Dermaterapi , anti-aging ,sivilce izleri, deri çatlakları, göz altı torbaları ve morlukları,cilt lekeleri,erkek ve bayanlarda yoğun saç kaybı gibi pek çok cilt probleminde etkili olan bir tedavi yöntemidir.
Dermaterapi iki farklı uygulamanın bir araya gelmesiyle gerçekleşir. İlk uygulama dermaroller uygulamasıdır. Dermaroller silindirik bir tamburun üzerine simetrik olarak dizilmiş çok sayıda mikroiğneden oluşur. Mikro iğnelerin boyları 0,2 mm ile 2 mm arasında değişir. Hekimin kararına, cilt probleminin türüne ve uygulama bölgesine göre mikroiğnelerin boyutu belirlenir. Dermaroller cilt üzerine uygulandığında iğneler 1cm2 de yaklaşık 300-400 mikrokanal açar. Bu mikrokanallar, cilt tarafından yara gibi algılanarak, cildin kendini tamir mekanizması doğal olarak uyarılmış olur.
Dermaroller uygulaması sırasında oluşan mikrokanallar yaklaşık olarak 15 dk sonra kendiliğinden hiçbir iz bırakmadan kapanır. Yani dermaroller ile derinin içine doğru mikro kapılar açılır,15 dk sonra bu kapılar derinin elastikiyeti sayesinde kendiliğinden kapanır. Oluşan mikro kanallar deriye sürülen solüsyonun, cildin içine 200 kat daha fazla geçiş yapmasına olanak sağlar.
İkinci adım ise, normalde derimizde bulunan, ancak yaş ile azalan büyüme faktörleri, biyomimetik peptitler ve çok özel bir teknoloji ile hazırlanmış olan kök hücre ekstresinin deriye sürülmesi esasına dayanır.
Bu maddelerin en temel görevleri hücrelerin ciltte çoğalmasını sağlamanın yanı sıra fibroblast, keratinosit gibi hücrelerin kollagen ve hyalüronik asit gibi maddeleri daha fazla üretmesini tetiklemektedir.
Dermaterapi hekimler tarafından uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uygulama süresi yaklaşık 30 dk olup,1-2 haftalalık aralarla genellikle 8-10 seans önerilir.Kür bittikten sonra hekimin önerisyle 2-3 ayda 1-2 kez yapılacak seanslar ciltteki gençlik halinin korunmasını sağlar.
Dermaterapi, kırışıklık tedavisinde, saç kayıplarında, sivilce ve yanık izlerinde, cilt çatlaklarında, cilt lekelerinde, bölgesel incelme ve selülit tedavisinde uygulanmaktadır.
Dermaterapi uygulamalarından birkaç saat sonra kişi normal hayatına devam edebilir. Tüm cilt tiplerine uygulanabilir. Güneş hassasiyetine neden olmadığından yaz aylarında yapılmasında bir sakınca yoktur.
Halk arasında sivilce olarak bilinen Akne vulgaris en sık rastlanılan cilt problemlerinden biridir.Genellikle ergenlik döneminde başlayıp, 20’li yaşlarda azalarak devam etmekle beraber, 30’lu 40’lı yaşlara kadar da devam edebilir, hatta bu yaşlarda yeni başlayabilir.
Akne derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Normal koşullarda derideki yağ bezlerinden salgılanan sebum dediğimiz yağ, deri yüzeyine bir kanal aracılığıyla atılır.Bu kanalın çeşitli nedenlerle tıkanması akne oluşumunun temel nedenidir.Özellikle ergenlik döneminde, erkeklik hormonu olarak bilinen androjenin artması sonucunda yağ bezleri uyarılır, büyür ve yağ salınımı artar. Artan yağ salınımına bağlı olarak kanalın da yoğunluğu giderek artar ve tıkanma olasılığı yükselir. Bu arada derimizde bulunan bakteriler kanala girerek, gerek kendi varlıkları gerekse ortaya çıkardıkları birtakım kimyasal maddeler aracılığıyla iltihaplanma sürecini başlatabilirler. Zamanla kanal yırtılıp içerik deri altına sızabilir ve yüzeyde kırmızı kabarıklıklar, daha ileri boyutta nodül ve kistler şeklinde görülebilir. Aynı anda çevresel tozlar, kirler ve deri yüzeyinin terlemesine bağlı olarak deri gözenekleri de dışarıdan tıkanabilir. Kanalın ağzındaki tıkaçtaki yağın hava ile oksitlenmesi sonucu siyah noktacıklar oluşur (komedonlar).
Akne nerelerde görülür?
Vücudun daha yağlı bölgeleri olan yüz. Boyun, çene, sırt, omuz ve kollarda görülür.Diğer alanlarda çıkabilen akneye benzer kıl kökü iltihaplanması (follikülit) akne ile karıştırılmamalıdır.
Akne gelişiminde hangi faktörler rol oynar?
Genetik, hormonal (adet dönemi öncesi sivilcelerde artış olabilir) faktörler akne gelişiminde önemlidir.Bunun yanında stres, cilt tipine uygun olmayan ürün kullanımı (yağlı nemlendiriciler, fondöten, pudra gibi) da önemlidir.
Akne tedavi edilmeli midir?
Şiddeti ne olursa olsun akne mutlaka tedavi edilmelidir.Yaşamı tehdit eden bir hastalık olmadığı halde, gerek yarattığı görüntü gerekse neden olduğu ciddi ve kalıcı izler nedeniyle hastayı psikolojik olarak olumsuz etkiler.
Akne kimler tarafından tedavi edilmelidir?
