Etiket: Destek

  • Özgüven Gelişimi

    Özgüven Gelişimi

    Özgüven, kısaca kendimize verdiğimiz önem olarak tanımlanmaktadır. Bu özellik bizde doğuştan yoktur ancak geliştirilebilir niteliktedir. Bu konuda ailenin etkisi oldukça büyüktür. Anne-babanın desteğiyle çocuğun özgüven gelişimine de katkı sağlanabilir. Sevgi dolu yetişen bir çocukla, sevgisiz ve ilgisiz büyüyen bir çocuk arasında özgüven gelişimi konusunda büyük farklar vardır. Aile; sevgi, ilgi, destek konularında gerekli özveriyi sağlarsa çocuğun özgüven gelişimi sağlıklı bir şekilde ilerler. Özgüven, aynı zamanda çocukların başarılı bireyler olabilmesinde de en büyük etkilerden biridir. Kendine güvenen kişilerin başarma konusunda gereksiz kaygıları yoktur. Bu sebeple daha yaratıcı, daha girişken kişiler olmakla birlikte başarısızlık konusunda karamsar fikirlerden uzaktırlar.

    Özgüven gelişimi nasıl desteklenmelidir?

    -Kendini değerli hissetmeli

    Çocuğun özgüveninin gelişmesi için kendini iyi hissetmesi ve kendiyle barışık olması önemlidir. Çocuğa değer vererek ve gelişimine destek sağlayarak kendilerini iyi hissetmelerini, böylelikle de kendileriyle barışık olmalarını sağlayabiliriz

    -Çocuktan beklentiler yaşına uygun olmalı

    Ailelerin çocuktan beklentilerinin yaşına uygun olması oldukça önemlidir. Bu beklentilerin çocuğun yaşının altında olması ya da hiç olmaması, çocuğun kendini geliştirmesi konusunda desteklenmemiş olduğunu gösterir. Böylelikle çocuk beklentilerin karşılanması konusunda ailenin ona güvenmediği hissine kapılır, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.

    Yaşının üzerindeki beklentiler de çocuğu olumsuz etkilemektedir. Çocuktan yapabileceğinden fazlasını beklemek onu zora sokar. Kendisinden beklenilenin üstesinden gelemediğinde hevesi ve motivasyonu düşer, yetersizlik hissine kapılır.

    -Huzur ve güven olmalı

    Yetiştiği ortamın huzurlu ve güvenli olması, bir birey olduğunun ve ona değer verildiğinin farkında olması, duygu ve düşüncelerine önem verilmesi, yönlendirmenin ve desteğin verildiği bir ortam olması, kabul görmesi ve hislerinin tanınması çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.

    -Örnek olunmalı

    Anne-baba çocuğa davranışlarıyla örnek olmalıdır. Özgüveni tam olan aileler bunu da çocuklarına yansıtır. Hatalarını, eksik yönlerini çocuğa itiraf etmekten kaçınmamalılar. Özgüven, aynı zamanda eksikliklere, başarısızlıklarla barışık olup onlara da sahip çıkmaktır. Pozitif yaklaşmak çocuğa da güven vermektedir. Anne-baba çocuğuna güvenirse çocukta kendine güvenir ve daha cesaretli olur. Bu konuda başka çocuklarla kıyaslama yapmak çocuğu olumsuz etkilemektedir. Her çocuğun farklı yetenekleri, farklı gelişim özellikleri, farklı karakterleri vardır. Aynı kefeye sokmaya çalışmak, aynı beklentiye girmek başaramadığı noktalarda çocuğu karamsarlığa, içe kapanıklığa iter.

    -Karar vermeleri için fırsat verilmeli

    Anne-babalar çocuklara karar vermeleri, kendilerine küçük hedefler koymaları ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda destek vermelidir. Kendi seçimlerini yapmaları ve bunları yaşamaları konusunda fırsat verilmelidir.

    -Sorumluluk almalı

    Gerekli yerlerde, gerekli yönlendirmelerle birlikte çocuklara sorumluluk almaları konusunda destek verilmelidir. Çocuğun aldığı zor sorumluluklarda ya da ona verilen zor görevlerde anne-babanın desteğini almak da çocuğa iyi gelecektir. Çocuk sorumluluk konusunda ilk olarak yönlendirilmeli, destek verilmeli, zorlandığı noktalarda bunun açıklaması yapılmalı ve destek yavaş yavaş azaltılmalıdır.

