne vücudundaki değişiklikler ve şikayetler, aynı zamanda tıbbi olarak yapılması gereken tetkik ve tedaviler bu haftalara bağlı olarak değişir.

    40 haftalık gebelik süresi 3 aşamada değerlendirilir:
    1.Aşama: İlk 12 haftalık süre birinci trimestr dediğimiz embriyogenezis dönemidir.

    Bebeğe ait değişiklikler
    Anne’nin yumurtası baba’nın spermi tarafından döllendikten 72 saat sonra,döllenmiş yumurta anne rahmine ulaşarak rahim tabakasının içine yerleşir.Bu dönemdeki canlıya Embriyo,geçirdiği evreleri ise Embriyogenezis denir.Embriyo’nun yerleştiği rahim tabakasına,embriodan çıkan uzantılar ilerleyip plasenta (Halk dilinde bebeğin eşi) oluşmaya başlar.Plasenta bebek ve anne arasında bariyer görevi yaparak oksijen ve besin transferini gerçekleştirir.Embriyo plasentaya göbek kordonu ile bağlıdır.Bebeğin sağlıklı gelişmesi için en büyük görev plasntaya aittir.Embriyo su ile dolu olan kesenin içinde büyümeye devam eder.8 haftanın sonunda embriyo yaklaşık 25 mm boyutundadır.Embriogenezis döneminde bebeğin tüm doku ve organları oluşmaktadır.Dolaysıyla dış etkenlerden,anne’nin kullandığı ilaçlardan, geçirdiği hastalıklardan, maruz kaldığı zararlı dış etkenlerden en çok etkilenen dönemdir. Bebeğin bir takım sinir sistemi hastalıklardan ve Nöral Tüp defekti dediğimiz anomaliden korunmak amacıyla bu dönemde anne’nin folik asit kullanımı önerilir.

    Anne’inin son adet tarihinden yaklaşık 5 hafta sonra Ultrasonda(Batından) gebelik kesesi ve içindeki yolc sac dediğimiz bebeğin ilkel barsakları görülür.Bu gebelik kesesinin boş olmadığını ve büyük olasılıkla normal bir hamilelik sürecinin devam edeceğinin en büyük göstergesidir. Bu tarihten iki hafta sonra embriyo ve kalp atışları görülür.12 haftanın sonunda ise bebeğin tüm organları oluşmuş adeta minyatür bir insan şeklini almıştır.ve embriyo yerine Fetüs olarak adlandırılır.Plasnta ise gelişmesini tamamlayıp tüm fonksiyonlarını yerine getirmeye başlamıştır. 12 haftanın sonunda fetüs 60-65mm boyunda,yaklaşık 20 gr ağırlığındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    İlk 12 haftada herkesçe bilinen en sık görülen şikayet hiperemezis dediğimiz bulantı ve kusmadır. Bunun yanı sıra halsizlik,Uyku düzeninde değişikliler(uykusuzluk veya uykuya eğilim),kasık ve bel ağrısı,sık idrara çıkma,vajinal akıntıda artış,göğüslerde gerginlik,baş dönmesi,başağrısı,ruhsal gerginlik,mide şikayetleri,vücütta genel bir şişkinlik ve ödem hali görülebilecek olağan şikayetlerdir.

    Yapılması gereken tetkikler
    Bu dönemde eğer anne adayının ciddi ve kronik bir hastalığı yoksa doğum uzmanın muayenesinde her hangi bir probleme rastlanmyorsa,çok fazla ve detaylı bir tetkik’e gerek yoktur. Rutin kan tablosu,ve temel tetkiklerin yapılması yeterlidir. Ancak muayene bulgusunda bir sorun tespit edilirse Doğum Uzmanın uygun gördüğü tetkikler yapılmalıdır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    İlk 12 hafta daha önceden bahs ettiğimiz gibi biraz daha dikkatkli olunması gereken haftalardir.Örneğin mecbur kalmadıkça yolculuğa çıkmamak,ağır fiziksel aktiviteden uzak durmak,cinsel ilişkide temkinli olmak vs.

