Etiket: Deri

  • Fraksiyonel lazer uygulaması

    Fraksiyonel Lazerler Son senelerde sivilce izleri, yanık izleri, ameliyat izleri gibi her çeşit izin yanında, leke, deri çatlakları ve kırışıklıkların tedavisinde dermatologların kullandığı en etkili tedavi yöntemleri haline gelmiştir. Bu lazerler de geçen yıllarda büyük gelişme göstermişlerdir.

    Önceleri iz tedavisi için kullanılan lazerler tüm yüzeyi soyarak etki ederlerdi. Bu nedenle etki iyi olsa da çok fazla yan etki oluşurdu. Aylarca sürebilen iyileşme dönemleri, iyileşirken oluşan lekelenme problemleri bu yöntemin yaygınlaşmasına engel oldu. Daha hızlı iyileşen ve yan etkisi çok daha az olan tedavi arayışları sayesinde fraksiyonel tedavisi ortaya çıktı. Fraksiyonel lazerler tüm yüzeyi soymak yerine arada sağlam alanlar bırakacak şekilde aralıklı noktalar şeklinde soyan lazerlerdir. Oluşan hasarlar mikroskopik boyutta olduğu için hızlı iyileşmekte ve yan etkiyi de en aza indirmektedir.

    Fraksiyonel lazerler kullandığı lazer ışığının tipine göre farklılıklar gösterir. Erbiyum fraksiyonel lazerler ve CO2 fraksiyonel lazerler olarak iki ana grup halinde gruplayabildiğimiz bu lazerler barındırdıkları özelliklere göre birbirlerinden çok farklı sonuçlar da sunabilmektedirler.

    CO2 fraksiyonel lazerler: CO2 (karbondioksit) lazerler kullandıkları dalga boyu sebebiyle tek atışta bile cildin derinlerine ulaşabilmektedirler. Dokuda termal hasar oluşturması sebebiyle ciltte yenilenmeyi de tetiklemektedir. Bu sayede izlerde, kırışıklıklarda etkili sonuçlar verebilmektedir. Fakat termal etkisinin fazla olması sebebiyle iyileşme süreci gecikebilmekte, lekelenmeler olabilmektedir.

    Erbiyum fraksiyonel lazerler: Er:Glass ve Er:YAG lazerler olarak iki gruba ayrılır. İlk çıkanları Er:Glass lazerlerdi. Fakat ciltte derinlere ulaşamaması sebebiyle yaygınlaşamamıştır. Er:YAG lazerler ise etkili derinliklere ulaşabilmesi ve yan etkisinin CO2 lazerlere göre çok daha az olması sebebiyle giderek yaygınlaşmıştır.

    Erbiyum Yag Fraksiyonel Lazer Hangi Alanlarda Kullanılmaktadır?

    1. Cilt Yenileme, yüz gençleştirme: Yüz, boyun ve dekolte bölgelerindeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesi en etkili kullanıldığı alanlardır. Ayrıca ince kırışıklıkların giderilmesi, derin çizgilerin giderilmesi ve yüz gençleştirilme başarılı sonuçlar vermektedir.

    2. İz Tedavisi: Yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri ve çukurları, yara ve yanık izleri ve deri çatlaklarında güçlü ve en etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akne izleri, yüzeysel ve derin olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılmaktadır. Yüzeysel akne izleri cildin üst tabakasını etkileyen izlerdir. Bu izler kızarıklık zemininde hafif çukurlar ve çökmeler şeklinde görülür. Yüzeysel sivilce izi, genellikle kimyasal peeling gibi yüzeysel cilt soyma yöntemleri ile yok edilebilir, ancak iyileşmeyen sivilce izlerinin tedavisi kolaylıkla fraksiyonel lazer ile mümkündür.

    Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi . Aşırı bağ dokusu (hipertrofik skar) ve keloidlerin azaltılması fraksiyonel lazerler ile mümkündür.

    3.Diğer Uygulama Alanları :

    Prekanseröz cilt lezyonlarının tedavisi ( Bowen hastalığı, Paget hastalığı, Queyrat hastalığı, lökoplaki)

    Cilt kanserlerinin tedavisi ( BCC, SCC)

    Ciltteki kitlesel cilt lezyonlarının tedavisi (dermal nevüs-ben, senil keratoz-yaşlılık beni, HPV-et benleri, nevüs sebaseus, milium, siringoma, dermatofibroma, kondrodermatit, epidermal nevüs, kist, nörofibroma, trikoepitelyoma vs)

    Saç, kaş ve sakallı bölge içindeki kitlesel lezyonların tedavisi

    Piyojenik granülom tedavisi

    Rinofima tedavisi

    Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi

    Göz kapaklarında oluşan kolesterol plaklarının ( ksantalezma) tedavisi

    El, ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş kitlelerin tedavisi ( verruka-siğil, kondilom?)

    Fraksiyonel lazer uygulamalarında:

    Fraksiyonel lazerler için açık renk ciltler ideal vakalardır. Ancak koyu tenli hastalarda da kullanılabilir. Yüz dışında boyun, gövde ve kollarda kullanılabilir.

    Uygulama esnasında bazı hastalarda rahatsızlık hissi olabilir. Lokal anestezik kremler veya soğuk hava üfleyen aletlerle bu rahatsızlık hissi kolayca giderilir.

    İşlem sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem olabilir. Ciltte hafif soyulmalar ve bronzluk olabilir. Ancak bu tür durumlar 3-7 gün içinde geriler.

    Fraksiyonel lazerde tedaviler seanslar halinde yapılır. Şikayetin cinsine göre 3-5 seans 2-4 hafta aralıklarla yapılabilir.

    Fraksiyonel lazer uygulanmaması gereken durumlar:

    6 ay içinde oral isotretinoin kullanılmamış olmalıdır.

    Deride aktif enfeksiyon olmamalıdır.

    Hamile kişilerde uygulanmaz.

    Gerçeğe uymayan beklentileri olan hastalara uygulanmaz.

    Fraksiyonel lazer uygulama sonrasında bakım:

    Operasyon sonrasında şikayetler hafif ve geçicidir. Işlemden sonra birkaç saat kadar güneş yanığı duygusu hissedilebilir.

    Tedavi sonrası 24 saat yıkanmamalı,3 gün makyaj yapılmamalıdır.

    Fraksiyonel lazer sonrası hafif nemlendiriciler sürülebilir.

    Yüzde ödem olursa buz paketleri ile soğutma faydalı olabilir.

    Fraksiyonel lazer sonrası 3-4 hafta süreyle güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

  • Cilt altı dolgu maddesi uygulamalarında yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Yumuşak doku augmentasyonu çeşitli dolgu maddelerinin dermise, subkutan dokuya ve periost üzerine yerleştirilmesi olup statik kırı- şıklıklar için ideal bir tedavi alternatifidir. Dolgu maddeleri kırışık- lıklar dışında skar ve atrofik alanların doldurulmasında, hafif yapısal asimetrilerin ve cerrahi sonrası oluşan küçük defektlerin düzeltilmesinde etkili bir şekilde kullanılır. 2006 yılında ABD’de uygulanan 11 milyon koz- metik prosedürün %83’ünü cerrahi olmayan minimal invazif işlemler oluş- turmuştur.1,2 Dolgu maddesi seçiminde, estetik etkinin devamı, ürünün enjeksiyon tekniği ve yapılacak derinlik ayarı ile uygulanan yüz bölgesine uygunluğu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Dolgu maddesi seçimi kadar dik- katli hasta seçimi ve tedavi öncesi hasta beklentisi ile prosedür kaynaklı ola- bilecek sıkıntıların hastaya iyi aktarılması da önemlidir.3 İdeal dolgu maddesinin, biyo uyumlu, kalıcı ve uzun kozmetik etki sü- reli, absorbe edilebilir, raf ömrü uzun, toksik, karsinojenik, immünojenik ol- mayan ve yabancı cisim reaksiyonu yaratmayan, uygulama sırasındaminimal ağrı oluşturan, başka bölgeye göç etme- yen, kullanıma hazır ve enjeksiyonu kolay uygula- nır pahalı olmayan ürünler olması beklenmektedir. Ancak günümüzde tüm bu özellikleri taşıyan dolgu maddesi bulunmamaktadır.3 Firmalar ideal dolgu maddesine ulaşmak için, teknolojilerini sürekli yenileyerek ve yeni ürünler üreterek birçok dolgu maddelerini dünya piyasa- sına sunmuşlardır. Geçmişten günümüze kadar olan dolgu maddelerini sınıflandıracak olursak; KOLLAJEN KAYNAKLILAR Endojen kollajen deriye güç ve destek sağlayan esas yapısal eleman olarak görev yapar. Şu an için kul- lanılan kollajen bazlı ürünler, sığır, insan ve en yeni olarak da domuz kaynaklı olarak elde edil- mektedir.

    SIĞIR KAYNAKLI KOLLAJEN İlk sığır kollajeni ürünleri (Zyderm-1, Zyderm-2, Zyplast; McGhan Medical Corporation, Fremont, CA, USA) 1980’lerin ortasında yumuşak doku şekil bozukluklarının düzeltilmesinde FDA onayı almış- tır.4,5 Enjekte edilen materyallerin endojen kollaje- nazlarca yıkılması nedeniyle elde edilen kozmetik düzelme yaklaşık 2-4 aylık bir süre ile sınırlıdır. Kollajen liflerinin çapraz bağlanmasını sağlayan Gluteraldehit’in kullanıma girmesi ile enzimatik yıkım geciktirilerek kozmetik etkinin artması sağ- lanmıştır. Kimyasal olarak çapraz bağlanmış kolla- jen formun ömrü yaklaşık 4-6 aydır.4,5 Sığır kollajenlerinin hipersensitivite riski var- dır. Bu nedenle tedaviden 1 ay önce ön kol volar yüze kollajen test enjeksiyonu yapılır. Test bölge- sinde eritem, ödem, kaşıntı, endurasyon görülmesi halinde deri testi pozitif olarak yorumlanır. Deri test sonucunun negatif olarak değerlendirilebilmesi için hasta 4 ila 6 hafta takip edilmelidir. Deri testi negatif olan hastalarda, enjeksiyon sonrası hiper- sensitivite görülme olasılığı %0,5-5 arasındadır. Buzdolabında saklanma zorunluluğu, kısa etki sü- resi ve deri testi gerektirmesi bu ürünlerin deza- vantaj- larıdır. Daha etkili, kolay kullanımlı ve ucuz preparatların ortaya çıkışı, bu ürünlerin popülaritesini ve kullanımını sınırlamıştır.4,5 Ülke- mizde daha önce kullanılmış olup, halen kullanıl- mamaktadır.

    İNSAN FİBROBLAST KAYNAKLI KOLLAJEN Sığır kaynaklı kollajenlere paralel olarak geliştiri- len, insan fibroblastlarından derive, çapraz bağlan- mamış kollajen içeren 2 ürün bulunmaktadır; Cosmoderm-1 (35 mg/ml) ve Cosmoderm-2 (65 mg/ml) (Allergan, Inc., Santa Barbara, CA,USA). İnsan kaynaklı kollajenin çapraz bağlanmış formu ise Cosmoplast’dır(35mg/ml).6 İnsan kaynaklı kollajen ürünleri ile allerji tes- tine gerek yoktur. Elde edilen kozmetik etki sığır kaynaklı kollajenlere göre daha kısa sürmektedir. Uygulama sırasında anestezi sağlanması amacıyla ürün formülasyonu %0,3’lük lidokain de içermek- tedir. Cosmoderm için beklenen etki yaklaşık 3 ay iken, Cosmoplast için bu süre 4-7 ay kadardır.7 Allergan firması, ürün üretiminde 2010 itiba- riyle sınırlamaya gideceğini duyurmuş olup, bu du- rumun ürün etkinliğinden bağımsız olarak ekonomik nedenler neticesinde ortaya çıktığı dü- şünülmektedir.7 Ülkemizde kullanılmamaktadır.

    DOMUZ KAYNAKLI KOLLAJEN Domuz kaynaklı ilk ajan Fibrel (Mentor Corp, Go- leta, Calif, USA)’dir. Üç yapıdan oluşur; domuz je- latini, Ɛ-aminokaproik asit ve tedavi edilen hastanın plazması. Fibrel uygularken hastadan kan alınması ve domuz kollajeni ile santrifüj sonrası elde edilen plazmanın karıştırılması gerekliliği yü- zünden günümüzde en az popüler dolgu materyal- lerinden biridir. İntradermal enjekte edilir. Bu jelatin matriks intradermal enjekte edilince oluşan travma, yara iyileşmesi için pıhtılaşma faktörleri göllenmesine neden olur. Bu nedenle antikoagülan tedavi alan hastalara uygulanmamalıdır. Fibrel, Zyderm ve Zyplast hipersensitivitesi olan hastalar için iyi bir alternatif doldurucu materyaldir. %3,5 oranında (35 mg/ml) çapraz bağlı domuz kollajeni içeren Evolence (Colbar LifeScience Ltd, Herzliya, İsrail) orta-ağır yüz kırışıklıkarı ile nazolabial oluk düzeltilmesi işlemleri için 2008 yılı Haziran ayında FDA onayı almıştır. Domuz tendonlarından elde edilen bu ürün insan kollajeninin yerine geçmesiiçin geliştirilmiştir. Domuz kollajeni kaynaklı ol- masına rağmen deri testi gerektirmemektedir çünkü işlem sırasında oluşan enzimatik sindirim sı- rasında molekülün antijenik kısmı ortadan kalk- maktadır. Etki süresi 6-12 ay arasında değişmek- tedir. Glymatrix teknolojisi denen yöntemle kolla- jenin doğal şeker metaboliti ile aşırı çapraz bağlan- ması neticesinde kozmetik etkinin devamlılığı 12 ayın üstüne çıkarılabilmektedir.2,7,8 Ülkemizde kul- lanılmamaktadır.

    OTOLOG KOLLAJEN ÜRÜNLERİ Autologen, dolgu uygulanacak kişinin deri dokusu- nun laboratuvarda işlemlerden geçirilmesi sonu- cunda hazırlanan intakt kollajen liflerden oluşmuş bir dolgu materyalidir. Rezeke edilmiş deri dokusu dondurulur ve işlenmek üzere Collagenesis Inc. la- boratuvarına gönderilir. Anatomik yere bağlı olarak birim deri miktarından farklı konsantrasyonlarda ürün hazırlanır (1 gram abdominal deriden 0,6 ml, 1 gr göz kapağı derisinden 0,44 ml). Hazırlanış süresi 4-6 haftadır. Autolagen’deki kollajen, doğal çapraz bağlar içermesi nedeni ile diğer enjekte edilebilir kollajen formlarından yapısal olarak farklıdır. Oto- log olması, hastalık transmisyon riskinin bulunma- ması, 6 ay saklanabilmesi ve deri testi gerektir- memesi gibi avantajlarının yanında, hazırlanabil- mesi için 4-6 hafta süre gerektirmesi ve enjeksiyo- nun ağrılı olması gibi dezavantajları da mevcuttur. Ayrıca otolog dokunun kaynağının sınırlı olması ne- deni ile diğer dolgular gibi sürekliliği yoktur.9 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. İsolagen, otolog fibroblast solüsyonudur. Amaç, hastanın kendi fibroblast onarım sistemini kullanıp lokal kollajen üretimini arttırmaktır. Ma- teryal alıcının sıklıkla postauriküler bölge derisin- den 3 mm punch biyopsi ile alınan deri dokusudur. Biyopsi materyali soğuk zincir ile bu üretimi yapa- bilecek sertifikası olan laboratuara gönderilir. La- boratuarda, hücreler uygun doku kültür teknikleri ile çoğaltılır. Altı hafta sonra 1-1,5 ml’lik steril kül- türe fibroblastları içeren materyal şırıngalar içinde doktora geri gönderilir. Solusyon 24 saat içinde en- jekte edilmelidir. Hücrelerin canlılığı 48 saatte %85, 72 saatte ise %65’e düşer. Verilen fibroblast- dan yeni kollajen üretilmesi için 3-4 aylık bir süreye ihtiyaç vardır. Etkisi dereceli olarak artar; bu süre 16-18 ayda tamamlanır.9 Plazmagel, uygulama yapılacak olan hastanın kan plazmasının askorbik asit ve lidokain eklenerek hazırlanmış otolog bir üründür. Fransa’da Frese- nius laboratuarında hazırlanır. Kırışıklıklar, kon- tür defektleri akne skarları ve dudak büyütmede kullanılır.

