Etiket: Deri

  • Peeling nedir ?

    Peeling nedir ?

    Peeling cildin üst tabakasını temizleyerek yerine taze genç deri gelmesini sağlar. Bu sayede cildiniz parlaklık kazanır ve renginde hafif bir açılma olur. Leke ve sivilce tedavisinde ise verilen tedavilere yardımcı olarak cildin eski sağlığına kavuşmasına yardım eder, iyileşme sürecini hızlandırır.

    Peeling ayrıca anti-agingin vazgeçilmez bir parçasıdır. Geçen yılların sonucunda oluşan ince çizgiler ve yüzeyel lekelerin temizlenmesini sağlar.

    Peeling çoğunlukla bazı meyve asitlerinin kullanılmasıyla uygulanan bir tür cilt bakımı ve yenilenmesi işlemidir.

    Peelingin cildinize kazandırdıkları

    Cildimiz bazı tabakalardan oluşur. En üst tabakada ölü deri hücreleri ile yağ tabakası bulunur ve günlük makyajınızın kalıntıları , toz ve hava kirliliği partikülleri buraya yapışır kalır. Yine sivilceli ve yağlı cilde sahip kişilerde sivilce oluşmasında rol oynayan deri tıkacı da bu tabakada oluşur. Lekeli ciltlerde ise koyulaşmaya sebep olan renk hücrelerinin bazıları bu tabakada birikir.

    Peeling üstteki problemli tabakayı temizler ve alttan yeni deri hücrelerinin gelişmesini sağlar. Böylece alttan gelen yeni sağlıklı deri hücreleriyle derinizin üst kısmı kaplanmış ve cildiniz yenilenmiş olur.

    Anti – Aging’in vazgeçilmezi peeling

    Peeling’in cildi yenileyici etkisi kuşkusuz gençleştirici etkiye de sahiptir. Özellikle ince kırışıkların tedavisinde etkili olup tüm yüze uygulandığı için yüzünüzün her bölgesinin aynı özelliklere sahip olmasını sağlar. Ciltteki bölgesel farklılıkları gidererek daha genç bir görünüm verir. Botox ve dolgu tedavileri sadece kırışıklıkları ortadan kaldırır ama peeling beraber uygulanmadığı zaman cilt “doldurulmuş ve gerilmiştir” fakat yine aynı yaşlı cilttir.

    Peelingle cildim soyulacak ve kıpkırmızı mı dolaşacağım ?

    Peelingin uygulandığı madde ile peelingin yoğunluğu değişmektedir. Kimyasal asitlerin kullanıldığı bazı peelinglerde cildin daha derin tabakaları soyulmakta bu tür peelinglerde 1-2 seansta iyi bir görünüm elde edilmekte ama 1-2 hafta arasında süren ciltte kızarma ve soyulmaya yol açmaktadır.

    Biz ise hastanemizin dermokozmetik ünitesinde daha çok yüzeyel peelingi tercih etmekteyiz. Meyve asitleriyle yapılan bu peeling cildin sadece üst tabakasını etkilediğinden 1-2 gün içersinde cilt hassas olmakta belirgin bir soyulma ve kızarıklık cildinizin yapısına göre ortaya çıkmamaktadır. Bu şekilde bir “öğlen arası” tedavisi şeklinde uygulanabilen yüzeyel peeling ile 3-4 seansta iyi bir sonuç alınabilmektedir. Amacımız hastalarımızı normal hayattan koparmadan basamaklı bir cilt yenileme işlemi uygulamaktır.

    Peelingten önce ve sonrası

    Peelingten yaklaşık 3 gün önce ve 5 gün sonra cildinizi tahriş edebilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir. Bu nedenle kullandığınız krem tarzı ilaçlar kesilir ve sir ağda gibi cildinizi tahriş edebilecek işlemler önerilmez. Cildinizi hafif temizleyicilerle gerekirse temizlemeniz önerilir. Ayrıca peeling öncesi ve sonrası yoğun güneşlenmeden kaçınılmalıdır. Bu nedenle peelingi daha çok sonbahar ve kış aylarında uygulamaktayız.

    Cilt bakımı mı Peeling mi ?

    Genellikle güzellik merkezlerinde yapılan cilt bakımı ile hastanede dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin etkinlikleri çok farklıdır. Özellikle yüksek etkinliğe sahip ürünlerin dermatolog kontrolü dışında uygulanması istenmez ve bu ürünlerin sadece doktor ve hastanelere satışı yapılır. Cilt bakımında ise cilde buhar uygulanır güzellik cihazları ile ek bazı uygulamalar yapılır ama etkinlik olarak dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin cilt üzerindeki etkisi doktorunuzun önerdiği durumlarda farkedilir olarak daha iyidir.

  • Yaz ve deri sağlığımız

    Yaz ve deri sağlığımız

    Yaz mevsimine yaklaştığımız şu günlerde güneşin etkisini daha çok hissediyoruz. Güneş ışığı,tatil ortamı ile birlikte kişiyi dinlendirir,rahatlamasını sağlar.Ancak, son yıllarda ozon tabakasındaki delinme nedeniyle,binlerce faydası olan güneşi,yararından çok zararı nedeniyle tartışıyoruz. Kuşkusuz en büyük zararı,deri kanserlerinde özelliklede melonom denen türünde oluşturduğu belirgin artıştır.

