Etiket: Diyabet

  • Diyabet hakkında her şey

    1. Diyabet nedir, gizli şeker nedir?

    Diyabet pankreasın yetersiz ya da hiç insülin üretememesi veya üretilen insülinin etkisinin azalmasıyla ortaya çıkan, şeker yüksekliğiyle seyreden bir hastalıktır. İnsülin hormonu vücüdumuzda şekerin kullanılarak normal sınırlar içinde tutulmasını sağlayan bir hormon olduğu için eksikliğinde ya da etkisizliğinde kanda şeker yükselmesi görülür.

    Gizli şeker denen durum ise kan şekerinin normalin üzerinde ancak henüz diyabet seviyesine kadar yükselmemiş olduğu durumlardır. Bu durum hastanın ileride şeker hastası olacağının en önemli işeretlerinden birisi olup 10 yıl içinde bunların çoğunda diyabet gelişmektedir.

    2. Kimler şeker hastası olmaya adaydır?

    45 yaş üzerinde olanlar, ailede şeker hastalığı olanlar, gebelikte şeker yüksekliği olanlar, daha önceden gizli şeker hastalığı olanlar, aşırı yemek yiyen-şişmanlar, fiziksel aktivitesi az olanlar, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlar şeker hastalığı için risk altındadır.

    3. Türkiye ve Antalya olarak ele alırsak, diyabet hastası oranımız ne durumda?

    Antalya için de benzer rakamlar uyarlamak mümkündür. Türkiye’de 20 yaş üstü populasyonda diyabet sıklığı %13.7 olarak bulunmuştur. Türkiye bu rakama dayanarak 7 milyondan fazla diyabetli birey olduğu söylenebilir.

    4. Diyabet hastası olduğumuzu nasıl anlarız? Belirtisi var mıdır?

    Sık idrar yapma, gece idrar yapma, ağız kuruluğu-aşırı susama, terleme, sık acıkma, kilo kaybı yada kilo alma, halsizlik, dikkat-konsantrasyon bozukluğu, bulanık görme gibi belirtiler diyabet açısından uyarıcı olmalalıdır.

    5. Diyabet sosyal yaşamımızı nasıl etkiler?

    Diyabetik hastalar düzenli olarak doktor kontolünde olmalı, belli bir beslenme ve fiziksel aktivite planlaması çerçevesinde yaşamalıdır. İlaçlarını düzenli almalı, yekenlerini zamanında yemelidir.

    6. Küçük çocuklarda da görülebiliyor. Bunun sebebi nedir?

    Diyabet genellikle erişkin populasyonun hastalığı olup yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Bu tip diyabet tip 2 diyabet denen hastalıtır. Ancak özellikle çocuklarda pankreasın insülin yapamamasında bağlı olarak tip 1 diyabet gelişmektedir. Çocuklarda insülin üretimi olamadığı için çocukluk diyabetinde zorunlu olarak mutlaka insülin tedavisi kullanılmalıdır.

    7. Diyabetin çaresi yok mu, tamamen kurtulmak mümkün mü?

    Özellikle diyabet riski yüksek olan kişilerin düzenli egzersiz yapıp- beslenmelerine dikkat etmeleri ve kilo kontrolü sağlamaları-zayıflamaları ile diyabet önlenebilmekte yada geciktirilebilmektedir.

    Diyabet belli şartlarda düzenli ilaç kullanılmasıyla kan şekerini kontrol altına alarak ömür boyu takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Çok az bir hastada geçici süre ilaç ihtiyacı ortadan kalkabilir.

    Tip 1 diyabetlilerin seçilmiş bir kısmında pankreas nakli yapılarak hastalık tamamen düzelebilmektedir. Bu işlem çok özellikli bir işlem olup bizim hastanemizde de 2002 yılından beri uygulanmaktadır.

    Ayrıca seçilmiş uygun bazı erişkin diyabetiklerde mide-bağırsak ameliyetlerıyla hastalarda tamamen normelleşme sağlanabilmekte yada diyabet daha iyi kontrol edilebilmektedir. Diyabetin ameliyatla tedavi seçeneklerinin tamamı yine bizim hastanemizde yapılabilmektedir.

    8. Şeker hastalığı için insülin iğnesi her gün yapılmalı mı?

    Şeker hastalarında hapların yetersiz kaldığı, yada hap kullanmanın sakıncalı olduğu durumlarda, günde 1-5 kez insülin uygulanabilir. Yada insülin pompası aracılığıyla sürekli cilt altına insülin uygulanabilir. İnsülin vücudumuzda şekerin kullanılmasını ve kandaki şekerin istenilen düzeylerde tutulmasını sağlar.

    9. Günümüzde diyabete daha sık rastlanılmasının sebebi sizce nedir?

    Diyabet sıklığının artışın, beslenme biçimindeki değişim, hareketsizlik ve kilo artışına bağlıdır. Dünya çapında yüksek yağ içeren yiyecek tüketiminin artışı, lifli gıdaların alınmaması ve ailelerin evde yemek yapmak yerine dışarıdaki hazır yiyeceklere yönelmeleri bunda etkili olmuştur. Çocuklar oyun oynamakla geçireceği zamanları bilgisayar başında oturarak geçirmektedirler. Bu durum da diyabeti çığ gibi büyütmektedir.

    10. Diyabet başka hangi sorunlara yol açar?

    İyi kontrol ve tedavi edilmezse diyabet insan ömrünü %10 kadar kısaltabilir. Bu hastalarda kalp ve damar hastalıkları 2-4 kat artar ve bu nedenle hayatlarını kaybederler. Diyabet uzun dönemde kalp damar hastalıkları, böbrek hasarı, görme-göz ile ilgili sorunlar, ayak yaraları, sinir harabiyetine yol açabilir. Dünyada körlüğün, ayak amputasyonlarının, böbrek yetmezliğinin ensık nedeni diyabettir.

    11. Ailesinde diyabet olmayanlar da şeker hastası olabilir mi?

    Ailede diyabet hastalığının olması diyabet riskini artıran en önemli faktörlerden birisidir. Ancak ailede diyabet hastası olmasa da özelllikle kilolu kişilerde diyabet olam riski yüksektir.

    12. Çok şeker yiyen şeker hastası olur mu?”