    9 İNSAN KADAVRA KAYNAKLI ALLOJENİK ÜRÜNLER Kadavra kaynaklı bu allojenik ürünler; Dermola- gen (Collagenesis Laboratory, Beverly, Massachu- setts, USA), Alloderm (Life Cell Inc., Woodlands, Texas, USA), Cymetra (Life Cell Inc., Branchburg, NJ, USA) ve Fascian (Fascia Biosystems, Los Ange- les, USA)’dır. Ülkemizde bu ürünler kullanılma- maktadır.10 Dermolagen, kollajen, elastin ve glikozami- noglikanlardan oluşan aselüler bir üründür. İçer- diği kollajenin çoğunluğunu normal insan kollajen tip I, III ve IV lifleri oluşturur. Amerikan Doku Bankası Birliği’ne bağlı, Kas İskelet Transplantas- yon Kuruluşu sorumluluğunda insan kadavraların- dan elde edilmektedir. Sığır kollajeninden farklı olarak enjeksiyondan 1 saat önce buzdolabından çı- karılıp oda ısısına gelmesi sağlanmalıdır. Ayrıca yine sığır kollajeninden farklı olarak deri testinin bir kez yapılması yeterlidir. Tüm bunların yanında en az sığır kollajeni kadar kalıcıdır. Ancak 2001 sonbaharından bu yana sürekliliğinin sağlanama- ması yüzünden üretilememektedir.10 Alloderm, ilk kullanıldığı 1992 yılından beri, 3500’den fazla hastaya uygulanmıştır. Amerikan doku bankası birliği ve FDA kontrolünde doku bankası kaynaklarından elde edilen asellüler insan dermal allograftıdır. Alloderm implante edildikten sonra bir otograft gibi davranır ve konağın doku- sunun yardımıyla tekrardan şekillenir. Neovaskü- larizasyonu takiben iki hafta içinde fibroblastların progresif artımı ve 5-8. haftalarda da konak kolla- jeniyle integrasyon olmaktadır. İki yıla kadar buz- dolabında saklanabilmektedir.10 Cymetra, Alloderm’in mikronize veya enjek- tabl formudur. FDA onaylı olan bu ürünün raf ömrü 2 yıldır ve buzdolabında saklanmalıdır.10Fascian, dolgu maddesi olarak ilk kez Burres 1994 yılında akne skarlarının tedavisinde kullan- mış ve ‘rekollajenizasyon’ olarak isimlendirmiştir. Graft materyali insan kadavralarının gastrokne- mius fasiyasından veya tensor fasiya lata’dan hazır- lanmaktadır.10 BİYOSENTETİK POLİMERLER Zaman içinde absorbe olan kısa etkili ajanların ye- rine uzun etkili absorbe olmayan ajanların gelişti- rilmesi ihtiyacı doğmuştur. Kollajen ve hyalüronik asit gibi biyolojik ürünler hacim oluşturma özelliği ile ani bir düzelme sağlarken, sentetik dolgu mad- deleri ekstrasellüler matriksteki fibroblast prolife- rasyonunu arttırıcı etkileri ile daha kalıcı bir etki sağlayabilirler.11,12 ‘Poly-L-lactic acit’,’calcium hydroxylapatite’ ve ‘polymethylmethacrylate’ gibi sentetik yüz dol- guları sıvı enjekte edilebilir taşıyıcılarla kombine edilmektedirler. Bio-Alcamid ve Aquamid gibi ka- lıcı sentetik bileşiklerin uzun dönem etkileri halen tam olarak bilinmemektedir. Daha güvenilir olan ve bilindik sonuçlar veren kalıcı olmayan dolgu maddeleri varken, uzun süreli kalıcı dolguların kul- lanılması halen tartışma konusudur.12,13 RADIESSE (MERZ AESTHETICS., FRANKSVILLE, WI, USA, İTHALATÇI FİRMA: ASSOS İLAÇ) Sodyum karboksimetilsellüloz jel içinde hazırlan- mış, %30 oranında 25-45µm boyutlarında ‘calcium hydroxylapatite’ küreciklerinden oluşmaktadır. Bu madde diş ve kemikteki mineral komponentle ay- nıdır. HIV hastalarındaki lipoatrofi ve yüzdeki orta-ağır düzey kırışıklıkların düzeltilmesi için FDA onayı alan bu ürün aynı zamanda vokal kord augmentasyonunda ve radyolojik doku işaretleyi- cisi olarak da kullanılmaktadır. Submukozal nodül oluşumu riski nedeniyle dudaklarda kullanımı öne- rilmemektedir. İnert bir madde olduğu için deri testi gerektirmezken radyo opak olması ve direkt grafi- lerde görünmesi gibi dezavantajları vardır. Enjeksi- yonun ardından jel kısmı fagosite edilerek ‘calcium hydroxylapatite’ mikrokürecikleri çevre yumuşak dokuya yerleşir. Mikroküreciklerin yavaş yıkımı ve kollajen proliferasyonu sayesinde 2 yıla kadar uza- yan etki beklenmektedir. Kullanımı için allerji testigerekmez. Radiesse tamamen sentetiktir. İnsan ya da hayvansal kaynaklı bir madde içermez. Estetik amaçlı nasolabial olukların giderilmesinde, rino- plasti sonrası oluşan ufak deformitelerin revizyon- larında, marionette çizgilerinin (dudak kenarların- dan aşağı uzanan çizgilenmeler) giderilmesinde, dudak çevresindeki kırışıklıkların giderilmesinde, yanaklarda dolgunluk sağlamakta, ellerin dorsal yü- züne volum kazandırmak için ve ayrıca malar ve mandibular agumentasyon için kullanılır. Alt göz- kapaklarının iç-alt kısımlarında yer alan tear-thro- ugh deformitesi denen bölgede, glabella hattında ve dudağın kırmızı mukoza kısmında kullanılmaz. Derin dermise enjekte edilir. 25-27 G kalınlıkta iğne ve kanül ile uygulanır. Enjeksiyonları anestezi ge- rektirir. Ülkemiz pazarında mevcut olup gün geç- tikçe kullanımı artmaktadır. Beklenenin aksine kullanımı kolay ve güvenlidir. Uzun kalıcılık iste- diğimiz durumlarda tercih edebiliriz. Ürün genel- likle 0,5cc lidokain ile dilue ederek kullanılır.14-18 SCULPTRA (VALEANT AESTHETICS,NORTH AMERICA.,LLC) Avrupa’da New-Fill olarak da bilinmektedir. ‘Poly- L-lactic acid’ aslında kendi başına bir dolgu mad- desi olarak dizayn edilmemiştir. Aynen Radiesse gibi karboksimetilsellüloz jel içinde hazırlanmak- tadır. HIV ilişkili lipoatrofide endike ve FDA onaylı olmakla birlikte kozmetik yüz dolgu işlemlerinde Amerika’da endikasyon dışı olarak, diğer birçok ül- kede ise endikasyon dahilinde yaygın bir kullanıma sahiptir. 26G iğne ile derin dermis veya subkuta- nöz dokuya lineer geri çekme veya tünel açma yön- temiyle implantasyonu önerilmektedir. Her ne kadar etki mekanizması tam olarak kesinleştirile- mese de, subdermise enjekte edildiğinde granulo- matoz reaksiyon oluşumunu tetikleyerek tip-1 kollajen sentezini aktiflediği düşünülmektedir. Bu etki yaklaşık 6 haftada başlar ama 2 yıla kadar sür- düğü gösterilmiştir.11,19,20 Ülkemizde kullanılma- maktadır. ARTEPLAST, ARTECOLL, ARTEFILL (ARTECOLL: ROFIL MEDICAL INTERNATIONAL, HOLLAND) (ARTEFILL: SUNEVA MEDICAL, INC., SAN DIEGO, CA, USA) Kemik çimentosunda kullanılan ‘polymethyl met- hacrylate’ (PMMA) mikrokürecikleri de doku arttırıcı olarak kullanılmaktadır. İlk geliştirilen PMMA preparatı Arteplast yüzeyinin düz olma- ması, elektrostatik enerji taşıması ve saf olmaması sebebi ile çok sayıda granülom gelişmesine sebep olmuştur. Daha sonra 1994’de yüksek saflıkta ve düz yüzeyli PMMA mikrokürecikleri içeren Arte- coll geliştirilmiştir. 1996 yılında Avrupa’da CE ser- tifikası alan alan Artecoll’ün ABD’de kullanımı kabul görmemiştir. 20 yıl içinde preparat biraz daha geliştirilmiş ve 2003 yılında FDA onayını Ar- tefill ismi ile almıştır.1 Artefill, %3.5 sığır kollajeni ve %0,3 lidokain içinde %20 oranında, 30-40µm çaplarında ‘polymethyl methacrylate’ (PMMA) mikrokürecikleri içeren rezorbe olmayan bir sub- dermal dolgu maddesidir. Nazolabial oluk tedavisi için 2006 yılında FDA onayı almıştır. Deneyimler neticesinde dudak ve ince deriye enjeksiyonu, muh- temel papül-nodül oluşumu riski nedeniyle öneril- memektedir. 1-4 ay içinde bünyesindeki kollajen komponentinin yıkımı sonucu kozmetik düzelmede %50-75 oranında azalma görülebilmek- tedir. Bu süre içersinde, fagositoza ve enzimatik yıkıma di- rençli olan PMMA mikrokürecikleri çevre konnek- tif doku ile enkapsüle olarak kalıcı bir hal alır. Bu durum, vücudun doğal bir savunma mekanizması olan yabancı cismi fibröz doku ile çevreleme özel- liğidir. Estetik etkinin 10 yıldan fazla süredir devam ettiği tecrübe edilmiştir. Her ne kadar PMMA gra- nülomatoz reaksiyonla ilişkilendirilse de Ame- rika’da 5 yılda 251 hastanın tedavi edildiği klinik bir çalışmada granülom oluşumu rapor edilmemiştir.1- 3,6,7,19,21 PMMA’nın yanlışlıkla intradermal uygulan- ması neticesinde sadece cerrahi eksizyonla giderile- bilen nodül formasyonu gözlenebilmektedir.11 Ül- kemizde kullanılmamaktadır. SİLİKON 1000 (ALCON LABORATORY, INC., FORT WORTH, TX, USA) ‘Silicon’ elementi vucutta doğal olarak mukopoli- sakkaritlerin yapısında bulunur. Tıbbi amaçlarla kullanılan ‘silicone’ veya siloksan, ‘silicon’ ve oksi- jen atomlarının hidrokarbon gruplara bağlanarak zincirler oluşturması ile oluşan ‘dimethylpolysilo- xane’ların uzun polimerleridir. ‘Silicone’ lar doğal ortamda bulunmayan sentetik bileşiklerdir. Bu po- limerler viskozitelerine göre likit, jel veya katı olabilirler. Yüksek viskoziteye sahip Adatosil-5000 ve Silikon-1000’in retinal tamponad tedavisinde göz içine enjeksiyonu FDA onayı almıştır ancak yu- muşak doku arttırımında likit silikon kullanımına FDA onayı verilmemiştir. Fakat bilindiği üzere FDA onayı alarak piyasaya çıkan bir ürünün başka endikasyonlarda hasta onam formu ile (off-label) kullanılması yasaldır. Bir ‘dimethylpolysiloxane’ polimeri olan ‘Silikon 1000’ de subdermal dolgu maddesi olarak endikasyon dışı kullanılabilmekte- dir. Haftalar içinde her silikon mikrodamlacığının çevresinde, augmentasyon sağlayan fibröz kapsül oluşumu gözlenmektedir. Yeni kollajen oluşumu 1. ay sonunda %50, 2.ay sonunda %90, 3. ay sonunda %100 oranında gerçekleşir ve kendi kendini sınır- lar. Kollajen oluşumunun bu şekilde yavaş geliş- mesi sebebi ile sonuçlar geç ortaya çıkar. Bu yüzden müteakip tedaviler en az 6 haftalık aralıklarla ya- pılmalıdır.1,7,22 Kesin kontraendikasyonların başında glandü- ler meme dokusuna ve penise enjeksiyonu gelir. Ayrıca, aknenin ‘icepick’ skarları ve derin suçiçeği skarları gibi aşağıya fibrotik bantlarla bağlı skarlara uygulanması bunları eleve edemeyeceği gibi simit görünümüne de sebep olabilir. Likit silikon alerjik olmadığı için uygulama öncesinde deri testine gere yoktur. İnsan ve hayvan çalışmalarında karsinoje- nik etki tespit edilmemiştir. Vücutta değişime uğ- ramaz ancak düşük miktarlarda fagosite edilip retiküloendotelyal sistem taşınır ama zararlı etkisi tespit edilmemiştir. Silikonun yerçekimi ile aşağı kayması hipotezi fizik kurallarına aykırıdır, çünkü silikon sudan ve insan dokularından daha hafiftir. İnflamasyon, endurasyon, ülserasyon, granülom oluşumu ve renk değişimi gibi komplikasyonların görülmesi dolgu maddesi olarak silikon kullanımını sınırlamaktadır. Bilinen en kalıcı doku arttırıcı ajan silikondur, iyi ve kötü sonuçlar genellikle uygu- lama tekniğine bağlıdır.1,7,22 Ülkemizde kullanıl- mamaktadır. AQUAMID (CONTURA INTERNATIONAL, A/S) %2,5 çapraz bağlı homojen ‘Polyacrylamide’ hid- rojeldir. Bu molekül suda erimez fakat suyu tutma özelliği çok fazladır. Kazandırdığı hacmi bünye- sinde tuttuğu su molekülleri verir. Deri testi gerektirmez. Aquamid R’nin viskozitesi daha fazla- dır. 27G iğneyle subkutan uygulanır. 2001’den beri CE sertifikası vardır. FDA onayı yoktur.12,13 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. BIO-ALCAMID (ASCENTE MEDICAL, ITALY) %4 Polyalkylimide ve %96 su içeren sentetik ağ ya- pısında polimerdir. Bir dolgu maddesinden çok en- jektabl endoprotezdir. Vücut çevresini 4-8 hafta sonra ince kollajen kapsül ile sarıp izole etmektedir. Bu yüzden yer değiştirmez. Allerjik reaksiyon oluş- turmaz. İstenildiği taktirde geri çıkartılabilir. FDA onayı yoktur. Lokal anestezi yapıldıktan sonra uy- gulanır. Deri testi gerektirmez. Subkutan uygula- nır. Yumuşak kıvamdadır. Dokunma ile fark edilmez. Bio-alcamid lips formu dudak profilini dü- zeltmek için kullanılır. Bio-alcamid face formu daha koyu kıvamdadır. Hafif-orta derece kırışıklık ve hacim kayıplarında kullanılır. Body formu, face formu ile içerik olarak aynı sadece hacimleri fark- lıdır. Pahalı bir dolgu maddesi olması kullanımını sınırlar.12 Ülkemizde kullanılmamaktadır. GORE-TEX Politetrafluoroetilen (PTFE) içeren bu ürün koz- metik dermatolojide lokal anestezi altında bir tro- kar üzerinden rehber iğne yardımıyla derin dermise yerleştirilir. İmplantlar çıkarılabilir oldu- ğundan eğer hasta sonuçtan memnun olmazsa im- plant geri çıkarılabilir. Alerji riski taşımadığından deri testine gerek yoktur. İmplantasyon sonrası en- feksiyon gelişirse implant çıkarılmalıdır.12 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. HYALÜRONİK ASİT DERİVELERİ; İnsan vücudunda doğal olarak bulunan hyalüronik asit (HA), konnektif doku ekstrasellüler matriksi- nin temel bir polisakkariti olup, tekrarlayan D-glu- kuronik asit ile D-N-asetik-glukozamin dimerik ünitelerden oluşan bir glikozaminoglikandır. Hüc- reler arası yapıları stabilize ederek kollajen ve elas- tinin bağlanması için viskoelastik bir çatı oluşturur. Potent olarak su bağladığı için deriye enjekte edil- diğinde volüm oluşturarak yumuşaklık ve hidras- yon sağlar. Yaş ilerledikçe hyalüronik asit miktarının düşmesi ile deri hidrasyon, elastikiyetve haraketliliğinde azalma ortaya çıkar. Hacminin 1000 katı su bağlama kapasitesi sayesinde dermisin hacmini ve esnekliğini artırır.7,13,23,24 Doğal formunda, hyaluronik asit hızla emilir. Hyalüronidaz ile yıkıldığı için dermisteki hyalüro- nik asitin ömrü 1 gündür. Butanediol diglycidyl ether (Restylane, Juvederm vs.) veya divinyl sulfone (Prevelle Silk, Captique, Hylaform vs.) gibi kimya- sal ajanlarla yapılan çapraz bağlama neticesinde ısı veya enzimatik yıkıma dirençli preparatlar elde edilmiştir. Bu çapraz bağlanma her bir HA dolgu- suna karakteristik özellikler kazandırır. Bu özellik- ler her bir HA ürününün davranışını, etkinliğini belirler. Çapraz bağlanma işlemi ‘partiküle’ ve ‘non- partiküle’ formlarda HA üretimini olanaklı kılmak- tadır fakat hangi formun daha iyi bir sonuca yol açtığına karar verilememiştir. Partiküle formun (Restylane vs.) oluşturduğu etki ve süresi partikül büyüklüğü ile orantılıdır ve jel içindeki partikül bü- yüklüğü, hacim doldurma özelliğini belirler. Ayrıca mililitredeki HA partiküllerinin yoğunluğu ürünün kalıcılığını ve stabilitesini belirler. Non-partiküle formun(Juvederm vs.) hacim doldurma gücü ise yaptığı çapraz bağ sayısına bağlıdır. İdeal çapraz bağlanma düzeyi bilinmemektedir, aşırı çapraz bağ- lanmanın hyalüronik asitin hidrofilik özelliklerini belirgin olarak azaltabildiği öne sürülmüştür.1,3,7,23,24 Hyalüronik asit dolgular karakteristiklerine göre ‘bifazik’ (çapraz bağlı ve çapraz bağsız HA nın bir arada bulunması) (Restylane vs.) ve ‘monofazik’ (tamamı çapraz bağlı HA zincirler) (Juvederm, Te- osyal vs.) olarak ayrılırlar. Bifazik form büyük par- tiküllü HA uygulanabilmesine olanak sağlarken, uygulanması daha zordur. Monofazik form homo- jen ve küçük partiküllü olduğu için teorik olarak daha kolay uygulanabilmektedir.1,3,6,7,23,24 Bifazik dolgudaki bir başka fark ise monofazik jel parçacıklarıdır. İstenen hacme bağlı olarak dol- guyu binlerce jel parçacıklara bölen konsantras- yonlarına ulaşmak için bir tarama sistemi kullanılmaktadır. Bu nedenle bifazik dolgu madde- leri hiyalüronik asit ve jel parçacıkların farklı bo- yutlarda aynı konsantrasyonuna sahip olurlar.23-26 Hyaluronik asit ürünlerini diğer dolgu ürün- lerine göre kullanımları daha kolaydır. Deri testigerektirmez. Soğuk zincirde saklanmasına ve trans- portuna gerek yoktur. Ancak, hyaluronik asit ürün- leri yüksek ısıya temas etmemelidir. Bu durumda oluşan monomerler, inflamasyon geliştirme potan- siyeline sahiptir.11 HA’nın avantajlarının dezavantajlarından çok daha fazla olması, kullanımını ABD’de son on yılda % 190 arttırdı. 