Etiket: Deri

  • Vitiligo hakkında merak edilenler

    Kazanılmış olarak derinin rengini veren melanositlerin kaybı ile depigmente (pigmentsiz) alanlara neden olan, bazen üveit ve diğer otoimmün olaylarla birlikte görülebilen bir hastalıktır.

    Prevlalans. Beyazlarda %1-2, siyahlarda daha fazladır.

    Yaş. Sıklıkla çocukluk veya genç erişkin yaşta başlar.

    Cinsiyet ayrımı yoktur.

    Irk. Koyu tenli kişilerde daha önemli bir problemdir.

    Meslek. Kimyasalların uyardığı depigmentasyon kapıcı, hademelerde parafenolik asit bileşenleri ile temas ile veya hidrokinonlarla oluşmakta ve vitiligoyla karışabilmektedir. Ancak bunlar farklı hastalık olarak değerlendirilmektedir.

    Genetik. Sıklıkla aileseldir, ancak tam geçiş yolu net değildir. Dördün üzerinde genin sorumlu olduğu düşünülmektedir. 777 hastanın değerlendirilmesi ile yapılan bir meta-analizde, vitiligolularda kontrol grubuna göre belirgin olarak daha fazla HLA-A2 ile bir ilişki bulunmuştur.

    Etyoloji ve Patogenez:

    Vitiligoya sebep olan başlangıç noktası bilinmemektedir. Üç major teori mevcuttur. Muhtemelen her bir mekanizma da seçilmiş hastalarda rol oynamaktadır. Herbir hipotezin ikna edici bilimsel kanıtları mevcuttur.

    Otoimmünite Hipotezi. Bir otoimmün reaksiyon, melanositlerin bazal tabakadaki normal gidişinin sürmesine engel olur.

    Nöral Hipotez. Vitiligo lezyonları sıklıkla belli bir dizilim şekline sahiptir. Bu durum da melanositlerin yıkılmasında nörokimyasal mediatörlerin sorumlu olduğunu göstermektedir.

    Kendi Kendini Yıkım Hipotezi. Melanin sentesinin bir toksik aracısı, melanositleri yıkmaktadır.

    Başlangıçta melanositler daha az melanin üretirler. Muhtemelen bu erken fazda, kötüye gidiş geri dönüşlüdür. Bu durumu, lezyonların tedavisi zamanında (erken dönemde) uygulandığında daha iyi tedaviye cevap görülmesi açıklamaktadır. Daha sonra melanositler yıkılır.

    Bazen daha derindeki kıl folikül melanositleri de yıkılır, ancak sıklıkla bunlar göreceli olarak etkilenmeden kalırlar ve deride pigment üretici hücrelerin yeni popülasyonu için potansiyel bir kaynak oluştururlar.

    Oldukça geniş bir hastalık grubu vitiligo ile ilişkilidir. Bunların bazıları hastalığın etyolojisinde bir ipucu vermektedir. Tiroid bozuklukları oldukça sık bir ilişkili faktördür, hastaların yaklaşık %30’nda bulunmaktadır. Hem hipertiroidizm ( Graves hastalığı da dahil), hem de hipotiroidizm (Hashimato hastalığı da) görülebilir. Diğer olası endokrinolojik hastalıklar, Addison hastalığı, insülin bağımlı ve erişkin başlangıçlı Diabetes mellitustur. Oldukça geniş diğer otoimmün hastalıklar da vitiligo ile ilişkilidir. Bunları Pernisiyöz anemi, lupus eritematozus, sistemik sklerozis, myastenia graves, Crohn hastalığı, primer bilier siroz, Sjögren sendromu ve alopesi areata içermektedir.

    Vitiligo için çok sayıda tetikleyici faktör bulunmasına karşın, bunların sıklıkla klinikte uygulanabilirliği mümkün değildir. Vitiligo Köbner fenomeni oldukça dramatik olabilmektedir. Hastalar aktif fazda iken, yeni lezyon gelişimi sırasındaki küçük deri travmaları vitiligoya yol açabilmektedir. Belirgin güneş yanığı da ilginç bir tetikleyicidir. Burada bahsedilen spekülasyon; melanositlerin hasar görmesi, hatta belkide daha fazla pigment üretmek için kendini aşırı zorlaması, ürünlerini salması sonrası otoimmün cevabı tetiklemesidir.

    Klinik bulgular:

    Vitiligo her yaşta ortaya çıkabilmektedir ancak sıklıkla 10-30 yaş arasında görülür. %50’nin üzerinde hastada vitiligonun 20’li yaşlarda ortaya çıktığı rapor edilmiştir. Başlangıçta küçük solukluklar yada beyaz patchler ortaya çıkar ki bunları deride yada koyu tende görmek kolaydır. Özellikle soluk kişilerde Wood ışığı oldukça yardımcıdır. Öncelikle az sayıda çapları bir ile birkaç cm arasında değişen yamalar gözlenir. Yamaların sayısı artarak birleşir, ilginç kesişen lezyonlar oluşur. Hastalar sıklıkla kaşıntıdan şikayetçi olurlar ancak yangı klinik olarak asla gözle görülemez. Bazen güneş yanığına bağlı ise lezyonlar kızarık ve ağrılı olmaktadır.

    Tutmaya meyilli olduğu bölgeler daha pigmente olan deri bölgeleridir, örneğin el-ayak üstü, genital bölge, baş, boyun, koltuk altı ve meme başı bölgeleridir. Saçlar pigmentsiz olabilir (akkiz poliozis) yada saçlı deri tutulsa bile doğal renklerinde kalabilirler.

    Vitiligo klinik özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır

    Lokalize vitiligo

    Fokal: bir veya daha fazla yama, segmental değil

    Segmental: bir veya daha fazla patch, dermatomla bir pattern mevcut

    Generalize vitiligo

    Akrofasiyal: yüz ve elleri tutan multipl lezyon

    Genel: irregüler ancak yaygın dağılımlı patchler

    Üniversal vitiligo

    Hemen hemen tüm vucut depigmentedir. Sıklıkla patchler halinde normal deri gözlenir

    Mikst vitiligo

    İki veya daha fazla paternin kombinasyonudur

    Laboratuar bulguları:

    Klinik bulgular eğer ilişkili bir hastalığı destekliyorsa, uygun testler yapılmalıdır. Yeni araştırmalar HLA-A2 ile ilişkisi üzerinde durmaktadır. Tiroid fonksiyon testlerine bakılmalıdır.

