Etiket: Diyet

  • Diyet Yapmadan Kilo Vermek Mümkün mü?

    Diyet Yapmadan Kilo Vermek Mümkün mü?

    Diyet Yapmak ya da Yapmamak
    Kilo verme deyince aklımıza ilk gelen şey ”diyet yapmak”. Diyet programları kısa vadede başarı sağlasa da kişiler alışkanlıklarını değiştirmediklerinde verdikleri kilonun daha da fazlasını geri alıyorlar. Buzdolabına astığımız diyet listeleri, eve sığdırmaya çalıştığımız ve sonradan askılığa dönüşen yürüyüş bantları… Bir süre sonra malesef bunları görmemeye başlıyoruz, duyarsızlaşıyoruz. Peki biz nerede hata yapıyoruz?

       Nerede Hata Yapıyoruz?
       Aslında hata yaptığımız yer, başlangıçtaki nokta. Genelde kısa vadeli hedefler koyan, hızlı sonuçlar almak isteyen, metabolizmayı bozan, ekranda/gazetede çıkan her diyeti uygulamaya çalışan, hayatına hareket eklemeyen aslında tüm bunların olması için ”sihirli bir değnek” bekleyen kişilerin uzun vadede başarısız olduklarını görüyoruz.

    Öncelikle Kendinize Şu Soruları Sorun;
    •Neden kilo vermek istiyorum?
    •Beni yemeğe ne zorluyor?
    •Neler beni tetikliyor?
    •Biraz kilo verince yemeye tekrar başlıyor muyum?
    •Açlığımı/tokluğumu tam anlamıyla farkedip, ona göre kendimi durduruyor muyum?
    •Yaşadığım ‘duygusal açlık mı?” Stresliyken, mutsuzken, mutluyken ya da boşlukta daha mı çok yiyorum?
    •Aç olmadığım halde yiyor muyum?
    •Peki Neleri Değiştirebilirim?

       Öncelikle bakış açınızı değiştirmeniz çok önemli. Dediğim gibi bir düğüne/mezuniyete hazırlanmak için değil ”sağlıklı olmak” için kilo verme düşüncesini kabullenin. Çünkü hayatımız boyunca yemekle karşılaşacağız.
     

    • ”Diyet” değil ”beslenme alışkanlıklarımı değiştiriyorum/sağlıklı besleniyorum.” düşüncesini içselleştirin.
       

    • Bir ön hazırlık yapın. Bir gün boyunca neler yediklerinizi gözlemleyin. Bir ”beslenme günlüğü” tutun. Ne kadar çok atıştırma yaptığınızı farkedeceksiniz!
       

    • Mutfağınızı, çevrenizi düzenleyin. ”Gözden ırak olan, mideden de ırak olur.” Görselliği azaltın, ne kadar çok abur cubur olursa etrafınızda o kadar çok yemek aklınıza gelir.
       

    • Esnek olun, kendinize baskı yapmayın; çünkü alışkanlık değiştirmek kolay bir şey değildir ve zaman gereklidir.
       

    • Bu nedenle haftalık hedefler koyarak ilerleyin. Bir hafta su içme alışkanlığı kazanırken, sonraki hafta spor alışkanlığıyla ilgili şeyleri kendinize öğretmeye çalışabilirsiniz. Bütün alışkanlıkları aynı anda değiştirmeye çalışmak hayalkırıklığı yaratabilir.
       

    Herkesin metabolizması, boyu, yaşı, hormonları farklıdır. Başkalarıyla kendinizi kıyaslayarak motivasyonunuzu düşürmeyin. Mutlaka, kilo vermenizi yavaşlatacak bir rahatsızlığınız var mı diye test yaptırıp bir iç hastalıkları uzmanından destek alın.

    Kilo vermek sadece fiziksel bir şeymiş gibi gözükse de psikolojik tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle de öncelikle bakış açınızı değiştirin. Yoksa Yo-yo diyetleri dediğimiz bir kilo verip tekrardan alma döngüsüyle hayatınız boyunca karşılaşabilirsiniz.

  • Duygusal Yeme Bozukluğu

    Duygusal Yeme Bozukluğu

    ‘Sürekli bir şeyler yemeye ihtiyacım var. Tok olduğumu hissediyorum ama yine de yiyorum. Hiç doyma hissi yok bende.’ gibi cümleler kuruyorsanız duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    İhtiyacınız olan duygusal boşlukları yemeyle dolduruyorsanız; yani çevreden görmeyi istediğiniz ilgi ve alakayı göremeyip sonrasında kendinizi yemeğe veriyorsanız; kilolu olmayı sevmediğiniz halde diyet uygulayabilecekken bunu devam ettirmede güçlük yaşıyorsanız duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    Hastalığın isminden de anlaşıldığı üzere özetle duygu değişimlerinin sonucunun yemekle sonlanması diyebiliriz. Bu hem olumlu hem de olumsuz duygular sonucunda gerçekleşebilmektedir. Öyleki moralinizin bozuk olduğu zamanlarda o duygusal boşluğu yemek yemeyle dolduruyor ve üzüntü duyduğunuz şeyin acısını bedeninizden çıkarıyor da olabilirsiniz ya da çok mutluyken ve kutlamalar yapıyorken olumlu duygularla yeme eylemini sanki bir ödülmüş gibi birleştirerek yemek yiyor olabilirsiniz. Bu iki durumda da sonuç suçluluk duygusu ile sonuçlanmaktadır ve suçluluk duygusunu bastırmak adına tekrar yeme isteği uyanıp kişi kendini tekrar yemek yerken bulmaktadır. Sonrasında da yine pişmanlık hissetmekte, kişi yemekte bulmaya çalıştığı mutluluk yerine mutsuz olmakta ve bu döngü aynı şekilde bir çıkmaz gibi devam etmektedir. Sonuç ise; alınan kilolar, mutsuz ve özgüvensiz bir kişi, beğenmediğiniz bir vücut, bozulmuş diyetler, başarısızlık ve kendinize dair içinizdeki yüksek sesli suçlamalar.