    Fotoyaşlanma bir diğer etkisi olup,uzun süreli güneşe maruz kalma sonucunda ciltte derin çizgi ve kırışıklılar,kaba cilt yapısının oluşmasıdır. Yaşlılık lekeleri ve deri kanseri öncüsü oluşumlarda da sayıca artış mevcuttur.

    Güneşin uzun zamalı etkilerinin yanında, yaz mevsiminin gelmesiyle ısı artışına bağlı olarak artan deri hastalıklarıda mevcuttur.Güneş alerjileri, güneş yanıkları,mantar hastalıkları,isilik,kaşıntı bunlardan bazılarıdır.

    Yaz aylarında artan ısıya bağlı olarak vücutta su kaybının oluşması ve yıkanma alışkanlığının artması nedeiyle deride kuruma olur.Özellikle kol ve bacaklarda deri kuruluğu daha belirgindir.Artan kuruluk zamanla kaşıntı ve egzamalara neden olur.

    Güneş aynı zamanda kılcal damarlarda genişlemelere neden olduğundan,yaz aylarında kılcal damar varisleride artış gösterir.

    Aşırı terleme sonucunda özellikle hava almayan,sürtünmeye maruz kalan bölglerde(koltuk altı,kasıklar vb..) pişikler,ter bezi ağızlarının tıkanması sonucunda da isilikler artabilir. Sivilce ve yağlanmada artış ise diğer cilt prolemlerini oluşturur.

    Terlemeyle orantılı olarak artan bir diğer hastalık mantar hastalıklarıdır. Özellikle hava almayan bölglerde daha çok görülür.Gövdede ise lekeler tarzında seyrden ”tiena versicoler”denen mantar tümü sayıca artar.

  • Mikrodermabrazyon

    Geçen hafta size genel olarak Peeling çeşitlerinden ve yararlarından bahsetmiştim. Bu hafta tanıtmak istediğim bir başka yöntem, MİKRODERMEBRAZYON. Bu mekanik bir peeling türüdür. Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da uzun zamandan beri kullanılmaktadır. Sık sık manşetlere çıkmasa bile, ülkemizde de oldukça yaygındır.

    Mikrodermabrazyon gayet sade bir sistemdir. Kullanılan cihaz iki tüpten oluşur. Tüplerden biri boştur. Diğerinin içinde alüminyum hidroksit kristalleri bulunur. Peeling uygulaması yapılırken, belli bir basınç ile, son derece ince aluminyum hidroksit kristalleri püskürtülür. Seanslar 15 dakika kadar sürer. Kesinlikle hiçbir acı veya rahatsızlık duyulmaz.

    Cilde çarpan kristaller, cilt yüzeyini hafifçe aşındırırken, alt deriyi uyarır. Esasında cildi yenilemek için yapılan tüm tedaviler, hafif aşındırma ve uyarma sayesinde etkili olur. Mikrodermabrazyon uygulamasında, hasta bu aşınmayı hissetmez. Ama cilt doğal bir tepki gösterir ve bu bölgeyi hemen onarmaya çalışır. Böylece yeni, taze hücreler üretmeye başlar. Hafif aşınma, ölü derinin soyulmasını ve taze bir deri oluşmasını sağlar.

    Zaman içinde çukurlar daralır, küçülür, giderek belirsizleşir. Bu arada, cildin tümü canlanır ve pürüzsüzleşir. Sonuçta cilt gençleşir, gerginleşir ve tazelenir. Seans sayısını soracak olursanız, bu sayı cilt tipine ve izlerin derinliğine göre değişir. Bazı derin çukurlar için daha fazla tekrar edilmesi gerekli olabilir.

    Mikrodermabrazyon yöntemi, ciltte oluşan düzensizliklerde, akne izlerinde, kaza sonrası ya da ameliyat sonrasında oluşan izlerde, özellikle kullanılır. Hamilelikte oluşan çatlakları gidermekte çok etkilidir.

    Mikrodermabrazyon tedavisi :

    § İnce kırışıklıkları azaltır,

    § Ciltte kan dolaşımını düzenler,

    § Cildin yeniden nefes almasını sağlar,

    § Üst deri tabakasında bulunan hafif lekeleri giderir,

    § Kollajen, elastin sentezini olumlu yönde etkiler,

    § Sarkmaya eğilimli ciltlerde toparlanma yaratır,

    § Yeni oluşan gebelik çatlaklarını giderir,

    § Ameliyat, kaza ve akne izlerini hafifletir,

    § Bazı araştırmalara göre, kanserojen hücrelerin ve virüslerle oluşan bazı siğil türlerinin yok edilmesine yardımcı olur.

    Mikrodermabrazyon yöntemi, en fazla çukur sivilce izleri için kullanılır. Çünkü Mikrodermabrazyon ile artan ve kalınlaşan kollajen, çukurları giderir.

    Hamile kadınlarda meydana gelen çatlaklar, henüz pembe veya mor renkte iken, mikrodermabrazyon ile tedavi edilmeleri mümkündür. Bu çatlaklar beyazlaştıktan sonra yapılabilecek fazla birşey yoktur.

    Bugüne kadar, mikrodermebrazyon ile pek çok iyi sonuçlar aldım. Bütün tedaviler yararlı oldu ama özellikle umutsuz gibi görünen akne izlerinde gözle görülür düzelmeler izledim.

    Bu haftalık da bu kadar. Haftaya yeni konularda buluşmak üzere hoşçakalın.

