Etiket: Doğru

  • Lazer epilasyonla tüylere veda edin

    Yaz ayları`nın yaklaşmasıyla birlikte istenmeyen tüylerden kurtulup, bütün bir yaz boyunca rahat etmek için lazer epilasyon yaptırmak isteyen bayanların sayısı günden güne artıyor.

    Yaz Geliyor, İstenmeyen Tüylerden Kurtulmanın Tam Vakti…

    Lazer epilasyon istenmeyen tüyleri ortadan kaldıran önemli bir teknolojidir. Lazer ışını cilde zarar vermeden geçer ve kıl köklerindeki pigment (renk veren madde) yapısına ulaşır. Kıl kökü tarafından emilen enerji ısıya dönüşerek kökün kendisini tahrip eder. Böylece kıl kökü bir şekilde ortadan kalkar.

    Lazerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar!

    Lazer epilasyonla istenmeyen tüylerden kurtulmak uzun bir süreçtir.(Yanlış)

    Deniz mevsimine az zaman kalan şu günlerde, son derece hızlı olan bu yöntem sayesinde, kısa sürede, geniş alanlara uygulama yapılarak zamandan tasarruf sağlanmış olur. (Doğru)

    Lazer yazın uygulanmaz. (Yanlış)

    Lazer uygulamasından önce herhangi bir özel bakım gerekmez. (Doğru)

    Lazer sadece açık ten rengine sahip kişilere uygulanır.(Yanlış)

    Lazer epilasyon uygulamasında en iyi sonuç açık cilt rengi üzerindeki koyu renkli tüylerde alınır. Fakat kullanılan son teknolojiler ile koyu cilt rengine sahip bireyler dahil olmak üzere her cilt rengine uygulama yapılabilmekte ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. (Doğru)

    Epilasyon uygulamalarını artık yalnızca bayanlar değil erkekler de sıklıkla başvuruyor. Erkeklerin en sık uygulama yaptırılan bölgeler omuz, sırt, göğüs, boyun- ense ve elmacık kemiklerinin üzerindeki sakallardır. (Doğru)

    Lazerin Geleneksel Yöntemlere Üstünlüğü Nedir?

    Daha az acı verir.

    Kısa sürede daha etkili sonuç alınır.

    Seans aralıkları nasıl olmalıdır?

    Kılın büyüme aşamalarını bozmadan 4-6 hafta aralıklarla uygulanabilir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • İnsanda Cinsel Tepkiler

    İnsanda Cinsel Tepkiler

    Cinsel bir uyarımla karşılaşıldığında insan bedeninde gerçekleşen deneyimlere “cinsel tepkiler” adı verilmektedir. İnsanın cinsel tepkilerini açıklayan en geçerli model Masters ve Johnson tarafından açıklanan 4 aşamalı modeldir. Buna göre insanın verdiği cinsel tepkiler 4 aşamada gerçekleşmektedir. Bunlar:

    1. Uyarılma aşaması

    2. Plato aşaması

    3. Orgazm

    4. Çözülme aşaması.

    Şimdi her bir aşamada kadında ve erkekte neler olup bittiğini inceleyelim.

    1. Uyarılma aşaması:

    Bedenin ilk cinsel uyarılma belirtilerini gösterdiği aşamadır. Kan akışı cinsel organ bölgesine doğru yoğunlaşır ve cinsel organlarda değişimler başlar.

        Kadında: İlk uyarılma belirtileri vajinada görülmektedir. Kan akışının artmasıyla vajina duvarları kalınlaşır ve rengi koyulaşır. Islanma, diğer adıyla lubrikasyon meydana gelir. Böylelikle vajina cinsel ilişkiye hazır hale gelmeye başlar. Vajinanın ilk üçte birlik kısmı hafifçe uzar ve genişler. Uterus yani rahim yukarı doğru çıkmaya başlar. Kadının cinsel organ bölgesinde bulunan büyük ve küçük dudaklar şişmeye ve hafifçe açılmaya başlar. Meme uçları sertleşir ve dikleşir. Aynı şekilde klitoris de sertleşmeye başlar. Boyunda, memelerde ve karın bölgesindeki deride kızarıklıklar görülmeye başlar. Kalp atışı artar, kan basıncı yükselir.

    Erkekte: Kan akışının cinsel bölgeye yoğunlaşmasıyla penis erekte olur yani sertleşir ve dikleşir. Penisin içinden geçen ve idrarla meniyi (sperm hücrelerini içinde barındıran beyaz renkli sıvı) taşıyan üretra adındaki kanalın çapı iki katına çıkar. Testisleri içinde barındıran ve skrotum adı verilen torba benzeri yapının dokusu incelir ve testisler yukarı doğru çıkar. Kadınlardaki kadar sık olmasa da meme ucunun sertleşmesi cinsel kızarmalar erkekler de görülebilir. Cowper bezi adındaki bir yapıdan renksiz bir sıvı salgılanır. Bu sıvıya halk arasında “zevk sıvısı” da denilmektedir. Bu sıvı üretrayı nötralize eder, Ph dengesini düzenler ve böylelikle spermlerin sağlıklı bir şekilde üretra içerisinden geçmesini sağlar. Kaslar gerilir, nabız ve solunum artar, tansiyon yükselir. 

    2. Plato aşaması:

    Uyarılmanın en üst düzeye ulaştığı aşamadır. 

        Kadında: Vajinanın ilk üçte birlik kısmı iyice kanla dolar ve şişer. İçteki üçte ikilik kısım da uzar ve genişler. Küçük dudaklar dışarı doğru çıkmaya başlar. Memeler hafifçe büyür. Cinsel kızarıklıklar omuzlara, sırta ve kalçalara doğru yayılmaya başlar. Kaslar gerilir, solunum, nabız ve tansiyon artmaya devam eder. 

        Erkekte: Peniste herhangi bir değişme olmaz, sertliğini korur. Penisin baş kısmı şişer ve morumsu bir renk alır. Testisler yaklaşık %50 oranında büyürler ve yukarı doğru çıkarlar. Daha fazla Cowper salgısı üretilir. Erkek orgazma doğru yaklaştıkça ellerde kavrama benzeri kasılmalar görülebilir. Nabız, tansiyon ve solunum artmaya devam eder. 