    Fazla miktarda şeker tüketmek direkt olarak diyabete neden olmaz. Ancak şeker ve şeker içeren yiyeceklerin fazla miktarda yenilmesi şişmanlığa neden olur. Eğer kişinin diyabetli olmaya yatkınlığı varsa şişmanlık diyabetin ortaya çıkışını hızlandırır.

    13. Kan şekerini düşüren ya da diyabeti önleyen bitkiler var mı?

    Herhangi bir bitkinin kan şekerini düşürdüğüne ya da diyabeti önlediğine dair kanıtlanmış bilimsel veri yoktur. Bitkilerin yenilmesi ya da kaynatıldıktan sonra içilmesi kan şekerini kesinlikle düşürmez.

    Halk arasında kekik suyu, tarçın ve limonun diyabete iyi geldiği yönünde çeşitli söylentiler mevcuttur; ancak bugüne kadar kekik suyu, tarçın ve limon ile ilgili böyle bir etkinin olduğuna dair kuvvetli bilimsel veriler yoktur.

    Ayrıca tadı ekşi de olsa tüm meyveler ve meyve suları şekeri yükseltirler. Çünkü ekşi veya tatlı meyvenin içerdiği karbonhidrat (meyve şekeri) miktarı farklı değildir. Ancak meyveler olgunlaştıkça içindeki şeker miktarı artar. Bu nedenle meyvelerin yumuşak ve sulu olduğu dönemlerde değil de, daha sert oldukları zaman yenmesi daha iyidir.

    14. Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) nedir? Kan şekeri düşünce ne yapmalıyım?

    Hipoglisemi kan şekerinin beklenen normal düzeylerden daha düşük olmasıdır ve şeker yüksekliğinden çok daha fazla tehlikelidir. Yemesi gerekenden daha az beslenenlerde, öğün atlayanlarda, planlanandan daha fazla egzersiz yapanlarda, önerilenden daha fazla şeker ilacı kullananlarda ve özellikle yaşlı hastalarda hipoglisemi riski yüksektir.

    Kan şekeri düşünce acil önlem olarak 2 -3 adet kesme şeker ya da glikoz tablet almak gerekir. 1 bardak şekerli meyve suyu, bisküvi, meyve de tüketilebilir. Ancak çikolata gibi şeker dışında yağ içeren besinler kan şekerimiz düştüğünde kullanılmamalıdır. Çünkü bir besinin içeriğindeki yağ, o yiyeceğin içindeki şekerin emilmesini azaltır, engeller ve kan şekerini yükseltme hızını baskılar.

    15. İnsülin bağımlılık yapar mı?

    İnsülin bağımlılık yapmaz. Toplumda ‘İnsüline başlandığında bırakılamaz’ gibi bir düşünce var. Bu düşünce yanlıştır. Bazen enfeksiyonlarda, gebeliklerde veya operasyonlarda ihtiyaç olmasa bile o an için insülin kullanıldığı durumlar vardır. Bu durumlarda insülin kullanma gereksinimi ortadan kalktıktan sonra insülin tedavisi kesilip tekrar ağızdan alınan ilaçlar kullanılabilir. Ancak haplar artık yetersiz hale geldiyse yada hap kullanamayacak olan hastalarda insülin kullanım zorunluluğu vardır.

    16. İnsülin kullanan hastalar kilo alırlar mı?

    İnsülin tedavisi alan hastalar verilen diyete ve egzersize dikkat ederlerse kilo almaması gerekir. Ancak hasta diyetine dikkat etmiyorsa ya da ‘İnsülini biraz daha fazla yapayım, şu yiyeceklerden biraz daha fazla tüketeyim’ gibi düşüncelerle insülini kötüye kullanıyorsa bu durum kilo aldırabilir.

    17. Diyabetliler çocuk sahibi olabilir mi?

    Şeker hastaları gebelik düşünüyorlarsa gebelik öncesinde kan şekerinin kontrol altında olmalı ve haplar kesilerek insülin tedavisi uygulanmaladır. Kan şekeri uygun düzeylerde tutuluyorsa ve doğru tedavi yöntemleri uygulanırsa gebe kalma ve sağlıklı bir çocuk sahibi olmaları mümkündür.

    Ayrıca tüm gebeler gebelikte şeker hastalığı açısında taranmalı ve gebelikte diyabet gelişir ise şeker düzeyi takip edilmeli, gerekiyorsa insüline başlanmalıdır. Çünkü gebelerde şeker hapı kullanılmamaktadır

    18. Şeker hastaları spor yapabilir mi?

    Düzenli egzersiz, diyabet bakımının en önemli unsurlarındandır. Tek yapılması gereken spordan önce ve sonra, şeker ölçümü yaparak gerekirse bir ara öğün yenmesidir. Genel bilinen bir yanlış da sabah aç karnına spor yapmaktır. Açken spor yapmak hipoglisemi riskini artıracağı için genellikle tavsiye edilmez.

    19. Meyve suyu içmek yerine meyve tüketilmelidir?

    Şeker hastalarına meyvenin kendisini yemesi ve hatta temizlik şartlarına dikkat edilerek mümkün ise kabuklarıyla yemesi önerilir. Çünkü bir bardak meyve suyunu elde etmek için 2-3 adet meyve sıkmak gerekir. Normalde verilen meyve miktarı ise porsiyonda bir tanedir. Yani bu durumda hasta normalden fazla meyve yemiş olur. Bir başka sakıncası ise sıvı gıdaların çok hızlı emilmesidir. Bu emilim de kan şekerini hızla yükseltir.

    20. Diyabet cinsel hayatı etkiler mi?

    Kan şekeri kontrolünün iyi yapılmadığı uzun süreli şeker hastalarında diyabet cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle düzenli kontrol ve iyi kan şekeri ayarlanması gereklidir.

    21.Şeker hastaları oruç tutabilir mi?

    Ramazan ayında uzun süre aç kalınması ve sıvı alınmaması kan şekeri kontrolü bozulabilir. Oruç tutmak hastalarda hem ciddi kan şekeri düşüklüklerine hem de özellikle iftardan ve sahurdan sonra ciddi kan şekeri yükselmelerine neden olabileceği için oruç tutmaları sakıncalıdır. Bazı hafif diyabetik hastalarda ve özel durumlarda doktor ve hastanın birlikte karar vererek oruç tutmalarına izin verilebilir.