Akne mutlaka bir dermatolog doktor tarafından tedavi edilmeli, yine onun önerisi ile yardımcı kozmetik ürünler kullanılmalıdır.Akne tedavisi uzun süreli, sabır gerektiren bir tedavidir.Aylarca sürebilir.Tedavi ile birlikte yardımcı tedavi denilen, deri hijyeni ve deri bakımında kullanılan kozmetik ürünlerin kullanımı da oldukça önemlidir.
Unutulmamalıdır ki, akne tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde oluşan akne izleri ise akne kadar kolay tedavi edilememektedir.
Stres egzaması nedir sorusunun cevabı hastalarımız tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. Genellikle stresin vücuttaki psikolojik ve fizyolojik yıkıcı etkisinin sonucunda derimizde ortaya çıkan kaşıntı ve kızarıklığa stres egzaması adını vermekteyiz.
Her stresi olan kişide egzama olur mu?
Her stresi olan kişide egzama görülmez. Genellikle deri bakımını ihmal eden, soğuk havalarda derisine yeterince nemlendirici kullanmayan, yazın güneşten korumayıp uzun süre güneş altında kalan, yeterli su içmeyip beslenmesine dikkat etmeyen ve bazı hipotiroidi , dyabet gibi endokrinolojik sorunları olan kişilerde daha sık görülür.
Stres egzaması olduğumu nasıl anlarım?
Egzamanın birçok sebebi bulunmaktadır. Ancak stres en büyük egzama sebebidir. Günümüzde neredeyse stresi olmayan insan bulunmamaktadır. Kimilerinde stres saç dökülmesi , tırnak bozuklukları gibi problemlere neden olurken, kimi kişilerde ise deride egzama şeklinde kendini gösterir. Özellikle çok strese girildiği zamanlarda artan kaşıntı ve kızarıklıkla kendini gösteren bir şikayetimiz varsa, stres egzamasından şüphelenebiliriz. Ancak kesin tanının konulabilmesi için mutlaka uzman dermatoloğun görüşü alınmalıdır.
Stres egzaması deride nasıl gözükür?
Stres egzaması olan deri normal deriye göre daha kalın, kızarık ve kaşıntılıdır. Genel olarak derinin bütünlüğü kaybolmuştur ve yer yer deri üzerinde yarıklar bulunabilir. Diğer egzamalara göre kaşıntısı daha şiddetlidir. Stres artışlarında bazen farkında olmadan kaşıntı şiddeti de fazla olur ve ekzema bölgesinde yer yer kanamalı yarıklar oluşabilir. Bu artık ileri evre egzama dönemidir ve bu dönemde deri enfeksiyona açık hale gelir. Bu nedenle bu evreye kadar gelmiş olan stres egzaması mutlaka tedavi edilmelidir.
Stres egzaması en çok hangi bölgelerde görülür?
Stres egzaması sıklıkla ense bölgesi, diz ve dirsekler, sırt ve genital bölgede ortaya çıkar. Özellikle genital bölgede ortaya çıkan stres egzamasında aylar boyunca mantar enfeksiyonu zannedilip etkisiz tedaviler kullanılabilir. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki uzun süren ve çok şiddetli kaşıntılı lezyonlarda mutlaka dermatoloğa başvurulmalıdır.
Stres egzamasının kesin tedavisi var mıdır?
Stres egzamasının tedavisi mümkündür. Ancak tedavi aşamasında doktorla beraber hastanın kendisine de çok iş düşmektedir. Öncelikle egzamanın stres kaynaklı olduğu kesinleştikten sonra hasta mümkün olduğunca rahat olmalı ve doktorunun önerdiği tedavilere harfi harfiyen uymalıdır. Stres egzamasının tedavisi sabır isteyen bir süreçtir. Ancak düzenli ve doğru yapılan tedavinin sonucunda tedavi mümkündür.
Stres egzamasının iyileşmesi ne kadar sürer?
Stres egzamasının iyileşme süresi kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda kesin tedavi olacağına inanan ve doktorunun tedavisine uyan hasta grubundaki tedavi başarısı yüksek ve tedavi süresi birkaç hafta kadardır. Ancak tedaviyi düzenli kullanmayıp egzamanın iyileşebileceğine inanmayan hastalardaki tedavi süresi de bir o kadar uzun olur. Bu nedenle tedavinin başarısına inanmak gerekmektedir.
Cilt yenileme amacıyla kullanılan kök hücre tedavisine ‘Otolog Fibroblast Enjeksiyon Tedavisi’ adı da verilmektedir. Fibroblast, derinin genç ve dolgun görünmesini sağlayan kollajen dokusunun temel kök hücresidir. Fibroblastlar, normal derimizde az miktarda bulunurlar ve ihtiyaç halinde çoğalarak yeni ve sağlıklı kollajen dokusunun oluşmasını sağlarlar. Yaşlanma, yerçekimi, güneş ışınlarının zararlı etkileri , serbest radikallere maruziyet sonucunda fibroblast dediğimiz kök hücreler güçsüzleşir. Bunun sonucunda derimiz daha mat, cansız ve yaşlı görünür. Bu süreci yavaşlatabilmek adına yapılan tedaviye kök hücre tedavisi adı verilir. Kök hücre tedavisinde, deri altına kişinin çoğaltılan kendi (otolog) fibroblastları enjekte edildiğinde, hızlı bir geriye dönüş olur. Bu işlem adeta bir gençlik aşısı etkisi yaratır.
Kök hücre nasıl elde edilir?
