Etiket: Dış

  • OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oynar.” Garry Landreth

    Çocuklar büyük bir oyun aşkı ile doğarlar.

    Yetişkinler için konuşmak neyse, çocuklar için de oynamak odur.

    Oyun terapisi çocuklar için zaten çok doğal olan bir süreci terapiye çevirdiği için, çocuklar kolaylıkla terapiye gelip, sorunları üzerinde çalışabilirler.

    Oyuncaklar çocuğun kelimeleri, oyun ise çocuğun söylemek istediğidir…

    Oyun, çocuğun kendisini ifade ederken kullandığı doğal bir yöntemdir.

    Çocuk, oyun yoluyla iç dünyasında yaşadığı duyguları, düşünceleri ve arzuları dışa vurur.

    Çünkü çocuklar hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar dünya ile iletişimleri oyun sayesinde gerçekleşir.

    Duygusal açıdan bakıldığında, çocukların doğal olarak tanıdık oldukları bu oyun dili, onlar iç dünyalarında neler olup bittiğini dışa vururken kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.

    Oyun terapisinde, çocuk kullandığı oyuncaklar ve kurguladığı oyunlar ile aslında sembolik bir dil kullanır.

    Zamanla terapisti ile kurduğu güven ilişkisi onun içinde yaşadığı, üzerini örttüğü duygu ve deneyimlerini dışarıya çıkarmasını destekler.

    Çocuk bu güven ilişkisinden ve terapistin gerçekleştirdiği yansıtma çalışmalarından güç alarak oyunlarında kendi kişisel dünyasını sembolik dil üzerinden tüm gerçekliğiyle yansıtır.

    Çocuk, duygularını herhangi bir şekilde ifade etmeye başladığında değişim ve dönüşüm süreci biraz daha fark edilebilir hale gelir.

    Çocuk, oyunun hayali dünyasında kendi yaşadığı problemleri oynarken ve oyunda yaşadığı bu problemler için çözüm becerileri geliştirirken aslında gerçek dünya için yaşam becerileri geliştirmiş olur.

    Oyun odasının dış dünyanın temsili şeklinde düzenlenmesinin de en önemli nedenlerinden biri budur.

    Dış dünyada ne varsa oyun odasında küçük minyatürleri bulunur. Çocuğun bu oyuncaklarla ve terapistiyle olan ilişkisi, dış dünya ve insanlar ile olan ilişkisinin bir temsilidir.

    OYUN TERAPİSİNDE ÇOÇUKLAR NELER ÖĞRENİR?

    Kendilerine saygı duymayı

    Duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu

    Kendini kontrol etmeyi

    Kendi sorumluluklarını almayı

    Problemlere karşı koymada yetenekli ve yaratıcı olmayı

    Kendini idare etmeyi

    Kendilerini kabullenmeyi

    Seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenirler.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ YAŞ GRUBUNDA KULLANILIR?

    Oyun terapisi genel olarak 2-12 yaş çocuklarında kullanılır.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ SORUNLARDA KULLANILIR?

    Travmalar ve İstismar (fiziksel, duygusal, cinsel)

    Özgüven Sorunları

    Kaygı Bozuklukları

    Uyku, yeme ve tuvalet problemleri

    Enürezis (alt ıslatma) /Enkopresiz (kaka tutma- yapma zorlukları)

    Kaygılar ve Korkular / Fobiler ve Tikler

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite – Dürtüsellik

    Ailevi Yaşantıdaki Değişiklikler (ölüm, yas, boşanma taşınma vb.)

    Kardeş kıskançlığı / Davranışsal gerileme

    Okula başlama ve uyum sorunları / Davranışsal problemler

    Saldırganlık / Öfke veya Zorbalık

  • Parmak emmek normal midir ?

    Çocuklarda 1 yaş civarında bir çoğunda parmak emme vardır. Bu 3-4 yaşına kadar devam edebilir. Bu refleks açlık veya beslenme ile alakalı bir durum değildir. Eğer 4-5 yaşına gelmiş parmak emme alışkanlığı devam ediyorsa bu davranışı çocuğa güzelce anlatmak gerekir. 5 yaşından sonra parmak emme davranışı varsa hayattaki kaygı gibi sebebleri araştırmak gerekebilir.

    Parmaklarını emme sebepleri

    1 yaş civarındaki çocuklar uykuya geçerken

    Diş çıkarma zamanlarında,

    Çevresinde parmak emenler varsa,

    Aile içi gerginliklerde, kardeş dünyaya geldiğinde,

    Zorlukta, utanma, sıkılma varsa sevgi ve güven eksikliği varsa,

    Memeden erken ayrılmışsa ve ek besinlere zorlanmışsa

    Parmak emme henüz gelişmekte olan kas ve kemikler üzerinde basıç oluşturarak dişlerin yer değiştirmesine sebeb olabilirler. Bu sebebler üst ön dişler öne; alt ön dişler geriye doğru eğilir. Alt – Üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Çocuk bu alışkanlığını 3 yaşına kadar bıraktığında açıklık kapanır. Ancak 3,5 yaşından sonra kalıcı olabilir.Parmak emme uyurken dahi devam ediyorsa diş bozulmaları olur. Bunun sonucunda üst çenede darlık V şeklinde çene kavisi oluşur.

    Herşeye rağmen parmak emme davranışını cezalar ile engellenememektedir. Ellerini bağlamak, eline vurmak veya biber sürmek gibi cezalar uyum problemlerini beraberinde getirebiliyor.