    3. Orgazm:

    Cinsel uyarılmanın yüksek bir zevk alma duygusu ile birlikte boşalım gerçekleştirdiği aşamadır. Oldukça zevk veren ve yoğun bir deneyimdir. 

        Kadında: Nabız tepe noktasına ulaşır. Klitoris oldukça duyarlı hale gelir, kızarır ve şişer, dışarı doğru çıkar. Bir çok kadın alt pelvik bölgede zonklama hisseder. Vajinanın ilk üçte birlik kısmında ve anüste kasılmalar meydana gelir. Uterus (rahim) dalgalanma benzeri bir hareketle kasılır. Tüm vücutta kasılmalar ve istemsiz hareketler meydana gelir. Orgazm sırasında kadın güçlükle solur, çığlık atabilir, inleyebilir, birtakım kelimeleri haykırabilir. 

        Erkekte: Erkeklerde orgazmla birlikte ejakülasyon (boşalma) meydana gelir. Hatta erkekler boşalmadan hemen önce boşalmanın geliyor olduğuna dair bir his yaşarlar. Buna “ejakülasyonun kaçınılmazlığı” adı verilir. Bu his gerçekleştiğinde erkek artık orgazmın durdurulamayacağını anlar. Özellikle erken boşalma tedavisinde bu hissin farkına varılmasını öğrenmek büyük önem taşır. Orgazmın en önemli kısmı ejakülasyon yani meninin boşaltılmasıdır. Penisin altındaki ve anüsteki kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin dışarı atılmasını sağlar. Bu kasların denetiminin öğrenilmesi de erken boşalma tedavisinde önemli bir noktadır. Testisler iyice yukarı doğru çıkarlar. Şiddetli kas kasılmaları yaşanır ve erkeğin bel hareketleri sertleşir. Beden arkaya doğru kıvrılır. Erkekler de orgazm sırasında inleyebilir, bağırabilir haykırabilirler. Yüzleri buruşuk bir hal alır. Nabız, solunum ve tansiyon tepe değerlere ulaşır, terleme görülür. 

    4. Çözülme aşaması:

    Bedenin cinsel uyarılmadan önceki durumuna döndüğü aşamadır. 

    Kadında: Beden hızlı bir şekilde uyarılmadan önceki konumuna döner. Kan akışı cinsel bölgeyi terk etmeye başlar böylelikle vajina ve klitoris eski hallerine dönerler. Aynı şekilde büyük ve küçük dudaklar da şişkinliklerini kaybeder. Uterus aşağı doğru inerek her zamanki konumunu alır. Memeler küçülür, meme uçları sertliğini yitirir. Cinsel kızarıklıklar ortadan kalkar. Solunum, nabız ve tansiyon normal seviyeye geriler. Bedende terleme görülür ve kaslar gevşer. Bir uyuşukluk ve uyku hali ortaya çıkabilir. Erkeklerin aksine kadınlar, çözülme aşamasında çoklu orgazm yaşayabilirler. Yani art arda orgazm olabilirler. 

    Erkekte: Orgazmdan hemen sonra ereksiyonun yarısı kaybolur. Geri kalan kısmı biraz daha devam eder. Ancak yürümek ve idrar yapmak ereksiyon kaybını hızlandırabilir. Üretranın çapı eskiye döner. Kan akışının azalmasıyla skrotum (testisleri taşıyan torba) gevşer, testisler de eski yerlerine dönerler. Meme uçları sertliğini yitirir, cinsel kızarıklıklar kaybolur. Kaslar gevşer ve bir uyku hali ortaya çıkar. Hatta kimi erkekler uykuya dalabilir. Bedende bir terleme görülebilir, nabız, solunum ve tansiyon normal seviyeye geriler. Erkekler kadınların aksine çoklu orgazm yaşayamazlar. Erkeğin yeniden bir cinsel ilişkiye hazır hale gelebilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye “refrakter dönem” adı verilir.

  • Elalem Ne Der?

    Elalem Ne Der?

    Hepimiz hayatında birçok defa başkalarının baskısını üzerinde hissetmiştir. Bir şeyi söylemeden, yapmadan önce diğer insanların yaptığımız davranış sonucu hakkımızda ne düşüneceklerini ya da ne söyleyeceklerini düşünmüşüzdür ya da düşündürtülmüş ve uyarılmışızdır.

    Başkaları hayatımızda destekleyici, motive edici yarar sağlayıcı olmaktan öte, eleştirici, engelleyici bir etken olarak yer almamalı. Bir tanıdık görür mü diye etrafa tedirgin bakışlar atmak, komşular gördü mü duydu mu diye telaşlanmak altında neler barındırır?

    Yanlış bir şeyi kimse görmeden duymadan yapmak o şeyi doğru kılmaz. Eğer yanlış bir şey bilinçli olarak yapılıyorsa da kimse görmesin duymasın diye çabalamak yerine evet yaptım diyebilme cesaretini göstermek, duyan duysun gören görsün şeklinde düşünmek gerekir. Yaptığımız her davranış bizi mutlaka ki bağlayıcıdır, doğru ve iyiyi yaptıktan sonra bir başkasının ne dediği önemli değildir.

    Bunun yanında her şeye yorum yapan ve sizi bile şüpheye düşüren, kendi hayatıyla ilgilenmeyip, başkalarınınkine müdahale etmeye çalışan kalabalık bir insan grubu da maalesef mevcut. Bu kişiler yüzünden istemediği şeyler yapmak zorunda kalan (evlenmek, zayıflamak uğruna zararlı yollara başvurmak vb), yanlış bir şey yapmasa da gizli kapaklı yapmak zorunda bırakılan, çok zor zamanlar geçiren kişi sayısı ne yazık ki az değil. Örneğin şu cümlelere benzer cümleleri çok kişi duymuştur: “Yaşın kaç oldu daha evlenmiyor musun, evde kaldı diyecekler.”, “Tabii git ama dikkat et biri görmesin.”, “Sınavı kazanmalısın, bana laf getirme millet başaramadı demesin.”, “Aa çok kilo almışsın olmaz böyle.” “Eşyaları değiştirmeliyiz artık, komşular geldiğinde evi böyle görmesinler.”, “Elalemin ağzı torba değil ki büzesin”, Bunu duyarlarsa rezil oluruz, insan içine çıkamayız.”, “Eyvah şimdi arkamızdan konuşup duracaklar.”, ve daha bir sürü bunlara benzeyen cümleler. Örnek: Maddi durumu yeterli olmadığı halde borçlanarak son model telefon, araba, pahalı kıyafetler almak, başkalarının kendisi hakkında iyi düşünmesi sebebiyledir. Örnekleri yelpazesi çok geniştir: Saç/giyim tarzından, meslek seçimine kadar her alanda sayısız örnek verilebilir, hemen her gün örneklere maruz kalınmaktadır (yaşayarak ya da şahit olarak).

