Etiket: Diyet

  • Diyetler Neden İşe Yaramıyor?

    Diyetler Neden İşe Yaramıyor?

    Mutlu Eden Bir Diyet Biliyor Musunuz?
     

    Aşırı kilo ve obezitenin oluşmasında modern yaşamın gerekleriyle birlikte genetik yatkınlık, metabolik sebepler, ilaç kullanımı gibi sosyal ya da psikolojik birçok sebepler sıralanabilir. Tüm bunların yanı sıra “diyet yapmak veya diyete dayalı bir anlayış neden işe yaramıyor” bunun irdelenmesi gerekir.

    Diyet yapmak çoğu kişiyi hissettirdiği mahrumiyet duygusundan dolayı mutsuz eder. Diyet yapmaktan vazgeçip durumlarını kabul edenler de mutsuzluklarıyla mutlu olmayı öğrenmişlerdir.

    Yemekten Vazgeçme İradesi Göstermek Neden Bu Kadar Zor?

    Kısıtlamaya dayalı bir yemek anlayışı bir süre sonra kendinizi hapishanede hissetmenize neden olur. Bu fasit daireden çıkamayan kişi bedensel hazda takılı kalır. Karbonhidrat kısıtlaması ve şekeri kesmek bir süre sonra kişiyi yüksek ölçüde rahatsız etmeye başlayabilir. Bu gıda türlerinin her ikisi de ölçülü olarak alınmalı, ancak rafine edilmiş gıdaların bağımlılık yapıcı etkisi göz ardı edilmeden.

    Bedensel İhtiyaçlarla Duygusal İhtiyaçlar Birbirine Karıştırılıyor

    Tüm hızlı, kontrolsüz ve aşırı yeme eylemlerinin fiziksel sebeplerden çok bilinçaltında yatan sebepleri var: Öfke, aşrı kıskançlık, ruhsal ve bedensel tatminsizlik, öz değer ve özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, kızgınlık, aşırı kıskançlık, ilişkisel ve cinsel problemler, kişinin çözmeye gücü yetmediği ya da gücü olmadığı için bastırdığı durumlar, yalnızlık duygusu gibi bilinçaltı düzeydeki olumsuz duygular, kilo almanın sebepleri arasında önemli yer tutuyor.

    Dengeli Beslenmek Ne Demek?

    Ortalama bir insan için ideal olan sağlıklı beslenme düzeninde toplam besinlerin yüzde 50’si karbonhidratlardan, yüzde 15’i proteinlerden, 20- 30’u da yağdan gelmelidir. Diyetisyenlerin kilo verme veya form koruma amacıyla ürettikleri formüllerin temelinde bu 3 kaynağın dengelenmesi yatar.
     

    Mideyi Değil Beyni Kontrol Etmek

    Birçok insanın farkına varamadığı şey açlık hissi ve enerji kullanımın beyin tarafından kontrol edildiğidir. Beyniniz siz bunları fark etmeden, düşünmeden bir yazılım gibi görevini yerine getirir. Bu açıdan bakılırsa iştah, motivasyon, duyguları yönetmek gibi dürtüsel davranışlarda değişiklik yapabilmekte ve dolayısıyla sağlıklı kilo kaybetme sürecinde iradenin çok az etkisi vardır.

    Vücudun Referans Değeri Değişmeden Asla Kalıcı Kilo Veremezsiniz

    Kaç kilo olması gerektiği konusunda vücudun kendine ait bir algısı vardır. Buna referans değeri denir. Vücut bu referans değer üzerinden 5-7 kilo arasında iniş çıkışları normal kabul eder. Bu aralığın dışına çıkmayı ise bir tehdit olarak algılar ve daha fazla kilo kaybı yaşadığında bütün sistemleri buna engel olmak için çalışır. “İşte su bile içsem yarıyor”, “kilo verme çabalarıma vücudum direniyor” gibi şikayetleri olanların esas gerçeği budur. Sistem tıpkı bir termostatın yaptığı gibi onlarca kimyasal aktiviteyi, sinyali, açlığı ve metabolizmayı aynı anda düzenleyen kompleks bir prensiple çalışır. Örneğin kışın termostat ayarı 24 dereceye ayarlıysa ve oda size sıcak geliyorsa, pencereyi açsanız bile kombi sisteminiz oda sıcaklığını 24 derecede tutacak şekilde çalışır ve pencereyi açmak o anda yarattığı serinlik dışında bir işe yaramaz. Vücudunuzun referans sistemi yıllar içinde oluşmuş ve pekişmiştir. Referans değeriniz 73-78 kilo, ideal kilonuz 58 kiloysa kişisel çabalarınızla diyet yaparak 58 kiloya gelmiş olsanız bile termostatınız devreye girip kısa süre içinde sizi referans aralığına geri çekecektir (73-78 kg). Yani kişisel çabalarınız referans ayarlarınız değişmediği sürece verdiğiniz kiloları tehlike olarak algılayacak kalıcı kilo kaybı imkansız hale gelecektir.

    İşte beyniniz de aynen bu şekilde çalışır. Şimdi zayıflama hapları, atlanan öğünler ve kardiyo egzersizlerinin neden kalıcı bir etki yapmadığını daha iyi anlayabilirsiniz. Eğer referans aralığınızın dışına çıktıysanız vücut hızlı kilo verme durumunu bir tehdit olarak algılar, kilo verdikçe aç hissetmeye başlamanız ve gittikçe halsizleşmeniz bundan kaynaklanır. Kısaca vücudunuz istemediğiniz kiloları normal değerler olarak algılamış; siz ise çaba göstererek bu değerleri değiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu çabayla bir süre sonra vücudun kilo verme direnci kırılıyor.

    Kolombiya Üniversitesi’nden Dr. Rudy Leibel vücut ağırlığının yüzde 10’unu kaybeden kişilerin uzun süredir aynı kiloda olanlara kıyasla 250-400 kalori daha az yaktığını tespit etmiştir. Bu nedenle kalıcı kilo vermek için metabolizmanın yeni duruma adapte edilip bir anlamda termostat ayarlarının revize edilerek bilinçaltının metabolizma hızı konusunda uyarılması gerekir.