Kök hücre tedavisi için kişinin en az güneş gören deri bölgeleri olan kulak arkası, kol iç yüzü, bacak iç yüzü ya da kalça derisinden küçük bir deri parçası alınır. Aynı seansta kişiden belli bir miktar kan da alınır. Bu deri parçası ve kan, laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda, doku mühendisleri tarafından kişinin kendi kanından elde edilen kültür ortamında, kök hücre üretimi başlatılır. Bu kök hücrelerin yani fibroblastların yeterli düzeyde çoğalması ortalama 3 hafta sürer. 3 haftanın sonunda kişiye ilk seans uygulama yapılabilir.
Kök hücre tedavisi hangi durumlarda yapılır?
Kök hücre tedavisinin kullanım alanları:
. İnce ve derin kırışıklıklar
. Saç dökülme tedavisi
. Akne izleri
. Travma, kaza ya da yanık sonrası oluşan nedbe dokusunun tedavisi
. Dudak dolgusu
. Cildin kalitesini arttırmak olarak sayılabilir.
Kök hücre tedavisi kaç seanstır ?
Kök hücre tedavisi 3-4 hafta aralıklarla 3 seans olarak yapılır. Seans aralıkları 3 haftadır. Ancak 1 veya 2 seansta istenen etki elde edilirse; kalan kök hücreler yıllarca laboratuvarda bekletilip, istenildiği zaman uygulama yapılabilir.
Kök hücre tedavisinin etkisi ne kadar devam eder?
Kök hücre uygulandığı andan itibaren etkili olmaya başlar ve bu etki 12 aya kadar devam eder. Diğer uygulamalarda zaman geçtikçe etki azalırken; kök hücre tedavisinde zaman geçtikçe etki artar. Uygulamanın kalıcılığı 4-5 yıl kadardır.
Kök hücre tedavisi nasıl yapılır?
Uygulama şekli istenen bölgelerdeki cilt altına enjeksiyon şeklindedir. Uygulama öncesi hasta anestezi kremi sürülerek bekletilir ve daha sonra uygulamaya geçilir. Hasta uygulama sırasında anestezi uygulandığından çok az ağrı hisseder.
Kök hücre tedavisinin komplikasyonu var mıdır?
Kök hücre tedavisi, hastanın kendi hücrelerinden elde edilen deri parçasından yapıldığı için, herhangi bir komplikasyonu yoktur. Bu tedavinin en büyük avantajı da budur. Teratojen, kanserojen özelliği yoktur. Bu nedenle oldukça güvenli ve etkinliği kesin olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir.
Özellikle 35-65 yaş grubundaki kişiler kök hücre tedavisinden verim alabilirler. Zamana karşı yarışmanın en güvenli yollarından bir olarak kök hücre tedavisi güvenli, etkili ve etkisi giderek artan bir tedavi yöntemidir.
Vücudunuzdaki benlerin arttığını gözlemliyorsanız, bu benlerin renk ve şekil değiştirdiğini düşünüyorsanız mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmalısınız.
Benlerin sayısı genetik veya güneşe maruz kalmaya göre değişebilir
Benler genellikle derinin zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde “melanositik nevüs” olarak bilinirler ve “melanosit” adı verilen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişmektedir. Benler düz veya kabarık olabilir. Renkleri pembeden kahverengi ve siyaha kadar değişmektedir. Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında da gelişmektedir. Benler zamanla kendiliğinden kaybolabilir ya da sonradan çıkabilir. Bu durum benlerin doğal süreci olarak kabul edilmektedir.
Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir takım etkenlerin kanserleşmede önemli rol oynadığı bilinmektedir . Bu etkenlerin en başında ise güneş gelmektedir. Bu nedenle vücudumuzdaki benlerin yazın kansere dönüşme riski çok daha fazla olmaktadır. Ani ve yüksek dozdaki güneş ışınları benler üzerinde çok etkilidir. Özellikle koyu renk melanin içeren benler daha fazla risk taşımaktadır.
Benlerin rengine ve şekli önemlidir
Doğuştan olan benler bebeklerin % 1`inde görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanserine dönüşme olasılığı vardır. Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülmektedir. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkmaktadır. Bazen renk değişikliği “melanom” denilen cilt kanserinde de görülebilir. Eğer bu durumdan şüphe duyulursa biyopsi alınması önerilmektedir.
Kenarları düzensiz ve büyük benlere dikkat!
Sıra dışı benler “Clark nevüs” olarak bilinmektedir. Bu benler normal olmayan görüntüdedir. Kenarları düzensiz, büyük boyutta, sıklıkla cilt kanserine işaret eder tarzdadır. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Sıra dışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde cilt kanseri öyküsü var ise risk grubundadırlar.
Düzenli doktor kontrolü önemli
Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü, şeklini veya rengini değiştirirse veya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa mutlaka bir dermatoloji uzmanı tarafından incelenmesi gerekmektedir. Dermatologlar “dermatoskopi” yöntemiyle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve gerekirse biyopsi de alabilmektedirler. Kanser olasılığı var ise, bir benin yapısı düzensizse, çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmesi gerekmektedir. Eğer ben kıyafetlerin, tarağın ve tıraş bıçağının zarar verebileceği bölgelerde ise travmaya ve tahrişe maruz kalmaması için, alınması önerilmektedir.
Kolay ve ağrısız bir şekilde benlerden kurtulabilirsiniz
Deriden kabarık bir ben traşlama şeklinde biyopsi yöntemi ile kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıçak veya koter ile çıkartılmaktadır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşmeye başlamaktadır. Benin alınmasında cerrahi yöntem kullanılmasında ben eğer düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılmaktadır. Derideki ben tam kalınlığı ile alınmakta, sonra da dikiş atılmaktadır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilmektedir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şeklinde iz kalır. Benlerin üzerinde çıkan kıllar traş edilebilmektedir. Cımbızla alınması benin altında ağrılı şişliğe neden olabilmektedir.