    Peki diğer insanların ne dedikleri/diyecekleri, arkamızdan ne konuştukları, ne düşündükleri neden bu kadar önemli? Bir diğer önemli soru da: Neden insanlar sadece kendi hayatlarıyla, kendileriyle, kendi sorunlarıyla ilgilenmiyorlar da sürekli bir gözetleme, başkaları hakkında konuşma ihtiyacı duyuyorlar. Üstüne üstlük vazifeleri olmayan şeylere karışan kişilere tepki gösterilince ya da üstüne vazife olmadığı belirtilince, bunu hakaret olarak algılıyor ve bu tepkiye çok şaşırıyorlar. Aslında normal olarak “Sana ne?” sorusuna cevap veremiyorlar. Hepimiz mutlaka böyle kişilere denk gelmişizdir. Psikolojik olarak bizi olumsuz etkileyen, huzurumuzu bozan kişileri dikkate almamalı ve kendimizden hayatımızdan uzak tutmalıyız.

    Maalesef çok büyük oranda, başarılar, iyi yapılanlar takdir edilmez de yapılan hatalar abartılır, adeta eleştirilecek bir şey yok mu diye araştırılır.

    İronik kısmı, başkaları hakkında yorumlar yapan, eleştiren, odak noktası başkalarının yaptıkları olan kişilerin çoğu eleştirdikleri şeyleri kendileri de yaparlar, çoğu zaman kendi hatalarının farkında değillerdir, kınadıkları şeyler bir gün başlarına gelir, arkadaş komşu yaptığında kötü olan şeyi tanınan, itibarlı vb. birisi yaptığında yine de o kişiyi alkışlarlar, desteklerler, överler.

    Doğru olan nedir? Başkalarının hayatlarıyla o kadar haşır neşir olmak yerine herkes kendi hayatıyla ve yaptıklarıyla ilgilenmelidir. Hayatta o kadar çok sorun varken, başkasının saçıyla, giyimiyle, evliliğiyle, okuluyla ilgilenmek son derece gereksiz ve yanlıştır.

    Tabii ki her toplumun normları var ve bu normların hayatı düzenlemedeki önemi çok büyük. Elbette normlara göre hareket etmeyenler toplumdaki düzenin devamı açısından kısıtlanmalı ve yaptırımlara maruz kalmalı. Ancak kanuna, vicdana, ahlaka aykırı olmadığı sürece yapılan şeyler için başkaları yorum vb. yapmamalı, yapan kişilerden de çekinilmemeli, ciddiye alınmamalı, huzur, düzen bozmalarına, zarar vermelerine izin verilmemeli. Ciddiye alınmayan kişiler önünde sonunda bu tavırlarından vazgeçecektir.

    Hata yapan kişileri yapıcı bir tutumla yönlendirmek, kabul edilebilir hataları kabul edip kişileri kazanmaya çalışmak en doğru yoldur. 

    Her insan düşünme, iyiyi seçme ve doğru kararı verme yeteneğine sahip olmalıdır. Başkalarının baskısıyla değil, içinden gelerek, isteyerek yapılmalıdır. 

    Aksi taktirde yaşadığımız hayat kendi hayatımız olmaktan çıkar. 

  • Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Uzun süreden beri devam eden bel ağrıları, sabahları yataktan sanki donmuşçasına kalkma, zaman zaman kalçalarına giren şiddetli ağrılar ve onlarca tetkik tahlil derken bir gün bu teşhis konulmuştu sonunda…. Namı değer AS, yani kamburluk hastalığı. İşte o andan itibaren eşe, dosta, internete ve dahi kimi görse hastalığını bir şekilde anlatarak kamburluktan kurtulmanın yolunu aramaya başladı…

    İşte bu arayıştır bizim hastalarımızı sıklıkla umutsuzluğa ve depresyona iten. İlk zamanlarda yaşanan o araştırma telaşı zamanla insanın en önemli özelliklerinden olan alışma duygusuna bırakır yerini ve zamanla hastalarımıza bir boş vermişlik duygusu çöker. Biz doktorların da bu noktada suçu var, kabul etmeliyiz. Hastalarımıza sorunları hakkında doğru bilgi almalarını sağlamalı ve onları adeta okula başlayan bir çocuk gibi ellerinden tutarak doğru eğitimi vermeliyiz. Peki bu namı değer AS için temel hastalık prensipleri ve ilaçlardan başka ne önermeliyiz, hep birlikte okuyalım isterseniz.

    AS aslında standart bir hastalık değildir. Yani her teşhis koyduğumuz kişi kendisini hemen rahmetli Suna Pekuysal ve Ahmet Mete Işıkara ile özdeşleştiriverir. Ancak bu davranış aslında kocaman bir yanlıştır. Her hastamızın ayrı bir seyri vardır ve hastalık kişiye göre ciddi farklılıklar gösterir. Kimin kötü gideceğini Romatoloji uzmanı bilir aslında ve tedaviyi de buna göre ayarlar. Bu yazının konusu da, hastalarımızın nasıl yaşamaları gerektiğidir. Biz bu önerileri verirken, tıbbi referanslara dayalı bir liste hazırladık sizlere.