    Bedeniniz Mi, Duygularınız Mı Aç?

    Biz psikologlar yeme alışkanlıkları konusunda insanları iki gruba ayırıyoruz; bedensel açlık çekenler ve duygusal açlık çekip bunu yemek yemeyi kısıtlayarak yani irade yoluyla kontrol etmeye çalışanlar. Birinci gruba içgüdüsel yiyenler, ikincisine ise kontrollü yiyenler yani diyet yapma yoluna gidenler diyebiliriz.

    Sezgisel olarak yiyenlerin kişisel özelliklerine baktığımızda kendileriyle daha barışık, duygularını daha kolay ifade edebilen ve ilişki ve iletişimlerinde daha dengeli davranan bireyler olduklarını söyleyebiliriz. Kontrollü yiyenlerin ise sağlıklı beslenme rutinlerini etkilendikleri bir görüntü ya da duygunun uyarımı ile bozarak ayaklarını frenden çekip gaza basmaları ve kaza yapma riskleri fazladır. Bir dilim baklava birden bir veya iki porsiyon tatlıya dönüşür. Suçluluk, güvensizlik, mutsuzluk da işin içine girdiğinde aşırı yeme arzusu kontrolü tekrar ele alır ve kilo verme konusunda içinden çıkılmaz bir kısır döngü meydana gelir.

    Diyete Ne Kadar Erken Yaşta Başlanılırsa Kilo Almaya Yatkınlık O Kadar Fazla Olur

    Bilimsel araştırmalara göre ergenlik çağında diyet yapan bayanlar; ideal kilolarını belli bir süreç içinde korumuş olsalar dahi kontrolle öğrenilen diyet yapma alışkanlığı nedeniyle beş yıl içinde kontrolsüz yeme alışkanlıkları geliştirmeye ve fazla kilo sorunu yaşamaya üç kat daha yatkın olmaktadır. Tüm bu çalışmalar göstermektedir ki; kilo alımını tetikleyen faktörler aynı zamanda yeme bozuklukları ve bunlarla bağlantılı kimi başka rahatsızlıkların gelişimine de zemin hazırlamaktadır.

    Diyet yapan her kişi kaybedilen kilolar sonrası ulaşılan vücut ağırlığını korumak için “kısıtlanmış bilinç” ile yani alışkanlıklarını kontrol etme güdüsüyle yaşar. Kişinin zihnen zayıf oldu bir anda bu dürtü mekanizması zarar görür ve kilo alma süreci yeniden başlar. Diyet yaptıktan beş yıl sonra birçok kişi vermiş olduğu kiloları geri alır. Hatta bu kişilerin yüzde 40’ı kaybettiğinden daha fazla kilo alabilmektedir. Bu verilerden hareketle diyet yapmanın uzun vadede kilo alma olasılığını arttırdığını söyleyebiliriz.

    Mutsuzsanız Daha Çok Acıkır ve Doyuma Daha Uzun Sürede Ulaşırsınız

    İçgüdüleri baskılanmış ve doğalarından kopartılmış canlılar mutsuz olurlar. Doğada kendi halinde yaşayan hiçbir canlı obez değildir, ancak evcilleştirilen hayvanlar mutsuzluk ve kıstırılmışlık duygusu sonucu obez olabilirler. Mutsuzluk; duygu durum bozukluğu ve yeme bozukluklarını beraberinde getirir. Acıkmadığı halde yemek yiyen ve tatmin duygusunu oral yolla doyuma ulaştıran bir kişi bedeninin verdiği sinyalleri duyamaz hale gelir. Sinyal sistemi ve daha sonra termostat bozulur. Sadece ve sadece dikkatinizi yediklerinize ve hissettiklerinize verip yeme kontrolünüzü içgüdülerinizle işbirliği yaptırabilir ve ne zaman durmanız gerektiğini yeniden öğrenmeye başlayabilirsiniz. Bu öğrenilen şey, aslında bilinçaltınızın bildiği ancak zamanla baskılanarak unuttuğu bir davranıştır.

    Psikologlarla İşbirliği Yapan Diyetisyenler Çözüm Üretme Daha Başarılı Olur

    Diyetisyenler kişilerin psikolojik durumlarının etkisi ve süregelen alışkanlıklarla oluşturdukları yeme bozukluklarıyla ilgilenmeyi genelde atlar, ne yapması ve yapmaması gerektiğini doğrudan söyleyip kişileri iradeleriyle başbaşa bırakırlar. Doktorlar kişiye ancak kilo vermesi gerektiğini söylüyor, kilo vermediği takdirde sağlık parametrelerindeki iniş çıkışların ilaçlarla kontrol edilemeyeceğine dikkat çekiyorlar.

    Haydi şu gerçekle yüzleşelim: Diyetler işe yaramıyor. Sağlıklı beslenme algısı da bilinçli bir çabayla oluşmuyor. Peki, neden sürekli aynı şeyi yaparken farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyoruz? Bir araba çamura saplandıysa daha fazla gaza basarak çıkmaya çalışmak motoru da riske atmaz mı?

    Diyet yapmak en iyi ihtimal ve sonuçlar düşünüldüğünde bile zaman ve enerji kaybıdır. Motivasyona dayalı diyet er ya da geç motivasyon yetersizliğinden dolayı bozulacaktır. O halde neden diyete sadık kalmak için harcadığımız enerjiyi diyet dışı çözümlere ayırmıyor ve istemediğimiz sonuçların bize kendimizi güvensiz, suçlu, ve ümitsiz hissettirmelerine izin veriyoruz?

    Kendisiyle Barışık Olan Diyete İhtiyaç Duymaz

    Diyet yapanlara aç hissettiklerinde yiyebileceklerini söyleseydik ne olurdu? İştahlarından korkmak yerine iştahı yönetebilmeyi öğretseydik ve öğrendiklerini kısıtlama bilinciyle değil içgüdüleriyle ilişkilendirerek sistemin doğal akışından yararlanabilselerdi nasıl olurdu?