  • Canlılık cildin içinden gelmeli

    Daha önce birçok defa yazdığım gibi, cildin doğal gerginliği ve canlılığı, kollajen dokuya ve elastin liflerine bağlıdır. Cildi yenilemek, düzgünleştirmek ancak yıpranan kollajeni ve elastin liflerini onarmakla mümkündür. Bu kadar sözünü ettiğimiz bu kollajen ve elastin nedir, bugün size biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum.

    Kollajen lifleri cilde gücünü ve dolgunluğunu verirler. Bu lifler kat kat veya dalga, birbirine sarılmış kalın bir ağ tabakasına benzerler. İnsan yaşlandıkça derideki kollajen miktarı azalır. Bu nedenle cilt adeta boşalmış gibi görünür.

    Elastin ise cildin esnekliğini sağlar. Örneğin hamilelikte, derinin gerilmesini ve daha sonra eski haline dönmesini sağlayan lifler bunlardır. Elastin liflerin gerilmesi, kollajen liflerinin katlarını açarak onları da gerer. Elastin lifler gevşedikçe, kollajen lifler büzülürler ve yapıları deforme olur.

    Zaman içinde kolajen lifleri bozulur, sertleşir ve düzensiz bir şekilde karmakarışık düğümlere dönüşür. Bu arada elastin lifleri de esnekliklerini kaybederek sertleşirler. Bütün bunların sonucunda, cildin dolgunluğu kaybolur, üst tabakası incelir, neredeyse kemiklere yapışır. İçi boşalan ve desteksiz kalan cildimiz, yerçekiminin etkisinde kalarak sarkmaya başlar. Zamana yenik düşen cildimiz, kırışık, kuru, sertleşmiş, sarkmış mat bir hale dönüşür…

    Bu tahribatın en büyük nedenlerinin; güneş, serbest radikallerin etkisi, ciltte su ve yağ kaybı olduğunu kısaca belirtmeliyim.

    Bu tür bir cildi tekrar nasıl hayata döndürürüz? En önemli mesele bu. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyidir. Ama yine de bütün bunların zaman içinde sinsice, yavaşça oluştuğunu ve bir anda düzelemeyeceğini göz önüne almalıyız. Tazelenmek için bize biraz zamana, azimli olmaya ve bir çok farklı uygulamaya ihtiyacımız olabilir. Tabii bütün bunlar hasarın miktarına bağlı olarak değişir.

    Antioksidan alın:
    Her şeyden önce bol bol su içmeye ve serbest radikallerle mücadelede bizi destekleyecek antioksidanları almaya önem vermeliyiz. Cilt için en gerekli antioksidanlar, A-B-C-E Vitaminleri, Lesitin, Omega 3 , çinko, selenyum, bakır ve glukozamin sulfat’tır. Bunları gıdalarla ve tablet şeklinde alarak vücudumuzun ihtiyacını karşılayabiliriz.

    Kremler:
    Kullandığımız kremlerde, A ve C vitaminlerinin bulunması çok yararlıdır. Kısa bir süre öncesine kadar cilde haricen sürülen vitaminlerin yararı olmadığı düşünülüyordu. Son zamanlarda bu görüş değişti. C vitamini ciltteki kollajeni koruyor. A vitaminli kremler ise kollajen oluşumunu destekliyor.

    Tıp ve estetiğin birlikte çalıştığı günümüzde, yıpranan cildi tekrar taze, diri ve genç bir görünümüne kavuşturmak için bir çok yöntem uygulanıyor.

    Cildin derinliklerinde:
    Cildin içindeki kollajen dokusunu arttırmak için günümüzde kullanılan en etkin uygulamalardan biri, size sık sık tavsiye ettiğim, ışıkla gençleştirme (photo rejuvenation) veya Foto IPL olarak bilinen yöntemdir. Bu tedavide kullanılan yoğun ışık direkt olarak cildin alt tabakalarını hedef alır ve kollajen tabakası çoğalmaya başlar…

    Cildin üst tabakası:
    Cildin iç kısmında dolgunluk sağlandıktan sonra sıra cildin üst tabakasındaki ölü, mat görünümü ele almaya gelir. Bunun için faklı yöntemler kullanmak gerekebilir. Cildin üst tabasındaki ölü derinin arındırılması ve yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi için glikolik asitlerle peeling yapılır.. Peeling için en uygun zaman güneş etkisinin daha az olduğu sonbahar ve kış aylarıdır.

    Cilt yenilemede kullanılabilecek diğer bir peeling yöntemi ise mikro dermabrazyon’dur. Bu uygulamada özel bir alet ile cildin ölü deri tabakası hafifçe soyulur. Altından pembe, taze ve yenilenmiş bir cilt çıkar.

    Rötuşlar:
    Cildimiz olabileceği kadar toparlandıktan sonra, hala derin çizgiler kalmışsa; göz kenarlarındaki kaz ayağı ismi verilen çizgilere, alnındaki yatay çizgilere ve kaş arasındaki dikey çizgilere botox enjeksiyonu yapılabilir. Ağız çevresi, çene ve yanaklardaki çökmeler yada derin kırışılıklar ise çeşitli dolgu maddeleri ile düzeltilebilir.

    Hepinize taze pırıl pırıl ciltlerle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

  • Fraksiyonel lazerler

    Fraksiyonel lazer ile cilt yenileme epidermis (üst deri) ve dermis (alt deri) etkili olan yeni bir yöntemdir. Fraksiyonel lazerler, lazer ışığının minik sütunlar halinde deride ısı hasarı yaratması ile etkili olurlar. Bu sütun halindeki ısı hasar alanlarına, mikrotermal tedavi bölgeleri (MTB) denir. Fraksiyonel teknolojilerde MTB alanlarının etrafındaki deri alanı sağlam kalır. Bu yüzden ısı hasarı görmüş MTB hızla etraftaki sağlam deriden gelen hücrelerle hızla onarılır.