    Bebekler en çok başparmağı emerler. Diğer parmaklarının emenlerde vardır. Hatta ayak parmaklarını emen bebekler dahi vardır. Bu alışkanlık anne karnında dahi vardır. Bu emme refleksi onların en güçlü refleksidir. Çünkü doğduktan sonra 4-5 aya kadar sadece emerek beslenmektedir. Emme aynı zamanda bebeğe haz ve mutluluk veren bir eylemdir. 1 yaşına kadar parmak emme terk edilir. 1 yaşından sonra parmak emen çocuk yorgun sıkıntı veya bir problem nedeniyle emiyordur.

    Parmak emme davranışını terk ettirmek için ödüllendirin

    Psikolojisini bozacak etkileyecek davranışları düzeltin, şiddetten uzak durarak güzellikte gösterin,

    Oyun ortamları ve meşguliyetler oluşturun.

  • Bebekler diş çıkartırken neler yaşanabilir ?

    Bebekler diş çıkartırken neler yaşanabilir ?

    Bebekler diş çıkarmadan önce bazı belirtiler görülebilir.

    Salya akıtmak:Çoğu bebek iki üç aylıkdan başlayarak salya akıtır. Bu bebekler için doğaldır. Diş çıkarmaya başladığında daha fazla salya akıtacaktır

    Ağrı: Bebeğin çıkan dişi etine baskı uyguladığı için ağrılar oluşabilir.En çok ağrıya sebep olan azı dişleridir.

    Huysuzluk: ağrının artması ve çıkan dişin daha yüzeye yaklaşmasıyla birlikte huysuzluk başlayabilir.

    Yanak ve Çene Bölgesinde Kızarıklık: Bebekler diş çıkartırken salya akıttıkları için bir çoğu salyaya bağlı çenede kızarıklık ve çatlaklık oluşabilir.

    Uykusuzluk: Diş çıkartırken ağrıya bağlı gece uykusuzluk çekebilirler

    İştahsızlık: Bebekler verilen katı gıdaları red edebilirler. Diş çıktıktan sonra iştahı yeniden gelecek.

    Isırma: Bu dönem bir çok bebekte görülür. Dişlerde kaşınmalar gözükebilir. Bu sebeple rahatlamak için her şeyi ısırabilirler.

    Ateş: Bazı bebeklerde görülmeyebilir. Ateş başka hastalıkların belirtisi sayıldığı için mutlaka hekim kontrolüne götürülmelidir.

    Kulak Kaşıma ve Çekiştirme: Diş çıkarken hissettiği ağrıdan kaynaklı kulaklarında ağrı hissedebilir ve kaşıyabilir. Ancak bu belirtiler kulakta iltihap başlangıcı da olabilir.Bu sebeple doktora götürülmesi, kontrol edilmesi gerekebilir.

    Bebekler Diş Çıkartırken Nasıl Rahatlatılabilir?

    Soğuk gıdalar verilebilir

    Daha sulu ve su gibi içecekler verilebilir.

    Diş etinde oluşan ağrıyı geçirmek için soğuk ve sert meyveler verilebilir.

    Dişlerini kaşımaları için diş kaşıyıcısı alınabilir.

    Her bebekte aynı sorunlar görülmeyebilir.Ancak salya akıtma huzursuzluk ateş kaşınma genel problemlerdir.

    Her bebeğin diş çıkarma ayı değişebilse de genel olarak dişler hangi sırayla çıkar?

    Ortalama oalrak ilk diş 6 ve 7. aylarda belirir. Ancak bazen ilk diş 3. ayda belirirken bazen de 12. ay hatta sonrasına sarkabilir. İlk olarak santral kesici dişler sonra lateral kesici, kanin(köpek diş), birinci azı ve ikinci azı son süt dişi olarak çıkar.

    Dişin tipine göre çıkış süresi ve sorunları değişir mi? Genelde aynıdır

    Diş tipine göre çıkış süreleri değişir:

    Ön santral dişler:6-10. ay

    Lateral(yan diş):9-12. Ay

    Kanin(köpek dişi):15-21. ay

    Birinci azılar:13-18. Ay

    İkinci azılar:24-33. Ay

  • Gelişimin dönüm noktaları: bebeklerde diş çıkarma

    Bebeklerde Diş çıkarma

    Diş çıkarma, tüm bebeklerin aynı anda yaşadığı dönüm noktalarından değildir. O dişsiz sırıtmadan, bir ağız dolusu parlak dişe geçiş, ufaklığınızın üç yıla kadar yaşayabileceği bir olgunlaşma törenidir. İlk diş kendini gösterir göstermez, resimler çekerek veya bu adımı bebeğinizin kitabına not ederek bir kutlama yapın.

    Ufaklığınız 3 yaşına geldiğinde, kendi kendine fırçalayabileceği bir ağız dolusu dişi olacak ve öz bakım yolunda önemli bir adım atacak. (Tabii ki, kendi başına pek de iyi bir iş çıkaramayacağı için, 6 yaşına gelene kadar ona yardımcı olmanız gerekecek.)

    Dişler ne zaman gelişir?

    Bu yolculuk rahimde başlar. Siz hamileyken, bebeğiniz bebek dişlerinin (veya süt dişlerinin) temelini oluşturan diş tomurcuklarını geliştirir. Bazı bebekler tek bir dişle doğar veya yaşamlarının ilk birkaç haftasında bir diş çıkarır. Ancak, bebeklerin büyük çoğunluğu ilk dişlerini 4 ila 7 aylıkken çıkarır.

    Bebeğiniz erken gelişim gösteriyorsa, ilk beyaz ucu (genellikle alt orta dişlerden birinde) 3 aya kadar erken bir dönemde görebilirsiniz. Bebeğiniz geç gelişim gösteriyorsa, bir yaşına, hatta daha sonrasına kadar beklemeniz gerekebilir. Son dişler (ağzın en arkasında alt ve üst kısımda bulunan ikinci azı dişleri) genellikle ikinci doğum gününde yerleşmeye başlar.