    -Suçlanmamalı ve karakteri eleştirilmemeli

    Yaptığı yanlışlar ve başarısızlıklar konusunda onu suçlayıp, eleştirmek vazgeçmesine sebep olurken, açıklayıcı konuşmalar yaptığımızda durumu anlayamaya ve çaba harcamaya teşvik etmiş oluruz.

  • Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava girecek gençlere destek olma süreci oldukça zorlu bir yoldur.
    Hem öğrencinin ergenlik döneminde olması hemde bu sürecin başlı
    başına stresli bir tecrübe olması sınava girecek öğrencinin zaman
    zaman huzursuz, kaygılı yada agresif tavırlar sergilemesine
    sebebiyet verebilmektedir. Anne babalar olarak, bu süreçte
    olabildiğince ortamı normalleştirmek önem taşımaktadır.İşte sınava
    girecek öğrencilerin anne babalarına bazı öneriler:
    1-Bu süreci birlik olarak atlatın. Bu sınav ve kazandığı üniversite
    onun hayatını şekillendirecek kadar önemli bir etken. Hem maddi
    hem de manevi açıdan çocuğunuzu destekleyin. Koşulları onun için
    daha uygun hale getirmeye çalışın. Örneğin, çalışmaya uygun bir ev
    sağlamak yada yetişemeyeceği bir zamanda dershane etüdüne
    arabayla bırakmak gibi. Ayrı olan anne babalarda bu süreçte daha
    sık bir araya gelmeli, çocuklarının sorumluluğunu birlikte
    üstlenmeliler.
    2-Ekstra stres yüklemesi yapmayın. Kendi dert ve sorunlarınızı,
    işinizin stresini yada eşinizle olan sorunları olabildiğince sınava
    girecek öğrenciye yansıtmamaya çalışın. Zaten stresli bir dönemde
    olan üniversite adayı için daha fazla stres odaklanma sorunu
    yaratabilir ve öfkesine size yönlendirmesine sebep olabilir.
    3-Kendi gençliğinizle kıyaslama yapmayın. Bizim zamanımızda ne
    dershane, ne özel öğretmen vardı gibi konuşmalar sadece kendisini
    başarısız ve değersiz hissetmesine yol açacak, düşündüğünüz gibi
    ona verdiğiniz imkanları daha iyi değerlendirmesine yol
    açmayacaktır.
    4-Başkalarıyla kıyaslama yapmayın. Diğer öğrenciler ile kıyaslama
    yapmak özgüven eksikliğine sebebiyet verebilir.
    5-Sağladığınız olanakları daha sonra negatif şekilde
    hatırlatmayın. Başarısızlık durumunda, senin için ……… yaptık, yine
    de sen başarısız oldun gibi konuşmalar sadece zaten başarısız olduğu

