Etiket: Dermatoloji

  • Dermatoloji nedir?

    Dermatoloji, deri hastalıklarının tanı ve tedavisini konu alan tıp dalı. Dermatoloji, iç hastalıklarının alt uzmanlık dallarından biri olarak 18. yüzyılda gelişti; o çağda her deri döküntüsünün frengi olmasından kuşkulanıldığı için, bu uzmanlık dalı öncelikle zührevi hastalıkların tanı ve tedavisiyle bağdaştırıldı.

    Çağdaş dermatoloji ancak 20. yüzyılın başlarında, frengiye karşı etkili ilaç tedavisinin bulunmasından sonra bağımsız bir tıp dalı niteliğini kazanabildi.

    Derideki hastalık belirtilerinin kolayca gözlenebilir olması, dermatolojinin kısa sü­rede bağımsız bir tıp dalı olmasını sağlamış, ama bu dalın bilimsel temelleri ancak 19. yüzyılın ortalarında Avusturyalı hekim Ferdinand von Hebra tarafından atılabilmiştir. Deri hastalıklarında, derideki patolojik de­ğişikliklerin mikroskopla incelenmesine da­yalı bir yaklaşım öneren Hebra’dır.

    Hebra’ yı izleyen dermatologlar, çalışmalarını deri hastalıklarının tanımlanması ve sınıflandı­rılması konusunda yoğunlaştırdılar.

    1930′ larda Steven Rothman’m öncülüğünde, bu hastalıkların biyokimyasına ve fizyolo­jisine ağırlık veren yeni bir yaklaşım, 20. yüzyılın ikinci yarısında daha etkili tedavi yöntemlerinin gelişmesini sağladı. Bu yön­temlerle dermatoloji, derideki mantar has­talıklarını denetim altına almayı, deri kan­serlerinin erken tanısını ve tedavisini, pem- figus ve kızartılı lupus gibi kronik deri hastalıkları ile sedef hastalığını tedavi etme­yi başarmıştır.

    Türkiye’de ilk dermatoloji araştırmaları, I. Abdülmecid döneminde Zambako Paşa tarafından başlatıldı. 1849′da kurulan Mek- teb-i Tıbbiye-i Şahane’de 1889′da ayrı bir dermatoloji kürsüsü açıldı. 1933 Üniversite Reformu’yla İstanbul Üniversitesi Tıp Fa­kültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’ nin başına getirilen ve adının verildiği hastalığı tıp literatürüne kazandıran Dr. Hulusi Behçet, tıp fakültelerinde kürsü başkanı olan ilk Türk hekimlerindendi. İstanbul’daki ilk dermatoloji kürsüsünü, 1945′te kurulan Ankara Tıp Fakültesi’nin Deri Hastalıkları ve Frengi Kürsüsü izledi; o tarihten sonra kurulan bütün tıp fakülte­lerinde birer dermatoloji kürsüsü vardır.

  • Dermatolojinin vazgeçilmezi dermatolojik cerrahi

    Dermatolojinin vazgeçilmezi dermatolojik cerrahi

    Bu devasa organımız aynı zamanda bir sağlık göstergemizdir. Vücudumuzdaki her türlü değişimin hatta tümoral gelişimin gözlenebildiği, erken tanıya en çok hizmet veren organımızdır. Hemen hemen her hastalığın küçük ya da büyük deriye bir yansıması vardır. Bu anlamda da dermatoloğun her uzman hekimle yolu sık sık kesişir.

    Değişen dünyamızda yanlış beslenme( GDO’ lu ürünler), güneş ışınlarına fazla maruz kalma, kısacası kirlenen dünyamızın insan üzerinde bıraktığı en büyük etki de tüm vücudumuzda olmakla birlikte derimizde daha fazla olmaktadır.

    Eskiye oranla cilt kanserlerinin( melanom, bazalyom vs.) günümüzde kat kat arttığı istatiksel bir gerçektir. Değişen dünyayla birlikte günümüz dermatoloğunun iş sahası da bu alanda değişip gelişmek zorundadır. Çünkü; ciltteki her türlü benin kanserleşme riskinden dolayı dermatologlar tarafından takip edilmesi, şüphelenildiği takdirde cerrahi müdahale ile alınıp patolojik incelemesinin de yapılması gerekir.

    Cilt kanserlerinin kendi aralarında çok çeşitli türleri vardır. Her insanın vücudunu iyi tanıması, ciltteki her türlü renk ve yapısal değişiklikte dermatoloğuna başvurması gerekir. Güneşe maruz kalan vücut bölgelerinin zararlı ışınlardan korunması için güneş koruyucularının önemini yadsımamak gerekir.