    3 yaşına vardığında, çocuğunuzun 20 süt dişi tamamlanmış olmalıdır.

    Dişler nasıl gelişir?

    Bazı bebekler diş çıkarma sürecini çok kolay atlatırken, birçok bebek bu dönemde zorluk ve rahatsızlık yaşar. Diş çıkaran bebeğinizde görebileceğiniz belirtiler:

    Salya akıtma (ki yüzde kızarıklığa neden olabilir)

    Diş etinde şişme ve hassasiyet

    Huzursuzluk veya huysuzluk

    Isırma davranışı

    Yemeği reddetme

    Uyku sorunları

    Diş çıkarma beraberinde hafif bir ateş veya mide rahatsızlığı da getirebilir. Bebeğinizin ateşi 38,3 dereceden yüksekse ve ishal ya da sizi endişelendirecek başka herhangi bir belirti varsa, bunu diş çıkarma sürecine bağlamayın. Doktorunuza danışın.

    Çoğu bebek, yeni dişlerini şu sırayla çıkarır: Önce alt ortada iki diş, sonrasında üst ortada iki diş ve ardından yanlardaki ve arkalardaki dişler gelişir.

    Peki, sonra?

    Süt dişleri çocuğunuzun kalıcı dişleri gelişmeye hazır olana – genellikle 6 yaş civarına – kadar düşmez.

    Siz ne yapacaksınız?

    Dişlerin gelişimi konusunda yapabileceğiniz bir şey yok ama sürecin onu rahatsız ettiğini düşünüyorsanız, bebeğinizi rahatlatmak için bazı adımlar atabilirsiniz. Ona diş halkası veya buzdolabında soğutulmuş ıslak bez gibi çiğneyebileceği bir şey verin. Aynı zamanda, elma püresi veya yoğurt gibi soğuk yiyecekler de onu rahatlatabilir.

    Diş etlerine masaj yapmak da rahatsızlığı giderebilir – ellerinizi yıkadıktan sonra, diş etlerini parmağınızla nazik ama sert bir dokunuşla ovun. Uygulayacağınız basınç sayesinde, bebeğinizin alttan gelen diş yüzünden hissettiği baskıyı dengeleyebilirsiniz.

    Bu yöntemlerden hiçbiri işe yaramazsa, doktorunuz ağrıyı ve yangıyı hafifletmek için bebeklere uygun bir ilaç (parasetamol) verebilir

    Bebeğinizin dişleri çıkmaya başladığında, onları temiz tutmak sizin görevinizdir. Dişler çıkmaya başlar başlamaz, macunsuz olarak bebek fırçasıyla dişlerini günde iki kez fırçalayın. Bebeğiniz 2 yaşına geldiğinde diş macunu kullanabilirsiniz.

    Çocuğunuzun birden fazla dişi çıktığında, diş fırçasıyla tüm diş yüzeylerine ulaşamıyorsanız, diş ipi kullanmanın zamanı gelmiştir. Bebeğinizi asla biberonla uykuya yatırmayın (tabii biberon suyla dolu değilse). Bebek maması ve anne sütündeki şekerler tüm gece dişlerinde kalacağından, biberon çürüklüğü adı verilen bir rahatsızlığa yol açabilir.

    Bu durumdan kaçınmak ve çürük riskini azaltmak için kullanabileceğiniz diğer bir yöntem de, bebeğinizi gerekli koordinasyon becerisini kazanacağı birinci doğum günü civarında biberondan bardağa geçirmektir. Ayrıca, biberonda olduğu gibi dişlerin uzun süreyle şekere maruz kalmasına ve zarar görmesine neden olabileceğinden, alıştırma bardağı kullanmaktan da kaçınmanız gerekebilir.

    18 ay civarında, çocuğunuz dişlerini kendi başına fırçalamayı öğrenmeye hazır olabilir. Henüz diş fırçasını kullanmak için gereken çevikliği veya konsantrasyonu kazanmadığı için, ona yardımcı olmanız gerekir.

    Dişleri belirli bir yönde fırçalamanıza gerek yoktur. Yalnızca dişleri her türlü yemek artığından temizlemeye çalışın. Çocuğunuz diş macununun tadını sevmediyse, başka bir marka deneyin.

    Çocuğunuza tatlı vermekten kaçının. Tatlı yediği durumlarda ise (örneğin bir doğum günü partisinde), yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamayı ihmal etmeyin.

    Ne zaman endişelenmek gerekir?

    Birinci yaşın sonunda, herhangi bir diş gelişimi görmediyseniz, bu durumu çocuğunuzun 12 ay sağlık kontrolünde doktorunuza iletin. (Prematüre bebekler, diş gelişimini birkaç ay geriden takip edebilir.)

    Çocuğunuzda diş çıkarmanın tüm belirtileri – yoğun salya akıtma, diş etlerinde şişme – varsa ama olağandışı bir ağrı da görülüyorsa, doktorunu arayın (ağlamanın kontrol edilememesi önemli bir ipucudur). Diş çıkarma süreci, bebek için işkenceye dönüşmemelidir.

    Bebeğim henüz diş çıkarmaması normal mi?

    Bebekler ilk dişlerini çok farklı yaşlarda çıkarır. Ender durumlarda, bebekler dişle doğabilir – ya tek bir “doğum dişi” (ki ya düşer ya da boğulma tehlikesini önlemek için çekilir) veya çok erken gelmiş gerçek süt dişleri görülebilir. Öte yandan, bazı bebeklerin ilk dişi bir yaşına kadar çıkmayabilir. Bebeğiniz bu aralığın herhangi bir noktasındaysa bu kesinlikle normaldir.