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    Çoğu diyet formülü yetersiz olduğu veya iyi olmadığı için işe yaramaz değildir. Bu formülleri uygulayacak irade bir süre sonra yapamayacağını düşünüp yerleşik alışkanlıklarını bırakmadığı için aldığı kiloları veremez veya kilo almaya devam eder. Bu da diyeti yetersiz veya uygulamayı zor hale getirir.

    Hipnozun doğasında zorlama yoktur. Zamanla doğal olmayan şeylere alışkanlık oluşturur sonra da bu alışkanlıkların direncini kırmak için “diyet” gibi zorlamaya dayalı bir rejim uygularız. İstatistikler göstermiştir ki verilen kiloların %98’i tekrar geri alınmakta. Kilo verdime konusunda iddialı olan kurumlar bu kiloların tekrar alınmasını engelleyecek hiçbir garanti verememektedir.

    İşte bu noktada etkilenmeye açık bilinçaltını doğru beslenmeye şartlandırmak ve fazla beslenmekten kaynaklanan yağ hücrelerinin yazılımlarını etkileyecek telkinlerle “içgüdüsel zayıflamak” mümkün.

    Herkes Hipnozla Zayıflayabilir Mi?

    Herkes her yöntemle zayıflayamayacağı malum. Hipnoz’a yatkın olanların bu yöntemden daha çok yararlanabileceğini söyleyebiliriz. Bu yönteme ne kadar yatkın olduğu 10 dakikalık bir test ile anlaşılır. Sonrası telkin seanslarına alınarak hangi beslenme alışkanlığını geliştirmesi gerekiyorsa ona şartlandırmak. Zaafları olan yiyeceklere karşı iştahsızlık yaratmak ve bunları yaparken açlık veya acı çekmeden hayatının normal rutinleri içinde gerçekleştirecek bir şartlandırmayı yerleştirmek hipnoz’un yaptığı/yaptırdığı işlerin bir kısmı. Sonrasında zaten mecburen zayıflıyor.

    Hipnoz İle Zayıflamayı Seçen Diyet Yapmıyor mu?

    Böyle bir şey yok. Giren kalori ile çıkan kalori arasındaki dengesizlik devam ettiği sürece hipnoz’da işe yaramaz. Ancak hipnotik etki altında zayıflayan kişi yeme alışkanlıklarını düzenlenirken diyet yapıyormuş gibi değil de içinden gelerek olması gerektiği gibi besleniyor.

    Mesela tatlıya zaafı olan kişinin canı tatlı çekmiyor. Çayı 2 şekerle içen kişiye iki şekerli çay fazla tatlı geliyor. Hareketi sevmeyen kişi yerinde duramıyor daha çok hareket etme ihtiyacı duyuyor. Bunun gibi hipnoz kişiyi zayıflatmıyor. Hipnozun etkilerinden yararlanarak kişinin davranışlarında kilo vermesini kolaylaştıracak yeni alışkanlıklar geliştiriyoruz.

    Kaç seans sürüyor ve bunun maliyetleri neler?

    Bir alışkanlığın oluşması normal koşullarda 21 gün sürer. 3 hafta içinde kişiyle 2 seanslık bir çalışma hedeflediği kilo verme sürecini programlamak için yeterlidir. Ancak sürecin uzun olması ve motivasyonun düşmemesi için toplam süreç içinde 3 haftada bir takip gerektirir. Mesela 3 haftada 6 seanslık bir çalışma ile belli bir disiplin kazanılmışken eğer mevcut kiloları vermek için 6 aylık bir hedef konulduysa bundan sonra her 3 haftada bir takip seanslarına katılarak ilave 7-8 seans daha gelmesi gerekebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Kolesterol nedir ve besinlerde bulunan kolestrerol miktarları

    KOLESTEROL NEDİR VE BESİNLERDE BULUNAN KOLESTREROL MİKTARLARI
    Kolesterol, insan vücudunda hücre zarının ve hücreler arası sıvının yapısında bulunan, safranın oluşumunda, D vitamininin sentezlenmesinde, erkek ve dişi cinsiyet hormonlarının yapımında rol oynayan yağ benzeri bir maddedir. Önemli bir kısmı karaciğerde sentezlenirken bir kısmı da gıdalarla birlikte alınır. Hayatın devamı için gerekli olan kolesterolün gıdalarla fazla miktarda alınması durumunda kalp ve damar sağlığının olumsuz olarak etkilendiği bilinen bir gerçektir.

    Kolesterol kanda lipoprotein adı verilen bileşikler tarafından taşınır. Lipoproteinler ise taşıdıkları kolesterol miktarına göre LDL-düşük yoğunluklu lipoprotein (kötü kolesterol) ve HDL-yüksek yoğunluklu lipoprotein (iyi kolesterol) olmak üzere iki gruba ayrılır. LDL, kalp damarlarının duvarında kolesterol birikimine, beyin zarında sertleşmeye neden olur. Bunların sonucunda ise arterioskleroz (damar sertleşmesi), kalp krizi ve alzheimer hastalığı riski artar.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN KOLESTEROL MİKTARLARI

    Beyin (100 gram) 2637 mg
    Böbrek (100 gram) 587 mg
    Karaciğer (100 gram) 410 mg
    Yumurta Sarısı ( 1 yumurtada) 213 mg
    Koyun Eti (100 gram) 85 mg
    Sığır Eti (100 gram) 75 mg
    Tavuk ve Hindi Eti (100 gram) 70 mg
    Süt (250 ml) 4 mg
    Peynir (100 gram) 30 mg
    Mayonez ( 1tatlı kaşığı) 10 mg

    Özellikle beslenme alışkanlıklarımızın değişmesiyle günümüzün en büyük problemlerinden biri haline gelen kolesterolden nasıl bir diyet hazırlayarak korunabiliriz?
    Baklagiller, tahıllar, meyve, sebze ve diğer lif içeren gıdalardan zengin bir diyet kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Lifli gıdalar kolesterolü düşürücü etkileri yanında laksatif etkileri nedeniyle sindirimi de kolaylaştırmakta ve kalın barsak kanserine karşı koruyucu bir rol üstlenmektedirler .Lifli gıda içeren bir diyetle yapılan çalışmada ortalama kolesterol seviyesi 250 mg/dl olan 169 bireyden oluşan deneme grubunun 1,5-4 ay süreyle bu diyetle beslenmesi sonucu total kolesterol seviyesinin %4-15, kötü kolesterol(LDL) oranının ise %6-20 azaldığı tespit edilmiştir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN LİF MİKTARLARI