    için üzülen çocuğunuzun en çok destek beklediği noktada daha çok
    moralinin bozulmasına neden olur.
    6- Kendi ideallerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirmeye
    çalışmayın. Siz mühendis olmak istemiş olabilirsiniz ama çocuğunuzu
    buna zorlamak sadece mutlu olmadığı bir meslek alanına
    yönlendirmek demektir. İşinden mutsuz olmak da kişinin hayat
    kalitesini büyük oranda düşüren bir faktördür.
    7- Ne olursa olsun yanındayız mesajını verin. Sınavdan yüksek alınca
    olumlu tepki verip , düşük aldığında ise negatif bir tutum
    sergilemeyin. Her zaman tutarlı davranmaya çalışın. Ne olursa olsun
    sevdiğinizi belli edin.
    8- Çocuğunuzun sorumluluk almasına destek verin. Bazı şeyleri
    kendi halletmek istiyorsa, bunu gerçekleştirebilmesi için alan yaratın.
    Dershane kaydını kendi yenilemek istiyorsa buna müsade edin, ders
    kitaplarını kendi almak isterse buna olanak tanıyın.
    9- Okulda sınavlardan kötü not aldığında bunun sorumluluğunu
    almayı öğretin. Hoca düşük vermiş yada sınavda anlatmadığını sordu
    gibi bahanelere sığınmak yerine gerçek problemi algılayıp,
    değiştirebilmesi için destekleyin. Bu gerçekçi bir analiz yapmayı
    öğrenmesini sağlayacak ve ilerisi içinde kullanabileceği bir beceri
    kazandıracaktır.
    10- Sınavın hemen öncesindeki gün çocuğunuza normalden aşırı
    farklı davranmayın. Değişik bir yere gitmek, normalden farklı
    yemekler yemek bünyede farklı tepkiler yaratabilir. Çok yumuşak
    davranmak bu durumu abartmak baskı yaratabilir yada sınavın çok
    kötü bir şey olduğu ve sizin o yüzden iyi davrandığınız algısı
    yaratabilir.
    11- Baskı yaratacak cümleler kurmayın. ;Sana güveniyoruz, hepsini
    yaparsın vb. sözler kişide kaygı yaratabilir. Çoğu genç ailelerini hayal
    kırıklığına uğratmaktan korkar. Bunun yerine, Elinden gelenin en
    iyisini yap, biz hep yanındayız demek daha doğru olabilir.
    12- Sınav öncesi panik yapmayın. Unutmayın panik bulaşıcıdır.
    Olabildiğince sakin olursanız oda sizden örnek alacak daha da
    sakinleşecektir.
    Tüm öğrencilere başarılar dilerim.

  • Doğum Psikoloğu (Doula) kimdir?

    Doğum Psikoloğu (Doula) kimdir?

    Doğum psikoloğu ne yapar, nasıl çalışır?

    Dünyada doğum öncesinde ve doğum sonrasında çalışan psikologlar var. Fakat bundan farklı olarak Dünya’da ilk Türkiye’de doğum anında doğuma giren psikologlar çalışmaktadır. Doğum psikoloğu, doğum sırasında doğumu bütün yönleriyle ele alan ve doğum ekibinin, gebenin, bebeğin ruh sağlığını koruyacak olan bir psikoterapisttir. İhtiyaç kısmına baktığımızda çok yeni bir alan olduğu için doğum psikoloğunu nasıl bulabilirim, ne kadar gerekli diye düşünebilirsiniz. Yanımda olur mu? Olursa bana destek verir mi? gibi sorular gelebilir aklınıza…

    Burada hikâye gebelik sürecinde başlıyor. Psikologların önerdiği ise mümkünse kadının gebe kalmadan önce kendi süreçleriyle çalışmış olması ama bu her zaman mümkün olmayabiliyor. O yüzden de gebelik sürecinde gebeyle çalışmaya başlıyoruz. Terapiler 3-4 seans sürüyor, anne adayı, baba adayı ve hatta anneanneyle de görüşülüyor. Bunun nedeni ise RNA‘lar dediğimiz kuşaklar arası aktarımların olması. Yani anneanneniz annenize hamileyken siz de anneanneniniz karnında küçük bir hücreydiniz. Çünkü kadınların yumurtalıkları anne karnında oluşmaya başlıyor. Anneannenizin nasıl bir gebelik süreci geçirdiği sizi de etkiliyor. Gebelik süreci 3 kuşağı da etkileyen bir süreç aslında. Anneanneyle görüşmemizin nedeni de buradan gelecek olan kayıtları toplamak çünkü doğum anında tüm o korkular, kaygılar, travmalar daha fazla ortaya çıkmaya meyilli. Biz de bu çalışmayı yaparak bebeğe aktarılmasını engellemeye çalışıyoruz. Eğer doula doktorla tanışmıyorsa, bir muayeneye gebeyle birlikte gidiyor çünkü doğum sadece gebe, baba ve bebekten ibaret değil aslında doğum ekibine de destek vereceği için onlarla da tanışmak durumundadır.

    Sonra o süreçle ve aileyle ilgili tüm bilgileri cebine koyuyor, doğum esnasında ortaya çıkabilecek herhangi bir tıkanıklık, doğumun uzaması, doğumun durması gibi durumlarda o bilgileri doğumun yararına kullanıyor. Bazen küçük seanslar, gevşemeler, zihin alanı çalışmaları yaptırarak doğumu durduran, akışını bozan durumlara müdahale ediyor. Doğum takımının rahat, huzurlu ve keşke demeden ayrılmasını sağlıyor.