    12 ila 28 haftalar ikinci trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    16 hafta civarında bebek ince bir cilde sahip olup,tüylenmeye başalmıştır.Bu tüyler daha sonra dökülecektir.Boyu 15-20cm,ağırlığı 100 gr’a ulaşmıştır.kemikler sertleşmeye başlamıştır.20 haftadan sonra cilt alıtı yağ dokusu gelişmeye başlar.Bebeğin hareketleri bu haftadan sonra anne tarafından hisedilmeye başlar(İkinci ve sonraki gebeliklerde bebeğin hareketlerini 18 haftadan itibaren anne hisedebilir.).Bu dönemin sonunda bebeğin ağırlığı 800-1000 gr arasındadır. Bebek’te olası konjenital(Doğumsal) anomalilerin çoğunun tesbit edilebileceği haftalar 16-20 haftalar arasıdır.23-24 haftalarda bebeğin kulağı duymaya başlar.ve dışardan gelen sesli uyarılara tepki verir. Bu haftadan itibaren doğuma kadar geçen sürede bebek anne’nin sesini tanımaya ve alışmaya başlar. Doğduğunda bebek annesini sesinden tanır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu haftalar anne’nin hamileliğe adapte olduğu haftalardır. Rahim’in kasığın dışına taşması ile karında büyüme, omurgan’ın bu duruma adaptasyonu sonucu kavisinin artması dolaysıyla sırt ve bel ağrılarının baş gösterdiği dönem dir.Bulantı kusmaların hafiflediği bu dönemde,onun yerine mide yanması ve ekşime şikayetleri başlar.Bebeğin hareketleri anne’nin ilk hamileliği ise 20 hafta civarında,ikinci ve sonraki hamilelikleri ise 18 haftalar civari anne tarafından hisedilmeye başlar.Bu dönem anne açısından belkide hamileliğin en rahat dönemidir.Bebeğin hareketlerini hisettiği için heran bebeğinin hayatta olduğunun huzurunu taşır ve kendisi henüz çok ağırlaşmadığı içinde yaşam kalitesi fazla etkilenmemiştir. Ciltte ve meme ucunda,göbekten kasığa doğru koyulaşma olur.İlk süt (kolostrum) salgısı 20 hafta civarında başlar.

    Yapılması gereken tetkikler
    12-14 haftalar arası İkili Tarama testi:Bebeğin ense kalınlığı ölçülür.Anne kanında PAPP-A ve b-HCG değerleri bakılır.Bu iki parite ikili tarama testi adı altında birleşerek risk hesabı yapılır.Eğer bu testin sonucu olumsuz olursa(Bu sadece istatistiksel bir test tir),anne ve bebeğe özgüleştirilerek daha ileri testler yapılması önerilir(Chorion villus biyopsisi)

    16-20 haftalar arası (Tercihen 18.hafta) Üçlü tarama testi:Tripple test denilen bu tetkikte ikili tarama testinde olduğu gibi anne kanındaki hormon ölçümleri ve bebeğin baş çevre ölçümü esas alınarak yapılır.Şayet bu test olumsuz olursa Amniosentez dediğimiz bebeği suyundan örnek alınarak bebeğe özgü ileri tetkik yapılması önerilir.

    15-22 haftalar arası Dörtlü tarama testi: (Henüz deneme aşamasındadır.)