    Kendinizle ilgili asıl keşfetmeni gereken şey kendinizi bir anda yemeğin içinde bulduğunuz anın öncesinde ne düşündüğünüz ve ne hissettiğinizdir. Çünkü o düşünce ve duygular sizi bir sonraki aşamaya yani yeme davranışına sevk etmektedir. Diyet uygulamada zorluk çekenler ve sürekli diyete başlayıp, sonra diyet bozanlar adına; diyetinizi bozduğunuz anları yazmanız sonrasında dönüp okuduğunuzda nerelerde hata yaptığınızı anlamanıza neden olacak ve aynı hatayı yapmamaya çalışmanızı sağlayacaktır. Bir diğer önemli nokta ise; yemeği neyin yerine koyduğunuzdur. Örneğin; ilişkinizden ayrıldınız ve sevdiğiniz kadın yerine mi yemek yiyorsunuz, yoksa annenizle kavga ettiniz ve annenize karşı verdiğiniz olumsuz tepkiler mi yiyecek konumunu alıyor ya da kötü bir cinsel hayatınız mevcut siz de cinsellik yerine mi yemeği koyuyorsunuz? gibi durumlara kendinize karşı objektif ve gözlemci olmak bir şeylerin farkındalığına varmanızı sağlayabilir.

    Her şeyden önce bir şeyleri başaracağınıza inancınızın olması gerekmektedir. Bir şeyleri tamamen istemeden ve üzerine gitmeden aşmanız da mümkün olmayacaktır. Hiç kolay bir süreç değil, ancak asıl olan rutine oturmuş yeme davranışınızı neyin yerine koyduğunuzu keşfetmektir. Bunun sonrasında ise ihtiyacınız olan şeye ulaşmanızdaki engelleri çalışmak ya da niçin ona ulaşmayı tercih etmediğinizi bulmak olmalıdır. Eğer süreci tek başınıza yönetmekte zorlanıyorsanız ve sosyal desteğe ihtiyaç duyuyorsanız psikoterapi desteği almanız da fayda vardır. Bu konuda destek almak; ihtiyaç duyduğunuz asıl meselenin ne olduğunun cevabına ulaşmak adına faydalı olacaktır.

  • Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Diyete başladığınızda yakın çevrenizi ve çocuğunuzla ilgilenenleri bilgilendirmeniz gerekmektedir.

    Diyete başladığınızdan çevrenizdeki herkesin (aile büyükleri, özel eğitim öğretmeniniz, çocuğun bakımı ile ilgilenen kişi vb) bilgilendirilmesi önemlidir. Onlara özel diyetinizle ilgili açıklama yapın. İsterseniz bu broşürü gösterebilirsiniz. Böylece diyetiniz dışında çocuğunuzun birşey yemesi konusunda ısrarcı olmamalarını sağlayabilirsiniz. ÇÜNKÜ diyet dışında verilen her yiyecek çocuğunuzun tedavisini olumsuz olarak etkiler.

    Ani nöbet artışı olabilir mi?

    Evet. Çocuğunuzda diyet esnasında atılım nöbetleri şeklinde ani nöbet artışı gözlemleyebilirsiniz. Atılım nöbetleri çocuğunuz bir süre nöbet kontrolü sağladıktan sonra ortaya çıkan nöbetlerdir. Telaşlanmanıza gerek yoktur. Bu duruma neden olabilecek olası şeyleri bulmaya çalışın. Doktorunuz ve beslenme uzmanınız atılım nöbetlerinin nedenlerini bulmanızda yardımcı olacaklardır. Gerekirse diyette değişiklik yapacaklardır.

    Atılım nöbetlerinin sebepleri şunlar olabilir.

    Çocuğunuz:

    Diyette izin verilmeyen bir şeyi yemiş olabilir,

    Bir öğündeki bütün yemeği yememiş olabilir,

    Diyet soda yerine normal soda içmiş olabilir, Diş çıkarmaya başlamış olabilir,

    Kabız olmuş olabilir,

    Hasta olmuş olabilir,

    Hasta olmaya başlamış olabilir,

    Yeni bir ilaca başlamış ya da anti-epileptik ilacın bir dozunu almayı unutmuş olabilir,

    Karbonhidrat içeren reçete edilmemiş bir ilaç almış olabilir,

    Çok kilo almış olabilir,

    Diyetinde kalorinin artması ya da oranın değişmesi gibi yeni bir değişiklik olmuş olabilir,

    Şeker (dekstroz) içeren bir serum almış olabilir.

    Ketojenik Diyette Görülebilecek Yan Etkiler

    Kabızlık

    Kemik erimesi (Osteoporoz)

    Asidoz (kan pH değerinde düşme)

    Kolesterol yüksekliği

    Böbrek taşları

    Karnitin eksikliği

    Kabızlık

    Kabızlık (düzenli dışkı yapamama) ketojenik diyette en sık gözlenen yan etkidir. Bunun nedeni diyetin posa açısından yoksun, yağ açısından fazla olmasıdır. Kabızlık karın ağrısına neden olabilir ve çocuğunuzun aşırı sinirli olmasına yol açabilir. Kabızlık, çocuğunuzda nöbetlerin artmasına neden olabilir.