    Bebekler ortalama 6 ayda diş çıkarırlar.ama ben 2.5-3 ayda çıkaranı gördüğüm gibi, ilk dişini 16 aylıkken çıkaran bebekte gördüm.

    Bebeğinizin ilk dişi 12 ila 15 aylıkken belirmediyse, büyük olasılıkla bir pediatrik diş hekimine yönlendirilmesi gerekecektir. Dişlerin çıkmak için doğru konumda olup olmadığını kontrol etmek için röntgen çekilmesi gerekebilir. Bebeğinizin diş gelişiminin gecikmesi genel gelişimi açısından herhangi bir sorun olduğu anlamına gelmez.

    Ebeveynler özellikle 3. ay civarında bebeğin salya akıtmasını ve çiğneme davranışını diş çıkarmanın bir göstergesi olarak görür. Ancak, bunlar aslında bu yaştaki bebeklerin tipik davranışlarıdır ve her zaman diş çıkarmanın belirtileri olmayabilir.

    Bebeğim sürekli bir şeyleri ısırıyor. Neden?

    Diş çıkarıyor olabilir mi? Bazı bebekler can sıkıntısından değil, diş etleri kaşındığı içim ısırma davranışı sergiler. Durum böyleyse, ona çiğnemesi için buzdolabında soğutulmuş havuç veya soğuk bir diş halkası verin.

    Isırma davranışının nedeni çıkmaya çalışan dişler değilse ve çocuğunuz belirli bir şey için huzursuzlanmıyorsa (ki bu huzursuzluk da ısırma davranışına neden olabilir), bu davranışa alışkanlık haline gelmeden son vermeye çalışın.

    Çocuğunuz bir şeyi ısırdığında hiç kimsenin gülmemesini ve kardeşleri dâhil hiç kimsenin ısırmayı bir oyun olarak göstermemesini veya bebeğinizi “sevgiden ısırmamasını” sağlayın. Ayrıca, bebeğinizin ısırma davranışını onun taleplerine uymak için bir bahane olarak kullanmayın. Gündüz bebeğinizle olan bakıcıların bu yaklaşımınızı anladığından ve takip ettiğinden emin olun.

  • Tükenmişlik sendromu

    Tükenmişlik sendromu

    Tükenmişlik, kişinin mesleğine olan inancını yitirmesi sebebiyle eskisi kadar işine odaklanamaması, yoğun bir isteksizlik yaşaması, yaşadığı aşırı stres sonucu iş hayatının dışında da fiziksel ve ruhsal sorunlar yaşaması olarak tanımlanmaktadır.
    Sürekli bitkinlik hissi, sık baş ağrıları ve uyku problemleri, mide rahatsızlıkları, kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi fiziksel belirtilerin yanında, sürekli sinirlilik hali, çabuk öfkelenme, kaygı, huzursuzluk, sabırsızlık, özgüven ve özsaygı kaybı, eleştirilere aşırı duyarlılık, çevreye karşı ilgisizlik, duygusal anlamda küntleşme, ifade yeteneğinde zayıflama, hafıza becerilerinin zayıflaması gibi psikolojik belirtiler tükenmişlik sendromu içerisinde kendini göstermektedir. 
    Kişi bu durumu yaşarken sürekli olarak yapması gereken işleri erteleme, öteleme durumundadır. İşe ister istemez geç kalır, sebepli ya da sebepsiz olarak işe gelmeme çabasındadır. Çoğu zaman işi bırakma eğilimindedir. Yaptığı işte sıklıkla hata yapar, kendini vermekte güçlük çeker. İşin dışında kalan sosyal ve ailevi yaşantısında da strese dayalı problemler yaşar. Genel olarak geçimsizlik halindedir. 
    Tükenmişlik sendromu genelde dış etkenlerle ortaya çıkan bir problemdir. İşine yeni başladığında çok daha heyecanlı ve istekli olan çalışanlarda daha fazla görülmektedir. Bu kişiler ilk heyecanlarıyla büyük beklentiler içine girerler ve beklentileri doğrultusunda yoğun bir enerji sarfederler. Ancak kontrolün sadece kendi ellerinde olmadığını, dış etkenlere bağlı çalışmak zorunda olduklarını ve önceliklerinin de işveren ile uyuşmadığını gördükleri zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar. Durumu kabullenip buna göre beklentileri düşürmeyi başaramazlarsa tükenmişlik sendromunun temelini atmış olurlar. Bunun yanı sıra, sorumluluklar ve yetkiler arasındaki dengesizlik, fazla ya da meslekle alakasız iş yükü, uzun çalışma saatleri, profesyonel olmayan bir yönetim anlayışı, iş arkadaşları ile yaşanan sorunlar, iş ortamının güvenilir, saygılı ve onaylayıcı olmayışı, çalışanların inisiyatif alma yetkisine sahip olmaması gibi şirket içi dinamikler; herşeyi kusursuz yapma isteği taşıyan, hayır demekte zorluk çeken, görev ve sorumluluk duygusu çok gelişmiş kişilerde yoğun bir baskı ve strese sebep olarak tükenmişlik sendromu yaşamalarına neden olabilir.
    – Tükenmişlik sendromundan çıkabilmek adına herşeyden önce bunun herkesin başına dönem dönem gelebilecek bir durum olduğunu kabullenmek gerekmektedir. Sizin şu an bu durumu yaşıyor oluşunuz sizi “zayıf”, ”güçsüz” yapmamaktadır. Siz yaşadığınız bu durumdan ötürü “suçlu” ya da “hatalı” değilsiniz. Ya da yaşlanmıyorsunuz, yeteneklerinizi kaybetmiyorsunuz.
    – Genelde motivasyon geçicidir. Önümüze koyduğumuz hedef ilk zamanlarda bizi ateşlese dahi bir süre sonra bu özelliğini yitirecektir. Motivasyonunuzu korumaya özen gösterin.
    – İşinizi kişiselleştirmeye çalışın. Olabildiğince kendinizden bir şeyler katın ve kalıpların dışına çıkın.
    – Yeni fikirlere açık olun, başkalarının fikirlerine önem verin.
    – Üzerinize, yapabileceğinizden çok iş almayın. Eğer size bu işler başkası tarafından veriliyorsa bir öncelik sırası yapın, acil ya da daha önemli olanları ilk olarak yapmaya özen gösterin. Günün sadece 24 saat olduğunu ve bu sürenin tamamını işle geçirmenizin imkansız olduğunu unutmadan planlamanızı yapın.
    – İş ortamınızı sevebilmeniz adına iş yerinizdeki arkadaşlık ilişkilerinizi gözden geçirin. Size mutsuzluk getiren kişilerle olan ilişkilerinizi zayıflatıp daha iyi anlaşabileceğiniz kişilerle olan ilişkilerinizi arttırın.
    – İşiniz esnasında dinlenme ve mola sürelerini dikkatlice ayarlayın. Bir işi yetiştirmek için kesintisiz çalışmak çoğu zaman üretkenliğinizi düşürür, bu da aksine yapacağınız işin daha uzun sürede tamamlanmasına ya da hatalı olmasına sebep olur.
    – İşten geriye kalan zamanlarınızı kendinize ve sosyal çevrenize ayırmaya özen gösterin. Mümkün olduğunca işle alakalı şeyleri iş yerine bırakmaya çalışın. Eve iş getirmemeye özen gösterin. Eğer mecbursanız iş yerinde 1 saat daha fazla kalıp işi, iş yerinde tamamlamaya çalışın. Eviniz de kafanızda bir iş yerine dönüşmesin.
    – İş sahibi iseniz çalışanlarınızın katılımını arttırın. Yapılan işle alakalı onların fikirlerine kulak verin, inisiyatif almalarını sağlayın. Bu hem sizin yükünüzü azaltacaktır hem de çalışanlarınızın iş yerini benimsemesini sağlayacağı için verimi arttıracaktır.
    – Sizi strese sokan faktörleri analiz etmeye çalışın. İçinde bulunmaktan rahatsızlık duyduğunuz durumları not edip alternatif olarak yerine ne koyabileceğinizi düşünün. 
    – Canınız sıkıldığında konuşmak, içinizi dökmek her zaman, herkese iyi gelir. Olabildiğince sevdiğiniz ve sizi anlayabilecek kişilerle sıkıntılarınızı paylaşın.
    – Herşeyden önemlisi ise hayatın sadece işten ibaret olmadığını asla unutmayın. Kendinize iş dışında meşguliyetler, zevkler bulun, çeşitli hobiler edinin ve iş dışında kalan zamanlarınızı olabildiğince iyi geçirmeye özen gösterin.
    Tükenmişlik sendromu çözümsüz bir sorun değildir. Hayatınızda yapacağınız ufak değişikliklerle bu durumdan çıkabilir, ilerlemesini durdurabilirsiniz. Eğer kendi başınıza çözüm üretmekte güçlük yaşıyorsanız profesyonel destek almaktan asla çekinmeyin. 