    Gidiş ve Prognoz:

    Vitiligo çok zor bir hastalıktır. Yapılan bir araştırmada vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre depresyon oranı anlamlı olarak daha fazla ve yaşam kalitesi belirgin olarak düşük bulunmuştur. Hastalar bununla yaşamayı bildikleri için genellikle emosyonel problemler göreceli olarak sık değildir. Bazı toplumlarda, vitiligo lepra ile karışır ve hastalar belirgin olarak dışlanırlar. Yaygın vitiligoda korunmamış bölgelerde ciddi aktinik hasar riski mevcuttur. Okuler problemleri olan hastalarda yaşam kalitesinde düşüklük gözlenebilir.

    Eğer hastalık yıllardır mevcutsa yada uzuvlarda baskınsa, spontan rezolüsyon veya tedaviye cevap pek görülmez. Atopik dermatitli hastalarda vitiligo daha ciddi ve daha kalıcıdır. Birçok değişik düzenlemelerle yeniden pigmentasyon sıklıkla kıl foliküllerinden olmaktadır.

    Tedavi:

    Vitiligo için önerilen uzun bir tedavi listesi iyi bir yaklaşımın bulunmadığını desteklemektedir. Tedavide köşe taşı, hastayla uzun bir konuşma yapmaktır, kullanılmakta olan tüm tedavilerin avantaj ve dezavantajları açıklanmalıdır.

    Sistemik

    PUVA (Psoralen ile Ultraviyole A ışığı). Sistemik tedavinin ana ajanı psoralendir ve doğal ışık yada UVA kaynağı ile kombine edilir.

    Oral PUVA tedavisi

    Işık maruziyetinden 90 dakika önce 0.3 mg/kg dozunda 8-metoksipsoralen (eğer tolere edilemiyorsa maruziyetten 2 saat önce 0.6 mg/kg trimetilpsoralen ) kullanılır.

    PUVA-Sol tedavisi (Psoralen- güneş tedavisi)

    Işığa maruziyetten 2 saat önve 0.6 mg/kg dozunda (bazen daha düşük dozlarda) trimetilpsoralen kullanılır.

    Hastalar 5 dakika süre ile tedaviye başlarlar (saat 10.00 ile 15.00 arasında). Süre 30 dakikaya kadar 5 dakikalık parçalar halinde uygulanmak üzere arttırılır. Haftada üç kez bu tedaviyi uygulayan hastaya ek tedavi verilmez.

    PUVA banyosu tedavisi

    0.5 mg/litre konsantrasyonunda suya 8-metoksipsoralen eklenir. Hasta içinde 20 dakika bekletilir. Başlangıç dozu 0.1-0.2 J/santimetrekare

    Hangi PUVA tedavi seçeneği olursa olsun, yüz ve boyun lezyonlarının tedaviye cevabı %60’ın üzerindedir. El ve ayaklardaki lezyonlarda ise bu oran daha düşüktür. Hastalar antiekran kullanımı konusunda dikkatli olmalıdırlar. PUVA tedavisi sıklıkla çocuklarda kullanılmamaktadır.

    PAUVA, KUVA.

    Beta- Karoten. Stratum korneumda vitaminin birikimi ile sarı-turuncu bir deri rengine neden olur. Günde 3-6 kez 25-30 mg’lık dozda verilir. Hasta dozajını derisindeki renk değişimi durumuna göre ayarlayabilir. Karotenler sıklıkla zararsızdırlar ancak tedavi öncesi ve tedaviden birkaç ay sonra karaciğer fonksiyonları kontrol edilmelidir. Pekçok vitiligo hastası beyaz bölgelerin yerini sarı rengin almasından memnun değildir. Koyu tenli kişilerde bu tedavinin yeri yoktur.

    Topikal

    Kortikosteroidler. Sınırlı sayıdaki erken lezyonlardaki repigmentasyon oranı %10-80 olarak rapor edilmiştir. Hastalara düşük yada orta potentli kortikosteroidler günde bir-iki kez uygulanabilir. Bu tedavi özellikle çocuklarda en uygun yoldur. Eğer steroide bağlı akne gelişirse, daha kalıcı yan etkiler açısından tedavi sonlandırılmalıdır.

    Psoralenler. Topikal psoralen kullanımı ile UVA veya güneş maruziyetinde titrasyon çok zordur. Amerikada %1 Oxsorelen losyon ile çok fazla toksik reaksiyon bildirilmiştir. Başka bir deyişle bir hastada topikal tedavi başlanması düşünülürse, PUVA ünitesinde kullanılacak maksimum konsantrasyon %0.1 iken evde %0.001 şeklindedir.

    UV Radyasyon.Dar band UVB (311nm) bazı hastalarda kullanılabilir.

    Güneş koruyucu ajanlar. Bu ajanların tedavide kullanılmasıyla ilgili net olmayan durumlar vardır ve temelinde iki neden yatar. Birincisi, vitiligolu deri albinolardaki gibi deri kanseri açısından büyük riske sahip değildir ve bu durum hala geçerliliğini korumaktadır. İkincisi ise güneş koruyucu kullanımıyla normal deri fazla bronzlaşmayacak ve lezyonlu deri ile oluşacak kontrast önlenecektir.

    Kamuflaj. Pekçok sayıda kapatıcı ajan pekçok ülkede mevcuttur. Ek olarak çeşitli natural boyalar ve dihidroksiaseton kullanılmaktadır.

    Total Depigmentasyon. Dirençli ve tatmin etmeyen sonuçlarla karşılaşılan vakalarda, tüm vucutta yaygın vitiligosu olanlarda normal deri renginin açılması ve tüm vucudun beyazlatılarak vitiligolu bölgeyle uyumlu hale getirilmesi sağlanabilir.

    Cerrahi. Vitiligoda cerrahi müdahale en yeni en yaratıcı yaklaşımdır. Pigmente deri vitiligo yamasına greftlenir ve sıklıkla transfer olan melanositler bu alanı repigmente ederler. Cerrahi repigmentasyon için en uygun hastalar stabil vitiligolulardır. Mini-punch greft, saf melanosit kültürlerinin transferi, mikst epidermal kültür transferi gibi pekçok teknik mevcuttur.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Mezolifting

    Doğal yaşlanma süreci yaşam boyunca devam eder. Cildin görünümü, yaşın değerlendirilmesinde temel bir göstergedir. Kimisinin kırk yaşındayken yüzü kırışıklık içinde, cildi lekeli ve mattır; kimisinin altmış yaşındayken yüzü hala gergin ve pırıl pırıldır. Sağlıklı yaşam biçimi, kozmetik ürünler ve uygulamalar ile insanın yaşını anlamak mümkün olmayabilir. Mezolifting ile cildi güçlendirmek, cilde sağlıklı, genç ve canlı bir görünüm kazandırır.