    Şeftali (100 gram) 5,5 mg
    Buğday (100 gram) 3.5 mg
    Domates (100 gram) 5.3 mg
    Çilek (100 gram) 9.0 mg
    Ispanak (100 gram) 2.8 mg
    Mısır Unu (100 gram) 11.8 mg
    Arpa (100 gram) 8.6 mg

    Tarih boyu hep sağlıklı yaşamla gündeme gelen sarımsağın kolesterolü düşürücü, arterioskleroz riskini azaltıcı,kan basıncını düşürücü ve enfeksiyonlara karşı koruyucu bir rol oynadığı yapılan birçok çalışma ile ortaya konmuştur. Tarihçiler, Eski Mısır’da piramitlerin yapımında çalışan işçilerin günlük sarmısak paylarını almaksızın çalışmayı reddettiklerini bildirmektedirler. Laboratuarda hayvanlar üzerine yapılan çalışmalarda sarımsağın kansere karşı koruyucu bir etkisi olduğu da saptanmıştır.

    Amerika’da yapılan araştırmalar sonucu Niasin’in (vitamin B3) kolesterolü düşürmede ilaçlar kadar önemli bir rol oynadığı tesbit edilmiştir. Günlük 2-3 gram niasin alınmasının kötü kolesterolü %20-30 düşürdüğü,iyi kolesterol oranını ise %20-35 arttırdığı sonucuna varılmıştır. Amerikan Ulusal Kolesterol Eğitim Programı yüksek kolesterolün tedavisinde niasin’in kullanılmasını öncelikli olarak tavsiye etmektedir. Ancak doz aşımı durumlarında alerjik reaksiyonlar, baş ağrısı, mide bulantısı, mide ekşimesi, kusma, ishal, karaciğer harabiyeti gibi yan etkilerinin bulunduğu ve bu nedenle niasinin hekim kontrolünde kullanılması gerektiği bildirilmektedir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN B3 (NİASİN) MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 4.2 mg
    Soya Fasulyesi (100 gram) 3.4 mg
    Patates (100 gram) 2.0 mg
    Hindi Eti (100 gram) 23 mg
    Tavuk Eti (100 gram) 15 mg

    Soya, buğday ve pirinç gibi bitkisel gıdaların yapısında bulunan fitosteroller bağırsaklardan kolesterol emilimini engelleyerek kan kolesterolünü düşürücü etki gösterirler.

    Kolesterolden safra asitlerinin sentezlenmesinde rol oynadığı için kolesterol seviyesini düşüren bir başka unsur da vitamin C’dir. Sebze ve meyveler hem vitamin C, hem de liflerden zengin olup safra asitlerinin geri emilimini engelleyerek kolesterol seviyesini düşürür.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN C MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 44 mg
    Brokoli (100 gram) 58 mg
    Çilek (100 gram) 53 mg
    Greyfurt Suyu (100 ml) 124 mg
    Portakal Suyu (100 ml) 147 mg
    Karnabahar (100 gram) 35 mg

    Pirinç, yulaf kepeği, arpa gibi bazı bitkilerde doğal olarak bulunan tokotrienoller (vitamin E benzeri bileşikler) kolestrolü düşürücü ve antioksidan etkileri nedeniyle kalp-damar sistemi rahatsızlığı bulunan hastaların diyetlerinde önemli bir yer tutmalıdır.

    Günlük olarak tüketilen gıdalardan kolesterol değeri yüksek olanların diyette daha az miktarda yer alması ve yukarda bahsi geçen gıda maddelerine de diyette yeterince yer verilmesi sağlığımızı korumamıza yardımcı olacaktır.
    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • İdeal kiloya ulaşmanın önündeki çok önemli bir engel sosyal baskı!

    Sosyal baskıya hazırlıklı olun’

    Diyet uygulayanlar çevreleri tarafından sürekli takip edilir ve eleştirilirler. Diyet uygulayanlar sosyal baskının etkisiyle yeme isteği içerisine girerler.
    Anneler çocukları zayıfladıkça korkmaya başlarlar. İlk başta destekledikleri diyet kararınızı sonraları ‘fazla mı verdin, hızlı mı verdin, güçten mi düştün’ ile sorgulamaya başlarlar. Annelik endişeleri devreye girer.

    Kişi kendisi yeme davranışını düzenleyemiyorsa, diyet yapamıyorsa, kilo veremiyorsa, karşısındaki diyet yapan ve kilo veren kişi oldukça rahatsız edicidir. Bu kişi ailenizden biri de olabilir.

    Eşlerden biri diyet yapıyor ve zayıflıyorsa eşi bu durumdan oldukça rahatsız olmaya başlayabilir. Diyet yapan kişinin zayıfladıkça kendine güveninin artması karşı tarafta güvensizlik oluşturabilir. Diyet yapmayı başaramayanlar eşinin diyet yapabilmesinden rahatsız olmaktadır. Kıskançlıklar devreye girebilir. Eşine yemek ikramları, yemek ısmarlamaları, karşısında yemeler artabilir. Eşlerinin sevdiği tatlılar ve hamur işleri daha çok yapılır. Arkadaşlar birlikte rahat rahat yemek yedikleri yemek arkadaşlarını kaybetmenin üzüntüsünü hissetmeye başlarlar. Hele arkadaşlarınız yeme davranışını düzenleyemiyorsa gerek size özendiğinden gerek de sizin karşınızda yiyemediğinden bulunduğu durumun rahatsızlığını size de yansıtır.