2011 yılında, ABD’de enjekte edi- len tüm dolgu maddeleri içinde %69’u HA içeren dolgulardır. Hyalüronidaz kullanımı ile hızlı geri dönüş sağlanabilmesi, doğal ve güvenli olması, hay- vansal ürün içermemesi, hemen uygulama sonra- sında kozmetik sonuç elde edilmesi ve antijenik özellik göstermemesi hyalüronik asitin diğer dolgu maddelerine üstünlük sağladığı avantajlarıdır.23,24 Her ne kadar üretici firmalar hyalüronik asit preparatları için kullanım öncesinde deri testi uy- gulanmasının gerekli olmadığını belirtse de, dolgu maddeleri içinde değişik miktarlarda bulunan hya- lüronin ilişkili protein teorik olarak hipersensiti- vite riski taşımaktadır. Lowe ve ark. 1996-2000 yılları arasında 709 hastaya uyguladıkları Hylaform ve Restylane tedavisi sonrasında hastaları 1 yıl süre ile izlemişler. Üç hastada (%0.042) geç tip hiper- sensitivite reaksiyonu gelişirken reaksiyon hastala- rın üçünde de tedaviden ortalama 6-8 hafta sonra başlamıştır. Hastaların tümünde nazolabial bölgede abse formasyonu gözlenmiştir.3 HA uygulaması gebelerde, emzirenlerde, 12 yaş altı çocuklarda, keloid gelişimine yatkınlığı olanlarda, kanama diyatezi varlığında, aktif enfek- siyon ve inflamasyon varlığında kontraendikedir.11 Genel olarak Hyalüronik Asit deriveleri, 27- 30G gibi ince uçlu iğneler ile deriye 33° açı ile giri- lerek uygulanır. Etkisi ortalama 6-12 aydır. Son zamanlarda Avrupa’da yapılan bir çalışmada dü- zeltme etkisinde zamanla azalma olduğu gösterilmiş ve tedaviyi takiben ikinci haftada %98, üç ay sonra %82, altı ay sonra %69, bir yıl sonra da %66 oran- larında düzelmede azalma olduğu bildirilmiştir.3,24 Ülkemizde pek çok HA içeren dolgu maddesi bulunmaktadır. Burada sık kullanılanlardan kısaca bahsedilecektir. Restylane (Galderma S.A., İthaltaçı firma: Pharmexx): 1996 yılında hayvan kaynaklı olmayan ilk hyalüronik asit derivesi olarak piyasaya çıkmıştır. 2003 yılında FDA onayı alan bu ürünün %0.3 lidokain içeren formu da piyasada bulun- maktadır. Firma hyaluronik asidi, hayvansal kay- naklı olmayan bir yöntemle (bakteriyel ferman- tasyonla) üretmektedir. Bu yönteme NASHA (Non animal source hyaluronik acid: hayvansal kaynaklı olmayan hyaluronik asit) denir. HA bakteriyel fer- mantasyon ile üretildikten sonra, yüzey alanını arttırmak ve ürünün doğal yıkımını yavaşlatmak amacıyla 1,4-butanediol diglycidyl ether eklene- rek çapraz bağlı hale getirilmektedir. Tüm Resty- lane ürünleri mililitrede 4000 ile 200.000 arasında değişen partikül içermektedir. Jel homojenize edil- dikten sonra 1 ml’lik kullanıma hazır enjektörler içersine konmaktadır.‘Restylane Perlane’ mililit- rede yaklaşık 8000 jel partikül içerir. Restylane’e göre partikül büyüklükleri daha büyük olduğu için daha koyu kıvamlıdır. Restylane 30G iğne ile en- jekte edilebilirken, daha büyük partiküllere sahip Perlane 27G ile enjekte edilir. Dolayısıyla Perlane daha derin kırışıklıklar için tercih edilirken, Restylane daha yüzeyel kırışıklıklarda kullanıla- bilmektedir. Kalıcılık ürün skalasına göre 6-12 ay arasında değişir.3,7,27 Restylane; 20 mg/ml hyaluronik asit içerir. Mi- lilitre başına 100.000 partikül içerir. Glabella, alın- daki yatay çizgiler, dudak köşeleri ve dudaklara (kontür veya dolgunluk verme amaçlı) uygulana- bilir. Orta dermise uygulanır.3,7,27 Restylane Perlane; 20 mg/ml hyaluronik asit içerir. Mililitre başına 8.000 partikül içerir. Resty- lane’e benzer fakat daha büyük parçacıklar içerdi- ğinden daha geç hacim kaybına uğrar. Genellikle yanak-burun arasında oluşan naso-labial kırışıklık gibi derin kırışıklıklara enjekte edilir. Nazolabial alan için sık tercih ettiğimiz dolgular arasındadır. Derin dermise uygulanır.3,7,27 Restylane Vital/Vital light: Restylane Vital(20 mg/ml) hacim verme amacından çok, cilt yapısını onaran, cilde diriliğini kazandıran bir üründür. Mesoterapi gibi çok sayıda yüzeyel enjeksiyon ya- pılarak dört hafta ara ile 2-3 seans uygulanır. Etkisi kalıcı olmadığından yılda 2 kez tekrarlamak gere- kir. Ayrıca daha yeni oluşmaya başlayan kırışıklarve deriye yüksek nem verebilmek için Vital/light (12 mg/ml) ürünüde mevcuttur.3,7,27 Restylane SUB-Q; Mililitrede 1000 partikül içerir. Malar ve mandibular agumentasyon için kullanılır. Volum oluşturmak içi sıklıkla tercih edi- lir. Uygulamalar derin subkutan veya supraperios- tal yapılır.3,7,27 Juvederm (Allergan, USA, İthalatçı firma: Al- lergan): Viskoelastik, jel kıvamında monofazik hya- lüronik asit preparatıdır. Bakteriyel fermantasyon yoluyla elde edilir. 1,4 Butandiol diglisidileter (BDDE) ile çapraz bağlanmıştır. Kalıcılık HV (high viscosity) teknolojisi sayesinde 8-12 aydır. FDA ta- rafından 1 sene etkisi olduğu onaylanmış tek hya- luronik asit içeren dolgu maddesi olduğu belirtilmektedir. Juvederm ultra serisi dolgu mad- deleri, enjeksiyon ağrısını gidermek için lidokain içerir.3,7,23,24 Juvederm Ultra 2; 24 mg/ml, BDDE (++), Özel- likle göz kenarı, alın, glabella, yanak çizgileri ve hafif nazolabial kıvrımlar gibi yüzeysel kırışıklarda tercih edilen bir dolgudur. Üst-orta dermise uygu- lanır.23,24 Juvederm Ultra 3; 24 mg/ml, BDDE (+++), Orta derinlikteki glabella, yanak kırışıklıkları, nazola- bial kıvrım tedavisinde tercih edilen bir dolgudur. Ayrıca burun, ağız kenarı ve dudak hacim resto- rasyonunda etkin bir şekilde kullanılır.23,24 Juvederm Ultra 4; 24 mg/ml, BDDE (++++), Malar/mandibular agumentasyonun yanı sıra cilt- teki derin çöküntülerin doldurulmasında, derin na- zolabial kıvrımlarda ve marionette çizgilerine kullanılan bir dolgudur. Orta ve derin dermise uy- gulanır.23,24 Juvederm Voluma; 24 mg/ml, BDDE (+++++), Kilo kaybı ya da yaşa bağlı yüz yağ dokusunun azalması nedeniyle çukur hale gelen yanak ve malar/mandibular agumentasyon için sık tercih et- tiğimiz bir dolgudur. Voluma tedavisinin kaldırma etkisi 18 aya kadar görülebilir.23,28 Juvederm Volbella; 15 mg/ml, BDDE (++), Ju- vederm dolguları ailesinin yeni üyesidir. Dudak dolgusu için kullanılır. Üretiminde Allergan’ın pa- tentli özel bir yöntemi olan Vycross tekniği kulla- nılmaktadır. Bu sayede dudakta 12 aya kadaretkisini sürdürebilir. Daha doğal görünüm ve işlem sonrası daha az ödem olmaktadır.23,29 Dudak uygu- lamalarında son dönemlerde sık tercih ettiğimiz bir üründür. Juvederm Ultra smile; 24 mg/ml, BDDE (+++), Dudak hacminin dolgunlaştırılması ve ağız çevre- sinin yeniden şekillendirilmesi için kulanılan bir dolgudur. Volbelladan sonra daha az tercih edil- mektedir.23,24 Juvederm Hydrate; 13.5 mg/ml, BDDE (-) Cilt hidrasyonunu ve esnekliğini arttırmak için tasar- lanmış bir hiyalüronik asittir. Yüz, boyun, eller ve dekolte bölgesine bir cm aralarla seri nokta tekniği şeklinde mezolift amaçlı olarak kullanılır. Lidokain içermez.23,24 Teosyal (Teoxane, Geneva, İthalatçı firma: Sel- tek): Kalıcı ve hayvansal kaynaklı olmayan, hyalu- ronik asit içeren bir dolgu maddesidir. Monofazik bir hyaluronik asittir. 15- 25 mg/ml HA içerir. Ka- lıcılık süresi 6-12 aydır. Ultra Deep, Deep Lines, Global Action, First Lines, Kiss, Touch up, Ultimate ve Meso (çapraz bağ içermez) formları vardır.24 Ay- rıca en yeni çıkan iki ürünü: Teosyal Redensity I(Işık dolgusu): Mezoterapi ve dolgu teknikleri arasında yeni bir konsept olup, içeriğindeki HA, aminoasitler, vitaminler ve anti- oksidanlarla hem nemlendirme hemde cilt yeni- lenme işlemi birlikte yapılabilmektedir. 3 hafta aralıklarla 3 seansta beklenen etkiye ulaşılır. Teosyal Redensity II (Gözaltı ışık dolgusu): Göz çukuru ve morluk problemleri gibi göz çevresi sorunlarının çözümüne yardımcı olan bir üründür. Kalıcılığı 1 ile 1,5 yıl arasında değişir. İçeriğindeki HA, aminoasitler, vitaminler ve antioksidanlarla hem nemlendirme hemde cilt yenilenme işlemi birlikte yapılabilmektedir. Redensity I’den farklı olarak HA hafif çapraz bağlar içerir. Bu sayede göz- altı çukurunu düzeltme uzun süre devam eder. Gözaltı deformitlerini düzeltmek için son zaman- larda sık tercih ettiğimiz bir üründür. Perfectha (ObvieLine, France, İthalatçı firma: Mezoklinik): Çapraz bağlı, hayvansal kaynaklı ol- mayan, 3D Dolgu | E-Bridge teknolojisi ile üreti- len, bifazik bir dolgu maddesidir. CE onayı vardır. Bu dolgu maddesi Perfectha Derm Fine Lines, Perfectha Derm, Perfectha Derm Deep, Perfectha Derm Subskin olmak üzere 4 ayrı formda üretil- mektedir. Esthélis (Anteis S.A., Switzerland, İthalatçı firma: Sanovis), CPM (KohezivPolidensifiye Mat- riks) teknolojisi ile üretilen monofazik-polydensi- fiye yapıda bir dolgudur. Hayvansal kaynaklı olmayan bir dolgu maddesidir. Soft, Esthelis Basic, Fortélis extra (Monofazik-monodensifiye) ve Mo- delis olmak üzere dört formu vardır. Ayrıca Meso- lis ve Mesolis plus(içerisine gliserol eklenmiş şekilde) ürünü çapraz bağlı olmayan daha düşük yoğunlukta HA içeren ürünleri vardır. Regenyal İdea/Bio-Expander(Phitocorp, Italy, İtahaltçı firma: Naturamed): Yüz şeklinin dengeli volümetrik yapılandırılmasında bir yenilik olan Bio- Expander; 3 değişik molekül ağırlığındaki HA kombinasyonuyla oluşturulmuştur (1 M Dalton,2 M Dalton, 500 K Dalton). Ürün paketinden 3 ayrı 1,1 ml hacminde HA çıkmaktadır. 1 ve 2 M Dalton HA lar çapraz bağlı olup cildin volumünü ve yapı- landırılmasını sağlar. 500 K Dalton luk HA ise ser- best olarak dağılarak cildin nemlendirilmesini sağlar. Böylelikle agumentasyon ve rejüvenasyon bir arada yapılabilmektedir. Bu ürünü tüm yüzde hızlı ve kombine bir etki oluşturmak istediğimizde tercih etmekteyiz. Ayrıca İdea/Regenyal Dolgula- rının yüz agumentasyonu için İdea, dudak agu- mentasyonu için Lips ve biyo-revitalizasyon için IAL system/ IAL system-ACP ürünleri mevcuttur. HİDROFİLİK JEL DERİVESİ Aquafilling(BIOMATRIX EUROPE, Czech Repub- lic, İthalatçı firma: Alesta) %2 sentetik lineer po- liamid ve %98 serum fizyolojikten oluşan bir hidrofilik jeldir. Yapısı karbonil ve amin grupları arasındaki çoklu hidrojen bağlarını esas alır. Bir- den fazla aktif karboksilik grupların bulunması po- limer molekülüne pozitif yükünü verir ve yüksek hidrolik yapı ve suda çözünürlük sağlar. Hem yüz- deki kırışıklıklar hemde vücut estetiğinde (meme büyütme, kalça büyütme) kullanılabilen bir dolgu maddesidir. Faceline ve bodyline olarak 2 ayrı formda üretilmektedir. Faceline 1 cc lik hazır en- jektörde, yüzdeki dolgu uygulamalarında kullanılır. Bodyline ise 100 gr lık poşetlerde, meme ve kalçabüyütme gibi vücut şekillendirilmesinde kullanı- lır. Vücut uygulamalarında 5-8 yıl kalıcıdır Dolgu maddesi uygulanacak hastayı seçtikten sonra, doğru ve kaliteli ürünü tercih etmek ne kadar önemli ise, uygulanacak ürünü doğru tek- nikle uygulamakta çok önemlidir. UYGULAMA TEKNİKLERİ VE ÖNERİLER Çoğu dolgu maddesi, viskozitesine göre önceden hazırlanmış ve sterilize edilmiş, kapalı sistem, ‘kul- lan at’ şırıngalarda kullanıma sunulmaktadır. İnce kırışıklıklar yüzeyel enjeksiyon gerektirir. Daha derin kırışıklıklarda ise uygulamaya göre, orta derin dermis veya subdermise yerleştirme yapılır. Dolgu maddesi 4 yöntemle enjekte edilebilmekte- dir; (a) Seri Nokta-Serial Puncture, (b) Tünel Açma-Linear Threading, (c) Yelpaze-Fanning, (d) Çapraz Tarama-Cross Hatching (Şekil 1).2 Seri Nokta yönteminde kırışıklık hattı bo- yunca çok sayıda nokta enjeksiyon yapılarak dolgu maddesi uygulanır. Devamlı ve düzgün bir sonuç elde etmek için enjeksiyon noktaları mümkün ol- duğunca yakın tutulmalıdır. Kalan boşluklar masaj uygulanarak düzeltilebilir. Bu teknik akne skarı, yüzeysel alın kırışıklıkları, glabella ve filtrum dol- durulması ile cerrahi dışı rinoplasti uygulamalarda faydalıdır.2 Tünel açma yönteminde öncelikle iğne ucu sanki bir tünel oluştururmuşcasına kırışıklık bo- yunca ilerletilir. ‘Push-ahead technique’ olarak ad- landırılan yöntemde iğne daha ilerletilirken dolgu maddesi verilir. Bu anterograd uygulamada damar- lara zarar verebilme riski mevcuttur. Tünel açmayönteminde bir diğer uygulama tekniği ise iğne ta- mamen içerdeyken yavaş yavaş geri çekerek dol- gunun verilmesidir. Bu retrograd yöntem daha homojen ve güvenli bir uygulama sağlamaktadır. Tünel açma yöntemi vermillon çizgisi ve nazolabi- yal oluk onarımlarında en iyi yöntemdir.2 Yelpaze/Çapraz Tarama yöntemleri, Tünel Açma yönteminin, daha geniş defektlerin doldurul- masına olanak veren varyasyonlarıdır. Yelpaze yön- teminde tek bir iğne girişi ile yelpaze oluşturacak şekilde ışınsal tüneller açarak iğnenin yönü değişti- rilir. Çapraz tarama yönteminde ise iğne ile çok sa- yıda giriş yapılarak birbirini dik kesen tüneller oluşturulur. Her iki teknik de malar bölge ve ağız komissürü (Marionette) uygulamalarında faydalıdır.2 Uygulama tekniklerinin klinik olarak yapılmış karşılaştırılmalı çalışması olmadığı için işlem başa- rısı açısından bu tekniklerin birbirlerine üstünlük- lerinden bahsedilemez. Örneğin seri nokta tekniği ile uygulama kontrolü daha kolay iken, bu tekni- ğin ‘overlap’ denen aynı yere multipl enjeksiyon riski daha fazladır. Yine seri nokta yönteminde, yü- zeyel birikimlerin oluşmaması için, iğne deriden çı- karılırken uygulanan basıncın azaltılması gerektiği akılda tutulmalıdır. Tünel açma tekniği ise diğer- lerine göre daha çok deneyim gerektirmektedir. Birçok hekim genellikle bu iki tekniğin kombinas- yonunu kullanmaktadır. Uygulama bölgelerine göre dudakta tünel açma ve/veya seri nokta tekniği; oral komissür, marionette çizgileri ve ağız köşele- rinin altı için çapraz tarama tekniği idealdir. Nazo- labiyal bölge için seri nokta ve lineer geri çekme teknikleri kullanılabilir. Glabellar bölge derin ve geniş kırışıklıklarda seri nokta tekniği önerilir. Alın kırışıklıklarında seri nokta tekniği önerilir.2,30 Dolgu maddelerinin doğru teknikle uygulma- nın yanında uygulama bölgesinin ihtiyacına göre dolgu maddesi belirlenmeli ve ürüne göre derinlik ayarı iyi yapıldıktan sonra uygulama yapılmalıdır. Bunun aksine yanlış ürün tercihi durumunda iste- nilen etkinin olmaması ya da gereğinden fazla etki yaratılması söz konusu olabilir.