    Kırışıklıkların doğum yeri, altderidir.

    Dıştan uygulanan kremler daha çok cildin üst tabakasını etkiler. Ancak, unutulmamalıdır

    ki cilde asıl destek görevini yapan, canlılığını sağlayan ve kozmetik görünüm açısından kilit işlevi gören tabaka altderidir. Bu temel tabakanın kalınlığı ve nemi, yaşla birlikte azalır. Dışarıdan uygulanan kremlerin derinin gözeneklerinden geçerek bu tabakaya ulaşması, anahtar deliğinden bir topu geçirmek kadar olanaksızdır. Bu yüzden asıl etkinin hedeflenen tabakada görülmesi pek olası değildir. Enjeksiyon yoluyla derinin alt tabakasına ulaşarak deriyi canlandırmak gereklidir.

    Mezolifting, cildi yenileyici vasıfta özel protein-vitamin-mineral karışımı serumun deri içine enjeksiyonu şeklinde uygulanır. Mikropunktur yöntemiyle, çok ince uçlu iğneler kullanılarak yapılan, on dakikalık bir işlemdir. Genellikle A, C, E gibi vitaminler, antioksidan maddeler, mineraller, aminoasitler ve hiyalüronik asit gibi dolgu maddeleri özel bir karışım haline getirilerek derinin alt tabakalarına enjekte edilir.

    Hiyalüronik asit,tüm yaşayan organizmaların bağ dokusunda doğal olarak bulunan, bulunduğu dokuya esneklik ve sağlamlık veren, su tutma kapasitesine sahip temel bir maddedir. Vücudumuzda en çok (% 60) deride, kas, göz ve eklemlerde bulunur. Genç yaşlarda cildin gerginliği ve eklemlerin hareketliliğini, dokuların nemli ve canlı kalmasını sağlar, onlara mekanik olarak destek verir. Deri altında doğal olarak bulunan bu madde yaşla birlikte azalır, 50'li yaşlarda yarıya düşer. Sonuçta deri önemli bir desteğini kaybeder, deri yaşlanması ortaya çıkar. Enjeksiyon yoluyla dışarıdan destek yapıldığı zaman, deri daha gergin, sıkı ve kırışıksız görünür. Hiyalüronik asit, laboratuvar koşullarında biyoteknolojik şeffaf bir jel formülasyonunda, sentetik olarak elde edilir. Bu madde, doğal hiyalüronik aside çok yakındır ve insan cildiyle uyumludur.

    Antioksidan maddeler ve vitaminler cildi güneşin, sigaranın ve diğer çevresel etkenlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerinden korur; oluşan yaşlanma belirtilerini onarırlar. Özellikle güneşin zararlı etkilerinden korunmak için, bahar ve yaz aylarında; sigara içimi, kapalı mekanlarda yaşam ve hava kirliliğinin cilt üzerindeki zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için de kış aylarında yapılması uygundur.

    Mezolifting yüz gençleştirmede en etkili yöntemlerden biridir; cilt yaşlanması, ince ve kuru ciltlerdeki hafif kırışıklıklar ve cilt sarkmasının tedavisinde kullanılır. Tüm yüz, boyun, dekolte ve eller gibi farklı bölgelere uygulanabilir. Seanslar halinde uygulanan bu yöntem ile cilt parlak bir görünüm kazanır ve kırışıklıklar giderek azalır.

