Etiket: Dikkat

  • DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU)

    DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU)

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU DEHB

    Pek çok kanaldan gelen uyarılara karşılık vermeye çalışıyor. Hem sizi dinliyor hem birine laf yetiştiriyor hem de televizyondan birşeyler izleyebiliyor. İstem dışı pek çok şey onun gözlemine takılır siz dikkatinizi 2-3 şeye verirken o aynı anda 10-15 şeyle ilgilenir. Bu onu zorlar ve zamanla sadece bir şeye odaklanmayı tercih eder ve diğerlerine kapatmaya başlar. “İstediğinde yapar” düşüncesi de buradan kaynaklanır. . Sürekli hareket halinde ve etkileşim içerisinde oluyor. Elleri dursa, ayakları durmaz. Uzun süre aynı yerde oturamazlar ve çok konuşmaları bitmez tükenmez enerjileri dikkat çekerler. Davranışlarını organize edemezler ve planlı çalışamazlar. Genellikle, sonunu düşünmeden eyleme geçerler. Tehlikeyi kestiremezler ve çok zaman küçük kazalara maruz kalırlar. Yaramazlık gibi görünen pek çok davranışın altından Dikkat Eksikliği ve/veya Hiperaktivite Bozukluğu çıkabileceğine dikkat çekmek istiyoruz.

    DEHB Nedir?

    Dikkat ve Hiper Aktivite Bozukluğu olarak tanımlanan bu tanı ilk önce 1960’dan günümüze pek çok araştırmaya konu oldu. Merak edilen şu bu bir hastalık mı, davranış bozukluğu mu? Çözümü tedavisi var mı?

    Belirli bir oranda hareketlilik normal kabul edilebilirken aşırı enerjisini kontrol edemeyen ve içinde bulunduğu şartlarda uyumu yitiren çocuklar kontrol dışı bu fiziksel aktiviteyle nasıl baş edebileceği öncelikle öğrenmesi, buna neden olan beslenme, eğitim, terapi ve tercih edilmese bile ilaç desteği de alması kaçınılmaz olur. Hiperaktif bir çocuğun sakinleşmesi içinde bulunduğu rahatsız edici halden çıkması için yardım alması gerekir.

    Hiperaktif Bir Çocukta En Belirgin Davanış Bozukluğu Nedir?

    Aşırı enerjik, dikkatini bir konuya verirken başka bir konuya oradan da başka bir konuya kaymasına engel olamayan, duyularından peş peşe aldığı dürtülerin baskısı altında kalıp sağlıklı seçim yapamayan ve bu nedenle başladığı işleri yarım bırakan kişilerdir.

    Hangi Yaşta Anlaşılabilir?

    Hiperaktivite en yaygın 2-6 yaş arasında fark edilir. Erkek çocuklarda en az 4 kat daha fazla görülür. En belirgin özellikleri düşünmeden dürtüsel hareket eder bu da yanlış kararları vermesine sebep olur.

    Benim Çocuğum Neden Hiperaktif

    Maalesef bunun cevabını net bir şekilde vermek mümkün değil. Bu durumda muhtemel nedenler üzerinde durulabilir. Zor bir hamilelik dönemi, anne ve babanın çocukluğunda benzer bir durum yaşayıp yaşamadıkları. Gıdalarda bulunan katkı malzemeleri (renklendirici ve bozulmayı önleyen kimyasallar). Aşırı bilgisayar oyunları, sosyal ve duygusal olaylar, ailede birinin ölümü, ailenin sık yer değiştirmesi hiperaktiviteyi körükleyebilir.

    Beyin Hareketleri

    Araştırmalar gösteriyor ki bazı hiperaktif çocuklarda sinir sisteminin farklı işliyor. Bu kişilerde sosyal etkilerle oluşan hiperaktiflerden farklı nörolojik kökenli olanları da olduğu söylenebilir. Bu çocuklar her ortamda motor yetileri düzensiz çalışıyor. yazdığı, çizdiği eksiklik ve düzensizlikler günlük yaşamda sürekli kendini tekrar ediyor. Nörolojik tip hiperaktivite toplumun yüzde 4’ünü etkilemektedir. Buna karşın ruhsal tip hiperaktivite de bu oran yüzde 20’dir. Yani ortalama her sınıfta 2 öğrenci bu sorunları yaşayabilir.

    Dikkat Eksikliği Ölçütleri

    1 – Belirli bir eyleme dikkat vermede zorlanma.

    2 – Dış uyaranlardan çok etkilenme ve çabuk dikkat dağılması

    3 – Dikkatsizliğin sebep olduğu hatalarda artış.

    4 – Başlanan işi sonuçlandıramadan yarım bırakılması.

    5 – Göz temasını yetersiz kurması.

    6 – Birden fazla işi ayn anda yapmaya çalışma.

    7 – Düşünmeyi sevmemek ve acelecilik.

    Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden belirtiler neler?

    • Düzensiz ve dağınık çalışma

    • Aşırı hayal kurmak ve tutarsızlık

    • Bütünü düşünmekte güçlük ayrıntıya takılmak

    • Gereğinden çok detay hatırlama veya önemli bilgileri unutma.

    • Uyku düzensizlikleri

    • Sosyal ilişkilerde sorunlar

    • Öfke ve sinirlilik

    • Öz saygının azalması güven problemleri

    Dürtüsellik:

    • Soruları dinlemeden cevap vermeye çalışır.sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme

    • Sıra beklerken yerinde duramaz

    • Sık sık söz keser konuşmalarda araya girer.

    • Yaptığı/yapacağı işi sonucunu düşünmeden yapar

    Bütün bu sorunların hepsi çocuğunuzda bulunmayabilir ancak bu belirtilerden ne kadar fazla ise bu tanıyı destekler.

    Bunun yanında kişilik özelliklerine bakıldığında sıcak kanlı, enerjik, yaratıcı, sıcak kanlı, empati sahibi, çabuk arkadaşlık kurabilmesi de olumlu yönleri olarak değerlendirilebilir.

    Bu belirtilerin yanı sıra bu kişilerde; enerjik olma, yaratıcılık, sıcak kanlı ve cana yakın olma, esneklik, hoşgörü, risk alabilme gibi olumlu özellikler de görülebilir. Nörolojik belirtiler arasında; huzursuz bacak sendromu, uykuya geçmekte güçlük çekmek, bacaklarda karıncalanma, bacaklarda, sabah zor uyanmak vb. özellikler görülebilir.

    Teşhis için nereye müracaat edilmeli?

    İlk müracaat yeri bu alanda uzman bir hekim olmalıdır. Gözlemlediğiniz belirtiler başka sorunların varlığından da kaynaklanabilir ve bu kan tahlilleriyle belirlenebilir. ( Kurşun zehirlenmesi, hipertroid). Rutin testler yapıldıktan sonra DEHB tanısı kesinleşirse çocuğunuza ilaç başlamak isteyebilirler. Bu tür tedavilerde kullanılan ilaçların sayısı çok sınırlıdır.  Tedaviye İlaç başlansın veya başlanması bu konuda bilişsel ve bilinçaltına yönelik uygulamalardan yararlanmak üzere bu konuda deneyimli psikologlardan yardım almalısınız. Aile içinde ailenin sabrı, tutum ve davranışlarını da iyileştirmesi gerekir. Bunun için bu terapinin bir uzantısı da ebeveyn olarak sizi de kapsar.

    Tedavisi Ne Kadar Sürer?

    Tedavisi için iki aşama düşünülebilir. Kısa vadede odaklanma probleminin çözümlenmesi. Uzun vadede uyum ve kişilik gelişimiyle ilgili problemlerin çözülmesi gerekir.

    Hiperaktif Çocuklar Daha Mı Zeki Olurlar?

    Hiperaktif çocukların daha zeki oldukları düşünülmüş olsa bile bu bir yanılgıdır zeka ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Normal zekanın üzerinde bir zekaya sahip olanlarda daha az efor ile okulda daha başarılı sonuçlar alabiliyor.

    İlaç Kullanmadan Da Başarılı Sonuçlar Alabilir miyiz?

    İlaçlar ailenin ve çocuğun şikayetçi olduğu aşırı hareketliliği ve dikkat eksikliğini daha hızlı kontrol altına alıyor ancak psikolojik destek sağlanmazsa bu etki ilaç kullanıldıkça yarar sağlıyor ve bir süre sonra ilaca süregelen bir iyileşme mutsuzluk yaratıyor. Psikoterapi, hipnoterapi, ergoterapi, bilişsel psikoterapi gibi destekleyici psikolojik tedaviler de ailenin bütçesini zorlayabiliyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Ayrı Seyredebilir Mi?

    • Çocuk hem aşırı hareketli hem de dikkat dağınıklığı yaşıyor olabilir

    • Sadece dikkat sorunu yaşıyor olabilir

    • Sadece aşırı hareketlilik sorunu yaşıyor olabilir. Bunları ayrımını bir uzmanla birlikte yapmak daha sağlıklı olur.

    Çocuk ve Ergen Psikologların En Yaygın Yaptığı Testler

    Çocuklar ve Ergenlerin Değerlendirilmesinde Yararlanılan Testler ve Ölçekler

    Zekâ Düzeyi ve Performans ve Ruhsal Yapıyı Değerlendirmek İçin Yaptıkları Testler

    • WISC-R Zeka Testi

    • Stanford-Binet Zeka Testi

    • Kent-Porteus Zeka Testi

    • Gessell Zeka Bölümü Testi

    Kişilik ve Ruhsal Yapıyı Değerlendirme

    • MMPI (Minesotta Çok Yönlü Kişilik Envanteri)

    • Rorschach Mürekkep Lekesi Testi

    • Louisia Duss Projektif Yorumlama

    • TAT-Tematik Algılama Test, CAT

    • McHower Projektif Resim Çizme Testi

    Nöropsikolojik Test Bataryası

    • Cog-Dikkat/Konsantrasyon Testi

    • SPM/CPM- Matris Bilişsel Yargılama Testi

    • TOVA-Dikkat Değişkenleri Testi

    • NVLT-Sözel Olmayan Öğrenme Testi

    • VLT-Sözel Öğrenme Testi

    Sonuç Olarak;

    Bu durumu bir hastalık olarak görmektense bir sendrom olarak görmek gerekir. Zamanla geçer anlayışı kontrol altına alınmayan DEHB sorunları ileri yaşlarda %40 oranında artış gösteriyor. Kişi suç işlemeye meyilli oluyor ve hapse girme, uyuşturucu, alkol, kaza yapmak gibi risklere açık oluyor. “Ne yapalım ben böyleyim” deyip geçilecek bir sorun değildir. Beraberinde özgüven, sosyalleşme, ilişki v.s sorunlarında zamanla eşlik etme ihtimali çok yüksektir. Kısa vadede ilaç ile kontrol altına alınabilir. Uzun vadede psikoterapi ve alternatif psikoteknik yöntemlerle muhtemel zararlarından korunacaktır. Bunun için bir yandan çocuk desteklenirken bir yandan da aile ve eğitimcileri danışman uzmanınız tarafından bilinçlendirilmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (dehb) nedenleri ve çözümleri; neurofeedback terapisi

    • Eğer oğlunuz yedi yaşındayken koşarak size gelip “Anne,anne kulağıma patlamamış mısır kaçtı, orada patlar mı, yağı tuzu da yok tadı olur mu?” diye sorarsa paniğe kapılmayın; hastanede, çocuğunuzla yeterince ilgilenmediğiniz fikrine nereden kapıldığı belli olmayan bir doktor onu patlamadan çıkaracaktır.

    • Çocuğunuz okul henüz bir ay önce başladığı halde sekiz on kalem, üç beş silgi, bir pantolon, bir ayakkabının öteki teki, bir iki kazak,kışlık mont ve sık sık bütün harçlığını kaybettiyse paniğe kapılmayın; bunların hepsi dükkanlardan alınabilir, nasılsa onun için çalışıyorsunuz harçlık yine verirsiniz ;önemli olan kendini kaybetmeden eve varabilmesiydi.

    • Evin köpeği deli gibi koltuğun yastıklarını kazıyorsa köpeğinizin çıldırdığını düşünerek paniğe kapılmayın; yastıkları kaldırırsanız orada iki gün önce oğlunuza eğer yemezse sokağa gidememekle tehdit ettiğiniz kahvaltıyı bulacaksınız.

    • On beş günlük yarı yıl tatilinin son gecesi saat 10:00 da eğer çocuğunuz, yirmi sayfalık bir hikaye yazması gerektiğini hatırlarsa paniğe kapılmayın. Onu, ertesi sabah okula vaktinde yetişebilmesi için yatağına yollayın, iki sene önce yazmış olduğu bir yazıyı bulup iki sene sonra nasıl yazacağını düşünerek baştan yazın. Böylece paniğe kapılmadığınız gibi yaratıcılığınızı da canlı tutabilirsiniz.

    • Okul yönetimi çocuğunuzun sürekli konuşarak sınıf huzurunu bozduğunu söylerse paniğe kapılmayın. Onlara, canları her çektiğinde çocuğunuzu size şikayet edebileceklerini söyleyin ama bu arada en az iki hocanın ev telefonunu temin etmeyi unutmayın. Cumartesi ve Pazar hocaları, çocuğunuzun evin huzurunu bozduğunu ne yapmanız gerektiğini danışmak istediğinizi söylemek için mutlaka arayın.

    • Çocuğunuza dişini neden fırçalaması gerektiğini anlatırken, aniden “Anne, dedem neden haberleri seviyor?” diye sorarsa şaşırmayın çünkü siz onunla konuşurken onun hızla çalışan küçük (!) beyni dedesinin evindeki diş macununu tüpünün de aynı olduğunu, dedenin evine yazın gittiğinde aynı diş macunu tüpünü gördüğünü, aynı tüpü gördüğü geçen yaz gittiği dedesinin evinde haber programları ilgiyle izlendiği için çizgi film kanalını değiştirmek zorunda kaldığını hatırlamıştır. Sakın paniğe kapılmayın; neden dişini fırçalaması gerektiğini dedesinin bardak içindeki takma dişlerine dikkatini yönlendirerek daha doğrudan anlatmanız olasıdır.

    • Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği (hiperaktivite) sendromu varsa

    Hayatınız diğer anne babalarınkinden değişik olacak

    • Diğer anne babalar doktora gitmekten söz ettiklerinde…..

    …….siz psikoloğa gitmeyi düşüneceksiniz…

    Diğer anne babalar öğretmen veli görüşmesinden söz ettiklerinde…..

    …….siz daha erken gidip hocanın gönlünü alsam diye düşüneceksiniz….

    Diğer anne babalar çocuklarının karşılık verdiğinden yakındıklarında…..

    …….siz haftasonunu müthiş bir olay olmadan geçirebildiğiniz için sevineceksiniz…..

    Sağlıklı yaşam sürdürme konusunda böbürlenen anneler organik yiyeceklerden söz ederken….

    …….siz hangi ilacı kullansam çocuğuma daha yararlı olur diye düşüneceksiniz……

    Diğer babalar çocukları sevimli bir harekette bulundu diye gülümsediklerinde……

    …….siz bir komedyenle aynı evde yaşadığınız için gözlerinizden yaş gelene kadar güleceksiniz……

    Diğer anne babalar çocukları bir soruyu doğru cevapladı diye sevinirken……

    ……..siz kendi çocuğunuzun nasıl futboldan başlayıp, serçelerin uçuşunu bilimsel olarak anlattıktan sonra konuşmasını bilgisayar programları ile nasıl bitirdiğini izleyip hayretler içinde kalacaksınız……

    Diğer anne babalar çocuklarında gördükleri en ufak yaratıcılığa şaşırıp kalırken……

    ……..siz fazla tepki göstermeyeceksiniz – çünkü sizin çocuğunuz onu iki yıl önce düşünmüş olacak…..

    Diğer anne babalar çocukları “çocukların yapması gereken” şeyleri yaptıklarında hiç heyecanlanmazken……

    ……..siz gülümseyeceksiniz, çünkü siz çocuğunuzun “çocukların yapması gereken” şeylerden tek birini yapmak için bile ne kadar çaba sarfettiğini hatırlayacaksınız….

    • Ama hepiniz bilirsiniz ki bir düşmanla savaşıp onu yenebilmek için önce onu çok iyi tanımak gerekir :peki de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    • Kısaca; Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuğun beyninin ön bölümünde kararlar almasını sağlayan bilgileri taşıyacak kadar yeterli sayıda nörotransmitter yoktur. İşte bu yüzden, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler ve dikkatleri de kolayca dağılır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan birey doğru davranışın hangisi olduğunu bilir mi? Evet, tüm bu bilgiler beyninde depolanmıştır ve kullanıma hazırdır.

    • Ama doğru davranışı uygular mı? Her zaman değil. Bu sendromun yoğunluğuna ve beynin karar merkezine hangi mesajların gittiğine bağlıdır.