    22. Diyabetlilere tavsiyeleriniz nelerdir?

    Diyabetik hastalar hastalıklarıyla yaşamayı kabullenmeli ve öğrenmelidir. Hastalar diyabet ile iyi geçinmelidir. Düzenli uzman takibinde olmalıdır.

    Diyabetik olmayanlara tavsiyem şişman ve diyabetik olmamalarıdır.

  • Diyabetin ayak sesleri

    Diyabet, kan şekerinin yüksek olması ile kendindi gösteren karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması bozukluğudur. Diyabet ani gelişen bir hastalık olmaktan çok sinsice ilerleyen bir hastalıktır.

    Diyabet, insülin hormonunun vücutta şekerin kullanımı üzerindeki etkilerine karşı direnç gelişmesi ile başlayan bir süreçtir. Bu sürecin ilerleyen aşamalarında insülin direnci daha fazla insülin üretmek suretiyle gidermeye çalışılır ve hastalar yüksek insülin düzeylerine maruz kalırlar.

    Diyabet gelişme sürecinin ilk dönemlerinde hastalarda özellikle karbohidratlı gıdalarla beslendiğinde yemekten sonraki erken dönemde şekerin yükselmesine bağlı olarak halsizlik, yorgunluk ve uyuklama şikâyeti oluşur. Yüksek insülin miktarı hastalarda yemekten sonraki ikinci saat ve sonrasında şeker düşüklüklerine yol açarak, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, ellerde titreme, çarpıntı, soğuk terleme, baş ağrısı ve görme bozukluklarına sebep olabilir. Bu hastaların gözü mutfakta olur ve hastalarda özellikle tatlı yeme düşkünlüğü gelişir.

    Kanda şekerin yükselmesine bağlı olarak böbreklerden atılan şeker beraberinde sıvı atılımını da arttırarak susama hissi ve ağız kuruluğuna yol açar. İdrar miktarının artması ve bununla ilişkili olarak vücuttaki sıvı kaybını karşılamak için daha fazla su içme ihitiyacı oluşur. Bunların yanında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, kadınlarda genital bölge mantar enfeksiyonları gibi bulgular da görülür.

    Sadece açlık kan şekeri düzeyine bakmak gizli şeker hastalığını ve şeker hastalığı öncesi sorunları saptama konusunda yetersiz kalır. O yüzden bu hastalarda açlık kan şekeri yanında insülin düzeyi, şeker yükleme testi sonrasındaki 5 saat boyunca kan şekerinin izlenmesi gerekir. Buna bakılarak hastada diyabet varlığı, insülin direnci varlığı, gizli şeker varlığı ve reaktif hipoglisemi varlığı konusunda fikir sahibi olunarak uygun tedavi planlanması yapılabilir.

    Diyabet, insülin direnci, gizli şeker ve reaktif hipoglisemi gibi durumların hepsinde beslenme tarzının düzenlenmesi, günlük enerji alımının azaltılması, karbohidratların azaltılması, porsiyonların küçültülmesi ve sık sık beslenme önerilmelidir. Hastaların haftada en az 3 kez 45 dakika düzenli fiziksel aktivite yapmaları teşvik edilmelidir. Sadece bu şekilde yaşam tarzının değişmesi bile bu hastaların çok büyük bir kısmında sorunu çözecektir.

  • Diyabetin farkında olmak

    Diyabetin farkında olmak

    Dünyada ve ülkemizde diyabet ve diyabete bağlı gelişen sağlık problemleri giderek artmaktadır. Bu nedenle dünyada 14 Kasım Dünya Diyabet Günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmakta ve bu anlamda farkındalık yaratmak hedeflenmektedir.

    1- Açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri nedir? Normal olarak kabul edilen değerler nedir?

    Açlık kan şekeri en az 10-12 saat açlıktan sonra sabah aç karnına alınan kanda yapılan kan şekeri ölçümüdür. Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl’nin altındadır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir. Tokluk kan şekeri ise yemekten 2 saat sonra yapılan kan şekeri ölçümüdür. Tokluk kan şekeri 200 mg veya üzerinde ise yine diyabet tanısı konur.

    2- Gizli şeker hastalığı ne demektir?

    Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

    Pre-diyabet varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır veya tokluk kan şekeri 140-199 mg arasındadır. Prediyabette kalp damar hastalığı riski 1.5 kat fazla iken diyabette kalp sdamar hastalığı riski 2-4 kat daha fazladır.

    3- Şeker yüklemesi nedir? Hamilelikte ne zaman şeker yüklemesi yapılır?

    OGTT’de, bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek içildikten yarım, 1 ve 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140 mg/dl’nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl’nin üstünde ise diyabet tanısı konulur.

    Hamile kadınlarda şeker hastalığı teşhisi için 24 üncü gebelik haftasında (altıncı gebelik ayında) şeker yükleme testi yapılmalıdır. Ailesinde şeker hastalığı olanlar, ileri yaşta gebe kalanlar ve aşırı kilolularda testler daha erken önerilir. Önce basit bir tarama testi yapılır. Gebe kadına günün herhangi bir saatinde açlık veya tokluk aranmaksızın 50 gr glikoz içirilir, bir saat sonra kan glikoz düzeyi 140 mg/dl altında ise şeker hastalığı yoktur. 140 mg/dl üzerinde ise şeker hastalığı şüphesi vardır. Bu durumu netleştirmek için 3 saatlik 100 gram glikoz ile yükleme yapılması gerekir. Üç saatlik şeker yükleme testinde açlık kan şekeri 95 mg/dl altı, birinci saat sonrası kan şekeri 180 mg/dl altı, ikinci saatlik kan şekeri 155 mg/dl altı ve üçüncü saatlik kan şekeri 140 mg/dl altında olmalıdır. Bu değerlerin iki tanesi fazla ise hamilelik diyabeti yani tıp dilindeki adı ile gestasyonel diyabet teşhisi konulur

    4- Şeker hastalığında kalıcı tedavi var mı?