    UYGULAMA ALANINA GÖRE DOLGU MADDESİ SEÇİMİ Yüzün Üst Kısmında en sık müdahale edilen kırışıklıklar; frontalis kasının hareketiyle oluşanalın kırışıklıkları, depresor corrugator kompleksi- nin oluşturduğu vertikal glabellar kırışıklıklar ve orbikülaris oküli kasının hareketiyle oluşan kaza- yağı kırışıklarıdır. Yatay alın çizgileri ve kaş orta- sında beliren çizgiler kişilerde çatık kaşlı sert ve mutsuz bir ifade oluşturur. Her ne kadar bu tarz di- namik kırışıklıklar botilinum toksini tedavisine çok iyi cevap verse de dirençli vakalarda botilinum tok- sini ile kombine düşük çapraz bağlı yada küçük partiküllü HA’nın intradermal uygulanması başa- rılı bulunmuştur.6,31 Yüzün Orta Kısmında malar çıkıntı üzerindeki derinin incelmesi ve yanakların çökmesi dolgu maddeleri kullanılarak düzeltilebilir. En büyük partiküle ya da en çok çapraz bağa sahip HA pre- paratının veya uzun süreli kalıcı dolguların subku- tan/supraperiostal uygulanması, orta yüz augmen- tasyonu için yapılan yağ transferine iyi bir alterna- tiftir. ‘Tear Trough’ deformiteleri tedavisi sırasında orbital yağ dokusunun gravitasyonel yer değişimini önlemek maksadıyla hastanın dik oturması sağlan- malıdır. Dolgu maddesi retrograd tünel açma yön- temi kullanılarak orbital rimin hemen dışına ve orbicularis oculi kası altına çok yavaş olarak az miktarda enjekte edilir. İşlem sonrası homojen da- ğılımın sağlanması maksadıyla hafifçe masaj yapı- labilir. Bu bölgedeki işlemin başarısı seçilen ürünle birlikte, uygulanan teknik ve hekimin tecrübesiyle ilişkilidir. Ekimoz oluşmaması için enjeksiyon son- rasında bölgeye basınç ve buz uygulamalıdır. İki enjeksiyon arası en az 4 hafta olmalıdır. Hyalüronik asitin çok yüzeyel yerleşimi durumunda mavi bir renk değişimi görülür ki buna ‘Tyndall Etkisi’ adı verilir. Kendiliğinden düzelme eğiliminde olan bu renk değişimi hyalüronidaz enjeksiyonu veya Nd:YaG lazer kullanımı ile tedavi edilebilir.7,32 Dolgu maddelerinin bir diğer yeni kullanım alanı da hastaları cerrahi işlemlerden kurtaran ‘En- jeksiyon Rinoplastisi’dir. Fronto-nazal açı, burun sırtı ve nazolabiyal açıya, orta derin dermise orta büyüklükte dolgu uygulanmalıdır.6 Yüzde en çok düzeltilmesi istenen nazolabiyal sulkuslar özellikle gülme sırasında daha da derin- leşerek yaşlı bir görüntü oluşturur. Birçok hasta bu bölgedeki çizgilerin bir seansta tamamen kaybol- masını bekler. Tek seansta aşırı dolgulama yüzü şişve ifadesiz gösterdiğinden dolgulama birkaç seansta yapılmalıdır. Nazolabiyal sulkus yüzdeki diğer kı- rışıklara göre daha derin olduğundan daha yoğun dolgu maddeleri orta-derin dermise uygulanmalı- dır.6,7,31 Yüzün Alt Kısmı yaşlanma ile birlikte volum kaybı ve yumuşak dokuların çökmesi ile ağız ko- missürleri aşağı bakar ve depresör anguli oris kası- nın aşırı hareketi neticesinde marionette çizgileri gelişir. Dudak dolgulamasında öncelikle dudak çev- resi (vermillon) doldurulmalı, daha sonra dudak ke- narları ve perioral çizgilenmeler doldurulmalıdır. Son olarak dudak dolgunlaştırmak isteniyorsa, kuru/ıslak mukoza birleşiminin orta 1/3’lük kıs- mından submukozal enjeksiyon yapılarak dolgu maddesi implante edilir. Orbikülaris oris kasının ha- reketleri perioral kırışıklık oluşumuna, yaşa bağlı atrofi ise dudak vermillon sınırı ile volüm kaybına ve ‘cupid bow’ adı verilen üst dudak kıvrımının kaybına yol açar. Bu bölge tedavileri çok ağrılı ol- duğu için, %2’lik lidokain ve 1:100.000’lik epinefrin ile infraorbital ve mental blok tavsiye edilmektedir. Ağız komissüründen başlanarak iğne vermillon hattı boyunca (kırmızı-beyaz dudak arası) ilerletilir ve retrograd tünel açma sırasında dolgu maddesi subdermal bölgeye implante edilir. Dudak dolgu iş- lemlerinden önce herpes simpleks hikayesi olan hastalara antiviral profilaksi verilmelidir. Perioral çizgilenmeler ise lazer, dermabrazyon, botilinum toksini ve dolgu maddeleri ile tedavi edilebilmek- tedir. Bu bölgede tek başına dolgu maddesi kulla- nımı çok etkili bir yöntem olmamakla birlikte güvenli ve pratik bir seçenektir.6,7,31 Derin marionette çizgileri ve aşağı dönmüş oral komissürler birçok dolgu maddesi ile geriye döndürülebilir. Bu alanda sıklıkla yelpaze ve ret- rograd tünel açma tekniği kullanılır.7 Çenede yaşlanma ile meydana gelen değişik- liklerin giderilmesinde küçük onarımlar yapılabi- lir. Çene için kullanılan dolgu maddesi spektrumu da büyük partiküllü ya da çok çapraz bağlı olup, yanak için kullanılanlarla paralellik göstermekte- dir.5 Yüzün her bölgesinde çeşitli nedenlerle oluşa- bilen atrofik skarların tedavisinde de dolgu maddeleri kullanılabilmektedir. Uygulama yapmadan önce skarın bulunduğu alan iki parmakla gerilir, eğer skarda düzelme oluyorsa dolgunun yararlı ola- cağı anlaşılır. Günümüzde dolgu maddelerinin skar tedavisinde başlıca kullanım alanları akneye bağlı skarlardır. Ancak, pitted ve ice-pick skarların fib- röz özelliğinden dolayı, dolgu ile tedavisinden sağ- lanacak fayda çökük veya geniş tabanlı skarlara göre oldukça sınırlıdır. Dolgu enjeksiyonu ile teda- viye en iyi cevap veren akne skarları atrofik ve/veya Rolling skarlardır. Uygulama öncesinde subsizyon ile deri altı fibrotik bantlar kesildikten sonra dolgu enjeksiyonu yapılması daha iyi sonuç- lar elde etmemizi sağlar. Dolgu enjeksiyonu için en uygun skarlar olgunlaşmış, sekel halini almış skar- lardır.21 Dolgu maddesi uygulamasında iyi sonuç ala- bilmek için, tüm disiplinlerin gerekliliğini her yö- nüyle yerine getirmeliyiz. Bu disiplenlerden biri de doğru hastayı seçmek ve seçilen hastayı en iyi şe- kilde bilgilendirmektir. HASTA SEÇİMİ VE BİLGİLENDİRİLMESİ Hekim tarafından öncelikli olarak sorgulanıp or- taya koyulması gereken hastanın estetik kaygıları- nın dolgu işleminden ne kadar fayda görebileceği ve bunun hastanın tatmini için yeterli olup olma- dığıdır. Bu değerlendirme daha ilk konsultasyonda yapılmalı ve eğer gerekiyorsa hasta farklı kozme- tik prosedürlere (resurfacing, recounturing, rela- xing) yönlendirilmelidir. Eğer işleme karar veril- diyse ikinci aşamada hastanın ayrıntılı medikal hi- kayesi alınmalıdır. Aktif enfeksiyonu olanlar için işlem ertelenmeli, asprin ve kumadin gibi ilaçlar kullananların mümkünse ilaca ara vermeleri sağ- lanmalıdır. Her ne kadar immünsupresyon bu işlem için bir kontraendikasyon teşkil etmese de, hastaya muhtemel enfeksiyon oluşabilme riski hak- kında bilgi verilmelidir. Üçüncü aşama olarak has- taya işlem hakkında bilgi verilmelidir. Kullanı- labilecek farklı dolgu maddeleri, bunların avantaj ve dezavantajları, etkinlik süreleri ve beraberinde kullanılacak anestezi hakkında bilgi verilerek, kul- lanılacak dolgu maddesinin seçimine hasta da dahil edilmelidir. Son olarak oluşabilecek bütün kompli- kasyonlar hastaya anlatılmalı ve yasal prosedür açısından tüm bu komplikasyonları içeren imzalı onam formu mutlaka alınmalıdır.30 Dolgu maddelerini iyi uygulayan bir hekim, dolgu maddeleri uygulama sırsında/sonrasında olu- şabilecek komplikasyon yönetimini iyi bilen ve komlikasyon oluşursa bu durumu iyi yöneten he- kimdir. DOLGU MADDESİ KOMPLİKASYONLARI Hasta seçiminin yanında hangi dolgu maddesinin nerde kullanılıp nerde kullanılmaması gerektiği ile uygun teknikle enjeksiyon derinliğini bilmek çok önemlidir. Yine de erken ve geç dönemlerde has- talarda minör ve/veya majör komplikasyonlar maa- lesef ortaya çıkabilmektedir.30,33 ERKEN DÖNEM KOMPLİKASYONLAR Minör Komplikasyonlar İşlem için en iyi teknik seçimi ve uygulama sıra- sında maksimum dikkat uygulansa dahi ekimoz, ödem, hassasiyet ve deride renk kaybı gibi minör komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Çoğu zaman bunlar ertesi sabah ortaya çıkar. Eğer hasta kan sulandırıcı tedavi veya bazı vitamin (E vita- mini, ginseng, gingko, zencefil, sarımsak) takviye- leri altında ise ekimoz boyutu daha derin olabilir. Ekinezya gibi bazı doğal tedavi yöntemleri ile eki- mozun azalabildiği bildirilmiştir. İlginç olarak bir- çok uygulayıcının benimsediği yelpaze yönteminin kanama ve ekimoz oluşumuna yatkınlık sağladığı söylenmektedir.33 Yerleştirilen yabancı cismin irritasyonuna bağlı olarak oluşan geçici ödemin 24-72 saatte geç- mesi beklenir. İğne travması neticesinde oluşan hassasiyet hisside benzer sürelerde geçer. Ödem ve hassasiyet, uzun etki süreli dolgu maddeleri kulla- nıldığında kısa etkililere göre daha belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulama sonrası görülen ağrı, muhtemelen koyulan materyalin etkisiyle ge- rilen derideki kutanöz sinirlerin irritasyonuna bağ- lıdır.19 Deride renk değişimine hyalüronik asit ve kal- siyum hidroksilapatit enjeksiyonlarından sonra sık rastlanmaktadır. Bu durum bir hipersensitivite reaksiyonuna benzemese de mast hücresi salınımının renk değişimine eşlik ettiği gözlenmiştir.11 MAJÖR KOMPLİKASYONLAR Dolgu işlemi için başvuran hastaların önemli bir kısmı asimetrinin giderilmesi talebi ile gelmekte- dir. İşlem sonrası hala bir miktar asimetrinin sebat edebileceği daha en başından hastaya söylenmeli- dir. Değişimin gösterilmesi için işlem önce ve son- rasında fotoğraf çekilmesi önerilir. Enjeksiyon sonrası oluşan yumrulaşma muhtemelen masaj ile giderilebilmektedir. Ancak orta partiküllü dolgu maddelerinin aşırı yüzeyel enjeksiyonu sonucu oluşabilen yumrular aylarca sebat edebilir.33 Hematom nadir rastlanan bir komplikasyon olup işlem sırasında kan damarlarının yanlışlıkla yırtılmasına bağlıdır. Özellikle glabellar bölge, sup- ratroklear arter ve yoğun anastomoz ağı nedeniyle hematom oluşumuna daha yatkın bir bölgedir. En- jeksiyon sonrasında hızlı hipersensitivite gelişimi sık rastlanan bir durum olmamakla birlikte sığır kollajeni uygulamaları ile karşımıza çıkabilmekte- dir. Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon nadir olsa da, travma sonucu HSV reaktivasyonu görülebilir.11 GEÇ DÖNEM KOMPLİKASYONLAR Minör Komplikasyonlar Özellikle orta/derin dermise uygulanan HA, kalsi- yum hidroksilapatit ve poly-L-lactic asit sonrası et- yolojisi bilinmeyen gecikmiş küçük yumrular oluşabilir. Hayvansal olmayan ürünler kullanıldı- ğında gecikmiş hipersensitivite reaksiyonuna çok nadir rastlanır.32 MAJÖR KOMPLİKASYONLAR Gerçek granülom oluşumu çok nadirdir. Hasta po- pülasyonunun %0,1’inde rastlanır. Çoğunluğu orta- uzun etkili ve kalıcı dolgu maddeleri kullanımı sonucu görülmektedir. Yabancı cisim reaksiyonu sonucu oluşan bu granülomlar genellikle hafif eri- temin eşlik ettiği dermal nodül oluşumu ile pre- zente olmaktadır. Bu granulomlar enjeksiyondan sonraki 6 ay içinde genellikle kendiliğinden kay- bolmakla birlikte, PMMA enjeksiyonu sonrası 14. aya kadar sebat eden granülomlar da bildirilmiş- tir.Enfeksiyon, genellikle, başta S.aureus olmak üzere deri patojenlerinin neden olduğu erken komplikasyondur. Ancak ilerleyen dönemlerde, granülomdan farklı olarak fluktuasyon veren no- düllerin oluşması da enfeksiyonu akla getirir. Eri- tem, hassasiyet ve ısı artışı bu nodüllere eşlik eder. Mikobakteriler gecikmiş dönemde enfeksiyon ya- pabilmeleri (steril abse) ile suçlanmaktadır.33,34 Enjekte edilen implantın migrasyonu bir diğer gecikmiş dönem komplikasyondur. Kalsiyum hid- roksilapatit ve silikon gibi kalıcı implantlarda bu risk varken, rezorbe olan geçici dolgular için bu durum çok nadirdir. Risk olmasına rağmen yapılan üç farklı çalışmada kalsiyum hidroksilapatitin mig- rasyonu gösterilememiştir. Bunun yanında eğer dudak dolgusunda uygulanmış ise, kalsiyum hidro- ksilapatitin yüzeyel migrasyon sonucu ‘popkorn dudak’ görünümüne yol açabildiği rapor edilmiştir. Silikon eğer mikrodamlacık tekniği ile uygulan- mışsa migrasyon riski çok daha azdır. Enfeksiyon ve granulomatoz reaksiyon gibi durumlar migras- yonu tetikleyebilir.32 KOMPLİKASYONLARIN YÖNETİMİ Korunma Komplikasyonlarla başa çıkabilmenin en iyi yolu en başta hiç ortaya çıkmamalarını sağlamaktır. Bunun için öncelikle hangi bölgede hangi dolgu maddesi kullanılmasının uygun olacağının ve ürü- nün özelliklerinin çok iyi anlaşılması gerekir. Ör- neğin, çok yönlü bir dolgu maddesi olan kalsiyum hidroksilapatitin dudakta kullanımı nodülarite olu- şumu riski taşır. Dudağa kortikosteroid enjeksiyonu nodülleri küçültse de aynı zamanda dudakta atrofi oluşturma riski de vardır.30 İşlem öncesi sinir bloğu şeklinde yapılan epi- nefrinsiz anestezi tercih edilen bir yöntem olmakla birlikte, bu tarz anestezi maalesef işlem bölgesi da- marlarında vasokonstrüksiyon oluşturamamakta- dır. Nazolabiyal sulkus implantasyonlarından önce 1/100.000’lik epinefrin içeren 1 ml %1 lidokain en- jeksiyonu damarların yeterince büzülmesini sağla- yarak damarların hasarlanma riskini minimalize etmektedir.Hastada istenmeyen bir etki görülmesi durumunda, bu durum için bir tedavi planının bulunduğu anla- tılarak hasta rahatlatılmalıdır. Tedavi planının bir- kaç seans sürebileceği hakkında bilgi verilmelidir. Hekimin tespit etmesi gereken, oluşan komplikas- yonun zamanla kendiliğinden geçebileceği mi yoksa müdahale zorunluluğu mudur.11 TEDAVİ Ekimoz gibi minör komplikasyonlar için gözlem ve destek tedavisi önerilir. Erken dönemde oluşan yumrular ve orta dereceli asimetri için hafif masaj uygulaması faydalıdır. İleri düzeyde asimetri komplikasyonu durumunda ek enjeksiyon planlan- ması simetri sağlayabilir.19 Yüzeyel papül oluşumu durumunda dermab- razyon veya lazer resurfacing gibi yöntemler fayda sağlamakla birlikte eğer uygulanan implant kalıcı değilse öncelikle iğne ile aspirasyon yöntemi de- nenmelidir. Bölgeye serum enjeksiyonu aspirasyon etkinliğini arttıracaktır. HA’nın yüzeyel implan- tasyonu sonucu oluşan granulomlar hyalüronidaz enjeksiyonu ile başarıyla giderilebilmektedir. İn- tralezyonel steroid enjeksiyonu da implant kay- naklı granülom oluşumunda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak deride atrofi ve eritem oluşturabildiği için 10 mg/ml’nin üstünde uygu- lanmamalıdır. Abse formasyonu durumunda, aspi- rasyon materyalinden kültür alınır. Kültür sonucuna göre spesifik antibiyotik başlanmalıdır. Ancak çoğu vakada kültür sonucu negatif gelmek- tedir. Steril abse durumunda yine de hastaya anti- biyotik tedavisi verilmeli ve abse drenajı yapılmalıdır. Gerekli görülürse intralezyonel ri- fampisin enjeksiyonu da yapılabilir.33 Damar yaralanması veya damar içine enjeksi- yon sonucu oluşan deri nekrozu en korkulan komplikasyondur. Enjeksiyon alanında solma ve şiddetli ağrı oluştuysa bu nekrozun habercisidir. Bu durumda dolgu alanına hemen hyalurinidaz enjek- siyonu, nitrogliserin pomad ile masaj ve sistemik heparin enjeksiyonu yapılmalıdır. Nekroz oluş- muşsa cerrahi işlemler gerekebilir.