Benlerinizin neden olabileceği risklerden korunmak için;
Ayda bir kişisel cilt muayenesi önemlidir. Benlerde değişiklik görüldüğünde ya da yeni bir ben fark edildiğinde dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.
Kişide çok sayıda ben varsa, daha önceden olan deri kanseri öyküsü bulunuyorsa düzenli kontrole gidilmelidir.
Çok sayıda ben ve sıra dışı ben var ise fotoğraf ile kayıt almak faydalı olabilir.
Güneş ile ilişkiler doğru ayarlanmalı, mutlaka güneşten koruyucu ürün kullanılmalıdır. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucular sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulanmalıdır.
Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.
Cilt kuruluğu, dudak kenarlarındaki kırışıklıklar ve yüzde gri- esmer görünüm… Tüm bunlar sigara içerek cildinize ne kadar zarar verdiğinizin belirtisi ve daha genç yaşlarda yaşlı bir cilt profilin de ilk sinyalleri… Sigara cildinize güneşin neden olduğu olumsuz etkilerden daha fazla hasar veriyor.
Deri yaşlanmasına etki eden faktörlerin açığa çıkarılmasına ve böylece tedavisine yönelik ilgi her geçen gün artmaktadır. Yaşlanma moleküler değişikliklerin sonucu oluşmaktadır. Bu moleküler değişikliklere yol açan birçok çevresel faktörler tanımlanmıştır. Ağız yoluyla veya hava yoluyla alınan maddelerin metabolitleri ve hormon düzeyleri deri yaşlanmasını etkilemektedir. Ultraviyole, hava kirliliği, enfeksiyonlar, sigara içmek ve bazı hormonal faktörler yaşlanma sürecini hızlandıran en önemli faktörlerdir.
Sigara derinizi erken yaşlandırır
Sigara içen kişilerde hayatı boyunca sigara kullanmamış kişilere göre iki kat daha fazla kırışıklık oluştuğu saptanmıştır. Sigaranın deride yapmış olduğu değişiklikler güneş ışığı, yaş, kilo değişiklikleri ile ilişkili olmayıp; sadece sigara içme süresi ve miktarı ile ilişkilidir. 30-69 yaşları arasındaki kişilerde yapılan bilimsel bir araştırmada yılda içilen paket sayısı ile yüzdeki kırışıklık arasında pozitif ilişki saptanmıştır.
Sigara içmenin güneş ışınlarına göre daha fazla deri yaşlanmasına etki ettiği bildirilmektedir. Sigaranın fotoyaşlanma sürecini de hızlandırdığına dair yayınlar bulunmaktadır.
“Tiryaki yüzü” ne sahip olmak istemiyorsanız
Sigara içen kişilerde tipik “sigara tiryakisi yüzü ” adı verilen dudak çevresinde dudağa dik çizgiler, yüzde kırışıklık ve soluk cansız kuru deri, alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi sık karşılaştığımız görüntülerdir. Bu görüntü ne yazık ki; 70 yaş üzeri fizyolojik yaşlanma sürecinde gözlenen görüntüyle aynı olmaktadır. Sigara; içerisinde yer alan nikotin maddesine bağlı olarak derinin üst tabakasında( stratum corneum) su içeriğinde azalmaya neden olarak derinin daha kuru görünümüne neden olur. Bir takım mekanik faktörlerin etkisi altında sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde kırışıklıklar ortaya çıkar. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan deri mikrodamarlarındaki değişiklik lokal deri iskemisine yol açmakta; bu da derinin beslenmesini ve toksinlerden arınmasını engellemekte ve derinin hasarlanmasına yol açmaktadır. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olduğu gibi kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır. Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın, sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan düzensiz kalınlaşmış deri görünümü bu elastik fibrillerin kalınlaşmasına ve parçalanmasına bağlıdır. Sigaranın kısırlık, erken menopoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menopoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır. Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır. Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar. Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya “nikotin belirtisi” denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde “lökoplaki” adını verdiğimiz ileride kansere neden olabilen inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir.
Erken deri yaşlanmasında sigara en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortalama insan ömrünün uzadığı günümüz dünyasında yaşlı insan popülasyonun her geçen gün artması deri yaşlanması nedenleri ve çözümüne yönelik çalışmaların da artmasına yol açmaktadır. Tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi korunma yöntemlerine gerekli özenin gösterilmesi, erken deri yaşlanması ile mücadelede birinci derecede önemli olmaktadır.
Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.
Baharın gelmesiyle birlikte kışın yıpranan cildinizi yenileme zamanı da geldi. Kışın soğuk havaya maruz kalıp kuruyan, cansızlaşan ve matlaşan cildiniz modern uygulamalar ile ışıltılı bir görünüme kavuşabilir.
Mezoterapi ile cildinizi yaza hazırlayın
Mezoterapi derinin orta tabakasının tedavi edilmesine yönelik uygulanan bir yöntemdir. Yüz, boyun, dekolte bölgesi, el ve saçlı deriye uygulanır. Yüz bölgesine uygulandığında “mezolifting” yani; “ameliyatsız yüz germe” olarak adlandırılır. Mezoterapi ile deri içine vitaminler, aminoasitler, mineral tuzlar, koenzimler ve hyaluronik asit gibi doğal maddeler enjekte edilir ve bu sayede derinin yenilenmesi sağlanır. Mezoterapi ile cilt daha sağlıklı, daha parlak ve daha tazelenmiş hale gelir. Kışın yıpranan ciltler için bu uygulama cildin yenilenmesi ve tazelenmesi için oldukça etkilidir. “Işık dolgusu” olarak bilinen yeni mezoterapi ürünleri de son dönemlerde sıkça uygulanmaktadır. İçindeki aktif maddelerle ışığı yansıtarak daha parlak bir cilt oluşturur. Saç mezoterapisi, saç dökülmesi şikayeti olan hastalarda da uzun süredir güvenle kullanılmaktadır. Uygulamalar 2 haftalık aralıklarla 4-8 seans olacak şekilde gerçekleştirilir. İşlem sonrasında hasta günlük yaşantısına devam edebilir.