  • Akne izleri, gözenekler ve kırışıklık tedavisi

    Akne izleri, gözenekler ve kırışıklık tedavisi

    “ FRAKSİYONEL CO2 LAZER “
    Günümüzde “ Akne izleri, Gözenekler ve Kırışıklık Tedavisi ”adı altında uygulanan yöntemler yetersiz kalabilmekte…Yıllardan beri deri yaşlanması, kırışıklıklar ve akne ( sivilce ) izlerinin tedavisinde farklı yöntemler kullanılmıştır. Bunlar :
    1. Kimyasal Peeling
    2. Mikrodermabrazyon
    3. Mekanik Dermabrazyon ( zımparalama )
    4. Botox ve Dolgu Maddeleri
    5. Işık Tedavisi ( Intense Pulsed Light : IPL )
    6. Lazer Tedavisi:
    a. Nd:YAG Lazer
    b. Er:Glass ve Er:YAG Lazer
    c. CO2 Lazer : Dünyanın en derin etkili iz ve kırışıklık tedavi yöntemidir. Oldukça derin etkili olduğu gibi yan etkileri de ciddi olabilir. Bu yüzden son 5 yıldan beri “ Lazer Dermatoloji ” dünyasında devrim niteliği taşıyan ve bu sistemin yan etkilerini neredeyse sıfıra düşüren “ Fraksiyonel CO2 Lazer ”geliştirilmiştir.
    FRAKSİYONEL CO2 LAZER HANGİ ALANLARDA KULLANILMAKTADIR ?
    1. Cilt yenileme , yüz gençleştirme : Yüz, göz kapakları, boyun ve dekolte bölgelerindeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesinde tartışmasız en etkili yöntemdir.
    – İnce kırışıklıkların giderilmesi
    – Derin çizgilerin giderilmesi ve yüz gençleştirmede
    2. İz tedavisi : Yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri ( sivilce izleri ), gözenekler ve çukurluklar, yara ve yanık izleri ve deri çatlamalarında en güçlü ve en etkili tedavi yöntemidir .
    1. Akne izlerinin ( sivilce izlerinin ) tedavisi : akne izleri, yüzeyel ve derin olmak üzere iki ana grupta sınıflandirılmaktadır :
    a. Yüzeyel akne izleri ve gözenekler : cildin üst tabakasını etkileyen izlerdir. Bu izler özellikle sivilce tedavisi sonrası daha çok ortaya çıkar ve kızarıklık zemininde hafif çukurlar ve çökmeler şeklinde görülür. Yüzeyel sivilce izi, genellikle kimyasal peeling gibi yüzeyel cilt soyma yöntemleri ile kısmen azaltılabilir, ancak iyileşmeyen sivilce izlerinin tedavisi kolaylıkla fraksiyonel lazer ile mümkündür.
    b. Derin akne izleri
    Ice pick ( buz kıracağı ) akne izi ve derin gözenekler : deri üzerinde buz kıracağı ile delinmiş alanlar şeklinde görülen çapları genellikle 2 mm.nin altında olan noktasal çukurlardır. Bu izlerin çapları fazla olmamalarına rağmen aşırı derin olabilir, bazen deri altı yağ tabakasına kadar inebilirler. Bu yüzden “ ice pick ” akne izinin en iyi tedavisi lazerdir. Lazer istemleri arasında en etkili ve aynı zamanda en az yan etkili sistem ise fraksiyobel CO2 lazerdir.
    Box car ( yük vagonu )akne izi : yuvarlak veya oval şeklinde oluşan akne izleridir.
    Rolling scar ( dalgalı )akne izi : genellikle derin olan bu çeşit sivilce izleri, cildin üst tabakasının alt tabakalar tarafından içeriye doğru çekilmesinden kaynaklanırlar. Tedavisi en zor olan bu tip akne izlerinde fraksiyonelCO2 lazer ile %80 e kadar iyileşme gözlemlenmektedir.
    2. Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi
    3. Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi
    4. Aşırı bağ dokusu ( hipertrofik skar ) ve keloidlerin azaltılması
    3. Özel lazer uygulama başlığı sayesinde estetik göz kapağı ameliyatlarında, yüzdeki küçük cerrahi işlemlerde ve yaralanmaların düzeltilmesinde kullanılmaktadır:
    – Kanser öncesi cilt lezyonlarının tedavisi – Cilt kanserlerinin tedavisi- Ciltteki kitlesel cilt lezyonlarının tedavisi- Saç, kaş ve sakallı bölge içindeki kitlesel lezyonların tedavisi- Piyojenik granülom tedavisi- Rinofima ve otofima tedavisi- Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi-Göz kapaklarında oluşan kolesterol plaklarının tedavisi- El ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş kitlelerin tedavisi
    FRAKSIYONEL CO2 LAZER SONUCU CİLTTE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR ?
    CO2 lazer uygulaması sonrası ani olarak cilt altı kollajen liflerinde %30 oranında kısalma meydana gelir. Sonraki 1-3 aylık süreçte ise cilt altında yeni kollajen oluşumu ve cilt altı bağ dokusunda yeniden düzenlenme meydana gelmektedir. Tüm bunların sonucu olarak cilt gençleşmesi adlandırılan ciltte gerilme, cilt üzerindeki pürüzlerde, lekelerde ve izlerde yüksek seviyede azalma meydana gelir. Ciltteki gözenekler daralarak cildin yapısı 10-15 yıl önceki durumuna geri döner.
    FRAKSIYONEL CO2 LAZER UYGULAMASI AĞRILI MIDIR ?
    Uygulama sırasında lazer epilasyonda olduğu gibi çarpma hissi olur. Bu his anestetik kremler ve soğuk hava kullanılarak azaltılabilir.
    FRAKSIYONEL CO2 LAZER UYGULAMASI KAÇ KEZ YAPILIR ?
    Seans sayısı sorunun şiddetine göre ve uygulamanın gücü ve derinlik ayarlarına bağlı olarak değişmektedir. Her uygulama sonrası ortalama %40 kadar iyileşme gözlenir. Hafif-orta derece kırışıklıklar ve izlerde1-2 seans yeterli iken çok derin sivilce izleri ve kırışıklıklarda tedavi birkaç ( 3-5 ) seans olarak düzenlenir. Seansların sıklığı uygulama derinliğine göre değişir : tedavi yüzeysel uygulamalarda 1-1.5 ayda bir, derin uygulamalarda ise 2-3 ayda bir tekrarlanır.
    İYİLEŞME SÜRECİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR ?
    Fraksiyonel CO2 lazer uygulaması sonrası pansuman gerekmez. Ciltte 3-7 gün süren pullanma ve ardından birkaç günlük kızarıklık dışında bir şikayet olmaz. Hasta ikinci veya üçüncü günden itibaren makyaj yapabilir. Fraksiyonel lazerin bu avanyajı hastanın günlük yaşamına devam etmesine olanak sağlar.

  • Prp,

    PRP nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP uygulamasının amacı nedir?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    Yeni bir yöntem midir?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP nerelerde kullanılır?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:
    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak
    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.
    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak
    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    Uygulama nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23ml) kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    Kürler takrarlanmalı mıdır?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP uygulamasının amacı nedir?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    Yeni bir yöntem midir?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP nerelerde kullanılır?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:
    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak
    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.
    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak
    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    Uygulama nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23ml) kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    Kürler takrarlanmalı mıdır?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

  • Ekzema,

    Ekzema, dünyanın her yanında sık görülen, yaşamları boyunca insanların beşte birini en az bir kere etkileyen, bebekler de dahil olmak üzere her yaş grubunda görülen, bulaşıcı olmayan ve yaşamı tehdit etmeyen bir deri hastalığıdır. Genelde ‘ekzema’ ve ‘dermatit’ kelimeleri eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Klinik görünüm hastalığın şiddetine, bulunduğu vücut bölgesine ve olayın kronikliğine göre değişmektedir.

    Başlıca klinik belirtiler:
    Kızarıklık
    Kabarıklıklar
    Su kabarcıkları
    Kepeklenme veya deride kalınlaşma
    Sulantı
    Kabuklanma ve çatlaklardır.

    Ekzemada açık veya koyu renk değişikliği görülebilir. Herhangi bir ekzema hastasında bu görünümlerden bir veya birkaçı görülebilir. Ekzema bir hastadan diğerine farklılık gösterebilir. Ayrıca ekzema vücudun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterebilmektedir.

    Eksojen Ekzema genellikle aşağıdaki gibi alt sınıflara ayrılmaktadır:
    1 – Alerjik Ekzema:

    Deri yüzeyine uygulanan bir ürüne alerjik yanıt sonucu oluşan ekzema,
    2 – İrritan Ekzema:
    Deri yüzeyine uygulanan bir ürünün deride tahriş etkisi sonucu oluşan ekzema.