    1. Hayatımızın her anında; yani işte, dinlenirken veya uyurken uygun bir postürümüz yani duruş biçimimiz olmalıdır. Hastalık vücudumuzu öne doğru eğmeye çalışmaktadır. Otururken dik oturmak, çalışma masamızda boynumuzu fazlaca eğerek çalışmaktan kaçınmak, ne yumuşak ne sert bir sandalye seçmek ve belimizi destekleyerek oturmak önemlidir.

    Düzenli ve disiplinli bir hayata geçilmelidir. Aşırı yorgunluktan kaçınılmalı ve vücudumuzun dinlenmesi için hayat tarzımız düzenlenmelidir. Sigara mutlaka bırakılmalıdır, bunu tartışmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Burada en önemli tavsiye iyimser ve güzel gören bir bakış açısını yakalamak olacaktır. Aksi halde en iyi tedavi bile etkisini kaybedebilir.

    2. Sandalyemiz düz ve olmalı ve içine gömülen ve geriye eğimi fazla sandalye ve koltuklar kullanılmamalıdır. Uzun süre oturmaktan kaçınmak gerekir. Okurken kitap yukarı doğru bir eğimle desteklenerek boyun rahatlatılabilir.

    3. Adımlarımız yeterince büyük olursa kalça hareketlerimiz rahatlayacaktır. Elastik topuklu ayakkabılar sert zeminde yürürken bizleri rahatlatacaktır.

    4. Yatağımız aşırı sert veya yumuşak olmamalıdır. Yumuşak yaylı yataklar ve kanepeler uygun değildir. Uyku öncesinde ve sabah kalkarken en az 20-40 dakika yüzüstü yatmak, yan yatmaktan kaçınmak, kalın yastıkları terk ederek neredeyse incecik yastıkları tercih etmek doğru bir davranışlardır. İmkan varsa yastıksız yatılabilir ve uykuda sırt üstü yatmaya çalışılmalı, yan yatmaktan kaçınılmalıdır.

    5. Kuru ve cereyan olarak bildiğimiz hava akımının olmadığı çalışma ortamları uygundur. Eğilerek uzun süre çalışmaktan kaçınılmalıdır. İş ortamında oturma-ayakta kalma ve yürüme zamanları dönüşümlü olarak ayarlanabilir. Öğle arasında kısa süreli sırt üstü ve yüzü koyun uzanarak dinlenebilmek çok rahatlatıcı olur.

    6. Fiziksel aktivite çok önemlidir. Gövde hareketlerimizi arttıran, bizleri dik hale getiren yani geren sporlar tercih edilmelidir. Tabi ki hastalığımızın evresine yani erken veya geç hasta olmamıza bağlı olarak yapacağımız spor çeşitleri değişir. Uzun süreli bisiklet kullanımı, boks, futbol, kayak gibi öne eğilmelere ve darbelere açık sporlar tercih edilmemelidir. Boyun, hele de ileri dönem bir hasta için zorlanmaması gereken bir bölgedir. Eğer birlikte eklem şişliğimiz varsa, spor yapacağım diye eklemi zorlamamak gerekir. Bedeni geren sporlar ve özellikle yüzme başta olmak üzere, jimnastik tarzı sporlar önemli fayda sağlar. Sizlere önerdiğimiz egzersizlere sabah-akşam 5’er dakika bile ayırmak hayat kalitemizi arttıracaktır.

    Arada derin nefesler alınarak akciğer kapasitemizi arttırmak ve doğru nefes egzersizleri öğrenmek uzun vadede çok fayda sağlayacaktır.

    7. Haftalık kırmızı et tüketimi 2 öğün ve balık tüketimi 2 öğün olarak tavsiye edilmekte, aşırı et tüketimi önerilmemektedir. Boyumuza göre kilomuzu korumak önemli olup, tedavilerimizin özellikle kortizon ve anti-TNF olarak adlandırılan ilaçlarımızın iştahımızı açabileceği ve kilo aldırabileceği bilinmelidir. Kalsiyum ve D vitamini alımımız yeteri kadar olmalıdır. Az kalsiyum ve D vitamini aldığımız takdirde, kemik kalitemiz daha hızlı bir şekilde bozulacaktır. Vejetaryen bir diyetin inflamasyonu yani hastalık şiddetini azalttığına inanılır.

    8. Gebelik ve doğum konusunda rahat davranılabilir. Sezeryan ile doğum zorunluluğunuz yoktur, normal doğum yapabilirsiniz. Tabi ki ilaç tedavilerinizi bu sırada bizlerin ayarlaması gerekir, ancak artık gebelikte ve süt verme döneminde, sizlere verdiğimiz ilaçların çoğunun güvenli olduklarının kanıtlandığını da bilmeli ve Romatoloji doktorunuzla bu konuda yakın diyalog içinde olmalısınız. Bu noktada doğal olana yaklaşmak, en az ilaç ve en çok egzersizle bu dönemi geçirmek ise en doğru hedeftir. Ancak bazen ağır bir hastamızın ilaç ihtiyacı varsa bunu da göz ardı etmek yanlış bir davranış olur.

    9. Araba sürerken geniş aynalar kullanmak ve boynu desteklemek gerekir. Bel kısmını ince bir yastıkla desteklemek doğrudur. Uzun yolculuklarda 1-2 saatlik aralarla mola vererek birkaç dakikalık yürüyüş ve gerinme araları verilmesi önerilir.

    10. Sosyal olarak aktif egzersiz gruplarında bulunmak ve uygun egzersizleri yapmak önerilir. Sosyal izolasyondan kaçmak gerekir. Güvenilir bilgi kaynakları ile devamlı eğitime devam etmek gerekir.

    Ancak tüm bu anlattığımız bilgileri standart ve her hasta için değişmez olarak algılamamalıyız. Her hastamızın ayrı bir birey olduğunu düşünerek bireysel hasta özelliklerini ön planda tutmak gerekir.

  • Çocuklarda Yalan Söyleme ve Çalma

    Çocuklarda Yalan Söyleme ve Çalma

    Yalan ve çocuk çok yan yana kelime de bile yakışmasa da ; Çocuğunuz yalan söylüyor mu ?