    • Davranışlarının çoğu zaman anlaşılmaz ve şaşırtıcı olmasının nedeni; doğru davranışları bir dakika sonra yanlış davranışların izlemesidir. Çünkü nörotransmitterler her zaman aynı mesajları taşımazlar.

    ÖRNEKLER

    • Anne, oğluna ödevini masanın üzerine koyduktan sonra mutfaktan bir muz alıp, dersine başlamasını söyler. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini masaya yerleştirir, mutfaktan muzu alır ve dersini yapmaya başlar. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) mutfağa gidip bir elma alır ve söylenenleri unuttuğu için televizyon seyretmeye başlar.

    • Öğretmen sınıfa bir soru yöneltir, Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) elini kaldırarak öğretmenin kendisine söz vermesini bekler. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) cevabı bağırarak söyler.

    • Öğretmen aylık ödev verir. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini bir deftere yazar, hergün bir sayfa hazırlayarak ödevi zamanında bitirir. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) son akşam son dakikada ödevi bitirmeye çalışır ve ertesi gün okula ödevsiz gider.

    • Öğrenciler ödevlerini teslim ederlerken, Dersu çantasından, üzerine ismi yazılmış ödevini çıkarıp öğretmene verir. Berdan (malum cocuk) okul çantasını karıştırmaya başlar, masasını arar, kitapları açıp kapar ve sonunda bulamadığı ödevi teslim edemez.

    BU ÇOCUKLAR BAZI ŞEYLERİ YAPAMAZLAR

    Yukardaki 4 örnek, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların başarısız oldukları dört konuyu temsil etmektedir. Olumsuz olarak algıladığımız tüm hareketler bu dört konuyla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmemesinden kaynaklanır.

    • Dikkat Eksiliği Sendromu olan çocuklar birden fazla şeyi aynı anda yapamazlar. Yeterli nörotransmitter olmaması çoklu mesajların hatırlanmasını olanaksızlaştırır. Çoklu isteklerin genellikle yalnızca bir tanesi (en zevkli olanı) hatırda kalır. Öğretmenler ve ebeveynlerde basit isteklerin yerine getirilmemesi karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar aynı zamanda hem düşünüp hem hareket edemezler. Sadece hareket ederler. Bir hareket ve sonuçlarını aynı anda düşünecek kadar yeterli nörotransmitterlerin olmaması sonuçtan sonuca atlamalarına neden olur. Sorunun nedeni kimyasal dengesizlik olduğu için, Dikkat Eksikliği olan bir çocuğa, düşünerek hareket etmeyi öğretmek fiziksel olarak imkansızdır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, uzun ve detaylı işleri küçük parçalara bölemez. Bir düşünür şöyle demiş; “Zaman her şeyin bir arada olmasını engelleyen şeye denir.” Zaman dakikaları küçük kısımlara ayırarak, her bölümde tek bir şey yapmamızı sağlar. Dikkat Eksikliği Sendromunda işler böyle değildir, zaman çöker.Beyin, çoklu direktifleri algılayamadığı için, her işi tek parça olarak algılar. Bu yüzden de sınavlarda başarısızlık ve ev ödevlerinde eksiklik ortaya çıkar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar organize olamazlar. Çoğunlukla önceden planlayıp başlamak yerine bir işten bir işe atladıkları gibi yarı bitmiş ya da bitmiş işleri de yerine ulaştıramazlar. Peki de bu nörotransmitter de neyin nesidir?

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beyin görüntüleme çalışmalarıyla, beynin hacim ve işlevselliğindeki değişiklikler incelenmiş, beyinden salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin gibi nörokimyasal maddelerin düzeyleriyle ilgili çalışmalar yapılmış ayrıca bu bozukluğa sahip çocuklar nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiş, elektrofizyolojik ve genetik çalışmalar yapılmıştır.

    Tüm bu çalışmalar sonucunda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda çevresel gerekliliklere göre davranışın düzenlenmesi, uygunsuz tepkilerin baskılanması, dikkat işlevleri gibi alanlarda zorluk yaşadıkları, bunun sebebinin bu işlevlerle ilgili alanlarda birtakım işlevsel ve nörokimyasal düzensizlikler olduğu, genetik ve çevresel faktörlerin de rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynadığı gösterilmiştir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve benlik saygısı üzerine çeşitli olumsuz etkileri olan ve oldukça sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı %5-10, erişkinlikte %4 civarındadır.

    • Dikkat eksikliği durumu, sıradan bir dalgınlık ,unutkanlık,boşverme hali,hiperaktivite ise asla yaramazlık ve hatta bazen tanımlandığı üzere azgınlık,şımarıklık hali hiç değildir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış vardır. Bu artışı bu rahatsızlığın daha fazla ortaya çıkmasına bağlamak doğru olmaz,bu daha ziyade tanı koşullarının ve dikkat ölçüm test sistemlerinin daha gelişmiş olması sebebiyledir.Daha önemlisi de UYARAN miktarının geçen yüzyılla kıyaslanamaz düzeyde artması nedeni ile insanoğlu ve kızının ALGI sistemlerinde gerçekleşen muazzam dönüşümdür.

    • Hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun temel belirtileridir. Bozuklukta her üç belirti birada görülebileceği gibi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özellikle dikkatsizliğin ön planda olduğu ve hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu alt tipler şeklinde kendisini gösterebilir.

    Bir kişide Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ( DEHB ) varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması, sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Kesin tanının konabilmesi için bu belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ve günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gereklidir.

    • Dikkat Eksikliği tedavi edilmediğinde, okul çağında ve sonrasında, ders başarısında, ailevi, sosyal ve mesleki becerilerde sorunlara yol açar. Tedavi edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan gençlerin %65’i ve DEHB’li yetişkinlerin %50’si yaşamları boyunca sahip oldukları bozukluğa bağlı sorunlar sebebiyle, yaşam boyu birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.( Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal ve akademik alanda yaşadıkları sıkıntılar olduğu gibi, diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarının da olduğu göze çarpmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda en çok göze çarpan özellikler, daha yaratıcı olmaları, enerjik, sıcakkanlı, hiperaktif, cana yakın ve dürüst olmalarıdır. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Arkadaş çevresi ve kötü niyetli insanlar tarafından bu yönleri kötüye kullanılabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, uygunsuz çetelere ve gruplara karışma, alkol ve madde kötüye kullanımı ve suç işlemeye yönlendirilme riski altındadırlar. Dikkat eksikliği tedavisi bu çocukların bireysel gelişimlerine ve akademik (okul) başarılarına olumlu katkı sağlamaktadır.)

    • Dikkat Eksikliği ifadesinden kastedilen aslında dikkatin olmaması değil daha ziyade dikkati belli bir süreyle özellikle zihinsel uğraşı gerektiren ders çalışma, problem çözme veya çocuk için çok da eğlenceli olmayan bir görev esnasında kendisini gösteren bir konsantre olamama durumudur.DHEB’li çocukta dikkat eksik değil değişiktir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklar eğlenceli, ilgilerini çeken, renkli ve canlı görüntülerin olduğu televizyon ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerce sıkılmadan durabilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocukların dikkatlerinin dış uyaranlarca kolayca çelinebilmesi nedeniyle, sıklıkla bizlerin fark etmedikleri ayrıntıları fark edebilir ve bu nedenle yanlışlıkla fazla dikkatli,cin gibi çocuk olarak değerlendirilebilirler.

    • Dikkat Eksikliği belirtileri açısından aileleri en çok yanıltan konu şudur: “Çocuğumuz saatlerce televizyon izleyebiliyor ,bıraksan bilgisayarın başından kalkmadan saatlarce oynar !” Televizyon ya da bilgisayar oyunlarıyla saatler geçirebiliyor olunması, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, kendi istekleri doğrultusunda televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken, bir sorun yoktur. Sorun şudur: bu çocukta dikkat, özel olarak yönlendirilmesi gereken bir durumda dağılmaktadır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, arkadaşlarla yapılan ortak aktivitelerde uyum gibi konularda, dikkat eksikliğine bağlı sorunlar yaşanmaktadır.

    Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocukların öğretmenleri sıklıkla öğrencinin derste dalgın olduğunu, kendisini dinlemiyormuş göründüğü veya kalemi silgisi veya etrafıyla ilgilendiğinden şikâyetçidirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar sınav sırasında dikkatsizce hatalar yapma ve soruları okumadan işaretleme eğilimindedirler. Oysa dikkat eksikliği tedavisi alan çocuklarda bu şikâyetlerde kısa sürede düzelme gözlenmektedir.

    Hareketlilik

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip hiperaktif çocuklarda görülen ve sorun olarak kabul edilen hareketlilik ise genellikle amaca yönelik olmamasıyla normal bir hareketlilikten ayırt edilebilir. DEHB’li çocuk oturduğu yerde kıpır kıpır olabilir veya motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketli olabilir.

    Dürtüsellik

    • Dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla: sırasını bekleyememe, konuşurken söz kesme, düşünmeden hareket etme şeklinde gösterir. Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocuklar, sıklıkla oyun ve okul kurallarına uymakta güçlük çekerler. Bu davranışları plansız ve istemeden gerçekleştiği için sıklıkla arkasından pişmanlık ve üzüntü duygusu baş gösterir. Yapılan araştırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile birlikte başta “ Karşı Gelme Bozukluğu” olmak üzere öğrenme sorunları, duygu-davranım bozuklukları, depresyon ve kaygı bozuklukları,cinsel davranım bozukluklarının oldukça sık görüldüğünü göstermektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tedavisi sırasında bu durumların atlanmaması tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir.

    A- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA BİREYSEL DESTEK

    • Dikkat eksikliği tedavisinde dikkat eğitimi, kendini programlama, zaman yönetimi, sosyal beceri eğitimi, özel eğitim ve terapi desteğinin sağlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde çok değerli destek sağlamaktadırlar.Bu konuyu aşağıda NEUROFEEDBACK adı altında ayrıca inceleyeceğiz.

    B- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA OKULLA İŞBİRLİĞİ

    • Çocuğun ön sıraya oturtulması,durumu hakkında tüm kurumun bilgilendirilmesi,öğrenme tipine uygun öğretim stratejilerinin saptanması, uygun disiplin, yönlendirme ve takibin yapılması çok önemlidir. Eğer varsa rehber öğretmen, sınıf öğretmenlerinin konu hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Böylece, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul, sınıf ve ders başarılarında ortak hareket edilmesi sağlanacaktır. Özellikle okulların sınıf öğretmenleri, rehberlik öğretmenleri ve okul psikologları ile bilgi paylaşımı sağlanması ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun okul uyumu ve okul başarısında artış sağlanmaktadır.

    C-DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA EBEVEYNLERİN EĞİTİMİ

    • Dikkat eksikliği tedavisinde aile eğitimi destek programları ile, aile içi iletişimde kullanılması gereken teknikler aileye kazandırılmaktadır. Bu konuda bilinçli anne-babanın doğru yönlendirmeleri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun iyileşme sürecindeki adaptasyonunu arttırmaktadır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, ebeveynlerinin yüz ifadelerini anlamakta zorlanırlar, ama eğer bu ifadelerin ardındaki manayı anlamak çocuğa öğretilirse; sosyal ilişkilerinde büyük bir gelişme görülür. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukları, istenen davranışları sergilediklerinde hemen övmenin yararını akıldan çıkarmamak gerekir.

    Doğru sosyal davranışlar sergileyen çocuklarını anında ve açık bir şekilde öven – göz kırparak, el işaretleriyle ve hatta komik suratlar yaparak – anne babalar bunun yararlarını sosyal ilişkilerin iyileşmesi şeklinde gözlemleyeceklerdir. Çocuğunuzun başarısının sonucunu değil, başarmak için gösterdiği gayreti övmelisiniz.

    D- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA ORTAMIN DÜZENLENMESİ

    • Görsel, işitsel ve dokunsal dikkat dağıtıcı uyaranların azaltılması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ortam uyumunu arttıracaktır.

    • E- KARDEŞLERLE İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Kardeşlerin, özel ilgi gerektiren çocuklara verilen ekstra zamanı kıskanmaları az görülen birşey değildir. Ayrıca hiperaktif bir kardeş büyük bir olasılıkla diğer kardeşin eve gelen arkadaşlarına, oynamak istediği oyunlara ya da sevdiği eşyalara da rahat vermeyecektir. Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar çevrelerindeki insanların sabırlarını en son noktaya kadar zorlarlar. Duygusal olarak bağımlıdırlar ve yalnız kalmaktan nefret ederler. Bilgisayar ya da nintendo gibi oyunlarla kendilerini oyalamadıkları süre içinde ailenin ilgisinin odak noktası olmayı hedeflerler. Sosyal ilişkilerinin yetersizliği ve az arkadaş sahibi olmaları sürekli olarak anne baba tarafından oyalanmak isteği doğurur. Doyumsuz olmak eğiliminde oldukları içinde “yeter” kavramı tanımazlar.

    • Dikkat Eksikliği sendromu olan çocuğunuza ayırdığınız zamana en başından bir sınır koyabilirseniz, örneğin; “saat beş olduğunda sana ayırdığım özel zaman bitecek ve o zaman kardeşinin özel zamanı başlayacak” derseniz, diğer çocuğunuza haksızlık yapmamış olursunuz.

    F-ARKADAŞLARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Sosyal davranışların öğretilmesinde her yöntemde kullanılan ana unsur; çocuğa örnek olmaktır. Çocuklar, sosyal davranışlarını taklit yoluyla öğrenirler. Konuşurken kötü sözler kullanmamak, istenen davranışları övgüyle karşılamak, selamlaşma sözcüklerini daima ve güleryüzle sarfetmek, çocukların taklit yoluyla öğrendikleri geçerli sosyal davranışlardır.

    G-BABALARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ(!)

    • Ebeveyn eğitiminden ayrı olarak babaların ilişkisine ayrı bir başlık ayırmamız gereklidir. Zira babalar da çocuk sahibi olma stresini aynı ölçüde yaşadıkları halde anneler çocuklarının sorunlarını babalardan daha ciddi olarak algılama eğilimindedirler. Anneler tıpkı bir erken uyarı sistemi gibi çocuklarının hayatlarında bir terslik olduğunu daha çabuk anlarlar. Çocukların annelerine mesaj göndermek için uyguladıkları davranışlar vardır, diğer çocuklara vurmak, sınıfta oturmamak ya da kötü notlar almak gibi. Başka zamanlarda anne her nasılsa bunu kendi kendine hisseder. Babalar, annelerin bu rahatsızlığını, kaygılarını görmezden gelme eğilimindedirler.

    • Babalara göre çocukların azgın ve yaramaz olması tipik erkek çocuk davranışlarıdır. Bunun bir diğer nedeni de çocukların babalarının yanında annelerinin yanında olduklarından daha edepli davranmalarıdır. Babalar annelerin gözlemlediği yoğunlukta bir huzursuzluğa hiçbir zaman şahit olmazlar. Annelerin anlattığı öfke nöbetleri ve terbiyesizlik eğer babaların yanında cereyan ederse o zaman da bunun üstesinden annelerden daha başarılı bir şekilde gelirler.Tüm bu nedenlerle çocukla babanın ilişkisi kökten yeniden reorganize edilmelidir.

    NEUROFEEDBACK TERAPİSİ;

    BEYİN NASIL ÇALIŞIR,NEUROFEEDBACK NEDİR,DİKKAT EKSİKLİĞİ- HİPERAKTİVİTE’DE NEUROFEEDBACK NASIL ETKİ EDER ?

    • Beynimiz 1 Kg’dan biraz daha ağır(Einstein gibi bir dehaysanız belki 1-2 Gr fazlanız olabilir),küflenmiş lor peyniri gibi kötü kokulu(gençseniz koku biraz daha dayanılır haldedir,ruhunuz öldüyse dayanılmazdır),pelte kıvam ve tadında( Kuzuların Sessizliği filmindeki gibi tatmanızı tavsiye etmeyiz) bir maddeden oluşur dediğimiz zaman yüzünüzü buruşturmayınız lütfen;zira yapacak bir şey yok,işte tüm malzeme bu;ancak beyniniz olmasaydı siz siz olamazdınız,yüzünüzü bile buruşturamazdınız;akıllı olun!