    Fraksiyonel lazeler üst deride minik alanlar halinde hücreleri yeniler. Bu yenilenme esnasında üst deriye ait lekeler giderilebilir. Alt deride ise sütunlar halinde ısı hasarı yapar ve bu bölgelerde yeni kollajen oluşumunu tetikler. Alt derideki bu yenilenme yara izi, kırışıklık ve sivilce izi tedavilerinde etkili olabilir.

    Fraksiyonel lazer uygulamalarında:

    Fraksiyonel lazerler için açık renk ciltler ideal vakalardır. Ancak koyu tenli hastalarda da kullanılabilir. Yüz dışında boyun, gövde ve kollarda kullanılabilir.

    Uygulama esnasında bazı hastalarda rahatsızlık hissi olabilir. Lokal anestezik kremler veya soğuk hava üfleyen aletlerle bu rahatsızlık hissi kolayca giderilir.

    İşlem sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem olabilir. Ciltte hafif soyulmalar ve bronzluk olabilir. Ancak bu tür durumlar 3-7 gün içinde geriler.

    Fraksiyonel lazerlerde beklentiler gerçekçi olmalıdır. Hafif orta dereceli kırışıklık, lekeler ve yüzeyel sivilce ve yara izlerini giderebilir. Derin kırışık, leke ve izlerde hafif düzelmeler yapabilir.

    Fraksiyonel lazerde tedaviler seanslar halinde yapılır. Şikayetin cinsine göre en az 5 seans 2-4 hafta aralıklarla yapılabilir.

    Fraksiyonel lazer kullanılmaması gereken durumlar:

    6 ay içinde oral isotretinoin kullanılmamış olmalıdır.

    Deride aktif enfeksiyon olmamalıdır.

    Hamile kişilerde uygulanmaz.

    Gerçeğe uymayan beklentileri olan hastalara uygulanmaz.

    Fraksiyonel lazer uygulama sonrasında bakım:

    Operasyon sonrasında şikayetler hafif ve geçicidir. İşlemden sonra birsat kadar güneş yanığı duygusu hissedilebilir.

    Tedavi sonrası makyaj yapılabilir.

    Fraksiyonel lazer sonrası hafif nemlendiriciler sürülebilir.

    Yüzde ödem olursa buz paketleri ile soğutma faydalı olabilir.

    Fraksiyonel lazer sonrası 6-12 ay süre ile güneşlenmekten kaçınılmalı ve güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

    Fraksiyonel lazer tedavi sonrası yan etkiler:

    Lazerlerde görülen yan etkiler fraksiyonel lazer uygulamalarında olabilir. ancak yan etki görülme oranı oldukça düşüktür.

    Geçici veya kalıcı lekelenme

    Renk açılma alanları

    Herpes enfeksiyonu atağı

    Enfeksiyon

    Yara izi

  • Dermatolojinin yeni yüzü multi clear

    Yıllardır dermatologların tedavide en önemli sorunları olan ve netice alamadıkları Vitiligo ve Psorıasıs ( Sedef ) hastalığında yeni bir yöntem ile başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Ağustos 2004 ‘de USA ‘da tedavi programları uygulanmaya başlandı. Tedavi FDA onaylı ve şu anda çığ gibi tüm dünyada yayılmaya başlandı.

    Senelerce PUVA tedavisi gören vitiligo hastaları bu sistem ile sadece 15-20 seansta lezyonlardan kurtuluyorlar.

    Multi Clear denilen bu yeni yöntem de UVB ve bir ışın olan UVA 1 kullanılarak tedavi programlanıyor. UVA 1 ‘in melonositlere verilen hasarı ve yanmayı engelleyici bir özelliğide mevcut. Tedavi ağrısız ve tüm cilt tipleri ve yaş gruplarında uygulanabiliyor. Yüz bölgesinde 10-12 seans sonunda başarı elde edilmeye başlanıyor ve %90 oranında sonuç alınıyor.

    Sedef hastalığı, beyaz pullanmanın görüldüğü, cilt üzerinde kırmızı beneklerle karakterize, yaygın kronik bir cilt hastalığıdır. Lezyonun en yaygın görüldüğü alanlar dirsek, diz ve kafa derisidir. Multi Clear’ ın yaydığı ışık dalga boyları üst derideki hücrelerin aşırı derecede üremesini engeller ve derideki yangıyı azaltır. Tedavi sırasında ağrı hissedilmez ve % 80-90 oranda başarılıdır. 8-12 seansda sonuç alınır.

    Çatlak izleri derinin elastik liflerinin düzeltilemez bir şekilde kopması sebebi ile cildin normal rengini kaybettiği çizgisel alanlardır. Senelerdir kadınların en önemli sorunlarından biri olan çatlakların şimdiye kadar sonuç alınan bir tedavi yöntemi yoktur. İlk defa bu sistem ile beyaz deride yeni melanin üretilmesi ve normal deri rengini elde edilmesi ile başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Tedavi ağrısızdır 4-6 hafta boyunca haftada 2 kez uygulanır. Tedavi bronz iken veya yazında uygulanabilir.

