Etiket: Dış

  • Gülme ve estetik analizi bölüm 2

    Gülme ve Estetik Analizi Bölüm 2

    Gülmenin değerlendirilmesinde hastanın yüz ön fotoğrafları alınmaktadır. Bu amaçla hastanın dudaklarını kapatması istenir bu şekilde fotoğraflanır daha sonra ağız çevresi kaslarının serbest konuma geçmesi istenerek normal dudak konumu fotoğraflanır. Bu konumda üst ve alt dudak arasında hafif bir aralık gelişmektedir. Bu aralıkta sadece üst ön kesiciler görünmelidir. Bunların görnme ölçüleri 2-4 mm dir. Burun tıkanıklıklarına bağlı olarak ağızdan nefes alınması sürekli bu konuma neden olabilmektedir.

    Başlıca iki tip gülme vardır; sosyal amaçlı gülme ve duygusal-zevk amaçlı gülme . Bu iki tip gülme esnasında gülme alanında yer alan anatomik yapılar faklıdır. Sosyal amaçlı gülme , çoğunlukla selamlama amaçlı , zorlamadan, ihtiyari yapılan statik bir yüz ifadesidir. Üst dudak hafif kasılarak yukarı doğru yer değiştirir ve bazende çok az bir miktar dişeti gözlenebilir. Duygusal gülme ise; daha güçlü bazen kahkaha şeklinde , komik bir durum veya mutluluk karşısında gösterilen ifade şeklidir, bilinçli olarak yapılır. Bu esnada üst dudak ve alt dudak fazla çekildiği için üst ve alt dişer hatta diş etleri görünür olabilmektedir.

    Hastanın sosyal gülmesi sırasında tekrar fotoğraflanır. bu gülmede ön kesicilerin tamamı ve üst diş etlerinin 1-2 mm görünür hale gelmektedir.

    Sosyal gülme sırasında ön kesicilerin tamamı görünür olmakta ayrıca üst diş etleri 1-2 mm görünür hale gelmektedir.

    Duygusal gülmede sırasında sosyal gülmeye ek olarak üst diş etleri daha görünür hale gelmektedir.

    Gülme sırasında her iki ağız köşesinden geçen hat ile her iki göz pupillasından geçen hat birbirlerine paralel olmalıdır.

    Gülme stilleri

    Hepimizin farklı gülme stili bulunmaktadır. Bunu belirleyen gülme sırasında yumuşak dokuların belirleyici özellikleridir. Dudakların ve ağız köşesinin belirlenmesinde hakim olan kas grupları bunu belirlemektedir.

    Belirlenmiş üç gülme stili vardır

    1. Küspid gülme;

    Küspid yada ağız köşeleri ile gülme % 67 oranı ile toplumda en çok görülen gülme tipidir. Ağız köşeleri öncelikle yukarı kalkar , dışarı açılırve üst dudak kasları kasılıp yukarı hareket etmekte ve üst dişlerin görünümü ile devam etmektedir.

    2. Kompleks gülme; % 2 oranı ile en az görülen gülme stilidir. Üst ve alt dudak ile ağız köşesi kasları eş zamanlı kasılır ve uyumlu olarak alt ve üst dişlerin tamamı görülür.

    3. Mona Lisa stili gülme; toplumda %31 oranı ile ikinci sıklıkla görülen gülme stilidir. Dudak şekilleri baklava dilimi gibi görülür. Öncelikle üst dudak yukarı çeken kaslar çalışır ve ön üst kesici dişler görünür daha sonra ağız köşeleri dudakları yukarı ve dışarıya dogru taşır ancak bu gülmede ağız köşeleri küspid gülme kadar dış yukarı doğru hareket etmez.

    Gülme tiplerinden bahsederken son olarak dişeti gülüşüne (gummy smile) de değinmek gerekir. Dişeti gülüşü adından da anlaşılacağı üzere gülme çizgisinin dişeti üzerinde yer almasıdır. Yani gülme esnasında dişeti dokusu olması gerekenden bir hayli fazla görünmektedir.

    Kadınlarda Etkileyici ve çekici gülmenin özellikleri

    1. Ön üst dişler görünmelidir.

    2. Üst dudak gülme sırasında yukarı doğru hareket etmektedir.

    3. Gülme sırasında alt dişler görünmez yada hafif görünür.

    4. Gülme sırasında dudakların sınırladığı alana gülme alanı denilmektedir ve bu alanın genişliği yüksekliğinden fazla olmalıdır.

    5. Üst diş etleri hafif görünmektedir. Bunun oranı yaşla birlikte değişmektedir.

    6. Gülme sırasında ağız köşelerinde “Buccal koridor” olarak tanımlanan hafif bir boşluk görünmelidir.

    7. Ön üst dişlerin gülme sırasında alt sınırları bir ark oluşturmaktadır. Buna gülme arkı denilmektedir. Bu ark gülme sırasında estetik olarak görülmeli ve alt dudağa paralel olmalıdır.

    1. resimde ideal bir gülme ile diş diş etleri ilişkisi görülmektedir. 2. resimde gülme ile üst ön dişlerin ve diş etlerinin görünürlüğü fazladır. 3 resimde ise üst ön dişler hiç görünmemektedir.

    Gülme estetiği ve burunun etkisi

    Gülme sırasında burun ucu aşağı ve geriye doğru hareket etmektedir. Bu hastanın normal ve gülerken çekilecek fotoğrafları ile değerlendirilebilmektedir.

    Bunun dışında ister burun üstünde olsun, isterse yüzde olsun birçok kasların kasılmaları ile burun şeklinde değişmelere neden olmaktadır. Örneğin, gülerken burun ucu belirgin olarak aşağıya rotasyon göstermekte, burun ucu üst kısmı yuvarlaklaşmakta ve burunun geçici olarak uzun görünmesine yol açmaktadır. Gülerken burun ucunun hareketi ve deformitesi depressor septi nasi kasına bağlıdır. Ayrıca gülme sırasında ağız çevresi kası Orbicularis oris üst dudağı kısaltır, mimik hareketlerle burun ucunun projeksiyonunu azaltabilir.

    Gülme ifadesi olmayan hastalar

    Sık olmamakla birlikte ciddi bir yüz deformitesidir. Ve bu hastalar gülme sırasında normalde gözlenen ağız çevresi değişimi bu hastalarda gözlenmemektedir. Bu hastalarda gülme sırasında üst dudaklar yukarı az hareket etmekte ve üst ön dişler az yada hiç görünmemektedir. Bunun ortaya çıkması üst dudak, ön üst kesiciler ve üst çene anatomisinden, yumuşak dokulardan kaynaklanmaktadır.

  • Gözler ve estetik analiz

    Bu alanın değerlendirilmesin kullanılan anatomik alanlar ve noktalar

    1a; iris, 1b; limbus (iris ile sclerayı ayıran yuvarlak çizgi), 2;sclera(gözün beyaz kısmı), 3; medial canthus;(gözün iç köşesi), 4; lateral canthus(gözün dış köşesi), 5a; alt göz kapağı, 5b; alt göz kapağının serbest kanarı, 6a; üst göz kapağı, 6b; üst göz kapağının serbest kenarı, 7; üst göz kapağı katlantı çizgisi, 8a; kaşın iç kısmı, 8b; kaşın orta kısmı, 8c; kaşın dış kısmı, kaşın kuyruğu

    Üst göz kapak katlantı çizgisi

    Üst göz kapağında katlantıya bağlı olarak doğal bir çizgi bulunmaktadır. Üst göz kapağı katlantı çizgisi göz kapağını açan kasın göz çevresi kasına yapışma noktasıdır. Bu üst göz kapağında kipiklere paralel seyretmektedir ve üst göz kapağını altta 1 üstte 2 oranı olacak şekilde 2 ye bölmektedir. Bu katlantı çizgisi etnik yap ve yaşa bağlı olarak değişmektedir. Hasta aşağıya bakarken üst göz kapağı yukarı hafif çekilir ve katlantı çizgisinin kirpiklere olan uzaklığı ölçülmektedir. Bu mesafe 8-11 mm arasında değişmektedir. Kaş ile üst göz kapağı katlantı çizgisi arası mesafe ortalam 1.6 cm olmalıdır.