    Doğum destekçisi (doula) ne iş yapar?

    Kelime anlamıyla doğumda annenin yanında olan ona destek veren kişidir. Eski doğumları hatırladığınız zaman annenin yanında doğum yapmış tecrübeli kişiler gelir onlara el verir, yapabilirsin gibi ona destek verirlerdi. Hatta rahat doğum yapmış kadınların doğum yapacak kadınlarla deneyimlerini paylaştıkları ritüeller vardı. Şimdi modern doğumda bu yoğun çalışan şehirlerdeki hastanelerde maalesef bu bire bir destek büyük bir ihtiyaçtır giderilememektedir. İşte doula denilen kişiler aldıkları eğitimle, doğum bilgisi ve doğumda ilaç dışı rahatlatıcı teknikleri öğrenirler. Ve ailelere destek olurlar. Tıbbi bir sorumlulukları yoktur. Tıbbi hiçbir şeye karışmazlar. Tek hedefleri, ailelerin doğum tercihlerine saygılı olarak onu doğum boyunca birebir ve kesintisiz desteklemektedir. Masaj yaparlar, nefes çalıştırırlar, bazen aromaterapi kullanırlar. Bazen bazı pozisyonları gösterirler. Ebe ve doktorla çalışan sağlık dışı kişilerdir. Doğuma katıldıklarında sezaryen oranlarının azaldığı gözlenmiştir.

    Psikolojik olarak doğuma nasıl hazırlanılmalıdır?

    Doğuma hazırlıkta fiziksel ve zihinsel hazırlıklarla beraber en önemli hazırlanma psikolojik hazırlıktır. Hatta bazen gebenin psikolojisi tüm fiziksel ve zihinsel hazırlığı bile olumsuz anlamda etkileyebilir. O yüzden  psikolojik hazırlık çok önemlidir.

    Bazıları doğuma hazırlığın gebelik esnasında ve hatta doğuma yakın olmasını sanar. Fakat asıl hazırlık gebelikten bile önce başlamalıdır.

    Psk. Aslı Çağla Döner

    Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı

    Özel Optimed Hastanesi

  • Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas insanların en acısız, çaresiz, üzgün ve kaybettikleri kişini bir daha görememenin verdiği ayrılık acısının hissettirdiği ve bir takım ritüellerden oluşan bir süreçtir. Farklı kültürlerde farklı ritüellerle kişi bu süreci atlatır ve belirli bir zaman sonra hayatına devam etmesi bekleniyorken,kişinin yas sürecini uzatması patolojik durum olarak değerlendirilmeli ve destek alması sağlanmalıdır.

    Kılavuz kayıp yaşayan kişinin ne zaman destek alması gerektiğini ve doğal yas sürecinin evrelerini açıklayacaktır.

    Terimler:

    • Kayıp – sevdiğin birisini kaybetme

    • Keder, acı – kayıp için verdiğimiz psikolojik tepki

    • Matem – kederin toplumsal görüntüsü

    İnsan her türlü kayıplardan sonra kederlenebiliyor, bunlardan en acısı ve ağırı sevdiği kişilerin kaybıdır. Bu listeye eş, dost, akraba, anne, baba ve çocuk ekleniyorken, bir çok durumda erken doğum veya düşükler nedeniyle kayıplar gözardı edilebiliyor ve hatta kişiye yas tutması dahil müsade edilmiyor.Bu gibi durumlarda genelde yasını tutamayan annenin hemen toparlanması bekleniyorken hormonların da etkisinden kaynaklı kadın farkında olmadan ruhsal problemler yaşayabiliyor. Oysa, bu durumla karşılaşan anne normal yas süreci geçirmesi için desteklenirse, süreç daha doğal ve sorunsuz atlatılacaktır.

    Kişiler, kültürler ve düşünce yapıları farklı olduğu için her insanın yas sürecine vereceği tepki aynı olmayacaktır. Ama ortalama bir yas sürecinin aşamaları genel olarak aşağıdaki gibidir:

    • Acı haber karşısında hayrete düşmek – inanmamak!

    • Duygusal uyuşma – kişi o an hiç bir şey hissedemez! Yas merasimi için akrabalarla hazırlık yapar belki veya sessiz bir köşeye çekilir!