    Endojen ekzemanın sınıflaması :
    1 – Atopik ekzema:

    Çocukluk çağında görülen ekzema çeşididir ve genellikle aile geçmişinde astım, saman nezlesi gibi alerjik durumlarla birlikte görülür.
    2 – Seboreik dermatit:
    Bu ekzema vücutta en fazla yağ üreten deri bölgelerinde ( örn: saçlı deri, yüz, sırt ve göğüs) oluştuğu için bu isim verilmiştir.
    3 – Nummuler dermatit:
    Adını klinik görünüşüne bağlı olarak (para gibi anlamında) almıştır. Genellikle kol ve bacakları tutar.
    4 – Variköz – Staz Dermatiti:
    Bacağın alt kısmında varislerle ilişkili olarak meydana gelen ekzemadır.
    5 – Dishidrotik ekzema:
    Simetrik oluşmaya eğilimli, avuç içi, ayak tabanında ve parmaklarda görülen, su kabarcıkları gösteren ekzemadır.
    6 – Kserotik ekzema:
    Derinin yağının azalması ve kuruması ile ilişkili, genelde de yaşlı kişilerin bacaklarında görülen ekzemadır.

    Bu sınıflama en basit ve kapsamlı görünmesine rağmen karşılaşılabilecek tüm ekzemaları kapsamamaktadır. Örneğin bir yerde bulunan ekzema çeşidinde vücuda yayılma olabilir ve bu da otosensitizasyon olarak adlandırılır. Eğer döküntüler tüm vücudu kaplarsa buna da eritrodermi veya eksfoliyatif dermatit denilmektedir.

  • Yeni doğan bebeklerin deri bakımı

    Deri vücudun dışarı açılan penceresidir.Deri insan yaşamı için çok yönlü bir öneme sahiptir. Sıvı ve elektrolid kaybını önler. Termoregülasyon (vücut ısısı dengeleme) görevi vardır. Ayrıca vücudu zararlı ışın ve toksinlerden korur. Aynı zamanda dokunma duyusu organıdır.Sıvıyı koruma görevini derinin en üst tabakası yapar. Derinin bakterileri öldürücü bir etkisi de vardır.

    Yeni doğanların derisi erişkinlerin derisinden bir çok yönüyle farklılık gösterir.Prematürelerde derinin koruyucu tabakasının fonksiyonu zamanında doğanlara göre 15 kat daha azdır. Bu nedenle prematüre yeni doğanlar bir gün gibi kısa sürede ağırlıklarının %30 unu buharlaşma yoluyla kaybedilebilir. Yebi doğan derisi ince olması nedeniyle erişkinlerde emilmeyen ilaçlar yenidoğanda emilip sistemik toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle sürme şeklinde uygulanan ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Yeni doğanda mikrop kolonizasyonun en önemli kaynağı bakan kişinin elleridir. Elin etkili sabunlarla yıkanması önem arzeder. Normal sabunların sürekli kullanılması bakterilerin yayılmasına neden olabileceğinden tercih edilmemelidir. Yumuşak alkali veya nötral ph'lı antimikrobik özelliği olan sabunlar kullanılmalıdır.Ayrıca mümkün olduğu kadar yara bandı gibi yapışkan maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır. Yeni doğanın derisine alkollü solüsyonlar sürmemek gerekir. Çünkü kurumaya neden olur ve alkolün deriden emilimi çok fazladır. Ayrıca toksik olabilir. Yeni doğanın derisine iyotlu bileşikler sürülmemelidir. Çünkü iyot deri nekrozuna, serum ve idrarda iyot yükselmesine, tiroidin fazla veya az çalışmasına, guatra neden olabilir.

    YENİDOĞANIN GÖBEK BAKIMI

    Göbek güdüğündeki kurumuş doku bakteriler için iyi bir yerleşim yeri olabilir.Göbek enfeksiyonu tetanoz ve sepsis denilen mikropların kana karışması açısından önemlidir. Bu nedenle çocuk bezinin göbek kordonundan uzak bağlanması, yumuşatıcı kremlerin göbeğe sürülmemesi gibi önlemler dışında antiseptik kordon bakımı gerekir. Bugün için göbek bakımında en iyi tercih klorheksidinli solüsyonlardır. Alkol ve iyot içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Göbeğe antiseptik uygularken antiseptiğin karın duvarına ve kasık bölgesine dökülmesi engellenmelidir.

    BEBEĞİN YIKANMASI

    Yeni doğanın doğar doğmaz bebek odasında yıkanması gereksizdir ve zararlıdır. Yeni doğanın derisinin PH'sı 6.5-7.5 arasındadır. İlk haftadan sonra aside doğru kayar ve ilk ayın sonunda erişkinlerin PH seviyesine (4.0-5.5) iner. Alkali sabunlarla yıkanan yenidoğanların deri PH'sının normale inme süresi 1 saatten uzun sürmektedir. Ayrıca PH'sı yüksek sabunlarla yıkanan bebeklerin derilerinin normal seviyeye inmesi 1 aydan fazla sürebilir.Derinin optimal antibakteriyel işlevi için uygun PH 5.0 ın altıdır. Bu nedenle yıkandıktan sonra derinin kısa sürede eski PH'sına inmesini sağlayan nötral sabunların kullanılması gerekir. Bebek pişiklerinin önlenmesi açısından nötral sabunların kullanılması önemlidir. Bebeklerin altını silmek için kullanılan ıslak mendillerin PH'ları da önemlidir. Kirli bez uzaklaştırıldıktan sonra bebeğin altı ıslak pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. Kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bir pamukla önden arkaya doğru silinmelidir. Arkadan öne silmek idar yolları enfeksiyonlarına neden olur.

    Yeni doğanın yıkanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:

    . ilk banyo vital (ateş, nabız, tansiyon, solunum) bulgular stabilleşmeden yapılmamalıdır.

    . Eldiven giyilmelidir.

    . Verniks kazazeosa (ilk doğduğunda bebeği kaplayan tabaka) yıkanmamalıdır. Çok fazla ise azaltılabilir. Verniksli bebeğe eldiven ile dokunulmalıdır.

    .İlk haftalarda rutin yıkamak için ılık su yeterlidir.Fazla kirlenen kasık bölgeleri için gerekirse yumuşak, nötral PH'lı ve abraziv, deodorant, boya ya da koruyucu kimyasallar içermeyen bir sabun kullanılmalıdır. Bu sabun deriye zarar vermeden yumuşak bir şekilde ve fazla ovalamadan sürülmelir. Bebeğin saçlı derisi haftada bir veya iki kez gözleri yakmayan bir bebek şampuanı ile yıkanmalıdır.. Deri yıkandıktan sonra iyice durulanmalıdır En yumuşak sabunun sahi derinin koruyucu yağ tabakasını uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.