    • Beyniniz Tokat cevizine benzer,kafatasınız da ceviz kabuğu gibi onu korur.Ceviz gibi de 2 bölümden oluşur. Cevizin bölümleri birbirinden farksızdır ama beyniniz biraz farklıdır; beynin sol yanı vücudun sağ,sağ yanı ise sol yanının kontrolünü sağlar. Yani sağı solu belli olmaz.Sol kısım genel olarak konuşma,matematik,belirli düzende yapılan işler ; (ayakkabınızı bağlamak gibi),sağ yan ise resim,görsel hafızadan sorumludur.İkisi arasındaki cevizin arasındaki zara benzeyen nasırsı madde(corpus callosum) ise iki yarı küre arasındaki ilişkiyi sağlar.Yani oda arkadaşınızın masanızın yanına fırlattığı korkunç görünüm ve kokulu çorabı sol yarı küre algılar,sağ yarı küre ile gözünüzde canlandırırsınız,koku mesajı yerine ulaştığı zaman burnunuzu direği sızlar;ama köprü bir süre sonra mesaj yollamayı kesince kokuya alışırsınız.(Size tavsiyemiz beyninizi değil oda arkadaşınızı değiştirin)

    Şimdi biraz daha derinlemesine bakalım:varsayımsal cevizimizi sağ/sol diye değil de yukardan aşağı doğru dilimlersek ne görürüz;en üstte beyin kabuğu(CORTEX) vardır. Beynin doğal olarak gelişimini en son tamamlamış bölgesi,VÜCUDUN KONTROL MERKEZİ işte burasıdır.Bu bölgeyi ise gözlerimizin az üzerinden başlayarak ensemizin dibine dek uzanan yine varsayımsal bir çizgi ile bölümlersek şu bölgeleri görürüz;

    • Frontal Bölge; Gözün üstünden başlayarak tepede genelde erkeklerde saçın dökülmeye başladığı kısma dek uzanır.Bunun alnımıza denk düşen kısmına biz BEYİN ÖN BÖLGESİ deriz.Tepedeki kısım ise vücudun istemli hareketlerini kontrol eden Motor Cortex’dir.

    • Paryetal Bölge;Tepe noktasında başlar ve yine erkeklerde ensenin katmerlendiği kısımda biter.Bunun ucunda ise duyuların işlendiği Sensoriel Cotex bulunur.

    • Temporal Bölge;Şakaklarımız arasında görünmez bir kulaklık hayal edin…

    • Oxipital Bölge:Paryetal bölgenin dibi,beynin dibi,yakışıklı,güzel bir abimizdir.Genelde

    görme işine bakar.

    Tüm bu bölgelerin toplamı BİLİNÇ dediğimiz şeyi oluşturur.

    Ceviz sert olduğu için örneğimizi portakala dönüştürüp devam edersek cortexi yani kabuğu soyarsak ulaşacağımız kısma Orta Beyin deriz.

    Bu ise 6 bölümden oluşur:

    • Talamus;Vücuttan gelen bilgilerin beyne dağıldığı trafo merkezi gibidir.Milivolt düzeydeki elektrik akımı burada doğar.

    • Hipotalamus;Beynin bölümlerinden topladığı emirleri uygulayarak vücudun normal ve uyumlu çalışmasını sağlayan komutana benzer.

    • Hipofiz;Hipotalamusun emireri gibidir.

    • Amigdala;Duygusal tepkilerin bellek deposudur.’’..sen evlendiğimizde sene 1917 ayağıma basıp nasırımı sızlattıydın..’’dedirten kısımdır.

    • Hipokampus;Uzun süreli bellek bilgisi deposudur.’’..ben o gün aslında dejavu yaşıyordum senin değil Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ayağına basıyordum..’’ dedirterek mahfımıza sebep olan kısımdır.

    • Bazal Ganglion;Vücut hareketleri,uyanıklık,öğrenme gibi konularda yardımcı görevlidir.

    Bu altı sistemin toplamına LİMBİK SİSTEM denir.Limbik sistem BİLİNÇALTI denen şeyi şekillendirir. Portakalın merkezi ise beyin sapıdır.Burası en ilkel beyin bölümüdür.Nefes alma,kalp atışı gibi metabolik istem dışı özellikleri düzenler.

    Sınav sırasında bir gün önce derse çalışmamışsak genellikle cortex devreden çıkar beyin sapı devreye girer,nefesimiz kesilir,kalbimiz deli gibi atmaya başlar ve cevapları limbik sistemden sallamaya başlarız’’..ya şundadır ya bunda!’’

    Beynin yapılarını az çok inceledik ama hala temele inemedik;biraz daha derinlemesine bakalım;beyin NÖRON denen sinir hücrelerinden oluşur. (Beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.)Bunlar ise akson,dendrit ve aralarındaki sinaps denen bağlantı noktalarından.Beynin çalışması hücrelerin kendi içindeki elektriksel ve kendi aralarındaki kimyasal iletimle olur.Hücrelerin iç kısmı negatif,dışı pozitif,hücre zarı ise tarafsızdır.Bilgi akson üzerinden elektrik sinyali halinde ilerler,hücreler arası boşlukta kimyasal sinyallere dönüşerek haber kaynağı halini alır.Bu dönüşümü ise NÖROTRANSMİTTER denen maddeler sağlar.İki hücre arasındaki bu maddeler yolu ile bir yüklenme olunca nötr hücre zarında bir değişim olur;hücre pasif halden aktif hale geçer; yani bir aksiyon potansiyeli olur.terimler gözünüzü korkutmasın; adı üstünde EKŞİN! Aksiyon potansiyeli olmaksızın sinir sistemi harekete geçemez. Uyarım gücü olarak bu ekşin şiddeti değişmez ama kimyasal yolda belirli bir birikim ve eşik değeri aşılınca(amino asit depolarizasyonu EPSP)bilgi aktarımı gerçekleşir. Stadlardaki Meksika dalgası gibi ya da kulaktan kulağa oyunu gibi yani…Orta beyindeki Talamusun yaydığı mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı böylece bilgilerin dağıtımını sağlar.EEG işte bu saniyedeki ortaya çıkan dalgaların sıklıklarını saptayan bir yöntemdir. Bu dalgaların her birinin sıklıkları ve etki mekanizmaları birbirinden farklıdır;

    • GAMMA 30 Hz’den büyük, BETA (13-30 Hz) , ALPHA (8-12 Hz), THETA (4-8 Hz) VE DELTA (4 Hz’DEN küçük)

    Bu dalgaların tamamı vücudumuzda farklı fonksiyonel işlevlere yol açar Örneğin Beynimiz “etkin” zeka için 13 Hz (yüksek alpha ve düşük beta )kullanır. Sıklıkla, öğrenme güçlüğü ve dikkat problemleri gösteren bireylerde beynin belli bölgelerinde, birbirini izleyen işleri ve matematik hesaplarını yapmaktaki beceriyi etkileyen 13 Hz aktivitede eksiklik görülür

    • Delta (0.1 –3 Hz)

    En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.Amplitude’i en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.

    Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans)elde edilir.

    Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlar..

    • Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.

    Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.

    İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe. Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur..

    • Theta (4-8 Hz)

    Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.

    Theta dalgaları odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyku ile uyanıklık arası durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.

    Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıtır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.

    Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.

    Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.

    • Alpha (8-12 Hz)

    Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.

    Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.

    • Beta (12 Hz üstünde)

    Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.

    Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.

    Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”

    Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.

    Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.

    İşte bu temel dalga tipleri beynin özellikle cortex bölümünde ve buradaki bölgelerde farklı duyarlılıklara yol açar.

    • Frontal bölge duyarlılıkları; bu bölge dikkat,sabır,moral motivasyon,zaman yönetimi,yargılama,planlama,dürtü kontrolü,düzenli olma,empati,hatalardan ders çıkarma,self kontrol,kısa süreli hafıza kontrolü,limbik sistemin baskılanarak duygusal değil mantıksal kararlar verilmesinin sağlanması,vücudun düzenli çalışmasını hormonal ve sinirsel yollarla sağlayan HPA(Hipotalamus,Pitutier-hipofiz,Adrenal) yolunun kontrolü gibi temel özellikleri kontrol eder.Genetik rahatsızlıklar,annenin kortizol yüksekliği, annenin kötü yaşam tarzı yani ;alkol-uyuşturucu alışkanlığı,zor doğum,1 yaşına dek anne sütü alamama,ensefalit,menenjit gibi hastalıklar,ateşli havale,besin zehirlenmeleri,kişisel kötü yaşam tarzı,stres ve kafa darbeleri,yaşanan bölgeden yüklenilen zararlı ağır metallerin birikimi bu bölgede duyarlılıklara yol açar.

    • Temporal bölge duyarlılıkları; Bellek,duygusal denge ve sosyalleşme,deneyimlerin ortak merkezidir.Konuşma,görsel bellek bu bölgede yer alır.Unutkanlık,nedensiz panik,okumada öğrenme zorluğu,kuşkulu düşünce,saygısızlık,duygusal dengesizlik,metafiziğe aşırı ilgi,nedensiz baş,mide ağrıları,görmede anormallikler,disleksi,dispraxi,diskakuli gibi bozukluklara yol açar.

    • Paryetal bölge duyarlılıkları; bu bölge duyusal bilgileri işler,dokunma,ağrı,basınç,sıcaklık duyularını şekillendirir,uzaysal konumu,el ve ayakların pozisyonunu,hareket yönlendirilmesini,sağ-sol ayrımını,3 boyutlu kavramayı sağlar.Bozulması halinde pozisyon kaybı,yazma,okuma,sağ-sol ayrımı zorlukları,sayı sayma,problem çözme sıkıntıları baş gösterir.

    • Oksipital bölge duyarlılıkları;renk tanıma,disgrafi gibi rahatsızlıklar baş gösterir.

    Eğer beynimizin kontrol bölgesi olan cortex işini doğru yapıyorsa vücudumuz HOMEOSTAZ=DENGE halindedir. Sorun varsa ALLOSTAZ halindeyizdir.Sorun sürüyorsa OVERLOAD aşırı yüklenme durumu sözkonusudur,önlem alınmazsa sistem çöker,hapı yuttuğunuzun resmidir bile diyemeyiz,zira,artık hapı yutsanız da fayda etmez.Allostaz halini yolu hastaneye düşmüş herkes az çok bilir;’’kan basıncı-tansiyon artmışsa,kalp hızı artmışsa,solunum hızı,kan şekeri,LDL kolesterol,kortizol,adrenalin,noradrenalin artmışsa,DHEA sülfat azalmışsa,HDL kolesterol azalmışsa,barsak hareketleri azalmışsa…’’ HASTASINIZ; beyniniz HPA yolunu kontrol edemiyor demektir.

    • DEHB’de özellikle frontal bölge üzerinde şekillenen bir allostaz halidir.Ancak kimilerince özellikle de ilaç şirketlerince tanımlandığı üzere KLASİK bir HASTALIK durumu değildir.

    3-21 yaş aralığında yani beynin temel gelişim döneminde ortaya çıkar ama sağaltımı yoluna gidilmezse yakanızı ömür boyu bırakmaz.Bazen de şekil değiştirir yani biraz ALIEN&PREDETOR ’filmi tadında bir durum sözkonusudur.

    • Tıpkı kafa darbeleri,inme,epilepsi,fibromiyalji,kronik yorgunluk gibi sendromlarda olduğu gibi DEHB vakalarının çoğunda TETA ve YAVAŞ ALFA etkinliğinde belirgin artış vardır.

    • Güncel ve geleneksel sağaltım metodları ağırlıklı olarak ilaç şirketlerinin manipülasyonu sonucu beynin kimyasal yani transmitter maddeler üzerinden çalışmasına etki etmek üzerine inşa edilmişlerdir.Örneğin depresyon tedavisinde bir nörotransmitter olan SEROTONİN azalması nedeni ile hücrelerarası elektriksel iletim de azalıyor.Serotoninin yeğane kaynağı beynin destek hücreleridir.;besinlerle serotonin alamayız.Proteinli yiyecekler beyin kontrolünde serotonine dönüştürülür.Depresyon tedavisinde(!)kullanılan ilaçlar serotoninin zayıf bölgelerde daha fazla kalmasını ((salınımının gecikmesini) sağlayarak etkinliğini artırmayı amaçlar.İYİ FİKİR! Yani amaç vücuttaki serotoninin miktarına dokunmadan,az olan serotoninin daha etkili olmasını sağlamak; BALLI BÖREK!Ama işte burada o pis kokulu beyin,beyinliğini ortaya koyuyor;normal ve doğal proteinXserotonin üretimini durdurarak az bir serotoninle normal olduğunu fark ediyor ve serotonin yapımını durduruyor.Peki ilaç şirketi bu durumda ne öneriyor?DOZU ARTIRMAK! Çünki işi yanlış bir noktadan ele almış durumdalar;hücre içi iletimi önceleyerek bunun ardından hücrelerarası iletimi düzenlemek gerekirken temeli çürük bırakarak 4-5.katı inşaya çalışmak…ASIL SAĞALTIM YÖNTEMİ ŞU OLMALIDIR;

    • HÜCRE İÇİ ELEKTRİK AKIMININ DÜZENLENMESİ; YANİ NEUROFEEDBACK YOLU İLE

    BEYİN HÜCRELERİNİN DAHA ÇOK NÖROTRANSMİTTER ÜRETMESİNİ SAĞLAMAK,

    DOĞAL BESLENME –YAŞAM TARZI-DESTEK BİTKİSEL TAKVİYELER,GEREKTİĞİ ORANDA İSE VÜCUDA EN AZ ZARAR VERECEK İLAÇLARLA BU SÜRECİN DESTEKLENMESİ

    • Peki de neurofeedback nasıl işlemektedir;

    İnsanlar makinalarla iletişim kurmak için çeşitli araçlardan faydalanır: Klavyeler, fareler, “joystick”ler, kameralar, mikrofonlar. vs. Tüm bu komut verme araçları kullanıcının beyninin kas sistemini kontrol etmesi sayesinde işlev kazanırlar.Ancak bazı hallerde bu iletişim mümkün olmamaktadır. Örneğin motor nöron hastalıklarından biri olan amiyotrofik lateral sklerozis (ALS) , beyin kökü travması, beyin ya da omurilik yaralanması, serebral palsi, kas distrofileri ve çoklu skleroz gibi nöron hastalıkları insanların istemli hareketlerini engellemektedir .Sadece ALS’den ABD ‘de 30.000 dünyada 2.000.000’a yakın hasta etkilenmektedir. Her yıl ise 5.000 civarı hasta kayda alınmaktadır.(STEPHAN HAWKING,KOÇ HOLDING YÖN.KR.BŞK.VEKİLİ SUNA KIRAÇ,FENERBEHÇELİ FUTBOLCU SEDAT BALKANLI ÜNLÜ HASTALARDANDIR)

    • ALS hastalığı sadece motor nöronları etkiler; hastanın bilişsel işlevlerine bir zarar vermez. Hafıza, zekâ ve kişilik korunur. Hastalar görebilir, duyabilir, koklayabilir ve dokunsal uyaranları yorumlayabilirler . Eğer hastanın beynindeki sinirsel etkinliği doğrudan yorumlayabilecek bir teknoloji geliştirilebilirse hastanın çevresindeki araçlarla ve insanlarla iletişim kurması mümkün olabilir. Yani burada asıl amaç doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmektir.BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ (BBA) denen bu kontrol mekanizması temelde makine X insan etkileşiminde güçlendirici bir teknoloji olarak düşünülebilir. Normalde insanlar uyanıkken ve belli bir şey yapmıyorken de beyinleri α EEG sinyalleri yayar. Bu dalgalar 8-12 Hz frekans aralığındadır. μ ritmleri aynı aralıkta olup α dalgalarındaki ufak tefek değişiklikler şeklinde kendilerini gösterirler. Buradaki önemli nokta şudur: μ ritmleri, kişi hafifçe somatosensöryel veya motor korteksini hareketlendirecek şekilde bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkan “α dalgalarıdır”. β ritmleri ise 18-25 Hz aralığındadır ve bunlar da istemli hareket ve etkin odaklanma ile bağlantılıdır. Yapılan çalışmalarda insanların 8-12 Hz aralığındaki μ ritmlerini ve 18-25 Hz aralığındaki β ritmlerini kontrol edebildikleri ve böylece ekrandaki bir imleci istedikleri gibi hareket ettirebildikleri görülmüştür .Gerçek ve hayal edilen hareketleri kıyaslayarak ve temel bileşen çözümlemesi (PCA – Principle Component Analysis) kullanarak bu ritmler çözümlenmiş ve hem gerçek hareketlerin hem de hayal edilen hareketlerin μ ve β ritm desenkronizasyonları ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir .

    • BBA’yı mümkün kılan, beynin ürettiği sinyalleri kaydedip bunları örüntü çözümleme ve sınıflandırmasına tabi tutabilme yeteneğimizdir.

    • ALS araştırmacılarını yönlendiren düşüncelerden biri doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmekse bunu izleyen yeni bir düşünce de yine bu ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AGI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesidir. Buna NEURO-BİO FEEDBACK denir.

    • İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine yukarda da dediğimiz gibi homeostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.

    Öğrenme insan yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan sürekli bir değişmedir. Öğrenme, bir ürün (öğrenilen şey) ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenir. Bilişsel bilgi dünyası zamanla daha karmaşık hale gelir ve daha dinamik bir görünüm kazanır.