    • Özlem – bir zaman sonra uyuşma hissi geçer ve yerini özlemle değişir. Bu özlem hissine öfke eşlik edebilir.

    • Öfke – kişi bu süreçte doktorlara, hemşirelere ve ya sadece ölümden sorumlu tutulan her kese karşı öfke geliştirmeye başlar.

    • Suçluluk – kişi yaptığı ve yapmadığı her şey için kendini suçlamağa başlar

    • Aşırı öfke, sinir ve patlama krizi – bu durum ölümden yaklaşık iki haftada pik noktasına ulaşır, ve kısa süre sonra üzüntü veya depresyonla yer değişir.

    • Depresyon ve üzüntünün dört ile altı hafta içinde en pik noktaya ulaşması beklenmektedir. Ani ağlama nöbetleri, başkalarından uzaklaşma ve aktivitelerde azalma bu haftalarda normal yas sürecinin bir parçasıdır.

    • Düşünme – beraber geçirilen anıları tek-tek düşünme evresi

    • Hatırlatıcılardan kurtulma – bu evre yasın son evresidir ve farklı kişilerde kendini farklı gösterebilir. Tüm hatırlatıcıların ortalama bir veya iki yıl içerisinde acıtmaması ve kişinin ölmüş olan kişini ‘bırakması’ ve hayatına kaldığı yerden devam etmesi beklenmektedir.

    Çocuk ve Ergenler

    Çocuklar 3 veya 4 yaşına kadar ölümün anlamını tam anlamasalar da, erişkinlerin yaşadığı yas sürecini onlar da hissedebiliyorlar. Bebeklik çağından itibaren çocuklar acı hisseder ve ağır strese maruz kalabilirler. Çocuklar bu süreci erişkinlerle kıyaslandığı zaman daha hızlı atlatabiliyorken, okul çağlarında bir çocuk ölüm veya kayıptan kendini sorumlu görebilir. Ergenler ise genelde içe kapanmağı ve konuşmamağı tercih ederler.

    Olası bir yas sürecinde çocuk ve ergenleri bu sürece dahil etmek önemlidir. O da herkesle beraber yasını tutmalı ve asla süreci yalnız yaşamamalıdır. Her ne kadar iyilikleri düşünülse de, bu onlara yapılmış haksızlık olabilir. Ailenin bir üyesi öldüğünde çocukları ve gençleri sürece dahil etmek çok önemlidir.

    Kayıp Yaşayan kişiye nasıl destek olunur?

    • Sürekli yanında olmağa çalışılmalı ve kişi kendini yalnız hissetmemelidir. Konuşmak ve konuşturmak yerine rahatlayacağı ortam sağlamak doğru karar olabilir.

    • Kendisi konuşmak ve acısını paylaşmak ve ağlamak istedikçe buna müsaade edilmelidir.

    • Genelde kişiler acıları ve aynı şeyleri tekrar-tekrar ve sürekli konuşmak isterler. Bunu yaptıkları zaman onları desteklememiz çok önemlidir, çünkü bunu ne kadar sık yaparlarsa süreç o kadar hızlı ilerleyecektir.

    • Yastan sonra kişi düğünler, nişanlar, yıldönümleri ve s.gibi eğlenceli aktivitelerde genelde rol almaktan çekinmektedir. Bu dönemde kişiye destek olmak için çaba sarf edilmesi önemlidir.

    • Ölen kişinin sorumlulukları birilerinin omzuna kaldığı zaman bu yas sürecini daha ağırlaştırabiliyor. Bunu hafifletmek için kişiye yardımcı olunması gerekir.

    • Kişiye yas sürecini atlatmak için zaman tanımak çok önemlidir.

    Ne zaman destek alınması gerekir?