    Bu katlantı çizgisi içte göz iç köşesini, dıştada orbital rimi geçmemelidir. Üst göz kapağı katlantısı dışarı doğru fazla uzandığında hatta göz kenarını geçtiğinde buna “Connell Belirtisi” denilmektedir. Yüzün yaşlanma belirtilerinden birisidir ve kaşların düşmesi ile ilişkilidir.

    Üst göz kapağı katlantı çizgisi göz çevresine uzanmakta. Buna Connel Belirtisi denilmektedir. Kaşların düşmesi ile ilişkilidir.

    Her iki gözün iç köşeleri arası mesafe(Intercanthal mesafe) ırklara göre değişmekle birlikte ortalama 30-35 mm dir. Bu mesafe bir gözün iç ve dış köşeleri arasındaki mesafe-göz genişliğine eşittir. Ayrıca her iki mesafe yüzün genişliğinin 5 de 1 kadar olmalıdır.

    Alt göz kapağı kenarı ile yanağın en çıkıntılı noktası arası mesafe 27 mm ve daha azdır. Alt göz kapağında göz çevresi kasları kalınlaştığında kişi gülerken göz kapağında belirginleşme olmaktadır. Göz corneası ile alt göz kapağının en alt kenarı arasındaki mesafe 5.5 mm dir. Cornea ile üst göz kapağı kenarı arasındaki mesafe ise 4.5 mm dir.

    Gözün iç köşesi ile dış köşesi arası mesafe-göz genişliği 30-40 mm dir.

    Gözde üst ve alt göz kapağı arası mesafe 10-15 mm dir.

    Üst göz kapağı irisi 2-3 mm örterken alt göz kapağı alt iris sınırındadır.

    Göz iç ve dış köşesini birleştirdiğimizde buna göz aksı denilmektedir. Bu aks içten dışa doğru hafif yukarı uzanmaktadır. Bunun anlamı dış göz kenarı içe göre hafif yukardadır.

    Erkek ve kadınlarda en önemli farklardan biriside göz aksındadır. Erkeklerde bu aks kadınlara göre daha düz hatta dış göz köşesi daha aşağıdadır. Göz üstü kemik yapısı daha önde ve daha güçlüdür.

    İlk resimde kadınlarda göz aksı 2. resimde erkeklerde göz aksı görülmektedir.

    Göz küresi ile içerisinde yer aldığı ve gözü çevreleyen göz çukurunu oluşturan kemik anatomisi arasındaki ilişkinin belirlenmesi için şu yöntem kullanılmaktadır. Yüze önden bakışta gözün irisinden geçen dik bir çizgi çizilmektedir. Bu çizginin göz çevresi kemiğini üst ve altta kestiği noktalar işaretlenmektedir.

    Yüzün önden değerlendirilmesinde gözün irisinden geçen dik bir hat çizilmektedir. Bu hattın göz çevresi kemiği üst ve alt noktada kesen noktaları belirlenmektedir.

    Sonra yüzün profil değerlendirmesine geçilerek bu 3 noktadan geçen 3 dik referans çizgileri kullanılmaktadır.

    Bu referans çizgiler;

    Göz kornea çizgisi; Göz küresinin profilde en ön noktası korneadan geçen çizgi.

    Üst göz çevresi kemiği çizgisi; Kornea çizgisinin 8–10 mm önünde yer almaktadır.

    Alt göz çevresi kemiği çizgisi; Bu referans çizgisi kornea çizgisinin önünde yada gerisinde yer alabilmektedir. Önünde olması yüzde daha genç bir görünüme neden olmaktadır. Gerisinde olması yüzde daha yaşlı ve yorgun bir ifade vermektedir. Sıklıkla yüzün orta kısmının yeterli gelişmemesinden kaynaklanmaktadır.

    İlk resimde alt göz kemik çizgisi kornea çizgisinin önünde ve hastaya daha genç bir ifade vermekte. İkinci resimde alt göz kemik çizgisi kornea çizgisinin gerisinde. Bu yüze yorgun ve daha yaşlı bir ifade vermektedir.

    Üst göz kapağının iç kısmı dış kısma göre daha dik bir alçıya sahiptir.

    Üst göz kapağında mavi çizgi iç kısmın açılanması, sarı dış kısmın açılanmasını göstermektedir. İç kısmın açısı dış kısımdan daha diktir.

    Göz üst dış kısmının değerlendirilmesi

    Göz üst dış kısmı yüz estetiğinde önemli bir değere sahiptir ve burası dikkatli değerlendirilmelidir.

    Bu alan normalden hafif daha dolgun görünmelidir. Bu kişiye daha genç ve çekici bir ifade vermektedir. Göz çevresi kemiğin üst dış kısmının daha öne ve aşağı çıkıntı yapması yada burada bulunan göz yaşı bezinin belirgin olması buranın daha dolgun görünmesine neden olmaktadır. Bu aşırı dolgunluk kişiye daha yorgun ifade vermektedir.

    Üst göz kapağı katlantı çizgisi göz dış köşesinde sonlanmalıdır. Eğer göz dışına doğru devam ediyor ise buna “Connel Belirtisi” denilmektedir. Yaşlanmaya bağlı göz çevresi değişimlerinden birisidir ve kaşların düşerek göz kapaklarına baskı yapmasından kaynaklanmaktadır.

    Göz kapaklarının değerlendirilmesinde muayene sırasında mutlaka aşağıdaki değerlendirmelerde yapılmalıdır.

    Dermatochalasis; Üst göz kapağında normalden fazla derinin varlığıdır. Orta yaşlılarda gözlenir. Fazla deri gözler kapalı iken ölçülebilir. Blepharochalosis dermatochalosisden farklıdır. Bu göz kapaklarında tekrarlayan ödem ve kızarıklıktır. Genç kadınlarda gözlenir ve erken yaşta göz kapaklarına kırışıklığa neden olmaktadır.

    Göz kapağı derisi elastikiyeti; Göz kapağı aşağı çekildiğinde elatikiyetinin yeterliliği ile hızla eski haline gelmektedir. Buna “snap test” denilmektedir. Göz kapağı aşağı çekildiğinde göz limbusundan 7 mm uzaklaşabilelidir. Bunada “Distraction test” denilmektedir.

    3. Göz alt ve üstünde yağ dokusunun fıtıklaşması-herniasyonunun değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bunun için göz kapalı iken göz üzerine hafif basınç uygulandığında gözün üst ve alt kısmında şişmelerin oluşmasına bakılmaktadır.

    Alt göz kapağının daha altında Festoons (cheek bags, malar bags) olarak geçen yağ dokusunun fıtıklaşmaları olabilmektedir. Bu alt göz kapağı torbalanması ile karıştırılmamalıdır.

  • Kaşlar ve estetik analizi

    Kaş ve göz ilişkisinde kullanılan anatomik tanımlamalar;

    Göz göz kapakları ve kaşların değerlendirmesinde anatomi

    1a; iris, 1b; limbus (iris ile sclerayı ayıran yuvarlak çizgi), 2;sclera(gözün beyaz kısmı), 3; medial canthus;(gözün iç köşesi), 4; lateral canthus(gözün dış köşesi), 5a; alt göz kapağı, 5b; alt göz kapağının serbest kanarı, 6a; üst göz kapağı, 6b; üst göz kapağının serbest kenarı, 7; üst göz kapağı katlantı çizgisi, 8a; kaşın iç kısmı, 8b; kaşın orta kısmı, 8c; kaşın dış kısmı, kaşın kuyruğu

    Kaşlar yüzün ifadesinde önemli bir yere sahiptir. Kaşların aşırı yukarı kaldırılması şaşkınlık ve süpriz ifadesi, kaşın orta kısmının yukarı kaldırılması istenmeyen şaşkınlığı, kaşın iç kısımlarının alta çekilerek birbirine yaklaştırılması dış kısmın kaldırılması ise kızgınlığı göstermektedir.

    Kaşlar etnik özellikler, cinsiyet ve moda eğilimler ile değişmekle birlikte estetik olarak standartları vardır.

    1. Kaşların şekli ve yerleşimi; Kaşlar göz çukuru üst kemik yapısının üzerinde hafif bir eğim ile yerleşmektedir. Kaşın iç ve orta kısmı dış kısmından daha kalındır. Erkeklerde bu yerleşimde ve hafif düzdür. Kadınlarda ise erkelere göre hafif yukarı yerleşmekte ve martı kanadı şeklinde daha açılı yerleşmektedir.