    Tip1 şeker hastalarında vücutta insülin yetersizliği olduğu için bu hastalar insülin kullanmak zorundadır. Yaşam tarzı değişikliği ile birlikte insülin tedavisi kaçınılmazdır ve süreklidir. Tip 2 şeker hastaları iyi bir diyet , egzersiz ile hastalığı bir süre kontrol altında tutabilirler bir süre sonra ağızdan şeker ileçlerı kullanmak zorunda kalabilirler. Bazı tip 2 diyabet hastalarında ağızdan kullanılan şeker ilaçları yetersiz gelir ve insülin kullanma ihtiyacı olur. Prediyabet hastaları diyet ve egzersiz yaparsa normal metabolik duruma dönebilir, dikkat etmezler ise şeker hastalığı gelişir.

    Eğer şeker hastalığı gelip geçici bir pankreas hastalığına bağlı ise o hastalık iyileştiğinde şeker de normalleşebilir. Ya da şeker yüksekliği bazı ilaçların kullanılmasına bağlı ise ( kortizon gibi) , o ilaç kullanımı sonlandığında şeker deüzeyide normalleşir.

    5- İnsülin hangi değeri aşınca kullanılır?

    Ağızdan uygun dozda ve çeşitte kullanılan şeker ilaçları ve diyete rağmen kan şekeri değerleri hala yüksek seyrediyorsa insülin kullanmak gerekir. Karar vermekte kullanılan laboratuar değeri genellikle 3 aylık şeker ortalaması denilen hemoglobin A1C testidir. Bu testin normali %6 nın altında olmasıdır. %6-7 arasında olması iyi kontrolü gösterir, %7-8 iyi kontrol değildir, %8 üzerinde olması tedavi değişikliğini gerektirir. Ağızdan ilaç kullanma seçeneği kalmadı ise %8 üzerinde insüline geçmek gerekir.

  • Şeker hastalığı nedir? Nasıl teşhis edilir?

    Diyabet (Şeker Hastalığı) insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu oluşan, ömür boyu süren bir hastalıktır.2 tipi bulunmaktadır. Tip 1 diyabet, genetik olarak yatkın kişilerde vücudu virüslere ve bakterilere karşı koruyan doğal savunma sisteminin, pankreasta insülin yapan hücreleri tahrip etmeye başlaması ile oluşur. Tip 2 diyabet şeklinde vücutta yeterli insülin hormonu olduğu halde insüline karşı hücre düzeyinde etkisizlik vardır.

    Şeker hastalığında teşhis için bazı yöntemler vardır. En sık kullanılanı çok su içme, sık idrara çıkma, çok yeme şikayeti olan bir hastada herhangi bir anda bakılan kan şekeri düzeyinin >200 mg/dl üzerinde olması veya 8 saatlik açlık sonrası kan şekeri düzeyinin >126 mg/dl çıkması durumunda şeker hastalığından sözedilir. Kan şeker düzeyinin 100-125 arası olduğu bazı durumlarda şeker teşhisi için şeker yüklemesi yapmak gerekebilir. Son dönemde kan şekerinin 3 aylık ortalaması gösteren HbA1C değeri ile de şeker tanısı konulabilmektedir.

    Tip 1 diyabetli hastalar yaşam boyu insülin kullanmak zorundadırlar. Tip 2 diyabetli hastalar ise diyet, egzersiz ve ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilir. Tip 2 şeker hastalığında hastanın şekeri ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilemiyorsa insülin verilebilir. Kilosu aşırı olan şeker hastalarına bazen cerrahi tedavi de gerekebilmektedir.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Diyabet sessizce yakalayabiliyor

    Diyabet sessizce yakalayabiliyor

    Genellikle kalıtımsal bir hastalık olarak bilinen şeker hastalığı yani diyabet hiçbir belirti vermeden de ortaya çıkabiliyor. Toplumda görülme sıklığı giderek artan diyabet hastalığından korunmak için doğru beslenme ve düzenli egzersizleri kapsayan bir yaşam şekli benimsenmesi gerekiyor.

    Tatlı sevmediğim için bende diyabet yoktur demeyin

    Diyabetik hastalarda en çok rastlanan belirtiler çok su içme, sık tuvalete gitme, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma ve ağız kuruluğudur. Ayrıca bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı gibi hastayı ve doktoru uyarması gereken yakınmalar da olabilmektedir. Ancak son yıllarda bu belirtiler görülmeden ve hiçbir yakınma olmadan sadece taramalar sırasında yakalanan vakaların sayısı da giderek artmaktadır. Bu nedenle ailesinde diyabet öyküsü bulunan, hipertansiyon, kolesterol ve trigliserid değerleri yüksek olan, sıklıkla kan şekeri düşen kişilerin yılda bir kez kan şekerine baktırmaları gerekmektedir.

    Türkiye’de 6,5 milyon diyabet hastası var

    Diyabet; yaşam boyu süren bir hastalıktır. Kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük gibi birçok hastalığa yol açabilir. Ülkemizde yaklaşık 6.5 milyon kişi diyabetle mücadele etmektedir. Bu oranın %7.5’u yeni tanı konulmuş diyabetik hastalardan oluşmaktadır. Toplumda giderek salgın haline gelen diyabetten korkmak yerine, hastalığı tanımak ve yaşam tarzını sağlıklı bir şekilde düzenlemek gerekmektedir.

    Diyabet hastası mısınız?

    Diyabet hastalığında tanı için açlık kan şekeri önemli bir kriterdir; ama yeterli değildir. Doğru tanının konulması için çok su içme, çok idrara çıkma gibi yakınmalar ile birlikte günün herhangi bir zamanında kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması, açlık kan şekerinin (en az 8 saat açlığı takiben) 126 mg/dl üzerinde olması, 75 gr. glukoz yükleme testinde 2. saat kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde çıkması ve A1c değerinin %6.5’in üzerinde olması gerekmektedir.

    Kimler risk altında?

    Obez veya kilolu bireyler özellikle risk grubundandır. (Beden kitle indeksi ≥25 kg/m2) Kadınlarda bel çevresi 88 cm, erkeklerde 102 cm üstünde ise bu durum tehlikeye işaret edebilir.

    Birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler

    İri bebek doğuran veya daha önce “Gebelik diyabeti” tanısı almış kadınlar

    Hipertansiyonu olanlar, kan yağları yüksek ve bozuk olanlar (HDL-kolesterol ≤35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)

    Daha önce diyabet öncesi durumlar saptanmış olanlar

    Polikistik over sendromu olan kadınlar

    İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler

    Kalp damar hastalıkları veya serebral damar hastalığı bulunanlar

    Düşük doğum tartılı olarak doğan kişiler

    Hareketsiz ve yüksek kalorili dengesiz beslenenler ( Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları)

    Şizofreni hastaları ve bazı ilaçları kullanan kişiler

    Solid organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar beden kitle indeksi ≥25 kg/m2 seviyesinde ise özellikle dikkat etmelidir.

    Gebelik diyabeti taraması çok önemli

    Bebeğin yaşamsal risklerini en aza indirmek, iri bebeğin getirebileceği doğum zorluklarını azaltmak, annede ileride gelişebilecek Tip 2 diyabeti ön görebilmek amacı ile risk grubunda olsun olmasın tüm gebelerde diyabet taraması yapılmalıdır.

    Kişiye özgü bir tedavi planı belirlenmeli

    Tip 1 diyabet, kan şekerini kontrol eden hormonlardan insülin isimli hormonun yetersizliği veya etkisizliği temelinde gelişmektedir. Bu hastalarda çok su içme, çok idrara çıkma ve istemsiz hızlı kilo verme yakınmaları kısa bir sürede olmaktadır. Tip 2 diyabet adı verilen olgularda ise insülin hormonuna duyarsızlık vardır. Bu kişiler insülin yetmezliğinden önceki dönemlerde uzun bir süre insülin fazlalığı olan olgulardır. Ayrıca kan şekerinin kontrolünde etkili olan diğer hormonların düzensiz salınımları ile ortaya çıkan diyabet tabloları da bulunmaktadır. Burada doğru teşhis tedaviye olumlu etki etmektedir.

    Obez veya kilolu olan kişilerde, 40 yaşından itibaren 3 yılda bir diyabet taraması yapılması önerilmekle birlikte, risk faktörleri olan kişilerde açlık kan şekeri ile her yıl tarama yapılması gereklidir. Doğru beslenme ve egzersizi kapsayan bir yaşam değişikliği tedavinin ilk ve en öncelikli basamağıdır. Hastayı tanımak ve kişiye bağlı en uygun yöntem ne ise o tedavinin uygulanması gereklidir. Tip1 diyabet tedavisi için olmazsa olmaz ilaç insülindir. Tip 2 diyabet tedavisinde ise; tedavinin ilk basamağından itibaren düzenli ilaç kullanımı ve kilo kontrolü önemlidir. Hastalara beslenme alışkanlıklarının kalıcı olarak değiştirmesi ve bunun yaşam boyu devam edeceğinin anlatılması gereklidir.

  • Diyabet farkındalığını artırma günü ;14 kasım

    Dünyada diyabet sıklığı giderek artmaktadır. Günümüzde dünyada 382 milyon şeker hastası ve 316 milyon prediyabet(gizli şeker) hastası vardır. 2035 yılında dünyada 592 milyon diyabet hastası olması beklenmektedir. ABD’de 5.1 mlyon kişi her yıl diyabet ve bağlı komplikasyonlar yüzünden ölmektedir. Ülkemizde diyabet ve diyabete bağlı gelişen sağlık problemleri önemli bir yer tutmaktadır. ÜLKEMİZDE her 100 kişiden 14 de şeker hastalığı, her 100 kişiden 12’ de gizli şeker vardır. Her yıl 14 Kasım’ da kutlanmakta olan Dünya Diyabet Günü, diyabet dünyasının en önde gelen farkındalık kampanyasıdır. Bu kampanya tüm dünyada giderek yükselmekte olan diyabet hastalığındaki artış oranlarının önemli bir endişe kaynağı halini alması üzerine, Uluslararası Diyabet Federasyonu(IDF) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1991 yılında başlatılmıştır. 1921 yılında insülini bularak diyabet hastası milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan biyokimyacı Fredrick BANTİG’in doğum yıl dönümü anısına her yıl 14 Kasım’da “Dünya Diyabet Günü” olarak düzenlenerek çeşitli etkinlikler yapılmaktadır.