    Psikolojik olarak yasın her evresinde destek alınması önerilmestedir, çünkü bu süreci kontrol altında tutmaya ve kişinin patolojik belirtiler geliştirmemesine yardımcı olacaktır. Zamanında destek alınmazsa ve kişi patolojik yas yaşamağa devam ederse kişinin en kısa zamanda destek alması öneriliyor. Bunun için aşağıdaki belirtileredikkat edilmesi önerilmektedir:

    • Kişi psikiyatrik bozukluk geliştirdiyse

    • Kişi iyileşmek yerine daha kötüye doğru gidiyorsa

    • 4-6 hafta sonra hayatına geri dönmekte zorlanıyorsa

    • 1-2 yıl geçmesine rağmen ölen kişinin patolojik şekilde yasını tutmağa devam ediyorsa

    Kumru Şerifova

    Kaynakça:

    Royal College of Psychyatrists, Bereavement leaflet

  • Okul ve Aile İlişkileri

    Okul ve Aile İlişkileri

    Çocukların büyümesinde, gelişmesinde ve eğitilmesinde en büyük sorumluluğu aileler üstlenir. Bu sorumluluğu belli dönemlerde bazı kişi ve kurumlar ile paylaşırlar. Çocuklarını okula gönderdiklerinde, bu sorumluluğu eğitim kurumları ile paylaşırlar.  Çocuklara sunulan öğrenme ortamları ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun aileler tarafından desteklenmediği sürece istenildiği ölçüde etkili olmamakt…adır. Aile ve okul, çocuğu aynı doğrultuda ve aynı zamanda desteklediklerinde gelişimleri çok daha sağlıklı olur.  Aile katılımı; anne-babaların eğitim kurumuna devam eden çocuklarının gelişimlerine ve eğitimlerine katkıda bulunmaları için organize edilmiş etkinliklerin bütünüdür. Bu etkinliklerin tümü, velinin çocuğunun eğitimi ve gelişimindeki rolüne destek olmayı amaçlar. Okulda verilen eğitimin evde, evde verilen eğitimin okulda desteklenmesi, bir devamlılığın söz konusu olması ve bu sayede hem okulda hem de evde çocuğun istendik davranış değişikliklerine güvenli ve kontrollü bir biçimde ulaşması ana amaçtır. Eğitimde bütünlüğü ve devamlılığı sağlamak aile katılımı ile mümkün olacaktır. Aile katılımını destekleyen programlarda yetişen çocukların gelişimindeki olumlu etkilerin, kalıcı olduğu araştırmalar tarafından ortaya koyulmuştur.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Nelerdir?

    “Okul-Veli ilişkileri” kavramı; veli ve okul arasındaki iki farklı iletişimi kapsar:

    1. Etkin bilgi alışverişi: Aileler ve okul personeli arasında, her iki tarafı da ilgilendiren konularda açık fikir paylaşımının olmasıdır. Açık fikir paylaşımıyla, veliler ve okul personeli kendilerini eğitim konusunda birlikte çalışan, ortak hedefe ulaşmak için birbirine destek olan ortaklar olarak görecektir.

    Bilgi Alışverişini Sağlamak İçin: 

    Ev Ziyaretleri: Okul personeli ailelerin evlerini ziyaret ederek, okul hizmetleri ve aile katılım programları hakkında bilgi vermelidir. Özellikle ziyaret edilecek evler geniş bir sahaya yayıldığı ve personelin bütün aileleri evlerinde ziyaret edemeyeceği durumlarda, telefon görüşmeleri de aynı amaçla kullanılabilir. Ancak, ev ziyaretleri sık yapılamasa da tercih edilmelidir. 

    Veli Anketi: Veli anketi, velilerin merak ettikleri ve çocuklarının eğitimiyle ilgili düşünceleri hakkında bilgi toplamak için iyi bir yöntemdir. Daha belirgin olarak anketinin amacı: 

    • Veli eğitimi konusunda, velilerin hangi alanlarda yoğunlaşmak istediklerini tespit etmek,
    • Velilerin çocuklarının gelişimlerine yardımcı olurken yaşadıkları problemleri netleştirmek,
    • Öğretmenlerden ve müfredattan memnuniyeti ölçmek,
    • Hangi okul-veli iletişim şeklinin daha etkili olduğunu bulmak ve velilerden iyileştirme için fikir almaktır.

    Veli Kırmızı Hattı: Okullar; velilerin danışman, öğretmen gibi bir okul temsilcisine doğrudan ulaşabilecekleri bir telefon hattı kurabilirler. Veliler herhangi bir problemle ilgili konuşmak istedikleri zaman arayabilecekleri ve temsilcinin çözüm için yardım edebileceği bir hat olmalıdır.