  • Çocuğunuza diş fırçalama alışkanlığını nasıl kazandırabilirsiniz.

    Anne babalar olarak çocuklarımızın fiziksel sağlığı bizim için çok önemli. Ateşi çıkınca, mide bağırsak sorunu yaşayınca oldukça üzülüyoruz.

    Peki çocuğumuzun fiziksel sağlığı söz konusu olduğunda diş sağlığını ve diş fırçalama alışkanlığını ne kadar önemsiyoruz.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve anne babalarının yaptıkları davranışları yapmak isterler. Erkek çocuklar babaları gibi traş olmak ister, kız çocuklar da neleri gibi saçlarına fön çekmek ister.

    Diş fırçalama alışkanlığı kazandırırken de çocukların bu özelliğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çocuğunuz sizi dişlerinizi fırçalarken gördüğü zaman, dişlerini fırçalama isteği doğacak ve sizi taklit etme yolu ile bu alışkanlığı zaman içinde kazanmış olacak.

    Çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak isteyen anne babalar için bazı önerilerimiz var

    Çocuğunuza küçük yaştan itibaren bir diş fırçası alın. Bu diş fırçası erişilmez bir yerde olmasın, tam aksine çocuğunuz diş fırçasını eline alsın, incelesin.
    Çocuğunuzun diş çıkarma yaşına göre farklılaşmak ile birlikte, genellikle 1 yaş sonrasında banyoda siz dişlerinizi fırçalarken, ona da kendi diş fırçasını verin ve sizi taklit etmesini sağlayın.
    Bu yaşlarda diş macunu kullanmanıza gerek yok.
    Nasıl ki çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken evden çıkmadan önce “Çişin var mı, çişini yaptın mı” diye soruyorsanız sabah kahvaltıdan sonra ve gece uyumadan önce de “Dişlerini fırçaladın mı” diye hatırlatmalar yapın
    Çocuğunuz için diş fırçası seçerken, yumuşak fırça seçmeye çalışın ki, diş etleri acımasın. Dişlerini fırçalarken canı yanan çocuk, bir daha dişlerini fırçalama istemeyebilir.
    Diş fırçasını daha cazip hale getirmek adına, sevdiği çizgi film kahramanlarının resimlerinin bulunduğu fırçalar satın alabilir ya da diş fırçanızı kendiniz de süsleyebilirsiniz.
    Çocuklar meraklıdır, bir şey yaparken kendilerini görmek isterler. Çocuğunuz dişlerini fırçalarken ayağının altına bir yükseltici koyun ve kendini aynada görmesini sağlayın.
    Dişini fırçalarken çocuğunuzun videosunu çekip daha sonra ona izletmek de diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak için farklı bir yol olabilir.
    Diş fırçalama alışkanlığı ceza vererek kazandırılacak bir alışkanlık değildir. Cezadan çok pekiştireç kullanmaya çalışın.
    Çocuğunuz dişlerini fırçalarken özellikle de küçük yaşlarda çocuğu olanlar için ilk amacınız dişlerini tam anlamıyla temizlemesi olmasın. Fırçayı ağzının içinde yukarı aşağı ve dişerlinin üzerinde hareket ettirmesi bile sizin yeterli olsun. Mükemmel fırçalamayı hedeflerseniz çocuğunuz bunu başaramayacağı için, fırçalamaktan vazgeçecektir.