    Erkek kadın kas lokasyonu

    Erkeler ve kadınla arasında kaş şekilleride farklıdır.

    Erkekler ve kadınlarda kas farkı

    2. Kaşların yüzde lokasyonu; ( her iki gözün iç köşeleri arası -intercanthal mesafenormal ise) kaşın iç noktası gözün iç köşesi ile aynı hizada ve üst göz çukuru kemiğinin tam üzerinde yada hafif altından başlamaktadır. Orta kısmı üst göz çukuru kemiğinin tam üzerinde seyretmektedir. Dış kısmı üst göz çukuru kemiğinin daha üstünde seyrederek burun kanadı ile göz dış köşesini birleştiren çizgide sonlanmaktadır. Yüze karşıdan bakıldığında kaş gözün iç köşesinden 10 mm yukarıda olmalıdıır.

    İdeal kas sınırları

    3. Kaşta hafif açılanma; erkeklerde kaşlar hafif eğimli ancak açılanma göstermezken kadınlarda kaş göz irisinin dış kenarı-lümbus hizasında hafif açılanma göstermektedir.

    Kas acılanması

    4. Kaşın iç ve dış köşeleri arasında 10–20° açı bulunmaktadır.

    5. Kaş ile üst göz kapağı katlantı çizgisi arası mesafe 1.6 cm dir.

    6. Kaş ile göz pupili arasında ortalama mesafe 2.5 cm vardır.

    7. Kaş ile saç ön çizgisi rasında mesafe 5–6 cm dir.

    Kaşın şekli kadar kalınlığı da önemlidir.

    0.5 cm den ince ise buna çok ince

    0.6 cm ise ince

    0.6-0.9 cm ise orta

    0.9 cm den kalın ise kalın kaş tanımlaması kullanılmaktadır.

    Kaşın uzunluğuda önemlidir.

    Kas uzunluğu

    Kaşın i noktası-A ve Kaşın dış noktası-B arasındaki mesafe kaş uzunluğu olarak değerlenedirilmektedir. A-B 6 cm ve üzeri ise uzun kaş, 3.8 cm den kısa ise kısa kaş olarak tanımlanmaktadır.

    Günümüzde kaş şekilleri moda anlayışı ile değişmekle birlikte karşılaştırmalı şekil çalışmalarında baş şekline göre kaş şekilleri belirlenmiştir.

    Kas şekilleri

    Kadınlarda kaş şekilleri

    Erkeklerde kas yapısı

    erkeklerde kaş şekilleri

    Yüzün şekline göre kaş şekilleri uygulanmalıdır. Kadınlarda ve erkeklerde yüz şekilleri hemen hemen aynıdır.

    Kaşlar ile göz arasındaki mesafe önemlidir. Kaşlar gözlere yaklaştıkça gözler normalden daha büyük görünmektedir. Güneşin batarken ufuk çizgisinde görünürken çok büyük olarak algılanması gibi.

  • Gülme ve estetik analizi bölüm 1

    Gülme ve Estetik Analizi Bölüm 1

    Gülme yüz kaslarını kullanarak meydana gelen yüz ifadelerinin en önemlilerinden biridir. Gülme duyguların dışa vurumu olduğundan çok önemlidir. Gülme yüzün denge ve uyumun en önemli tamamlayıcısıdır. Kendine güven duygusunun ilk anahtarı, sözcüklerin duyguyla birleşimi, benliğin yansıması, ifade yeteneğinin mükemmel büyüsü gülme ile başlar. Yüz yapıları ile uyumlu, dengeli, etkileyici ve sevimli gülüş toplumda kişiler arası ilişkilerde kabul ettirici rol oynar. Estetik olmayan bir gülüş ise tam tersine itici bir görsel algı sayılmakta ve kişinin mutsuz, huysuz, asabi biri olarak algılanmasına yol açmaktadır. Gülümsemenin kişinin sosyal hayatında yadsınamayacak bir konumu vardır. Genellikle kişilik değerlendirmede ilk bakış ilk ulaşılan kanının çıkış noktasıdır.

    Gülümseme estetiğine dair yapılacak bir değerlendirmede sonuç bakan kişinin subjektif kararını içerse gülmenin objektif estetik analizleri yapılabilmektedir. Bu analizler yüzün ön, oblik açı ve yan değerlendirimelerinde hem statik hemde dinamik öğeler üzerinde yapılmaktadır ve bazı parametrik ölçümler kullanılmaktadır.
    Bu parametrik ölçümler; gülme genişliği, üst dudak yüksekliği, gülme sırasında görülebilir dişler ve diş eti, üst kesicilerin alt ve üst dudak ile ilişkisi, negatif boşlukların genişliği vb. Gülme sırasında tüm yüz mimik kaslarının aktif olması ile birlikte yüzün alt 1/3 kısmı estetik olarak daha ön plana çıkmaktadır.
    Gülme sırasında alt ve üst dudaklar ile çevrelenen “gülme alanı” ortaya çıkmaktadır.

    Gülme sırasında ortaya çıkan bu alanda dişler ve dişetleri görünür olmaktadır. Gülme alanının yumuşak doku beliryicileri dudak kalınlığı, dudak köşeleri arasındaki genişlik, dudaklar arası aralık , gülme indeksi yani dudak köşeleri arasındaki genişlik/ dudaklar arası aralık(genişlik ve yükseklik) ve dişeti dokusudur.

    Gülme alanının dış kısımlarında sağ ve sol ağız köşeleri bulunmaktadır. Ağız köşelerinin iç ve dış bölümler olarak algılanmasında en önemli faktör ışık ve gölgedir. Ancak ışık ile bunlar köşeden daha çok iç ve dış köşeler olarak algılanır. Gün ışığında yapılan fotoğraf çekimlerinde ağız köşesi karanlık koridoru oluşmaktadır. Buna “bukkal koridor yada negative boşluk” denilmektedir. Burası ışıklandırma altında fotoğraflandırıldığında daha karanlık ve belirgin olmaktadır. Estetik bir gülümseme için uyumlu bir dental orta hat ,dar ama kaybolmamış bukkal koridorlar , simetrik yumuşak ve sert dokular gereklidir.

    Gülümseme sırasında ortaya çıkan anatomik tanımlamalar

    B buccal(yanak) koridoru, OC ağız köşesinin dış kısmı, ICağız köşesinin iç kısmı, G diş etleri, UL üst dudak vermilion, LL alt dudak vermillionu

    Gülümsemenin tarzına göre dişleri ve dişetinin görünüm miktarı gülümsemenin değerlendirme kriteridir. Gülme sırasında üst dudağın yukarı çekilmesi ile üst ön dişler ve diş etlerinin kenarı hafif görünür hale gelmektedir. Ancak bazı vakalarda artmış görünen dişeti miktarıda kabul edilmekte ve de daha genç görüntü sunmaktadır.

    Normalde gülümseme olmadan süt dişlerin 1/3 alt kısmı üst dudak altında görünür olabilmektedir( 2.5 -3 mm gibi). Kişiye ardı ardına M harfini söylerken , bir ara dudaklarını kısmen serbest bırakması istenir. Bu esnada görülen diş miktarına bakılır. Minimum görünme miktarı kişinin yaşına göre değişiklik gösterebilir. Genç bireylerde maksiler keserlerin kesici kenarı 2-4 mm görünürken , yaşlandıkça görünür diş kalmayabilir. Bazı bireylerde yaşlanmayla birlikte alt keser dişlerin kesici kenarları görünmeye başlayabilir. Bu nedenle bu pozisyonda görünen diş miktarının iyi ayarlanması hastanın yaş olarak görünümünde etkili olmaktadır.

    Ayrıca hastalardan E harfi abartılarak telaffuz edilmesi istenir ve dudakların maksimum gerilimi yakalanır. Böylece sınır durumlarında da görünen doku miktarı tespit edilmiş olunmaktadır.

    Bunun fazla ve az olması estetik olmayan gülümseme olarak kabul edilmektedir. Bu beli bir oranda olmalıdır. Buna Morley oranı denilmektedir.