    Çocukların büyük çoğunluğu yalan söyler, daha doğrusu söyledikleri yalana benzer. Genelde bu yaşla ilgilidir.
    • Çok küçükken (2-3 yaşlarında) çocuk gerçekleri çarpıtmaya başlar: Islakken altına yapmadığını söyler, tabağı dolu olduğu halde yemeğini bitirdiğine
    inandırmaya çalışır. Bu halinde bizim söylediğimiz masum yalanların tesiri büyüktür. Evde olduğumuz halde yok dedirtmemiz gibi. Çocuk gerçekleri kendi işine gelecek şekilde ayarlar,
    çarpıtır.
    • 4-5 yaşına doğru çocuk kendine ait, anne-babasındakinden farklı düşüncelerinin olduğunun ayrımına varmaya başlar. Gerçek olmayan şeyler anlatarak, onun bizden farklı olduğunu,
    beklenen şeyleri söylemek zorunda olmayan başka bir kişilik olduğunu bilmemiz gerektiğini anlatmak istiyordur. Bu yaşta bizi işletmek ve tahrik etmek için şaka yapmaya da
    başlar.
    • Bazı çocuklar uydurmayı severler. Olur, olmaz şeyler anlatır, kendilerininde gerçekten inandığı bir yığın hikâye uydururlar. Bu çoğunlukla özgüven eksikliği yaşadıkları veya gerçekleri
    söylemeye engel olan bir suçluluk duygusunu bastırmadıkları içindir. Bu çocukların kendilerine güveni yoktur. Değişik hikâyeler anlatarak zayıflıklarını kapatmak için dikkatleri üzerlerine çekmek isterler.
    • Çocuğumuzun doğru söylemeyi öğrenmesine yardımcı olabilmek için öncelikle yalan söylemenin, birini kandırmanın yanlış olduğunu anlayabilecek durumda olup olmadığını
    bilmemiz gerekir.
    • Beş yaşın altındaki çocukların söyledikleri yalana benzeyebilir veya kendi inandıkları şekilde hikâye anlatabilirler. Hemen yalan damgasını vurmayalım.

    Peki Yalan Söyleyen Çocuğa Ne Yapmalısınız ?

    • Yalan söylediğinde sinirlenmeden,cezalandırmadan ve azarlamadan “Acaba gerçekten doğru mu söylediklerin? Bana değilmiş gibi geliyor” diyelim.
    • “Ben senin annenim, sana güveniyorum. Doğruyu duymak istiyorum” diye devam edelim.
    • Yine ısrarla yalan söylüyorsa onu cezalandıralım.
    • Ama bu konuları çocuğumuzla yalnız olduğunda konuşalım, asla başkalarının önünde değil.
    • Öncelikle onlara uygun örnek olalım ve yalan söylemekten, verdiğimiz sözden vazgeçmekten kaçınalım.
    • Çocuğumuzun bize yalan söylediğini veya kandırmaya çalıştığını biliyorsak, köşeye sıkıştırıp yalanını itiraf etmesi için zorlamayalım.
    • Kötü davranışına son vermek içinyardıma hazır olduğumuzu vurgulayalım.

  • Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsel terapiler, bireyin veya çiftin cinsel problemlerini nedensellik ilişkisi içerisinde inceleyerek mevcut duruma bir çözüm sunar. Zengin bir cinsel yaşamın ilk adımı doğru cinselliğin prensiplerini anlamakla başlar. Cinsellik sandığımız kadar basit olmayan, komplike ve birçok faktörden etkilenen karmaşık bir yapıya sahiptir. Çiftlerin cinsel yaşamını etkileyen en önemli unsurlardan biri ilişkinin kalitesi ve niteliğidir. Bu yüzden terapiye başladığınızda bireysel öykülerinizin dışında özellikle ilişkinizin öyküsü ayrıca alınır. İlişkide ihmal edilen kavramlar, cinsel sorunlara davetiye çıkarmakta.

    İnsanın yakınlaşma, bir olma ve bütünleşme gibi ihtiyaçlarını da cinselliğin tamamladığını söyleyebiliriz. Çiftin yakınlığı birbirine karşı duygu ve düşünceleri, cinsel anlamdaki paylaşımlarını doğrudan etkilemekte. Dokunma, iletişim kurabilme becerisi, sevgi paylaşımı, birbirlerine karşı gösterdikleri saygı bir ilişkinin temel unsurlarının başında gelir.

    Ne yazık ki cinselliği sadece penis ve vajina birlikteliği olarak düşünen insan sayısı az değildir.

    Aynı zamanda cinsel birleşmeyi performans odaklı yaşamak, daha çok mekanik bir düzeyde algılamak ilişkinin kalitesini bozabilir. Doğru cinselliğin temel unsurlarından biri, dokunmak ve dokunmanın hazzını algılamak ile alakalıdır. Cinselliğin yüzde doksanı dokunmaktır. Cinsel terapilerde, birçok cinsel işlev bozukluğunda tedavi sürecine geçildiğinde çiftlere uygulamasını önerdiğimiz bir egzersiz, duyusal odaklanmadır. Uygun bir ortam yarattıktan sonra, duyumlara odaklanarak rahatlamış bir şekilde partnerin diğer partnere masaj yapması ve dokunmanın hazzına ulaşması. Bu egzersiz çiftleri penis vajina birlikteliğinin ağırlığından kurtarır. Düşündüğünüzde ideal bir cinsel yaşantı için teknik ve performans ilk aklınıza gelen şeyler olabilir ancak çiftlerin odak noktası burası olunca problemlerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Fiziksel bir birliktelikten öte anlam taşıyan cinsellik, bir ötekine ruhsal ve duygusal anlamda kendini açmaktır. Farklı bir bağlamda üremenin yanı sıra haz almanın bir yoludur. Şehvetin ve şefkatin iki ucunda gidip gelen aynı zamanda dengede durması gereken, ilişki ve ilişkiler bütününden etkilenen bir sarkaç gibidir cinsellik. Bu yüzden teknik ve performansın önemi kadar, duygusal bütünlük zengin cinselliğin bir parçasıdır.