    Çalışmalar çoğu kişini hayatında bir dönem akneye yatkın cilt problemi yaşadığını gösterir. Akneye yatkın cilt derideki kıl foliküllerinin yanındaki yağ üreten yağ bezlerinin büyümesi ve tıkanmasına neden olan hormonal değişiklilerin bir sonucudur. Akneye yatkın cilt genellikle anormal miktarda bakteri genelliklede propioni bacterium acne ( P.acnes ) ile kendini gösterir. Bu yüz, göğüs ve vücudun diğer bölümlerinde ortaya çıkabilen acı veren sivilcelere neden olur. Tedavi’ de secici temizleme ( SPC –tm ) ile çevredeki dokuya zarar vermeden akneye neden olan p. Acnes bakterilerini hızla ve kolaylıkla yok eder. Tedavi çok başarılıdır. Kombine tedavi programları.

    Bu yeni tedavi yöntemi anlaşılıyor ki dermatologlara böyle kolaylıklar sağlayacak

    Sevgiler

    Uzm.Dr. Naciye YAPAN MİRATA

  • Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

    Saç ve tırnak değişiklikleri

    Saç değişiklikleri; Anagen evre dediğimiz saçların gelişip olgunlaştığı evre gebelikte daha uzun olduğu için, saçlar hamilelik esnasında genellikle gürleşir ve saç kalitesi artar. Ancak doğumdan 1-2 ay sonra saç dinlenme fazına (telojen dönem) girer ve saç dökülmesi baslar. Dökülme dönemi doğumdan sonraki 8-15 aya kadar devam edebilir. Ayrıca birçok kadında yüz, koltuk altı ve bacak tüylerinde koyulaşma olur.

    Tırnak değişiklikleri; tırnakta yumuşama, kolay kırılma tırnağın boşalması ve tırnak batıkları seklinde görülebilir. Özellikle ayakta ödem olması nedeniyle hamileliğin son aylarında ve doğum sonrasında batık tırnak olasılığı artar.

    Deride renk değişiklikleri

    Özellikle yüz bölgesinde yanak, alın veya dudak üstünde düzensiz sınırlı kahverengi lekeler oluşabilir. Bu lekeler melazma olarak adlandırılır. Hamile kadınların neredeyse yarısında görülebilir. Özellikle koyu tenli kişilerde daha sıktır. Güneşten uygun şekilde korunmama deride lekelenmeyi artırır. Genellikle hamilelik lekeleri doğum sonrası kaybolur veya hafifler. Ancak bazen kalıcı da olabilir.

    Hamilelerde göğüs uçları, koltuk altları, genital bölge, uyluk iç yan yüzü ve karın bölgesinin deri rengi koyulaşabilir. Çok sık görülen bu değişiklik tıp dilinde hiperpigmentasyon olarak adlandırılır. Yüksek miktarda östrojen, progesteron ve MSH hormonları bu deri koyuluğunun sebebidir. Özellikle MSH adlı hormon, derinin pigment üreten melanosit adı verilen hücrelerinin daha fazla melanin denilen maddeyi salgılamasını sağlayarak bu etkiyi yapar. Derideki benlerde ve çillerde artış ve renklerinde koyulaşma gözlemlenebilir. Boyun ve koltuk altında et benlerinde büyüme sayısal artış olabilir.

    Ter bezi ve yağ bezi değişiklikleri

    Hamilelerde vücutta ter salgılanması artar. Ancak tersine avuç içi terlemesi azalır. Tiroid aktivitesi artması ter salgılanmasını artırmaktadır. Bu yüzden hamilelerde aşırı terleme ve isilik (ter bezi tıkanıklığı ) şikayeti olabilir. Yağ salgılanması azalması nedeniyle halk arasında köpek memesi adı verilen büklüm yerlerinin iltihaplanması ile seyreden hidradenitis suppürativa gibi hastalıklar hafifleyebilir. Akne yani sivilce şikayeti hamilelerde değişkenlik gösterir. Bazı kişilerde sivilce şikayeti artarken bazılarında ise azalır.

    Sitria distensea (deri çatlağı)

    En sık görülen değişikliklerden biri deri çatlaklarıdır. Tıp dilinde stria distensa veya stria gravidarum olarak adlandırılır. Deri çatlakları hamile kadınların %90’ında görülebilir. Hamileliğin altıncı veya yedinci ayında ortaya çıkar. Kırmızı veya pembe rengi çizgisel çökük izler şeklindedir. Kaşıntı ve yanma şikayeti olabilir. Doğumdan sonra deri çatlaklarının rengi beyazlaşır. Deri çatlağı sırasıyla en sık karın, göğüs ve uylukta görülür. Deride çatlak oluşma nedenleri çeşitlidir. Genetik eğilim mevcuttur. Annesinde deri çatlağı olan birinde deri çatlağı ihtimali daha yüksektir. Ayrıca östrojen, ACTH adlı hormonlar ve derinin gerilmesi de deri çatlağı sebeplerindendir.

    Kan damarı değişiklikleri
    Gebelik süresince damarsal lezyonlar çoğalır. Spider anjiom olarak adlandırılan küçük kılcal damarlar hamileliğin ikinci ile beşinci ayında ortaya çıkar. En sık yüz ve avuç içinde görülür. Doğumdan sonra kılcal damarların %75’i geriler. Östrojen artısı spider anjiom en önemli nedenidir. Avuç içlerinin kırmızı renk alması palmar eritem olarak adlandırılır. Beyaz ırkın üçte ikisinde siyahların üçte birinde görülür. Avuç içindeki bu kızarıklık hamileliğin ilk ayında baslar doğumdan bir hafta sonra geriler. Her iki durumda da güneşten korunmaya dikkat edilmeli, güneş koruyucu ajan kullanılmalıdır.