  • Solaryum.. Kim girmeli, kim girmemeli?

    Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de solaryum hızlı bronzlaşmanın en ekonomik yolu olarak son yıllarda giderek artan ölçüde talep görmektedir.Dünyada bronzluğun hala modasının geçmediği, solaryuma gençler arasında çok fazla talep olduğu gözönünde bulundurulursa ,ileri yaşlarda kanser gelişme riski düşünüldüğünde bu konuda bir sağlık politikası oluşturulması gündeme gelmiştir.

    Solaryumlarda kullanılan yapay UV lambaları % 95 oranında UVA ,% 5 kadar da UVB ışını yayarlar . UVA ışını deri yaşlanmasında daha etkili olurken UVB ışını deri kanserleri ve melanom oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. UV radyasyon ile deri kanseri arasındaki ilişki çok basittir. UV radyasyona maruz kalınan süre arttıkça deri kanseri gelişme riski de artmakta, ayrıca deri daha hızlı yaşlanmaktadır. Özellikle hızlı veya 10 dakikada bronzlaştıran cihazlar olarak tanıtılan cihazlar oldukça yüksek dozda UV ışığı yaydıklarından oldukça sağlıksızdırlar ve uzak durulması gerekmektedir. 2012 yılında yayımlanan bir derlemede de solaryumun 35 yaş altında kullanımının melanom gelişme riskini yüzde 87 artırdığı ve yıllık kullanım sayısı yükseldikçe melanom riskinde de artış meydana geldiği, kanserojenik etkinin ortaya çıkmasının 10-15 yıllık bir süreç gerektirdiğinden gelişmesi beklenen melanom sayılarının artacağının tahmin edildiği kaydedilmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü, ultraviyole solaryum cihazlarının birçok kişide kansere neden olduğunu belirtmiş ve Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi de, 2009 yılında solaryumu Sınıf 1 kanserojen olarak belirlemiştir.

    Bütün bu bilgileri ışığında solaryumların tamamen sağlıklı bronzlaşma sağladığından bahsetmek mümkün değildir. Özellikle filtreleri ve ampulleri zamanında değiştirilmeyen hatta filtreleri sökülüp kullanılan nispeten piyasaya göre ucuz seans fiyatlarına sahip salonlarda risk daha da fazla olmaktadır. Ayrıca deri kanseri oluşma riski kişinin deri tipine, yaşına, aldığı toplam doza ve seans sayısına, vücudunda bulunan benler gibi birçok etkene de bağlıdır.

    Solaryuma dünyada ilk yasak Brezilyada uygulanmaya başlamış sonra Belçika, Avusturya, Almanya, İspanya, Kanada gibi birçok ülkede ve Avustralya ‘nın birçok eyaletinde 18 yaş altındakilerin solaryum kullanımı yasaklanmıştır. Amerikada Illinois eyaletinde ocak 2014 ten beri 18 yaşın altındakiler ebeveynlerinin izni olsa dahi solaryuma girememektedirler.

    Türkiyede bu konuda sağlık Bakanlığı 2010 yılından beri benzer bir çalışma yürütmektedir. Ocak 2015 ten itibaren yürürlüğe girmesi beklenen yönetmelikte 18 yaş altında solaryum kullanılması yasaklanarak 18 yaş üstü kullanıcıların onam formu imzalayarak bilinçli şekilde solaryum kullanmalarına izin verilecek ve solaryum merkezlerinin standardizasyonuda yeniden düzenlenecek.

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta insanlarda şu bilinci oturtmak olmalıdır; tabii ki de birkaç kez solaryum kullanarak kanser olunmaz ama solaryumun sağlık etkilerini, risklerini bilerek, solaryum kullanılmalıdır. Solaryumu kullananların her türlü olası sağlık ve yan etkilerinden kanser gelişiminden mutlaka bilgilendirilmiş olmaları gereklidir.

    Solaryum kimlere uygulanmamalıdır;

    Tip1, yani hassas cildi olanlar, 18 yaşından küçükler, çok sayıda beni bulunanlar, çocukluk çağında sık güneş yanığı öyküsü olanların, premalign veya malign cilt lezyonları bulunanların, güneşe bağlı ciltlerinde leke ve iz oluşmuş kişiler, kozmetik ürün kullananlar, ilaç kullananlar.

  • Selülit, kadınların sevdalı tatlı başbelası

    Selülit ister zayıf ister normal ister şişman hemen hemen tüm kadınların hatta genç kızların her dönem hayatlarını olumsuz yönde etkileyen ,çok değişik yöntemlerle tedavi edilebilen bir sorundur. Eskiden beri en çok bilinen ve kullanılan yöntem: Mezoterapi.

    NEŞTERSİZ GÜZELLİK: Ciltteki lekelerden kırışıklıklara, saç dökülmesinden gençleşmeden zayıflamaya, sıkılaşmadan birçok estetik soruna çözüm olabilen mezoterapi, neştersiz güzelleşmenin en etkili yollarından biri. Mezoterapi; çeşitli ilaçların, vitaminlerin, minerallerin, enzimlerin ve aminoasitlerin birbirleriyle karıştırılmasıyla oluşturulan karışımların-kokteyllerin, deri ve deri altı dokuya enjekte edilmesiyle gerçekleştirilen tedavi yöntemine verilen genel isimdir. Mezoterapi yöntemi, ‘mezoterapi tabancası’yla artık daha da kolay ve ağrısız. Bu tabancalar; derinin içine sabit miktarda ilaç verebilme ve girilen derinliği seçme gibi avantajlar da sağlıyor. Üstelik elle yapılan uygulamaya göre daha hızlı!

    HER DERDE DEVA: Özellikle; derinin gençleştirilmesi, kırışıkların düzeltilmesi, bölgesel zayıflama, saç dökülmesi, selülit ve deri çatlaklarının giderilmesi tedavisi gibi amaçlar için uygulanır. Fransa’da 1950’lerde kullanılmaya başlanan bu yöntem, yıllar içinde dünyanın her yanında kabul görmüş ve son yıllarda estetik cerrahi girişimlerinin en önemli alternatifi haline gelmiştir.

    YAĞLARA VE KIRIŞIKLIĞA VEDA: Mezoterapi, ilk yıllarda daha çok bölgesel ağrıları gidermekte kullanılıyordu. Son yıllarda ise daha çok estetik amaçlarla kullanılır olmuştur. Yaşlanmanın etkilerini gidermek, kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmek, bazı yerlerdeki istenmeyen yağ birikimlerini eritmek, selülitli bölgeleri tedavi etmek, saç dökülmelerinde (bölgesel veya genel) saçın güçlenmesini sağlamak veya yeni saç çıkışını arttırmak amacıyla tercih edilir. Yüz, boyun, gerdan, göbek, kalça, bacaklar, kollar ve saçlar uygulama alanlarıdır.

    DAMARDAN ETKİ: Mezoterapi işlemi, aslında çok basit bir mantığa dayalıdır. Yukarıda belirtilen estetik sorunların giderilmesi için gerekli ilaçların ağızdan alınmaları veya damar içine verilmeleri, çeşitli sakıncalar doğurabilir. Ayrıca bu ilaçların etkili olabilmeleri için yüksek doz kullanılmaları gerekir. Oysa aynı maddeler, deri yoluyla sorunlu bölgelere verildiklerinde, kana karışma oranları daha azdır ve daha düşük dozlarda kullanılabilirler. Böylece bu ilaçlara bağlı yan etki olasılığı düşer.

    YAŞLI DERİYE TAMİRAT: Yüzde oluşan kırışıklıkların ve sarkmaların giderilmesi için tercih edilen hyalüronik asit, yüksek konsantrasyonda vitaminler, elementler, koenzim, aminoasitler ve antioksidanlar; deri altı tabakadaki kollajen ve elastini güçlendirirler. Bu işlem aynı zamanda o bölgedeki kan dolaşımını hızlandırır. Derinin yaşlanmasına neden olan bozulmuş yapılar tamir edilirler. Tedavi sonrası deri daha parlak, daha canlı ve pürüzsüz hale gelir.

    SELÜLİTLER PARAMPARÇA: Yağı parçalamak amacıyla özellikle fosfotidilkolin tercih edilir. Ayrıca selüliti tedavi edebilmek için, antioksidan özellikte ve kan dolaşımını arttıracak yapıda başka maddeler de tedaviye eklenirler.

    DALGALI ETKİ: Son yıllarda ‘iğnesiz mezoterapi’ yöntemleri de uygulama alanı bulmaya başlamışlardır. Bu amaçla ultrasonografik dalgalardan veya iyontoforez yönteminden faydalanmaya çalışılır. Uygulanan maddeler, bu yöntemlerle deri yoluyla iğnesiz olarak etkili olacakları alanlara verilmeye çalışılır. Fakat etkinliği klasik iğneli yönteme göre daha azdır.

    UZMANINA SORMALI: Mezoterapi amacına göre, farklı teknikler de uygulanır. Uygulama sıklıkları, iğnelerin deriye veya deri altı dokuya ne kadar derinlikte gireceği ve hangi maddelerin kullanılacağı başlı başına bir uzmanlık ister. Uygulayıcıların bu maddeleri çok iyi tanımaları, yan etkilerini ve kimlerde kullanılıp kullanılmayacağını çok iyi bilmeleri gerekir.