    Evde bebek bakımı sırasında bebeklerin ilk vir kaç ay boyunca haftada 2-3 defa yıkanmaları yeterlidir. Göbeğin düşene kadar, göbeğin su seviyesi altına indirilmemesi oluşabilecek infeksiyonların ve göbeğin geç düşmesinin önlenmesi açısından önemlidir. Göbek kordonunun hafifçe ıslanması önemli değildir. Yüzün yıkanması ağız çevresine bulaşmış olan süt artıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.Kaşlar silinmeli, genital bölge yıkanmalıdır.Kız çocuklarının genital bölge temizliğinde sabun tahriş yapabileceği için kullanılmamalıdır. Sadece suyla ve önden arkaya doğru silinerek temizlenmelidir. Kız çocuklarda ergenlik çağına kadar köpük banyolarından kaçınmanın, vajinal irritasyonlardan ve üriner enfeksiyonlardan koruduğu unutulmamalıdır. Yıkandıktan sonra iyice durulanmazsa kalan sabun,irritasyona neden olabilir. Yıkandıktan sonra bebek iyice ve deri fazla da örselenmeden kurutulmalıdır. Genital bölgenin ıslak kalması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Tırnaklar kendine zarar vermemesi için kesilmelidir. Fazla derin kesmek dolama gibi tırnak çevresi enfeksiyonlara neden olabilir.Sünnetsiz erkek yenidoğanda, sünnet derisi glans penise yapışıktır. 5-10 yaşları arası bu yapışıklık kalkar. Sünnet derisinin dışının yıkanması yeterlidir.Retraksiyon (geri çekme) işlemi yapılmamalıdır.

    YUMUŞATICILAR

    Yeni doğanın derisi büyük çocuklara göre daha kuru ve su tutma kapasiteside daha azdır.Bu nedenle derinin nemlendirilmesi büyük önem arzeder. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bitkisel yağlar bu amaçla kullanılmaktadır. Esansiyel yağ asitleri Ya da esansiyel yağ asitleri içeren bitkisel yağlar(ayçiçek yağı gibi) yumuşatıcı olarak kulanılabilir. Hazır olarak satılan bir çok bebek yağı bu ihtiyacı karşılayabilmektedir.Çok düşük ağırlıklı yenidoğanlarda uygulama sırasında deriye sürtünme ile zarar vermekten kaçınılmalı, parfüm ve koruyucu içeren koruyucu kremlerden uzak durulmalıdır. Kimyasal pnömoni(zatürre) tehlikesinden dolayı talk pudrası kesinlikle kullanılmamalıdır

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda … Prp

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama bir kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma'nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    (PRP) uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler- veya diğer adıyla trombositler- vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyümefaktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır, PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha faza sayıda plateleti verebilmektir, böylece hasarlı dokunun onarımıda bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'NİN hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimizi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız, bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermokozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin veya sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerinin bir iyileşme süreci başlatmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır, bu nedenle plazma uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinn uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmalyakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının bir çoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığıyla hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir. En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinn hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek…

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir. PRPuygulamasında ise hasarlı dokunun onarımı için onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır, iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastadan kendisinden alınanlardır, ayrıca kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyl yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur. Bunların dışında, verilen plateletlere eklenen hiçbir şey mevcut değildir. Bu neddenlerle bu uygulama güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrfüj cihazından plateletleri ayrıştırılır ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır, deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürüyor? Özel bir koşul gerektiriyor mu?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır. Kolayca, acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında kan alınmasından dolgu veya mezoterapi Ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar ancak genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara; yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi var?

    Plateletlerin yoğunlaştırılarak PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca zenginleştirilme belli olmak zorundadır.örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bundan başka, bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi veya dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi bir maske yardımıyla da uygulanabilir, PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlıyor mu?

    Sağlar. Çünkü dolgu veya mezoterapi yoluyla uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek uygulanmaktadır,deriye ne yolla verilirse verilsin eetkisini gösterecektir. Ayrıca PRP sadece gençleştirilmede değil iyileşmeyen yaralarda, açık yaralarda, çene implantlarında ve benzer birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 veya 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkiler gibi sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır. Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak Prp'nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir. Kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir meteryal (PRP verilmektedir). Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması maske dışında enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5 mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak içinse daha derin uygulama yapmak gerekir, ancak bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır.

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır.

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini desxtekler.

    • Kırışıklıkları ve çizgilleri deriyi “doldurarak” değil “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılmasını sağlamalıdır.

    3 veya 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında kalıcı sayılabilecek kadar uzun etkili bir gençleştirici etkisi sağlanmış olacaktır.

  • Gözaltı morlukları!

    Gözaltı morlukları!

    Gözaltı morlukları nasıl giderilir?

    Gözaltı morlukları ya da siyah halkalar toplumda oldukça yaygın bir problem olarak karşımıza çıkmakta… Tıbbi olarak kişilere bir zararı olmasa da bizleri olduğumuzdan yaşlı ve yorgun göstererek estetik problem oluştururlar.

    Gözaltı morluklarının nedenleri:

    Allerji: Atopik dermatit ya da allerjik nezle (saman nezlesi) alerjik hastalıkları olanlar. Kaşıntılı deri hastaları kaşımaya bağlı olarak damar içindeki alyuvarların damar dışına çıkmasına ve bölgede hemosiderin denilen renk maddesinin birikimine sebep olurlar. Yine kronik sinüzit ve allerjik solunum yolu hastalıkları bölgedeki toplardamarlarda kan göllenmesine sebep olarak göz altı morluklarına daha sık sebep olur.

    Genetik yapı: Bazı ailelerde gözaltı morluklarına daha sık rastlanıyor.

    Yaşam biçimi ve alışkanlıklar: Sigara, alkol ve kafein tüketimi,uykusuzluk gibi sebepler göz altı morluklarını arttırırlar.

    Derinin incelmesi: Yaşlanmaya veya diğer sebeplere bağlı olarak derinin içindeki kolajen ve yağ kaybı sonucu kılcal damarların deri yüzeyine yaklaşarak daha görünür bir hale gelmesi

    Güneş hasarı: Güneş ışınları deride ana renk maddesi olan melanin üretimini arttırarak gözaltı morluklarına (koyu göz halkalarına) yol açabilir.