    Çocuğunuz kabız olduğunda

    İnatçı kabızlık durumunda Fleet lavman kullanmak gerekebilir. Posa miktarını artırmak için çocuğunuzun öğününe her gün serbest yiyeceklerden ‘’marul’’ ekleyebilirsiniz. Posa miktarını artırmak için öğünlerde sebze bazlı menüler hazırlayın. Çocuğunuzun diyetinde belirlenen sıvıların hepsini içmesini sağlayın. Çocuğunuzu kahvaltıdan sonra tuvalete oturtun.

    Çocuğunuzda mide bulantısı, kusma ya da ishal olursa

    Çocuğunuzun susuz kalmasını engellemek için uyanık olduğu her saat bol miktarda sıvı verin. Çocuğunuzun günlük sıvı mikarını sınırlamayın. Su, kalorisiz soda (oda sıcaklığında) ya da Lipton Ice Tea Light verilebilir. Eğer çocuğunuz sıvıları içiyorsa ketojenik öğün vermeyi deneyebilirsiniz. Mutlaka beslenme uzmanınız ve doktorunuzla irtibata geçin. Beslenme uzmanınızın çocuğunuzun durumuna uygun hazırladığı menüyü veriniz.

    Acil durumlarda ne yapılmalı?

    Çocuğunuzda herhangi bir enfeksiyon durumunda ateş veya ağrı olabilir. Bu durumda doktorunuzla hemen irtibata geçin.

    Eğer çocuğunuzda halsizlik, kusma, soluk alıp vermede zorluk olduğunu görürseniz muhtemelen ketonları aşırı yükselmiş olabilir. Keton ve şeker düzeyi ölçümü yapıp doktorunuza mutlaka haber veriniz!

    Eğer kan keton düzeyi 7 ve üzeri, kan şekeri 50 nin altıda ise yarım çay bardağı (50 cc) meyve suyu veriniz, yarımsaat sonra kan keton ve şeker düzeyini tekrar ölçünüz. Acil durumlarda hastaneye gitmeniz gerekebilir. Bu durumda sizi muayene eden hekiminize ketojenik diyette olduğunuzu mutlaka belirtiniz.

    Eğer damar yolundan serum verilmesi gerekirse şeker içermeyen sıvıların (serum fizyolojik) kullanılması konusunda bilgilendirin ve diyet takibini yapan doktorunuzla irtibata geçin.

    Enfeksiyon durumlarında kullanılacak antibiyotik, ateş düşürücü ve diğer ilaçlar mutlaka tablet formunda olmalıdır. Gerekirse enjeksiyon formunda kullanılır.

  • Ketojenik diyette sıkça sorulan sorular

    Ketojenik diyette sıkça sorulan sorular

    İstenen kan keton seviyesi nedir?

    Ketojenik diyetteki bir çocukta istenilen ideal kan keton seviyesi 4-6 arasında olmalıdır.

    Ketojenik diyetin etkisini ne sürede anlarım?

    Her çocuğun metabolizması farklıdır. Bazı çocuklarda kısa sürede ketonlar istenilen düzeye ulaşırken, bazı çocuklarda keton artışı daha uzun sürebilir. Diyetin olumlu etkilerinin gözlenebilmesi için en az 3.5 ay diyete devam edilmelidir. Ketojenik diyeti ne kadar süre uygulayacağım? Eğer diyet iyi şekilde ilerliyorsa diyete en az 2 yıl süre ile devam edilir. Ancak hekiminiz uygun görürse bu diyete daha uzun süre devam edebilirsiniz (maksimum 5 yıl).

    Ketojenik diyetteyken çocuğum kendisini nasıl hissedecek?

    Diyetin etkileri her çocukta ayrı şekilde görülür. Çoğu çocuk kendisini iyi hisseder. Ama başlangıçta çocuğunuzda halsizlik, isteksizlik, bazen uykuya meyil hali gözlenebilir. Bu durumda telaşlanmanıza gerek yok. Bu değişiklikler bir kaç gün içerisinde geçer. Bazı çocuklar diğerlerinden çok daha aktif ve enerjik olabilir.

    Çocuğum açlık hissedecek mi?

    Öğünlerdeki porsiyon miktarlarına göre çocuğunuz açlık hissetmeyecektir. Çünkü keton oluşturan yiyecekler çocuğunuzu tok hissettirirler.

    Çocuğumun yiyecekleri arkadaşlarının yiyeceklerinden farklı gözükecek mi?

    Evet. Daha yağlı ve miktar olarak az gözükebilir. Bu diyetle de çocuğunuzun damak zevkine uygun çok güzel menüler hazırlanabilir.

    Ketojenik diyet çocuğumun gelişimini nasıl etkileyecek?

    Çocuğunuzun günlük alması gereken enerji ve protein ihtiyacına özel hazırlanan bu diyetle çocuğunuzun gelişimi devam edecektir. Önemli olan çocuğunuzun kilo almamasına dikkat edilmesidir. Çünü kilo artışı keton seviyesini olumsuz etkiler. Aylık takiplerde büyüme ve gelişimi izlenmelidir.

    Ketojenik diyet kan yağlarını olumsuz etkileyerek kalp problemlerine yol açabilir mi ?

    Hayır. Diyetin özelliği yağdan zengin olmasıdır. Ancak bu yağlar ketona çevrilir ve beynimiz tarafından vücuda enerji vermek için kullanılır. Kullanılan yağın türü önemlidir. Kan yağlarını önemli etkileyen bitkisel sıvı yağlar özellikle sızma zeytinyağı kullanılmalıdır. Belirli aralıklarla kalp sağlığı değerlendirilmelidir.

    Ketojenik diyet boyunca vitamin ve mineral takviyesi yapılmalı mıdır?

    Doktorunuzun önerdiği toz ya da tablet şeklinde karbonhidrat içermeyen, multivitaminler her gün düzenli olarak alınmalıdır. Ayrıca selenyum, karnitin ve çinko eksikliği varsa ek olarak tablet formunda alınmalıdır.