    Arkadaşlarınızla yemekte geçireceğiniz vakti tiyatroya veya dansa giderek değerlendirebilirsiniz. Yemeye zorlandığınızda diyetinizin sağlığınıza olan faydalarından (uyku düzeniniz, işteki performansınız, reflü, migren tedavisi) bahsedebilirsiniz. Arkadaşınız sorumsuz yeme konusunda suç ortağını kaybetmiş olabilir ama sizi önemsiyorsa beraber geçirdiğiniz zamanı buna göre ayarlamayı kabul edecektir.
    Siz kilo verdikçe çevrenizden çeşitli yorumlar da gelmeye başlayacaktır. Kişiler yeme davranışlarını düzenlemeye çalışırken bile çevrelerinden gelen yorumlarla uğraştıkları kadar zorlanmazlar.

    ‘Yüzün çöktü’ sizi en çok zorlayan yorum olacaktır. Kimse yüzünün çökmesini istemez. Bu kişinin tekrar yemeye başlayarak yüzünü toparlamaya çalışmasını doğurur. Bu da hayallerin sonu demektir.

    ‘Bu kadar yeter daha fazla kilo verme’, ‘senin diyet yapacak kadar kilon yok ki’ Kaç kilo olacağınız sizin vereceğiniz bir karardır. Hedefi siz belirlediniz ona ulaşana kadar vazgeçmek yok.

    ‘Yapamazsın’ diyenleri dinlemek yok.

    ‘Kilo versen de sonra daha fazlasını alırsın’ Bu da bitirici bir yorumdur. Kişi o kadar eziyet çekip başladığı yerden daha kötü bir yere gelmekten çok korkar. Siz sağlıklı beslenmeyi öğreniyor sağlıklı bir yaşamın kapılarını aralıyorsunuz. Bu yüzden çevrenizde negatif enerji saçan insanlardan uzak durun. Bu tarz insanlar bırakın diyeti sizin sosyal yaşamınızı, iş yaşamınızı hatta belki aşk hayatınızı bile olumsuz etkiler.

    ‘Yolun çok uzun biliyor musun’ kırmanız gereken önyargılardan biridir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak ve onları sürdürmek başlı başına bir süreçtir. Sağlıklı zayıflamakta, aynı sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak gibi bir süreç gerektirir. Fazla kilolarınızı bir gecede almadığınız gibi, bir günde veremeyeceğiniz de ortadadır. Bu nedenle, bu değişimin bir süreç olduğunu öncelikle siz kabullenmelisiniz. Çevrenizdeki kişiler, yolunuzun uzun olduğunu sürekli hatırlatıyorsa ve bu sizin motivasyonunuzu bozuyorsa, onları uyarmayı deneyebilirsiniz. Ya da hayatınızda hiçbir şeyi bir günde elde etmediğinizi, bu değişimin de bir süreç olduğunu onlara hatırlatabilirsiniz.

    “Bu hafta kaç kilo verdin” size en çok sorulacak sorulardan biridir. Her hafta aynı hızda kilo verememeniz gayet normal bir fizyolojik süreçtir. Kilo vermenizin yavaşladığı ya da hiç kilo veremediğiniz haftalarda bu soruyu duymak sinirlerinizi bozabilir.

    Bu noktada belirlediğiniz gerçekçi hedeflere zamanında ulaşıp ulaşamadığınıza bakın. Eğer bu hedeflere ulaşmışsanız, en önemlisi de bu süreçte beslenme alışkanlıklarınızı geliştirdiğinizi hissediyorsanız, hiç moral bozmadan yola devam. “Gayet iyi gidiyor” gibi bir cevap bu soruları durdurabilir. Eğer bu da çözüm getirmiyorsa, bu konuda konuşmak istemediğinizi ve sayılara takılmadığınızı belirtebilirsiniz.

    “Bir kereden bir şey olmaz” size en çok gelebilecek ısrarlardan biridir. Sabah okul arkadaşınızla kahvaltı ettiğinizi, öğlen iş yemeğine çıktığınızı ve akşam da bir akrabanıza yemeğe davetli olduğunuzu düşünün. Her üç ortamda da çevrenizdeki insanlardan aynı sözü duyma ihtimaliniz çok yüksektir. Eğer bu sözle sıkça karşılaşıyorsanız, karşınızdakine günde kaç defa bu sözü duyduğunuzdan bahsedin. Bazen de süreçle dalga geçmek, onu kolayca atlatmanın en kolay yollarından biri olacaktır.

    “Ölümü gör” diyet yapanları köşeye sıkıştıran zaman zaman da çıldırtan cümlelerden biridir. Genellikle akrabalar tarafından bayram yemeği ya da özel bir akşam yemeği gibi ortamlarda birdenbire söylenen iyi niyetli bu cümle, diyet yapanları oldukça strese sokan bir cümledir. Bunu duyduğunuzda sakin olun ve durumunuzu sakince açıklayın. fazla kiloların ve fazla yağ oranının kronik hastalıklara sebep olduğundan ve bundan kaynaklı ölüm oranının dünyada ne kadar arttırdığından” bahsetmenizi öneriyor.

    “Sen iyisin böyle” diyete başlama kararı aldığınızda sosyal çevrenizin size sıkça söyleyebileceği cümlelerden biridir. Hepimizin çevresinde gözleri hassas kantar gibi olan birileri vardır. Bu kişiler genellikle bir bakışta kilomuzun normal ve boyumuza göre orantılı olup olmadığını hatta vücudumuzdaki yağ oranını bile belirler.

    Bu yorumlar kimi zaman çileden çıkartıcı bile olabilir. Böyle durumlarda, iç geriliminizi arttırmamak adına sadece teşekkür edip sessiz kalmak yeterli cevap olacaktır.

    “Fazla zayıflama, hasta olursun” halk arasında en sık duyduğumuz yanlış inanışlardan biridir. Sağlıklı bir beslenme programı ile kilo veriyorsanız ve kontrollerinizi aksatmıyorsanız hasta olmanız için hiçbir sebep yoktur.

    “Sen diyeti bırak bak, görürsün, 2 katını geri alacaksın” diyet konusundaki gerçekçi olmayan korkulardan biridir. Kararsızsanız yola çıkmayın. Yol caydırıcılarla doludur. Bir kere yola çıkıp geri dönerseniz kendinize güveninizi ve saygınızı kaybedebilirsiniz. Başarabileceğinize olan inancınız yıkılır. Kararınızı verin ve uygulayın.