    Deri rengi: Koyu tenli kimseler göz altıımorluklarından daha çok yakınırlar zira düzensiz pigmentasyon geliştirmeye daha açıktırlar.

    Gözaltımorluklarının tedavisi:

    Gözaltı morluklarının tedavisinde eğer varsa altta yatan hastalıkların tedavisi uygun olur. Soğuk kompresleri uygulaması gözaltı morlukları olan hastalarııgeçici olarak rahatlatabilir. Yine uykunun düzene sokulması ve yatarken ekstra bir yastık kullanılması göz altı toplardamarlarındaki dolgunluğu azaltarak etkili olabilir. Lokal etkili kremlerden E,C ve K vitamini içeren kremler, retinol ve glikolik asit içeren ürünler göz altı koyuluklarını kısmen giderebilir. Gözaltı morluklarına bitkisel çözüm olarak sunulan ürünler de kısmen faydal olsa da bu yöntemle de kalıcı bir çözüm üretmek zordur.

    Son yıllarda özellikle lazerlerin kullanımı göz altı morluklarının tedavisinde umut verici sonuçlar vermektedir. Bu amaçla kullanılan lazerler tek başına ya da kombine kullanılabilmektedir.

    1-Q-switched Nd-YAG lazer

    2-CO2 ve Er-YAG lazerler

    3-Fraksiyonel lazer

    4-Pulsed dye lazer

    Lazer tedavisinde genelikle birden fazla seansa ihtiyaç duyulur (sıklıkla 3-4). Seans sayıları kullanılacak cihaza göre planlanır.

  • Mezoterapi,

    Deri içine enjeksiyon anlamında kullanılan bir kelime olan mezoterapinin 200 yıl öncesine dayanan bir tarihi bulunmaktadır. İlk zamanlar analjezik ve anestezik etkileri olan prokainin migren ağrılarında kullanılmaya başlanması 1920’li yıllarda gerçekleşmiştir.

    Mezoterapinin doğuşu Fransız hekim Dr. Michel Pistor tarafından olmuştur. Doktor Pistor kendisine astım krizi ile gelen ayakkabı tamircisine damardan prokain uyguladı, hastanın şikayetinin düzelmesinin yanı sıra başka bir sürpriz de oldu. Hastanın kronik iştime kaybında düzelme olduğu gözlendi. Ayakkabı tamircisi bunun üzerine Dr. Pistor’a tekrar gitti ve aynı ilaçtan yapmasını istedi ancak damar yolundan kabul etmeyince doktor, hastanın mastoid alanına (kafa arkasındaki bir kemik doku) prokain enjekte etti ve sonuç olumluydu. İşte mezoterapi bu şekilde 1952 yılından itibaren giderek ünlenmeye başladı.

    Günümüzde hangi aralıklarla, hangi dozlarda, nereye ve ne kadar derine hangi ilaçların verilebileceği ile ilgili bir birikim mevcuttur. Saçlı deriye saçları güçlendirmek için, yüze cildi canlandırmak ve sağlık için, vücuda selülit tedavisinde ve yağ dokusuna zayıflama amaçlı olarak dermatoloji alanında sık olarak uygulanmaktadır. Ayrıca nöral terapi ve akupuntur tedavilerinde de sıkça başvurulan bir yöntemdir.

    Saçlı deride mezoterapi

    Saçlı deriye 2-4 mm derinlikte olmak üzere, saç folikülünün şaftı boyunca (saçın çıktığı gözeneğe), seri iğneleme tekniği ile uygun kokteyllerin verilmesidir. Haftada bir 4-6 seans olarak başlandıktan sonra 15 gün ara ile 2-3 seans ve sonrasında en az 3 ay ayda bir önerilmektedir. Tedavi kürü tamamlandıktan sonra seanslara ara verilebilir devam da edilebilir. Saçların dökülmesi ile ilgili olarak öncelikle iyi bir analiz ve tetkiklerin değerlendirilmesi, sonrasında altta yatan bir problem varsa onun tedavisi veya kontrol altına alınması gerekir. Saç mezoterapisinde amaç mevcut saçın sağlığını korumak ve daha volümlü saçları hedeflemektir.

    Yüzde mezoterapi

    Yüzümüzde mezoterapinin hedefi, cildimizin fabrika hücreleri olan fibroblastlara, ihtiyacı olan maddelerin verilmesini içerir. Kollajen ve elastik lifler dışında bağ dokusunun destek maddesi olan hyaluronik asit sentezinin yapımı da fibroblastlara ait olup bu hücrelerin kullanacağı malzemeleri cilde vermek mezoterapi ile mümkün olabilmektedir. Özellikle C vitamini ve aminoasitlerden oluşan ayrıca DMAE ve bazı mineralleri de içeren kokteyler bu bölgede tercih edilmektedir. Yaşa ve cildin durumuna göre 1 hafta ile 4 hafta aralıklarla en az 4 seans daha sonra ayda bir idame tedavisi olabilmektedir.

    Selülit tedavisinde mezoterapi

    Bağ dokusunun bir hastalığı olan selülit, genetik olarak yatkın kişilerde ve dolaşım problemi ile birlikte gözlenmektedir. Dolaşım düzenleyici olarak kafein, prokain; bağ dokusunu desteklemek amacıyla aminoasitlerden oluşan kokteyller tercih edilmektedir. Selülitin bulunduğu tabakada enerjiye çevrilemeyen cilt altı yağ dokusunun düzensizliği mevcuttur. Bu nedenle spor yapanlarda bile cilt altı bu problem görülebilmektedir. Bu teknikle direkt enjeksiyon sayesinde bu sorunu büyük ölçüde giderebilmek mümkün olabilmektedir.

    Zayıflamada mezoterapi

    Derin yağ dokusunun tedavisinde yani yağın azaltılmasında en hızlı sonuç alınabilen yöntemdir. Ancak mutlaka ağızdan alınan kalori miktarının da düzenlenmesi gerekmektedir. Yağ hücrelerinin verdiğimiz solüsyonlara tepkisi hücre zarlarının açılması ve içeriklerini dokular arası dolaşıma bırakmaları şeklinde özetlenebilir. Bu sayede uyarılamamış yağ dokusunun harcanması tetiklenmiş olmaktadır. Solüsyonların genel içeri soya tuzu (deoxylyze) ve karnitin olmaktadır. Seans aralıkları 7-14 gün seans sayısı hedefe göre değişmektedir.