    AĞRITMAYAN TABANCA: İğneler; elle yapılabileceği gibi, daha ağrısız olması amacıyla özel tabancalarla da uygulanabilir. Mezoterapi tabancaları; hem ağrı açısından daha konforludurlar, hem de derinin içine sabit miktarda ilaç verebilme ve girilen derinliği seçme gibi avantajlar sağlarlar. Üstelik elle yapılan uygulamaya göre daha hızlıdırlar.

    HAMİLELER ASLA: Mezoterapi; gebelerde, emzirenlerde, diyabette (şeker hastalığı), kanser hastalarında, kan hastalıklarında, kalp ilaçları alanlarda, daha önceden kalp hastalığı geçirmiş olanlarda ve pıhtılaşma bozukluğu olanlarda kullanılmaz.

    MORARMA OLABİLİR: Bu yönteme bağlı yan etkiler sık görülmese de yok demek değildir. Uygulama sonrası bölgesel ödem ve morartı gibi etkilerin dışında bazen duyarlılık veya kaşıntı da olabilir. Fosfotidilkolin maddesinin kullanımı, özellikle dikkat ister. Yüksek dozlarda, bazen karaciğer üzerinde bile olumsuz etki gösterebilir. Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyonlar, deri dokusunda bölgesel hücre ölümü, yağ dokusunda düzensiz görünüm, iltihaplanma ve hücre ölümüne bağlı zor iyileşen yaralar gibi birçok istenmeyen durumun yanında, duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlarla karılaşma olasılığı vardır.

    DOĞRU ADRESE GİDİN: Bu yüzden mezoterapinin ciddi bir yöntem olduğunu ve yalnızca uzmanlar tarafından uygulanması gerektiğini unutmamak gerekir. Hasta seçimi, doğru ilaçların belirlenmesi, hangi yöntemin kullanılacağı ve hastaların tedaviye uygun olup olmamaları son derece önemlidir.

    GÜVENLİ VE AZ AĞRILI: Her şeye karşın mezoterapi ve diğer bölgesel uygulama yöntemleri; estetik cerrahi girişimlerine göre daha güvenli ve daha az ağrılı olmaları gibi avantajlarıyla, giderek artan bir ivmeyle kullanım alanı bulmuşlardır. Gelecek için; iğnesiz yöntemlerle, büyük yapıdaki maddelerin deriden geçip istenilen bölgelere gidebilmelerini sağlama amacını güden araştırmalar sürmektedir.

    CİLT LEKELERİNE C VİTAMİNİ SELÜLİTLERE KAFEİN!

    Mezoterapide birçok ilaç kullanılır. Bunlar özetle;

    Vitamin A: Üstderi hücrelerinin büyümelerini düzenler, kollajen ve elastini tamir eder.

    Vitamin B5: Hormon sentezi için ihtiyaç duyulan hücre içi enerji üretimini arttırır.

    Vitamin C: Kollajen ve elastin sentezini arttırır, ciltte lekelenmelere neden olan melanin maddesinin salınımını azaltır.

    Vitamin D: Kalsiyum sentezi için gereklidir.

    Vitamin E: Antioksidan özelliktedir; toksik (hücre için zararlı) maddelerle savaşır.

    Vitamin K: Mikro seviyedeki dolaşımı düzenlemede rol oynar.

    Amino Asitler: Deri dokusun temel yapı elemanıdırlar

    Silika, çinko, koenzimQ10, bakır peptidleri, üstderi büyüme faktörü, temel fibroblast büyüme faktörü vb. maddeler: Serbest radikallere karşı; antioksidan, enerji üretimi, hücre fonksiyonlarını düzenleme, iyileşmeyi arttırma, kollajen ve elastin dokularını uyarma gibi etkileriyle daha düzgün, gergin bir cilt görünümü, kırışıklıkların azalması ve lekelerin giderilmesi gibi etkiler gösterirler.

    Ayrıca; Fosfotidilkolin, hyalüronidaz, L-Karnitin, Kafein, Aminofilin gibi maddeler ise yağ metabolizması üzerine etkili olarak, bölgesel zayıflama ve selüliti giderme gibi amaçlar için tercih edilen maddelerden bazılarıdır.

    Bundan başka da birçok madde (hyalüronik asit, glutatyon, askorbik asit, glikolik asit, kalsyum piruvat, minoksidil, finasterid vb) tedavilerde yer alırlar.

  • Deri yaşlanması ve tedavide (anti-aging) kullanılan cerrahi dışı yöntemler

    Ortalama yaşam süresi eski Roma’da 22 yıl, 1980’lerde 76 yıl iken günümüzde 85 yıla çıkmıştır. Uzayan bu yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği zamanı artırmaktadır.

    Deri yaşlanması nedir? Yaşlanmada etkili olan faktörler nelerdir?

    Yaşlanma, genler yani ırsi özellikler, çevre ve yaşam biçimleri ile her insanda farklı gelişen bir süreçtir. Derimiz de tüm organlar gibi yaşlanır. Tek fark herkesin bu süreci görmesidir. Deri vücudumuzun en büyük organı ve dışa açılan penceresi, aynı zamanda beden sağlığımızın en büyük göstergesidir.

    Deri yaşlanması ile cildin hücre sayısı, hacim ve fonksiyonlarının azalır. , Bu durum herkeste farklı hızda ortaya çıkar. Deri yaşlanması karmaşık, geri dönüşü olmayan biyolojik ve kimyasal bir durumdur. Birçok faktör rol oynar.. Deri yaşlanması ikiye ayrılabilir. Bir tanesi zamana bağımlı olarak artan iç yaşlanma diğeri de dış etkenlere bağlı yaşlanma (fotoyaşlanma) dır. Bu süreçle hücre yenilenmesi, koruyucu fonksiyonları, yağ üretimi, d-vitamini üretimi, saç ve tırnak büyümesi yavaşlar. Yaşlanmanın en erken belirtileri deride kendini gösterir ve yaş öngörmede ilk başvurduğumuz gözlem yeridir.

    Kronolojik yani iç yaşlanmada deri incelir, esneklik azalır, ince kırışıklıklar oluşur ve ifade derinleşir. Bu tür deri yaşlanması tüm yaşlanmanın %20’sini oluşturur ve kaçınılmazdır.

    Dış etkenlere bağlı yani fotoyaşlanma ise deri yaşlanmasının %80’ini oluşturur. Bu tür yaşlanmayı önleme ve değiştirme şansı vardır. Çevresel faktörlerin en önemlisi güneştir. Güneşe maruziyetin %50-75’i hayatın ilk 20 yılında serbest radikal adı verilen maddelerin oluşumuyla ortaya çıkar.

    Cilt yaşlanmasını önleyici ya düzeltici cerrahi dışı yaklaşımlarda kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kremler
    Botox
    Dolgu maddeleri
    Kimyasal peeling (cilt soyulması)
    Lazer uygulamaları

    Kremler:

    Güneş, deride renk değişiklikleri, kalınlaşma ve incelmeler, pürüzler, damar genişlemeleri, sarkma ve kabalaşma, kırışıklıklar ve deri kanseri oluşumuna neden olur.

    Östrojen derinin gençliğinin korunmasında anahtar rol oynar. Östrojenin azalmasıyla deri incelir, esnekliği azalır, sarkma ve kırışıklıklar artar. Tüm bu değişiklikler deride kollajen denen protein yapıda bir maddenin azalmasına bağlıdır. Derideki en belirgin kayıp menopozun ilk 2 yılında ortaya çıkar ve menopozun beşinci yılında kollajenin %30’unun azalmasıyla devam eder. Güneş, sigara, stres, uyku düzeni bozukluğu, alkol kullanımı, yetersiz beslenme, kilo değişiklikleri, yerçekimi, mimikler kalıtımla birlikte deri yaşlanmasını etkileyen en önemli faktörlerdir. Bu durumda güneşten korunma deri yaşlanmasının önlenmesinde en önemli ve en ucuz “anti-aging” yöntemidir.

    Güneş Koruyucuların çeşitleri ve etkileri nedir?
    Güneşin deri üzerindeki olumsuz etkileri güneşe maruz kalma süresi ile cilt rengi ve tipine bağlıdır.

    Güneş koruyucular “kimyasal filtreler” ve “fiziksel örtücüler” olmak üzere iki tiptir. Fiziksel örtücüler cilt üzerine uygulandığında genellikle görülür bir tabaka oluştururlar. Bunlar güneş ışınlarını yansıtarak etki gösterirler. Bebeklerde ve erişkinlerde yüz bölgesinin korunması için uygundurlar. Kimyasal filtreler ise güneş ışınlarını absorbe ederek (emerek) alta ulaşmasını engellerler. Bu tür koruyucular vücut cildinin korunması için uygundurlar. Koruyucuların üzerinde SPF (Sun Protecting Factor) veya GKF (Güneşten Korunma Faktörü) olarak belirtilen sayılar güneşte kalma süresini ne kadar artırdığını belirtir.

    SPF 15 güneşten %92, SPF 30 %94, SPF 50 %97 korur. Yani güneşten korunmak için çok yüksek korunma faktörleri gerekmemektedir. Ancak bu koruma için kremlerin uygun koşullarda kullanılması gerekmektedir.

    Bu kremler veya losyonlar güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürülmeli ve yeterli miktarda kullanılmalıdır. Gerçek anlamda etkili olmaları için 2 mg/cm2 uygulanmalı (tüm vücut için 30 ml), 2 saat arayla tekrarlanmalıdır.

    Antioksidan nedir? Deri yaşlanması tedavisindeki önemi nedir?

    Antioksidanlar vücuda zararlı olan serbest radikallerin zararlı etkilerini yok eden maddelerdir. Serbest radikaller, vücudumuzda normal yaşamsal faaliyetlerinin devamını sağlayan biyolojik olaylar esnasında, ya da sigara, hava kirliliği ve güneş gibi çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan ve vücut hücrelerine zarar veren maddelerin genel adıdır. Hücrelerin yapısını bozar birçok vücut sistemi üzerinde ve bu arada cilt yapısı üzerinde olumsuz etki yaparlar. Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkilerini yok ederler. Vücut tarafından üretilebilir ya da dışarıdan alınabilirler. Yaş ilerledikçe antioksidan üretimi azalır ve vücudun serbest radikalleri yok etme yeteneği de etkilenir.

    Serbest radikaller derinin yaşlanmasında önemli rol oynarken antioksidanlar serbest radikallerin saldırısını önlerler.

    Cilt üzerinde etkili antioksidanları şöyle sıralayabiliriz:

    Retinoidler: A-vitamini türevleridir. Deri yüzeyini düzeltir, ince kırışıklıkları açar, kahverengi lekeleri açar ve cildi dolgunlaştırır. Etkili olabilmeleri için en az 10-15 ay kullanılmalıdırlar. Hem iç hem de dış faktörlere bağlı deri yaşlanmasında etkilidir.
    E-vitamini (alfa tokoferol)’nin etkisi tartışmalıdır.
    C-vitamini kollajen hasarını onarır ve cildin rengini açar.
    Alfa lipoik asit ve koenzim Q10’in etkileri ispatlanmamıştır.
    Yeşil çay büyüme faktörleri içerir ve hücre yenilenmesini artırır.
    Gingkobiloba, ginseng, aloevera, deniz yosunu, üzüm çekirdeği, buğday proteini, soya proteini, çinko ve selenyumun deri yaşlanması üzerine ispatlanmış olumlu etkileri bulunmamaktadır.

    Botox Nedir?

    Botox Clostridium botulinum isimli bakterinin salgıladığı bir toksin yani bir çeşit zehirdir. Botulinum toxin-A (BTX-A) ilk kez 1928’de Herman Sommer tarafından ayrıştırılmıştır. 1944’de Dr. Edward Schantz ve arkadaşları tarafından saflaştırma çalışmalarına başlanmış, 1946’da kristal formu elde edilmiştir.

    1949’da Dr. Vermon Brook tarafından toksinin hareketle ilgili sinir uçlarını bloke ettiğinin keşfedilmesi tıpta kullanımının temelini oluşturur.

    İlk kez 1978’de şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanan BTX-A’nın kırışıklıklarda kullanımı tesadüfen keşfedilmiştir. 1987’de oftalmolog (göz doktoru) Jean Carruthers tedavi uyguladığı hastasında kaş çatma çizgilerinin düzeldiğini gözlemlemiş ve bu gözlemini dermatolog olan eşi Alastair Carruthers ile paylaşmıştır.

    1990 yılından beri BTX-A, şaşılık, kekemelik, migren, yutma güçlükleri gibi kasların gevşeyememesine bağlı yaklaşık 200 hastalığın tedavisi yanında kas kasılmasıyla olan kırışıklıkların ve aşırı terlemenin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

    Kırışıklıkların giderilmesinde Botox’un rolü nedir?
    Günümüzde giderek artan yaşam beklentisi ve uzayan yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği süreyi artırmaktadır. Profesyonel ve sosyal yaşantıdaki aktif geçen sürenin uzaması insanların daha zinde, sağlıklı ve genç görünmek ve hissetmek istekleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu beklenti, yazılı ve görsel medyanın etkisi ile ciddi olarak artış göstermektedir.

    Doğumla birlikte başlayan yaşlanma ve yıpranma sürecini en çok yansıtan bölge ise yüzümüzdür. Yüz bölgesi gençleştirme işlemlerinin odağını oluşturur. Yüz gençleştirme amacıyla tanımlanan ameliyatlar giderek artan sayıda uygulama bulmakla birlikte iyileşme süreci gerektirmeleri, geride bıraktıkları izler ve taşıdıkları istenmeyen riskler nedeniyle çekinilen girişimlerdir.

    Bu nedenle gerek yüz gençleştirme gerekse yüze ait özelliklerin değiştirilmesi amacıyla uygulanan basit girişimlerin popülaritesi hızla artmaktadır. İlk kullanılmaya başlandığı yıllardan bu yana tüm dünyada en fazla uygulanan yöntem BTX-A enjeksiyonlarıdır.

    Kemik, kas, yağ ve deri dokusunda meydana gelen değişiklikler yaşlanma süreci olarak karşımıza çıkmakta ve bulgu olarak da kırışıklıklar meydana getirmektedir. Yüzde meydana gelen kırışıklıklar ikiye ayrılır: Dinamik ve Statik Kırışıklıklar.

    Dinamik Kırışıklıklar: Bu tip kırışıklıklar yüzdeki mimik kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkarlar ve 20’li yaşlardan itibaren giderek artış gösterirler. Bunların oluşumu kişinin mimik yapma özelliklerine bağlı olarak artış gösterir ve zaman içinde yarattıkları kalıcı değişiklikler ile statik kırışıklıklara döner.

    Dinamik kırışıklıkların en belirgin olanları alındaki yatay çizgiler, kaş arasındaki çatma çizgileri ve göz kenarlarında oluşan kaz ayaklarıdır.

    Dinamik kırışıklıklardan kas aktivitesi sorumlu olduğu için BTX gibi kas hareketlerini değiştiren veya durduran yöntemler bu tip kırışıklıkların tedavisinde başarılıdır.

    Statik Kırışıklıklar: Bunlar yüz istirahat halinde iken de görülen kırışıklıklardır. Yerleşim yerine göre mimikler ile daha da belirgin hale gelebilirler. Ağız çevresindeki gülme çizgileri ve alt göz kapağındaki gözyaşı oluğu olarak bilinen kırışıklıklar statik kırışıklıkların başında gelir. Statik kırışıklıkların düzeltilmesinde BTX tek başına yeterli olmaz. Yumuşak doku dolguları veya cerrahi yöntemler tercih edilir.

    Botox etkisini nasıl gösterir ve ne kadar sürer?

    Botox sinir uçlarından bir maddenin salınımını durdurarak o sinirin etkilediği kasın hareketini durdurur. Bu etki uygulamadan 2 gün sonra yavaş yavaş başlar, 2. haftada tam gelişir ve 3 ay devam eder. 3. aydan sonra salınımı durdurulan madde yeniden salınmaya başlar ve 6. ayda tamamen başa döner.

    Toplam uygulama sayısı arttıkça klinik etki süresi uzar. Göz çevresindeki etki genellikle diğer bölgelere göre daha kısadır.