    Kararsızsanız yola çıkmayın. Yol caydırıcılarla doludur. Bir kere yola çıkıp geri dönerseniz kendinize güveninizi ve saygınızı kaybedebilirsiniz. Başarabileceğinize olan inancınız yıkılır.

    Kararınızı verin ve uygulayın.

    Bu yorumların hiçbiri gerçekten kararlı olan, bulunduğu durumdan oldukça rahatsız, farkındalığı oluşmuş, akıllı bir insanı yoldan çıkaramaz. O hedefini belirlemiştir. Yola çıkmıştır. Aşılacak çok dağ ve tepe, yürünecek çok düzlük, geçilecek çok dere olduğunu bilir. Hedefinin hayalini kurar. Hedefi için heyecanlanır. Hedefinde gayet mutludur.

  • Şişmanlık (obesite) ve akupunkturla tedavisi

    Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.

    Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirtisi yoktur. Ancak diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların %60 ı şişmandır.Yine vücuttaki yağ dokusunun artması ile hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.

    Peki öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı görerek neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlemlenmiştir.

    Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar, bazı ilaçlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

    Obezite bir hastalık olduğu için, diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz.Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerekmektedir. Obezitenin de şeker hastalığı yada yüksek tansiyon gibi yaşam boyu tedavi edilmesi gerekir.

    Şişmanlık sıklığı dünyada giderek artmaktadır. Ortalama sıklık %25 olarak verilmektedir. Bu yüzdeye şişman olmayıp da ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca bı oran %50 ye ulaşmaktadır.

    OBEZİTE SIKLIĞININ ARTMASINI NEDENLERİ:

    Sosyo-kültürel faktörler

    Biyolojik faktörler

    Davranışsal faktörler

    Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması

    Alkol tüketiminin artması

    Teknolojinin ilerlemesi ile günlük enerji tüketiminin azalması

    Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçirilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.

    Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucu yakılır ve yanmadan elde edilen ısı ve enerji hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını vücut kendisi ayarlar; yani vücutta az yada çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir.

    Haftada 1.0-1.5 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.

    AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA

    Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

    1. İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

    2. Mide asidesi kontrol altına alınarak, mide kazınması yanması gibi sorunlar ortadan kaldırılır.

    3. Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlikler önlenir.

    4. Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.

    5. Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.

    6. Kan şekeri düşmesini (Hipoglisemi) önler. Sinirlilik el ayak titremesi olmaz.

    7. Açlık baş ağrısı yaşanmaz.

    8. Tansiyon değişiklikleri (Hipotansiyon-Hipertansiyon) olmaz

    30-40 Kg. Fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle sabır olmadığı için her pazartesi başlanan diyetler her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemleri sonucu her geçen gün kilo vermek daha da zorlaşır. İşte bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hastalar onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesini nedeni akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkilerden dolayıdır. Ayrıca hasta Kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup bu işe dört elle sarılmaktadır.

    Merkezimizde, zayıflamatedavisinde iğne kullanılmadan kulak akupunkturu uygulanmaktadır. Kulakta tespit edilen noktalar lazerle uyarılarak bitki tohumları ile bu uyarı sürekli hale getirilerek, iğnesiz, ağrısız, acısız bir yöntem uygulanır.

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; obezite

    Akupunkturun zayıflamada etkileri

    1.İştah ve acıkma hissini azaltır

    Diyet yapan ve zayıflamak isteyen kişilerde en büyük sıkıntı iştah kontrolünde zorlanma ve bu yüzden strese girip, diyete kısa zamanda son vermeleridir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesini uyararak, noradrenalin seviyesini düşürüp, serotonin hormonunun salgısını yükseltir, bu nedenle tokluk hissi oluşur. Ve zayıflamaya yardımcı olur.

    2.Sindirim sisteminde düzenleyici etkileri var

    Bu etkiler iki mekanizma ile kendini gösterir. Birincisi tüm yemek borusu, mide girişi, mide kasları ve bağırsaklarda mevcut olan düz kasların hareketleri (peristalsism), serotonin salgısının artırılmasıyla düzenlenir. Neticede mide kasları gitgide toparlanır ve mide hacmi gitgide azalır. Uygün bir diyete başlanır ve diyete uyum sağlamak kolaylaşır . İkinci etkisi ise , Serotoninin mide de asit salgısında düzenleyici rolünden kaynaklanır . Sonuç ; zayıflamaya yardımcı olma, acıkma hissinin kontrolu , sindirim sisteminde genel bir rahatlama , Reflü şikayetlerinin büyük ölçüde ortadan kalkması, Gastrit ve mide yanması şikayetlerinin hafiflemesi ,kronik kabızlığın giderilmesi ( pristalsismde uyarı kalın bağırsakları da harekete geçirir ) .Bu etkiler ışığında, çoğu zaman hastalarımızda senelerce sindirim sistemi ile ilgili kullanmakta oldukları ilaçlara son verebilmekteyiz. .

    3.Halsizlik ve bitkinliği önler

    hayat enerjimizi harekete geçirip dengelediği için halsizlik ve bitkinlik önlenir ,bununda uzun vadeli diyet yapabilmek ve kontrollu yemek yeme huyunun kazanılmasında önemli rolu vardır . Diyete ve daha hareketli bir yaşam biçimine uymamız sağlanır .

    4.Stresi azaltır

    Akupunktur işlemi vücuda ve kulağa uygulandığında , Beta endorfin hormonu salgılanır .Beyindeki duygularımızı yöneten Limbik Sistemini uyararak , Mutluluk hormonu sayesinde ( endorfin ) Stres hormonlarının ( Adrenalin ve Kortizol hormonu ) kana salgılanması engellenir . Neticede gerginlik , negatif düşünceler , ıztırab azalır ve kendimizi daha iyi hiss etmeye başlarız . Unutmayalım ki Stres fazla yemek yemeye neden olan en önemli faktörlerden biridir .