  • Çocuklarda kabızlık ve cerrahi yaklaşımlar

    Çocuklarda kabızlık ve cerrahi yaklaşımlar

    Kabızlık,seyrek,miktar olarak az sert ve ağrılı kaka yapma olarak tanımlanabilir.

    Yenidoğan bir bebek normalde ilk 24 saat içerisinde mekonyum adı verilen(siyah renkli) kakasını yapar. Bu nadiren 48 saati geçer.Doğumu takiben ilk 48 saat içersinde kaka yapmayan bebeklerde anüsün açık olup olmadığı veya dar olup olmadığı (Anal stenoz) kontrol edilmelidir.Anüs kapalı ise (anal atrezi)sorun acil cerrahi girişimi gerektirir.

    Anüs dar ise ,analdilatasyon(anüs genişletmesi) yapılmalıdır. Anüsün açık ve kakanın 48 saati geçmesine rağmen olmaması durumunda rektal tuşe (küçük parmağın anüsten rektuma sokulması) ile,muhtemel mekonyum tıkacı (sertleşmiş mekonyum)yerinden oynatılarak çocuğun kaka yapması sağlanır.

    Yenidoğan bir bebek yukarıdaki girişime rağmen kaka yapmıyorsa veya siyah katran renginde bir kaka yerine az miktarda ve açık renkli kaka yapması sindirim kanalının alt kısımlarında itici barsak haraketleri yokluğu (Hirschprung hastalığı doğumsal aganglionik megakolon ) veya fiziksel bir tıkanıklık olduğu düşünülerek bir çocuk cerrah tarafından muayene edilmesi sağlanmalıdır.

    Hirschprung hastalığı çoğunlukla kalın barsağın son kısımlarında bir bölümde sinir hücrelerinin olmadığı bu kesim barsağın kakayı dışarı doğru iten hareketinin bozukluğu ile kendini gösterir.
    Bu hastalık bazen daha ileri yaş gruplarındaki çocuklarda da kabızlık nedeni olarak ortaya çıkabilir. Hirschprung hastalığının tedavisi cerrahidir.Bu tedavide sinir hücreleri içermeyen kesimin rektum ile birlikte çıkarılması veya bu kesimin rektumla birlikte devre dışı bırakılmasıdır.(Swenson veya modifiye Duhamel adı verilen tekniklerle).

    Çocuklarda günlük kaka yapma sayısı, beslenme tipi ve yaşa göre değişirse de ;0-3 aylık çocuklarda günde 2-3 defa ,6 ay -1 yaş arasında 2,2-3 yaş üzerindeki çocuklarda günde ise 1 defa olarak tanımlanmaktadır.

    Kabızlık çocuklarda oldukça sık görülen bir semptomdur.Çocuk ve çocuk cerrahisi hekimlerine müracat eden hastaların %10-25’ ini oluşturmaktadır.

    Kabızlık erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülmektedir.

    Kabızlığın sebepleri;

    Kabızlık nedeni hastaların %5 inde organik (bir hastalığa bağlı ),%95 inde fonksiyonel nedenlere bağlıdır. Kabızlığın ayırıcı tanısında şikayetlerin başladığı yaş çok önemlidir. Yenidoğan ve erken bebeklik döneminde başlayan kabızlık olgularında organik nedenler ön planda düşünülmelidir.


    Kabızlığın Organik Nedenleri:

    ●Doğumsal anorektal (anüs ve onun hemen üzerindeki rektum denilen barsak kesimi) malformasyonlar (Anomaliler).Doğumsal aganglionik megakolon (Hirschprung hastalığı ;yukarıda kısaca anlatıldı).

    ●Nörolojik hastalıklar,medulla spinalisi tutan myelomeningosel(omurilik tutulumu gösteren doğumsal anomali),mental gerilik.

    ●Kistik fibrozis (karın içi organlardaki dış salgı yapan tüm bezleri tutarak salgı azlığına ve dolayısı ile mekonyum veya kakanın daha kıvamlı olmasına neden olan)hastalığı.

    ●Doğumsal veya daha sonra gelişen hipotiroidizm (Tiroid bezinin yetersiz hormon salgılaması –Barsak haraketlerini engelleyerek)kakanın dışarı atılma sürecini geçiktirir.

    ●İnek sütü alerjisi
    ●Yetersiz sıvı alımı
    ●Anal Fissür: Herhangi bir nedenle iyice sertleşmiş bir kakanın anüs ağzında yaptığı yırtık (Anal fissür )çok rastlanılan organik kabızlık nedenidir.Bir kere fissür oluştuğunda sonraki kakalar son derece ağrılı olur ve çocuk bu nedenle kakasını tutarak kabızlık oluşur. Ayrıca kaka yaparken fissürlü anüste oluşan çatlak nedeni ile kakanın çevresine kırmızı renkli kan bulaşır. Fissür bir defa oluşunca çocuk kaka yapma konusunda kısır döngüye girer. Ağrı nedeni ile kaka yapmaz ,kaka yapmadıkça da barsak alt kısmındaki kaka iyice sertleşerek adeta taş halini alır.Bu gibi çocuklarda karın muayenesinde barsaktaki sertleşmiş kaka kolayca hissedilebilir .Rektumdan vazelin kullanılarak parmakla kaka tahliye edilmeye çalışılır. Başarılı olmayan durumlarda ise rektal lavman yapmak zorunda kalınabilir.