Dolgu enjeksiyonuyla ciltteki çukurluklardan kurtulmak mümkün
Cilt yaşlanmasıyla beraber deri altında kollajen ve elastik liflerde, hyaluronik asitte ve yağ dokusunda azalmalar olur. Bu azalmalar ciltte kendini kırışıklıklar ve çökmeler şeklinde gösterir. Dolgu işleminde kullanılan malzemelerin içinde hyaluronik asit denilen madde bulunur. Bu madde ince bir iğne yardımıyla kırışıklık olan derinin altına uygulanır. İşlem öncesi uygulanan anestezi ile ağrı yaşanmaz. Dolgu uygulaması sonrası hafif kızarıklık dışında bir bulgu görülmez. Kişi normal yaşantısına rahatlıkla geri dönebilir. Kişiden kişiye göre değişmekle beraber 4-8 ay kadar kalıcılığı olur. Dolgu alın, kaş arası, nazolabial bölge (burun kanatlarından dudak köşelerine uzanan hat) ve dudak kenarlarındaki kırışıklıkları gidermek, yara izlerini ve ciltteki çukurları yok etmek, dudakları ve yanakları dolgunlaştırmak amacıyla kullanılır.
Genç bir görünüm için;
P.R.P, “Platelet Rich Plasma” yani platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntemin kısaltılmış adıdır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen az miktardaki “trombosit yönünden zenginleştirilmiş kanın” yine aynı kişiye cilt gençleştirme amaçlı enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir. PRP vücutta enjekte edildiği bölgelerde kök hücreleri uyarıp aktif hale geçirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir sistemdir. 15-30 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan sonra 10-12 ayda bir tekrarlanırsa kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye sahip olur. Botoks, dolgu gibi uygulamalarla kombine olarak kullanılabilir. P.R.P ayrıca yeni oluşmuş çatlakların tedavisinde ve dökülmüş olan saçların tekrar çıkarılması amacıyla da kullanılabilir.
Botoks tedavisi ile kırışıklıklarınızdan kurtulabilirsiniz
Cildimizdeki kırışıklıklar mimik kaslarımızın hareketleri sonucu oluşmaktadır. Kırışıklık oluşumunun engellenmesi için bu hareketlerin minimalize edilmesi gerekmektedir. Botoks (botulinum toksini), Clostridium botulinum tip A bakterisinden elde edilmiş bir maddedir. Enjekte edildiği kasın kasılmasını geçici olarak engeller. Etkisi 3-4 günden sonra başlar ve kişiden kişiye göre değişmekle beraber 4-6 ay kadar sürer. Dermatokozmetolojide özellikle yüz bölgesinde gençleştirme amacıyla kullanılmaktadır. Kaş arası, alın, kazayağı (göz kenarları), ağız çevresi ve boyundaki kırışıklıkların giderilmesi, kaş ve burun kaldırma, koltuk altı, avuç içi ve ayak tabanında terlemenin giderilmesi gibi amaçlarla uygulanabilir. Uygulama öncesi anestezi sağlayan kremler uygulandığında ağrı, acı hissedilmez.
Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.
Yunanca kökenli bir sözcük olan ekzema, “kaynama” olarak Türkçeye çevrilebilir. Ekzemada deri kaynayan bir suyun fokurdamasını andırır. Bazı yörelerde ekzemadaki küçük su dolu kabarcıklar, mayalanan bir hamurda oluşan küçük hava kabarcıklarına benzetilerek hastalık “mayasıl” olarak da ifade edilmektedir. Ellere yerleşimli ekzema ise toplumda oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Ellerde kuruluk, kızarıklık, kepeklenme, su dolu kabarcıklar ve sulantı ile karşımıza çıkmaktadır. Deri reaksiyonu geliştirmeye yatkınlık gösteren kişilerin ellerinin çeşitli maddelere maruz kalması sonrasında gelişebilmektedir. Su, kuru hava, sabun, deterjan, kimyasal maddeler, lastik eldivenler, kişisel bakım ürünleri ile aşırı temas sonrasında deride tahriş gelişebilmektedir. Zararsız görünen bebek ürünleri hatta su bile hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir.
El ekzeması nedenlerine göre çeşitleri Hastalığın nedenlerine göre içten ve dıştan kaynaklı olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilmektedir. İçten kaynaklı ekzemalar Atopik ekzema ( genetik olarak alerjik yatkınlıkla ilişkilidir), dizhidrotik ekzema (sıklıkla topluiğne başı büyüklüğünde su kabarcıkları şeklindendir), numuler ekzema (madeni para büyüklüğünde görülür) olarak adlandırılır.Dıştan kaynaklananlar ise temas edilen allerjen maddelerle tetiklenen deri yanıtlarıdır. Dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak el ekzeması, allerjik temas ekzeması veya tahriş temas ekzeması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Fotosensitif ekzema (Işığa duyarlılık nedeniyle gelişen ekzema) ise hem içten hem de dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Ayrıca bu iki neden dışında kişinin sadece kaşımasıyla gelişen nörodermatit de elde ekzemasına neden olabilir.