    24-28 haftalar arsında anne’de şeker testi yapılarak gebelik’te gizli Diabet araştırılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Anne adayının dengeli beslendiği düşünülerek demir takviyesi(Kansızlık tedavisi) dışında herhangi bir ilaca gerek yoktur.Şayet anne adayı yeterli miktarda süt ve süt ürünleri tüketemiyorsa kalsiyum takviyesi Yapılabilir.Annede kas krampları mevcut ise kalsiyum yanı sıra magnezyum verilir. Şayet anne adayı iştahsiz olup bebek’te yeteri kadar kilo alamıyorsa o zaman multivitamin ilavesi yapılabilir. Gebelik’te yapılması önerilen tek aşı Tetanoz aşısıdır.Anne aday’ı evde doğum yapmayı düşünmüyörsa 10 yıl içinde herhangi bir nedenle Tetanoz aşısı yapıldıysa bu aşının yapılmasına gerek yoktur. Anne ve baba arasında kan uyuşmazlığı varsa 28. haftada Rhrh aşısı yapılır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    Anne adayı bu dönemden itibaren rahat gevşek giysileri tercih etmeli.Diş problemi varsa en uygun tedavi zamanı 20-28 haftalar arasıdır.Meme’den süt salgısı varsa temiz bezle silmek yeterlidir.Ciltte çatlak oluşmayı azaltıcı nemlendirici kremler kullanılabilir.

    28 ila 40 haftalar üçüncü trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    28 haftadan doğuma kadar geçen sürede bebeğin kilosu boyuyla oranla daha fazla artar.Ortalama hafta başı 150-250 gr arası kilo artışı gösterir.Tırnak oluşumu ,ayak tabanında çizigiler şekillenir.34 haftada Akciğer gelişimi tamamlanır ve doğarsa dış ortamda yaşayabilecek düzeyde olur.(Bu durum teorik olarak kabul edilir.İdael olarak bebek 37. haftayı tamamlamasıdır.)Bebeğin hareketleri daha güçlü olup bazen anne’nin canını yakacak düzeye gelebilir.Gebelik süresini tamamlayan bebeğin kilosu 2500-4000 gr arası boyu 50cm civarındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu dönemde bebeğin büyümesine paralel olarak annede karın içi basınç’ta artış olur.Buna bağlı Mide barsak şikayetlei,sık idrara çıkma,idrar kaçırma,akciğerlere bası sonucu solunum güçlüğü,öksürük, Çarpıntı şikayetleri olabilir.Lenf yollarına bası sonucu alt extremitelerde(Bacaklarda) şişlik,varis oluşumu,anne dış genital bölgede şişlik veağrı buna bağlı olarak yürüme şekil değişikliği(Ördek tipi yürüyüşü) olabilir.34 haftadan itibaren Braxton-Hicks kasılmaları(yalancı doğum sancılar) başlar.Geçek doğum sancılarından farkı seyrek,düzensiz,kısa süreli ve hafif olmasıdır.Bu kasılmalar bir nevi rahimin doğuma hazırlık egzersizleridir.

    Yapılması gereken tetkikler
    34 haftadan itibaren Ultrasonla bebeğin suyunun miktarı daha sık ölçülmeli,Non-Stress-Test(NST) dediğimiz bebeğin kalp atışlarının takibi yapılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Bu döneme özel farklı herhangi bir ilaç kullanması söz konusu değildir.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    30 haftadan itibaren anne’ye sırt üstü yatışı önerilmez.Bu yatış şekli anne’nin sırt ve bel ağrılarını arttırır.Daha önemlisi anne karnındaki ana damarlara basıya bağlı hem bebeğe giden kan miktarı azalır hemde anne’nin tansiyonu düşüp nefes almakta zorlanır.Tercih edilen yatış pozisyonu sol yandır. Anne bacaklarını hafif karnına doğru çekip iki bacak arasına yastık kullanırsa bel ağrılarının hafiflemesini sağlar. Anne’ye bebek hareketlerini sayması öğütlenir.Bebek 24 saat’te 10 kereden az hareket ederse veya 2 saat’ten fazla hareketsiz kalırsa hemen doktoruna haber verilmesi istenir.Bu durum iki olaydan kaynaklanabilir.Ya bebeğin suyu azalmış dolaysıyla bebeğin hareket kabiliyeti azalmıştır veya bebek doğum kanalına yerleşip doğuma hazırlanıyordur.