    Anal fissürün tedavisi, anal dilatasyon dur. Hafif ve erken tanı konulan olgularda bu yağlanmış (vazelinle) parmak veya rektal bujilerle yapılır. Ağrı için pomat veya ılık suya oturtma banyosu çocuğu rahatlatacaktır.Tüm bu işlemler çocuk cerrahisi tarafından yönlendirmelidir.

    Kabızlığın Fonksiyonel Nedenleri:

    Çocuklarda kabızlığın büyük çoğunluğu fonksiyoneldir. Çocuk 2 yaşına yaklaşınca tuvalet eğitimi verilmelidir.
    Çocuk günün belli saatinde tuvalette tutularak veya oturtularak kaka yapması istenilir. Çocuk herhangi bir şekilde kaka yapma istediğini belirtirse veya hissedilir ise hemen tuvalete götürülmeli ve oldukça müşfik davranılmalıdır. Çocuk kakasını bu şekilde yaparsa mutlaka ödüllendirilmelidir. Bıkkınlık gösterilmeden iyi sözlerle çocuk mutlaka hergün kaka yapmak üzere aynı saatte tuvalete oturtulup zaman harcanmalıdır. Bu işlemler esnasında kesinlikle çocuğa sinirlenmemeli ve kızılmamalıdır.

    Bazı aile içindeki sıkıntılar,tartışmalar çocuğun tuvalet eğitimini engelleyeceği akıldan çıkartılmamalıdır.

    Bazı çocuklara oyun oynamak kaka yapmaktan daha çekici geleceği için kakası geldiği halde bunu tutma yolunu tercih ederler. Oyuna ara vererek kakasını yapması sağlanmalıdır.

    Çocuk tuvalet eğitimini tamamlamadan imkanlar ölçüsünde kreş veya okul öncesi eğitime başlatılması uygun olmaz.Tuvalet eğitimini tamamlamış bazı çocuklarda okuldaki şartların uygun olmaması veya oradaki personelin çocuğa iyi davranmaması halinde çocuk emosyonel sıkıntıya girerek kakasını yapmaya bilir. Bu konstipasyonun başlaması ve kronik bir hal almasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda Fekal soiling (külotunu az miktarta kaka ile kirletmesi)gelişebilir.

    Böyle durumlarda anne,baba,hekim ve okulun yetkilileri birlikte bu sorunun çözümünde müştereken çaba göstermeleri gerekir.

    Kronik konstipasyonlar çocuklarda ;sertleşmiş kakayı çıkarmak için gereğinden fazla ıkınması olan çocuklarda rektum mukozası dışarı çıkabilir. Anüsten dışarı çıkan pembe –kırmızımsı renkli bir kitle bazen kendiliğinden içeri girer,bazende aileler veya hekimin yardımı gerekir. Rektal prolapsus denilen bu durum süreklilik kazanırsa mutlaka çocuk cerrahının olayı değerlendirmesi gerektiği durumlarda cerrahi girişimle düzeltme yönüne gidilmesi gerekir.

    Aile çocuğun yeterli sıvı almadığı konusunda ve kabızlığın bazı gıda değişimleri ile ilgisi konusunda duyarlı olmalıdır. Çocuğun beslenme şekli konusundaki şüpheleri çocuk hekimi ile paylaşması ve uygun bir beslenme programı uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca hekim kakayı yumuşatıcı bazı ilaçlar önerilebilir

  • Disk mesafesi ve önemi

    Omurlar arasında yer alan disk materyalinin önemli görevleri vardır. Disk, belde maruz kalınan yükleri karşılar, vücudun üst kısmını dik tutar ve belin her yöne hareket etmesini sağlar.

    Disk materyalinin yırtılması sonucu içeriğinin dışarı çıkması günlük yaşantıyı etkiler. Dışarı çıkan disk materyali hemen yakın mesafede bulunan omurilik ve sinir köklerine bası yaparak bel ağrısı ve bacak ağrısına neden olur.

    Disk Nasıl Yırtılır (Bel fıtığı)

    Disk materyali içte daha sulu olan nukleus pulposus dışta anulus fibrosis denilen daha sert bir yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber içte yer alan nukleus pulposus su yapısını kaybetmeye başlar ve esnek olması gereken disk mesafesi yüksekliği azalır. Disk mesafesi maruz kaldığı yükleri taşıyamaz ve diskin dış kısmında ortaya çıkan yırtıkla beraber dışarıya çıkmaya başlar. Bu süreç genellikle uzun bir zamanı alır.
    Ağır yük kaldırmak yada kontrolsüz bir hareket genelde diskin yırtılmasına neden olabilir. trafik kazası yada yüksekten düşme gibi ani olarak maruz kalınan kuvvetler karşısında disk materyali yırtılabilir.

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    Erkeklerde kadınlardan daha sık görülür. Genelde orta yaşlarda görülmekle beraber her yaş grubunda görülebilir. Obezite, ağır işlerde çalışma ve sigara kullanımı bel fıtığı oluşma olasılığını arttırır. Ailesinde bel fıtığı olanlarda görülme sıklığı daha fazladır.

    Bel Fıtığının Bulguları Nelerdir?