    BTX enjeksiyonuna ilk başlandığında ardarda 3 ayda bir 3 kez uygulama yapıldıktan sonra, genellikle daha sonra 6 ayda bir uygulama ile istenen kozmetik etki devam ettirilebilmektedir.

    Botoxu kimler uygulamalıdır?

    Uygun enjeksiyon tekniği ve başarı, uygulama bölgelerindeki kas yapılarının anatomik pozisyonlarının ve özelliklerinin iyi bilinmesine bağlıdır. Uygulama bölgesi anatomisi mutlaka uygulayıcı hekim tarafından detaylı olarak bilinmelidir, aksi takdirde arzu edilmeyen komplikasyonlar ile karşılaşılabilir.

    Enjeksiyon noktalarının belirlenmesinde ana hatlar belirli olmakla birlikte bireysel değişiklikler her hastanın detaylı olarak analiz edilecek kişisel kas miktarı, aktivitesi ve pozisyonuna göre karar verilmesini gerektirir. Uygulayan kişinin bu konudaki deneyim süresi de becerisini artıracaktır.

    Enjeksiyon öncesinde uygulanacak alanın temizlenmesi, soğuk uygulanması enfeksiyon, morarma ve ağrı gibi yan etkilerin azalmasını sağlar.

    Botox kimlere uygulanmaz?

    Botox preparatının herhangi bir bileşenine allerjisi olanlar
    Kas hastalığı olanlar
    Gebelik ve emzirme döneminde
    Kanama bozuklukları olanlar
    Enjeksiyon yerinde enfeksiyon-iltihabi durum bulunanlar
    Bazı ilaçları kullananlarda: Aminoglikozid, siklosporin, D-penisilamin, kas gevşetici, kinin ve kalsiyum kanal blokerleri, magnezyum sülfat ve linkosamid kullananlarda kesinlikle kullanılmamalıdır.
    Ayrıca iş yaşamında yüz mimikleri kullanmaya ihtiyacı olanlar (örn. aktör ve aktrisler, politikacılar) botox uygulamalarından kaçınmalıdırlar.

    Botox uygulamasından sonra nelere dikkat edilmelidir?

    Uygulamayı takiben 2 saat boyunca bölgeye su, makyaj, krem uygulanmamalıdır. Uygulamayı takiben 4 saat süre ile yatay pozisyon, 24 saat içinde uçak yolculuğu önerilmemektedir.

    Uygulamadan sonra, uygulanan kasların 2 saat süre ile çalıştırılması etkinin erken başlamasını sağlamaktadır.

    Botox uygulamasına bağlı gelişebilecek istenmeyen etkiler nelerdir?

    Botox uygulaması işini bilen uzman bir hekim tarafından yapıldığında oldukça güvenli bir profil sergilemektedir.

    Kozmetik uygulamalarda medikal yani tıbbi tedavi uygulamalarına göre çok daha düşük dozlar kullanıldığı için yan etkiler de daha azdır: Baş ağrısı, grip benzeri bulgular, alerjik reaksiyon, kaş asimetrisi, çift görme, göz kapağında düşme, asimetrik gülüş, kuru göz, ağrı, morarma oldukça seyrek görülen ve uygulama hatalarına bağlı komplikasyonlardır.

    Dolgu Maddeleri nedir? Uygulamaları nasıl yapılır?

    Dolgu maddeleri deri altında yaşlanma veya hastalıklarla ortaya çıkan hacim kayıpları, derin ve yüzeyel kırışıklıkların tedavisi için kullanılan ve deri altına enjekte edilerek kaybolan hacmin yeniden kazanılmasını sağlayan maddelerdir.

    Uzun yıllardan beri araştırmacılar ve klinisyenler ideal yumuşak doku dolgu maddesini geliştirmek için çalışmalar yapmaktadır. İlk dolgu maddesi uygulaması 100 yıldan daha eskilere dayanmaktadır. İlk kez dolgu maddesi olarak parafin enjeksiyonları yapılmış ancak oluşan istenmeyen yan etkiler yani komplikasyonlar nedeniyle sonuç başarısız olmuştur. 1893 yılında ilk kez kişinin kendisinden alınan yağ dolgu amacıyla (otolog yağ transferi) kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda sıvı silikon gibi sentetik dolgu maddeleri denenmiş ancak yine oluşan istenmeyen yan etkiler nedeniyle terk edilmiştir.

    1970’lerin başında enjektabl kollajen ile ilgili ilk çalışmalar başlamış, 1984’te kollajen bir dolgu maddesi olarak onay almıştır.

    Uzun yıllardan beri geliştirilmiş olan özellikle kalıcı dolgu maddelerinde görülen doku reaksiyonları ve yan etkiler nedeniyle bu maddelerin uygulanması hemen hemen tamamıyla terk edilmiştir.

    Dolgu maddelerine artan büyük ilgi ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak daha uzun kalıcılığı olan daha az reaksiyon oluşturan ve daha fazla hacim oluşturan dolgu maddelerinin geliştirilmesinde son yıllarda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Dolgu maddeleri kaç tiptedir?

    Naturel dolgu maddeleri (kollajen ve hyaluronik asit)
    Otolog yağ
    Sıvı dolgu maddeleri (akrilamidler ve sıvı silikon)
    Abzorbe olmayan mikrosferler (polimetilmetakrilat)
    Partiküllü materyaller (kalsiyum hidroksilapatit)
    Kalıcı implantlar (politetrafloroetilen)
    Dolgu maddeleri içerisinde en yaygın olarak kullanılan ve en az komplikasyonu olanlardan birisi “Hyaluronik Asit” tir.

    Hyaluronik Asit (HA)

    Ülkemiz pazarında değişik isimlerle bulunan ve en yaygın olarak uygulanan dolgu maddesidir. Hyaluronik asit genç ve elastik cilt altı matriksin (dokusunun) normal yapısında bulunan bir maddedir. Vücutta ortalama 200 mg/kg oranında bulunur. 70 kg’lık bir yetişkinin vücudunda ortalama 14 g HA bulunur. Vücutta bağ dokusu ve deride bulunur. Su tutma kapasitesi yüksek bir maddedir ve hacim oluşturma, nemlendirme ve hücre çoğalması gibi önemli etkileri vardır. Yaşlanma ile deri ve eklemlerde HA kaybı olmaktadır. Uzun yıllardır eklem içi enjeksiyonlarla eklem hastalıklarında kullanılmaktadır.

    HA ilk olarak 1989 yılında hayvansal kaynaklı olarak üretilmiştir ancak yarılanma ömrünün 24 saatten az olduğu görülmüştür. Daha sonra bakteriyel kaynaklı üretimi yapılan HA’in çapraz bağlanma ile stabilize edilmesigerekmiştir. HA’in dolgu maddesi olarak değişik molekül büyüklüğünde preparatları üretilmiştir. Küçük molekül ağırlıklı preparatlar, ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla yüzeyel olarak uygulanırken, orta ve büyük molekül ağırlıklı olanlar daha derinlere uygulanarak derin kırışıklıkların doldurulmasında kullanılırlar.

    Rekombinant DNA teknolojisiyle ( yani özel genetik yöntemler kullanılarak) üretilen HA içeren dolgular yumuşak dokuların her yüzeyine uygulanabilirler. İstenmeyen yan etki oranı çok düşüktür ve hiçbir toksik yani zararlı etkisi yoktur. Burun ve yanak kenarında oluşan oluklarda, ağız kenarı çöküntülerinde, kaş arası kırışıklıklarda, dudakların dolgunlaştırılmasında, akne skarları ve kesi izlerinin düzeltilmesinde başarıyla kullanılmaktadırlar. HA enjeksiyonları 6-9 ay süre ile kalıcılığını devam ettirmektedir.

    HA uygulaması öncesi kremler ile anestezi kolaylıkla sağlanabilmektedir. Son yıllarda HA preparatlarının içerisine lokal anestezik eklenmesiyle enjeksiyon sırasındaki ağrı önlenebilmektedir.

    Kimyasal Soyma (peeling) İşlemi nedir?

    Genler çevre koşulları ve yaşam biçimlerinin kesişmesiyle deride ortaya çıkan leke ve ince çizgileri yok etmek ve daha genç göstermek için yapılan deriyi soyma işlemi (peeling)’nin geçmişi eski Mısırda Kleopatra’ya kadar uzanmaktadır. Günümüzde ise kimyasal yöntemlerle istenilen derinliğe kadar inilebilmektedir. Peelingler evde hastanın kendi kendine uygulayabileceği basit tiplerden ciddi bir operasyon titizliğinde yapılan derin peelinglere kadar geniş bir yelpaze içinde yer almaktadırlar.

    Peeling yaptırmadan önce bu konudaki temel kavramlar, peeling tipleri ve seçimi, olmasını hiç arzu etmediğimiz yan etkilerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

    Kimyasal soyma işlemi (peeling) deri üzerine bir ya da birden çok kimyasal (asidik ve bazik) ajanın uygulanması sonucu derinin bir kısmı üzerinde kontrollü bir hasar oluşturularak cildin daha genç ve daha sağlıklı bir görünüm kazanması sağlanır. Amaç, deri katmanlarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve onarım sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından yararlanılarak deri üzerindeki istenmeyen lekeler, oluşumlar ve ince kırışıklıkların tedavisini sağlamaktır. Yara iyileşirken epidermal onarım ve yeni dermal bağ dokusunun oluşması ile deride daha genç bir görünüm oluşmaktadır.

    Kimyasal peeling, peeling çözeltisinin hasar derinliğine göre; çok yüzeysel, yüzeysel, orta ve derin olarak sınıflandırılır.

    İşlemin sonucu; farklı çözeltilerde farklı olmak üzere, kullanılan çözeltinin derişimine yani konsantrasyonuna, asitlik değerine, ciltte kalma süresine, uygulama tekniğine, uygulanan bölgeye, kullanılan asidin uygulanan kat sayısına, cildin önceden hazırlanmasına, cilt tipi gibi bazı faktörlere göre değişir.

    Bir kimyasal çözelti, aynı konsantrasyonda farklı kişilerde, farklı şartlarda farklı derinliklerde peelinge neden olabilir. İşlem sırasında ve sonrasında hastanın uyumu, iyileşme süreci, komplikasyon gelişme oranı ve sonuçları kimyasal peelingin derinliğine göre değişir.

    Başarılı bir kimyasal peeling işleminde; uygun hasta seçimi, peeling çözeltisinin özellikleri, uygulama tekniği, uygulayan hekimin deneyimi gibi pek çok faktörün etkisi vardır.

    İdeal sonuçlar için uygun hasta seçimi önemlidir. İşlemin öncesi, hastaların genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, sigara kullanımı, geçirilmiş kozmetik işlemler, herpes denen virüs infeksiyonları, keloid yani aşırı kalınlaşmış yara izi oluşumu sorgulanmalıdır. Deri tipi (kronolojik (zamana bağlı) ve fotoyaşlanma açısından) değerlendirilmeli ve derecelendirilmelidir. Hastanın yaşam tarzı ve beklentileri iyi değerlendirilmeli; uygulanacak işlem, uygulama sırasında oluşabilecek tüm olasılıklar, işlem sonrasında uyması gerekenler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

    Dermatolojide Lazer ve Işık Sistemleri

    “Laser” kelimesi Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation (uyarılmış radyasyon yoğunlaşması ile güçlendirilmiş ışık) ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Uyarılmış ışığın emilimi teorisini ilk kez 1917 yılında Albert Einstein kuantum teorisinin bir parçası olarak ortaya koymuştur. Bu teoriden yaklaşık 40 yıl sonra bilim adamları bu görüş doğrultusunda lazeri geliştirmişlerdir.

    Theodore Maiman, 1959 yılında ilk kırmızı renkli lazer olan ruby lazeri geliştirmiştir. Daha sonra 1961’de Johnson tarafından Nedymium : Yytrium-Aluminum-Garnet (Nd-YAG) lazer, 1962’de Bennet tarafından Argon lazer ve 1964’te Patel tarafından CO2 lazer geliştirilmiştir.

    Lazer sisteminde ışık kaynağından çıkan ışın belli bir kavitede-oyukta biriktirilip güçlendirilerek belli bir noktaya yönlendirilir. Lazer ışığı tek yönlü tek fazlı, tek renkli dağılmaksızın birbirine paralel yol alan bir ışıktır.

    Lazer ışığı dokuda seçici olarak emildiğinde ışının enerjisi ısıya dönüşür ve etki sağlar.

    Lazerin Dermatolojide Kullanım Alanları nelerdir?

    Vasküler (damar kaynaklı) yapıların tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku damar duvarıdır. Damar genişlemesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan, bazen doğumsal olan pembe-kırmızı-mor renkli lekelerin tedavisinde kullanılır. Argon lazer, argon kaynaklı ayarlanabilir lazer, bakır buharlı / bromid lazer, Nd:YAG lazer, KTP lazer, kripton lazer ve pulsed dye lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Pigmente (koyu kahve renkli) lekelerin tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku deriye renk veren melanin maddesidir. KTP lazer, Q-anahtarlı alexandrite ve diod lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Dövme tedavisinde lazer: Mavi ve siyah renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı Nd-YAG lazer; yeşil renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı alexandrite lazer, kırmızı renkli dövmelerde KTP, pulsed dye lazer ve Nd:YAG lazer kullanılmaktadır.

    Epilasyonda lazer: Bu işlemde hedef kıla renk veren melanin maddesidir. Kıl büyüme döngüsünün bir fazında çevreye göre daha fazla melanin içerir. Bu dönemde uygulanan lazer kılın yanmasını sağlar. Alexandrite, diod ve Nd:YAG lazerler ve IPL bu amaçla kullanılan başlıca lazerlerdir. Deri rengi, tipi ve kıl yapısına göre lazer seçilmelidir. Her birinin etkili olduğu kıl tipi farklıdır.

    Deri yenilemede lazer: Yaşlı cildin tedavisi temel olarak cildin dış 200 mm’lik kısmının tedavisini içerir. Bu amaçla cildi soymak için ablatif CO2 ve Er:YAG lazerler kullanılır. Cildin üst tabakaları uzaklaştırılarak derinin yeniden oluşmasını sağlamak yoluyla etkilidirler. Cilt soyulmadan kollajenaz ve fibroplazinin uyarıldığı uygulamalarda Mid-IR Nd:YAG lazer, Mir-IR diod lazer, Er:Glass lazer, Q-anahtarlı Nd:YAG lazer, IPL ve radyo-frekans kullanılır. Bunlar bazı enzimleri uyararak cildi canlandırır.

    Lazere kim karar verir ve kim uygulamalıdır?

    Lazerler kullanımı uzmanlık gerektiren cihazlardır. Dermatoloji ve Plastik Cerrahi uzmanları bu yapıları en iyi tanıyan uzmanlardır. Uygun lazeri seçmek ve uygulamak basit bir işlem değildir. Uygulamanın doktor dışında bir kişi tarafından yapılması ise kabul edilemez.

    Lazerlerin yanlış seçimi ve kullanımıyla tedavisi mümkün olmayan yan etkiler (yanıklar, izler ve lekeler) gelişebilmektedir.

    KAYNAKLAR

    İlter N, Adışen E. Kimyasal Peelingde Hasta Seçimi ve Bilgilendirme. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 5-11.

    Eken A. Kimyasal peeling için temel kavramlar ve yasal durumlar. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 1-4.

    Çerkeş N. Dolgu Maddeleri ve Uygulamaları. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2008; 1(4): 29-35.

    Yavuzer R.Yüz şekillendirilmesinde botulinum toksin A’nın rolü.Türkiye Klinikleri J İnt Med Sci 2007,3(39) :7-18.

    Scott A,Rosenbaum A,Collins C.Pharmacologic weakening of extraocular muscles.Invest Ophtalmol 1973,12:924-7.

    Klein AW.Complications with the use of botulinum toxin.Dermatol Clin 2004;22:197-205.

    Huang W, Foster JA,Rogachefsky AS.Phamacology of botulinum toxin.J Am Acad Dermatol 2000;43:249-59.

    Matarasso SL, Carruthers JD, Jewell ML. Consensus recommendations for soft-tissue augmentation with nonanimal stabilized hyaluronic acid (Restylane). Supplement to Plast Reconstr Surg 2006;117:3.

    Rohrich RJ, Rios JL, Fagien S. Role of new fillers in facial rejuvenation: a cautious outlook. Plast Reconstr Surg 2003;112(7):1899-902.