    Varisler

    Hamilelerin %40’ında varis oluşabilir. Genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ayrıca hormonlara bağlı damar değişikleri ve bebeğin kan damarlarına yaptığı basınç varis oluşumuna zemin hazırlar. Hamilelik döneminde bacaklarda kılcal damar artısı görülür. Hamilelerde aynı mekanizma ile damarların genişlemesi sonucunda hemoroid oluşumuna yol açabilir.Hamilelerde şişkinlik (ödem) şikayeti olabilir. Ödem bacaklarda, yüz ve ellerde görülebilir. Hamilelerde vurma çarpma olmaksızın bacaklarda mor lekeler oluşabilir. Bütün bunların nedeni hormonların damar duvarında yaptığı değişikliklerdir. Ayrıca yüzde kızarıklık, sıcak-soğuk, basmaları ve ürtiker (kurdeşen) gibi şikayetler görülebilir.

  • Lazer ile cilt yenileme

    Yaşlanma kompleks biyolojik bir süreçtir. Yaşlanmış derideki problemler kronolojik yaşlanmadan ziyade foto yaşlanma sonucu da ortaya çıkarlar ki bu değişiklikler özellikle üst ve orta deri tabakalarında atrofi denilen doku kaybı ya da azalması şeklinde olmaktadır. Cildimize kalın, sıkı, ve elastik görünüm veren derinin temel maddesi kollajendir. Çocukluğumuzda oldukça kalın, sıkı, ve elastik olan cildimiz kollajenin zamanla azalması, sigara ve güneşin zararlı etkileri beslenme alışkanlıkları ile genetik etkenler gibi bir çok faktöre bağlı olarak inceliyor ve gevşiyor. Bunun sonucunda yüzümüzde mimiklere bağlı kırışıklıklar ve yer çekimi nedeniyle sarkmalar oluşuyor. Oysa hepimiz uzun yıllar gergin ve kırışıksız bir cilde sahip olmayı arzuluyoruz. Bu hayal günümüzde ilerleyen tıbbi kozmetik teknolojinin sayesinde gerçeğe dönüşebiliyor.

    Lazerle cilt yenileme, hiçbir yabancı madde kullanılmadan cildi uyararak kendi dokusunu yenilemesini sağladığı bir işlemdir. İki şekilde yapılabilmektedir. Birincisi er-yağ lazer ile yaptığımız ablative, yani üst deriyi lokal anestezi altında uyuşturduktan sonra tabaka tabaka soyarak yapıyoruz. İşlem sonrasında bir hafta kadar işinden uzakta kalması gerekmektedir. İkinci tekniğimiz ND-YAG LAZER ile nonablative, yani deriyi soymadan soymadan yapılır. Bu yöntemde cildin üst tabakası korunarak, derindeki hücreler uyarılıyor ve doğal kollajen üretmeleri sağlanıyor. Cilt yenileme aynı zamanda akne izlerinin giderilmesi, lekelerin silinmesi işlemlerinde de kullanılıyor.

  • Kimyasal peeling uygulamaları

    Derinin dış tabalarının kimyasal ajanlarla kontrollü hasarı kimyasal peeling olarak adlandırılır. Çeşitli asidik ve bazik kimyasal ajanlar peeling amacıyla deriye uygulanmaktadır. Kimyasal peelingde amaç, deri tabakalarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve cilt yenilemesi sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından faydalanarak çeşitli lezyonların tedavisini sağlamaktır. Kimyasal peeling yüzeysel, orta ve derin olmak üzere 3 şekilde uygulanmaktadır. Meyve asitleri ile yapılan yüzeysel kimyasal peeling, Fenoller ve triklor asetik asitler (TCA) kullanılarak gerçekleştirilen derin kimyasal peeling.

    Yüzeysel kimyasal peeling şeker pancarından elde edilen glikolik asitlerle, sütte bulunan laktik asitlerle uygulanabilir. Daha yaygın olarak bilinen isimleri ise alfa hidroksi asitler (AHA’lar)dir. Bunlar oldukça küçük moleküller olduğu için epidermisi (cildin en üst tabakasını) kolayca geçebilmektedir. Ancak daha alt tabaka olan dermise geçemezler. Epidermisteki hücrelerin yenilenmesini tetikleyerek onların dış etkenlere olan toleransını arttırırlar. Hücre yenilenmesi dışında epidermal kökenli olan yüzeysel lekelerin tedavisinde de başarılı olmaktadır.

    Bir başka yüzeysel peeling ise salisilik asitlerle (BHA’lar) yapılan peelinglerdir. Bu madde daha yüzeysel olarak epidermisi (cildin en üst tabakasını) etkiler. Daha çok akne, siyah ve beyaz nokta tedavisinde ve ikincil olarak lekelerin tedavisinde de tercih edilmektedir.

    Biz kliniğimizde hem AHA hem de BHA içeren yüzeysel kimyasal peeling işlemlerini uygulamaktayız. Cildin üst tabakasını soyarken ince çizgilerin azaltılmasını (cildin yenilenme sürecini de) başlatmış oluyoruz.