    Cinsellikte doyumun boyutları artırmak, yeni şeyler öğrenmek her zaman mümkün. Abartılı ve gerçekdışı beklentilerden sıyrılmak bunun ilk adımı olabilir ve zengin bir cinsel yaşam, cinsel bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu yüzden sadece teknik ve performansa takılı kalmak, ancak fiziksel bir düzeyde cinselliği size sunar. Bir cinsel birleşmenin aşaması olan orgazm kavramı, cinsel gerilimi boşalmaktan öte ruhsal ve bedensel anlamda rahatlamaktır. Bu yüzden duyumlara odaklanmak, sizi zenginleştirir. Performans vurgusunun üst düzeyde olduğu ancak duyguların ihmal edildiği birleşme sonrasında tatminsiz ve doyumsuz bir kapıya açılabilir.

    Cinsel yaşamın zenginleşmesini engelleyen farklı birçok faktör var. Cinselliğe dair doğru bilinen yanlışlar, efsaneler doğrudan bir engel niteliği taşımakta. Zengin bir cinsel yaşantı çok çeşitli davranış repertuarından beslenir. Cinsel yakınlığın gerçekten artırılması bunun ilk aşamalarından biri. Eğer partnerinizle kronikleşmiş bir sorun yaşıyorsanız, cinsel paylaşıma yaklaşırken korku duymak ve direnç göstermeniz olasıdır ve zamanla bilinçdışı süreçlerinde etkisiyle cinsel yakınlık azalacaktır. Bu yüzden cinsel sorunların ilişkinin kalitesini ve niteliğini, ilişkisel sorunlarında doğrudan cinselliği etkileyebileceğini hatırlatmakta fayda var. Cinsel sorunlara zemin hazırlayan ilişkisel faktörlerden bazıları; güven, aidiyet, değer görme, bağlılık, sevgi, şefkat, mahremiyet gibi ilişkinin genel dengesini etkileyen temel unsurlardır. Zengin bir cinsel yaşam, bütünleşmiş bir ilişki biçimiyle mümkün.

  • Ebeveyn Danışmanlığı

    Ebeveyn Danışmanlığı

    Anne babaların çoğu çocuklarının kendilerini arkadaş olarak görmelerinin önemli olduğunu düşünür. Ama gerçekte, çocukların sizi lider görmeye ihtiyaçları vardır. Bu liderliği sevgi, şefkat ve çocukla senkronize içerisinde yürütme en sağlıklı olanıdır. Ancak aklınızda pek çok soru işareti varken buna odaklanmak mümkün olamayabilir. Bu noktada ebeveyn danışmanlığı hizmeti ile doğru bir lider olabilirsiniz.

    EBEVEYN DANIŞMANLIĞI NEDİR?

    Ebeveyn danışmanlığı; çocuğun karşılanması gereken ihtiyaçları, çocuğun gelişimi doğrultusunda hangi davranışın doğru hangi davranışın yanlış olduğunu ayırt etme, çocuğun yaşına uygun gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerleyip ilerlemediğini gözlemleyip tespit edebilme, duygusal sağlığı yerinde olan çocuklar yetiştirmek için sağlıklı, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında verilen danışmanlık hizmetidir.  Problemleri yaşarken, anne baba kendisini dışarıdan göremeyebilir ve çocuğun olumsuz davranışını merkeze alarak hatalı/ eksik tutumlar ile o davranışları pekiştirebilir. Hatalı tutumları fark etmek ve değiştirmek çocuklarla olumlu ve iyi ilişki kurabilmek için çok önemlidir.

    Çocuğun sorunlarını çözebilmek ve duygusal sağlığı yerinde çocuklar yetiştirebilmek için uygun ebeveyn işlevlerinin neler olduğu, ebeveynlik sezgilerine güvenmeyi öğrenme, soruna yönelik uygun çözüm ve müdahale yöntemleri, anne ve babanın birlikte bu sorunu/krizi nasıl yönetecekleri konularında ebeveynlere bilgi verilir ve ebeveynlik becerileri deneyimsel yöntemlerle kazandırılır. Ebeveynler sorunu çocuklarının gelişimleri doğrultusunda doğru ve kısa sürede ele aldığında çocukla ilgili çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Çocuklarla ilgili sorunlar, gelişiminin engellenmemesi için işlevsel olarak ele alınmalıdır.

    Ebeveyn danışmanlığının ana amacı; krizlere erken ve en doğru müdahaleyi etme becerisini ebeveynlere kazandırmaktır. Çocukluk ve ergenlik dönemi yetişkinlikteki becerilerimizi, alacağımız sorumluluklarımızı ve seçimlerimizi belirler ve bu dönemlerde en doğru beceri ve bilgileri çocuklara ebeveynler sunar. Çocuk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkan davranışsal ve duygusal krizlere zamanında müdahale edilmez ise yetişkinlik döneminde daha büyük ve içinden çıkılması zor krizler ortaya çıkabilir.

    Doğumdan itibaren çocuğunuzun gelişimini doğru şekilde izleyebilmek ve en doğru şekilde yaklaşım sergilemek için ebeveyn danışmanlığı hizmetinden yararlanmak etkili anne baba olma yolunda atılacak olan en işlevsel adımdır.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (6) davranışı yönetme (organizasyon) sorunları:

    Önceki yazılarımızda da hep vurguladığımız gibi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sadece dikkat ve hareketlilikten ibaret olan bir sorun değildir. 6 grup belirti farklı kümesi bulunur ve belirtilerin yoğunluğu ve görülme şekli bireyden bireye değişiklik gösterir. Bu yazımızda ele alacağımız belirti kümesi ise DEHB aileler ve eğitimciler tarafından en çok problem olarak görülen davranışları frenleme ve yönetme sürecindeki sorunlar hakkında olacak.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda görülen sorun alanları:

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon (Davranışların yönetimi)

    Dikkat Eksikliğinde Hiperaktivite Bozukluğunda Davranışları Yönetme Sorunları:

    DEHB’nin anlaşılmasında en önemli araştırmacılar arasında sayılan Barkley, dikkat eksikliğinde temel sorunun ‘Kişinin kendini engelleme yeteneğindeki bozulmanın’ olduğunu savunmuştur. Doğru davranışı doğru zamanda yapmak için birçok beyin devremiz aktif bir şekilde çalışır. Doğru davranışını doğru zamanda yapmak için temelde 4 adım gereklidir.