    5. Yağ Metabolizmasını düzenler

    Karaciğerde yağ metabolizmasını hızlandırarak kandaki kolestrol seviyesinin düşmesine yardımcı olur. Araştırmalara göre ,Kandaki Kolestrol seviyesi, sadece diyet yaparak zayıflayan kişilere göre, % 30 daha fazla ve daha hızlı düşüş gösterir. Sağlıklı bir zayıflama sağlar.

  • Alkali beslenme

    ALKALİ DİYET

    ALKALİ BESLENME: SEBZELERLE GELEN SAĞLIK

    Sağlıklı beslenme ve kilo vermenin ana kuralı vücuttaki asit-alkali dengesini korumaktır. Alkali diyet günlük alınan asitlenme yapan besinlerin yanına alkali besinleri eklemek üzerine kurulu bir dengeleme diyetidir.Kalsiyum ,magnezyum çinko ve bakır gibi vücut için gerekli minerallerin sebze ve meyveler yoluyla yeterince alınması alkali diyetin ana hedefidir .Sanayileşmeyle birlikte karşımıza çıkan sorun günümüzün diyetinin potasyum ve magnezyum gibi minerallerden, liften fakir ve bunun tersine basit şekerler, doymuş yağ, sodyum ve klordan zengin olmasıdır. Bu tür bir beslenme metabolik asidoz tablosuna yol açar.Modern diyetlerde yaşlanmayla birlikte böbreğin asit-baz dengesini sağlamasıda güçleşir , asidozla mücadele daha da zorlaşır. Asit yükü fazla olan düşük karbohidrat ve yüksek protein içeren diyetlerler idrarda magnezyum , sitrat atılımını azaltırken;kalsiyum, fosfat,ürik asit atılımı artırırlar. Bu da böbreklerde taş oluşma riskini artırır. Vücuttaki asit baz dengesinin bozulması hastalıklara yol açar.

    Alkali diyetin kaslar üzerine etkisi?

    Potasyumdan zengin sebze ve meyveyle beslenmek asit yükümüzü azaltarak, kas kitlesini korumaya yardımcı olmaktadır.Vücudumuzdaki asit yükünün artması iskelet kaslarının zayıflamasıyla sonuçlanır. Diyabet, böbrek yetmezliği ve kronik akciğer hastalıklarında kas erimesi genel bir sorundur.

    Alkali diyet ve büyüme hormonu?

    Yapılan çalışmalarda alkali diyet uygulandığında büyüme hormonunun salgılandığı gösterilmiştir.Büyüme hormonu sadece çocukların kas ve kemik gelişimine katkı vermekle kalmaz aynı zamanda erişkinlerde yaşlanma sürecini yavaşlatan anti-aging etkili bir hormondur. Alkali diyetle artan büyüme hormonu kalp damar sağlığını destekler, belleği güçlendirir.

    Alkali diyetle yeterince alınan magnezyum Vitamin D’nin aktif hale geçmesini sağlar. Bu sayede kemik ve dişler güçlenir.

    Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar alkali ortamda daha etkindirler, alkali diyet, tedaviyi bu açıdan destekler.

    Dokuların alkali olması toksinlerin böbrek yoluyla atılmasını kolaylaştırır.bu nedenle metabolik detoksifikasyon diyetlerinde sebzeler, alkali ortamı sağlayan gıda takviyeleri kullanılmaktadır.

    Yeşil taze ve çiğ sebzeler, bezelye, fasulyeler, katkısız baharatlar, çiğ kalın kabuklu kuruyemişler ve çiğ çekirdekler gibi besinler alkali ortam oluşumunu desteklerler.

    İstenmeyen asidik ortam oluşumunu destekleyen gıdalar ise et, balık, kümes hayvanları, yumurta, tahıllar ve bakliyat olarak özetlenebilir.

    Örneğin limon çok asidik bir meyve olmasına rağmen sindirim sonucu ortaya çıkardığı üretim vücut için alkali bir ortam yaratımını destekler ve bu yüzden de limon kendisi asidik olmasına rağmen vücut için alkali ortam oluşturan bir meyvedir.

    Benzer biçimde hemen hemen tüm et ürünleri sindirim öncesi alkali yapıda olmalarına rağmen, sindirim sonunda ortaya çıkan asidik kalıntılar vücutta asidik bir ortam oluşumunu desteklediği için aşağıdaki tablolarda asidik gıdalar bölümünde karşınıza çıkacaklardır.

    Proteinlerle karbonhidratları aynı öğünde yerseniz kolay sindiremezsiniz. Gazlı asitli içecekler vücuda alındıklarında ph dengesini sağlamak için kemiklerden kalsiyum salınır, buda kemiklerin zayıflaması anlamına gelir. Alkali su tüketirseniz kemik ve diş sağlığınızı korumuş olursunuz.Uzun süre vücutta asit üreten gıdalar tüketirseniz, alkali depolarınız azalır ve asidoz oluşabilir.

    Asidite obeziteye neden olur, en basit tedavisi bol sıvı ve alkali beslenmedir. Obezite asitlerin organlara hasar vermesini önlemek için vücudun geliştirdiği savunma mekanizmasıdır.

    Toksinler yaşlanmanın nedenlerinden biridir. Hücrelerde hasara yol açan toksinler yüzümüzdeki çizgileri artırır. Sebze ve meyvelerde bulunan antioksidanlar bu toksinleri hücrelerden uzaklaştırarak yaşlanmaya karşı vücudu korur.

    Alkali (Detoks) diyetin püf noktaları:
    1. Kırmızı et , yağlar , işlenmiş gıdalar, şeker, hazır meyve suyu, kahve, siyah çay tatlandırıcıları diyetinizden çıkarın.

    2.Tabağınızı daha çok sebzeyle doldurun. Sebzeler alkalidir ve vücut ph’ını dengelemede size yardımcı olur. Her yemekten önce ve yemek sırasında sebze yiyebilirsiniz. Bu asidik gıdaları nötralize etmenizi kolaylaştırır. Sabah kahvaltıdan 15 dakika önce greyfurt yemek, proteinlerin ve karbonhidratların asit etkisinden sizi korur.