    Kan keton ve şeker düzeyi ne sıklıkla ölçülmelidir?

    İlk 1 ayda her gün sabah ve akşam öğünlerden önce parmak ucundan özel sticklerle kan keton ve şeker düzeyi ölçülmelidir. Çocuğunuzun kan keton ve şeker düzeyleri, nöbet durumu, çocuğunuzdaki gördüğünüz tüm değişiklikler tedavi günlüğüne kaydedilmelidir. Bu tedavinin etkinliğini izlemede ÇOK ÖNEMLİDİR.

    Ketojenik diyet çocuğuma nasıl yararlı olacaktır?

    İyi bir diyet uygulaması ve takibi ile; çocuğunuzun nöbet sayısı, süresi ve /veya sıklığı azabilir ya da tamamen durabilir. Kullanılan ilaç miktarı azalabilir. Çocuğunuz kendini daha iyi hissedebilir. Algılarda ve motor becerilerinde artış gözlenebilir.

    Ketojenik menü hazırlamak zor mudur?

    Her öğün için ayrı bir hazırlık ve tartım işlemi gerektirir. Ancak zamanla uygulanması pratik hale gelecektir.

    Ketojenik diyet kontrolleri hangi aralıklarla yapılır?

    0. ay başlangıç

    1. ay tetkikleri ile muayene ve EEG

    3. ay

    6. ay

    9. ay

    12. ay şeklinde devam eder,

    * Diyeti bırakırsanız ya da başlamaktan vazgeçerseniz mutlaka hekiminize haber veriniz.

    * Diyet iyi sonuç verirse en az 2 yıl, maksimum 5 yıl süre ile uygulanır.

    Ketojenik diyette uyulması gereken önemli kurallar;

    Diyet menünüzün dışında hiçbir yiyecek vermeyin.

    – Menünüzde belirtilen miktarları büyük bir özenle tartın.

    – Çocuğunuzun her öğün yiyeceklerini tamamen bitirmesine özen gösterin.

    – Çocuğunuzun tabağındaki bütün yiyecekleri silikon spatula ile sıyırın.

    – Çocuğunuz her öğünü 30 dakika içinde bitirmelidir.

    – Öğünlerin saatlerine uyun.

    – Çocuğunuzun günlük alması gereken sıvı miktarını tüketmesine dikkat edin.

    – Çocuğunuza her gün vitamin ve mineral takviyesini verin

    – Çocuğunuz çok acıkırsa, her gün bir tane ‘’serbest yiyecek’’ atıştırmasına izin verin.

    – Aile fertleri çocuğun yanında başka yiyecek yememelidir.

    – Çocuğunuz çok açlık hissediyorsa doktorunuza bilgi verin.

    – Doktorunuza danışmadan çocuğunuza hiçbir ilaç vermeyin.

    – Çocuğunuzu her hafta aynı tartıda ve üstünde aynı ya da ince kıyafetlerle

    – Çocuğunuza vereceğiniz ürünler gizli karbonhidrat içerebilir, etiket biligilerini dikkatli okuyun ve kullanmadan önce doktorunuza veya beslenme uzmanınıza danışın tartın ve tedavi günlüğüne kaydedin.

  • Ketojenik diyet nedir?

    Ketojenik diyet nedir?

    Ketojenik Diyet Tarihçesi

    Eski çağlardan beri açlık durumunda nöbetlerin azaldığı farkedilmiştir. İlk kez ketojenik diyet 1921 yılında Amerika’da Mayo Klinikte Dr. Wilder tarafından uygulanmaya başlamıştır. diyet geri planda kalmıştır. 1990 yılından sonra ketojenik diyet Charlie’nin hikayesi ile tekrar gündeme gelmiş ve dünya çapında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.

    Ketojenik Diyet Nedir?

    Ketojenik diyet; yüksek yağ, yeterli protein ve düşük karbonhidratlı yüksek yağ içeren bir diyettir. Çok kısıtlı karbonhidrat ve yüksek yağ içeren bu diyette yağların kullanılması kanda keton cisimciklerinin açığa çıkmasına yol açar. Bu nedenle ‘‘ketojenik diyet’’ olarak adlandırılmaktadır. Ketojenik diyette günlük enerjinin %90’ı yağlardan, %10’u protein ve karbonhidratdan sağlanır. Diyet her çocuğun günlük enerji, protein ve sıvı gereksinmesini karşılayacak şekilde çocuğun yaşı, boyu ve kilosuna uygun olarak hazırlanır.

    DİYETE UYUM TEDAVİDEKİ BAŞARININ ANAHTARIDIR.