    Ancak hastamıza evde kullanması için glikolik asit içeren benzer kozmetik ürünler vererek işlemin etkisini de kuvvetlendiriyoruz. Peeling süresi arttıkça, cildin pH düzeyi azaldıkça ve peeling konsantrasyonu arttıkça işlemin etkinliği de artmaktadır.

    Peeling işlemi süresince ve sonrasında belli bir süre güneşten ve solaryumdan korunmak gerekmektedir. Cildin daha alt tabakalarının soyulması için yapılan peelingler ise derin lekelerin ve izlerin tedavisinde kullanılabilecekleri gibi kırışıklıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu amaçla triklor asetik asit (TCA) ve fenol uygulanmaktadır. TCA konsantrasyonu ayarlanarak işlemin derinliği belirlenmektedir.

    Cilde uygulanacak her tür işlem öncesinde olduğu gibi kimyasal peeling uygulamadan önce de cildin analiz edilmesi ve ihtiyaçlarının belirlenmesi uygundur. Kliniğimizde ayrıntılı cilt analizi yapılmakta ve hastanın kendisine özgü uygulanabilecek tüm tedavi yöntemleri uzman dermatoloğumuz tarafından belirlenmektedir.

  • Allerjik hastalıklar

    Bu hastalıklar, genetik yatkınlığı olan (atopik) bireylerde “allerjen” olarak adlandırılan maddelerin vücuda girdikten sonra bağışıklık sistemini uyarması ve abartılı bir yanıt oluşturması neticesinde ortaya çıkar. Allerji belirtileri, etkilenen doku ve organa göre değişir. Burun etkilendiğinde “alerjik rinit”, göz etkilendiğinde “alerjik konjonktivit”, solunum sistemi etkilendiğinde “alerjik astım” ve deri etkilendiğinde “ürtiker” (kurdeşen, dabaz) ya da “egzama” olarak adlandırılan hastalıklar gelişir. Birden fazla sistemin etkilenmesi durumunda ise “anafilaktik şok” denen ve derhal müdahale edilmesi gereken bir klinik tablo ortaya çıkar. Hayati risk taşıyan bu tabloda tansiyon düşüklüğü ve şuur kaybı yanında ürtiker, solunum sıkıntısı ve karın ağrısı meydana gelir. Bazen de boğazda meydana gelen şişlik solunum yollarını tıkayarak ölümle neticelenir.

    Allerjik rinitli hastalarda başlıca belirtiler arka arkaya hapşırma, burun-boğaz akıntısı (su gibi) ve kaşıntısıdır. Hastaların bir kısmında gözlerde yaşarma ve kaşıntı ile karakterize konjonktivit tablosu gelişir. Neden olan allerjenler çoğunlukla ev içinde küf mantarları ve akarlar, ev dışında ise polenlerdir. Allerjik rinit, tanısı erkenden koyulmadığı ve tedavi edilmediği zaman daha ağır bir hastalık olan astıma ilerleyebilir. Astımlı hastaların öksürük, zor nefes alıp verme ve hırıltılı solunum şikâyetleri vardır. Kriz anında bu belirtiler daha şiddetlenir, solunum yollarında spazm oluşarak boğulma ve panik hissine neden olur. Astım krizi olarak tanımlan bu durum acil tedavi gerektirir.

    Deride kaşıntı ve kabarıklık oluşumu ile kendini gösteren ürtiker, çoğunlukla gıda ve ilaç allerjilerinde ve böcek ısırmalarında gelişir. Ancak ürtikere neden olabilen parazit hastalıkları, tiroid hastalıkları ve bazı sistemik hastalıkların da (romatizmal hastalıklar, kan hastalıkları, kanserler vb.) araştırılması gerekir. Deride gözlenen diğer bir allerjik hastalık içi sıvı dolu kabarcıkların meydana geldiği egzamadır. Kaşıntı, egzamada tipik olan şikâyetlerden biridir. Zaman içerisinde deride pullanma, kalınlaşma ve dökülme meydana gelir. Nedeni çoğunlukla derinin temas ettiği giysi, takı, cihaz vb. maddelerdir.

    Atopik dermatit çoğunlukla çocuklarda gelişen bir deri hastalığıdır. Bu hastalık da allerjik nedenlerle meydana gelir ve derinin belli bölgelerinde (yanak, boyun, dirsek, diz) kaşıntı, kuruluk, hassasiyet, kızarıklık, pullanma, kanama ve iltihaplanma olması en karakteristik özellikleridir. Bu hastalığın gıda allerjileriyle yakın bir ilişkisi vardır. Tedavisi zor olmakla birlikte tetikleyici faktörlerin ortaya konması ve tedbir alınmasıyla belirti ve bulguların şiddeti azalır. Ilık su ile banyo yapmak, doğal sabun kullanmak, pamuklu giysiler tercih etmek, güneşten kaçınmak ve zamanında hekime gitmek bu tedbirlerden bazılarıdır.

    Gıda ve ilaç allerjileri çoğu zaman farklı özelliklere sahip deri döküntülerine neden olurken bazen “anafilaktik şok” tablosu geliştirir. Anafilaktik şok arı allerjilerinde de en korkulan durumdur. O nedenle bu tip ciddi allerjilere önceden tanı koyulması ve tedavi edilerek önlem alınması gerekir.

    Allerjik Hastalıklarda Tanı Koyma

    Allerjik hastalıklarda tanı hastanın öyküsü, fizik muayene ve bazı laboratuvar testleri ile koyulur. Laboratuvar testleri hasta üzerinde uygulanan testler ve kan testleri olmak üzere başlıca ikiye ayrılır.