    Normal Morley Oranı

    Artmış Morley Oranı

    Azalmış Morley oranı

    Gülme estetiğinin değerlendirilmesinde kullanılan önemli bir çizgi; Gülme Çizgisi

    Üst kesici dişlerin dişeti kenarından geçen yatay çizgiye gülme çizgisi denilmektedir. Gülme çizgisi her iki gözün pupillasından geçen çizgiye paralel olmalıdır. Gülme esnasında , üst dudak kenarı bu çizginin üzerinde yer alıyorsa yüksek gülme çizgisi adını alır ve pozitif (+)olarak değerlendirilir. Eğer üst dudak kenarı bu çizginin altında yer alıyorsa düşük gülme çizgisi adını alır ve negatif (-) değer alır.Yapılan araştırmalar sonucu bayanlarda gülme çizgisinin erkeklere oranla ortalama 1.5 mm daha yukarda yeraldığı saptanmıştır. Yüksek gülme çizgisine bayanlarda daha çok rastlanırken; düşük gülme çizgisine erkeklerde daha çok rastlanmaktadır.

    Gülme estetiğinin değerlendirilmesinde Gülme Arkı

    Gülme arkı üst ön dişlerin kesici kenarları tarafından oluşturulan eğridir. Bunun alt dudak eğrisi ile paralel olması estetik bir gülüş için aranan bir özelliktir.

    Gülme estetiğini etkileyen faktörler;

    1. Yüz estetiği; yüz estetiğini oluşturan kaslar ve diğer dokular kişiye özgüdür. Fotografik analizlerle kişinin dudak ve çevre yumuşak dokularının yapısı ,bunların gülmeyi nasıl etkilediği ve konuşma,gülme ve kahkaha esnasında nasıl pozisyonlandıkları tesbit edilebilir. Yüz estetiğinde gülmenin ideal estetiğine ulşmak için diş-dudak ilişkisi ölçütleri düzenli kullanılmalıdır ve benimsenmelidir.

    2.Diş eti estetiği; etkili bir gülüş için dişeti dokusunun sağlığı çok önemlidir. İltihaplı bir dokunun olumsuz görüntüsünün yanı sıra dişeti kenarlarının asimetrik yapıda olması da bu etkiyi yaratır.

    3.Dişlerin estetiği; dişlerin anatomik yapıları ve pozisyonları ile ilgilidir. Dişlerin renk, formve boyut olarak hastanın yüz yapısı ve yaşıyla uyumlu olması gerekir. Özellikle ön dişler ve bunları çevreleyen dokular arası ilişkilerde estetik olmalıdır.

    4. Gülme arkı ile alt dudak eğrisinin ilişkisi: Estetik bir gülüş için bu iki eğrinin mümkün olduğunca birbirine paralel olması istenir. Çeşitli araştırmalarda yapılan fotoğraf testlerinde ,estetik açıdan en yüksek puanları alan gülüşlerde bu oranın 1-1.25 civarlarında olduğu gözlenmiştir.Tersi durumlarda estetik olumsuz etkilenecektir.

    5. Görünen dişeti miktarı: Bu faktör gülme estetiğini en çok etkileyen faktörlerden biridir. Üst dudak yüksekliği ile ilgilidir.Gülme esnasında sadece üst ön dişlerin arasındaki dişetinin görünmesi istenir.

    6. Görünen Diş Miktarı: üst ön dişlerin boyutlarının tamamı görünmelidir. Ayrıca görünür diş sayısı olarak ta 6 ön diş ve kopek dişleri görünmelidir. Bireyin yaşına bağlı olarak görünen diş boyutu miktarı değişir .Yaş arttıkça maksiler anterior dişlerin görünen miktarı azalır.

    7. Ön üst kesici kenarları alt dudakla temas halinde olabilir veya aralarında temas olmayabilir, yada kesici kenarlar alt dudak tarafından örtülenebilir. İnsizal eğrinin alt dudağa belli belirsiz teması istenilen durumdur.

    8. Yüz orta hattı; Bunun için kullanılan pratik yöntem nasion ile cupid bow dan geçen dik çizgidir. Gülmenin estetik değerlendirmesi ve gülme dizaynına buradan başlanmalıdır. Bu orta hatta göre gülmeye katılan tüm anatomik yapılar orta hatta olmalı ve bu hatta göre simetrik yerleşmelidir. Orta hattın kaymış olması estetiği olumsuz yönde etkileyecektir.

    9. Gülme simetrik olmalıdır.

    10. Gülme esnasında ağız köşelerinin üst dudak orta çizgisinin üzerinde yer alması ,şart olan bir özellik olmamasına rağmen estetiği artırır.

    Gülmenin değerlendirilmesinde hastanın yüz ön fotoğrafları alınmaktadır. Bu amaçla hastanın dudaklarını kapatması istenir bu şekilde fotoğraflanır daha sonra ağız çevresi kaslarının serbest konuma geçmesi istenerek normal dudak konumu fotoğraflanır. Bu konumda üst ve alt dudak arasında hafif bir aralık gelişmektedir. Bu aralıkta sadece üst ön kesiciler görünmelidir. Bunların görnme ölçüleri 2-4 mm dir. Burun tıkanıklıklarına bağlı olarak ağızdan nefes alınması sürekli bu konuma neden olabilmektedir.

    Başlıca iki tip gülme vardır; sosyal amaçlı gülme ve duygusal-zevk amaçlı gülme . Bu iki tip gülme esnasında gülme alanında yer alan anatomik yapılar faklıdır. Sosyal amaçlı gülme , çoğunlukla selamlama amaçlı , zorlamadan, ihtiyari yapılan statik bir yüz ifadesidir. Üst dudak hafif kasılarak yukarı doğru yer değiştirir ve bazende çok az bir miktar dişeti gözlenebilir. Duygusal gülme ise; daha güçlü bazen kahkaha şeklinde , komik bir durum veya mutluluk karşısında gösterilen ifade şeklidir, bilinçli olarak yapılır. Bu esnada üst dudak ve alt dudak fazla çekildiği için üst ve alt dişer hatta diş etleri görünür olabilmektedir.

    Hastanın sosyal gülmesi sırasında tekrar fotoğraflanır. bu gülmede ön kesicilerin tamamı ve üst diş etlerinin 1-2 mm görünür hale gelmektedir.

    Sosyal gülme sırasında ön kesicilerin tamamı görünür olmakta ayrıca üst diş etleri 1-2 mm görünür hale gelmektedir.

    Duygusal gülmede sırasında sosyal gülmeye ek olarak üst diş etleri daha görünür hale gelmektedir.

    Gülme sırasında her iki ağız köşesinden geçen hat ile her iki göz pupillasından geçen hat birbirlerine paralel olmalıdır.

    Gülme stilleri

    Hepimizin farklı gülme stili bulunmaktadır. Bunu belirleyen gülme sırasında yumuşak dokuların belirleyici özellikleridir. Dudakların ve ağız köşesinin belirlenmesinde hakim olan kas grupları bunu belirlemektedir.

    Belirlenmiş üç gülme stili vardır

    1. Küspid gülme;

    Küspid yada ağız köşeleri ile gülme % 67 oranı ile toplumda en çok görülen gülme tipidir. Ağız köşeleri öncelikle yukarı kalkar , dışarı açılırve üst dudak kasları kasılıp yukarı hareket etmekte ve üst dişlerin görünümü ile devam etmektedir.

    2. Kompleks gülme; % 2 oranı ile en az görülen gülme stilidir. Üst ve alt dudak ile ağız köşesi kasları eş zamanlı kasılır ve uyumlu olarak alt ve üst dişlerin tamamı görülür.

    3. Mona Lisa stili gülme; toplumda %31 oranı ile ikinci sıklıkla görülen gülme stilidir. Dudak şekilleri baklava dilimi gibi görülür. Öncelikle üst dudak yukarı çeken kaslar çalışır ve ön üst kesici dişler görünür daha sonra ağız köşeleri dudakları yukarı ve dışarıya dogru taşır ancak bu gülmede ağız köşeleri küspid gülme kadar dış yukarı doğru hareket etmez.

    Gülme tiplerinden bahsederken son olarak dişeti gülüşüne (gummy smile) de değinmek gerekir. Dişeti gülüşü adından da anlaşılacağı üzere gülme çizgisinin dişeti üzerinde yer almasıdır. Yani gülme esnasında dişeti dokusu olması gerekenden bir hayli fazla görünmektedir.