Kimlerde görülür? Kimler artmış risk grubudur? Hastalık tüm dünyada görülebilmekle birlikte özellikle kalıtsal olarak deri reaksiyonu vermeye yatkın bireylerde daha sık görülebilmektedir. Bu kişilerde saman nezlesi, astım ve yiyecek alerjisi öyküsü saptanabilir. Temizlik, bulaşıkla yoğun uğraşan kişilerde, işi nedeniyle tahriş ve alerjik maddelere maruz kalan fırın işçileri ,kuaförler ve tuğla işçileri gibi meslek sahiplerinde,diş teknisyeni,doktor,hemşire gibi meslek gruplarında, çimento ve boya işi ile uğraşanlarda daha sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Kişinin mesleği kadar hobileri de önemlidir.Resim, maket, bahçe işi vs ile uğraşan kişilerin hobileri sırasında temas ettiği malzemeler de sorgulanmalıdır. Bazı kişilerde tedavi amacıyla kullanılan kortizonlu kremlere bağlı da gelişebilir.
Ekzema klinik tablosu ve evreleri Ekzemanın akut (başlangıç) döneminde, kızarık ve şiş bir zeminde çok sayıda su dolu kabarcıklar ve bunların hızla açılmasıyla sulantı ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Subakut (akut dönem ardından gelişen) dönemde, hafif kızarık bir zeminde çok sayıda kepeklenme ve kabuklanma gözlenir. Kepekler, özellikle kenar kısımlarda, küçük halkalar şeklindedir. Kronik (İlerlemiş) dönemde, deri kalınlaşır, üzerinde kepeklenme belirgindir, yarıklar gelişebilir. Hastalık nedenine göre de farklı dönemlerde seyredebilir ve her dönemde kaşıntı olabilir.
Tetikleyen faktörler Günlük hayatımızda kullandığımız ve karşılaştığımız maddeler hastalığın bir nedeni veya alevlendiricisi olabilir. Bazı ilaçlar ve güneş ışınları özellikle ışığa duyarlılığa bağlı gelişenekzemalarda hastalığı tetikleyebilir. Mesleki olarak yağlı ürünlerle metalik sıvılarla temas ve soğutucu malzemeler iritasyona neden olabilmektedir. Ekzema yaşam kalitesini nasıl etkiler? Kaşıntı hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Günlük hayatın olumsuz etkilenmesinin yanı sıra çocukların okul hayatlarında, erişkinlerin iş hayatlarında sorunlarına yol açabilir.
Ekzema tanısı nasıl konulur? Kesin tanı için doktor tarafından hastadan ayrıntılı bir öykü alınır. Öyküde sorumlu maddelerin değerlendirilebilmesi için patch (yama) testi yapılmaktadır. Tahriş temas ekzemasının tanısı basit olarak derinize hangi maddelerin ekzemaya neden olduğunu ve hangi sıklıkta buna yol açtığını bilerek konabilir. Allerjik temas ekzeması tanısı, deri ve zührevi hastalıklar bölümünde yapılan patch (yama) testleri ile olmaktadır. Standart hazırlanan allerjen maddeler ve hastaların temas ettiği malzemelerden süphelenilen maddeler küçük yamalar içerisinde sırtınıza yapıştırılır. İki gün sonra açılır, doktor ve hemşire sırtınıza bakarak hangi maddeye karşı tepki olduğuna karar verir. Tahriş ve alerjik yanıtın kesinleştirilmesi ve olası uzayan alerjik yanıtların değerlendirilebilmesi için 24-48 saat sonra aynı bölge tekrar değerlendirilir. Ayrıca, ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklar öykü, fizik muayene ve çeşitli yöntemlerle araştırılır. Ayırıcı tanıda hangi araştırma yöntemleri önerilir? Ele yerleşim gösteren mantar hastalıklarını dışlamak için kazıma yönteminin ardından mikroskopik ve mikrobiyolojik incelemeler ile mantar arama yapılabilir. Çeşitli deri hastalıklarını dışlamak için gerek görülürse biyopsi alınarak patolojik değerlendirme yapılabilir. İç hastalıklarına eşlik edilen durumlar için laboratuvar ve radyolojik incelemeler yapılabilir.
Tedavi yöntemleri nelerdir? -Tedavi esası sebebinin ortaya konarak etkenle temastan kaçınmaktır. Tamamen uzak durabilmek bazen zor olabilmektedir. Su ve sabunla uzun süreli temas derinin doğal koruyucu tabakasının kaybına neden olmaktadır. Doktorunuzun önereceği nemlendirici ve bariyer kremler bu konuda yardımcı olabilir. Barier krem ve köpükler etkenlerin deriye girmesine fiziksel olarak engelleyebilir. Ancak içeriğinin yağlı olması ve kalın tabaka oluşturması rahatsız edici olabilir. -Uzun seyirli hastalığı olan kişilerde birkaç ay süreli tedavi gerekebilmektedir. Topikal steroidli kremler kaşıntı ve kızarıklığın düzelmesinde, derinin iyileşmesinde kullanılmaktadır. Topikal steroidli kremler tam etkisinin görülmesi ve yan etkisinin gelişmemesi için doktorun önereceği şekilde kullanılmalıdır. Hastalıkta sulantı fazla ise doktorun önereceği ilaçlar ile ıslak pansuman uygulaması, kalınlık belirgin ise deriyi eritici tedaviler gündeme gelebilir. -Hastalık çok şiddetli ise deri dışında steroidler ağız, damar, kas uygulamaları yoluyla verilebilir. -Bu tedavilere yanıt alınamıyorsa pimekrolimus, siklosporin, metotreksat, fototerapi gibi diğer tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir. -Hastalığa ikincil enfeksiyon varsa uygun tedavi yapılmalıdır. -Tedaviye başlamadan önce gebelik, emzirme, dahili hastalıklar, farklı sebeplerden ötürü düzenli olarak kullanılan ilaçlar ile ilgili doktor mutlaka bilgilendirilmelidir. Koruyucu önlemler nelerdir? Tahriş ve alerjiye neden olan durumlara temasının azaltılması en önemli önlemlerden biridir. Bunun için aşağıdaki uyarılara önem verilmelidir. -Temizlik, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerde yardımcı desteği veya bulaşık ve çamaşır makinesi kullanılmasıdır. -Kısa süreli profilaktik eldiven kullanımı önemlidir. Uzun süre eldiven kullanımının terlemeyi arttırabileceği unutulmamalıdır. Eldiven içine pamuklu eldiven giyilmesi uygun olacaktır. -Doktor önerirse bariyer ve nemlendirici kremler sürülmelidir.