    Hamilelik boyunca hatırlanması gereken hususlar
    Beslenme:
    Hamilelik boyunca anne adayından istenilen beslenme şekli sık sık az az yemek yemesi Yiyeceklerinin besin değeri yüksek kalorisinin düşük olmasıdır.Şeker hastalığın dışında hamilelikte diyet yasaktır.Bu şekilde beslenmenin yararları:Anne tansiyonunun,kan şekerinin hep aynı düzeyde kalması,bebeğe giden kan miktarı hep aynı düzeyde ve dengeli olması,anne’deki mide şikayetlerinin azalması ve annedeki kilo artışının ideal olmasının sağlar.Hamilelik boyunca ideal kilo artışı 13 kilo civarında olup bunun 3 kilosu ilk 20 hafta,geri kalan 10 kilo ikinci 20 haftada olmasıdır.

    Gebelik’te egzersiz:
    Bilimsel olarak anne ve bebeğe faydası kanıtlanmış tek egzersiz yürüyüştür. Yürüyüş günlük yarım saat’i aşmamalı,düz yolda yürüyüp,10 dakika yürüdükten sonra 10-15 dakika mola verip dinlenilmelidir.

  • GEBELİKTE  EGZERSİZ

    GEBELİKTE EGZERSİZ

    Gebelikte egzersizin sakıncalı olduğu durumlar nelerdir?

    Düşük riski olanlar,bebekte gelişme geriliği tespit edilenler,erken doğum riski olanlar,gebelikte tansiyon gelişen hastalar ve kanamalı gebelerde egzersiz yapılmamalıdır.

    Gebeler nasıl egzersizler yapmalıdır?

    Günde 30 dk kadar düzenli egzersiz önerilir. En çok yürüyüş ve yüzme olabilir. Yoga ve pilateste özel gebelik programları ile gebelik sırasında ve doğuma hazırlamada çok faydalıdır.

    Egzersizler sırasında nelere dikkat edilir?

    Nefes darlığı ,göğüste sıkışma hissi ,tansiyon düşmesi,baygınlık hissi ,baş ağrısı ,rahimde kasıklarda ağrı,vajinal sıvı gelmesi şüphesi ,bebek hareketlerinde azalma olursa doktorunuzla yeniden değerlendirilip egzersiz uygun mu tekrar gözden geçirilmelidir.

    Egzersizin faydaları nelerdir?

    Egzersiz her zaman olduğu gibi gebelikte de en çok kilo alınımını düzenlemekle birlikte psikolojik olarak rahatlama sağlayacaktır.Yarım saat düzenli yapılan egzersiz gün içindeki duygu durum düzenini destekleyip iyi hissetmesini sağlayacaktır. Uyku düzenini destekler.Ödemin azalmasını sağlar. Kramp ve eklem ağrılarını azlatır . Gebelik sırasında karın büyümesine bağlı bozulacak olan omurga ve duruş anomalilerini azaltır.Kabızlık, şişkinlik, gaz şikayetlerini azaltır.

    Yüzme de dikkat edilecek konular nelerdir?

    Havuz temiz olmalı ,temiz tutulması için katılan kimyasal oranına dikkat edilmelidir. Havuzdan sonra hemen duş alınmalıdır. Yüzme bitince havuzda uzun kalınması önerilmez.

    Hamilelikte YOGA

    Yoga doğru nefesi öğreten gebe programları ile doğumu kolaylaştırıcıdır ve doğum anında faydası vardır. Doğru duruş şekli öğretildiği yogada doğum sonrası normal vücud şeklinize dönüşte de tüm egzersizler gibi etkilidir.

    Yoga hem zihninize, hem de bedeninize iyi gelir.Bunun dışında sabah bulantılarını azaltır.Postür bozukluklarını önler. Krampları azaltır. Kan dolaşımını hızlandırarak kas ve eklem ağrılarını azaltır.Ödemi tüm egzersizler gibi azaltıcaktır. Yoga doğumu kolaylaştırır. Öğrettiği doğru nefes ,doğru gevşeme, karın ve solunum kaslarını güçlendirerek etkili olur.