    Kadınlarda Etkileyici ve çekici gülmenin özellikleri

    1. Ön üst dişler görünmelidir.

    2. Üst dudak gülme sırasında yukarı doğru hareket etmektedir.

    3. Gülme sırasında alt dişler görünmez yada hafif görünür.

    4. Gülme sırasında dudakların sınırladığı alana gülme alanı denilmektedir ve bu alanın genişliği yüksekliğinden fazla olmalıdır.

    5. Üst diş etleri hafif görünmektedir. Bunun oranı yaşla birlikte değişmektedir.

    6. Gülme sırasında ağız köşelerinde “Buccal koridor” olarak tanımlanan hafif bir boşluk görünmelidir.

    7. Ön üst dişlerin gülme sırasında alt sınırları bir ark oluşturmaktadır. Buna gülme arkı denilmektedir. Bu ark gülme sırasında estetik olarak görülmeli ve alt dudağa paralel olmalıdır.

    1. resimde ideal bir gülme ile diş diş etleri ilişkisi görülmektedir. 2. resimde gülme ile üst ön dişlerin ve diş etlerinin görünürlüğü fazladır. 3 resimde ise üst ön dişler hiç görünmemektedir.

    Gülme estetiği ve burunun etkisi

    Gülme sırasında burun ucu aşağı ve geriye doğru hareket etmektedir. Bu hastanın normal ve gülerken çekilecek fotoğrafları ile değerlendirilebilmektedir.

    Bunun dışında ister burun üstünde olsun, isterse yüzde olsun birçok kasların kasılmaları ile burun şeklinde değişmelere neden olmaktadır. Örneğin, gülerken burun ucu belirgin olarak aşağıya rotasyon göstermekte, burun ucu üst kısmı yuvarlaklaşmakta ve burunun geçici olarak uzun görünmesine yol açmaktadır. Gülerken burun ucunun hareketi ve deformitesi depressor septi nasi kasına bağlıdır. Ayrıca gülme sırasında ağız çevresi kası Orbicularis oris üst dudağı kısaltır, mimik hareketlerle burun ucunun projeksiyonunu azaltabilir.

    Gülme ifadesi olmayan hastalar

    Sık olmamakla birlikte ciddi bir yüz deformitesidir. Ve bu hastalar gülme sırasında normalde gözlenen ağız çevresi değişimi bu hastalarda gözlenmemektedir. Bu hastalarda gülme sırasında üst dudaklar yukarı az hareket etmekte ve üst ön dişler az yada hiç görünmemektedir. Bunun ortaya çıkması üst dudak, ön üst kesiciler ve üst çene anatomisinden, yumuşak dokulardan kaynaklanmaktadır.

  • Çene kemiği ve dişlerin estetik analizi

    Yüzün alt kısmında dişler, çene yapısı dudaklar estetik çekicilikte ve güzellikte son derece önemlidir. Özellikle gülme ve sosyal mimiklerde bu bölgenin estetiği son derce önem kazanmaktadır.

    Bu alanın değerlendirilmesinde natomik alanlar;

    1. Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    2. Dudakların değerlendirilmesi

    3. çenenin değerlendirilmesi

    Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    Yüzün alt kısmının değerlendirilmesinde ağzın kapanmasında üst ve alt çenenin kapanma ilişkileri son derece önemlidir. Normalde ağzın kapanmasına üst ve alt çenendeki ön dişler bu sürece katılmaktadır.

    Dişler çene üzerinde bir ark üzerinde dizilmektedir. Üst çenedeki diş arkı alt çenedeki diş arkından daha geniştir. Estetik ve fonksiyonel olarak her iki arkta komşu dişler arasında boşluk olmamalıdır. Ayrıca dişlerin sıkılması sırasında üst ve alt dişlerin birleşmesi sırasında da aralarında boşluk içermemelidir.

    Üst ön kesici dişler değerlendirildiğinde alt kesicilere göre daha öndedir buna overjet denilmekte.

    Aşağıda ideal bir çene ve diş kapanması görülmektedir.

    Bu ideal kapanma dışında aşağıdaki gibi kusurlar gelişebilmektedir.

    Sınıf I; Üst diş arkının alt diş arkına göre hafif önde olması,Sınıf II; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha önde olması, Sınıf III; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha geride olması

    Dişlerin kapanması sırasında üst ve alt diş arklarının orta hatları simetrik olmalıdır. Olmamasına maloklüzyon denilmektedir. Bu yüze estetik olarak asimetri kusur olarak yansıyacaktır.

    Üst kesici dişler üst dudağı ve pozisyonunu etkilemektedir. Bu hem dudakların estetiğini hemde gülme sırasında dudakların pozisyonunu etkilemektedir.

    Kesici dişlerin öne olan açılanmaları son derece önemlidir. Aşağıdaki resimde1 resimde ön kesici dişlerin açılanması ile üst dudağın birebir nasıl etkilendiği gösterilmiştir. 2. resimde ön dişler öne aşırı açılanması, 3. resim ideal ön dişlerin açılanması 4. resim ise ön dişlerin geriye açılanması gösterilmektedir.

    Üst ön dişler; 4 adet kesici, 2 adet köpek dişi ve 4 adet premolar dişlerden oluşmaktadır. Bunlar özellikle gülümseme sırasında estetik olarak ön plana çıkmaktadır. Bunların şekilleri, renkleri simetrileri, diştlerinin yapısı ve görünümü önemlidir.

    Yüz estetiğini etkileyen başlıca çene problemeleri;

    Yüzün 1/3 alt kısmının uzaması;

    Bu hastalarda yüz uzamış ve genişliği azalmış olarak gözlenmektedir. Ayrıca alt çene dış kenarlarında asimetri, elmacık kemikleri, göz altı, yanaklar ve çene düzleşmiştir. Üst dudaklar içe kıvrılmış gibi görünmekte volümleri azalmıştır. Labiomental katlantı düzleşmiştir. Mandibular kenar silinmiş ve saat yönünde rotasyon gözlenmektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisi uzunluğu cervicomental açının artması ile azalmıştır.

    Yüzün 1/3 alt kısmının kısalması

    Yüzün alt kısmının yüksekliğinin azalması, buna karşın orta ve üst yüz bölgelerinde artış mevcuttur. Burun daha uzun görünmektedir. Üst dudak aşağı doğru rotasyon göstermektedir. Labiomental fold aşırı derin ve doğal görünmemektedir. Mandibular dış kenarı saat yönünün tersinde rotasyonu var ve nerede ise horozontal durmakta ve buda çene projeksiyonunu büyük göstermektedir. Gırtlak uzunluğu aşırı derce kısadır.

    Yüzün orta ve lat 1/3 kısmı arasındaki tutarsızlıklar olabilmektedir.

    1. Yüzde orta bölüm geride alt bölüm daha önde; Yüzün alt kısmı daha önde orta kısmı ise daha arkada yerleşmiştir. toplam yüz uzunluğu artmıştır. Yanaklar, göz altı, burun çevresi düzleşmiştir. Burnun alt kısmı normal gibi görünmekte ancak iskelet kısmı yetersiz gibi durmaktadır. Üst dudakta saat yönünde rotasyon var yani volüm az görünmektedir. Çene hafif önde, labiomental fold normaldir. Mandibular kenar çizgisi belirgin ve saat yönünde rotasyon göstermektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisinde cervicomental açı belirgindir.

    2. Yüzde alt bölüm geride orta bölüm hafif önde; Yüz konveks görünür. Bu mandibula saat yönünde rotasyonuna bağlıdır. Malar, infraorbital, yanaklar, paranasal ve çenede düzleşme gözlenmektedir. Üst dudak dış çizgisindesaat yönünde rotasyon, labiomental fold düzleşme, mandibular dış kenarda saat yönünde rotasyon ve cervicomental açınına artması ile gırtlağın kısa görünmesi gözlenmektedir.

  • Çikolata Kisti Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Çikolata Kisti Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    1) Endometriozis (çikolata kisti) nedir?