-Saç şampuanlama sırasında kısa süre ile eldiven giyilmesi zayıf iritan maddelerin deriye olumsuz etkisini azaltacaktır. -Tuvalet temizleme gibi uygulamalar sırasında deterjan ile ellerin temasın kesilmelidir. -Ellerin parfümsüz sabunla yıkanması önerilmelidir. -Domates, portakal, limon gibi maddelerle doğrudan el temasının engellenmelidir. -Saç boyama sırasında olası alerjenlerden kaçınılması ve korunulması önemlidir. – Sıcak veya soğuk su yerine ellerin ılık su ile yıkanması daha uygundur. -İş yaparken yüzüklerin çıkarılması yüzüklerin altında kalabilecek iritan maddeleri azaltacaktır. -Resim, çiçek maket vs gibi hobileriniz varsa bu işlemler sırasında kullandığınız maddeler sorgulanmalıdır. -Eğer mesleki nedenli bir ekzema düşünülüyorsa kısa süreli meslek değişikliği kalıcı bir sorun varsa hekimlerin önerisi ile meslek değişikliği gündeme gelebilir.
Nasır, aşağı yukarı herkesin bildiği bir sorundur. Genellikle kendi kendine tedavi edilebilir; ama çok ciddi olduğunda doktora göstermek gerekir. Nasır, sürtünme ya da basınç nedeniyle derinin boynuzsu tabakasından oluşan bir oluşumdur. Ölü deri hücreleri birikerek bir keratin (protein) tabakası oluştururlar. Bu durum ilerledikçe nasırın altındaki deri hücreleri iltihaplanır, ağrı ve rahatsızlık verir.
Nedenleri
Nasır, daha çok derinin aşırı sürtünmeyle karşılaştığı yerlerde ortaya çıkar. Elleriyle çalışan işçilerde ve çıplak ayakla dolaşanlarda, normal olarak ağrı vermeyen ve gerçek nasır olmayan deri kalınlaşması olabilir. Ancak, sözgelimi kemancılarda sürekli olarak çenelerini kemanın gövdesine dayamaktan ya da yeni ayakkabı alanlarda ayakkabının belirli noktalarda ayağı vurmasından gerçek nasır oluşur.
Bütün sıkı ayakkabıların ve yüksek ökçelerin nasır oluşturabilmesine karşılık, nasır en çok ayaktaki çıkıntılarda, parmaklar arasında ve topukta ortaya çıkar. Bunu onların üzerinde de nasır olur. Bunun nedeni, buradaki kemiğin çıkıntılı oluşu ve sürekli olarak ayakkabıya sürtünmesidir. Bu kemik çıkıntıları üzerindeki sert deri tabakası alt tabakaları koruduğundan, buralarda nasır sık görülür. Ancak nasır ve bunyon oluşumu arasında bundan öte bir ilişki yoktur. Bazı kişiler, özellikle de yaşlılar, nasıra daha eğilimlidirler.
Protez kullananlarda, derinin aşınması nedeniyle de nasır olabilir. Böyle durumlarda nasır oluşturan nedenin ortadan kaldırılması genellikle yeterlidir ama bazen nasırın alınması zorunlu hale gelebilir.
Belirtiler
Nasır, çevresindeki normal deriye göre daha sarımsı renkte, kalın bir deri tabakasıdır. Koni biçiminde olabilir. Ayak parmakları arasındaki nasırlar ise çoğunlukla yumuşaktır. Nasırlar günün sonunda ağrı yapar, ayrıca basınçla karşılaşınca rahatsızlık verirler. Kronikleştiğinde ya da şiddetli olduğunda, çevresindeki deri kızarır ve nasır, hareketsiz durulurken bile çok ağrır. Belirtiler çok çeşitlidir ve bazen nasırı siğilden ayırmak zor olur. Ancak siğil genellikle daha ufaktır ve basınçla ağrı yapar. Derinin üst tabakası kazındığında siyah noktacıklar halinde siğilin kökü ortaya çıkar.
Nasır rahatsızlık verir ve ağrır, ama çoğunlukla tehlikeli değildir. Daha ciddi bir sorun,“hiperkeratoz” denen, derinin avuç içinde ve tabanda hiçbir neden olmadan kalınlaşması ve bunun yayılması durumudur. Hiperkeratoz hemen doktora gösterilmelidir. Nasırın tek tehlikesi, alınması sırasında kirli aletlerin kullanılmasıyla enfeksiyon kapması ve iltihaplanmasıdır. Özellikle şeker hastalarının bu konuya dikkat etmesi gerekir. Ayaktaki kan dolaşımları zayıf olduğundan, enfeksiyon kolaylıkla kangrene dönüşebilir. Bu yüzden en iyisi nasırlarını bir uzmana göstermeleridir.
Bütün kanser türleri içinde deri kanseri en sık görülenidir. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma (bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıklığı) deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler tekrarlayan tıbbi ve endüstriyel X ışınlarına maruz kalma, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan en önemli koruyucu önlem güneşten kaçınmaktır.