    3.Limon asidik bir tada sahiptir ancak vücutta alkali ortam oluşturur, salatanıza limon sıkmanız yarar sağlar. İnek sütü yerine soya sütü tercih edin.

    4.Diyetinizde sağlıklı yağlar olmalıdır. Avakodo, çiğ fındık, çiğ tohumlar kalp dostu omega-3 kaynağıdır. Bunlardan yeterince tüketemiyorsanız omega-3 takviyesi kullanabilirsiniz.

    5.Günde 2 litre alkali su içiniz.

  • Akupunktur ile kilo tedavisi nasıldır?

    Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

    İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

    Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.

    Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.

    Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
    30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

  • Obezite (şişmanlık) nedir?

    Öncelikle obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen, bir çok hastalığa davetiye çıkaran, yüzyılımızın en önemli sağlık sorunlarındandır.
    Tüm dünyaca kabul edilen bir hastalıktır.
    Obezite; Vücut yağ miktarının sağlığı bozacak miktarda artmasıdır. Enerji dengesinin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Diyet, egzersiz ve genler enerji dengesini oluştururlar. Enerji alımının, tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda enerji dengesi bozulmaktadır.
    Obezite; Kalp, şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, akciğer, eklem ve safra kesesi hastalıkları gibi bir çok hastalığın altında yatan nedendir. Bunun yanında depresyon, sosyal ayrımcılık, benlik algısında bozulma (kendine güvensizlik) gibi olumsuz etkileri de vardır.
    Obeziteyi Oluşturan Faktörler nelerdir?
    **Fiziksel aktivitelerde azalma,
    **Beslenme alışkanlıkları;
    Denetimsiz beslenme, birden fazla yerde beslenme, dışarıdan yemek yeme, paket servis, aşırı enerjili besinlerin tüketimi ve aşırı meşrubat tüketilmesi.
    **Cinsiyet (bayan)
    **Irksal faktörler
    **Yaş
    **Eğitim düzeyi
    **Evlilik
    **Doğum sayısı
    **Sigara bırakma
    **Alkol
    **Genetik ve çevresel etkenler
    **Psikolojik bozukluklar; emosyonel stres, depresyon vb. .
    **Endokrin hastalıkları; hipotiroidizm (guatr), cushing sendromu, tip 2 diabet
    **Metabolik ve hormonal bozukluklar; steroid kullanmı ve hormon replasman tedavisi.
    **Teknolojinin ilerlemesi ile günlük enerji tüketiminin azalması.
    Olarak özetleyebiliriz.
    Obezite nasıl tespit edilir?
    Obezite tespitinde iki yöntem kullanılır.
    1. Beden kitle indeksi(BKİ) veya Body Mass Index(BMI)
    Kolaylıkla hesaplanan bir yöntemdir.
    BKİ=Vücut ağırlığının(kg olarak), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle hesaplanır. Buna göre standartlar şöyledir;
    BKİ= <19 Zayıf
    19-25 Normal
    25-30 Fazla kilolu
    30-40 Şişman (Obez)
    40> Çok şişman (morbid obez)
    2. Bel çevresinin ölçümü; Buna göre de standartlar şöyledir.
    Bel Çevresi Risk Yüksek risk
    Erkek >94cm >102cm
    Kadın >80cm > 88cm
    Bel / Kalça oranı normalde < 0. 70 olmalıdır. Erkek için bu oran >0. 95 dir.
    AKUPUNKTURUN ZAYIFLAMADAKİ ETKİSİ
    İnsanların kilo almasının temel nedeni olan, beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme , stres ve sinililik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
    Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz;
    1*İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.
    2*Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle sağlıklı ve dengeli beslenerek diyet uygulanıyor.
    3*Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.
    4*Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.
    5*Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verir.
    6*Akupunktur ilk hafta şekerin deposunu yani glikojenleri boşaltır,ikinci haftadan itibaren yağ metabolizmasını etkileyerek yağların azalarak su miktarının artmasını sağlar.Kötü kolesterol miktarını azaltır. İyi kolesterol miktarını artırır. Total trigliserit miktarı azalır.
    7*Akupunktur 3K dediğimiz değerlendirmeler sonucunda; kolay, keyifli, konforlu bir lojistik destekle beraber dengeli ve sağlıklı beslenerek kilolarımızdan kurtulmuş oluruz.
    8*Hipoglisemi; şekerin kandaki miktarının düşmesidir. Akupunktur; baş dönmesi, baş ağrısı el -ayak titremesi vb. hipoglisemi belirtilerinin hastalarımızda görülmemesini sağlamaktadır. Ayrıca akupunktur regüle edici etkiden dolayı vücumuzun tamir, onarım ve bakımını yapar.
    Bunların hepsi bir araya gelince kişinin kilo vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Akupunktur tedavisi haftada 1 veya 2 kez yapılır. Vereceğiniz kilo miktarı yaşa, cinsiyete, ilaç kullanımına ve verilecek kiloya göre değişir. Bu oran yaklaşık 2 ayda mevcut kilonuzun % 10-15 i kadardır. Uluslar arası standart haftada 0. 5-1 kg yani ayda 2-4 kg dır.
    Akupunkturda ayda 4-8 kg zayıflama normal kabul edilir. Sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için kişi;hızlı kilo vermekten kaçınmalıdır. Tedaviyi maroton gibi değerlendirirsek, hızlı koşarak değil, tempolu ve standart koşarak marotonu tamamlayabiliriz.
    Hangi kiloda olursak olalım, hiçbir yan etkisi olmayan akupunktur tedavisi ile istediğimiz ideal kiloya ulaştıktan sonra, bu kiloyu koruma programına geçilir. Bunun için akupunktur 4-6 ay süreli ayda 1 veya 2 kez manyetik bilye (mıknatıslı mercimek büyüklüğünde aktif kömür) ile devam edilir. İdeal kilomuzu koruma esnasında diyet değil sağlıklı ve dengeli beslenme yapılır. Böylece kilolar sabitlenir ve formumuz korunmuş olur.