    Kadınların üreme sistemini etkileyen en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Genellikle genetik faktörlerden kaynaklandığı düşünülerek, şiddetli pelvik ağrı ile ortaya çıkmaktadır. 
    Kadın vücudunun doğurganlık için her ay rutin olarak gerçekleştirdiği adet kanamaları, rahim içini döşeyen endometrium tabakasının hormonlar vasıtası ile kalınlaşarak dökülmesi sonucu rahimden gelen bir miktar kan ile vücut dışına atılmaktadır. Bu eylem adet kanamasıdır. Ancak rahim içinde yer alan endometrium tabakasının rahim dışında her hangi bir bölgeye konumlanması sonucu gerçekleştirdiği bu spesifik davranış, çevre dokulara zarar vererek, adezyonlara neden olmaktadır. Kanamanın etkisi ile yerleştiği organlarda hasara yol açarak, çikolata rengini anımsatan yapışıklık görüntüsüne çikolata kisti adı verilmektedir. Tedavisi yapılmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

    2) Çikolata kistinin belirtileri nelerdir, nasıl teşhis edilir?

    Çikolata kistinin en belirgin özelliği şiddetli pelvik ağrıdır. Bu ağrılar genellikle adet dönemlerinde ve cinsel ilişki esnasında ortaya çıkabilir. Ayrıca pelvik organlara zarar vermesi sonucunda hamile kalamama sorunlarına yol açarak, yapılan jinekolojik muayene sonucunda elde edilen görüntü ile kolayca teşhis edilmektedir. Endometrium tabakasının rahim dışında başka bir bölgeye yerleşmesi halinde, her ay gerçekleştirildiği dökülme ve kanama davranışı nedeni ile çevre organlara zarar vererek, iltihabi reaksiyonlara neden olabilir. Bu reaksiyonlar adet dönemlerinde şiddetli ağrı ile ortaya çıkmaktadır.
    3)Çikolata kisti tedavi edilmezse ne olur?

    Kısırlık 

    Endometriumun rahim dışında göstermiş olduğu davranış nedeni ile çevrede bulunan organlarda yapışıklığa ve işlevsel olarak anatomik yapısının bozulmasına neden olur. Kanamalar ile birlikte endometriumun doku kalıntıları, fallop tüplerinin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin ucunda bulunan fonksiyonel saçakların bozulmasına neden olarak, kısırlık sorununa yol açabilmektedir. Eğer tedavi edilmez ise yarattığı olumsuz etki ilerleyerek, geri dönüşü olmayan kısırlık sorununu gündeme getirmektedir. Ayrıca yayılma eğilimi halinde, yumurtalıklara da zarar verebilir. Bu durumda tüp bebek tedavisi için bile gerçekleştirilemeyecek bir sorundur.

    Dış gebelik
    Çikolata kistinin kısırlık etkisi kapsamında yumurta fallop tüplerinde ilerleyemediği için bölgede sıkışabilir. Kısacası yumurtalıklardan salınan yumurtanın fallop tüplerinden geçememesi kısırlık soruna, yumurtanın fallop tüplerinde sıkışması halinde dış gebeliğe neden olmaktadır. Fallop tüplerindeki çikolata kisti odakları dış gebelik riskini 6 katına çıkarmaktadır. Ayrıca kisti ilerlemesine bağlı olarak dış gebelik, infertilite (kısırlık) ve en ciddi etkisi olarak yumurtalıkların kaybı söz konusu olabilir.

    Yumurtalıkların alınması
    Yumurtalıklara yerleşen endometriumun ya da yayılma sonucu yumrutalıkara ulaşan çikolata kistinin tedavi edilmemesi üzere, yumurtalıkların fonksiyonelliğini ve yumruta rezevlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ayrıca hastalığın ilerlemesine bağlı olarak tedavisi yapılmaz ise ilerleyen günlerde yumurtalıkların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekebilir. Bu durumda çocuk sahibi olmak isteyen hastalar için çikolata kistini oldukça tehditkar bir sorun olduğunun göstergesidir.

    4)Çikolata kistinin tedavisi nasıl yapılır?

    Yapılan jinekolojik muayene sonucu kistlerin 3 cm altında olduğu saptanmış ise çeşitli ilaçlarla ya da doğum kontrol hapları ile tedavisi yapılmaktadır. Kullanılan bu hapların progesteron ve östrojen hormonu ihtiva etmesi ile kanamanın önlenmesi ve meydana gelen lezyonların giderilmesi amaçlanmaktadır. Ancak çikolata kistinin ilaç tedavisi hakkında uzmanlar arasında fikir ayrılığı söz konusu olmaktadır. Bu nedenle çikolata kistinin tekrarlama ve yayılma özelliği karşısında laparoskopi müdahale ile kistlerin çıkartılması ve adezyonların (yapışıklık) giderilmesi en etkili tedavi olarak kabul edilmektedir. Bazı vakalarda hastanın hamilelik elde etmesi de, çikolata kistinin tedavisinde faydalı olabilmektedir. Fakat çikolata kisti tekrarlayabilen ve herhangi bir şikayete yol açmadan ilerleyebilen sinsi bir hastalıktır. Bu nedenle çikolata kisti tedavisi gören ya da herhangi bir şikayeti olmayan hastaların bile düzenli olarak jinekolojik kontrolleri yaptırması gerekir. Ayrıca çikolata kisti tedavilerinde kadının yaşı ve ilerde çocuk sahibi olması isteği de, tedavi yönteminin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
     

  • Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    1) Miyom nedir?
    Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

    2) Miyomlar neden olur?
    Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.

    3) Miyom çeşitleri nelerdir?
    Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.

    -Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar)
    Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak,  yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.

    -İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.

    -Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.

    -Saplı miyomlar
    Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir?
    Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. 
    Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir. 

    5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir?
    Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir. 

  • Sjögren sendromu (kuru göz ve kuru ağız) nedir?

    Sjögren sendromu nedir?

    Sjögren sendromu, ekzokrin (dış) bezlerin (tükrük, gözyaşı, vajinal salgılar, alt ve üst solunum yolu salgı bezleri gibi) öncelikle tutulduğu, sistemik otoimmün bir hastalıktır. Tükrük ve gözyaşı bezlerindeki fonksiyonel ve yapısal bozulmaya bağlı kalıcı ağız ve göz kuruluğu, hastalığın en önemli işaretidir. Ayrıca hastalık, başta kas-iskelet sistemi olmak üzere, akciğer, damar, böbrekler, mesane, lenf nodu, karaciğer, pankreas, gastrointestinal ve sinir sistemi, gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir. Hastalık tek başına bulunduğunda, ‘primer Sjögren sendromu’; romatoid artrit, lupus gibi diğer otoimmün romatizmal hastalıklarda birlikte olduğunda ise ‘sekonder Sjögren sendromu’ olarak adlandırılır.

    Sjögren sendromu kimlerde olur?

    -Her yaşta görülebilirse de 40 yaşından büyüklerde daha sıktır. Genellikle her yüz kişiden birinde görülür. Yaşlandıkça görülme sıklığı da %5’e yaklaşır.

    -Kadınlarda erkeklere göre 9-10 kat daha fazladır.

    -Romatoid artrit, lupus, Haşimoto tiroiditi, primer biliyer siroz gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği fazladır.

    Sjögren sendromunun nedenleri nelerdir?

    Sjögren sendromu, otoimmün bir hastalıktır. İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Sjögren’de, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla, birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi Sjögren’de de, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Sjögren sendromunun bulguları nelerdir?

    -Ağız kuruluğu; en az üç aydır süregelen ağız kuruluğu vardır. Hastalar, katı-nişastalı gıdaları yutarken zorlanma, konuşurken dili damağına yapışmadan yakınırlar. Tükrük salgısı, ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir; zararlı bakterilerin yerleşmesini önler. Ağız kuruluğuna bağlı; sık diş ve diş eti problemleri, ağız içinde mantar plakları gibi hastalıklar eşlik eder.

    -Göz kuruluğu; en az üç aydır olan göz kuruluğu vardır. Gözlerde batma, yanma, kum kaçmış gibi bir his olur. Suni göz yaşı damlası ve jeli kullanma öyküsü vardır. Göz yaşı, gözde adete bir film tabaka oluşturur ve içerdiği bazı maddeler ile gözü, yabancı cisim ve enfeksiyonlardan korur. Göz kuruluğunun şiddetli olmasıyla keratit veya korneada ülserler gibi hastalıklar gelişir.

    -Genellikle iki taraflı tükrük bezlerinde kulak önünde ve çene altında (parotis veya submandibular) ağrısız şişme (kabakulak gibi ancak Sjögren’de bazen tek bazen de çift taraflı olabilir ve kabakulaktan farklı olarak ağrısızdır).