    Ketojenik diyet bu konuda deneyimli beslenme uzmanı ve çocuk nöroloji uzmanı tarafından yakın izlemle takip edilmelidir. Ketojenik diyet sizin çocuğunuza özel olarak hazırlanan çok özel bir diyettir. Sizin çocuğunuza göre hazırlanan bu diyeti başka bir çocuğun uygulaması doğru değildir. Çünkü bu diyet her çocuğun yaşına, kilosuna, aktivitesine ve beslenme alışkanlığına göre özel olarak hazırlanmakta ve günlük yakın izlem ile takip edilmektedir. Çocukluk Çağı Epilepsisinde Ketojenik Diyetin Yeri En az iki ilaç tedavisine rağmen nöbetleri kontrol altına alınamayan, Epilepsi cerrahisi şansı olmayan hastalarda; ‘’ketojenik diyet bir tedavi seçeneğidir’’ Glikoz transport protein 1 eksikliği (GLUT-I), pirüvat, dehidrogenaz eksikliği, miyoklonik astatik epilepsi, infantil spazm, (West sendromu) gibi hastalıklarda ketojenik diyet etkindir. Özellikle infantil spazm (West sendromu) ve GLUT-1 eksikliğinde ketojenik diyet birinci tedavi seçeneği olmalıdır. Ketojenik diyete başlamadan önce yapılması gereken tetkikler Ketojenik diyete başlamadan önce; Hastanın tam kan sayımı, kan biyokimyasal parametreleri, Serum selenyum, karnitin ve çinko düzeyleri, Karın ultrasonu, idrar tahlili, Gerekli hastalarda metabolizma konsültasyonu Çocuğun yaşına uygun gelişim değerlendirme testi (Denver testi, WISCR vs.) yapılır. Bu tetkikler değerlendirildikten sonra diyete başlamaya engel bir durum yoksa aile ketojenik diyet eğitimine alınır. Çocuk diyete başlarken hasta olmamalı, herhangi bir enfeksiyon durumu varsa (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, idrar yolları enfeksiyonu v.b.) iyileştikten sonra diyete başlanmalıdır. Ketojenik diyet; bazı metabolik hastalıklarda (karnitin metabolizması ve kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Ketojenik Diyet Nasıl Etki Eder?

    Yiyecekler bizim günlük enerji ihtiyacımızı karşılar. Yiyeceklerin vücutta yanması sonucu açığa çıkan enerji beynimizin ve Beynin yeteri kadar yakıt alması çok önemlidir. Beyin enerjisini glikoz ve yağlardan ortaya çıkan keton cisimcikleri olmak üzere iki kaynaktan alır. Beynin kullandığı ilk yakıt; glikozdur. Karbonhidrat kaynağı yiyeceklerden (ekmek, pirinç, bulgur, makarna vb., şeker, bal vb., sebze ve meyveler) vücuda alınır. Beynin diğer önemli yakıtı; KETONLARDIR. Bunlar da yağ (zeytinyağı, tereyağı, krema, kaymak vb.) veya yağ bulunduran yiyeceklerle alınır. Yüksek yağlı ketojenik diyetle oluşan keton cisimlerinin nöron dediğimiz beyin hücrelerinde çeşitli mekanizmalarla, nöbet aktivitesini engellediği varsayılmaktadır.

  • Alerjik çocuğun beslenmesi:antioksidanlar

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında; taze sebze meyve ve balık ağırlıklı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu vurgulandı.

    Son yarım yüzyılda başta astım olmak üzere alerjik hastalarda epidemi olarak adlandırılabilecek artışlar olmuştur. Bu artışlar özellikle sanayileşmiş batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır.

    Risk faktörlerine yönelik çalışmalarda, taze sebze, meyve ve balık gibi antioksidan gıdaların hazır ve çabuk besinlerle yer değiştirmesinin bu artışta rolü olabileceği ilk kez Seaton ve ark. Tarafından İngiltere’den verilerle hipoteze edilmiş günümüze kadar da binlerce araştırmanın konusu olmuştur.

    Normalde besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde ve diğer hücresel faaliyetlerinde kullanılan oksijenin elektron kaybederek oluşturduğu reaktif moleküller serbest oksijen radikalleri olarak isimlendirilir. Eksik elektronlarını normal doku ve hücrelerden sağlamaya çalışan bu moleküller hücre zarına hücre protein yapısına ve DNA’ya zarar vererek inflamasyon ve hücre ölümüne yol açarlar. Oksidatif stres olarak adlandırılan bu süreç, hücrelerde bulunan antioksidan enzimler; süperoksitdismutaz (SOD), Katalaz, Glutation Stransferaz ve dışarıdan alınan antioksidan besinlerle dengelenmeye çalışılır. Astımlı hastaların ise antioksidan savunma kapasiteleri yeterli olmayıp eksojen antioksidanlara artmış ihtiyaçları vardır. Diyetle alınan antioksidanlar Vitamin C, E, Karotenoidler ve Flavinoidlerdir.

    Bunlardan C vitamini suda eriyen bir vitamin olup akciğer ekstraselülerinde en çok bulunan antioksidandır. Serbest radikallerin makrofajdan sekresyonunu baskılar ve ekstraselüler radikalleri toplar. Narenciye, kivi lahana,yeşil sebzeler önemli C vitamini kaynağıdır. Epidemiyolojik çalışmalarda akciğer fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri raporlanmıştır. Vit E’nin ise alfa ve gama tokoferol başta olmak üzere 8 bileşeni vardır, lipid solubl olan alfatokoferol lipid peroksidasyonu esnasında ortaya çıkan membran hasarını önler. Genellikle tohum yağlarda (zeytinyağı, ayçiçekyağı vb) ve yeşil sebzelerde bulunur. Kanola ve soya yağında bulunan gama tokoferol ise inflamatuvar etkiye sahiptir. Karotenoidlerde Likopen kırmızı, beta karoten ise vitamin A ya dönüşen pigmenttir. Havuç ve domateste bolca bulunan bu karotenoidler hücre membranında birikerek süperoksid anyonları temizler ayrıca peroksil free radikaller ile reaksiyona girip lipidsolubl antioksidan olarak hizmet ederler. Flavonlar, ksantinoksidaz, siklooksijenaz ve lipoksijenaz enzimlerini inhibe ederek antioksidan etki gösterir. Kuşkonmaz, brokoli, ıspanak, narenciye önemli flavonoid kaynaklardır. Polifenoller adaçayı, yeşilçay ve değişik sebze ve meyvalarda bulunan antioksidanlardır.