    Hasta üzerinde uygulanan testler:

    Deri testleri:

    Deri üzerine veya deri içerisine uygulanan testler:

    Allerji tanısında hala altın standart olarak gösterilen testlerdir. Polen (çimen, ot, ağaç, hububat), küf mantarı, akar, hayvan deri döküntüsü, kauçuk, gıda ve arı zehiri özütlerinden hazırlanan standart test çözeltilerinin deri üzerine veya deri içerisine uygulanması ile yapılır. Bu amaçla deri üzerinde küçük bir çizik oluşturan veya allerjenin deri altına verilmesini sağlayan özel iğneler kullanılır. Allerjen çözeltileri deriye uygulandıktan 15 dakika sonra değerlendirme yapılır. Deride oluşan kabarıklığın büyüklüğüne göre sorumlu olan allerjen belirlenir.

    Bu testler ilaç allerjilerinde de kullanılır. Bu amaçla araştırılan başlıca ilaçlar: antibiyotikler (beta laktam), lokal veya genel anestezide kullanılan ilaçlar, kas gevşeticiler, narkotik ağrı kesiciler, epilepsi ilaçları, kemoterapi ilaçları, radyolojik incelemelerde kullanılan maddeler ve biyolojik ajanlardır.

    Yama testi:

    Allerjen içeren standart test materyalinin vazelin eşliğinde sırt üzerine yapıştırılması ile yapılır. Bu amaçla kullanılan test materyali 20’den fazla allerjeni içerir (parfümler, ilaçlar, koruyucu maddeler, antioksidanlar, tatlandırıcılar, kozmetikler, plastikler, yapıştırıcılar, muhtelif kimyasallar vb.). Uygulamadan 48-72 saat sonra değerlendirme yapılır. Deride oluşan kızarıklık, kaşıntı ve sulanma derecesine göre sorumlu olan allerjen belirlenir.

    Solunum fonksiyon testleri

    Allerjik nedenli astım düşünülen hastalarda yapılır. Bu amaçla “spirometri” olarak adlandırılan bir cihaz kullanılır. Çıkan neticeye göre solunum yollarının ve akciğer kapasitesinin etkilenme derecesi ortaya konur. Bu test bazen solunum yollarını açan ilaçlar uygulandıktan bir süre sonra da (15-20 dakika veya 15 gün) yapılır. Böylelikle akciğer işlevlerinin ilaçla düzelip düzelmediği değerlendirilir.

    Provokasyon testleri

    Belli bir allerjenin hastanın şikâyetlerine neden olup olmadığını belirlemek için yapılır. Genellikle solunum yollarındaki duyarlılığı ortaya koymak için veya sorumlu olan allerjeni (ilaç, besin) tespit etmek için kullanılır. Bu amaçla şüphe duyulan allerjen “hastalığın etkilediği organa bağlı olarak” ağız, burun, göz veya solunum yolu ile uygulanır. Hasta için riskli bir yöntemdir. Bu nedenle uzman eşliğinde ve acil müdahale için gerekli tedbirler alınarak yapılır.

    Kan testleri:

    Hastalıktan sorumlu allerjeni tespit etmek üzere tasarlanmış olan testlerdir. Burada temel prensip allerjene karşı gelişen antikorların kanda gösterilmesidir. Bu amaçla hastaların damarından alınan 3-5 mililitre (1 küçük tüp) düz kan yeterlidir.

    Tedavi

    Allerji tespit edilen hastalara tedaviye başlamadan önce verilen ilk tavsiye sorumlu olan allerjenden kaçınmaktır. İlaç tedavisi daha sonra gelir; etkilenen organa ve hastalığa göre farklı özelliklerde ilaçlar ve yöntemler kullanılır. Bunlar ağız, burun, göz, deri ve solununum yolu ile alınan tablet, sprey, damla ve enjeksiyon şeklindeki tedavilerdir. Bu tür ilaçlar kısa vadede belirtileri hafifletirken, uzun vadede ise kısmen iyileştirici etki gösterir.

    Geleneksel tedavilerle sonuç alınamayan hastalarda “immünoterapi” olarak adlandırılan aşı tedavisi yapılır. Bu yöntem alerjik hastalıklarda kür sağlayabilen tek tedavi yöntemidir. Bu amaçla standart allerjen özütleri kullanılır ve belli zaman aralıklarında deri altına enjekte edilir. Tedavi başlangıç ve idame tedavisi olmak üzere 2 aşamada yapılır. Başlangıç tedavisinde giderek artan dozlar sık aralıklarla uygulanırken (haftada 1-2 enjeksiyon), idame tedavisinde belli bir doz allerjen daha geniş aralıklarla uygulanır. Geleneksel immünoterapi protokollerinde tedavi 3-5 yıl sürer. Son yıllarda daha kısa süreli protokoller de geliştirilmiştir.

    Aşı tedavisinin en sık yan etkileri enjeksiyon yerinde kaşıntı ve kızarıklık görülmesidir. Ancak bazen hayati riski olan ciddi reaksiyonlar da (anafilaktik şok) gelişir. O nedenle aşı sonrası hastalar en az yarım saat gözlenmelidir.

    Diğer bir immünoterapi yöntemi allerjenlerin damla veya tablet şeklinde dilaltı yoluyla verilmesidir. Bu yöntem son zamanlarda giderek yaygınlaşsa da aşı tedavisinin yerine alternatif bir tedavi değildir.