    -Eklemlerde (özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde) ağrı, şişlik veya sabah tutukluğu,

    -Ciltte kuruluk veya deri döküntüsü,

    -Vajinal kuruluk,

    -Sürekli kuru öksürük,

    -Uzun süreli yorgunluk,

    -Sık üst veya alt solunum yolu enfeksiyonu (solunum yolu salgılarının azalması ile-sinüzit, farenjit, larenjit, pnömoni, bronşektazi gibi)

    Sjögren sendromunun komplikasyonları nelerdir?

    -Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız kokusu, ağız içinde mantar enfeksiyonu; bazen yemek borusuna kadar uzanabilir.

    -Göz kuruluğuna bağlı, ışığa hassasiyet, görmede bulanıklık, korneada ülserler.

    -Vajinal kuruluğa bağlı enfeksiyon, akıntı, ağrılı cinsel ilişki, vs.

    -Farenjit, larenjit, sık üst ve alt solunum yol enfeksiyonları

    -Daha az; akciğer (yaygın interstisyel akciğer hastalığı, plevral effüzyon, gibi), böbrekler ( renal tübüler asidoz, glomeronefrit gibi), karaciğer (hepatit, siroz gibi) problemlerine neden olur.

    -Sistit,

    -Sjögren sendromlu gebelerin sadece küçük bir kısmında, kanlarında bulunan otoantikorların (anti-SSA/anti-Ro, anti-SSB/anti-La, anti-RNP) bebeğe geçmesiyle, yeni doğanda cilt döküntüsü, kalp problemleri gibi sorunlara neden olabilir.

    -Lenf nodları: Primer Sjögren sendromlu kişilerde normal popülasyona göre 40 kat artmış, lenfoma riski vardır.

    -Nadiren nörolojik olarak sinir uçlarını tutarak; yanma, uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir (periferik nöropati) veya beyin dokusunu tutabilir.

    Tanı ve Laboratuvar testler:

    Öncelikle ağız ve göz kuruluğu yapabilecek nedenler, ilaçlar ve hastalıklar (hepatit C enfeksiyonu, diyabetes mellitus, sarkoidoz, boyuna radyasyon uygulanması gibi) dışlanmalıdır.

    -Ağız kuruluğunu göstermek için tükrük testi yapılır. En az 4 saatlik açlıkla, tükrük salgısını uyaran olmaksızın, 15 dakika boyunca tükrük biriktirilir, 1,5mL ve altında ise ağız kuruluğu vardır.

    -Göz kuruluğunu ortaya koymak için; Schirmer test (göz yaşı miktarı), göz yaşı kırılma testi (göz yaşının kalitesi) ve boya testleri (korneada epitel hasarını göstermek için) yapılır.

    -Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tam idrar analizi, kan elektrolitleri (sodyum, potasyum) bakılır.

    -Anti-SSA (diğer adıyla anti-Ro) ve anti-SSB (diğer adıyla anti-La) antikorlarına bakılır.

    -Ayrıca ANA ve RF antikorları da pozitif olabilir.

    -Minör tükrük bezi biyopsisi (alt dudak iç kısmından alınır)

    -Siyalografi

    -Tükrük bezi sintigrafisi

    -Akciğer grafisi, gerekirse akciğer tomografisi, gibi diğer organ ve sistemlere ait görüntüleme de yapılabilir.

    Sjögren Tedavisi:

    -Ağız hijyeninin sağlanması, diş ve diş eti bakımı (ağız gargarası, sensitif-hassas diş macunlarının kullanılması gibi), tükrük salgısını uyaracak şekersiz sakız çiğnenmesi.

    -Tükrük salgısını uyarmak için sakınca yoksa, pilokarpin ve cevimelin kullanılabilir.

    -Göz kuruluğu için; suni göz yaşı ve jelleri kullanılabilir. Gerekirse siklosporin içeren damlalar göz hekimince verilebilir.

    -Hidroksiklorakin (200mg tb): İmmün sistem üzerine düzenleyici etkileri vardır. Özellikle; halsizlik, kas ağrıları ve eklem yakınmalarına iyi gelir.

    -Steroid olmayan ağrı ve inflamasyon gideren ilaçlar; kas-iskelet sistemi ağrılarında kullanılabilir.

    -Akciğer, sinir tutulumu gibi diğer organ ve sistemlerin tutulumunda, immünsüpresif tedaviler kullanılır.

    Yaşam Stili ve Diğer Öneriler:

    -Kulak önünde veya çene altında veya vücudunuzda gelişebilecek şişliklerde, hemen doktorunuza başvurun.

    -Ağız sağlığınıza özen gösterin ve düzenli diş hekiminize kontrole gidiniz.

    – Tuzlu su spreyleri kullanarak burnunuzu nemlendirebilirsiniz.

    -Bulunduğunuz ortamın nemli olması çok önemlidir. Bu nedenle ev veya iş yerinizde oda nemlendirici cihazlar (ev tipi-buhar makineleri) koyabilirsiniz. Havalandırma ve klimalar kuruluğunuzu artıracaktır. Eğer kullandığınız suni göz yaşı, gözde kaşıntı ve kızarıklığa neden oluyorsa, doktorunuza danışarak başka birine geçebilirsiniz.

    -Bol sıvı tüketin ve ağzınızda tükrük salgısını uyaran limonlu veya farklı aromalardaki şekersiz şeker veya sakız dolaştırabilirsiniz.

    -Cilt kuruluğu için yoğun nemlendirici losyonları, banyodan hemen sonra; henüz cilt nemliyken kullanabilirsiniz.

    -Her yıl grip aşısı ve uzun etkili zatürre aşınızı olun

  • Hemoroid

    Hemoroid yada halk arasında kullanılan şekli ile basur, barsaklarımızın sonlandığı bölge olan anal kanaldaki damarlardaki şişme olarak tanımlanabilir. Çok sık rastlanan bir durumdur. İnsanların yaşamları boyunda hemoroid sorunu ile karşılaşma olasılığı %75 civarındadır.

    Hastalarda anal bölgede ağrı, kaşıntı ve kanamaya neden olabilir. Genellikle evde uygulanabilen tedaviler ve basit tedbirler ile kontrol altına alınabilirler. Tamamen ortadan kaldırılamasa bile basit tedbirler ile şikayetlerin olmaması sağlanabilir.

    Kaç çeşit hemoroid vardır ?Şekilde görüldüğü üzere iç ve dış hemoroid olmak üzere iki çeşit olabilir. İç hemoroid anal kanal içindedir ve ileri derecede olduğunda ya da fazla ıkınma sonrasında dışarıya sarkar. Ağrı, kanama, kaşıntı ve dışkılama sonrası dolgunluk hissi başlıca belirtileridir. Dış hemoroidler ise anal bölgede deri rengide, yastık şeklinde şişliklerdir. Dış hemoroid içinde kan pıhtısı (tromboz) oluştuğunda mavi-mor renkli görülür ve şiddetli ağrı, kaşıntı ve şişliğe neden olur.

    Hemoroid gelişimini kolaylaştırıcı faktörler nelerdir ?
    Hemoroidin en sık nedeni kabızlıkta sert, kuru dışkı nedeniyle fazla ıkınmaktır. Diğer kolaylaştırıcı faktörler olarak ağır şeyleri kaldırmak için fazla ıkınmak, gebelik, şişmanlık, uzun süre oturma ve ishal sayılabilir.

    Nasıl tedavi edilir, farklı tedavi yöntemleri var mı ?
    Hemoroid genellikle yaşam tarzındaki değişiklikler ve evde uygulanabilen birkaç günlük tedaviler ile kolaylıkla tedavi edilir. Ağrı, kaşıntı ve şişliği gidermek için hemoroid kremleri ve fitilleri kullanmak yararlıdır. Ayrıvca buz uygulaması şişliği gidermede yardımcı olur. Günde 1-2 kez antiseptik ilave edilmiş sıcak suda 5-10 dakika oturmak ta yararlıdır. Bu tedbirler ile kontrol altına alınmayan ya da nüks eden orta dereceli vakalarda, iğne, kızılötesi ışın uygulamalaı ile lastik band ile bağlama yöntemleri uygulanabilir. İleri dereceli hastalıklarda ise cerrahi müdahale gerekli olabilir. Ancak her tedavi yöntemimde değişik olasılıklarda hastalığın nüks etmesi mümkündür.