    • Organizma yaşamını devam ettirebilmek için çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır. Çevresindeki hangi öğelerin kalımı için olumlu, hangilerinin yaşamını engelleyici, hangi öğelerin de nötr olduğunu öğrenmek zorundadır. Bu bilişsel öğrenmelerde fizyolojik dengenin korunmasına yardımcı olarak bütüncül bir gelişim için gerekli ortamı sağlar. Bu şekilde öğrenmenin hem fizyolojik hem de sosyal yönlerinin birlikte bütüncül olarak kullanılmasının, öğrenmenin insanın hayatta kalmasında oynadığı gerekli rolü ortaya koyması bakımından önemlidir. Benzer bir durum insanın bilişsel gelişimi içinde geçerlidir. “Bilgiyi İşleme Teorisi”ne göre bireyin belleğinde bir bilginin depolanabilmesi için dikkat, algı ve kodlama gibi bir takım süreçlerden geçmesi gerekmektedir.

    • Bu kurama göre insanda üç tür bellek bulunmaktadır. Bunlar (1) Duyusal Kayıt, (2) Kısa Süreli Bellek ve (3) Uzun Süreli Bellektir. Bir bilgisayarın işlem süreci incelendiğinde de RAM (Random Access Memory / Rasgele Erişilebilir Bellek), CPU (Central Processing Unit / Merkezi İşlem Birimi), ve Harddisk (Sabit Disk) gibi donanımların insan bilişsel sitemine benzer bir yapıda organize edildikleri görülmektedir.

    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili bu farklı tanımlar nedeni ile zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    • Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır.

    Beyin iki şekilde düşünür ;

    1. Hızlı,otomatik, bilinç dışı 2.Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…

    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri sonucu bulduğu’’Tahmin Nöronları’’ ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktadır.

    • Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    • BİO-NEUROFEEDBACK bazı nöronların tahmin nöronlarına dönüşümünün sağlanması yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.

    Neurofeedback sistemleri μ ve β ritmleri üzerinden işler. 1961’de deneysel bir psikolog olan Neal Miller otonom sinir sistemi tepkilerinin (örneğin kalp atışı, tansiyon, gastrointestinal faaliyetler, bölgesel kan akışı) istemli olarak kontrol altında tutulabileceğini öne sürmüştür.Miller’ın çalışması diğer araştırmacılar tarafından genişletilmiştir. Bu dönemden sonra, 1970’lerde UCLA’dan bir araştırmacı Dr. Barry Sterman tarafından yapılan bir araştırma deney hayvanlarının beyin dalgalarını kontrol etmek üzere eğitilebildiklerini ortaya koymuştu. Sterman sonraları araştırma tekniklerini epilepsi hastaları üzerinde uygulamış ve biofeedback tekniklerini kullanarak hastaların nöbetlerini yüzde 60 oranında azaltmıştı.

    • Sterman’dan roketlerde,uzay mekiklerinde kullanılan hydrazin denen yakıtın epilepsi nöbetlerini neden tetiklediğini araştırması NASA tarafından istendi, o da kediler üzerindeki denemelerinde SMR dalgaları artırılan kedilerde nöbetlerin kesildiğini saptadı…Epilepsi hastalığı olan insanlara bu dalgalarını arttırmaları öğretildi ve bunlarda da nöbetlerin azaldığı görüldü.Yapılan deneylerde şöyle bir gözlem daha elde edildi: Epilepsiyle birlikte aynı zamanda hiperaktivite ve huzursuzluk gösteren vakalarda da , SMR dalgası arttırıldığı takdirde bu semptomlar da azalmaktaydı.

    • Bu konuda ilk bilimsel makale 1972 yılında basıldı.Bu makale, 23 yaşında,7 senedir genel tonik-klonik epilepsi nöbeti bir bayana aitti. Ailede epilepsi vakası yoktu ,EEG de ise hiperventilasyona bağlı olarak 5-7 hz yavaşlığında dalga aktivitesi saptadı . Ayrıca bu hastanın her ay iki büyük nöbet geçirdiği tespit edildi.

    • Üç ay boyunca haftada iki kere neurofeedback eğitimiyle SMR dalgasının arttırılması sonucu nöbetlerinin kesildiği görüldü. Bu hasta tedavisinin sonunda artık ilaç kullanmıyordu ve nöbetleri kesilmişti.O dönemden beri NEUROFEEDBACK başarı ile bir çok rahatsızlıkta kullanılmaktadır.

    • Neurofeedback dünyada beyinde yaşanan birçok problemde modern tıp ve sağaltım metodları ile çelişmeden kullanılınabilinir.. Bunlar :

    Her yaştaki Dikkat ve Hafıza sorunları

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı

    Tik Hastalığı, Stres,Çocuklarda Diş Gıcırdatması

    Epilepsi(Sar’a) özellikle de Tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen epilepside

    Migren/ Stres Baş Ağrıları, Kronik yorgunluk hastalığı

    Depresyon/Manik Depresyon,Anksiyete (Sıkıntı Hastalığı), Panik Atak, Obsesyon (Takıntı)

  • Kognitif rehabilitasyon nedir?

    İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji biliminin bir asırlık bir tarihi vardır. Psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır.

    Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.

    Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki; beyin ve davranış, ikincisi; çevre ve davranış ilişkisidir.

    Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için yaratıcı olmak durumundadırlar. Psikologlar araştırma yaparak geliştirdikleri kuramları sınarlar ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan yeni bilgileri uygulama alanında çalışanların kullanımına sunarlar. Ayrıca, bireylerin ve toplumların değişen gereksinimlerini karşılamak amacıyla yeni yaklaşımlar geliştirirler.

    Psikoloji oldukça geniş bir alandır. Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler, lise ve üniversitelerde psikoloji öğretirler, çeşitli testler kullanarak zekâyı ve kişiliği ölçerler, davranışları ve bilişsel işlevleri değerlendirip gerekli durumlarda yardımcı olurlar.

    Çok kapsamlı bir alan olan psikolojinin gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, eğitim psikolojisi, endüstriyel psikoloji, klinik psikoloji, nöropsikoloji gibi alt dalları bulunmaktadır. Bu alanlardan nöropsikoloji, beyin yapısı ve işleyişi gibi zihinsel faaliyetleri ve bu fonksiyonlar ile insan davranışı arasındaki ilişkiyi ele alan psikoloji alt daldır.

    NÖROPSİKOLOJİ

    Psikolojinin alt dallarından biri olan nöropsikoloji, beyninin yapı ve fonksiyonlarının belirli psikolojik olaylarla olan ilişkisini anlamayı hedefler. Nöropsikoloji bilim alanında amaç; tüm canlıların ve özellikle de insan bedeninin en önemli organı olan beyinde meydana gelen işlev bozukluklarının, zihinsel ve davranışsal süreçleriyle etkisini belirlemektir.

    Nöropsikoloji, zihinsel süreçlerin sinir sistemi ve özellikle de beyindeki karşılığını inceleyen disiplinlerarası bir daldır. Bilimsel çalışmalar, zihnin ve beynin birbiriyle etkileştiğini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan nöropsikoloji bilimi tüm canlıların, ancak özellikle de insanın anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.

    Bu bilim dalının ana konusu; beyinde tümör, enfeksiyon ve metabolik nedenlerle oluşan hasar ve bozuklukların zihinsel süreçlere, bilişsel ve duygusal etkinliklere etkisini incelemektir. Bu ‘klinik’ türden bir nöropsikolojidir ve kapsamındaki temel işlemler; tanı koyma, tedavinin etkililiğini değerlendirme ve hastaya özel rehabilitasyon programı oluşturmaktır.

    Ancak nöropsikoloji sadece klinik yönü olan bir bilim dalı değildir. Günümüzde nöropsikoloji bilimi; klinik nöropsikoloji, uygulamalı nöropsikoloji ve temel nöropsikoloji gibi alt dallara ayrılmaktadır. Temel nöropsikolojinin amacı, beyin ve zihin ilişkileri üzerinde araştırmalar yapmak ve bu ilişkiler konusunda model ve kuramlara ulaşmaktır. Ayrıca, gerek klinik ve gerekse temel nöropsikolojideki en temel ve kritik öğe bilişsel süreçlerin güvenilir ve geçerli bir şekilde ölçülmesidir. Bu ise nöropsikolojik testler kullanılarak yapılır. Nöropsikolojik testler ve bunların standardizasyonu, temel nöropsikolojinin en temel faaliyetleri arasındadır.

    Nöropsikolojinin Uygulandığı Alanlar

    Nöropsikolojinin, temelde, beyin-zihin ilişkinin değerlendirilmesine dayanan, sergilediği bütünleşik yaklaşımın kapsamındaki uzmanlık alanlarının bilgi ve becerisinin kullanımını gerektiren ve bu nedenle de disiplinlerarası nitelik taşıyan bir uzmanlık dalı olduğu belirtilmiştir. Bu niteliklere sahip olan nöropsikolojinin uygulandığı alanları üç temel başlık altında toplamak mümkündür: tanı, hasta takibi ve rehabilitasyon, araştırma.

    BEYİN’İN YAPISI VE FONKSİYONLARI

    Yaklaşık 1250-1300 gr. ağırlığında olan insan beyninde, yaklaşık 100 milyar nöron ve yaklaşık 900 milyar Glial hücresi bulunmaktadır. Glial hücrelerinin gelişmiş nöronların büyümesini yönlendirmek, desteklemek ve nöronların etrafını sararak, elektriksel yalıtımı sağlamak gibi görevleri vardır. Diğer bir beyin hücresi olan nöronlar ise; görme, işitme koklama gibi duyusal bilgilerin iletimini sağlamanın yanı sıra, kas hareketlerini kontrol eden, hazmı düzenleyen, hormon salgılayan, hayal kurma, hatırlama, düşünme gibi pek çok sürecin oluşmasını sağlayan bir ağ/şebeke halinde çalışırlar.

    Bir beyin hücresi olan nöronda, hücre gövdesinden çıkan uzantılara akson adı verilir. Aksonun ucunda var olan yumru şeklindeki dallarda ise, komşu nöronlarla iletişimi sağlayan nörotransmitter adı verilen kimyasal ileticiler yer alır. Nöronlar arasında iletişimi sağlayan bu nörotransmitter maddeler çok çeşitlidir: Dopamin, serotonin, norepinefrin, gamma-aminobutirik asit en çok bilinenlerdir. Aslında çeşitli düşünme, bellek, dikkat, hayal kurma gibi bilişsel davranışlarımızın yanı sıra, dürtü, güdülenme, kalp atışı, uyku, yeme, cinsellik vb. motor ve duygusal davranışlarımızın oluşmasını sağlayan beyindeki temel mekanizmanın işleyişi bu nörotransmitter maddelerin aracılığıyla oluşmaktadır. Bu maddelerin beyinde az ya da çok salınması ise bazı nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Milyarlarca nöronun bir araya gelerek oluşturduğu beyin/serebral korteksin yüzeyinde gyrus ve sulcuslar beynin girinti ve çıkıntılı alanlarını oluştururlar. Sulcuslar ve gyruslar sayesinde beyin, kafatası içinde sıkıştırılmış bir şekilde yer alır. Serebral korteks işlevlerine göre 4 temel loba ayrılarak incelenir. Korteksin büyük kısmını kapsayan ve alnımızın hemen üstünde yer alan, alın lobu olarak da adlandırılan frontal lob kişilik, duygular, çevredeki olaylara dikkat etmek, ahlaki değerler, kısa-süreli bellek, karar verme, planlama, akıl yürütme gibi pek çok bilişsel, duygusal ve motor davranışımızın oluşmasında rol oynar.

    Korteksin en üst, tepe bölgesinde ise parietal lob yer alır. Algı ve duyusal davranışlarımızın oluşmasında görev almasının yanı sıra çeşitli duyu organlarından gelen bilgileri birleştirmede, ısı ve acıyı hissetmede ayaklar ve eller gibi vücut organlarının nerede olduğunun bilinmesi ve etkili bir şekilde kullanılmasında, nesnelerin yerlerinin belirlenmesinde, kullanılmasında ve bazı mekansal görüş işlemleri, yönün bulunması parietal lobun fonksiyonları arasındadır.

    Kulakların hemen üstünde yer alan temporal (şakak lobu) lob işitmeyle ilgili duyusal girdilerin işlenmesinin yanı sıra, tutarlı bir şekilde konuşma (wernicke alanı), sözlü ve yazılı malzemenin işlenmesi, bellek gibi davranışlarımızdan sorumlu beyin bölgesidir.

    Beynin arkasında yer alan oksipital lob ise, renklerin görülmesi, nesne ve hayvanların tanınması, görsel bütün bilgilerin işlenmesinde rol oynar.

    Beyin işlevlerini yerine getirebilmek için vücuda giren oksijenin %22’sini kullanır. Kalbin dolaşım sistemine pompaladığı total kan miktarının %16-20’si beyne gelmektedir. Bu da beynin vücuttaki önemini anlamak için yeterlidir.

    Beyin hücreleri arasında fiziksel bir bağ bulunmakla birlikte nöronlar arası elektrokimyasallar beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.

    Dış dünyadan gelen ışık ve ses enerjisi gibi fiziksel uyaranlar duyusal sistem tarafından yakalanır, sinir hücrelerine uyum sağlar ve beyne iletilir. Daha sonra bu iletiler ilk analiz aşamasından geçirilir, diğer merkezlere ve hipocampusa eş zamanlı olarak gönderilerek söz konusu iletilerin birçok işlevi yanında duyusal içeriği de değerlendirir. Bu iz ileride tekrar kortekse ve nörokimyasalların aktive edildiği diğer alanlara yönlendirilir. Bazen bu durum sürekli bellek izlerinin oluşmasına neden olur. Öyle ki aynı ve ya benzer duyusal izlenimler algılandığında bellek izi faaliyete geçirilebilir.

    Dış dünyadan gelen uyaranlar aracılığı ile bir nöron ne kadar çok ateşlerse bağlantılı olduğu nöronlar üzerinde o kadar büyük etkisi olur. Nörol işlenme beynin tamamına yayılır ve birçok gölgede paralel biçimde gerçekleşir.

    Özellikle bellek, algı düşünme ve problem çözme gibi yüksek düzeyli bilişsel ve karmaşık süreçler algısal ve motor alanların ilişkileri sonunda ortaya çıkar ve beynin tamamına dağılmış alt işlevlere ayrılır. Beyin işleyişi ile ilgili birçok bilgi patolojik beyin çalışmaları, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve beyin görüntüleme yöntemleri ile elde edilmiştir.

    Yapılan araştırmalarda deneklere yaptırılan faaliyetlerin beynin hangi bölgesini daha çok aktive ettiği Positron Emisyon Tomografisi (PET) çalışmaları ile belirlenmiştir. Diğer beyin görüntüleme yöntemleri de bu araştırmaları desteklemektedir.

    PET beyindeki glikoz kullanımını tarar. Pet taramalarında kan dolaşımındaki radyoaktif parçaları ölçen dedektörler kullanılmaktadır. Beynin aktif kısımları daha çok kan akışına ihtiyaç duymaktadır. Kanlanmanın yoğunlaştığı bu bölgeler tarama sonucunda net olarak belirlenebilmektedir.

    Her ne kadar beynin belli bölgeleri belli işlevler için özelleşmiş olsa da dikkat, bellek, zeka gibi bilişsel fonksiyonlar aynı zamanda beynin bütününü kapsayan süreçleri içermektedir.

    Beyinde işleyen bu süreçler birçok bilim dalında incelenmekle birlikte, insan davranışlarının araştırıldığı psikoloji bilim dalını ilgilendirmektedir. Kognitif Psikoloji bu alanda; tecrübe edinme ve düşünme vasıtasıyla edinilen kognitif davranışlar ile ilgilenir. Düşünmeyi, problem çözmeyi ve lisanın kullanılmasını kapsayan bir araştırma ve uygulama alanıdır.

    Bunun için öncelikle dikkat, bellek, zeka gibi bilişsel fonksiyonların tanımlanması, bu fonksiyonların geliştirilmesi için uygulanan kognitif rehabilitasyon sistemlerini incelemek gerekmektedir.

    DİKKAT

    William James’e göre dikkat: Zihnin aynı anda beliren nesne ya da düşüncelerden birini açık ve net olarak sahiplenmesidir. Dikkatin temelinde odaklanma, konsantrasyon ve bilinçlilik yatar. Dikkat denilince bazı uyaranlarla daha etkili olarak uğraşabilmek için onları seçip diğerlerinden vazgeçme anlaşılır. Çevremizde çok fazla sayıda uyarıcı bulunmaktadır. Organizmanın bu uyarıcıların tümünü algılaması mümkün değildir, uyaranlardan birinin seçilmesine algıda seçicilik denir. Çevredeki uyarıcılardan hangisini seçeceğimiz dikkatimize bağlıdır. Dikkat seçiciliği gerektirir. Bu satırları okurken bir an durun ve gözlerinizi kapatarak size ulaşan çeşitli uyaranlara dikkat edebilirsiniz. Bu seçim yapma sürecine seçici dikkat denir. Bir şeye gözlerimizi hareket ettirmeden de seçici dikkat gösterebiliriz.