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında taze sebze meyve ve balık ağırlıklı Akdeniz diyeti tarzı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu işaret edilmiştir. Takiben yapılan çalışmalarda bu etkinin olmadığı hatta antioksidanların alerjik hastalıkların artışına nede olabileceği şekelinde de yayınlar vardır. Bu konuda sağlıklı bir karar verebilmek için tüm bu çalışmaların metaanalizlerine bakıldığında iki çalışma dikkati çekiyor, örneğin 2009 da Allen ver ark. 2624 çalışmadan metodolojisi uygun 37 çalışmayı seçiyorlar. 1985-2007 arası farklı ülkelerden yapılan çalışmalardan vaka kontrol kesitsel ve 2 kohort çalışma alınıyor. Çocuk ve erişkinleri kapsayan bu çalışmada diyetle düşük A ve C vitamini alınması yüksek astım ve wheezy ile birlikte bulunuyor. Sadece pediatrik yaş grubuna ait benzer bir metaanalizde Saadeh ve ark. 1992-2012 arası 30 u kohort 101 çalışmayı değerlendirdiklerinde hamilelikteki maternal ve çocukluktaki antioksidan zengin diyetin sağlıklı olarak düşünüldüğünü ve allerjik hastalıklardan koruyabildiğini görüyorlar. Çalışılan metodların riski belirleme açısından bazı handikapları vardır. Diyet çalışmalarında, fazla sayıdaki sorular, cevapların ebeveynlerden alınması, kişisel yeme alışkanlıklarındaki farklılıklar karşılaşılan zorluklardır. Astım ve alerjik hastalıkların orijini fötal yaşam ve erken çocukluk dönemi olduğu için bunu gözeten prospektif longitudinal çalışmalar muhtemelen en iyi sonuçları verecektir ama bu şekilde çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Ayrıca günlük gerekli dozun üstünde gıda takviyesi olarak kullanılan antioksidanların kanser profilaksi çalışmalarında mortalite artışları ile birlikte olması ve bazı hayvan deneylerinde antioksidan alanlarda yaşam süresinin kısalması bu konudaki öneriler konusunda dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.

    Sonuçta elimizdeki verilerle,

    * Düşük diyet antioksidan içeriği ile yüksek astım prevalansının desteklendiğini,

    * Alerjik çocuğun beslenmesinde taze sebze meyve gibi antioksidanlardan zengin bir diyetin astım insidensi ve morbiditesini azaltmak için önerilebileceğini söyleyebiliriz.

    * Diyetteki antioksidanların belirgin eksik olduğu veya uygun diyete ulaşmanın zor olduğu veya çevrel oksidanların yoğun olduğu durumlarda da diyet dışı gıda takviyesi, vitamin vb desteğin potansiyel yarar veya zararları gözetilmelidir.

    * Ülkemizin geleneksel beslenme kalıpları bu öneriler karşılayacak kapasiteye sahip görünmektedir.

  • Havaların Isısı Artıkça, Sizin Özgüveniniz Azalmasın !

    Havaların Isısı Artıkça, Sizin Özgüveniniz Azalmasın !

    Yavaş yavaş havaların ısınmasıyla birlikte, kıyafetlerimiz de incelmeye başlıyor. Kışın afiyetle televizyon başında yediğimiz gıdalar, kış tembelliğiyle birleşince kilo olarak vücudumuzda birikiyor.

    Yazın giyilen ince kıyafetlerden ortaya çıkan kiloları verme kaygısı,bizi ağır diyetlere itiyor. Bu diyetler bir yandan sağlığımızla oynarken diğer yandan psikolojimizi olumsuz yönde etkiliyor.

    Mevsimler değiştikçe, havalar sıcaklaştıkça üzerinizdeki katmanlar da azalıyor. Herkes git gide daha ince ve daha korunmasız kıyafetler giymeye başlıyor. Bir rüzgar çıktığında montunuzla fazlalıklarınızı örtmek daha kolaydı halbu ki ya da kalın çoraplarla sütun gibi olmayan bacakları kamufle etmek. Sanki baharla birlikte etraftaki tüm zayıf kadınlar ve erkekler sizi süzüyor, “şişman ve çirkinsin! Kimse seni beğenmiyor. Ne giysen de yakışmıyor !” diyor.Sonra tabi ki ardından her pazartesi başlayan diyet işkenceleri kapıyı çalıyor.

    Bu diyetler belki de ismi “diyet” olduğu için işe yaramıyor artık.

    Çevrenizdekiler eleştirileri ile kilo vermeyi amaçlayınca, hangi zayıflama programına uzun süre sadık kalabildiniz?

    Herhangi biri sizin canınızı sıktığında ya da karşıt bir fikirde olduğunda akşam çikolataya saldırdığınızı hatırlayın. Halbu ki aylardır kendinizi aç bırakıp kilo veriyordunuz siz.

    Ya da tatlı denen şeyi hayatınızdan çıkardığınızı söylüyordunuz ne oldu, odanıza kapanıp gizli gizli yediniz?

    Değerinizi ve kilonuzu zihninizde eşit tutmanın baskısı ile ağlayarak kocaman bir dondurmayı yediğinizi hatırlayın.

    Değerli olmak dediğimiz, kiloyla metreyle ölçülebilen bir kavram değildir.

    Kişi, bazı alanlarda başarılı olamasa bile bu onun değerini azaltmaz. Yani siz 36 beden değilsiniz, fazlalık ve selülitleriniz var diye bu durum, sizi diğer zayıf insanlardan daha az sevilmeye layık yapmaz. Bunu sadece, kilonuzu değil de özgüveninizi azaltan düşünceleriniz yapabilir. Özellikle bu kuralcı, baskıcı -meli,malı içerikli (zayıf olmalıyım, o kıyafete sığmalıyım, daha güzel olmalıyım)cümleleriniz yapar.Çünkü mantığınıza oturtmadığınız, dış dünyaya bağlı ve bağımlı attığınız her adım, olmalı!’lı her cümle size öfke, kaygı, reddedilme hissi ve depresyon olarak geri döner. Asıl başarısızlık böyle başlar.