    Çocuklarda ve yaşlılarda bu konu ekstra hassasiyet gerektirir.Ülkemizde dermatolojinin yeni bölümlerinden biri sayılan cerrahi dermatoloji birçok Avrupa ülkesinin çok gerisinde olmakla birlikte, bizde de hızla yayılmaktadır( her şehirde birkaç tane uygulayıcı olsa da). Hekimlik mesleği öğrenilip kenara bırakılan bir meslek değildir. Günün şart ve koşullarıyla birlikte hekimin de kendi branşında kendini yenilemesi ve eğitmesi şarttır. Geçmişte meslektaşlarımız lepra ile uğraşırken günümüzde bu hastalıktan eser bile bulamıyoruz. Bunun yanında stres, zorlu hayat temposu ve kirli çevre sebebiyle hemen hemen her gün geçmişte var olmayan yeni semptomlar ve hastalıklarla yüz yüze geliyoruz. Bu anlamda da dünyada olduğu gibi bizde de dermatolojinin alt branşlarını görmek, örneğin; immun dermatoloji, cevre dermatolojisi, genel dermatoloji, infeksiyöz dermatoloji, dermatolojik cerrahi gibi, bu alanlarda yetkin meslektaşlarımla vatandaşlarıma daha iyi hizmet sunabilmek ülkem adına en büyük arzumdur.

  • Güneş lekeleri, yaşlanmanın ilk habercisi olabilir mi?

    Ciltte lekeler, cildimize rengini veren melanin pigmentinin artması ile ortaya çıkmaktadır. Bu pigmentin üretimi melanosit adı verilen hücreler tarafından çeşitli hormonların ve ultraviyole ışınlarının etkisiyle olmaktadır. Güneş ışınlarının etkisiyle otomatik olarak sentezi başlayan bu pigmentler, aslında cildimizin doğal güneş koruyucularıdır. Ancak ozon tabakası delik olduğu için kanserojen olan ışınlara karşı kendi doğal pigmentlerimiz yeterli koruma yapamamaktadır.

    Benler, yaşlılık lekeleri, güneş lekeleri, çiller oluş mekanizmalarına göre birbirlerinden farklı görünen cilt lekeleridir. Tedavilerinde birinci hedef güneşten ve solaryumdan uzak durmak veya bilinçli olarak bunlardan faydalanmak, ikinci hedef dermatoloji uzmanının lezyona göre uygun gördüğü tedavi yöntemlerini uygulamak ve düzenli olarak takip ederek kötü huylu hale gelmelerini engellemektir.

    Ciltte görülen lekelerden başlıcası ben’ler diye bildiğimiz melanin sayısının lokal olarak artmış olduğu lezyonlardır. Bunlar doğumsal olabileceği gibi bazıları sonradan ortaya çıkabilir. En küçük olanından, vücudun büyük bir kısmını kaplayacak büyüklükte olanlara kadar çok çeşitli olan benlerin tedavis,i bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirildikten sonra yapılmalıdır. Bazıları sadece cerrahi olarak çıkarılabilirken bazılarına lazer tedavisi de yapılabilmektedir.

    Ultraviyole ışınlarının etkisiyle oluşan güneş lekeleri bazen tek başına bazen bir hormonal durumun da etkisiyle ortaya çıkabilmektedir. Gebelik, adet düzensizliği, doğum kontrol hapları kullanmak ve ailesinde benzer durumu olmak (genetik) melazma (gebelik maskesi) adı verilen bu tip lekelere sebep olmaktadır. Daha çok alın, elmacık kemiklerin üstü, dudak üstünde görülebilen, cilt renginden daha koyu renkli olan bu durumun tedavisi çeşitli ilaç kremlerle ve dermatolojik yöntemlerle olabilmektedir.

    Bir dermatoloji uzmanı tarafından muayene edildikten sonra lekenin derinliğine ve yayılımına göre hastamızın cilt kalınlığı analiz edildikten sonra mikrodermabrazyon veya kimyasal peeling yapılabilir. Tek başına veya bu yöntemlerle birlikte lazer tedavileri ile çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Tedavi süresi hastamızın mevcut lezyonunun var oluş süresi, büyüklüğü ile ve uygulanan yöntemle ilişkili olup uygulamalar sonbaharda başlayıp bahar ayının ortalarına kadar tamamlanmak üzere programlanır.

    Ultraviyole etkisiyle ortaya çıkan bir başka cilt lekesi de lentigo (güneş lekesi veya yaşlılık lekesi)dur. Genellikle orta yaştan sonra bazen daha erken yaşlarda görülen ben’lerde olduğu gibi melanosit denilen hücrelerin sayısının artmasıdır. Şekil olarak ben’lerden farklıdır. Lentigolar daha yüzeyel ve yıldızsı uzantıları olan sütlü kahverenginden koyu kahverengiye değişen renklerde görülür. En sık el sırtında (yaşlılık lekeleri), göğüs V bölgesinde (güneş lekeleri), omuzlarda, sırtta ve alında görülür. Yaşla birlikte sayıları ve büyüklükleri artabilir. Bu lezyonların varlığı, güneş hasarına açık bir cilt olduğunun da habercisidir.

    Bu tip ciltlerin mevcut benlerinin de bir dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskop yöntemi ile takip edilmesi gerekir. Tedavisinde soyucu tedaviler, kriyoterapi ve ilaçlar kullanılabilmekte ancak en başarılısı lazer tedavileri olmaktadır.

    Cilt tipimizin açık renkli olması ve genetik yatkınlığa bağlı olarak çiller de ortaya çıkmaktadır. Bunlar güneşin etkisiyle cildin derin tabakasından yüzeyine doğru pigmentlerin göçü ile ortaya çıkmakta olup; melanin sayısı ise normaldir. Güneşe maruziyet ortadan kalkınca kaybolmaktadır. Bu nedenle genellikle tedavi edilmelerine gerek yoktur.