    Doğru zamana kadar tepkimizi engellemek (frenlemek) (Dikkat eksikliğinde en sık sorun olan aşama)

    Nasıl ve ne zaman harekete geçileceğine ilişkin tüm faktörlerin hesaplanması (kendine ve çevreye ait faktörlerin izlenmesi)

    Doğru zamanının seçilmesi ve harekete geçilmesi

    Harekete geçildikten sonra da tüm tepkilerin esnek bir şekilde kontrol edilmesi.

    Bu işlemleri daha iyi anlamak için bir futbol oyuncusu düşünelim. Bu oyuncu topla birlikte kaleye gitmekte olsun. Oyuncunun gol atmak ya da doğru pası verebilmek için yukarıda tanımladığımız görevleri adım adım gerçekleştirmek zorundadır. Öncelikle doğru zamana kadar topu ayağında tutmalıdır (hareketini frenleme). Bu esnada sahadaki konumu, rakip futbolcuların yerleşimi, topun hızı, saha yüzeyinin durumu, takım arkadaşlarının dizilimi gibi birçok faktörü doğru hesaplamalıdır. Tüm bu hesaplamaları otomatik olarak yaparak doğru hız ve açı ile topa vurmalıdır. Topa vurduktan sonra da sonrada topun hedefe gidişinin hızı, yönü, geri dönüp dönmediği ve bir sonra yapacağı hamleye karar vermek için sürekli bir izlemi sürdürmelidir.

    Bu zihinsel karmaşık hesaplamaları sadece futbolda değil günlük hayatımızda özellikle sosyal ilişkilerimiz esnasında da sürekli yaparız ama farkında olmayız. Sosyal etkileşim sırasında karşı tarafın niyetini anlamak için beden dili, mimikleri ve ses tonundan doğru ipuçlarını izleriz. Konuşmalarımızın ve davranışlarımız ölçülü ve dengeli olması amacı birçok anlık ve geçmiş bilgiyi kullanırız. DEHB li çocuklar bu davranış kontrolünde sorunlar yaşadıkları için sıklıkla okulda ders dinlerken, arkadaşlarıyla oyun oynarken ya da kardeşi ile vakit geçirirken sorunlara ve şikâyetlere neden olurlar. Davranış denetimi sağlıklı şekilde işlemez. Bu nedenle yerinde duramama, aşırı hareketlilik, çabuk sıkılma, çok konuşma, sık sık araya girme, hep kendi dediklerinin yapılmasını isteme, inatlaşma, kuralları uymama şeklinde birçok belirti gösterirler.

    Bu davranış kontrol sorunlarının en şiddetli ve belirgin olduğu belirtiler HİPERAKTİVİTE ve DÜRTÜSELLİK (ataklık) belirtileridir (Bir sonraki yazımızda detaylı olarak anlatılacaktır). Tabi davranış düzenlenmesindeki sorunlar her vaka da hiperaktivite denecek kadar yoğun değildir. Bir başka ifade ile hep vurguladığımız gibi dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da hiperaktivite görülmeyen dikkat eksikliği alt tipi bulunmaktadır.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    Üniversite sınavlarının yaklaştığı şu günlerde, genç öğrencilerimiz meslek ve okul konusunda oldukça kaygılılar.Herkes doğru bir üniversite,dolayısıyla da doğru meslek seçimi yapmak istiyor.Ancak ne yazık ki gençlerimiz bu konuda yeterli bilinç ve sorumluluğa sahip değiller.Genç ögrencilerimiz bu konuda büyük bir bocalama yaşıyorlar ve en büyük hatalar yanlış yönlendiren ebeveynler,bazen de öğretmenler tarafından kaynaklanabiliyor.Peki,öğrencilerimizin meslek seçimi nasıl olmalıdır ve meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

    Meslek seçimi ve doğru mesleği kişi olarak benimsemek,insanın yaşam biçiminin bir noktada seçilmesi demektir.İnsan hayatının önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçiminin,kişinin bireysel mutluluğuna doğrudan etkisi vardır.Çalışma hayatında ve bireysel hayatımızda mutlu olmanın yolu,kişiliğimize uygun meslek seçmekten geçer.Kendine uygun meslek seçmiş olan kişilerin,hayat kalitelerinin belirli seviyede olduğunu,işlerini severek yaptıklarını ve dolayısıyla da mesleğinde ilerlemiş,verimli birer birey olduklarını görürüz.Öte yandan ilgi ve yeteneğine uymayan mesleği seçen bireylerin;verimsiz,isteksiz,mutsuz ve sürekli meslek değiştirme çabası içinde olduklarını görürüz.Bu durum sadece işvereni değil,kişinin ailesini,arkadaşlarını ve çevresindeki diğer insanları da son derece olumsuz etkiler.

    DOĞRU MESLEK SEÇİMİNDE KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Kişi kaygılarını biryana bırakıp,neler yapabileceğini,neleri yapmaktan hoşlanmadığını öncelikli olarak belirlemelidir.Daha sonra ilgi alanlarının sınırlarını belirlemeli ve ne istediğinin bilincine vararak yola çıkmalıdır.

    İlgi duyduğu meslek gruplarını incemekte oldukça faydalıdır.(meslek koşulları,çalışma ortamı,kazancı,iş bulma olanakları,nitelikleri)birey bu doğrultuda kendi kişilik özelliklerini ve ilgi duyduğu meslek özelliklerini eşleştirerek belirli bir karara varabilir.

    Günümüz gençliği maalesef “kazancım nasıl olur?” Düşünceleri içinde kendilerini yanlış meslekte ve mutsuz bir hayatın içinde buluyorlar.Kazanç yerine “hangi işi en iyi şekilde yapabilirim?”düşüncesine yoğunlaşmak,doğru mesleği ve gerçek mutluluğu yakalamanız adına size ilk adım oluşturacaktır.Diğer önemli bir nokta ise;üniversite sınavında aldığınız puanın boşa gitmesi kaygısına kapılmanızdır.Bunun yerine istediğiniz mesleğe uygun bir fakülte belirleyip,puan ve hedeflerinizi o doğrultuda tutmaya gayret edin.”Daha yüksek puanlı bölümü” tercih etmek yerine ne istediğinizin bilincine vararak tercihler yapmak,sizi daha üst seviyelere taşıyacaktır.Olabildiğince farklı meslek gruplarına mensup kişilerle ve farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarınızla görüşün.Bu,hem ufkunuzu genişletecek,hem de sizi sığ ve önyargılı tutumlardan kurtaracaktır.