    O zaman gelin, şu “diyetteyim” lafını değiştirip, “sağlıklı yaşamaya çalışıyorum” diyelim. Çünkü yasak olan caziptir. Beslenme şeklinizi ve yaşamınızı birbirine uydurduğunuzda diyet dediğiniz yaptırım bittiğindeki gibi kontrolü kaybetmemiş olursunuz.

    Zararlı maddeleri hayatınızdan çıkarırken, kendinizi de alternatif yöntemlerle ödüllendirin. Abur cubur ve fazla çikolata yerine mevsiminde olan taze meyveler veya atıştırmalık kuru meyveler, miktarı belirli kuruyemişler, süt, yoğurt ve en masum tatlı olarak dondurma diyetisyenlerin de önerisi ile işinizi kolaylaştırabilir.

    Bol su içmek, üzerinizdeki halsizlik ve yorgunluğu atıp daha dinamik olmanızı sağlar ve sürekli acıkmanızı engeller.

    Yürüyüş, hem bedava, hem keyifli hem de en stres atıcı yoldur. Serotonin artışı ile tatlıya olan istek de azalacaktır.

    Hedefleri küçültün. Hedefinize ulaşmanız ne kadar zor olursa pes etmeniz de o kadar çabuk olur.
    Unutmayın ki; AÇ kalarak kilo verilmez sadece beden sağlığı ve özgüveniniz bozulur.

  • Çocuklarda besin alerjisi

    Besin alerjisi nedir?
    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla vücudun reaksiyon göstererek alerji belirtilerinin ortaya çıkmasına Besin Alerjisi denir.
    Besin Alerjisi Sıklığı
    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarına düşmektedir.

    En Sık Rastlanan Alerjik Besin Grupları

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.
    Besin alerjisi belirtileri
    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.
    Besin alerji teşhisi
    Çocuklarda besin alerjisini düşündüren durumlar oluştuğunda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler yapılarak çocuk alerji uzmanlarınca tanı konulmaktadır.

    * Gıda alerji testi
    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    * Besin eliminasyonu
    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdlar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nednele bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    * Besin yükleme testi
    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasonda alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    * Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.
    Besin Alerjisi Tedavisi

    * Diyet
    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    * Besin alerjisinde ilaç tedavisi
    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    * Besin alerjisinin aşı tedavisi
    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi), hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin Alerjisinde En Sık Sorulan Sorular

    1- Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?
    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    2- Besin alerjisi düzelir mi?
    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine gelişen alerjinin düzelme şansı düşüktür.

  • Besin alerjisi

    ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİLERİ

    Besin Alerjisi nedir?

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla alerji belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

    Besin alerjisi sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır.

    Hangi besinler alerji yapar?

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri nelerdir?

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin alerjisini düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testlerle birlikte çocuk alerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda alerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?

    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    Besin eliminasyonu

    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdalar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdaların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nedenle bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    Besin yükleme testi

    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasında alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.

    Besin alerjisi tedavisi:

    Diyet

    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin alerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    Besin alerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi): Hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin alerjisi düzelir mi?

    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine alerji düzelme şansı düşüktür.

  • Diyet ve İnsan ..

    Diyet ve İnsan ..

    Merhaba;

    Bu makalemde “diyet ve kilo verme” konusunu kaleme almak istedim. Diyet ve Kilo verme konusunda gerek medya da gerek sosyal medya da gerekse insanlar arasında çok fazla teorik bilgi, uygulama yöntemi ve dedikodu var. Günümüzde beslenme uzmanları hariç kimse bu konu hakkında ne yapması gerektiğini tam olarak bilmiyor ve herkes bir yerden duyduğu diyetleri ya da yöntemleri kendi üzerinde deneyip sonuç almak istiyor. Ama herkes bu denemelerin temelinde diyet reçetesinin kişiye özgü olması gerektiğini hatırlamıyor. Bu makalede diyet ve diyet sürecinden bahsedip kişilerin diyet yaparken önlerine çıkan zorluklar ve kişilerin sıkça karşılaştıkları başarısızlıklar üzerine yazmaya çalışacağım.

    “Diyet süreci” genellikle bir insanın etrafından aldığı geribildirimler ve eş zamanlı olarak kilo alarak kendisini rahatsız hissettiğinde başlayan bir süreçtir. Bu sürecin başında kişi kendisinden büyük bir başarı umarak diyete başlar. Ancak ilerleyen zaman içinde karşılaştığı çeşitli sıkıntılar, nefsine hâkim olamama ve yaptığı bilişsel hatalar sayesinde sürecin eline ayağına bulaşan zor, yıpratıcı ve kişinin psikolojisini önemli ölçüde etkileyen uzun bir süreç haline gelir. Kişi bu sürecin içine girdiği ilk dakikadan itibaren kişi üzerine adeta kocaman bir “ben diyetteyim” tabelası asar ve buna uygun davranmaya başlar. Bu tabela aslında kişinin geliştireceği savunma mekanizmalarının en büyüğüdür.