    Hemoroid olmaması yada şikayetlerin tekrarlamaması için ne yapmak gerekir?
    Öncelikle yukarıda anlatılan hastlığı kolaylaştırıcı durumlardan kaçınmak gerekir. Dışkının yumuşak olması, tuvalette fazla ıkınma gereksinimini ortadan kaldırır. Kabızlık sorununu giderici tedbirler almak en önemli önlem olacaktır.

    • Ne zaman doktora müracaat etmek gerekir ?
      Hemoroid genellikle evde birkaç günde kolaylıkla tedavi edilebilen bir hastalıktır. Ancak bazı durumlarda mutlaka hekime görünmek gereklidir. Hekime müracaat etmemek ciddi bir hastalığın teşhisinin gecikmesine neden olabilir.

      Birincisi kanamanın varlığı, özellikle de kanamanın dışkı ile karışık olduğu durumdur. Bu durumda kolonoskopi yapılması, ayırıcı tanıya girebilen hastalıkların dışlanması gerekir.

      Hekime hemen müracaat etmeyi gerektiren ikinci bir durum ise anal bölgedeki şişliğin ateş ile birlikte olması veya ağrının çok şiddetli olmasıdır. Bu durum bir apsenin işareti olabilir ve hemen müdahaleyi gerekli kılar.

  • Bebeklerin ilginç uyku alışkanlıkları (horlama, aşırı terleme, sallanma, kafa vurma, diş gıcırdatma)

    Bebeğiniz bazen uyurken horluyor veya homurdanma sesi çıkarıyorsa, muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur.

    Birçok bebek burun tıkanıklığı olduğunda horlar ve hayatın ilk birkaç haftasında burun tıkanıklığı yaygındır.

    Bebeğinizin nezlesi varsa, nefes almayı daha rahat hale getirmek için bir buharlaştırıcı veya nemlendirici deneyin.

    Ne zaman endişelenmeli: Kalıcı horlama bazen bir sorun olduğunu gösterebilir.

    Ne yapmalı: bebeğinizin doktoruna horlamasından her zaman bahsetmenizi öneririz.

    Bebeğinizi çocuk doktoru kontrol edebilir. Gerekli görmesi durumunda ileri değerlendirme için sizi KBB ya da Göğüs hastalıkları uzmanına yönlendirebilir.

    Bebeğinizin çok terliyorsa

    Bazı bebekler, derin uyku esnasında kıyafetlerini ıslatacak düzeyde bolca terler. Bebeklerin derin uykuda geçirdikleri süre çok uzun olduğundan daha büyük çocuklar ve erişkinlerden daha fazla terlemeleri normaldir.

    Ne zaman endişelenmeli: aşırı terleme çeşitli enfeksiyonlar ve uyku apnesinin yanı sıra – özellikle yemek yerken – konjenital kalp hastalığının bir işareti olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizin uyuduğu oda ılık olmalı ama sıcak olmamalıdır (21-23 derece). Oda sıcaklığını hafif giyinik bir yetişkine göre rahat bir aralığa ayarlayın. Bebeğinizi, örtüsüz rahatça uyuyabileceği kıyafet miktarında giydirin.

    Kural olarak, siz bulunduğunuz odada sıcaktan bunalıyorsanız çocuğunuz da bunalıyordur.

    Ev soğuksa ve bebeğiniz ince giydirdiğiniz halde yine de terliyorsa, doktoruyla konuşun.

    Bebeğiniz sallanıyor ya da kafasını vuruyorsa

    Sallamak pek çok ailenin çocuğunu sakinleştirmek için kullandığı bir yöntem olup sonrasında da bebek sallanmayı kendini sakinleştirmek için kullanabilir. Pek çok bebek dört ayak üzerinde ya da oturduğu yerde kendi kendine sallanır.

    Kafa vurmak da Sallanmak gibi, bazı bebeklerin kendilerini rahatlatmak için kullandıkları ortak bir davranıştır.

    Garip bir şekilde, bebeğiniz kendini ağrı ve acıdan uzaklaştırmak için kafasına vurabilir – örneğin diş çıkaran veya kulak enfeksiyonu olan çocuklar.

    Kafa vurma genellikle bebek 6 aylık olduktan sonra başlar ve birkaç ay hatta yıllar sürebilir, fakat çoğu çocuk 3-4 yaşına kadar bunu bırakır.

    Bu nadiren herhangi bir duygusal veya gelişimsel sorunun işaretidir.

    Ne zaman endişelenmeli: Nadir durumlarda, özellikle bebeğinizin gelişimsel gecikmeleri varsa, bu durum bir sorunu işaret edebilir.

    Ne yapmalı: inatlaşmaya döndürmeyin, dikkatini dağıtmaya çalışın.

    Bebeğiniz dişlerini gıcırdatıyorsa

    Bebeklerin yarısından fazlası, özellikle uyurken dişlerini gıcırdatır.

    Gıcırdatma her yaşta ortaya çıkabilir, ancak ilk dişlerini çıkaran bebeklerde en sıkgörülür (genellikle yaklaşık 6 ay).

    Ses sinir bozucu olsa da, gıcırdatma genellikle bebeğinizin dişlerine zarar vermez.

    Ne zaman endişelenmeli: Bebeklerde diş gıcırdatma nedenleri arasında yeni dişlerin yarattığı his, ağrı (örneğin bir kulak ağrısı veya diş çıkarma) ve burun tıkanıklığı gibi solunum sorunları olabilir.

    Ne yapmalı: Doktorunuz, gıcırdatmanın diş minesindeki etkisini kontrol edebilir, gerek görürse diş hekimine yönlendirebilir.

    Çok az sayıdaki bebeğin dişleri yoğun diş gıcırdatma dolayısıyla zarar görmektedir.

    Soluk alışverişi sırasında duraklamalar oluyorsa

    Muhtemelen bebeğinizin nefes alma ritminin uyurken değişmiş olduğunu fark etmişsinizdir.

    5-10 saniye bekleme sonrası hızlı nefes almaya devam edebilir ya da ilk önce hızlı daha sonra yavaş nefes alabilir.

    Buna “periyodik solunum” diyorlar ve bebeklerde yaklaşık 6 aylık olana kadar yaygın. Bebeğinizin bu düzensiz solunum şekli uykuda kaldığı sürenin yüzde 5’ine kadar çıkabilir.

    Bazı bebeklerde merkezi uyku apnesi görülür ve bu durum 20 saniyeye kadar nefes almalarını durdurabilir.

    Bu bölümler normaldir ve beyin sapında, nefes almayı düzenleyen merkezin olgunlaşmamış olmasına bağlı olabilir.

    Ne zaman endişelenmeli: Ancak duraklamalar 20 saniyeden uzun sürerse, çocuğunuzun doktoru bebeğinizi muayene etmek ve değerlendirme için bir uzmana sevk etmek isteyebilir.

    Çoğu durumda, bebeğin düzensiz solunması endişelenecek bir şey değildir.

    Ayrıca bir yenidoğanın elleri ve ayaklarının zaman zaman mavimsi görünmeside olağandışı değildir – bebeğiniz ağlıyorsa veya öksürüyorsa veya biraz üşürse olabilir.

    Ancak bebeğinizin alnı, dili, tırnakları, dudakları veya gövdesi SÜREKLİ mavi görünüyorsa, yeterince oksijen almakta zorlanıyor olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizi sırtüstüyatabilmesi, kolayca nefes almasına yardımcı olmak için yapabileceğiniz en yardımcı tek şeydir.

    Ancak bebeğiniz nefes almayı keserse, cevap verip vermediğini görmek için ona hafifçe dokunun veya dürtün. Cevap vermezse derhal yardıma ihtiyacı var.

    Bebeğiniz nefes almayı keserse ve onu uyandıramıyorsanız, bebek kardiyopulmoner resüsitasyonunu (CPR) hemen vermeye başlayın ve birinden yardım istemek için 112’yi aramasını isteyin. Yalnızsanız, iki dakika CPR’den sonra 112’yi arayın ve yardım gelinceye veya bebeğiniz tekrar nefes almaya başlayana kadar CPR’ye devam edin.