    Rohrich RJ. Introduction to the Restylane Consensus Statement. Plast Reconstr Surg 2006;117:1.

    Biesman B. Soft Tissue Augmentation Using Restylane. Facial Plast Surg 2004; 20: 171.

    Sclafani AP. Soft Tissue Fillers for Management of the Aging Perioral Complex. Facial Plast Surg 2005; 21: 74.

    Born T. Hyaluronic Acids. Clin Plast Surg 2006; 33: 525.

    Jacovella PF. Calcium Hydroxylapatite Facial Filler (Radiesse): Indications, Technique, and Results. Clin Plast Surg 2006; 33: 511.

    Sherman RN. Sculptra: The New Three Dimentional Filler. Clin Plast Surg 2006; 33: 539.

    Lemperle G, Romano JJ, Busso M.Soft Tissue Augmentation with Artecoll: 10 year history, indications, techniques, and complications. Dermatolog Surg 2003; 29(6): 573-587.

    Lemperle G, De Fazio S, Nicolau P. ArteFill: A Third-Generation Permanent Dermal Filler and Tissue Stimulator. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 551-565.

    Baumann L. Collagen-containing fillers: alone and in combination. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 587-596.

    Jansen DA, Gravier MH. Soft Tissue Substitutes in Perioral Augmentation. Semin Plast Surg 2003; 17: 181.

    Okano Y, Abe Y, Masaki H, et al. Biological effects of glycolic acid on dermal matrix metabolism by dermal fibroblasts and epidermal keratinocytes. Exp Dermatol 2003; 12(Suppl 2): 57-63.

    Glogau RM. Chemical peeling and aging skin. J Geriatr Dermatol 1991; 2: 30-35.

    Briden ME. Alpha-hydroxyacid chemical peeling agents: case studies and rationale for safe and effective use. Cutis 2004; 73 (2 Suppl): 18-24.

    Khunger N, Sarkar R, Jain RK. Tretinoin peels versus glycolic acid peels in the treatment of Melasma in dark-skinned patients. Dermatol Surg 2004; 30(5): 756-760.

    Sharquie KE, Al-Tikreety MM, Al-Mashhadani SA. Lactic acid as a new therapeutic peeling agent in melasma. Dermatol Surg 2005; 31(2): 149-154.

    Ditre CM. Glycolic acid peels. Dermatol Therapy 2000; 13: 165-172.

    Hevia O, Nemeth AJ, Taylor RJ. Tretinoin accelerates healing after trichloroacetic acid peel. Arch Dermatol 1991; 127(5): 678-682.

    Oram Y. Dermatoloji’de Cerrahi. Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S, Oğuz O, Aksungur V, editörler. Dermatoloji, Cilt 2, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri; 2008, p.2259-2322.

    Öztürk S. Laser Treatments in Plastic Surgery. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol-Special Topics 2008; 1: 15-24.

    Maiman T. Stimulated optical radiation in ruby. Nature 1960; 187: 493-494.

    Johnson LF. Optical laser characteristics of rare-earth ions in crystals. J Appl Physiol 1961; 34: 897-909.

    Ergenekon G, Aybey B. Son gelişmeler ışığı altında dermatolojide lazer. Türkderm 2001; 35: 152-164.

    Rossi A, Jurassich S, Bozzi M, Villano PA, Vozza A. Argon laser in dermatology: indications suggested by a 4-year experience. G Ital Dermatol Venereol 1990; 125: 439-443.

    Özcanlı Ç, Başak PY. Laser and use in dermatology. Türkiye Klinikleri J Med Sci 2002; 22: 620-629.

  • Prp nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP UYGULAMASININ AMACI NEDİR?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    YENİ BİR YÖNTEM MİDİR?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP NERELERDE KULLANILIR?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:

    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak

    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak

    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    UYGULAMA NASIL YAPILIR?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden bir miktar kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu, mezoterapi , fraksiyonel lazer sonrası gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP UYGULAMASINDA OLUMLU ETKİ NE ZAMAN GÖRÜLÜR?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    KÜRLER TEKRARLANMALI MIDIR?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

  • Kimyasal peeling

    Kimyasal peeling, deriyi canlandırmak, gençleştirmek, sivilce ve izlerini, ciltte istenmeyen lekeleri gidermek, görünüşü iyileştirmek için deriye bazı solüsyonların uygulanması işlemidir. Peeling uygulaması cildin yıpranmış, tazeliğini ve parlaklığını kaybetmiş üst tabakasının soyulmasını ve dökülmesini sağlar. Ayrıca derinin daha alt tabakalarında yeniden bir yapılanma süreci başlatılıp, kollajen sentezini uyararak daha genç ve sağlıklı bir cildin ortaya çıkmasını sağlar.

    Kimyasal peeling maddesinin içeriği, ulaşılacak deri katmanının derinliği hekim tarafından her hasta için ayrı ayrı ele alınması gereken önemli bir kriterdir. Kimyasal soyucular, işlemin derinlik seviyesine göre; yüzeysel, orta ve derin olmak üzere sınıflandırılırlar.

    1) Yüzeysel Peeling

    Derinin en üst katmanı olan stratum korneum tabakasının soyulmasıdır. Yüzeyel soymada en çok meyve asitleri olarak bilinen alfa hidroksi asitler kullanılır. Bunlar arasında glikolik ve laktik asitler sıklıkla tercih edilir. Yine akne tedavisinde kullanılan salisilik asit de en çok kullanılan yüzeyel peelinglerden biridir.

    2) Orta Derinlikteki Peeling

    Triklosetik asit (TCA), Jessner solüsyonu en çok kullanılan ajanlardır. Papiller ve üst retiküler dermiste harabiyete yol açar. Pigment değişikliklerinde, hafif-orta derecedeki kırışıklıklarda, fotoyaşlanma sonucu oluşan etkileri tedavi etmede kullanılırlar.

    3) Derin Peeling

    Yüksek konsantrasyonda TCA, Jessner, fenol gibi ajanlar kullanarak, Papiller ve retiküler dermiste nekroz ve inflamasyon oluşturarak ciddi soyulma yaratırlar. Derin kırışıklık, şiddetli fotoyaşlanma da uygulanır.

    Kimyasal peeling önemli bir uygulama olup, mutlaka bir dermatolog tarafından veya gözetiminde uygulanmalıdır.

    Uygulamalar mutlaka kış döneminde yapılmalıdır.

    Seans araları yüzeyel peelinglerde 10- 15 gün, derin peelinglerde ayda bir uygulanabilir.

    Peeling işlemi kısa süreli bir işlemdir. İşlem sonrası normal günlük yaşama hemen dönülebilir.

    Seans araları ve sonrasında mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır.

    Kimyasal Peeling;

    – Gözaltı ve çevresindeki kırışıklıklarda

    – Yüzdeki kırışıklıklarda

    – Güneş ışınlarına bağlı oluşan fotoyaşlanmada

    – Sivilce ve izlerinde

    – Güneş lekeleri, yaşlılık lekeleri, çiller, doğum kontrol ilaçları ve gebeliğe bağlı oluşmuş hormonal nedenli lekelerin tedavisinde etkili bir yöntemdir.

  • KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    Genital Estetik Nedir?

    Kadınlarda dış genital organların yani vajen, labia minore ( küçük dudaklar ), labia majore ( yağlı dokudan zengin büyük dudaklar ), mons pubis ( pubik kemiğin üzerindeki kıllı deri alanı ), klitoral deri ve perinenin kalıtsal olarak veya sonradan oluşan nedenlerle meydana gelen renk ve şekil bozukluklarının cerrahi veya medikal yöntemlerle düzeltilmesi ( restore edilmesi ) işlemidir.

    Genital Estetik Neden Yapılır?

    Kadınlarda dış genital bölgede çeşitli nedenlerle zamanla oluşan veya doğuştan itibaren varolan görsel ve fonksiyonel anormallikler kadınların psikolojisini, hayat kalitesini ve cinsel yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu hastalar bize ilişki sırasında ağrı, dar kıyafetler giyememe, hijyen problemleri ve görsel rahatsızlık şikayetleri ile başvurmaktadır. Genital estetik operasyonları genital bölge görünümünü ve fonksiyonunu düzeltmek, hastaların psikolojisini iyileştirmek, cinsel yaşam kalitesini arttırmak için yapılmaktadır.

    Labia Majore Plasti ( Büyük Dudakların Düzeltilmesi )

    Büyük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan küçük dudakların etrafındaki yağlı dokudan zengin deri tabakasının yani büyük dudakların normalden büyük, çökük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia majore plasti ise büyük veya çökmüş veya asimetrik olan bu deri tabakasının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde büyük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Büyük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir. Çökmüş yapıda olan büyük dudaklar ise dolgu maddeleri ile tekrar restore edilir.

    Labia Minore Plasti ( Küçük Dudakların Düzeltilmesi )

    Küçük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan vajen etrafındaki deri katlantısının normalden büyük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia minore plasti ise büyük veya asimetrik olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde küçük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Küçük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Vajinoplasti ( Vajen Dokusunun Daraltılması )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte östrojen hormonunun azalması sonucu olarak vajen dokusu gevşeyebilir veya sarkabilir. Yine doğum esnasında, iri doğum, zor doğum ve müdahaleli doğumlarda kendiliğinden oluşan veya hekimin doğumu kolaylaştırmak için yaptığı kontrollü kesiler, vajen dokusunda genişlemelere ve yapısal bozukluklara neden olabilir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşayabilir. Lazer Tedavi Uygulaması: Çevre vajen dokuları lazer uygulaması ile sıkılaştırılır. Bu teknikte cerrahi işlem uygulanmaz. Hasta aynı gün sosyal hayatına devam edebilir. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde vajen dokusunda ki zarar görmüş dokular onarılır. Fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Vajen dokuları anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Klitoral Hoodaplasti ( Klitoris Deri Katlantısının Düzeltilmesi )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya genç hastalarda doğuştan itibaren yapısal olarak varolan klitoris üzerindeki deri katlantısının normalden fazla olmasıdır. Klitoral hoodaplasti ise fazla olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde klitoris üzerinde bulunan derideki fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Klitoral deri katlantısı anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

  • Fibrocell – hücresel doku yenileme

    Hücresel doku yenilemede kullanılan Fibrocell tedavisi, kişinin kendi hücreleri kullanılarak uygulanan patentli bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi ile kulak arkası veya kol iç yüzünden alınan küçük bir deri biyopsisi sonrasında üretilen fibroblast hücrelerinin tekrar kişiye verilerek kolajen sentezinin uyarılmasıdır. Fibroblast hücreleri, bağ dokunun iskeletini oluşturan kolajen ve elastin liflerini üreterek doku tamirini sağlayan hücrelerdir. Deri biyopsisi ile alınan dokudaki fibroblastların bir kısmı daha sonraki tedaviler için dondurulurken diğer kısmı da laboratuar şartlarında milyonlarca yeni hücre olacak şekilde çoğaltılırlar.

    NASIL UYGULANIR?

    Deri biyopsisi hastanın güneş hasarlarından uzak bölgesinden, kulak arkası veya kol içinden steril şartlarda alınır. Çok özel koşullarda soğuk zincir ile tam donanımlı laboratuara gönderilir ve üretime alınır. Parçayla birlikte aynı gün, kişiden kan alınır. Alınan deri parçası kişinin kendi kanından elde edilen serumla beslenir. Çoğaltılan hücreler bir miktar sıvının içinde 1’er aylık periyodlarla 3 seans olacak şekilde uygulanır.

    TEDAVİNİN ETKİLERİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    Tedavinin sonuçları ilk seanstan itibaren görülmeye başlasa da gerçek etkiler 2. seanstan sonra başlar. Ortalama 12 ayda sonuçlar ortaya çıkar. Kalıcılığı ortalama 5 yıldır.

    ORTALAMA YAŞ ARALIĞI HANGİSİR?

    En etkin olduğu dönem cildin elastikiyet kaybının hissedilmeye başladığı 30-40 yaşlar arasındadır. İleri yaşlarda etki sağlanmasına rağmen, etki süresi kısalmaktadır.

    TEDAVİ HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR?

    Kaş ortası, göz kenarı, kaz ayakları, burun-dudak hattı ve dudaklara anti-aging amaçlı

    Cilt gençleştirmede yüz, boyun, dekolte derisine

    Doku kayıplarında, yara, ameliyat izlerinde de uygulanmaktadır.

    ALERJİ RİSKİ VAR MIDIR?

    Kişinin kendi hücreleri olduğundan alerji riski çok azdır.

  • Deri çatlakları ve tedavisi

    DERİ ÇATLAKLARI VE TEDAVİSİ

    Cilt çatlakları toplumda oldukça sık görülen, tıbbi bir problem yaratmayan ancak kişiyi estetik açıdan rahatsız eden bir durumdur. Deride çizgisel incelme ve yara izi şeklinde belirti vermektedir.

    DERİ ÇATLAKLARI NASIL OLUŞUR?

    Oluşum mekanizması halen tam olarak anlaşılamasa da vücudun değişik bölgelerinde kilo almaya bağlı olarak, derinin alt dokularında yırtılma sonucu ince çizgiler oluşur. Aynı zamanda yoğun ve sürekli gerilme sonucu derideki bazı hücrelerden kimyasal maddelerin ortaya çıkması tetiklenir. Bunun sonucunda alt derideki kollajen ve elastik lifler zarar görür ve çatlaklar oluşur.

    DERİ ÇATLAKLARI KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Deri gerginliğinin fazla olduğu vücut bölgelerinde görülür. Bu alanlar genellikle hamilelikte karın, göğüsler, bacaklar, ergenlik döneminde kalça ve göğüsler, vücut geliştirme yapanlarda omuzlardır. Uzun süreli ağız yoluyla veya sürekli kortizon kullanımı, ayrıca böbrek üstü bezinin aşırı kortizon salgıladığı cushing hastalığında da çatlaklar gelişir. Genetik faktörlerde çatlak oluşumunda etkilidir.

    DERİ ÇATLAKLARI NASIL GÖRÜLÜR?

    Deri çatlakları oluşmadan önce deri rengi pembeleşir ve kaşıntı oluşur. Kısa bir süre sonra kırmızı-mor bir çizgi halini alır. (Stira rubra) Zamanla bu çizgiler beyazlaşır ve daha az belirgin hal alır. Genellikle birkaç cm uzunluğunda 1-10 mm genişliğindedir. Kortizon kullanımı ve cushing hastalığında daha uzun geniş ve yaygın olabilir, ayrıca yüz gibi alanlarda da görülebilir.

    DERİ ÇATLAKLARI TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Ergenlikte belirgin olan çatlaklar zamanla gerileyip, tedavi ihtiyacı göstermezler. Çatlak tedavisinde temel amaç derinin orta tabakası olan dermiste kollajeni uyarmak ve elastin liflerin sentezini tetiklemektir.

    İlaçla Cilt Çatlak Tedavisi

    Retinodler: A vitamini derivesidirler. Deri yüzeyini düzeltir, ince çizgileri ortadan kaldırır, deri rengini düzenler. Genellikle 3-6aylık bir tedavi gerekir.

    C vitamini

    Glikolik asit

    Lazerle Cilt Çatlak Tedavisi

    Son yıllarda fraksiyonel lazerler cilt çatlaklarının tedavisinde kullanılan ve oldukça etkin yöntemlerdir. Etki mekanizması cilde hasar vermeden, derinin üst tabakasını soyarak, derinin alt tabakasında vücudun kendi kendini onarmasını sağlar. Her iki cinse de uygulanabilir. Seans sayısı, hastadan hastaya ve çatlağın derinliğine, göre değişir. Uygulama öncesi dermatolog doktor bu konuda sizi bilgilendirir.

    Pulse diye lazer ile de çatlak tedavilerinde başarılı sonuçlar elde edilir.

    ÇATLAKLARDAN NASIL KORUNULABİLİR?

    Deri çatlaklarında, genetik bir yatkınlık da söz konusu olmasına rağmen bazı önlemler alınarak kısmen engellenebilir.

    Ani kilo alımıyla beraber ani kilo vermek de çatlaklara neden olabileceğinden ani kilo değişimlerinden sakınılmalıdır. Gebelik sırasında cilde masaj yapıp cildi nemlendiren kremler kullanılmalıdır. Yine özellikle gebelik döneminde fiziksel aktiviteler kısıtlanmamalıdır.