    Diyabet ve sorunları konusuna dikkat çekmek amacıyla 14 Kasım Diyabet Günü’nün Mavi Halka şeklinde bir amblemi bulunuyor. Mavi renk, umudu; halka da birliği temsil ediyor. Yapılan bilimsel çalışmalarla ülkemizde 7 milyonun üzerinde diyabetli olduğu, yaklaşık 3 milyon kişinin ise diyabetli olduğundan haberdar olmadığı tespit edilmiştir. Diyabet hastalığının görülme sıklığının obezitenin artışına paralel olarak hızla arttığı ve 20 yaş üzeri her yedi kişiden birinin diyabetli olduğu ortaya çıkmıştır. Yapılan büyük bir çalışmanın sonuçlarına göre, (TURDEP-II) son 12 yılda diyabet sıklığı ülkemizde yüzde 90 artarak yüzde 7,7’den yüzde 13,7’e çıkmıştır, obezite oranı yüzde 44 artmıştır. Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme ve obezitedeki (şişmanlık) artışın bu sonuca çok önemli katkısı olduğu bilinmektedir. Diyabet kısaca, vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması ve depolayamaması olarak tanımlanabilir. İnsülin eksikliğinde veya etkisizliğinde “diyabet” ortaya çıkar. Kanda şeker miktarı artar ve böbreklerden idrarla dışarı atılır. Rahatsızlığın iki tipi vardır: İnsüline bağımlı diyabet ve İnsüline bağımlı olmayan diyabet. Kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın, diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse, bu durumda kişi prediyabetik yani gizli şeker hastası olarak tanımlanabilir. Pre-diyabetik olan kişilerin çoğunda 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiği çalışmalarla tespit edilmiştir. Diyabetli kişilerde sıklıkla: halsizlik, aşırı iştah, aşırı susama ve su içme, sık idrara çıkma, kilo kaybı, bulanık görme, cilt enfeksiyonları, İyileşmeyen yaralar meydana gelebilir. Diyabet tanısı için 10-12 saatlik açlık sonrası kan şekerine bakılır. Aşağıdaki kriterlerden birisi varsa, kişi diyabetli olabilir. Açlık kan şekeri 126 mg/dl’den yüksek, rastgele ölçülen kan şekeri düzeyi 200mg/dl’den yüksek, şeker yükleme testi sırasında kan şekeri düzeyi 200mg/dl veya üzerinde ise kişi diyabetli olabilir. Hemen doktora başvurmalıdır. En önemli tedavi şekli yaşam değişikliğidir. Diyabet tedavisinde diyet tedavisi, egzersiz yapmak ve şeker kontrolü sağlanamadığı durumlarda ilaç tedavisi yapılmaktadır. İlaç tedavileri içinde oral antidiyabetikler, insülin tedavisi seçenekleri bulunmaktadır. Ne yazık ki diyabeti tamamen iyileştirici bir tedavisi yoktur. Dünyada her 30 saniyede bir, diyabetik ayak ülseri nedeni ile bir hastanın ayağı kesildiği tahmin edilmektedir. Ayrıca diyaliz ünitelerinde tedavi gören hastaların yüzde 50’si diyabetlidir. Diyabetli hastaların %10-20’si bobrek yetersizliği nedeniyle kaybedilmektedir. Dünya’da her 10 saniyede üç kişi diyabet oluyor ve her 15 saniyede iki kişi diyabete bağlı nedenlerden ölüyor. Birçok ülkede ölüme neden olan hastalıklar içinde diyabet beşinci sırada yer almaktadır. Yetişkin diyabetlilerde, diyabetli olmayan yaşıtlarına kıyasla kardiyovasküler olay riski 4 kata kadar çıkmaktadır. Diyabetlilerin %60-75’i kardiyovaskuler hastalıklar (koroner arter hastalığı ve inme) nedeniyle kaybedilmektedir.Diyabet, yaşam süresini beş ile on yıl arasında kısaltmaktadır. Tüm dünyada böbrek yetmezliği tedavisi uygulanan olgular ile 65 yaş altı körlük ve travma dışı amputasyon olgularının en yaygın nedenini diyabet oluşturmaktadır. Diyabet suresi 15 yıla ulaşan diyabetlilerin %2’sinde korluk ve %10’unda ciddi gorme kaybı geliştiği bilinmektedir.

    Tip 2 Diyabet Ve Komplikasyonlarından Korunmak İcin Aşağıdaki Tedbirler Önerilmektedir:

    Boya uygun vucut ağırlığı hedeflenmeli ve bu ağırlığın korunmasına calışılmalıdır.

    Yeterli ve dengeli beslenmeli; gunde en az 5 (beş) porsiyon sebze ve meyve tuketilmelidir.

    Gunluk enerjinin %25-30′ u yağlardan sağlanmalı, enerjinin doymuş yağ asidinden gelen
    oranı %10′ un altında olmalıdır.

    Şeker gibi basit karbonhidratlar gunluk enerjinin ≤%10′ unu aşmamalı, basit karbonhidratlar
    yerine kurubaklagiller, tam tahıl urunleri tercih edilmelidir.

    Gunluk alınan tuz miktarı 5 g’ı aşmamalıdır.

    Fiziksel olarak aktif olunmalıdır. Haftanın en az 5 gunu, duzenli olarak en az 30 dk orta yoğunlukta aktivite (orneğin tempolu yurume egzersizleri) yapılmalıdır. Kilo kaybı sağlanması icin daha fazla fiziksel aktivite yapılması gereklidir.

    Sigara kullanılmamalı ve aşırı alkol tuketiminden kacınılmalıdır.

    Gunumuzde Tip 1 diyabetin onlenmesini sağlayabilecek etkin bir yontem mevcut değildir.

    Diyabetin komplikasyonlarından korunmak icin erken tanı şarttır.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Metabolik sendrom ve insülin direnci

    Metabolik sendrom ve insülin direnci

    Metabolik sendromun etyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte, insülin direncinin anahtar rolü oynadığı düşünülmektedir. metabolik sendromun tüm bileşenlerinin birbirleriyle ve insülin direnci ile olan ilişkilerini gösteren çeşitli bulgular vardır.

    Metabolik sendrom sıklığı ilerleyen yaş ve vücut ağırlığı artışıyla artar. ABD’de 20 yaş ve üzeri kişilerde metabolik sendrom sıklığı %27 bulunmuş, metabolik sendrom sıklığının kadınlarda daha hızlı olmak üzere artmakta olduğu saptanmıştır. Ülkemizde 2004 yılında yapılan METSAR (Türkiye Metabolik Sendrom Araştırması) sonuçlarına göre 20 yaş ve üzerindeki erişkinlerde metabolik sendrom sıklığı %33.9 saptanmıştır. Bu araştırmada kadınlarımızda metabolik sendrom sıklığı erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. (kadınlarda %39.6, erkeklerde %28). Geniş kapsamlı bir diğer çalışma olan TEKHARF (Türkiye’de Erişkinlerde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri Sıklığı) çalışmasında ise metabolik sendrom sıklığı 30 yaş ve üstü erkeklerde %28, kadınlarda %45 olarak tespit edilmiştir. TURDEP (Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi) çalışmasında erişkinlerimizin %7.2’de diabetes mellitus, %6.8’inde glukoz tolerans bozukluğu, %22’sinde obezite saptanmıştır.

    Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri (bu beş durumdan üçünün olması tanı koydurur)

    1. Bel çevresi (abdominal obezite) kadınlarda >88cm – erkeklerde >102cm

    2. Trigliseridler >150mg/dl

    3. HDL erkeklerde <40mg/dl - kadınlarda <50mg/dl

    4. Kan basıncı >130/85mmHg ya da tedavi altındaki hipertansiyon

    5. Açlık glukozu >100mg/dl

    Obezite, metabolik sendromun en önemli bileşenlerinden biridir ve insülin direnciyle yakından ilişkilidir. Açıkçası, metabolik sendromu olan bireylerin çoğunda ya kilo fazlalığı vardır ya da aşırı derecede obezdirler ve insülin direncine sahip olan insanların çoğu abdominal obeziteye sahiptir.