    Dikkatimizi neye yönelteceğimizi ise ihtiyaçlarımız belirlemektedir. Beynin, girdilerin seçimine aracılık eden iki ayrı sistem içerdiği görülür. Bir sistem yerleştirmeyle ilgili olup pek çok yer arasından birini seçmekten ve bir yeri başka bir yerden ayırmaktan sorumludur. Buna posterior sistem denir, çünkü beyin yapıları –parietal korteksin bir bölümü ve bazı altkortik yapılar- beynin arkasında yer alır. Dikkatle ilgili diğer sistem, bir nesnenin yerinden çok özellikleriyle, örneğin biçimi ya da rengiyle ilgilidir. Buna da anterior sistem denir, çünkü bu yapılar – anterior kuşak ya da bir altkortik yapı- beynin ön kısmında yer alır.

    Bu işlemler dikkatle ilgili faaliyetleri koordine eden ve tepkileri yöneten bir merkezi yürütücü tarafından düzenlenir. Merkezi yürütücü hangi olayların dikkat etmeye değer olduğuna, hangilerinin görmezden gelineceğine karar veren bir denetleyici gibi davranır. Özetle; dikkat edeceğimiz nesneyi, onun ya yeri ya da başka bir özelliği üzerinde yoğunlaşarak seçebiliriz ve beynin tamamen farklı iki bölgesi bu iki tür seçiciliği tamamlamak için kullanılır.

    Bilim çevreleri seçici dikkat görevlerinin yerine getirilmesi konusunda araştırmalar yaparken PET taramalarını, kullanmışlardır. Bu taramalarda bir denekten dikkatini bir yerden diğerine kaydırması istenildiğinde kan akımında dolayısıyla nöral faaliyette (en fazla artışın görüldüğü kortik bölgeler) artış gözlemlenmiştir. Bu sonuç dikkatin beyindeki yerinin her iki yarıkürenin parietal lobları olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, normal bir beynin görevi gerçekleştirirken faal olan bu bölgeleri, bu görevler yerine getirilemiyorsa hasara uğramış demektir.

    Bilim adamları patolojik beyin incelemeleri sonucunda, bu bulguları birlikte ele aldıklarında beynin parietal bölgelerindeki faaliyetin, dikkatin belirli yerlerde toplanmasına aracılık ettiği fikrinde birleşmişlerdir.

    Dikkat edilecek nesne seçildiğinde, nöral süreçte nasıl değişiklikler olur?

    Sorunu somutlaştırmak için bir dizi renkli geometrik nesnenin kullanıldığı bir deneyi ele alalım. Bu deneyde, denekten yalnızca kırmızı olan nesnelere dikkat etmesi ve bir üçgen verildiğinde bunu işaret etmesi istenir. Anterior sistem, dikkati renge yöneltecektir. Peki, her uyaran nöral süreçte başka ne gibi değişiklikler yaratır? Yanıt şudur; Görme korteksinin renkle ilgili bölgeleri, deneğin seçici olarak renge dikkat etmediği bir duruma kıyasla daha etkin hale gelir. Daha genel olarak anlatılmak gerekirse, beynin dikkat edilecek özellikle ilgili bölgeleri (bu özellik renk, biçim, doku, hareket vb. olabilir) faaliyetlerini artıracaktır. (Posner ve Dehaene, 1994).

    Dikkat edilen özelliklerin bu şekilde büyütülmesiyle ilgili en iyi bulgulardan bazıları PET araştırmalarından sağlanmıştır. Bir deneyde (Corbetta vd, 1993), beyin taraması uygulanan deneklere çeşitli renk ve biçimlerde hareket eden nesneler gösterildi. Deneklerden bir durumda hareket halindeki nesneler arasında meydana gelen değişiklikleri, bir başka durumda ise renk değişikliklerini keşfetmeleri istendi. Burada, ilk durumda dikkat edilen özellik hareket, ikincisinde ise renkti. Fiziksel uyaran her iki durumda özdeş olsa da, hareketle ilgili olduğu bilinen kortik alanların ilk durumda, renkle ilgili olan alanların ise ikinci durumda daha etkin oldukları görüldü.

    Bu tür çalışmalar sonucunda, dikkatin çoğalmasıyla ilgili olan şeylerin yalnızca psikolojik değil, biyolojik olduğu da ortaya çıkmıştır.

    Dikkat, farklı ihtiyaçları karşılamak için özelleşmiştir. Yoğunlaştırılmış dikkat ile bölünmüş dikkat de dikkat türlerinden olmakla birlikte aralarında önemli bir fark bulunmaktadır.

    Yoğunlaştırılmış Dikkat

    Yoğunlaştırılmış dikkati analiz etmek adına yapılan deneylerde deneklere aynı zamanda iki veya daha fazla duyusal uyarının verilmesi ve bunların tekine tepkide bulunmaları talimatının verilmesi istenmiştir. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar bize insanların belli girdileri, diğerleri arasından ne derece etkili bir seviyede seçebileceğini gösterir. Seçme sürecinin yapısını ve dikkat edilmeyen uyaranların akıbetini araştırma imkânı verir.

    Bölünmüş Dikkat

    Bölünmüş dikkati analiz etmek adına yapılan deneyler de ikiden fazla duyusal uyarının aynı anda verilmesiyle incelenir ama burada, deneklerden bütün uyaran girdilerine dikkat edip tepkide bulunmaları istenir. Çok genel olarak, bölünmüş dikkat deneyinde iki farklı uyaranın aynı anda süreçleşmesi söz konusudur (Kendilerine söylenen kelimeleri tekrar ederken bu kelimeleri kâğıda yazmak gibi). Bölünmüş dikkat çalışmaları kişinin prosesleme sınırları hakkında kullanışlı bilgiler sağlarken aynı zamanda da dikkat mekanizmaları ile onların kapasiteleri hakkında fikir verebilir. Prosesleme düzenindeki çeşitli noktalarda; ilgili malumatı, ilgisiz olanından ayıklamak için bir mekanizma olarak ele alınabilir.

    Milyonlarca dış uyarana rağmen belirli olaylarla diğerlerine göre daha çok ilgilenmemizin nedenlerinden biri, kanal kapasitesinin bilgi işleme yeteneğimizi kısıtlamasıdır. İkinci neden ise hangi detaylarla ilgileneceğimiz konusunda kontrol yetkimizin olmasıdır. Beyinde aynı anda birkaç sinir lifi ateşlendiğinde beyne aynı anda birkaç duysal mesaj gelebilir. Filtre modelinde Broanebdt’ın seçici dikkat ve bellek arasında bir bağlantı oluşturması pratik ve teorik açıdan önem taşımaktadır. Bu teori seçici dikkatin birkaç fenomene bağlı olmadığını neredeyse bütün bilişsel sistemlerle iletişim içinde olduğunu hatırlatmaktadır. Bu modele göre dikkat bir kanaldayken diğer kanal kapatılır.

    Otomatik İşleme

    Bilginin otomatik işlemesi konusunda Posner ve Snyder (1974-1975) çok yapısal bir tanımı paylaşmışlardır. Otomatik süreç istemdışı gerçekleşmektedir. İçinde farklı renklerle yazılmış kırmızı, yeşil gibi sözcükler geçen ve katılımcılardan sözcüğün rengini söylemleri istenen stroop testinde kişiler, iki görev arasında çelişkiye düşerler ve genelde sözcüğün rengini söylemek yerine sözcüğü okurlar. Renk tanımlamaktan daha güçlü bir otomatik işlem olan okuma işlemi baskın çıkar.

    Otomatik işlemler hakkındaki çalışmalar bize bilinçdışında gerçekleşiyormuş gibi gözüken karmaşık bilişsel faaliyetler hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. Keman çalmak, araba kullanmak gibi faaliyetler muhtemelen üzerinde çok çalışılmış ve hatta birçoğu otomatikleşmiş faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerdeki başarılı performansımız bilincimizi daha zor ve dikkat gerektiren işlemlere yönlendirmemizi sağlar.

    Belirli koşullar sağlandığında bilinçaltı kolaylaştırma etkisi görüldüğü bilinmektedir. Ancak bilincin sınırlı kapasitesi vardır. Eğer bir iş, bilincin çok fazla katkısını gerektirmiyorsa aynı anda iki faaliyeti gerçekleştirebiliriz. Klasik olarak çalışan bellekte yaklaşık 5-9 sözcük veya sayı tutulduğundan bahsederiz. Ama bu sayı onları tekrarlamıyorsa 3 veya 4 e düşer. Aynı şekilde otomatik süreçler aynı anda gerçekleşirken kısıtlı hareketler (kontrol edilmiş) bir şekilde önce biri sonra diğeri olmak üzere gerçekleşir. (Laberge 1980) Dikkatli, şekilde çalışmış ikili görev durumlarında; bilinçli bir şekilde kontrol edilen görevler birbirleri ile karıştırılır, gecikme ve hatalara neden olurlar ama görevlerden biri ya da ikisi pratiklerle otomatikleştiğinde karışma azalır ve tümü ile kaybolabilir.

    BELLEK

    Bellek, benlik duygumuza ilişkin süreklilik duygusu sağlayarak, bilgiyi bir süreç aracılığıyla belli bir zamandan sonra geri getirme becerisi olarak tanımlanabilir. Bellek, algı ve dikkat ile birlikte çalışan kognitif bir fonksiyondur. Bellekten bazı şeylerin geri getirilmesi gibi psikolojik bir işlev, beynin her tarafına dağılmıştır ve bilgiyi geri getirme süreci çeşitli yerlerde paralel yollarla başarılır.

    Bellek kısaca; öğrenilen bilgilerin zihinde tutulması işlemidir. Belleğin değişik türleri vardır. Örneğin, zaman açısından sınıflandırıldığında, öğrenilen bilgilerin kısa süre sonra hatırlanabildiği kısa-süreli bellek; öğrenilen bilgilerin çok uzun süreler boyunca hatırlanmasını sağlayan uzun-süreli bellek gibi. Bellekteki bilgilerin bilincinde olunması ile ilgili sınıflama açık ve örtük belleği içerir. Açık bellek bilerek ve isteyerek, farkında olunarak öğrenilen ve belleğe atılan bilgileri içerir. Örtük bellek ise farkında olmadan öğrenilen bilgilerle ilgili bellektir. Öğrenilen bilgi otomatik hale geldiğinde de örtük bellek kapsamına girer. Mesela bisiklete binme, otomatik hale geldikten sonra artık örtük bellekte yer alır; kişi bu etkinliği genelde düşünmeden sürdürür. Niteliksel açıdan bakıldığında belleğin anısal (episodik) ve anlamsal (semantik) türleri vardır. Anısal bellek belirli yer ve zamanda oluşmuş olaylara ilişkin bellektir. Semantik bellekte ise episodik bellek izleri özümsenmiş, dinamik bellek işlemleri sonucunda kavramlara ulaşılmıştır.

    Belleğin nörolojik temelini araştırma yollarından biri tek tek nöronların ve onun sinapslarının moleküler ve hücresel biyolojisinin araştırılmasıdır. (Squire 1986) Bellek, özel beyin sistemleri her olayın belirli yönlerini temsil etmeleri bakımından lokalize olmuştur. Ancak bütün halinde bir olayın temsilinde birçok nöral sistem rol oynadığı için de yayılmıştır. (Sequire )

    Bilginin kısa bir süreliğine kısa süreli bellekte (KSB) de görsel olarak kodlandığı bulunmuştur. İki hipotetik bellek deposu arasında bir etkileşim vardır ve birçok kuramcı da kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek arasındaki bu etkileşimi kabul eder.

    Bu alanda yapılmış önemli çalışmalardan biri Sternberg Paradigması olarak adlandırılmaktadır. Bu paradigma Saul Sternberg tarafından geliştirilen bir tekniktir. Bu teknik bir dizi tarama görevi içermektedir. Katılımcılara her biri 1.2 sn süren bir rakam dizisi gösterilir. Bu objelerin katılımcıların KSB’ine kaydedildiği varsayılır. Bütün diziler bir bellek seti oluşturur. Katılımcı bu objeleri belleğinde tutabileceğine emin olduktan sonra düğmeye basar ve anında ekranda bir rakam görünür ve katılımcıdan bu rakamın kendi anlık bellek setindeki rakamlardan birisi olup olmadığına karar vermesi istenir. Katılımcıların görevi o anda aklında bulunan rakamlarla ekranda görünen rakamı karşılaştırmaktır.

    Benzer çalışma harfler, sözcükler, yüzler, renkler ve fenomler gibi uyaran setinde de gözlenmiştir. Sternber deneyinde bellek setindeki objelerin her birisinin işlenmesi için gereken zaman miktarı 38 milisaniye olarak bulunmuştur. Bellek setinde olan ve olmayan itemler için elde edilen reaksiyon zamanları aşağı yukarı aynı olmuştur.

    Hipocampus tek başına USB (Uzun Süreli Bellek)’nin sürekliliğini sağlamaz. Eğer bilgi KSB’de uzun süre kalırsa bu bilgi USB’ye dönüşür. Çünkü KSB kapsamında beyinde kendi kendini faaliyete geçiren bir nöral faaliyet döngüsü mevcuttur. Eğer bu döngü bir süreliğine aktif kalırsa bazı kimyasal ve yapısal değişiklikler olur ve bunun sonucunda anı kalıcı şekilde depolanır. Bilgiyi sadece KSB’de depolamak onun kalıcı olmasını garantilemez. Bununla birlikte eğer bilgi mevcut diğer anlamlı anılarla birleşirse daha uzun süreli hatırlanabilirliği artar.

    Heyecanlı bir olay olduğunda adrenal medullanın (şimdilerde bir anıyı pekiştirdiği gösterilmiş olan) kana yaptığı epienfrin salgı artar. Epinefrin, muhtemelen beyin sinapslarını doğrudan uyarmaz. Çünkü kan beyin engelini aşamaz. Ancak epinefrin depolanmış glikojeni bir şeker olan glikoza çevirir, böylece beyni besleyen kandaki glikoz miktarı artar.

    USB’de bilgi açıkça işitsel, görsel ve anlamsal şekilde depolanır. USB hakkındaki belki de en yaygın varsayım buradaki bilginin düzenli bir şekilde organize olduğudur. Belirli bir bilginin hatırlanması bu bilgiye ulaşıncaya kadar ilişkili diğer bilgilere de erişme kapasitesi olan bu ağa giriş yapılarak meydana gelir.

    Duyusal hafıza deposu, bilginin geliş yoluna (göz, kulak) has bir depodur ve bilgiyi çok kısa bir süre için tutar. Daha ileri düzeyde işlenmek üzere uygun bilgilerin seçilmesi ve uygun olmayan bilgilerin elenmesi arasında ince bir denge var gibi görünür. Yakınsak ve görsel depoda olduğu gibi duysal verinin kısa sürede ve yanlışsız kaydedilmesi bize sadece uygun olan bilgiyi daha ileri düzeyde işlemek üzere seçmemiz için bir mekanizma oluşturmamızda yardımcı olur.

    Kısa süreli hafıza deposu, nispeten sınırlı kapasiteye sahiptir. Çevremizden sayısız uyaran toplayan resptörler ile geniş bir bilgi deposu olan uzun süreli bellek arasındadır.

    Uzun süreli hafıza deposunun, temelde sınırsız bir kapasitesi vardır ve bilgiyi çok uzun zaman dilimleri içerisinde tutar.

    Görsel Depo: Pek çok araştırmacı görsel belleğe giren bilginin doğru olarak temsil edildiğini ancak bilginin daha ileri seviyede işleme tabi tutulmadıkça çabucak kaybolduğunu bulmuştur.

    Hafıza depolarının kendisi temel yapıyı şekillendirir, dikkat ve tekrar süreçleri ise hafıza depoları arasındaki bilgi akışını kontrol eder. Bununla birlikte, bu çok depolu hafıza modeli yapı içerisinde işleyen süreçlerden ziyade yapının kendisi üzerinde yoğunlaşmıştır. (George Sperling.) Çok depolu hafıza sistemi modeline göre uzun süreli depodaki objeler işlenmiş bir şekilde depolanır.