    Hangi bölgeye ve ne amaçla olursa olsun mezoterapide temel olan görüş; her hastanın kendi bünyesine uygun ve özel olan kokteyllerin ehliyetli kişiler tarafından sağlık ön planda tutularak uygulanması gerektiğidir. Bu durumda uygulayıcı hekimin mezoterapi ile özel olarak ilgilenmesi ve bilgi sahibi olması beklenmelidir.

  • Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Cildimiz epidermis, dermis ve deri altı yumuşak dokudan oluşur. Deriyi bir örtü olarak kabul edersek nasıl bir çarşafı iki ucundan sıkıca çektiğinizde yırtılıyorsa derimiz de belirli bir süre içersinde yoğun genişleme ve uzamaya bağlı olarak yırtılmakta ve deri çatlakları oluşturmaktadır.

    Doğum çatlakları kimlerde sık görülür ?

    Kuşkusuz bir çok hanımın problemi olan bu durumun nedenini araştırmak için bir çok bilimsel araştırma yapılmıştır.(1,2,3) Size tüm araştırmalarda ortak olarak bulunan faktörleri özetliyorum :

    · Vücut – Kütle – İndexi : Hamile bayanın kilosu boyuna göre fazla ise yani kilolu ise gebelik sırasında büyüyen rahim ekstra genişleme yaratacağı için çatlak riski artar.

    · Gebenin yaşı : Erken yaştaki gebeliklerde deri daha gergin olduğu için çatlama riski fazladır. Özellikle 18 yaş civarındaki gebeler daha çok risk altındadır.

    · Gebelik sırasında kilo alma : Bazı kadın doğumcuların haklı olarak gebenin kilosunu kontrol altına alma çabasının bir sebebi de budur. Çünkü kilo alımı derinin altındaki yağ dokusunu arttırır bu da cildi genişletip çatlamaya yol açar.

    · Doğan bebeğin kilosu : Eğer bir tosuncuk taşıyorsanız rahminiz dolayısıyla da karın cildiniz daha fazla gerilir.

    · Genetik (Ailede çatlağı olan var mı ? ) : Annenizde de gebelik çatlak olmuşsa cildinizin gerilmeye karşı genetik bir zafiyeti var demektir. Çatlama riski artar.

    Çatlakları önleyici bir krem var mı ?

    · Susam yağı, badem yağı ve piyasada belki de doktorunuz tarafından önerilen bir çok krem. Maalesef çoğu yararsız sadece Centella asiatica özütü içeren kremlerin biraz faydası görülmüş. Bu fayda da daha önce çatlak geçiren gebelerde ikinci hamileliklerinde olmaması için kullandığı zaman saptanmış. Yani yukardaki risk faktörlerine sahipseniz bir şekilde çatlağınız gelişecektir.

    Çatlakların tedavisi var mı ?

    · Çatlakların öncelikle iki evresi var. Bir tanesi taze yani kızarık çatlak evresi. Bu aşamada lazer tedavileri daha başarılı. Özellikle NDYAG lazer tedavisiyle belirgin iyileşmeler görülmüş tabii cildin tamamen dümdüz olması mümkün olmuyor. Ama %50-60 arasında bir düzelme görmek mümkün ki bu da çoğu anne için yeterli oluyor.

    · Çatlağın diğer evresi ise geç yani beyaz çatlak evresi. Aylar sonra kızarık çatlaklar yerinde beyaz çizgiler bırakıp düzeliyorlar. Bu çizgiler için hastanemizde uyguladığımız Dermaroller tedavisi ve fraksiyonel lazer tedavisi ile iyi sonuçlar almak mümkün.

    Özetle ;

    · Gördüğüm üzere çatlak konusuna ticari uyanık krem pazarlayıcıları, komşu, dermatolog olmayan doktorlar dahil herkes el atmış ve fikir beyan etmiş. Yukarıda saydığım risk faktörlerinin bazılarını kontrol etmeniz elinizdedir (Mesela kilo almayı engellemek gibi) bunun haricinde kremlere yüzlerce TL vermeyin çünkü bilimsel kanıtlanmış faydaları yoktur. Eğer belirgin çatlaklarınız oluşmuş ise kızarık aşamada NDYAG lazer ile tedavi yaptırabilirsiniz. Beyaz çizgiler için ise Dermaroller veya Fraksiyonel lazer tedavisi uygulanabilir.Dünyanın saygın bilim adamları ve kurumları tarafından yapılan çalışmalardan derledim bu yazıyı referanslardan kaynak bilgilerine ulaşabilirsiniz.

    Referanslar :

    1. J Med Assoc Thai. 2008 Apr;91(4):445-51 Prevalence and associate factors for striae gravidarum. J-Orh R, Titapant V, Chuenwattana P, Tontisirin
    2. J Eur Acad Dermatol Venereol. 2007 Jul;21(6):743-6. Striae gravidarum: associated factors. Ghasemi A, Gorouhi F, Rashighi-Firoozabadi M, Jafarian S, Firooz A.
    3. Br J Dermatol. 2006 Nov;155(5):965-9. Striae gravidarum in primiparae. Atwal GS, Manku LK, Griffiths CE, Polson DW. Department of Obstetrics and Gynaecology, Hope Hospital, Stott Lane, Salford, Manchester, M6 8HD, U.K.

    4. Cochrane Database Syst Rev. 2000;(2):CD000066. Creams for preventing stretch marks in pregnancy. Young GL, Jewell D

    5. Arch Fam Med. 1993 May;2(5):507-11. Striae gravidarum. Folklore and fact. Madlon-Kay DJ.

    6. Int J Cosmet Sci. 1991 Feb;13(1):51-7. Prophylaxis of Striae gravidarum with a topical formulation. A double blind trial. Mallol J, Belda MA, Costa D, Noval A, Sola M

    7. Dermatol Surg. 2008 May;34(5):686-91; discussion 691-2. Epub 2008 Mar 10. Stretch marks: treatment using the 1,064-nm Nd:YAG laser. Goldman A, Rossato F, Prati C.

    8. Dermatol Surg. 2009 Sep;35(9):1430-3. Epub 2009 Jun 22. Nonablative fractional photothermolysis for the treatment of striae rubra. Katz TM, Goldberg LH, Friedman PM

    9. Dermatol Surg. 2009 Aug;35(8):1215-20. Epub 2009 May 12. Treatment of striae distensae with fractional photothermolysis. Bak H, Kim BJ, Lee WJ, Bang JS, Lee SY, Choi JH, Chang SE.