    Tip 2 diyabette sıklıkla görülen insülin direnci, normal glukoz toleransı olan ve diyabeti olmayan bireylerde de görülebilir. Tip 2 diyabetlilerin obez olmayan ve diyabeti bulunmayan yakınlarında da insülin direncinin saptanması genetik yatkınlığın rolünü desteklemektedir. Obezite, sedanter yaşam tarzı, sigara içimi, düşük doğum ağırlığı ve perinatal malnütrisyon da insülin direnci gelişimi ile ilişkili bulunmuştur.

    İnsülin direncinin sempatik sinir sistemi aktivasyonunu arttırması, renal sodyum tutulumunda artma ve kan basıncı yükselmesi gibi hemodinamik bozukluklara yol açar. Hipertansif hastaların yaklaşık %50’sinde insülin direnci bulunmaktadır. Polikistik over sendromu (PKOS) da insülin direnci ile seyreden klinik tablolardan birini oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak, nonalkolik steatohepatit (NASH) ve bazı kanserlere de insülin direnci/hiperinsülinemi tablosunun eşlik ettiği görülebilir. İnsülin direnci diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak ateroskleroz ve kardiyovasküler olayların gelişimini etkilemektedir. İnsülin direncinin metabolik sendromda oynadığı patofizyolojik rolde immünitenin ve inflamasyonun etkili olduğu düşünülmektedir.

    Bozulmuş açlık glukozu (BAG), tanınmlamasında açlık glukoz seviyelerinin 110 ile 126mg/dl arasında olması kabul edilirken, yakın zamanda alt sınır daha da aşağıya çekilerek 100 ile 126mg/dl arası olması önerilmiştir.

    Bozulmuş glukoz toleransı (BGT) ise, OGTT’nin 2. saat değerlerinin 140 ile 200mg/dl arasında bulunmasıdır. BAG ve BGT birarada olabileceği gibi birbirinden bağımsız olarak da bulunabilir. Bu hastalıklarda diabetes mellitus ve makrovasküler komplikasyonların gelişme riski yüksektir. Hastaların yaklaşık üçte birinde 10 sene içinde aşikar diyabet gelişebilir. Normal açlık glukoz seviyeleri bulunan kişilerde de insülin direnci bulunabilmektedir.

    İnsülin duyarlılığın değerlendirilmesiğnde çeşitli metodlar kullanılmaktadır. Homeostaz modeli değerlendirmesi-Homeostasis Model Assesment (HOMA) günümüzde altın standart olarak değerlendirilmektedir. Bu metodda, tek bir açlık insülinve açlık glukoz ölçümü yeterli olmaktadır.

    HOMA IR=Açlık insülinxaçlık glukoz/405

    Bu değerin 2.5 ve üzeri çıkması insülin direnci için anlamlıdır.

    TEDAVİ:

    Metabolik sendromun tedavisine yönelik geniş, randomize çalışmalar yayınlanmıştır. Öncelikle, temel bozukluk olarak görülen insülin direncinin düzeltilmesi amaçlanmalıdır. Ayrıca metabolik sendromun herbir bileşeninin ayrı ayrı kontrolü ile diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi veya geciktirilmesi sağlanmalıdır. Öncelikli yaklaşım, yaşam tarzının düzenlenmesi olmalıdır. Uygun bir beslenme ve egzersiz programı ile sağlanan kilo kaybı, metabolik sendromda görülen tüm bozuklukları düzeltici yönde etki sağlar. Bu yaklaşımla, genel ve kardiyovasküler mortalitenin azaltalabileceği gösterilmiştir.

    Yaşam tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı durumlarda insülin duyarlılığını arttıran ajanların kullanımı düşünülebilir. Metformin ve tiazolidindionların insülin direncini azaltıcı etkileri vardır. Glukoz tolerans bozukluğu olan obez kişilerde metformin ile, gestasyonel diyabet anamnezi olan kadınlarda pioglitazon ile tip 2 diyabet gelişimi riskinde azalma sağlandığı gösterilmiştir.

    Metformin, insülin duyarlılığını karaciğer düzeyinde iyileştirirken, tiazolidindionlar periferik yağ dokusundaki insülin duyarlılığını iyileştirmede daha etkilidirler.

    Özetle, fazla yememelerine rağmen son zamanlarda kilo almaya başlayan kişiler, diyet yapmalarına rağmen kilo veremeyen kişiler, aşırı ve özellikle geceleri tatlı yeme isteği artan kişiler, acıktıklarında eli, ayağı titreyen kişiler, vücut tüylenmesi artan kişiler, yüz ve vücudun değişik yerlerinde sivilce çıkmaya başlayan kişiler, adet düzensizliği yaşayan bayanlar ve ailelerinde diyabet öyküsü olan kişilerin “insülin direnci” açısından değerlendirilmelerini önermekteyiz.

  • Metformin ile ilgili merak edilenler

    1-Metformin ne zaman ve nasıl keşfedilmiştir?

    1922 yılında Emil Werner ve James Bell tarafından keşfedilen Metformin, 35 yıl boyunca araştırma amaçlı kullanılmıştır.1950 yılında Flipinlerde Eusebio Y. Garcia tarafından İnfluenza tedavisi için kullanılırken ilacın kan şekeri düşürücü etkisi gözlemlenmiş, Garcia ilacın antiviral (Viruslara etkili ), antimalaryal (Sıtmaya etkili ) , antipiretik ( Ateş düşürücü ) etkisi ile ilgili makaleler yayınlamıştır. Sonrasında Fransa’da Dr.Jean Sterne 1957 yılında Aron laboratuarındaki çalışmalarında şeker düşürücü etkisini araştırmış ve sonrasında ilk defa diyabet tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır.İsmine Glucophage ( Glikoz yiyici ) denmiştir. İlaca 1958 yılında İngilterede 1972 ‘de Kanada’da izin verilmiş ve 1994 yılında FDA (Amerika İlaç Düzenleme Dairesi ) izin vermiş, 1995 yılından itibaren ABD ve tüm dünyada yaygın olarak Diyabetin tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır.

    2-Metformin hangi bitkiden sentez edilmiştir?

    Biguanid grubu ilaç olan metformin, Galega officinalis adındaki bitki ekstresinden sentez edilmiştir.