    Belleğin iki temel boyutta belirgin özellikleri vardır;

    Birinci boyut belleğin aşamalarını ifade eder;

    Kodlama, depolama ve ara-bul-geriye getir aşamaları. Kodlama dış dünyadaki uyarıcıların belleğe kaydedebilecek biçime dönüşmesine, depolama kodlanan bilginin tutulmasına ve ara-bul-geriye getir işlemi de depolanan bir bilginin gerektiği zaman aranıp bulup çıkarılmasına verilen addır.

    İkinci boyut belleğin türlerini ifade eder:

    Kısa süreli ve uzun süreli bellektir.

    Günlük yaşamda bireyler arasında gözlenen bellekteki yetenek farklılığı, uzun süreli bellekten ileri gelir. Anlaşıldığı kadarıyla, kısa süreli belleğin ara-bul-geriye getir düzeni tüm insanları kapsayan evrensel bir süreçtir. Araştırmacılar, kısa süreli belleğin insan düşünme sürecini doğrudan etkilediği kanaatindedir. Birçok psikologa göre, kısa süreli bellek kapasitesi, insan düşünmesinin de sınırlarını belirler. Bazı psikologlar yaptıkları araştırmalarla bu sonucu bilimsel olarak kanıtlamışlardır. (Daneman ve Carpenter, 1981; Miller ve Kintsch, 1980)

    Hatırlama

    Öğrenilen bilginin uzun süreli hafızaya kaydedilebilmesi için farklı birkaç etken gerekmektedir. Bir bilginin uzun süreli belleğe girmesi protein sentezi ile gerçekleşir.

    Bir örnekle açıklamak gerekirse: Size bir dizi kelime çifti verilsin ve dizideki kelime çiftlerinden biri söylenince sizin öbür kelimeyi hatırlamanız istensin Örneğin tarak-kitap kelime çiftinde, tarak dendiğinde (uyarı kelime) sizin kitap kelimesini (tepki davranım) hatırlamanız isteniyor. Böyle bir belleme durumunda, iki kelime arasında anlamlı bir ilişki kurulursa, hatırlama miktarları artar.

    Anlamlı ilişki iki türlü kurulabilir. Ya (1) tarak ve kitap kelimeleri aynı cümle içinde kullanılır. (“tarak kitabın içinde saklı”), veya (2) tarak ve kitap hayalinizde birbirleriyle ilişkili hale getirilir. (kitap içinde duran bir tarağın resmi düşünülür). Cümle içinde kullanılarak, ya da hayalde birbirleriyle ilişki içine sokulan kelimeler uzun zaman bellekte kalır.

    Hayal etme ve Kodalama: Herkes kendine göre belleğe yardımcı bir düzen geliştirebilir.

    Ayrıntılama ve kodlama: Ne kadar ayrıntılara giderek öğrenilirse bilgi, o kadar rahat hatırlanmaktadır.

    Sık algılanan özellikler bellekte nadir algılananlardan daha kalıcı şekilde depolanır. Heyecan dolu olaylar, heyecansız olaylardan daha fazla insan zihnini uğraştırır ve bu nedenle zihinde daha çok tekrar edilir. Zihinde çok tekrar edilen bu bilgi uzun süreli hafızaya daha kolay kaydolur.

    Bir bilgiyi kodlarken (öğrenirken) onu nasıl arayıp-bulup-geriye getireceğinizi (hatırlayacağınızı) planlar, ara-bul-geriye getir ipuçlarını açık seçik belirterek araştırma yaparsanız bu, hatırlama anında bilginin kolayca bellekten alınıp çıkarılmasına yol açar. Yaptığınız organizasyon size anlamlı geldiği sürece doğru yoldasınız demektir. Böyle bir örgütleme hatırlamamıza mutlaka yardımcı olur.

    William James’e göre bellekten bulup çıkarma çaba gerektirir ve bu bulup çıkarma yani hatırlama ile bir şeyi doğrudan bilinçli deneyimlere dayanarak hatırlama arasındaki fark gözden kaçırılmamalıdır.

    Hatırlanması gereken iki kavram arasındaki ilişkiyi ne kadar sıradışı ve tuhaf bir şekilde canlandırırsanız sözcüğü hatırlama olasılığınızda o oranda artacaktır.

    Beyin hatırlamada geri getirilen bilginin uygun olduğunu tespit eder. Tanımada ise, geri getirilen bilginin aranılan bilgi olduğuna karar verilir. Bu görüşe göre hatırlamada, bir bilgi hem geri getirilir, hem de tanınırsa gerçekleşir. Hatırlama ve tanımayı farklı şekillerde etkileyen değişkenler vardır. Sıklıkla kullanılan kelimeler, daha az sıklıkta kullanılan kelimelere göre, daha kolay hatırlanır. Günlük dilde sıklıkla kullanılan kelimeler arasındaki bağlantı kodlarını işlemek daha kolaydır. Bu kolaylık bilginin tespit edilmesine yardımcı olur ve böylece bilgi hatırlanır.

    Hatırlama ve tanımayı etkileyen ikinci bir değişken öğrenme niyetidir. Örneğin, bir kelime listesinin belirli bir amaçla öğrenilmesi tanımayı çok az engellerken, hatırlamayı daha çok engeller. Tanımanın çok az engellenmesi, bilginin tekrar edilmesi yoluyla aşinalığın artmasına neden olur. Aşinalık arttıkça, tanıma artacaktır. Amaçlı olarak öğrenilen, materyale tekrar yoluyla aşinalık arttıkça, bilgiye ilişkin tanıma kararı o denli hızlı verilir. Aşinalık az olduğunda ise, bilginin hatırlanması gerekmeyen bir materyal olduğu kararı daha çabuk verilecektir.

    Hatırlama ve tanımayı etkileyen üçüncü bir değişken ise, öğrenme staratejisidir. Deneklerin kendilerine öğrenmeleri için verilen materyali, daha sonra bir hatırlama veya tanıma testine tabi tutulup tutulmayacaklarına dair beklentilerine bağlı olarak, farklı şekillerde öğrendikleri görülmektedir. Hatırlama testine tabi tutulacağını sanan bir grup denek ile tanıma testine tabi tutulacağını sanan bir grup deneğin gösterdikleri performans farklı olmuştur. Beklentileri yönünde, teste tabi tutulan deneklerin, performansları daha başarılı olmuştur. Hatırlama/geri getirme, depodan hedef materyalin orijinal halinin geri getirilmesine dayanır. Ancak bazen, materyal olduğu gibi geri gelmez. Geçmiş ile ilgili bilgilerimiz, bu materyali yeniden yapılandırır ve materyal bu yapılandırılmış hali ile geri getirilir.

    USB’deki bilgiler edilgen oldukları için çoğunlukla hangi bilgilere sahip olduğumuzu bilmeyiz. Uzun süreli bellekteki bilgiler yeri geldikçe hatırlama süreci ile kısa süreli belleğe çağrılarak etkin hale gelir. Hatırlayabilmemiz için iki koşulun yerine getirilmesi gerekir: (1) Hatırlamak istediğimiz bilginin belekte depolanmış olması ve (2) depolanmış bilgiye bizi götüren ara-bul geriye getir ipuçlarının var olması gerekir. Hatırlama ile ilgili yapılan araştırmalar ara-bul-geriye getir ipuçları kaybolmasının hatırlayamama olayının en belli başlı nedenlerinden biri olduğunu gösterir. Hatırlama ile ilgili deneyler tekrar tekrar göstermiştir ki örgütlenerek öğrenilen bilgi, hiç örgütlenmeden bellenen bilgiden iki veya üç kat daha kolay hatırlanır. Bilginin hatırlanma hızı ve kapsamı örgütleniş biçimine göre değişir. Buna karşılık iyi kodlanmayan hiçbir şema ile ilişkilendiremediğimiz bilgiler ise zor hatırlanır. Bu nedenle basit tekrarla (ezberleyerek) uzun süreli belleğe kodladığımız bilgileri hatırlamakta güçlük çekeriz.

    Yapılandırıcı Bellek

    Öğrenilecek bilginin ya da olayın karmaşıklık derecesi arttıkça belleğin bir başka özelliği kendini belirtmeye başlar. Bellek pasif bir depolama yeri olarak hareket etmez, aktif bir biçimde gelen bilgileri yapılaştırır, eklemeler ve çıkarmalar yapar, boşlukları “uygun bir biçimde” doldurur. Belleğin bu yönüne yapılandırıcı (constructive) özellik adı verilir. Belleğin yapılandırıcı özelliği daha önceden olmuş bir olayı hatırlarken kendini daha etkin bir biçimde gösterir.

    Kısa süreli bellekteki bir birimi bulmak için yapılan ara-bul-geriye getir süreci bellekteki her birimi sırayla gözden geçirilerek başarılır. Uzun süreli bellekteki bilgileri kullanarak kısa süreli bellekteki yeni bilgileri daha büyük anlamlı bilgi grupları halinde toparlamaya kümeleme adı verilir ve kısa süreli belleğin kapasitesini artırmada tek yol olarak kullanılır.

    Uzun süreli bellekte bilgi temel anlamına göre kodlanır. Hatırlanması gereken yeni bilgiler ne kadar anlamlı ise ve birimler arasında ne kadar iyi ilişkiler kurulmuşsa, o kadar iyi hatırlanır.

    Öğrenme sırasında bilgi örgütlenmişse ve öğrenmenin içinde yer aldığı bağlama hatırlama anındaki bağlam birbirine benzerse ara-bul-geriye getir ipuçları da o kadar çok olur ve böylece hatırlama kolaylaşır.

    Unutma (Birbirine Etki Ederek Bozma Teorisi)

    Unutma ile ilgili teoriler arasında en etkili olandır. Bu görüşe göre unutulan bir hatıra ne kaybolmuştur ne de hasar görmüştür. Sadece diğer hatıralar arasında yanlış yere konmuştur.

    Bu teori temel olarak üç fenomenle ilişki halindedir;

    1)Aktarma (transfer)

    2)Daha önce öğrenilmiş olanın (eski hatıraların) yeni öğrenenlerin (yeni hatıralara) etkileyerek bozması ve yeni öğrenilmiş olanın hatırlanmasını engellemesi. Bozucu Etkinini İleriye Yönelik Etkisi İYE (proactive interference)

    3)Yeni öğrenilmiş olanın eskiden öğrenilmiş olanı etkileyerek bozması ve onun hatırlanmasını engellemesi. Bozucu Etkinin Geriye Yönelik Etkisi GYE (retroactive interference).

    Bir fizyolojik bilgi olmaksızın, depolamanın etkisini, geri getirmenin etkisinden ve de kayıt etmenin etkisinden ayırt etmek zordur (Watkins1978).

    Son zamanlarda hafızanın temelinde yatan beyin süreçleri artık açıklanabilmektedir. Öğrenilen materyal hafızadaki yerini ancak, beyinde belli fizyolojik değişiklikler meydana gelirse almaktadır.

    Mikroskobik değişiklikler, nöronlar içerisindeki, arasındaki ve muhtemelen sinaptik bağlantılardaki faaliyetleri kapsar. Birçok araştırmacı; öğrenmenin bir dizi süreci başlattığını ve bu süreçlerin de, proteinlerin imal edinmesine ve uzun süreli yapısal ve işlevsel değişimleri üreten sinapslara aktarılmasına sebep olduğunu ileri sürer. Bunun yanı sıra, bu süreçlerin tamamlanması zaman alacağından hafızanın da, bu aradaki zaman zarfında öğrenmenin hemen başında hızla sahneye giren ayrı bir kısa süreli hafıza deposu aracılığıyla ortaya çıkması gerektiğine inanmaktadır.

    Bilişsel psikologlar uzun süreli belleğe depolanan bilgilerin türü ve örgütleniş biçimlerine göre üç türlü bellek tanımlamaktadır. (Woolfolk 1993) bunlar anlamlı bellek, anısal bellek ve işlemsel bellektir.

    Anlamlı bellek (semantic memory) bilginin anlamlı hale gelmesini sağlar. Bu bellekte birbiri ile ilintili bilgiler bir araya gelerek önermeler ağını oluşturur.

    Anısal bellek (epsodic memory) ise yaşadığımız olayların depolandığı yerdir. Episodik hafıza, kognitif faaliyetin bir kaydı olarak görülmektedir. Bu sebeple, semantik hafızanın durumu, Episodik hafızayı ister istemez etkilemektedir.

    İşlemsel bellek (procedural memory) belli bir işin yapılması için gerekli işlem basamaklarının sırası ile saklandığı yerdir.

    Bir kişi anlamsal bellek faaliyetleri yaparken korteksin bir bölgesi, episodik bellek faaliyetleri yaparken ise korteksin başka bir bölgesi aktiftir.

    Bellek ve Seçici Algılama

    Çevrede olan nesne ve olaylar, o olay ya da yaşantının türüne uygun bir duygusal kodla algılanır ve kısa süreli belleğe gelir. Yapılan çalışmalar resimlerin hatırlanmasında sesle ilgili kodlama yerine, görsel kodlamanın daha ağır bastığını göstermiştir.

    Çalışma Belleği

    Çalışma belleği biz bilişsel görevleri yerine getirirken bilgiyi geçici olarak tutan ve düzenleyen bir sistem olarak tanımlanan bir bellektir. Çalışma belleği yeni ve eski bilgilerin sürekli olarak dönüştürüldüğü, birleştirildiği ve aktarıldığı bir çalışma masası olarak kavramsallaştırılabilir.

    Çalışma belleği kavramı ayrıca kısa süreli belleğin kapasitesinin yedi item ile sınırlı olduğu görüşüne karşıdır. Baddeley belleğin genişliğinin bilginin tekrarlanma hızı tarafından belirlendiğini öne sürer.

    Çalışma belleğinde sadece bilginin sınırlı bir kısmını tekrar edebiliyor olmamız, fenolojik döngü olarak adlandırılan bölgede sözcüğü seslendirme zamanının belirleyici bir faktör olmasındandır. Fenolojik döngü sözel kavrama için içsel konuşmayı tutan bir tekrarlama alanıdır. Ayrıca imgeleri tekrarlamadan ve onları kabaca tutmadan sorumlu olan görsel mekansal alan vardır.

    Çalışma belleği modeli ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra araştırmacılar uygun psikolojik ölçümler kullanarak fonolojik döngü, görsel mekansal döngü ve merkezi yürütücünün doğasını öğrenmeye daha çok odaklanmışlardır. Ayrıca son zamanlarda nörobilişsel ölçümler bu modele büyük bir başarı ile uygulanmaktadır. Bunlara ek olarak beyin görüntüleme teknolojisi ile yapılan çok sayıda gözlem bellek modellerine uygulanmaktadır.

    Uyaranlar dış dünyadan çalışma belleğine kodlanır ve sistem içersinde döndürülür ve çıktı performans olarak bazı davranışlarda kendini gösterir. Bilgi sistemin etrafında döndüğü zaman meydana gelen olaylar ilginçtir. Bu yapı içinde üç tip bellek vardır bellek tipleri; çalışma, ifade edilebilir ve üretici bellektir. Çalışma belleği kısa süreli belleğin bir çeşididir. Bu sistem USB’den çağrılan bilgi de dahil olmak üzere o anda mevcut olan bilgi üzerinde işlem yapar. Çalışma belleği aslında aktif belleğe işaret etmekte olup işe karışan süreçlerin çoğunun merkezidir.

    Bağlantıcılık ve Bilginin Temsili

    Bellek algı düşünme gibi zihinsel operasyonların üst seviyede kompleks bir sinir ağı boyunca paralel bir şekilde yayıldığı düşünülür. Bu teori birimlerinin paralel veya eşzamanlı olarak sistem boyunca birbirini uyardığı veya ket vurduğu varsayımına dayanır. Bir nesne imge veya düşünce diğer nesneler, imgeler veya düşüncelerle olan bağlantıları ve atıflarıyla birlikte bellekte depolanır. Bir şeyin tanınması gerektiğinde depolanmış olan bilgi ile sorunun unsurları arasında bir eşleştirme yapılır. Bilginin temsil edilme şekli durağandır ve bilgiye erişmek için kullanılan araç ipucunun bellekteki bilgiyle eşleşmesidir.

    Bilginin temsili konusunda PDBI (Pararel Dağılımlı Bilgi İşleme) modelleriyle geleneksel modeller arasındaki fark hem süreç hem de öğrenme için oldukça önemli çıkarımların olmasıdır. Bilginin temsili, bilgi sürecinin gidişatını etkilemesiyle oluşur. Süreçteki bilgiyi kullanmak için bellekteki ilgili bilgiyi bulma ve geri getirme meselesi çok da uzun süre almaz; bu bir araştırma olup bu sürecin kendisinin bir bölümü ve parçasıdır. (McClelland, Rumelhart Hinton)

    Geleneksel modellerde öğrenmenin amacı ipuçlarının genellenmesine ve bilginin geri getirilmesine imkan veren açık kuralları oluşturmaktır.