    Kişinin neler yapabileceğini,kendi karakterini,güçlü ve zayıf yönlerini,yeteneklerini,beklentilerini,değerlerini kendisine sorup ona göre bir karar ve yön belirlemesi gerekiyor.

    Meslek seçimi,hayatın uzun bir dönemini etkileyecek oldukça önemli bir karardır.Çünkü meslek aslında kişiyle özdeşleşecek ve kişinin bir parçası olabilecek önemli bir karardır.Seçimlerinde,hayatlarında ve vericek oldukları kararlarda gençlerimize başarılar diliyorum..

  • Çocuklarda Disiplin

    Çocuklarda Disiplin

    Çocuğunuzu Cezalandırmadan Disipline Etmek İçin 3 İpucu

    Çocuklarımızın hatalarından ders çıkararak öğrenmesini istiyoruz. Bu yüzden bir hata yaptığında ona yaptıklarını düşünmesini söyleyerek odasına yolluyoruz. Ancak çocuklarımız çoğunlukla yaptıklarını düşünmüyor ve aynı davranış biçimini sürdürmeye devam ediyor. Peki bu durumda çocuğunuzu disipline etmek için nasıl davranmak gerekir?

    Disiplin kelimesi çoğunlukla ceza kelimesiyle birlikte kullanılır. Halbuki disiplin kelimesi Latincedeki “disciplina” kelimesinden gelir. Bu kelime “öğrenmeyi öğretmek”, “öğrencilik hali veya adabı” anlamlarını taşır. Disiplin kelimesinin gerçek anlamı, çocukların davranışlarını değiştirmenin anahtarı niteliğindedir: “Çocuklara daha iyi davranışlara sahip olmaları için gereken yöntemleri göstermek.”

    Disiplin kelimesini ceza ile bağdaştırarak çocuğumuza hatasının bedelini “ödetmek”, bir dahaki sefer doğru seçimi yapmayı öğrenmesine yardımcı olmuyor. Sürekli cezalandırılmak “güç sahibi olma” konusunda mücadelelere neden olurken, çocuklar kötü davranışlarının anne babaların dikkatini çektiğini düşünerek devam ettirme eğilimine de sahip olabiliyor.

    Peki çocuğumuzu cezalandırmadan disipline etmenin yolları nelerdir? Elbette her çocuk tek ve biricik olduğu için bunun sihirli bir formülü yok. Ancak üç ana konuya odaklanmak onların doğru seçimleri yapmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

    1. Onlara ihtiyaçları olan olumlu ilgiyi verin.

    Çocuklar ilgi ister. Eğer onların ihtiyaç duyduğu ilgiyi pozitif olarak vermezsek farklı yöntemler deneyerek negatif ilgiyi de kendilerine çekmeye çalışacaklardır. Kötü nedenlerle de olsa ilgiyi üzerlerinde tutmak isteyeceklerdir. Bu 7-24 onlara ilgi göstermeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Her gün kısacık bir süre de olsa hiçbir dikkat dağıtıcı unsura yer vermeden, tamamen onların istediği şeylere odaklanarak ona ait bir zaman dilimi yaratmak olumlu bir adım olacaktır. Gününüz ne kadar yoğun olursa olsun, her gün 1 ya da 2 kez 10 dakika boyunca onun seçtiği bir oyunu oynayarak ya da kitabı okuyarak vakit geçirebilirsiniz. Böylece ilgi isteğini doyurarak negatif yollardan ilgi çekme ihtiyacını ortadan kaldırmaya katkı sağlayabilirsiniz.

    2. Eğitime Zaman Ayırın

    Disiplin kelimesinin gerçek anlamının “öğrenmeyi öğretmek” olduğunu hatırlayın. Çocuğunuzu disipline etmenin en iyi yolunun ona daha iyi seçimler yapmayı öğretmek olduğunu unutmayın. Bunun için rolleri değiştirebilirsiniz. Siz çocuk olun ve bırakın çocuğunuz size doğru seçimleri yapma konusunda yardımcı olsun. Bir oyuncağı kırmak yerine paylaşmak, kırıcı bir üslup yerine olumlu bir yaklaşım sergilemek konularında size yol göstermesini ve doğru seçimler yapmanızı sağlamanızı isteyebilirsiniz. Böyle doğru ve yanlış seçimin ne olduğunu kavramasına yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca her doğru davranışını sözlerinizle takdir ederek hevesini canlı tutabilirsiniz.

    3. Sınırlar Koyun ve Bu Sınırlara Sadık Kalın

    Çocuklar sınırları ve kuralları bildiklerinde daha olumlu gelişirler. Sınırlandırmalar deyince yüzlerce sert ve değişmez kuraldan bahsetmiyoruz elbette. Sınırlar, aileniz için en iyisi neyse o olmalıdır. Sınırlar ve kurallar konusunda oldukça açık ve net olun. Eğer sınırları aşarlarsa neler yapmaları gerektiğini açıkça ifade edin. Söz gelimi akşam yemeklerinde tabaklarını kendileri kaldırmazlarsa bulaşık makinesini boşaltmak zorunda olacaklarını bilsinler. Ancak ilgisiz kurallar koymayın. Mesela ödevini yapmayan bir çocuğa odasını temizletmek bu iki sorumluluk arasında bağ kuramayacağı için herhangi bir etki yaratmayacaktır.

    Her şeyden önemlisi tutarlı olun. Bir sınır aşıldığında karşılaşacakları sonuçları sürekli değiştirirseniz çocuğunuzun kafası karışacaktır. Merak ettiğin tüm konularda profesyonel destek almak için Psikon Psikolojik Destek Merkezi’mize başvurabilirsiniz.