    3-Metforminin etki mekanizması nedir?

    a-) Karaciğerde üretilen glukoz miktarını azaltır bunun sonucunda insülin duyarlılığını artırır, perifer dokularda (kas ) kan şekerinin kullanımını artırır, serbest yağ asidi miktarını artırır.

    b-)Hc membranında CAMP kinaz enzimini aktivitesini artırır.İnsülin direncini düzeltir.

    4-Metformin hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır ?

    İnsülin Direnci

    Prediyabet (Bozulmuş açlık glukozu ve Bozulmuş glukoz toleransı )

    Tip 2 Diyabetes Mellitus

    Alkolik olmayan Karaciğer Yağlanması

    Polikistik Over Sendromu

    Prematur Puberte

    5-Tip 2 DM kullanımı nasıldır?

    Şişman Tip 2 Diyabetlerin tedavisinde kullanılır, hastaların 10 yıllık takip edildiği bir çalışmada diğer ilaçlara göre diyabetin komplikasyonlarının oluşumunu daha fazla engellediği görülmüştür.Sulfanilüre grubu ilaçlara göre daha az Kan şekerini düşürücü etki göstermiştir. Kilo aldırıcı etkisi yoktur kilo verdirebilir .Kilo verdirici etkisi İnsülin Direncini azaltmasından ve bulantı gibi yan etkilerinden dolayı olabilir ).

    6-Prediyabette (Gizli Şeker ) kulanımı nasıldır ?

    Diyabet önleme çalışmasında yaşam tarzı değişikliklerinin diyabet oluşumunu %58, Metforminin Diyabet oluşumunu %31 azaltığı görülmüştür.

    7-PKOS’ta kullanımı nasıldır ?

    PKOS hastalarının büyük çoğunluğunda insülin direnci oluşur buna bağlı PKOS ( Polikistik Over Sendromu ) hastalarının %15 de Tip 2 Diyabet (Şeker Hastalığı ) gelişebilir. İnsülin direncini düzeltici etkisi dolayısı ile PKOS (Polikistik Over Sendromu ) tedavisinde 1994 den beri kulanılmaktadır.

    8- Metformin başka hastalıklarda etkileri varmı ?

    Antipsikotik ilaç kullananlarda kilo alımını azaltığı , Pankreas kanserinden koruduğu , meme ve kolon kanserinde faydalı etkileri olduğu ile ilgili çalışmalar mevcut.

    9-Hangi durumlarda kullanılmamalıdır ?

    Böbrek hastalığı ,Akciğer ve Karaciğer hastalığı , Kalp yetersizliği olanlarda Laktik asidoz , Kontrast madde kullanılacak görütülemelerden önce metformin kesilmesi önerilir.

    10- Ne gibi yan etkileri olabilir ?

    GİS rahatsızlık (Bulantı , diyare,gaz,ishal ) yapabilir ,düşük dozlarla başlanılıp kademeli artırıldığında şikayetler az olur.Uzun süreli kullanımda vitamin B12 eksikliği yapabilir.İntravenöz kontrast kullanımı gerektiğinde ,cerrahi ve anestezi gerektiren durumlarda geçici olarak ara vermek gerekir.

  • Tip 2 şeker hastalığı risk grupları

    TİP 2 ŞEKER HASTALIĞI RİSK GRUPLARI

    A– Obez veya kilolu (BKİ ≥25 kg/m2) ve özellikle santral obezitesi (bel çevresi kadında ≥88 cm, erkekte ≥102 cm) olan kişilerde, 40 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen açlık kan şekeri ile diyabet taraması yapılmalıdır.

    B– Ayrıca BKİ ≥25 kg/m2 olan kişilerin, aşağıdaki risk gruplarından birine mensup olmaları halinde, daha genç yaşlardan itibaren ve daha sık araştırılmaları gerekir.

    1. Birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler

    2. Diyabet sıklığı yüksek etnik gruplara mensup kişiler

    3. İri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri tanısı almış kadınlar

    4. Hipertansif bireyler (kan basıncı: KB≥140/90 mmHg)

    5. Kolesterol bozukluğu (HDL-kolesterol ≤35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)

    6. Daha önce açlık veya tokluk şekeri yüksek çıkan hastalar

    7. Polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar

    8. İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları (akantozis nigrikans) bulunan kişiler

    9. Kalp damar, beyin damar ve büyük damarlarında hastalık bulunanlar.

    10. Düşük doğum tartılı doğan kişiler

    11. Hareketsiz yaşam süren veya fizik aktivitesi düşük olan kişiler

    12. Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları olanlar

    13. Şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler

    14. Solid organ (özellikle renal) transplantasyon yapılmış hastalar

    Tip 2 diyabet riski yüksek çocuk ve adolesanlarda, 10 yaşından itibaren 2 yılda bir diyabet taraması yapılmalıdır.

  • Diyabetle yaşam

    Diyabet nedir?

    •Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.

    •Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.

    •Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.

    Diyabet Kontrolü ne demektir?

    Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır

    Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?

    •Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.

    •Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.

    •Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.

    •Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!

    Diyabet Tipleri

    •Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

    Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.

    Tip 1 diyabetin belirtileri

    •Aşırı miktarda susamak

    •Fazla miktarda idrara çıkmak

    •Çok fazla acıkmak

    •Ani kilo kaybı

    •Kendini çok yorgun hissetmek

    Tip 2 diyabetin belirtileri

    •Yorgunluk hissetmek

    •Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi

    •Kuru ve kaşıntılı bir cilt

    •Sık sık enfeksiyon gelişmesi

    •Sık idrara çıkma

    •Bulanık görme

    •Cinsel sorunlar

    •Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    •Açlık hissinin artması ve aşırı yeme

    •Ağız kuruluğu ve çok su içme

    Diyabette beslenme planlaması nedir?

    •Sağlıklı besinler seçmek

    •Gerekli miktarda besin almak

    •Uygun zamanda yemek

    Sağlıklı besinler seçmek

    •Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.

    •Daha fazla posalı gıdalar tüketin.

    •Daha az tuz tüketin.

    •Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.

    Fiziksel aktivite

    •Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.

    Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?

    •Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.

    •Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

    •Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.

    •Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.