    Kişi bu evrede yemeğin gücünü küçümseyen bir tavır içine girer. Yemek yeme süreci ile ilgili direnci çok yüksektir. Kısacası tepeden tırnağa tüm önlemlerini almış olarak diyetine başlar. İlk aylarda kişi gerçekten çok iyi bir süreç geçirir. Yemek yeme düzenini sağlar. Spor yapma imkanı varsa spor yapar. Vücudunda belirgin değişiklikler görülmeye başlar. Ancak ilerleyen zaman dilimi içinde yediği yemek miktarı düşerken bu durumdan mutlu olmamaya başlar, hele ki diyetin ilk aylarında çok hızlı miktarda verilen kilo miktarı ortalama iki ya da üç ay sonunda minimum düzeye gelir. Bazı zamanlarda kişi hiç verememe durumuna dahi gelebilir. Bu durum karşısında kişi kendince başarısızlık yaşamaya başlamıştır ve bu durumdan mutlu olmamaya başlamıştır. Bütün yaptıklarına rağmen bir türlü kilo veremiyordur. O zaman diyet yapmasının ne anlamı vardır. Burada görüleceği üzere kişi kendi içsel motivasyonunu kaybetmeye başlamıştır ve tekrar yakalayamamaktadır. Kişi bu içsel motivasyonunun kaybı ve çevresinden istediği gibi gelmeyen geribildirimlerin etkisi sayesinde psikolojisi çökmeye başlar. Aynı zamanda kişi yemek yemediğinden dolayı daha sinirli, agresif bir ruh durumu içine girmeye başlamıştır. Bu durum öylesine bir hal alır ki kişinin kendini sorgulayan ve kendisi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olan biri olmaya başlar. Doğamız gereği bu içsel çatışmayı bitirmemiz ve mutlu olmamız gerekmektedir. Bu durumda insanın içindeki ilkel insan devreye girerek yeme dürtüsünün kişiyi mutlu ettiğini düşündürerek yemek yemesi için baskı yapmaya başlar. Bu süreden sonra kişi mutlu olmak için yemeye başlar ve sonunda kişi bir büyük bir umut içinde başladığı diyeti yarım bırakır ve normal yaşantısına geri döner. Diyeti bıraktıktan sonra kişi eski yaşantısına geri döner ve eskiden yaptığı yeme alışkanlığının şiddetini arttırarak daha fazla ve kalorili yemek yemeye başlar. Bu özgürlük düşüncesi sayesinde kişi zamanla diyet yaptığını unutur ve bu  şekilde yaşamaya devam eder. Ancak bir yandan da yaşamı sürmektedir.  Kişinin hayatı sürdükçe kilosuna dikkat etmez, sağlığında bozulmalar başlar, etrafından yine kötü geribildirimler alır. Ama kişi mutlu olduğundan dolayı bununla barışık olduğu, halinden memnun olduğu gibi savunma mekanizmalarını devreye sokarak kilosu hakkındaki olumsuz düşünceleri kendinden uzak tutar. Ta ki bir durumun onu etkilemesine kadar.. Örneğin; kişi alışveriş yapmak ve kendisine uygun beğendiği ürünleri almak için mağazalara girdiğinde satış temsilcisine beğendiği ürünü gösterir ve müşteri temsilcisinden istediği bedeni alıp soyunma kabininde istediği beden üzerine olmayıncaya kadar… Bu gibi mini olaylar kişiyi yine diyetin eşiğine getirir, bu sefer kişi daha kararlı ve deneyimlidir. Bir önceki denemesinde yaptığı hataları yapmayacak, erken teslim olmayacaktır. Ama yine kısır döngümüzün içine girer ve bu kısır döngü sürer gider.

    Bunun içi ne yapabilirsiniz eğer diyet yapan kişi siz seniz mutlak suretle kendinizi bir diyetisyene teslim etmek zorundasınız. Diyetisyeniniz size uygun diyeti ayarlayacak ve öncelikle sizde yemek düzeninizde dahil olmak üzere yiyeceklerinizi düzenlemeniz gerekecektir. Burada diyetisyenin rolü çok önemli diyetisyen kolay ulaşılabilir ve sorduğunuz sorulara sizin anlayacağınız şekilde cevap vermelidir. Diyetisyeninize sık sık gitmelisiniz. Çünkü atacağınız her minik adım (zayıflama) görmeniz ve kendinizi motive etmeniz için gereklidir. Bunun yanısıra kafanıza takılanları uzmana sormanız hedefinize kolay ulaşmanız adına yol göstericiniz olacaktır. Kişisel motivasyonunuzu üst seviyede tutmanız gerekmektedir. Kişisel motivasyonunuz düştüğü için diyeti bırakıyorsunuz. Diyet yapan kişi başta çok hırslı ve azimlidir. Ancak zaman içinde bu azmi düşer bu durum yaklaşık diyete başlayalı 3-4 ay arasında meydana gelir kişi bu noktada diyette yapsa kilo veremez ilerleyemez duruma gelmektedir. Bu durumu aşması için kararlılıkla diyet reçetesinin üzerinde durmalı ve süreçte durmadan ilelemeli bir süre sonra bu döngü kırılacak ve kişi kaldığı yerden kilo vermeye devam edecektir.

    Diyet yaparken çevrenizden alacağınız geri bildirimler ve etrafınızda size değer veren insanların çabalarını görmeniz gerekmektedir. Diyet zor bir süreçtir. Heleki yemeği seven ve damak zevki gelişmiş kişilerin yeme alışkanlıklarını bozmaları zordur. Bu durumda eski yemek alışkanlıklarınızdan uzak duracak yeme biçiminizi değiştimeniz gerektiğinden arkadaşlarınız ve özellikle aileniz bu konuda sizin hevesinizi kırmamaya özen göstermeliler, kısacası her taraftan destek almalısınız.

    Tüm bu yukarıda bahsedilen durumlarda kalıyorsanız, yapmak istiyor ancak başaramıyorsanız sizinde psikolojik destek almanız, özellikle bilişsel davranışçı tedaviler ile uzman bir psikologtan destek almanız yerinde olacaktır. Unutmayın, bedeninizle geçireceğiniz bir ömrünüz var ona iyi bakmalısınız.

    Sevgiler…