    BELLEK GELİŞTİRME MODELLERİ

    Miller 7 birim bilginin tutulabildiği bir bellek modeli varsaymıştır. Bu modelde her bir harf bir bilgiyi temsil eder böylece bir boşluğu doldurur. Fakat bir sözcüğü oluşturan harfler bir sözcük birimi içinde kümelendiğinde, bu sözcük birimlerinin her birisi yine KSB deki yedi boşluktan birisini doldurur. Böylece harf dizileri sözcük birimleri halinde kodlanarak KSB’nin kapasitesi bir defada tutulan harf sayısı cinsinden ayrılmış olur. Bu yüzden anlık kapasitemiz yedi birimlik bilgi ile sınırlı görünse bile kümeleme yöntemi kapasitemizi büyük ölçüde genişletir.

    Waugh ve Norman: Kısa süreli depolama sisteminin kısıtlı bir kapasiteye sahip olduğu kabul edilmiştir. Öyle ki kısa süreli depodaki bilgi kaybının zamanın basit bir işlevi değil yeni bilginin eski bilginin yerini almasının bir sonucu olduğu varsayılmıştır.

    ZEKA

    Zeka terimi çok yaygın olarak kullanılmasına rağmen, henüz psikologlar tek bir tanım üzerinde anlaşamamışlardır. Zeka, çevredeki uyaranların algılanması, uyarıcılar arasında ilişki kurulması, algılanan bu uyarıcıların doğru bir şekilde değerlendirilmesi, soyut akıl yürütme, düşünme, öğrenme, öğrenilenler ve deneyimler arasında bağlantı kurma ve bunları kullanabilme, zihinsel esneklik, çok aşamalı plan yapabilme, yaratıcılık v.b. gibi yetenekleri içermesinin yanı sıra; kişinin amaçlı eylemde bulunmak, akılcı biçimde düşünmek ve çevresiyle etkin bir biçimde ilgilenmede sergilediği kişisel bir özelliktir. Bir bilişsel süreç olan zeka, kompleks bir yapıdan oluşur.

    Kognitif Yaklaşım

    Zekâdaki dönüm noktasının, organizmanın dünyaya ait cepheleri zihinsel olarak temsil edebilme ve daha sonra da dünyanın bizzat kendisinden ziyade bu temsilleri kullanarak işlemler yapabilme yeteneğinde yattığını ileri sürer.

    Yüz hafızasıyla renk hafızası iki ayrı hafıza faktörü gibi gözükmektedir. Bu bölgelerin kodlarındaki farklı işlevleri ile kodlanan materyalin hatırlanışı, bu materyali öğrenen kişinin kodlamada müracaat edebileceği bilgi deposunun zenginliğine bağlıdır. Yüksek zekânın da mükemmel hafızayla bazı bağlar göstermesi hiç de şaşırtıcı değildir.

    Binet ve meslektaşı Simon, “zekânın, daha ziyade kognitif işleyişin birçok alanında kendini gösteren, genel bir vasıf olduğu” önermesiyle işe başlamışlardır. Zekânın doğasını açıklamada psikometrik yaklaşımı kullanan araştırmacılar zekâ testlerinden sağlanan sonuçları inceleyerek zekânın yapısı hakkında bir şeyler keşfetmeye çalışırlar. Zekânın bölünmez bir bütün yetenek mi yoksa birbiriyle ilişkisiz çeşitli yeteneklerin bütünü mü olduğunu belirlemek için araştırmacılar farklı alt testler arasındaki korelâsyonlara bakmışlardır.

    Zekice (veya zeki ve olamayan) performansı anlamak bizim, lisan, hafıza, dikkat, algı gibi diğer kognitif süreçlere olan ilişkisini de kapsayan makul bir düşünme ve problem çözme teorisine ihtiyacımız vardır.

    Zekânın temelinde bulunan süreçlerin araştırılmasında oldukça farklı bir hareket tarzı da, esas ilgi alanları öğrenme, hafıza, dikkat gibi kognitif süreçler olan psikologlarca geliştirilmiştir.

    BEYİN İLE İLGİLİ KURAMLAR & BEYİN ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR-DENEYLER

    Dikkat ile ilgili bilgi-işleme bakış açısı, büyük bir oranla işitsel araştırmalardan gelmiştir; ancak, o zamandan beri görsel ve anlamsal araştırmalar da ortaya çıkmıştır. Cherry (1953) tarafından yapılan ilk araştırmalardan biri, gölgeleme adı verilen bir deneysel yöntemin geliştirilmesine yol açmıştır. Gölgeleme, artık işitsel dikkat araştırmalarında standart bir yöntem haline gelmiştir. Gölgelemede katılımcıdan bir sözel ifadeyi, ifade sunulurken tekrar etmesi istenir.

    Görev eğer konuşma hızı yavaşsa zor olmamakta; fakat eğer konuşmacı hızlı konuşursa katılımcı işittiği konuşmanın hepsini tekrar edememektedir; ancak Cherry’nin deneyinde, aynı anda sunulan iki işitsel mesajdan biri gölgelenirken, diğerinin yok sayıldığı bir ekleme yapılmıştır. Bu mesajlar bazen kulaklıklardan bazen de farklı noktalara konmuş hoparlörlerden sunulmuştur. Cherry (1966) şunları gözlemlemiştir.

    Katılımcı çok geniş bir metin aralığında başarılı olmuş ancak çok zorlanmıştır; çünkü mesajları aynı konuşmacı okuduğunda gerçek hayattaki kokteyl partisinde olduğu gibi, ses farklılıklarının ipucu olarak kullanılması şansı ortadan kalkmıştır.

    Cherry katılımcıların gölgeleme yaptıkları halde gölgeledikleri mesajın çok azını hatırladıklarını bulmuştur. Bilgi işlemenin büyük bir kısmı muhtemelen geçici bellekte yapılmış ve böylece mesaj ne sürekli bellekte saklanabilmiş ne de anlaşılabilmiştir. İlgilenilmeyen mesajlar daha da zor hatırlanmıştır. Mesaj bir konuşma olduğunda, katılımcılar mesajın bir konuşma olduğunu bildirmişler; fakat dikkat edilmeyen mesajda dilin İngilizce’den Almanca’ya değiştiğini fark edememişlerdir.

    Bu mesaja odaklanıp diğer mesajın işlenirliğini azaltmak, insanoğlunun önemli bir özelliği gibi görünmektedir. Bu özellik, bilgi işleme kapasitemizi fazla yüklemeden kısıtlı miktarda bilgiyi işlememizi sağlamaktadır.

    Cherry’nin gözlemlerinden nasıl bir sonuca varılabilir? Görsellik gibi önemli ipuçlarının çoğu Cherry’nin deneylerinde elendiğinden, katılımcıların başka uyaranlara odaklandığı ve bu uyaranların dilin genel kuralları ile ilgili olduğu düşünülebilir. Yaşamımız boyunca, fonetik, harf eşleşmeleri, söz dizimi, tümce yapısı, ses motifleri, klişeler ve dil bilgisi hakkında çok fazla bilgi toplarız. Dil bir kulağa verilirken, öbür kulağa başka bir işitsel sinyal verilse bile, biz bağlamsal ipuçlarına dikkat ettiğimiz için anlaşılır. Dil bilgisi kurallarına ve standart cümle yapısına uymayan mesajların anlaşılabilmesi için güçlü sinyal karakteristiklerinin olması gerekir. Çok tanıdık mesajlar daha kolay işlenir.

    “Unutulan” mesajın kaderi daha büyük bir teorik öneme sahiptir. Dikkat edilmeyen kanallarda ne kadar bilgi kaybolmaktadır!

    Bir deneyde Moray, (1959) diğer kanalı dinleyen katılımcıların, ihmal edilen kulağa sunulan bilginin, 35 kere tekrar edilse bile kalıcı olmadığını görmüştür. Moray katılımcılarına reddettikleri kanaldan soru soracağını söylese bile söylenenlerin çok azını hatırlayabilmişlerdir. Moray bunun üzerine dikkat edilmeyen kanala katılımcının ismini vererek önemli bir adım atmıştır. Bu durumda mesaj daha çok anlaşılmıştır. Bu bazı toplantılarda da olmaz mı? Odanın diğer köşesindeki biri “Anladığım kadarıyla, Ahmet’in eşi…” der ve o anda bütün Ahmet’ler ve eşleri konuşmacıyı dinlemeye başlarlar. Bu duruma “kokteyl partisi fenomeni” denir.

    Burada yaşanan tam bir seçici dikkat durumudur. Kendi adımızın geçtiği konuşmalara ya da ilgimizi çeken şeylere başka bir konu ile ilgileniyorsak bile dikkat ederiz. Örneğin bir otomobil satın almaya karar vermişizdir ve bir marka belirlemişizdir. Trafikte giderken sürekli o otomobiller dikkatimizi çeker. Ne kadar da çokmuş deriz. Oysaki sayıları hep aynıdır. Sadece biz yeni fark etmeye başlamışızdır.

    Şimdiye kadar beyin yapısı ve beynin uyarılmasıyla ilgili yüzlerce araştırma yapılmıştır. Büyük bir kısmı fareler, maymunlar ve kediler üzerinde uygulanan bu araştırmalarda beyinin her bölgesi elektronlar aracılığıyla uyarılmıştır. Bazı beyin bölgelerinin uyarılmasından hayvanlar hoşlanmış ve bu bölgelerin uyarılması olumlu pekiştireç işlevi görmüştür. Hayvanlar bazı bölgelerinin uyarılmasından ise hoşlanmamışlarıdır, bu bölgelerin uyarılması olumsuz pekiştirme işlevini yüklenmiştir. Uyarılmaması ise hayvanın davranışında hiçbir değişiklik yapmamış, başka bir ifadeyle, bu bölgelerin uyarılmasının hiçbir pekiştirici etkisi olmamıştır.

    Öğrenme ile ilgili yapılan deneylerden en çok bilinen “Sultan Deneyi” olarak bilinen şempanze deneyidir. Deneyde, odada yalnız bırakılan şempanzenin ortamda bulunan nesnelerin birbiriyle nasıl ilişkisi olduğunu kavraması beklenmektedir. Algılama ve kavramayı gerektiren araştırmalar, şempanze gibi evrim merdiveninde yüksek basamaklarda bulunan hayvanlarda gözlendiği gibi, fare ve güvercin gibi daha düşük düzeylerdeki hayvanlarda da gözlenmiştir.

    Başka bir araştırmada beynin alın (ön) birleştirme bölgesi problem çözmede gerekli olan düşünme süreçlerinde önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Ayrık beyin araştırması yapan Roger Sperry araştırma sonucunda vardığı sonuçları bilim dünyasına sunmuş ve 1981’de Nobel ödülünü kazanmıştır.

    Yine patolojik beyin araştırmaları sonucunda dikkatin korteksin belirli bir bölgesi ile ilişkili olduğunu ileri sürülmüştür.

    Beyin görüntüleme yöntemleri de beynin bir işlem sırasında hangi bölgesinin daha çok aktif olduğu yönünde aydınlatıcı olmaktadır. Bu görüntüleme yöntemlerinin en sık kullanılanlarından biri daha önce de bahsedildiği gibi PET’dir. Beyin kan ile beslendiğinden çalıştıkça daha çok kana ihtiyaç duyar. Bu kan akışı radyoaktif alıcılar tarafından gösterilir ve bilgisayardaki korteks haritasına aktarılır. Petersen ve arkadaşları 1990 bu konuda deneyler yapmışlardır. 118 serebral korteksin farkındalık ve dikkat üzerindeki etkisi ile ilgili son bilgilere göre dikkat sistemi farkındalığı, görsel sistem gibi beynin diğer bölgeleri ile aynı şekilde üretir ve görsel dünyanın algılanmasındaki gibi diğer duyular nasıl işliyorsa o şekilde düzenlenir.

    Nöral görüntüleme teknikleri ve faaliyet yolları, geleneksel davranışsal çalışmalara ek olarak ilerlemiş nöral görüntüleme teknolojisinden yararlanarak sözcüğün fiziksel, fenolojik ve anlamsal kodlarının farklı nöral alanları faal hale getirdiğini gösterirler. (Posner ve ark.)

    Petersen ve arkadaşları PET taramasını kullanarak farklı anlamsal görevlerle bağlantılı nöral faaliyeti ölçmek için korteks içindeki bölgesel kan akışını değerlendirdiler. Çalışmadan elde edilen veriler sözcüğün görsel sunumunun ventral oksipital lobu faaliyete geçirdiğini buna karşılık anlamsal görevlerde beynin sol kısmının faal olduğunu gösterdi. Katılımcı pasifken, örneğin katılımcıya sadece sözcüğe bakması söylendiğinde bile sözcük oluşturma alanları faal gibi görünmüştü.

    Şablon Eşleştirme Teorisi’ne göre; beynin şekilleri ve görüntüleri nasıl tanıdığına dair bir düşünce, şablon eşleştirme olarak isimlendirilir. (Template Matching) görüntü tanıma bağlamında bir şablon içsel bir yapıya işaret eder ve bu yapısal uyaranlarla eşleşir ise o nesnenin tanınmasını sağlar. Bu süreçte beynin birçok bölgesi ile birlikte özellikle bellek ile ilgili alanlar aktive olmaktadır. Özel şablonlar veya tanımamız gereken çok sayıdaki farklı görüntülere ait özellikler oluşturmaktan ziyade görüntülerin bir çeşit soyutlamasının USB’de depolanması ve bu soyutlamaların prototip görevi yapması muhtemel görülmektedir.

    20. yy ilk yarısında öğrenme laboratuarlarının dışında öğrenilen şeylerin nasıl depolandığı ve dönüştürüldüğü konusuna ilgi duyulmuştur. KSB (Lloyd Peterson ve Margeret Intons Peterson) geçici bir bellek deposunda bilgiyi depolama kapasitemizin ciddi bir şekilde sınırlı olduğunu ve eğer bu bilgi kullanılmazsa büyük miktarda unutulacağını göstermişlerdir. Ancak eş zamanlarda yapılan farklı çalışmalar beyinde kısa süreli bellek kapasitesinin artırılabileceği yönünde olmuştur.

    Hatırlama düzeyi ile ilgili Zinchenko isimli Rus bir psikolog tarafından yazılan makalede, niyet olmasına gerek olmaksızın derin anlamı ile kodlanmış sözcüklerin yüzeysel anlamı ile kodlanmış sözcüklere göre daha iyi bellekte tutulabileceği belirtmiştir.

    Bir başka deneyde ise Kapur ve arkadaşları deneyin bir koşulunda katılımcılardan bir sözcükte bir harfin olup olmadığını bulmaları istenmiştir. (örneğin sözcükte a harfi var mı gibi) diğer bir koşulda ise farklı katılımcılarla her bir sözcük üzerinde çalışmalar yapılmış ve gösterilen sözcüğün canlı mı cansız mı yapıldığı sorulmuştur. İlk durumda bilgi işlemenin yüzeysel olduğu ikincisinde ise bilginin derin işlendiği düşünülmüştür. İlki algısal görev ikincisi ise anlamsal derin görev olarak kabul edilmiştir.

    Bellek güçlendirme ile ilgili Standfor Üniversitesinden Gorden Bower (1790b-1972) yaptığı çalışmalarda yerleştirme yöntemini analiz etmiş ve bir alışveriş listesinin bu yöntemle hatırlanabileceğini göstermiştir.

    Dauglas Herrmann genel bir bellek güçlendirmeden ziyade bazı materyallerin bazı tekniklerle daha iyi hatırlanabileceğini, diğer tekniklerin ise başka türlü materyalleri hatırlamada etkili olabileceğini bulmuştur. Özellikle eşlemeli çağrışımsal öğrenme için; imgeleme kullanılması, serbest hatırlama öğrenmesi için; hikâye hatırlama tekniği, seri halde öğrenme için; yerleştirme yöntemi en iyi yoldur.

    Çağrışımcı Yaklaşım

    Bower, bellekteki anlamsal unsurların organizasyonunun bellek ve hatırlamada daha önce gösterilenlerden daha güçlü bir etkiye sahip olduğuna inandı. Bower, 1972’de bir dizi araştırma yapmış ve cümle içinde kullanılan veya hayalde ilişki içine sokulan kelime çiftlerinin hatırlanma düzeyinin %75, yalnız ezberleme yoluyla hatırlama düzeyinin ise %35 düzeyinde olduğu gözlenmiştir.

    Diğer bir araştırmacı Pavio’nun çalışmaları bilginin bellekte nasıl temsil edildiğinin temel bir teorik açıklaması olan ikili kodlama hipotezinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu hipoteze iki kodlama sisteminin var olduğunu ifade etmektedir. Bu sistemler, Sözel olmayan zihinsel imgeleme ve sözel olan sembolik işleme şeklinde tanımlanır.

    Anderson ve Reder adlı iki psikolog, ayrıntılara inme derecesiyle hatırlama arasında doğrusal bir ilişki bulmuştur. Araştırmacıların elde ettiği sonuçlara göre, en ufak ayrıntılara inilerek kodlanan kelime en iyi, hiç ayrıntılarına ilinmeden kodlanan kelime en kötü hatırlanır. (Anderson ve Reder, 1979)

    Azalma Teorisi: Thorndike tekrar tekrar yapılan hareketlerin veya tekrar tekrar tecrübe edilen olayların daha iyi öğrenilmiş olacağını ve bu sebeple de daha çabuk ve daha kuvvetli bir şekilde yapılacağını iddia eder.

    Örgütleyici Bilgiler: Ausubek ‘in modelinde en önemli kavramlardan biri örgütleyicilerdir. Örgütleyiciler öğrencilerin yeni gelen bilgiler ile halihazırda sahip oldukları bilgiler arasında köprü kurmalarını sağlayan bilgilerdir.

    Guilfordun Zihin Yapısı Modeli: Guilford’a göre zekanın üç temel boyutu vardır. Bunlar zihinsel işlemler; ya da düşünme süreci; içerik ya da ne hakkında düşündüğümüz ve ürün ya da düşünme sürecinin sonucudur. Bu modelde zihinsel işlemler kendi içinde altı alt kategoriye ayrılır. Bunlar; Biliş (eski bilgileri hatırlama ve yenilerini keşfetme), hatırlama (bilgilerin üzerinden zaman geçtikten sonra hatırlanması), belleğe kayıt etme (bilgilerin anında hatırlanması) bütünleştirici düşünme (bir probleme sadece tek yanıt ya da çözüm bulma), ayrıştırıcı düşünme (bir probleme uygun pek çok yanıt ya da çözüm bulma) değerlendirme (bir şeyin ne kadar iyi doğru ve uygun olduğu hakkında karar verme).

    Sternberg’in Üç Boyutlu Zeka Kuramı: Bilişsel kuramcılara göre zeka bireyin bilgileri belleğe depolaması ve bunları zihinsel işlemlerde kullanma biçimine bakılarak ölçülebilir. Bilişsel kuramcılar zekanın yapısı ya da içeriği gibi boyutlara odaklanmak yerine zekice davranışları üreten süreçleri inceler. (Feldman 1997)

    Kodlama Kişisel Farklılıklar ve Normal Üstü Hafıza: Tulving’in öncülüğünü yaptığı bu ayırıma göre semantik hafıza sözcüklerde, ansiklopedilerde bulunan türden belli bir metne bağlı olamayan malumatlar içindir.

    Prosesleme Seviyeleri ve Gelişme Teorisi: Kognisyonun gelişimi ile ilgili teoriler, çocuklardaki öğrenmenin büyük bir kısmının öğrenme maksadı olmaksızın ortaya çıktığı görüşünü kabul ederler.

    Bellek, dikkat ve hatırlama ile ilgili bir deneyi değerlendirecek olursak;

    Unutkanlıklarımızın önemli bir bölümü, kaydetme ya da bulup getirme sırasında gelen uyarıya pek dikkat etmemiş olmamızdan kaynaklanır. Dalgınlık, günlük yaşamdaki bellek yetersizliklerimizin bir bölümünden sorumludur; örneğin herhangi bir nesneyi nereye koyduğumuzu bulamamak gibi. Araştırmalarda, kodlama sırasında dikkati bölmenin, hedeflenen bilgi için zayıf bir bellek oluşturduğu görülmüştür. Bu konudan söz ederken, literatürde “değişiklik körlüğü” olarak adlandırılan olaydan söz etmeden geçmemek gerekiyor.

    Değişiklik körlüğü araştırmalarında, insanlar bir sahneyi ya da bir nesneyi izlerken, buradaki kimi elemanlar birdenbire bir başkasıyla değiştirilir, insanlar bu değişikliği farketmezlerse buna “değişiklik körlüğü” adı verilir. Örneğin, bir araştırmada, basit bir iş yapan bir adamın gösterildiği bir filmde, sahnenin bir yerinde, deneklerin bilgisi dışında, sahnedeki adamın yerini başka bir oyuncu alır.

    Deneklerin yalnızca üçte biri bu değişikliği fark eder. Değişiklik körlüğü üzerinde yapılan başka bir araştırmada izlenen yöntemse şöyledir: Araştırmacılardan biri, kampüsteki insanlardan herhangi birine yol sorarken, konuşmanın orta yerinde, iki kişi bir kapı taşıyarak aralarından geçerler. Bu sırada, kapının arkasında kalan araştırmacı, başka bir araştırmacıyla yer değiştirir. Araştırmaya katılan 15 kişiden yalnızca yedisi bu değişikliği fark edebilmiştir. Yol soran kişinin değiştiğini fark etmeyenlerin hepsinin orta yaşlı ya da orta yaşın üzerinde kişiler olduğu dikkati çekmiştir.

    Araştırmacılar bu kişilerin, yol soran kişiyi “bir üniversite öğrencisi” olarak genel bir kategoriye sokmuş olabileceğini, bu nedenle de değiştiğini fark etmediklerini düşünmüşlerdir. Ayrıca araştırmacılar üniversite öğrencilerinin, eğer deneyde yol soran kişi, kendileri için genel bir kategoriye (örneğin yapı işçisi) sokulabilecek birisiyse nasıl davranacaklarını merak etmişlerdir. Bunun için, ikinci bir deney hazırlanmıştır. Gerçekten de, yol soran kişi bir yapı işçisi olduğunda, öğrencilerin on ikisinden yalnızca dördü değişikliği fark edebilmişlerdir.

    1979 yılında Jacoby, Craig ve Begg’in yaptıkları bir araştırmada deneklere, “at-keçi” gibi, bilinen adlardan oluşan sözcük çiftleri gösterilmiştir. Kimi sözcük çiftlerinde sözcükler arasındaki farklılık az, kimi çiftlerdeyse çoktur. Deneklerden, bu sözcükler arasındaki farklılığı, l’den 10’a kadar derecelendirmeleri istenmiştir. Derecelendirmeleri yaptıktan sonra deneklere sürpriz bir test uygulanmıştır: Deneklerden, gösterilen sözcükleri anımsamaları istenir. Araştırmanın sonunda deneklerin, aralarındaki farklılık daha az olan sözcük çiftlerindeki sözcüklerin çoğunu anımsadıkları ortaya çıkmıştır. Araştırmacılara göre bunun nedeni, birbirine çok benzeyen nesnelerin adlarından oluşan sözcük çiftlerinde deneklerin, farklılığın derecesini belirleyebilmek için, daha “derin” bir kayıt yapmış olması. Yani, “anlamlarına göre” kaydedilen sözcüklerin, daha sonradan anımsanma olasılığı artmıştır.

    Bu deneyden de şu sonuca varabiliriz; kayıt, bir uyarının, bilişsel sistemimiz tarafından tutulacak bir biçime getirilmesidir. Bir anıyı daha sonradan bulup getirmek, onu anımsamak için ne kadar çabaladığımıza değil, bilginin nasıl kaydedilmiş olduğuna bağlıdır. Anlamları göz önüne getirilerek kaydedilen bilgiler, daha kalıcı olur.

    Diğer bir durumda da insanların yalnızca duydukları cümleleri, aradan zaman geçtikten sonra sözcük sözcük anımsayamadıklarını gözlemişsinizdir. Bu konuyla ilgili de pek çok araştırma bulunuyor. Örneğin, 1977 yılında yapılan bir araştırmada denekler, aşamalı bir biçimde düzenlenmiş bir parça okumuşlardır. Konunun ana hatları ise yazının başlarında belirtilmiştir. Deneklerin bir bölümüne yazıyı okuduktan hemen sonra, bir bölümüne de 25 dakika sonra öyküyle ilgili sorular sorulmuştur. Gecikmeli olarak test edilen deneklerin, duydukları metinde geçen cümlelerin anlamıyla ilgili sorulara daha hızlı yanıt verdikleri gözlenmiştir.

    Okulda ise öğrenciler genellikle, herhangi bir konunun ayrıntılarıyla ilgili sorulardan değil de, genel bilgilerden sınava girdikleri için. öğrencilerin performansı, yeni öğrenilen materyalle, kalıcı bellekteki diğer malzemeler arasında ilişki kurarak arttırılabilir. Ayrıca, ayrıntıları aklınızda tutmak için uğraşmıyorsanız, sınavdan önceki son dakikaya kadar kitabınıza bakarak bir şey kazanamayacağınız da anlaşılıyor.

    Özetle söylemek gerekirse, insanlar, sözel malzemeleri yalnızca sınırlı bir süre için akıllarında tutabilirler. Bilgiler kalıcı bellekte işlenirken, işittiğimiz şeyler anlamı çıkarılarak depolanır. Bu nedenle duyduklarımızı sözcük sözcük anımsamakta zorlanırız. Ancak, özellikle sözcüklerin kendisi, anlamı açısından önem taşıyorsa, bu bilgiler de depolanır. Genellikle bilgileri kodlayarak geri çağırırken belleğimizi kullandığımızın bilincindeyizdir. Kokteyl partisi fenomeninde, bizim için anlamı olan şeylere o an başka bir şeyle ilgileniyor olsak bile dikkatimizi verebildiğimizi görebiliyoruz. Buna göre insanlar genellikle daha çok ilgilerini çeken şeylere odaklanırlar diyebiliriz. Değişiklik körlüğü olgusunda, dikkatin belleği ne derece etkilediğini, beynimizin genellediği ve kategorilere ayırdığı bilgileri işlerken ayrıntıya girmeden genel özellikleriyle değerlendiğini görüyoruz. Aynı zamanda genel özellikleriyle, dikkat edilmeden alınan verilerin, gölgeleme adı verilen deneysel yöntemle benzerlikleri olduğunu söyleyebiliriz. Sözcük deneylerinde ve cümlelerin anlamlarıyla ilgili yapılan deneylerin hepsinde insanlar dikkat ettikleri, üzerinde düşünüp yorum yaptıkları ve eski bilgileri ile bağlantı kurdukları bilgileri daha kolay hatırlayabiliyor, bunun dışındaki bilgileri ise geri çağırıp hatırlayamıyorlar.

    Yapılan bütün deneylerde görüyoruz ki, sadece hafıza, sadece dikkat ya da sadece mantık muhakeme zihnimizin maksimum performans göstermesi için yeterli olmamakta. Hepsi birbiriyle uyumlu çalışan, bir tanesi zayıf olduğunda diğerlerini de negatif yönde etkileyen bir sistemler bütününün parçası olarak işlev görmektedir.

    BEYİN GELİŞİMİ, BELLEK GÜÇLENDİRME TEKNİKLERİ VE KOGNİTİF (BİLİŞSEL) REHABİLİTASYON UYGULAMALARI

    Yapılan araştırmalar, deneyler ve gözlemler sonucunda insan beyninin gelişimi üzerine her geçen gün artan bir bilgi birikimi olmaktadır. Tüm bu bilgiler ışığında araştırmacılar ortak bir soruya yönelmiş ve cevap aramaya başlamıştır. Bilişsel fonksiyonların gelişimi mümkün müdür? Gelişiyorsa nasıl?

    Bilişim dil, düşünme, problem çözme, hatırlama, kavramlaştırma, hayal etme, öğrenme, bilgi işleme ve sembollerin akılda kullanılışı gibi d

  • Hacamat hakkında

    Derinin toksinleri depoladığı 1,5 mm altına kadar bir bisturi ucu ile delinmek ve akabinde vakumlu kupalarla çekilmek suretiyle, bu bölgede bulunan durağan kanın, halk tabiri ile pis kanın dışarı alınması işlemine Hacamat Adı verilmektedir.

    HACAMAT BİR KAN ALMA YÖNTEMİ DEĞİLDİR. Hastanın kan vermesi gerekiyorsa, Kızılay da yapılan işlem gibi bir işlem yapılarak hastanın fazla kanı damardan alınmalıdır. Hacamat; Deri altında biriken toksinlerin ciltte küçük delikler meydana getirilerek dışarı alınması ve aynı zamanda durağan kan dolaşımının arttırılmasına dayanan bir tedavi yöntemidir.

    Tarihsel bir tedavi yöntemidir. Çin tıbbında akupunktur noktalarından bazılarından kan çıkartılması önerilmektedir. İnce barsak noktası (Sİ 3) ve diz arkası (Bl 40) bölgesinin kanatılması tarif edilmektedir.

    Eski mısırlılar döneminde de derinin kanatılması suretiyle kanın dışarı akıtılması ile ilgili tedaviler bulunmaktadır. Günümüzde bir çok ülkesinde uygulanmaktadır. Danimarka Fin hamamlarından, Arap coğrafyasına kadar bir çok ülkede uygulama yapılmaktadır.

    Ülkemizde 2014 de sağlık bakanlığı tarafından yayınlanan geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yönetmeliği ile hacamat tedavisine resmi olarak izin verilmiş ve bunun uygulama hakkını sadece tıp doktorları ve diş doktorlarına vermiştir.

    DİKKAT: ÖNEMLİ 2 UYARIMIZ VAR

    1-TIP DIŞI İNSANLARA İTİBAR EDİLMEMESİ KONUSUNU ÖNEMLE HATIRLATMAK İSTERİM

    2- HACAMAT HER DERDE DERMANDIR DİYEREK SİZİ YANILTMALARINA İZİN VERMEYİN.

    HACAMAT HER HASTALIKTA KULLANILMAZ. HACAMAT ÖNCESİ YAPILMASI GEREKENLER

    En az bir gün öncesinden hayvansal gıda kesilmelidir.

    Bir gün öncesinden veya hacamat yapılacak gün sauna, hamam gibi uygulamalar yapılmamalı.

    Bir gün öncesinden itibaren cinsel perhiz uygulanmalı.

    Hasta aç veya iki saat önce yemek yemiş olmalı

    9-10 Gün öncesinden alkol alınmamış olmalıdır.

    Bu konulara uyulması halinde hacamat işleminden en üst seviyede fayda sağlamak mümkündür.

    HACAMAT NE ZAMAN YAPILMAZ

    Hacamat menstruasyon yani kadınların adet döneminde yapılmaz.

    Bir yaşından küçüklere yapılmaması üzerinde tartışmalar vardır.

    Hacamat hamilelere yapılmaz.

    İleri derecede düşkün yaşlılara yapılmaz.

    İleri derecede halsizliği olan hastalarda yapılmaz. Bu durum kronik yorgunluk sendromu ile karıştırılmamalıdır. Burada bahsedilen ileri derecede düşkünlüktür.

    Anemisi olanlarda veya aktif kanayan hemoroid gibi anemiye neden olabilecek sürekli bir kanama odağı olanlarda itinalı olunmalıdır.

    Yara iyileşmesi ile ilgili problemi olanlarda hacamat yapılmaz.

    Vücudunda muhtemel bir protein eksikliğine bağlı ödemi olanlarda da hacamat yapılmamalıdır.

    Hepatit veya AIDS gibi bulaşıcı bir hastalık taşıyanlarda hacamat yapılırken kontaminasyon (bulaşma) riskinin yüksek olduğu unutulmamalıdır.

    Hacamat aşırı terleme rahatsızlığı olanlara yapılmaz. TERLEYENİ KANATMA, KANAYANI TERLETME prensibine dikkat edilmelidir.…..

    Hemofili… ÖZELLİKLE ÇOCUKLARDA SORGULANMALI….

    Kan sulandırıcı ilaç kullananlarda dikkatli olunmalı.

    DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    Hacamat malzemeleri tek kullanımlık olmalı.

    Cilt temizliği önemli

    Kontaminasyon (Mikrop kapma) riskine DİKKAT!!!..

    Tıbbi atık kontrolüne dikkat edilmelidir.

    Senkop (bayılma) durumunda hastaya müdahale edilecek uygun bir ortam olmalıdır. Küçümsenmeyecek kadar fazla sayıda insan hacamat esnasında hafif bir baygınlık geçirebilir. Bu durumda müdahale edilebilecek aletler ve ortam olmalıdır. Bu nedenle hacamatın tıp doktorları dışında sağlıksız ortamlarda uygulanmaması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

    HACAMAT NERELERE YAPILIR

    Hacamat vücutta bir çok noktaya uygulanabilir. Bunlardan önemli olan bir kaç tanesini size anlatmak istiyorum.

    KAHİL BÖLGESİ

    En sık uygulanan bölge KAHİL BÖLGESİDİR. Burası sırtta bulunur. Kürek kemikleri arasındadır. Sırtımız vücut toksinlerinin en çok depolandığı yerdir. Bu nedenle çok önemli bir bölgedir.

    HANGİ HASTALIKLARDA FAYDALI OLUR?

    • Psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıklar,

    • Bronşit ve bronşial astma,

    • İmmun stimülasyon,

    • Epilepsi