Güneşin dünyaya en dik ulaştığı saatler olan saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten korunun. Güneşin yeryüzüne dik ulaştığı saatlerde gölgeniz kendi boyunuzdan daha kısadır. Açık renkli sıkı dokumalı koruyucu giysi ve geniş şapka kullanın. Koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucu kremler kullanın. 20 dakika güneşte kaldığında güneş yanığı geçiren bir kişi, 15 faktörlü bir güneşten koruyucu kullandığında 15 kat daha fazla süre (300 dakika) yanmadan güneşte kalabilir. Bununla beraber güneşten koruyucu kremler kullanarak da güneşte fazla kalınmamalıdır. Çünkü UVA gibi güneş ışınları ki bunlar derideki bağışıklık sistemi ve deri yaşlanmasında sorumludur, güneş koruyucular olsa da deriye ulaşabilir.
Güneşten koruyucu kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80’i 18 yaş altında olmaktadır. 6 ayın altındaki bebekler uzun süre güneşe maruz kalmamalı, eğer kalacaksa güneşten koruyucular kullanılmalıdır.
Erken tanı kesin tedavinin en önemli ilk adımıdır.
Derinizi belli aralıklarla muayene edin. Eğer benlerinizde büyüme değişiklik olursa, derinizde renk değişikliği ve iyileşmeyen yaralar varsa bir an önce Dermatoloji Uzmanına muayene olunuz.
Kanser öncesi deri bulguları
Aktinik keratozlar özellikle güneş ışınlarına aşırı maruz kalmış açık tenli kişilerin yüz, el sırtı ve kollarında rastlanılan küçük üzerleri pullu lekelerdir. Tedavi edilmezlerde deri kanserine dönebilir. Eğer erken evrede yakalanırsa buz tedavisi ile çıkartılabilir, kemoterapi ilaçları içeren krem veya losyonlar kullanılabilir, kimyasal peeling işlemi, dermabrasyon,laser tedavisi veya klasik cerrahi ile tedavi edilebilir. Güneşten koruyucular aktinik keratoz gelişimini engellerler.
Deri kanseri Tipleri:
Üç tip deri kanseri bulunmaktadır: Bazal hücreli karsinoma-Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.
Squamöz Hücreli karsinoma – Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli Karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür. Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95 dir.
Melanom – Bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Bazal hücreli ve squamöz hücreli karsinoma da olduğu gibi melanomda da erken tanı tedavi şansını arttırır.
Melanom melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir.
Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahve renkli bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. Vücudunuzdaki benlerin yerleşimi ve şeklinden haberdar olmalısınız ki, bunlar üzerinde olan değişiklikleri ve yeni ben çıkışını fark edebilesiniz. Yapabileceğiniz en önemli adım benlerinizde herhangi bir değişiklik saptadığınızda hemen bir Dermatoloji uzmanına muayene olmanızdır. Bu sayede derinizdeki melanom tedavi edilebilir aşamada iken yakalanmış olur. Aşırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir.
Koyu renkli tene sahip olmak melanoma olma riskini ortadan kaldırmaz. Esmer kişilerde de özellikle avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatağı ve ağızda melanoma gelişebilir.
Melanom şüphesi oluşturabilecek bulgular: kabuklanma, kanama, sızıntı, üzerinde kabarma, etrafındaki deriye doğru çıkıntı gösterme, kaşıntı, hassasiyet ve ağrı hissedilmesidir.
Cilt kanserlerine nasıl tanı konulur?
Deri biyopsisi kanserin tanısını koydurur. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını arttırır. Dermatoloji uzmanları kanseri erken yakalayabilmek için kişisel cilt muayenesinin önemine dikkat çekmektedir. Derinizdeki çiller, benler ve koyu renkli alanları büyüklük, şekil ve renk değişikliği açısından gözlemleyin. Herhangi bir değişiklik saptadığınızda Dermatoloji Uzmanına başvurunuz.
Melanoma ait Bulgular
Asimetri – Benin bir tarafının diğer tarafından farklı olması. Benin ortasından hayali bir çizgi çiziniz. Benin her iki yanı aynı büyüklük ve aynı şekilde mi? Melanomda genellikle asimetri vardır.
Sınır Düzensizliği – Melanomun sınırı veya kenarı genellikle pürüzlü, çentikli veya bulanıktır.
Renk – İyi huylu benler herhangi bir renkte olabilir, fakat genellikle tek renklidir. Melanom ise sıklıkla birden fazla rengi içinde barındırır.
Büyüklük – İyi huylu benler küçük kalırken melanom büyümeye devam eder. Genellikle 6 milimetreden büyüktür çaptadır.
Kendinizin yapacağı periyodik muayene melanom ve diğer deri kanserlerinden korunmak için en güçlü silahtır. Melanom ancak erken yakalandığında tedavi edilebilir. Aşağıda belirtilen sırayı takip ederek hiç bir yeri atlamadan tüm deri muayenenizi kendiniz yapabilirsiniz. Kendi deri muayenenizi yapmak için bir boy bir de el aynasına ve ışıklı bir odaya ihtiyacınız vardır.
Gövdenizin ön ve arka yüzünü ve de kollar kaldırılarak gövdenin sağ ve sol yanını ayna karşısında muayene edin. Kolunuzu dirseğinizden kıvırarak avuçlarınıza, kol iç yüzüne ve üst kola dikkatlice bakınız. Sonra bacaklarınızın arkasına, ayaklara, ayak parmak aralarına ve ayak tabanına bakınız. Boynun arkasını, saçlarınızı kaldırarak el aynası ile kafa derinizi muayene edin.