    Okuldan Yazılı Bilgilendirmeler: Okuldaki özel bir durumla ilgili veya yaklaşan bir toplantıyı haber vermek üzere, “Veli El İlanları” kullanılabilir. El ilanları aynı zamanda okulun etrafındaki ilan tahtalarına, veli odasına ve velilerin sık sık gittikleri yerlere asılabilir.  Velilere düzenli olarak bilgi vermek üzere bültenler hazırlanabilir. Bültenler yaklaşan olayların ve buluşmaların takvimini içerebilir. Çocukların da resim, yazı gibi bazı katkıları olabilir. 

    Veli El Kitabı: Yıllık olarak hazırlanıp bütün velilere dağıtılabilir. Okulun tarihçesini, velilerin okulla iletişime geçebilecekleri telefon numaralarını, eğitimle ilgili bazı önemli noktaları anlatan yazıları içerebilir. 

    2. Kişiler arası ilişkiler: Veli ve okul personeli arasında yüz yüze ilişki kurulmasıdır. Olumlu ilişkiler; velilerin ve okul personelin birbirlerini kişisel anlamda tanımalarını, okulla ilgili konularda birlikte çalıştıkları sürece rahat ve samimi olabilmelerini beraberinde getirir. Bu, veliler ve okuldaki insanların hepsinin yakın arkadaş olmaları gerektiği anlamana gelmez. Amaç, velilerin ve okul personelinin yanlış anlaşılma ve çatışmalara neden olma korkusu olmaksızın düşüncelerini paylaşabilmeleridir.

    Veli ve okul personeli farklı ekonomik ve kültürel çevrelerdense, kişiler arası ilişkiler zor kurulabilir. Bu gibi durumlarda birçok veli, okul gibi büyük bir kamu kuruluşuyla iletişim kurmaktan rahatsız olurken, öğretmenler bunu velilerin ilgisizliği olarak yorumlayabilirler.

    Kişilerarası İlişkileri Geliştirmek için:

    Öğlen ve Akşam Yemekleri: Veliler ve okul personelinin birlikte yiyeceği bir yemek ilgi çeker ve bu yemek iletişime geçmek için bir şans sağlar.

    Veli-Personel Gezileri: Birlikte yapılacak geziler hem veli eğitimi sağlar hem de velilerin birbirini ve okul personelini tanımasına yardımcı olur.

    Çok Amaçlı Etkinlikler: Velilerle bilgi paylaşmak üzere düzenlenmiş bir etkinlik aynı zamanda sohbet etme ve sosyalleşme imkanı sağlar.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Kurmak İçin:

    • Bütün velilere ulaşmaya çalışmak önemlidir.
    • Yöntem iki taraflı olmalıdır- veli de okula ulaşabilmelidir.
    • Ailelerin katılımını desteklemek, etkinlikleri geliştirmek ve katılım sürecini kolaylaştırmak önemlidir.
  • Çocuğunuzun kumla oynaması şart !

    Şimdi çocuklarımız her türlü oyuncağa sahip, ancak en kolay bulunması gereken en ekonomik oyun malzemesi olan kumdan mahrum büyüyorlar. Çocuk bahçelerinde, şartlarına uygun kullanım sağlanamadığı için hayvan dışkılarına zemin oluşturmakta…Halbuki amacına uygun kullanılması bu değerli malzemeden yararlanma olanağını sağlayacak. Ekonomik değeri en ucuz; fakat fayda değeri açısından en pahalı malzeme…

    Günümüzde çocuk oyunlarına ve oyuncaklarına baktığımızda hep bir yapılandırılmışlık göze çarpıyor.

    Kum oyunlarında ise çocukların kendilerini rahatça ortaya koyabilecekleri bir alan var. Çocuk, kum oyunları ile kendini özgür hissedebiliyor.Yanında hiçbir malzeme olmasa bile kum ile çeşitli oyun üretimleri yapılabilir. Çocuk, kuma yatarak ve yuvarlanarak boyu ve kapladığı alan hakkında bir fikir sahibi olabilir. Kumda yarattığı derinliğin farkına varabilir.