    Disk materyalinin dışarı çıkması sonucu yakın komşuluğunda bulunan sinir köküne bası yapması yada burada ortaya çıkan yangı (enflamasyon) ile beraber ortaya çıkan ilk bulgular bel ağrısı ve bacak ağrısıdır. Bel ve bacak ağrısı birlikte görülebileceği gibi iki şikayetten biri de görülebilir.

    • Bel ağrısı

    Genellikle hareket etmekle ve oturmakla artar. İstirahat halinde ağrı genellikle azalır.
    Bacak Ağrısı
    Etkilenen sinir köküne göre bacağın değişik seviyelerine yayılan ağrı olabilir. Ağrı genelde hastalar tarafından keskin ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilir.

    Uyuşma-Bacakta kuvvetsizlik

    Hastaların bir kısmında uyuşma ve karıncalanma görülür. Sini kökünün basısına bağlı olarak bacakta kuvvetsizlik yada fonksiyon kaybı görülebilir.

    Kauda Equina Sendromu

    Omuriliğin son kısmının bası altında kalmasına bağlı olarak mesane ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilir ve acil olarak tedavi edilmesi gerekir.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir.

    Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer.

    Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur.

    Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar.

    Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi:

    Hangi hastalar ameliyat edilir

    1-Geçmeyen ağrıları (Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı) olan hastalar

    2- Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişen hastalar

    Cerrahi de omurgalar arasındaki taşan fıtık alınarak sinirler ve omurilik rahatlatılır ve hareketi muhafaza etmek amacıyla omurgalar arasına disk protezi yerleştirlir

  • Bel fıtığı nedir? Nasıl oluşur?

    Tıpta lomber disk hernisi denilen ancak günlük kullanımda hastaların bel fıtığı olarak adlandırdıkları hastalık, omurgalar arasındaki disk denilen yapılardan gelişmektedir. Bel fıtığı, bel ağrısı ve/veya bacak ağrısına yol açan hastalıklar içinde en sık rastlanan ve önemli bir grubu oluşturur. Belimizde 5 adet omur kemiği, bunların arasında da disk adı verilen özel bir bağ dokusu organı bulunur ve disk omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. Bel fıtığı, işte beldeki omur kemikleri arasında adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Bel fıtığı genellikle son iki disk yapısından kaynaklanır.

    Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle ortaya çıkar. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.

    Bel fıtığı gelişirken anulus fibrozus dış liflerinin bir kısmı henüz yırtılmamış ve disk materyalinin tamamı diskin içerisinde ise buna kapsamı içerisinde (contained) disk denir. Bu grup kendi içinde taşma (bulging) ve kabarıklık (protrüzyon) olarak sınıflandırılır, Ancak anulus fibrozus liflerinin tamamı bütünlüğünü yitirmiş ve disk içindeki materyal anulusun dışına taşmış ise buna da kapsamı dışarıya çıkmış (uncontained) disk adı verilir. Bu grup ta kendi içinde dışarı taşmış (ekstrüde) ve kopup dışarı çıkmış (sekestre) olmak üzere sınıflandırılır.

    Nadiren rastladığımız dura için bel fıtığı ise disk materyalinin dura denen kalın zarı delerek omurilik kanalının içine girmesiyle oluşur. Fıtıklaşan diskin ligaman, membran ve sinir köküyle olan ilişkisinin şekline göre fıtıklaşma; subligamentöz, ekstraligamentöz, submembranöz, transmembranöz veya intraradiküler olarak da adlandırılabilir. Ayrıca kopup dışarı çıkmış disk materyali kafa veya kuyruk sokumu yönünde yer değiştirebilir. Bu durumda kranial / kaudal uzanımlı veya göç etmiş bel fıtığı söz konusudur.

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?

    Bel omurganın en fazla yük taşıyan bölgesi olduğundan, gündelik yaşamdaki yük kaldırma, eğilme, dönme benzeri hareketlerden dolayı bel bölgesi insan farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalmaktadır. Bu nedenle bel fıtığı birçok sebebe bağlıdır. Bel fıtığı en yaygın olarak kas-iskelet sistemi kaynaklıdır ve bunlara mekanik nedenler denir. Diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir.

    Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığı oluşmasında önemli rol oynarlar. Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdak benzeri yapılardaki bozulma gelir. Yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar azalır ve diskin beslenmesi difüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Çocuklarda % 80 olan bu oran, yetişkinlerde % 50-60’a düşer. Neticede diskin yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve kimyasal değişiklikler de eklenir ve sonuçta disk zamanla elastikiyetini yitirir. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Bu fıtıklaşmanın komşuluk eden sinire basması sonucu ilgili sinir boyunca bacakta ağrı, duyu kaybı, kuvvet kaybı gibi bulgular da ortaya çıkar. Bunun yanında fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olmaktadır.

    Damar hastalıkları, şeker hastalığı ve sigara kullanımı; diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek bozulmayı hızlandırırlar. Bel fıtığı riski altında olanlar ise halter gibi yüksek ağılıklarla yapılan sporlarla uğraşanlar, yüksek riskli temas sporları ile uğraşanlar, zayıf bel ve karın kasları olanlar, aşırı kilolu olan kimseler, ağır kaldırma ve yanlış eğilme hareketlerini yapanlar, hamileliğin son aylarında olanlar, uzun süre araç kullanmak zorunda olan kimseler ve duruş bozukluğu olan kimselerdir. Sonuçta bel fıtığı oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır.

    Bel Fıtığı Nasıl Önlenebilir?

    Otururken bele binen yükün, ayakta dik pozisyonda dururkenkinden daha fazla olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda iken yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır.

    Bel sağlığı korunması için kişi hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalı, belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalı, daima yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır. Sağlıklı iken bel ve karın kaslarını güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.