    GEBELİKTE PİLATES

    Artık sağlık bakanlığıda gebe programları düzenleyerek pilatesi etkinleştirmektedir .Pilates dengeli ve akıcı hareketlerle doğru nefes alıp vermeyi öğreterek etkilidir.Hem psikolojik hem de bedensel rahatlama sağlar Bel ve sırt ağrılarını azaltır . Ödemi azaltarak ,karın kaslarını ve pelvis kaslarını güçlendirip ,gevşemeyi öğretir.Doğumda çok yardımcı olacaktır .Pilates mutlaka eğitmen eşliğinde yapılmalıdır. Çeşitli büyüklükte toplar,sopalar,yastıklar kullanılarak yapılır.

  • DOĞAL DOĞUM

    DOĞAL DOĞUM

    Doğal doğumda amaç doğal giden seyri müdahalesiz izlerken hastamıza verilen destek ve motivasyonla zamana takılıp kalmasından kurtarmak, motivasyon ve ağrı hissini azaltacak doğru nefes ve hareketlerle gerekirse masajlarla süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamaktır. Tabi ki tıbbi bir gereklilikte müdahale olabileceğini bilgilendirmektir.

    Doğal doğuma öncelikle verilecek ön bilgiler ve tavsiyelerle hastalarımızı beden ve zihin olarak hazırlamak ilk aşamadır. Doğum sırasında yalnız kalmayacağı bilgisi de önemlidir. Motivasyon kaybına asla izin vermeyeceğimizden emin olunmalıdır.Her imkan ve olanak sağlansa da, seyirde tıbbi olarak gereken müdahale şart olduğunda da hekime olan güveni tam olup bunu kabul etmesi konusunda eksiksiz bilgilendirme şarttır.

    Dünya sağlık örgütünün de kabul ettiği Lamaze felsefesinde kurallar şöyledir;

    Doğum kendisi başlamalıdır. Burada tıbbi olarak gebelik doğumu başlatmayı gerektiren bir endikasyön içermiyorsa kendi başlayana kadar beklenilmektedir.
    Doğum boyunca annede hareket özgürlüğü olmalıdır. Yani doğum takibi boyunca istediği gibi hareket etmeli. Yürüyebilir, oturabilir, çömelebilir bu vücudunun nasıl rahat ettiği ile ilgilidir.
    Doğum yapan kadınlara duygusal ve fiziksel olarak destek verilmelidir. Ağrıyla baş edebilmenin yolu yanınızdaki ekibin sizi telkin edip doğumun seyrinin sorunsuz olduğu, güven içinde olduğunuzu hissettirmesidir. Doula adı verilen bu destek kişi çok önemlidir.
    Doğum eylemi boyunca müdahalelerden kaçınmak. Bu müdahaleler neler olabilir :

    • Aç bırakmamak,
    • Sürekli NST dediğimiz monitöre devamlı bağlamamak,
    • Seruma sürekli takılı bırakmamak,
    • Doğumu diğer hızlandıran manipülasyonları yapmamak,
    • Epizyotomi gerekmedikçe açmamak gibi.

    Doğumda doğal ve aktif ıkınma yöntemleri kullanmak. Yani oturma, çömelme, diz dirsek pozisyonlarından hangisini ister nasıl rahat ederse bu arada doğru nefeslerle yardımcı olmaktır.
    Doğumdan sonra anne ve bebek bir arada tutulup emzirme için yeterli zamanı tanımaktır.
    Doğum sonrası ve sezaryen sonrası sorun yoksa TEN TENE TEMAS sağlamak dediğimiz annenin göğsüne çıplak şekilde bebeği verip üzerini bir battaniye ile örtmek emme refleksi, ısı dengesi, duygusal yönden pek çok faydası vardır.

    HYPNOBİRTHİNG dediğimiz, hipnozun doğumda uygulanması ile bilinç altı korkular azaltılmaktadır. Gevşemeyi öğreten ve ağrı hissetmemesini sağlayacak özel tekniklerle nefes egzersizleri ile yardımcı olunmaktadır. Bu yöntemde hasta uyanıktır.