    Elleriyle kumu alıp bir elinden öbür eline dökmeden geçirebilme çalışmaları yapabilir ve dikkatini odaklama becerisi edinebilir. Aradan akan kumların aşağıya akışını izleyebilir. Kumda el baskıları yapabilir ve baskıdaki parmaklarını sayabilir. Elinin başka bir alanda boyutlarını farkedebilir. Elleriyle dokunma hissini yaşar ve farklı dokular hakkında bilgi edinir. Yine ayakları ile de aynı çalışmaları yapabilir, el ve ayakları ile aynı hisleri alıp almadığı sorulabilir ve deneyim edinmesi sağlanır. Kumda nemlilik olursa vücuda yapışabildiği, kuru olursa akışkan bir yapıya sahip olduğu ile ilgili bir yaşantıya sahip olur. Hatta kumu ağzına bile alıp, nasıl bir yapıya sahip olduğunu değerlendirebilir. Elleriyle sanki geniş bir kağıt üzerinde resim yaparmışçasına, alan kaygısı duymadan, özgürce resim çalışabilir. Çizgiler, şekiller, rakamlar yapabilir. Aynı çalışmaları ayak kullanarakta yapmaya çalışabilir.

    Kum oyunları, her yaş gurubunun zevk alarak oynayacağı oyunlardır. Ayrıca bireyselde oynanabilir, arkadaşlarla da oynanabilir. Kurallı oyunlardan olmadığı için çocuk kendini rahatça ortaya koyabilir. Birilerinin yönetmesi ve yönlendirmesi olmadan oynandığı için, kendisi üretimde bulunabilir, çocuğu bilişsel yönden geliştirir. Hayal gücünü en güzel şekilde kullanabilir. Arkadaşları ile oynuyorsa sosyalleştirir. Bireysel olarak oynamaya gelmiş çocuklar yan yana oynarken arkadaş olabilirler, arkadaş olmayı kolaylaştırır ve çekingenlik duygusunu gidermeye destek olur.

    Vücudun mikroplara karşı direncini artırarak, bağışıklık sistemine destek olur.
    Psikolojik olarak rahatlama duygusu yaratarak, stresten arındırır. Ayrıca vücudun elektriğini alarakta bir rahatlama duygusu verir.
    Kumun akma sesini dinleyebilir, ya da değişik materyallerle oynuyorsa bunları doldurma, boşaltma, çarpma, bir kaptan diğerine akıtırken çıkardığı sesleri dinleme, koklama gibi etkinliklerde bulunarak, duyularına hitap eder.
    Kum oyunlarında çeşitli kalıplarda kullanılabilir. Kalıplarla değişik geometrik şekiller hakkında bilgi edinir. Kumun kapladığı alan, hacim hakkında bilgilenir. Su ile kullanıldığında kalıplarla rahatlıkla şekil verilebilir. Kum ile en fazla kullanılan malzeme kova ve kürektir. Kürekle kovaya kumu boşaltırken el-göz koordinasyonuna destek olur. Miktar kavramı hakkında bilgi edinir. Kaç kez küreği kumla doldurduğunda kovayı doldurabileceği hususunda deneyleyerek tahmin etme becerisi kazanır.
    Kumla birlikte psikomotor gelişimde desteklenir. Çocuk hareket becerisi kazanır. Genellikle kaydırakların sonunda kum havuzları bulunur. Bu nedenle de kaydırak kullanırken, kol ve bacak kasları gelişir, yani büyük kasların geliştiğini söyleyebiliriz. El kaslarını etkin kullandığı, değişik şekiller ürettiği, kumu avuçlama hareketi çok kullanıldığı için küçük kaslarında gelişimi desteklenmiş olur.
    Çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa ençok konuşma alanı yaratmış oluruz. Çocuklar, işbirliğine alışır. Birbirlerine eser ortaya koyarken yardımcı olurlar. Bencillik duygularından uzaklaştırır.

    Bu kadar yararlı bir malzemeden çocuklarımızı mahrum etmeyelim, kum havuzlarını çoğaltmak ve gereğince kullanılmasını sağlamak için, biz büyükler elimizden ne gelirse yapmaya çalışalım, belediyelerle diyalog kuralım, isteklerimizi dile getirelim, anaokullarında mutlaka etkin şekilde kullanılacak kum havuzlarının yapılmasına destek verip, talep edelim.

    ÇOCUĞUNUZ MUTLAKA KUMLA OYNASIN…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI