Etiket: Deri

  • Allerji testleri hangi durumlarda ve nasıl uygulanır?

    Allerji testleri hangi durumlarda ve nasıl uygulanır?

    Hapşırıyorsunuz, öksürüyorsunuz ve göğsünüzde hırıltınız var… Gözleriniz kaşınıyor ve burnunuz akıyor… Gittiğiniz doktorlar allerjiniz olabileceğini söylediler… İşte böyle bir durumda yakınmalarınızın allerjik olup olmadığını belirlemek ve nelere allerjiniz olduğunu kesin olarak ortaya koyabilmek için bazı allerji testlerine gerek duyulabilir.

    Allerji testi nedir?

    Eğer allerjiniz varsa özel bir maddeye karşı duyarlılık gösterirsiniz. Allerjik bir reaksiyona neden olan maddeler allerjen olarak adlandırılır. Sizde hangi özel maddelerin allerjiye neden olduğu, allerji uzmanlarınca küçük miktarlarda allerjenler kullanılarak yapılan deri testleri ve bazı özel durumlarda kan testleriyle emniyetli ve etkin bir şekilde belirlenebilir. Allerji testleriyle nelere karşı allerjik olduğunuz kesin olarak belirlendikten sonra, doktorunuz tarafından sizin için en uygun tedavi planlanacaktır.

    Hangi allerjenlerle test olacağım?

    Hekiminiz allerjik olabileceğinizi düşündüğünde, bir ya da daha fazla madde hapşırık, öksürük, hırıltı, kaşıntı, kabarma gibi belirtilere yol açıyor olabilir. Yakınmalarınız genellikle şu allerjenlere bağlıdır:

    Ağaç, çimen, tahıl ya da yabani otların çiçek tozları (polenler)

    Evinizde yaşayan gözle görünmeyecek kadar küçük böcekçikler olan ev tozu akarları

    Evcil hayvanların deri salgıları, tükürük ve idrarlarında bulunan proteinler (tüyler değil)

    Ev ya da ev dışındaki küf mantarları

    Hamam böceği kalıntıları

    Daha ciddi alerjik tepkilerse şu nedenlerle görülebilir:

    Bal arısı, yaban arısı, ya da diğer böceklerin sokmasına bağlı zehirleri

    Gıdalar

    Eldiven, balon gibi eşyaların üretildiği doğal kauçuk (lateks)

    Penisilin gibi ilaçlar

    Saydığımız bu allerjenlerin tümü protein yapısında maddelerdir. Allerji testleriyle bu proteinlerden hangilerine duyarlılığınız olduğu belirlenir.

    Allerji testlerinde kullanılan allerjenler ve aşılar Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış ticari preparatlardır (Resim-1).

    Resim-1

    Başlıca allerji test yöntemleri nelerdir?

    Deri prik testi: Bu testler genellikle ön kol iç yüzüne, bazen de sırt bölgesine deri yüzeyine uygulanır. Deri yüzeyi alkollü bir pamukla silindikten sonra allerjenlerin damlatılacağı yerler kalemle işaretlenir (Resim-2).

    Resim-2

    Özel damlalıklı şişelerden alınan allerjenler belli bir sırayla işaretlenmiş olan yerlere damlatılır (Resim-3). Daha sonra steril bir iğne veya lansetle allerjenin damlatıldığı yerdeki deri yüzeyi kanatılmadan hafifçe çizilir (Resim-4).

    Resim-3 Resim-4

    Bu işlem her antijen için sırayla tek tek yapıldıktan sonra deri yüzeyi kurulanır ve hasta 10 dakika bekler. Bu arada allerjenlerin damlatıldığı bölge açık kalmalı ve kaşınmamalıdır. 10 dakika sonra hastanın allerjenlere verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık bir zeminde sivrisinek sokmuş gibi hafifçe kabarık ve kaşıntılı yanıtlar pozitif olarak değerlendirilir (Resim-5).

    Resim-5

    Allerjisi olan bireylerin vücutlarında IgE olarak adlandırılan allerjik antikorlar bulunur. Sadece allerjik kişilerde bulunan bu antikorlar mast hücreleri olarak adlandırılan özel hücreleri uyarır. Mast hücreleri de mediyatör olarak adlandırılan histamingibi bazı kimyasal maddeler salgılar. İşte bu mediyatör ortaya çıkan kızarıklık ve kabarmaya neden olur. Test sırasında sadece duyarlı olduğunuz allerjenlerin damlatılarak çizildiği deri bölgelerinde bir kızarıklık ortaya çıkacak, diğer allerjenlerin damlatıldığı yerlerdeyse böyle bir sonuç gözlenmeyecektir.

    İntradermal test: Küçük bir miktardaki allerjen bir enjektörle genellikle üst kol bölgesine deri içine verilerek uygulanır (Resim-6). Prik testten daha duyarlı bir testtir. Prik testin net bir sonuç vermediği durumlarda yapılmasına allerji uzmanınız karar verir.

    Resim-6

    Kan testleri: Kanda belli allerjenlere karşı yapılmış olan IgE yapısındaki antikorların miktarını göstermeye yönelik testlerdir (Resim-7). Ancak, deri testlerinden daha az duyarlı olması, kan almayı gerektirmesi, çalışma süresinin zaman gerektirmesi ve daha pahalı olması nedeniyle klinik uygulamada tercih edilen testler değildir. Sadece deri testlerini baskılayabilecek bir ilaç kullanan ve bu ilacın kesilemediği hastalarda veya deri testinin uygulanmasına engel bir deri hastalığı olan kişilerde tanı amacıyla kullanılabilir.

    Resim-7

    Yama testi: Deriye temas eden kimyasal maddelerin neden olduğu “allerjik kontakt dermatit” adı verilen deri lezyonlarına neden olan allerjenleri belirlemek amacıyla yapılan bir testtir. Allerjenler hastanın sırt bölgesine özel flasterlerle yapıştırılarak uygulanır (Resim-8). 48-72 saat boyunca yapıştırılmış olan bu allerjenler hastanın sırtında kalır (Resim-0). Hasta bu süre boyunca yıkanmamalıdır. 48-72 saat sonra flasterler açılarak hastanın verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık ve kaşıntılı bir zeminde içi su dolu küçük kabarcıklar şeklindeki sonuçlar pozitif olarak yorumlanır (Resim-10).

    Resim-8

    Resim-9 Resim-10

    Kimlere allerji testi yapılabilir?

    Allerji testleri her yaştaki erişkin ve çocuğa yapılabilir. Farklı bireyleri farklı allerjenler etkileyeceğinden allerji uzmanınız tıbbi öykünüzü alıp muayenenizi gerçekleştirdikten sonra sizin için hangi testin gerekli ve daha uygun olacağına karar verecektir.

    İlaçlar deri testlerini etkiler mi?

    Ağız yoluyla alınan antihistaminler deri testlerini baskılayacaklarından deri testi yapılmadan bir hafta önce kesilmelidir. Çeşitli allerji ilaçlarının yanı sıra bazı öksürük şurupları, nezle ve grip ilaçları da antihistamin içerirler. Ayrıca antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da deri testlerini baskılayarak deri testlerinin yanlış yorumlanmasına neden olabilir. Burun damlaları ve akciğerlere çekilerek kullanılan astım ilaçları gibi ilaçlarsa deri testleri üzerine etkisiz olup test öncesi kullanılmalarında sakınca yoktur. Kalp, yüksek tansiyon, diyabet gibi hayati önemi olan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da genellikle deri testlerini etkilemezler ve test öncesi kesilmemelidir. Test öncesi kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuza mutlaka bilgi veriniz.

    Allerji testleri niçin yapılmalıdır?

    Allerjik belirtilerinizin en etkin şekilde tedavi edilebilmesi için allerji uzmanınız her şeyden önce neye allerjik olduğunuzu belirlemelidir. Örneğin sadece ev tozu akarlarına allerjikseniz evde beslediğiniz kedinizi vermek zorunda değilsiniz, ya da polenlere bağlı mevsimsel bir allerjiniz varsa bütün bir yıl boyunca ilaç kullanmanız gerekmez. Allerji testleri durumunuz hakkında kesin bilgi verecektir ve yakınmalarınıza neden olan allerjenlerin bilinmesi durumunda;

    Allerjenlerle karşılaşmaktan kaçınabilirsiniz.

    Hekiminizce planlanacak özel ilaç tedavileri alabilirsiniz.

    Gerekli durumlarda “allerji aşısı” olarak bilinen sorumlu allerjenle aşılama uygulamalarının yapılması söz konusu olabilir.

  • Alerjik hastalıklara genel bakış

    Alerjik hastalıklara genel bakış

    Alerji, Yunanca ‘değişik iş veya değişik reaksiyon’ anlamına gelen bir kelime olup tıbbi olarak beklenmeyen “aşırı duyarlılık reaksiyonları” nı anlatmak için kullanılmaktadır. Yani, normal şartlarda vücudun reaksiyon vermesini beklemediğimiz bazı maddelere reaksiyon vermesini tanımlar. Alerjik hastalıklar bulgu olarak sanki tek bir organı ya da sistemi ilgilendiriyormuş gibi dursa da aslında sistemik bir hastalık tüm vücudu ilgilendirir. Bu hastalıklar; göz, deri, solunum ve sindirim sistemi gibi bir çok sistem ve organı etkilemektedir. Genel olarak alerjik şikayetlerin; yer, mevsim(mevsimsel, yılboyu), çevre faktörleri ile ilişkisi, diğer aile üyelerinde benzer alerjik şikayetlerin (atopik bünye) görülmesi gibi özellikleri de önem taşımaktadır. Alerjik hastalıkları ve bulgularını kısaca başlıklar halinde özetleyecek olursak;

    1. Alerjik rinit (= saman nezlesi)

    2. Alerjik konjonktivit (=göz alerjisi)

    3. Alerjik astım

    4. Atopik dermatit (=deri alerjisi)

    5. Ürtiker (kurdeşen) – anjioödem

    6. Alerjik gastroenteropati (=mide barsak sistemini ilgilendiren alerjiler)

    7. Anafilaksi

    8. İlaç alerjisi

    9. Böcek alerjileri Alerjik rinit; En sık görülen alerjik hastalıktır.

    Saman nezlesi, bahar alerjisi, burun alerjisi gibi isimleri de vardır. Hapşırma, burun akıntısı (su gibi), burunda kaşıntı ve burunda tıkanıklık bulgularının en az iki tanesinin günde en az bir saatten fazla sürmesi şeklinde bulguları vardır. Bu hastalık polenlere bağlı olarak bahar mevsimlerine özel olabilir, ya da ev tozu akarları (mite) veya hayvan alerjenlerine bağlı olarak tüm yıl boyu sürebilir. Hastalık genel olarak alerjik konjonktivit ve/veya sinüzit bazen de alerjik astım ile beraber görülür. Alerjik konjonktivit; Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ile seyreder, az önce bahsedildiği gibi alerjik rinit ile sıklıkla beraber görülebilir. Daha çok mevsimsel olarak polenlere bağlı görülür. Alerjik astım; Klinikte en sıklıkla görülen alerjik hastalıklar solunum yolunun alerjik hastalıklarıdır. Bunlardan saman nezlesi ve astım birlikte görülebileceği gibi ayrı ayrı birer hastalık olarak da karşımıza çıkabilir. Saman nezlesi olan hastaların büyük bir çoğunluğunda astım gelişebileceği unutulmamalıdır. Bu hastalarda saman nezlesi şikayetleri ile birlikte öksürük, hırıltı, nefes darlığı gelişmesi astımı düşündürmelidir. Astım solunum yollarının en ciddi alerjik hastalıklarından biridir. Genel olarak yıl boyu alerjik rinitli kişilerde karşımıza çıkmakla beraber, mevsimsel alerjik rinite de eşlik edebilir. Ayrıca daha az da olsa hiçbir şekilde rinit ve/veya konjonktivit olmadan yalnız başına da görülebilir. Hastalarda tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi alerjenle temas sonrası şikayetler başlar. Ürtiker; Vücutta kaşıntı, deriden kabarık, kaşıntılı, kızarık lezyonlar şeklinde karşımıza çıkar. Çoğunlukla kısa süreli olup (6 haftadan daha az süren şekilde) bu duruma akut ürtiker denilir. Gıdalar ve ilaçlar akut ürtikerin en sık sebebi olan alerjenlerdir.

    Şikayetler 6 haftadan daha uzun sürüyorsa bu durumda kronik ürtikerden bahsedilir. Bu hastalarda alerjik sebeplerden ziyade başkaca hastalıklar bu duruma sebep olur. Bu durumda romatizmal hastalıklardan gizli kalmış enfeksiyon hastalıklarına kadar bir çok sebep taranmalıdır. Anafilaksi; Alerjen alınmasından çok kısa süre sonra ortaya çıkan ve maalesef dramatik sonuçlar doğurabilen bir durumdur. İlaçlar, gıdalar ve arı zehiri gibi alerjenler en sık sebep olarak karşımıza çıkar. İç sıkıntısı, el ayasında ve ayak tabanında kaşınma, yaygın kaşıntı, tansiyon düşüklüğü ve şok, soluk borusunda şişme ve nefes darlığı gibi bulgular çok ani olarak gelişir ve hastanın en yakın zamanda bir sağlık kuruluşuna gitmesini gerektirir.

    Alerjik deri hastalıkları; Deride kaşıntı, pullanma, renk değişiklikleri, derinin kalınlaşması şeklinde karşımıza çıkan atopik dermatit, hem sık görülmesi, hem de çocuklukta başlayan bu durumun gelecekte saman nezlesi ve astım gibi hastalıkların ön habercisi olması nedeniyle önemli bir alerjik hastalıktır. Derinin ikinci önemli alerjik hastalığı ürtikerdir. Ürtiker, yukarıda da bahsedildiği gibi akut ve kronik olarak iki formda karşımıza çıkabilir. Yuvarlak veya oval, beyaz veya kırmızı şişlikler şeklinde karşımıza çıkar. Lezyonlar birkaç milimetreden birkaç santim büyüklüğüne kadar olabilir. Ürtikerial lezyonlar genellikle 24 saat içinde kaybolurlar. Eğer 24 saatten fazla aynı yerde kalıyorsa vaskülit gibi farklı tanılar düşünülmelidir.

    Angioödem ise göz kapakları, dudaklar gibi cilt altı yumuşak dokunun daha gevşekçe olduğu bölgelerde şişlik şeklinde karşımıza çıkar. Şişlik olan bölgelerde kaşıntıdan ziyade daha çok hafif ağrı şikayeti vardır ve tipik olarak asimetriktir. Temas yoluyla olan deri alerjileri de bir diğer tipi oluşturur. Çeşitli ilaçlar, metaller, makyaj malzemeleri gibi pek çok nedene bağlı olarak genellikle 24-48 saat süren bir bekleme süreci sonrasında deriden kabarık, kaşıntılı, kızarık lezyonlar gelişir. Geç tip aşırı duyarlılık olarak tanımlanan bu durumda da hastanın alerjenden uzak durması temel kaidedir.

    Sindirim sisteminin alerjik hastalıkları Besinlere bağlı alerjiler de ağız içi veya ağız çevresinde lezyonlar, ishal, kusma, burunda akıntı, deride şişlik kızarıklık, astım, ile karşımıza çıkabilir. Bu durumda hastalar genel olarak kendilerine dokunan gıdayı ayırt edebilirler. Bu gıdanın bulunduğu herhangi bir yiyeceğin alınmaması temel çözümü oluşturur. Böcek alerjileri; Bir çok böcek zehiri ile ortaya çıkabilen bir durum olmasına karşın, en sık karşılaşılanı arı sokması ile ortaya çıkan alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon bazen maalesef ölüme kadar gidebilen anafilaksi tablosunu da oluşturabilir. Bu tür durumlarda genel korunma yöntemleri yanında diğer bazı alerjik hastalıklarda da uygulanan alerji aşısı (alerjen immünoterapi) hayat kurtarıcı ve yüz güldürücü sonuçlar doğurur.

    Sağlıklı Günler Dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Diyabette ayak bakımı ve önemi

    Diyabet, birtakım sorun ve sorumlulukları beraberinde getiren ve yaşam boyu süren bir hastalıktır.Diyabetik ayak, diyabetin en ciddi ve en ağır komplikasyonlarından biridir.Diyabetli kişilerin yaklaşık %50’si tüm yaşamları boyunca diyabetik ayak gelişme riski altındadır. Bu nedenle hem tıbbi, hem sosyal, hem de ekonomik açıdan diyabette yaşanan ayak sorunları oldukça önemlidir.

    Kan şekeriniz eğer çok yüksek ve düzensiz seyrediyorsa ayaklarınızda problemler yaşamaya başlarsınız.Bunun nedeni damarlarda oluşan kan dolaşımı bozukluğudur. Bu dolaşım bozukluğu sonucunda damarlarda tahribat başlar.Yeterli kan ulaşamayan organlarda işlev bozuklukları meydana gelir.

    Aynı zamanda kan şekeri yüksek izlediğinde ayaklardaki sinirlerde hasar oluşur. Sinirler hasara uğradığı zaman ayak ve parmak uçlarında his kaybı meydana gelebilir. Bu nedenle; basınç, ağrı, kesik,yanık ve yaralanmalar hissedilmeyebilir. Kesik, yanık ve yara sonraları ayak ülserleri ortaya çıkar.Ayrıca, bazı mikroplar (bakteri ve mantarlar) şekerli ortamda daha kolay çoğalırlar. Bakteri ve mantar enfeksiyonu deri bütünlüğünü bozar ve yine yara oluşumuna yol açar. Bu yaralar çok çabuk iltihaplanarak ciddi sorunlara neden olurlar. Tedavisiz bırakıldığında, gangren ve hatta hasar görmüş bölgenin kesilmesi dahi mümkün olabilir.

    Sinir hasarı ile ayak kaslarıda güçsüzleşir. Bu da deride, yumuşak dokuda, kemik ve eklemlerde hasarlar meydana gelmesine neden olur. Bu hasarlar başladığında koşu, futbol, step vs.gibi ayağınıza daha fazla zarar verebilecek aktivitelerden kaçınmak gerekir.

    Aynı zamanda kan şekeri yüksek izlediğinde ayaklardaki sinirlerde hasar oluşur. Sinirler hasara uğradığı zaman ayak ve parmak uçlarında his kaybı meydana gelebilir. Bu nedenle; basınç, ağrı, kesik,yanık ve yaralanmalar hissedilmeyebilir. Kesik, yanık ve yara sonraları ayak ülserleri ortaya çıkar.Ayrıca, bazı mikroplar (bakteri ve mantarlar) şekerli ortamda daha kolay çoğalırlar. Bakteri ve mantar enfeksiyonu deri bütünlüğünü bozar ve yine yara oluşumuna yol açar. Bu yaralar çok çabuk iltihaplanarak ciddi sorunlara neden olurlar. Tedavisiz bırakıldığında, gangren ve hatta hasar görmüş bölgenin kesilmesi dahi mümkün olabilir.

    Sinir hasarı ile ayak kaslarıda güçsüzleşir. Bu da deride, yumuşak dokuda, kemik ve eklemlerde hasarlar meydana gelmesine neden olur. Bu hasarlar başladığında koşu, futbol, step vs.gibi ayağınıza daha fazla zarar verebilecek aktivitelerden kaçınmak gerekir.

    AYAKLA İLGİLİ KOMPLİKASYONLARI

    • Mantar enfeksiyonu
    • Nasır
    • İltihaplı şişme
    • Ayakta şekil bozuklukları
    • Derin veya yüzeyel ayak yaraları
    • Kemik enfeksiyonu (Osteomyelit)
    • Gangren

    DİYABETİN AYAKLA İLGİLİ KOMPLİKASYONLARI

    • Mantar enfeksiyonu
    • Nasır
    • İltihaplı şişme
    • Ayakta şekil bozuklukları
    • Derin veya yüzeyel ayak yaraları
    • Kemik enfeksiyonu (Osteomyelit)
    • Gangren

    DİYABETİK AYAK RİSK FAKTÖRLERİ

    • Kötü kan şekeri kontrolü
    • Sigara içmek
    • Ayağa uymayan ayakkabı giymek
    • Çıplak ayakla evde,bahçe veya deniz kenarında dolaşmak
    • Daha önceki ayak yaraları
    • Dolaşım bozukluğu
    • Sinirlerin hasarı


    EĞER AŞAĞIDA BELİRTİLEN BULGULARI KENDİNİZDE GÖZLEMLİYORSANIZ MUTLAKA DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ

    • Ayak ve tırnakta mantar enfeksiyonu.
    • Tırnak batması.
    • Nasır oluşumu
    • Deride çatlakların oluşumu
    • Ciltteki yaralar ve kesiler
    • İçe doğru büyüyen tırnaklar
    • Ayaktaki renk değişiklikleri (morarma , solukluk)
    • Bölgesel ısı artışı
    • Ağrı ve his kaybı
    • Ayak yada ayak bileğinde şişlik
    • Ayak şekli ve görünümündek değişiklikler

    Muayene Sıklığı

    DOKTOR TARAFINDAN HANGİ SIKLIKTA AYAK MUAYENE EDİLMELİDİR?

    • Tip 1 diyabette tanı konulduktan 3 yıl sonra ve daha sonra her yıl
    • Tip 2 diyabette tanı konulduğu zaman ve daha sonra her yıl
    • Herhangi bir şikayet olduğunda mutlaka muayeneye gelinmelidir.

    DOKTOR AYAK MUAYENESİNDE NELERE BAKAR?

    • Dolaşım bozukluğu
    • Sinir hasarı
    • Deri değişiklikleri
    • Şekil değişiklikleri
    • Yaralar
    • Tırnaklar

    AYAK BAKIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    • Sigarayı bırakınız.
    • Evde, plajda çıplak ayakla yere basmayınız, ayağınıza mutlaka terlik giyiniz.
    • Ayaklarınızı her gün tahriş etmeyen bir sabunla ılık suda (37 dereceyi geçmeyecek) yıkayınız.Yıkama sonrası özellikle parmak aralarınızı yumuşak bir havlu ile iyice kurulayınız. Bu kurulama özellikle parmak aralarında çıkan mantar enfeksiyonunu önleyecektir.
    • Kuruma ve çatlamalara karşı ayaklarınıza nemlendirici krem sürebilirsiniz. Fakat kremi kesinlikle parmak aralarına sürmeyiniz.

    • Çoraplarınızı her gün değiştiriniz. Ayağı sıkmayan pamuklu çorapları tercih ediniz
    • Lastikli kısımlarının özellikle sıkmamasına dikkat ediniz.Tamir edilmiş yada dikilmiş çorapları giymeyiniz. Bunlar deri zedelenmelerine, tahrişe neden olabilirler.
    • Ayaklarınızdaki nasır ve sertleşmiş deri kısımları için asla kesici alet kullanmayınız.
    • Ayak tırnaklarınızı banyodan sonra yumuşak iken kesiniz, çok kısa kesmeyiniz ve köşeleri derin almayınız. Tırnak törpüsü ile daha sonra törpüleyiniz.
    • Ayaklarınızı herhangi bir ısıtıcıda (soba, kalorifer, elektrikli ıstıcı vs.) yada sıcak su torbası kullanarak ısıtmayınız. Bu şekildeki ısıtmalarda farkında olmadan ayaklarınızda ciddi yanıklar oluşabilir.
    • Ayaklarınızı soğuk hisettiğinizde çoraplarınızı giyiniz.
    • Banyoya girmeden önce mutlaka suyun ısısını aileden birine kontrol ettiriniz. Isısını ölçmeden banyoya adım atmayınız. Çünkü, ayak sinirlerindeki hasar nedeniyle suyun ısısını hissedemeyebilirsiniz.
    • Ayaklarınızı her gün (gece yatmadan önce olabilir) kontrol ediniz.Göremediğiniz kısımlara ayna yardımıyla bakabilirsiniz.Bu şekilde ayaklarınızda oluşan kesik, çizik gibi yaralanmaları, şişmeleri, cildin kuruluğunu, kızarıklık ve su toplanmalarını erken fark edip önlemini alabilirsiniz .
    • Tırnakların etrafındaki ölü dokuları ve kabarcıkları asla kesmeyiniz.
    • Ayağınızdaki sertlikler, nasırlar, tırnak sorunları için piyasada satılan kozmetik ürünleri doktorunuza danışmadan kullanmayınız.
    • Dolaşım bozukluğuna neden olacağından,bağdaş kurarak veya bacak bacak üst üste atarak oturmayınız.
    • Her gün ayaklarınızın alt ,üst, topuk ve parmak kısımlarına dokunarak his kontrolü yapınız.
    • Düzenli ve iyi bir ayak bakımı alışkanlığı kazanınız.

    Ayakkabı Seçimi

    DİYABETLİ KİŞİNİN AYAKKABI KULLANIMI VE AYAKKABI SEÇİMİ

    Diyabetli kişinin ayakkabı kullanımında dikkat etmesi gereken hususlar ve ayakkabı seçimi şu şekilde olmalıdır:
    • Ayağınızı sıkmayan, ayağa iyi oturan, rahat ve yumuşak ayakkabılar giyiniz. Gerekirse ayağınıza özel ayakkabılar yaptırınız.
    • Ayakkabılarınızı çorapsız giymeyiniz.Ter emici,gerektiğinde sıcak gerektiğinde serin tutan ,dikişsiz,dar olmayan esnek çorapları tercih ediniz.
    • Ucu açık terlik ve parmak arası sandalet kullanmayınız.(Cam, çivi, taş vb şeyler ayağınıza batabilir)
    • Ayakta kabarcık ve sürtünme oluşturabilecek alanlar açısından,ayakkabınızı giymeden önce,mutlaka içini silkeleyerek kontrol ediniz.(taş vs açısından)
    • Ayakkabınızın içini haftada bir kez ıslak sabunlu bezle siliniz.
    • İç tabanlık eskimiş ise değiştiriniz. (6 ayda bir değiştirilebilir)
    • Dış yüzeyinin korunması için ayakkabınızı sık sık boyatınız.
    • Sandaletler, yüksek topuklu ve sivri burunlu ayakkabılar giymeyiniz. Bu tür ayakkabılar ayaklarınızın aşırı basınç altında kalmasına neden olur ve bu bölgelerde derinin ezilmesine yol açar.
    • Ayaklarınız sabahki büyüklüğünü gün boyu koruyamazlar, şişerler. Bu nedenle ayakkabı almaya öğleden sonra gidiniz.Yeni ayakkabı aldığınızda gün içerisinde en fazla 1-2 saat süreli giymeye çalışarak, ayaklarınızın ayakkabıya alışmasını sağlayınız.
    • Basınç alanlarını rahatlatmak için mümkünse gün içerisinde ayakkabılar değiştirilmelidir.
    • Egzersiz yapacağınız zaman, koşu ve yürüyüş ayakkabıları giyiniz.
    • Ayaklarınızda şekil değişikliği veya yara varsa ,buna uygun ısmarlama ayakkabı yaptırmayı düşünebilirsiniz.

    AYAKLARDA YAŞANAN SORUNLARA YÖNELİK TEDAVİ NASIL OLUR?

    Ayakta oluşan yara ve enfeksiyonun çeşidi, derinliği ve büyüklüğüne uygun tedavi yaklaşımları vardır. Uzmanlar tarafından (Endokrinolog, Dermatolog, Plastik cerrah,Kalp ve Damar cerrah, Ortopedist, Enfeksiyon hastalıkları uzmanı) sorununuza yönelik gerekli tedavi planı düzenlenir.

    İlk ve en önemli tedavi, sıkı kan glukoz kontrolünün devamlılığının sağlanmasıdır. Bu devamlılığın sağlanması için, öncelikle diyet programının yeniden düzenlenmesi ve diyabete yönelik almış olduğunuz tedavinin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

    Bu nedenle doktor kontrollerinize düzenli olarak gidiniz.Ayak sağlığınızı önemseyerek gerekli bakımlarınızı ihmal etmeyiniz.

    Sağlıklı bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle….

    DİKKAT…!

    • Kesinlikle sigara içmeyin.Sigara kullanımı damar ve sinir sistemine oldukça fazla zarar verir.
    • Diyabetle yaşamda; Diyet,egzersiz ve doktorunuzun size önermiş olduğu tedaviyi uygulayabilmenizin yanı sıra, kendinizi takip ederek bakımlarınızı yapmanız, yaşamınızı sağlıklı sürdürebilmeniz için büyük önem taşır.
    • Erkek ve kadın diyabetik hastaların yaklaşık %5 ‘in de parmak veya ayak kesilir.Bu kötü sonuç, iyi bir kan şekeri kontrolü ve günlük ayak bakımı ile çoğu kez önlenebilmektedir.
    • Ayağınızda sorun gözlemlediğinizde ilk iş olarak doktorunuza başvurunuz.

    DİYABETİK AYAK ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR.

  • Evcil hayvanlar nasıl alerji yapar?

    Ev içi alerjenlerin en belli başlıları ev tozu akarları, küf ve hayvan tüyleridir. Aslında “hayvan tüyü” demek sadece yerleşmiş bir ifade biçimidir. Çünkü alerjiye yol açan o uzun tüyler değildir.

    Bir maddenin alerjen olabilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekir. Ayrıca hangi organda etki edeceğine göre de değişir. Göz, burun, deri gibi dışa açık organlarda allerji yapacak olan alerjenler, büyük parçalar halinde olabilir. Hatta deri için çok büyük maddelere sürtünmekle bile allerji olabilir. Solunum yolunda etki edebilmesi için 5 ile 60 mikron büyüklüğünde olmalıdır. Daha küçük parçalar, alerjen özelliği gösteremez, solunum yolunda ilerleyemez. Daha büyük parçalar; burun kılları, burun boşluğu, ağız boşluğu gibi üst solunum yollarını geçemez . Alt solunum yoluna ulaşan bu maddeler, oradaki koruyucu hücreler tarafından alınıp işlem görür ve alerjik reaksiyonu başlatır.

    5-60 mikron büyüklük; çıplak gözle kolay kolay görülemeyecek bir büyüklüktür. Bazen bir perde aralığından odaya güneş ışığı huzmesi girdiğinde; o ışık huzmesi içinde toz gibi kaynaşan partiküller görürüz. İşte onlar bahsettiğimiz boyuttaki parçalardır. Yani özellikle üzerine ışık tutulmazsa çıplak gözle görülmezler. O zaman da sakınma sadece tahminlerle yapılır.

    Gelelim konumuza; hayvanların allerji yapma mekanizmasına. En iyi örnek kedilerde görülür. Kediler devamlı olarak yalanarak tüylerini temizler. Bu sırada pürtüklü dillerinden tüylere bulaşan ve son derece yapışkan olan tükrük parçacıkları tüyün üzerinde kalır. Orada kurur, bu kez havaya karışır. Ev içindeki hava akımları ile evin her yerine dağılır. Kuru iken hareket eden bu partiküller, insan nefes alırken nefes borusuna, göze, buruna girince tekrar ıslanır, şişer, yapışkan ve alerjen özelliği alevlenir. Moleküler yapısının özelliği nedeniyle de alerjik reaksiyonları şiddetle uyaran bir özelliği vardır. Sağa sola yapışan bu alerjen zerrecikler, yapışkan özelliği ile vakumlu elektrik süpürgelerine bile direnir, havada uçar ve ortamda varlığını korur. Tüm bu partiküllerin yok olabilmesi için, kedi evden gitse bile sık sık temizlik yapılarak ancak 2 ayda kurtulmak mümkün olur. Hayvan evde yaşadığı sürece, yeni alerjenleri ortaya saçan bir kaynak görevi görür. Bu partiküller, alerjik yapıya sahip olmayan bireylerde zarar vermez, vücut tarafından tolere edilir. Ancak alerjisi olan bireyin solunum yoluna girince şiddetli belirtiler yapar.

    Aynı mekanizma, sadece salyalarla değil, hareket ettikçe yere dökülen deri döküntüleri; kepek ile de olur. Tüm canlılarda deri, alttan gelen taze hücrelerle devamlı yenilenir. Üstteki ölü deri hücreleri kepek şeklinde dökülüp durur. Bu dökülme, tüylü hayvanlarda çok daha fazladır. Kafesin içinde çırpınan kuşun deri döküntüsü, kafeste yaptığı dışkının kuruyup havaya saçılması, ağzı açık evde koşup oynarken salyasını oraya buraya akıtan köpeğin tüyü, salyası, kepeği, kapalı mekanda da beslense aynen alerjenlerini ortaya salan diğer fare, sincap ve benzeri tüylü hayvanlar, hep allerji kaynağı olabilir.

    Yemek kırıntılarının ortalığa dökülmesi ile davet edilen hamamböceği, küçük kara böcekler de bir yandan etrafa dışkı bulaştırırken, bir yandan kapı pervaz kenarların, duvar çatlaklarına vs. girip sıkışır, orada kurur ve etrafa devamlı partikül alerjen saçan bir kaynak haline döner.

    İstenmeyen hayvanlarda korunmak için temizlik kuralları kabaca yeterlidir. Ama evcil hayvanı hem evde beslemek, hem de alerjisinden sakınmak söz konusu olamaz. Allerjisi olanların evde tüylü hayvan beslememesi gerekir. Eve hayvan bir kez geldi mi, evin bir ferdi gibi olacağından, onu göndermek çok zordur. Ben kolay kolay evde yaşamasına alışılmış bir hayvan için “onu evden gönderin” demem. Çünkü bilirim ki gönderilemez. Arada kurulan duygusal bağ o kadar kolay yıkılmaz. Onun içindir ki evde hayvan yokken “ aman almayın” derim.

    Tüm çocuklarımıza hayvanlarla iç içe yaşayabilecekleri alerjisiz günler diliyorum. Sevgilerimle.

  • Atopik dermatit klinik bulgular

    AD tipik olarak bebeklikte başlar. Yoğun kaşıntı ve deri hiperreaktivitesi AD in en önemli bulgularındandır. Kaşıntı genellikle geceleri artar. Deride kaşıntı nedeniyle oluşan sıyrıklar ve soyulmalar egzematöz cilt bulgularının uzamasına ve daha kalıcı olmasına neden olur. Besinler, inhalan alerjenler, bakteriyel enfeksiyonlar, nemliliğin azalması, aşırı terleme ve yün, akrilik, sabun ve deterjanlar gibi irritanlar, kaşıntı ve çiziklerin oluşumunu arttırabilir.

    Akut AD te deri lezyonları şiddetli kaşıntılı eritematöz papüller, ödem, küçük veziküller, erozyonlar şeklinde olup, sızıntı ve kabuklaşma dikkati çeker, deri ıslak ve nemlidir. Subakut fazda ek olarak hafif pullanma, deride kalınlaşma (likenifikasyon) ve ekskoriasyonlar vardır. Kronik fazda ise eritem minimaldir ve likenifikasyon belirgindir.

    Kronik AD li olgularda klinik tablonun bu 3 evresi aynı anda görülebilir. Olguların çoğunda deri kuruluğu hayatın ilk günlerinden itibaren dikkati çeker. Deri bulgularının dağılımı hastaların yaşına ve hastalığın aktivite derecesine göre değişmektedir.

    Süt çocukluğu döneminde (infantil dönem 0-2 yaş) bulgular genellikle daha akut görünümlü olup, yüz, saçlı deri ve ekstremitelerin ekstensör yüzlerinde simetrik olarak yerleşmiştir. Özellikle yanaklarda ve çenede sınırlı olma eğiliminde olan tipik eritem, kuruluk, fissür ve veziküller görülür. Periauriküler fissürler bu yaşlarda sıktır ve tanı koydurucu bulgulardandır. Emekleme ile birlikte sürtünmeye bağlı şiddetli kaşıntılı erupsiyonlar, önkol ve bacakların ekstensör yüzlerine, bileklere ve alına yayılır. Bu dönemde dermatit genellikle diyete inek sütü, buğday unu, yumurta gibi besinlerin eklenmesi sonucunda gelişir. Sekonder deri enfeksiyonlar görülebilir. Diaper bölgesinde genellikle tutulma olmaz. Bu dönemdeki olguların yaklaşık yarısı 2 yaşına kadar tamamen iyileşirken, geri kalan kısım ise AD in çocukluk dönemine geçer.

    Çocukluk döneminde (2–12 yaş) döküntüler antekübital, popliteal kıvrımları, boyun ve bilekleri tercih eder, bu bölgelerde daha çok likenifikasyon ve bazen hiperpigmentasyon dikkati çeker. Ellerin tutulumu ve tırnak değişiklikleri sıktır.

    Adölesan ve erişkin yaş grubunda (12-18 yaş) kaşıntı ve likenifikasyon ön plandadır, lezyonların dağılımı çocukluk dönemine benzer, ayrıca boyunda, yüzde, gövdenin üst kesiminde daha sıktır. Özellikle terlemenin fazla olduğu yerlerde kaşıntı fazladır.

    LABORATUVAR BULGULAR :

    AD tanısında kullanılacak spesifik laboratuvar testleri yoktur. AD li olguların çoğunda periferik kanda eozinofil sayısı (% 5-20) ve serumda total IgE düzeyleri (olguların % 80 inde) yüksektir. Serum spesifik IgE değerlendirilmesi ile hastaların duyarlı oldukları alerjenler belirlenebilir. Besin allerjisi düşünülüyorsa ; Deri testi, spesifik IgE testi , besin eliminasyonunu takiben besin yükleme testleri yapılabilir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan

  • Atopik dermatit immünopatogenez

    Atopik Dermatit (AD), kendisinde yada ailesinde atopik hastalık bulunan çocuklarda ortaya çıkan oldukça kaşıntılı döküntülerle karakterize, kronik seyirli, tekrarlayan, inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Dünyada genel olarak çocukların % 1-20 kadarını etkilemektedir. AD her yaşta başlayabilirse de, genellikle olguların % 60 kadarında ilk yaş içinde, % 85 kadarında ise ilk beş yaş içinde başlamaktadır. Genetik olarak atopi riski taşıyan çocuklarda alerjik yürüyüş olarak anılan tablonun ilk klinik hastalığı olarak dikkati çeker. Genetik yatkınlığa ek olarak, çevresel etkenler ve immünolojik faktörler AD patogenezinde etkilidir. AD li olguların çoğunda serumda IgE düzeyi yükselmiştir ve periferik kanda eozinofili bulunur. AD li olguların % 80 kadarında bronşial astım veya alerjik rinit ortaya çıkar.

    İMMÜNOPATOGENEZ

    Atopik Dermatit de deri bariyer fonksiyonu bozukluğu mevcut olup, çevresel alerjenlere ve mikroorganizmalara karşı aşırı T hücre cevabı ile ortaya çıkan kronik deri inflamasyonu mevcuttur. AD in iki formu tanımlanmıştır. Atopik dermatit, IgE aracılıklı bir klinik tablo olup hastaların % 70 – 80 kadarı bu formda yer alırlar. Non-atopik dermatitte ise IgE aracılığı yoktur, hastaların % 20-30 kadarında görülen bir tablodur. Her iki form eozinofili ile birliktedir. AD te hafıza T hücreleri deri homing reseptörü kutanöz lenfosit-assosiye antijen (CLA) eksprese ederler ve T helper (Th) 2 sitokinler, interlökin (IL)-4, IL-5 ve IL-13 sentezlerler. Bunlardan IL-4 ve IL-13 plazma hücrelerinden IgE sentezini uyarır. Ayrıca vasküler endotel hücrelerden adhezyon moleküllerinin ekspresyonunu arttırarak eozinofil infiltrasyonunu kolaylaştırırlar. IL-5 eozinofil üretiminde, aktivasyonunda ve yaşam süresinin uzamasında etkilidir. Ayrıca CLA + T hücreleri oldukça düşük miktarda interferon (IFN) gamma üretirler. IFN gamma bir T h1 tipi sitokin olup, Th 2 tipi yanıtın baskılanmasında etkilidir. Non-AD te IL-4 ve IL-13 sekresyonu Atopik Dermatitten daha düşüktür.

    Sağlıklı kişilerle karşılaştırıldığında AD li olgularda akut lezyonlu deride ve sağlam görünen lezyonsuz deri bölgelerinde IL-4 ve IL-13 eksprese eden hücrelerde artış gösterilmiştir. Akut AD te IFN gamma ve IL 12 ekspresyonu azdır. Kronik AD te deri lezyonlarında pek çok hücrede IL-5, GM-CSF , IL-12 ve IFN gamma ekspresyonu artmıştır. Kronik AD deri lezyonlarında eozinofillerde, imflamatuvar dendritik epidermal hücrelerde ve makrofajlarda IL-12 nin artmış ekpresyonu kronik AD te Th1 cevabı başlatmada önemli rol oynamaktadır. Kronik AD te Th 1 hücrelerin inflamatuvar etkiyi potansiyalize ettiği düşünülmektedir. Kronik lezyonlardaki persistan deri inflamasyonu, derideki yükselmiş IL-5 ve GM-CSF ekspresyonu ile ilişkili olabilir ve bu durum eozinofillerin, monosit makrofajların ve langerhans hücrelerinin yaşam sürelerini uzatır.

    Atopik Dermatitte te akut deri lezyonları spongiosis ile karakterize olup epidermiste belirgin intraselüler ödem vardır. Akut lezyonlarda belirgin perivenüler T hücre infiltrasyonu mevcut olup ayrıca bir miktar monosit makrofaj bulunmaktadır. Mast hücre sayısı normaldir ancak değişik oranlarda mediatör boşaltmış hücreler bulunmaktadır. Kronik likenifiye lezyonlar ise belirgin hiperkeratoz ve minimal spongiosis gösterirler. Etkilenmiş deride Th 2 sitokinler keratinosit apoptozisini arttırırlar. Mast hücre sayısı ve eozinofil sayısı artmıştır. Eozinofiller çeşitli sitokin ve mediatörler sekrete ederek alerjik inflamasyona ve reaktif oksijen ürünleri ve toksik proteinler serbestleyerek doku hasarına katkıda bulunurlar.

    Prof.Dr.Nihat Sapan

  • Yenidoğan bebekler için vücut bakımı

    KONAK

    Görünüşü hiç de iyi olmasa da, konak yenidoğanlarda yaygın olarak görülen zararsız bir saçlı deri hastalığıdır. Bebeğinizde kepek gibi görünen pul pul ve kuru deriyle ortaya çıkan hafif bir durum gelişebileceği gibi, sarımsı, yoğun, yağlı, soyulan veya kabuk bağlayan yaralarla beliren daha şiddetli bir durum da görülebilir.Konak doğumdan sonraki iki hafta ila üç ay aralığında herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir ve genellikle birkaç ay içerisinde kendi kendine geçer. Çoğunlukla 6-7 aydan sonra görülmez.

    Konak, yağ üreten bezlerin çok fazla yağ üretmesi ve kuruyan ve pul pul dökülen yağlı yaralarının oluşumuna neden olmasıyla ortaya çıkar.Annenin doğum sırasında ürettiği ve çocuğuna geçirdiği ilave hormonların yağ bezlerinde üretim artışına yol açması sonucu oluşur.

    Bebeğinizin vücudundaki hormonlar ilk birkaç aydan sonra dengelendiğinde, bu sorun da ortadan kalkar. Soyulmalardan kurtulmaların en iyi yolu, bebeğinizin saçını yumuşak bir bebek şampuanıyla her gün yıkamaktır.

    Öncelikle, bebeğinizin başına parmaklarınızla veya yumuşak bir sabun beziyle masaj yaparak, soyulmaları yumuşatmaya çalışın. Şampuanı durulamadan önce, gevşek kabukları temizlemek için bebeğinizin saçını yumuşak bir bebek tarağıyla tarayın.

    Kabukları yumuşatmak için bebeklerinin saçlı derisine zeytin yağı veya bebek yağı sürülebilir. Ancak bu her zaman yararlı olmayabilir ve konağı artıradabilir..Konakı eninde sonunda kendi kendine geçecektir. Bununla birlikte, rahatsızlık devam eder, kötüleşir veya yayılırsa doktorunuza danışın. Doktor ilaçlı şampuan veya kortizon kremi yazabilir.

    Tırnaklar

    Bebeğinizin tırnakları sizinkilerden daha yumuşak ve bükülmeye daha müsait olabilir ama bu sizi yanıltmasın, bebeğinizin tırnakları oldukça keskindir ve sağa sola sallanan uzuvlarını çok az kontrol edebilen yenidoğan, etrafını keşfetmek için uzanırken rahatlıkla kendi yüzünü (veya sizin yüzünüzü) çizebilir.Yenidoğanın tırnakları çok hızlı uzadığından, bunları haftada birkaç kez kesmeniz gerekebilir.

    Ayak tırnaklarını bu kadar sık kesmeniz gerekmez. Bazı ebeveynler bebeklerinin tırnaklarını ısırıp kopararak düzeltiyor olsa da, bu uygulama enfeksiyona yol açabilir. Burada en iyi strateji, bir bebek makası veya tırnak makası almak ve bu işi birinin yardımı ile yapmaktır. Biriniz bebeği tutup, çok fazla hareket etmesini önlerken, diğeriniz tırnaklarını kesebilir. (Bu işi bebeğinizin daha sakin olduğu beslenme veya uyuma zamanında denemek daha akıllıca olabilir.)

    Deriyi kırpmamak için parmak pedini tırnaktan uzak bir noktaya bastırın ve tırnakları keserken çocuğunuzun elini sıkıca tutun.Bebeğinizin parmağını kazayla tutmaktan veya kesmekten korkuyorsanız, makas yerine yumuşak bir zımparalı tırnak törpüsü kullanabilirsiniz.

    GÖBEK BAĞI

    Bebeğiniz doğduktan sonra, göbek bağı sıkıştırılır ve vücuda yakın bir yerinden acısız bir işlemle kesilir. Göbek bağından kalan kısmı kuruyana ve düşene kadar mümkün olduğunca temiz ve kuru tutun.

    Bu süreç genellikle 10 ila 21 gün alır. Göbek bağı düştükten sonra, ortaya nispeten açık bir göbek deliği çıkar. Bu deliğin tamamen iyileşmesi birkaç gün alacaktır. (Göbek düştükten sonra, bebeğinizin bezinde biraz kan görebilirsiniz. Bu gayet normaldir.)

    Göbeğin hava alması ve idrarla temas etmemesi için, bebeğinizin bezini güdüğün altından katlayın. Göbek düşene kadar, bebeğinizi küvette yıkamaktan kaçının. Bu sürede, yenidoğanı sıcak havalarda sadece bezi ve gevşek bir tişörtle bırakmak en iyisidir. Böylece sağlanan hava dolaşımı kolay kurumasına yardım eder.

    Göbek düşene kadar, bebeğinize tulum benzeri kıyafetler giydirmekten kaçının.Göbek kalıntısının alkollü pamukla silinmesine dayanan eski uygulamayı artık tavsiye etmiyoruz, çünkü araştırmalara göre göbek alkolle silinmezse daha hızlı iyileşiyor.

    Göbek güdüğünü temiz tutmak için, bebeğinizi süngerle yıkamanız yeterli.

    Ender olsa da, enfeksiyon belirtileri şişme veya kızarıklık, güdüğün tabanında iltihap ve ateş olarak sayılabilir.

    Sünnetli penis

    Yeni sünnet olmuş bir penis için yapmanız gereken tek şey, normal banyo zamanının bir parçası olarak deriyi su ve sabunla temiz tutmaktır. Hem sünnetli hem de sünnetsiz erkek bebeklerde köpük banyosundan kaçınmak gerekir.

    Köpük banyosu penis dokusunu kurutabilir ve tahriş edebilir. Sünnetten sonraki birkaç gün sonra, penis biraz tahriş olmuş gibi görünebilir ve peniste sarılaşmış doku fark edilebilir. Bu aslında penisin normal süreciyle iyileştiğini gösteren iyi bir işarettir.

    Sünnet bölgesi ender olarak enfeksiyon kapar. Enfeksiyon belirtileri uzun süreli kızarıklık, penis ucunda şişme ve penisin sonuna doğru içi sıvı dolu, kabuklaşmış sarı yaralar olarak sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, hemen doktorunuzu arayın.

    Sünnetsiz penis

    Sünnetsiz bir erkek çocuğun temizliğini veya banyosunu yaparken, sünnet derisini çekmeye ve altını temizlemeye çalışmayın. Penisin dışını diğer tüm vücut parçalarındaki gibi temizleyin.

    Bebeğin kendi özelliklerine bağlı olarak, sünnet derisinin penisten ayrılması ve çekilebilir hale gelmesi haftalar, aylar veya yıllar alabilir. Bu gerçekleşene kadar, deriyi zorlamayın.

    Vajina bölgesi

    Kız bebeğin vajina bölgesi için yapmanız gereken tek şey bez değiştirme ve banyo sırasında nemli, temiz bir bezle silmektir. Bebeğinizin poposundan vajinasına bakteri bulaşmasını önlemek için, önden arkaya doğru silmeye dikkat edin. Derisinin katlarını ve kıvrımlarını da nazikçe temizlediğinizden emin olun.

    Yenidoğanda genital bölge

    Bebeğiniz kız da olsa erkek de olsa, genital bölgesinde şişkinlik ve kızarıklık görebilirsiniz. Kız çocuklarında şeffaf, beyaz veya biraz kanlı bir akıntı olabilir. Bütün bu belirtiler, hamilelik sırasında hormonlara maruz kalmanın normal bir sonucu olarak ilk birkaç hafta görülebilir.

    Bu belirtiler, altı hafta içerisinde ortadan kalkmazsa, bir sonraki kontrolde bunları bebeğinizin doktoruna anlatın.

  • Ailesinde alerji olan bebeklerde risk var mı?

    En son yapılan araştırmalar bütün dünyada alerji sıklığının arttığını, insanların %30-40’ının yaşamlarının bir evresinde alerjiden etkilendiğini göstermektedir, ailesinde alerji olan bebeklerde alerji riski %70’e kadar çıkmaktadır. Son çalışmalar özellikle çocuklar arasında besin alerjileri sıklığında önemli bir artış olduğunu göstermiştir. Ailede alerji olması çocuklardaki riskin artmasına neden olmaktadır. Ailesinde alerji olmayanlarda risk %20-30 kadarken, anne, baba veya kardeşlerden birinde alerji olması alerji riskinin %40-50’ye çıkmasına, ikisinde alerji olması ise riskin %60-70’e yükselmesine neden olmaktadır.

    Alerji Tanısı Nasıl Konulur?

    Alerji tanısı çeşitli kan tetkikleri ve alerjik deri testleri ile konulur. Kliniğimizde hem deri testleri hem de kan tetkikleri yapılabilmektedir. Deri testleri kliniğimizde kolayca yapılabilen testlerdir. Her yaş grubuna yapılabilir, bir günlük bebeğe bile uygulanabilir. Halk arasında küçük çocuklara test yapılmaz gibi bir kanı vardır. Bu tamamen yanlış bir şeydir.

    Çocuklarda alerji testleri ile ilgili en önemli şey testin mutlaka Çocuk Alerji Uzmanı tarafından yapılması ve değerlendirilmesi gerekliliğidir. Çocuk Alerji uzmanı tarafından yapılmayan testler güvenilir değildir. Deri testleri acı vermez, cilt üstüne genelde sırt ve/veya kollara yapılır. Yaş gruplarına ve şikayetlere göre hangi deri testinin yapılacağına Çocuk Alerji Uzmanı karar verir. Test hemen yarım saat içinde sonuç verir bu da doğru tedavinin hemen başlayabilmesi için çok önemlidir.

  • Karmaşık hipospadias

    Karmaşık hipospadias terimi İngilizcedeki crippled (sakat) hypospadias sözcüklerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Genel olarak karmaşık hipospadias, hipospadias nedeni ile uygulanmış başarısız bir veya birden fazla ameliyat sonrasında kabul edilemeyecek derecede işlev ve görünüm bozukluğu olan, onarımı başlangıçtaki haline göre çok daha zor olan, önceden tüketilmiş olduğundan onarım için yeterli dokusu bulunmayan standart dışı hipospadias olgularını tanımlamada kullanılır. Bu olgular genellikle ağır (proksimal) hipospadias onarımları sonrası görülmektedir. Ancak distal hipospadias onarımları sonrasında oluşan komplikasyonların yineleyen başarısız girişimleri de benzer durumlara yol açabilmektedir.

    Hipospadias onarımı sonrası elde edilen sonucun farklı kişilerce farklı şekilde değerlendirilmesi ne yazık ki karmaşık hipospadias olguları konusunda da görüş ayrılıklarına neden olmaktadır. Hipospadias onarımında tek amacın meayı glans ucuna taşımak olması hastayı skarlı, asimetrik, girintili-çıkıntılı, derisinde sütür tünelleri olan, çevreye saçarak işeyen, ereksiyonda rezidü kordisi olan bir penisle yaşamaya mahkum edebilir. Oysa bir çok cerrah bu penisi bir karmaşık hipospadias olarak kabul edecektir.

    Anne-baba çoğu zaman durumu yeterince anlayamaz. Sorunlar genellikle ergenlik dönemi ve sonrasında cinsel hayata sahip olmasıyla ortaya çıkar. Psikolojik ve fizyolojik işlevler olumsuz etkilenebilir. Ne yazık ki o dönemde hasta artık çocukluk çağından çıkmıştır ve çare için başvuracağı hekimlerin çoğu bu yaşta, bu tür komplikasyonları tedavi etme konusunda yeterli deneyimden yoksundur. Son yıllarda bazı ülkelerde, çocuk yaştayken hipospadias onarımı uygulanmış erişkin hastalardaki komplikasyonlarla ilgilenen özel merkezler kurulmuştur. Bu merkezlerin raporları dikkat çekici olup, çocuk cerrahisi ile uğraşan hekimler için bir uyarı niteliğindedir.

    Karmaşık hipospadias olgularında görülen sorunlar

    Asimetrik glans ve penis gövde derisi

    Glans ve penis gövdesinde düzensiz, kötü skarlar, sütür izleri, sütür tünelleri

    Alacalı, üniform olmayan deri rengi ve elastisitesi

    Derialtında yapışıklıklara bağlı kasma, gerilme ve gamzeler

    Meanın normal yerinde ve yarık şeklinde olmaması

    Penisin farklı bölgelerinde deri fazlalıkları olması

    Penis gövde derisinde kıl büyümesi

    Üretra darlıkları

    Üretra divertikülleri (megaloüretra, üretrosel)

    Üretra açıklıkları

    Üretrada fistüller

    Üretrada kıl büyümesi, taş oluşumu

    Üretra prolapsusu

    Balanitis xerotica obliterans (BXO)

    Rezidi kordi olması (30 dereceden fazla)

    Penis gövdesinde torsiyon (rotasyon) olması (30 dereceden fazla)

    Penis gövdesinde lateral kurvatür (sağa veya sola eğrilik) olması

    Penis gövde derisinin yetersizliği (penisin ereksiyonda yeterli boya ulaşmasını engeller, ağrılı ereksiyona yol açar)

    Yoğun ventral skar dokusu nedeniyle penisin kısalması

    Peniste duyu kaybı

    Deri nekrozu nedeniyle sekonder iyileşme sonucu yoğun skar

    Kavernöz cisimciklerin bir veya ikisinin kısmi kaybı

    Glans kaybı, atrofisi, boyut azalması

    KARMAŞIK HİPOSPADİASIN OLUŞMA NEDENLERİ

    İlk sırada cerrahi hatalar gelmektedir. Cerrahın deneyimsizliği, bilgi eksikliği, dikkatsizliği ve olguyu gerçekte olduğundan daha hafife alması hataların nedenleridir. İlk onarımı başarısız olmuş bir cerrahın yapacağı en büyük hatalardan birisi, hasta ailesine durumu olduğundan hafif göstermeye çalışmaktır. Buna aile kolayca inanır ve tepkileri baskılanır. Ancak, buna cerrah kendini de inandırırsa, olayı büyütmemek adına ikinci ameliyatta yapması gereken işlemlerin bir kısmını yapmaktan çekinebilir. Ardı ardına yineleyen komplikasyonların birçoğu bu nedenle ortaya çıkmaktadır. Örneğin sık yapılan bir yanlış, koronal düzeydeki 1-2 mm. çaplı bir üretral fistülü, oluşma nedenini irdelemeden, küçük bir çevresel insizyonla, üzerine sağlıklı doku getirmeden sütüre etmektir. Bazen küçük görünen bir fistülün çapı, normal üretra duvarına ulaşıncaya kadar disseke edilip ayni seviyeden trakt eksize edildiğinde başlangıçtakinin birkaç katına çıkabilir. Sütürle yaklaştırılan yara dudaklarının iyileşebilmesi, beslenmenin yeterli olmasına bağlıdır. İnce duvarlı, skarlı, aşırı sıkılmış sütürlerle dolaşımı bozulmuş yara dudaklarının iyileşmesi mümkün değildir ve fistülün yinelemesi kaçınılmazdır. Bu temel prensiplere dikkat edilmeden yapılan bir onarımın çevre dokularla desteklenmeye çalışılması yineleme riskini azaltsa da ortadan kaldırmaz. Bu başarısız fistül onarımının sonraki denemeleri benzer şekilde yapılırsa giderek üretra çapı incelecek ve fistüle ek olarak üretrada darlık da ortaya çıkacaktır. Artık onarım için üretranın ilave doku ile normal çapa getirilmesine gereksinim vardır. Eğer ilk ameliyatta sünnet derisinin tamamı alındı ise, girişimin boyutları ağızdan mukoza grefti alınmasına kadarilerleyebilir ve böyle bir olguda artık bir karmaşık hipospadiastan söz edilmesi gerekecektir.

    KARMAŞIK HİPOSPADİAS OLGULARINDA TEDAVİ PRENSİPLERİ

    Amaç olabildiğince normal bir penis elde edilmesidir. Bu hastalar standart dışı olduğu için hipospadias cerrahisinde kullanılan standart manevra ve teknikler yetersiz kalabilir. Çünkü dokular skarlı, elastikiyetini yitirmiş ve çoğunlukla yetersizdir. Bu olguların cerrahisi sırasında her zaman beklenmedik durumlar ortaya çıkabilir ve cerrah karar vermekte zorlanabilir. Sadece fistül yakınması ile başvuran bir hastada ameliyat sırasında üretrada darlık, rezidü kordi, skrotal flep kullanılması nedeniyle üretrada kıl büyümesi gibi ciddi sorunlar cerrah tarafından fark edilebilir. Bunlara dokunmadan sadece fistülü kapatmak hastanın gelecekte tekrar başka yakınmalarla gelmesine neden olacaktır. Zaten bu hastalarda sadece fistül kapatılması da genellikle başarısız sonuçlanır. Böyle bir durumda aileye uygun açıklama yapılarak hasta için gerekli olan onarımın onların beklentisinden daha büyük boyutlu olduğu anlatılmalıdır.

    Karmaşık hipospadias olgularında kordi ilk operasyonda yetersiz düzeltilmiş olabileceği gibi, sonradan gelişmiş yoğun fibrozise de bağlı olabilir. Başlangıçta yapılan ereksiyon testinde düzeltilmesi gereken (30 dereceden büyükse) ventral kordi varsa, önce derinin skrotuma kadar sıyırılması (degloving) gerekir. Bu işlem sırasında penisi örten derinin aşırı inceltilmesinden kaçınılmalıdır. Komplikasyon sonucunda açılmış olan yeni üretra çevresindeki skarların eksizyonu ile kordi düzelmez ise üretral plağın durumu tekrar değerlendirilmelidir ve koruma ya da eksizyon arasında bir karar verilmelidir. Çünkü dorsal plikasyon yapılarak kordinin düzelme şansı varsa üretral plağın korunma olasılığı olabilir.Eğer elastik, iyi damarlanmış, normal renkte ve yeterli büyüklükte bir plak ise bunu koruyarak tübülerize etmek mümkündür. Bu tübülerizasyon öncesinde gerekirse çapı arttırmak için TIP insizyonu da yapılabilir, ancak bu işlem iki defadan fazla denenmemelidir (redo TIP).

    Bazı hastalarda ise ventral deri yeniden üretra yapmaya elverişli değildir. Ayrıca kordi nedeniyle penis gövdesinde serbestleştirme gerekebilir. Bu durumda ventraldeki işe yaramayan dokular korpuslara kadar temizlenir. Korpuslara ulaşıldığında kordi hala düzelmemiş ise transvers kesiler (ventralde saat 3-9 arası uzunluğunda 1-3 adet korporotomi) yapılabilir. Son yıllarda daha sık uyguladığımız bu yöntemde kesiler yüzeyel olup kesilen alanlara korporal greft gerekmemektedir. Bunun ardından da genellikle dorsal orta hat plikasyonu ile kordinin tamamen düzeltilmesi sağlanır. Bu şekilde kordi düzeltildikten sonra korpusların üzerine bir greft yerleştirilir ve 6 ay sonra yeni üretra oluşturulur. Bu greft için varsa sünnet derisi, yoksa ağız mukozası en uygun seçeneklerdir. Ameliyatı tek seansta bitirmek amacıyla ilk girişimde greftin hemen tübülerize edilmesi önerilmez. Bu uygulama greftin tutma şansını azaltmaktadır. Üretranın üzerinin varsa spongiöz doku ile kapatılması fistül ve üretra açılması komplikasyonlarını azaltabilir. Distal hipospadias onarımında iyi bir spongioplasti yapılırsa dartos benzeri ilave destek fleplerine de gerek kalmadığı ileri sürülmüştür.

    Karmaşık hipospadias olgularında kullanılabilecek cerrahi girişimler genelde primer onarımlarda kullanı- lan, benzer şekilde ya da bazen bir miktar farklı olarak uygulanan manevra ve tekniklerdir.

  • Genital bölge travmaları (perineal travmalar, skrotum, penis ve perine yaralanmaları):

    Kız çocuklarında genital bölge yaralanmaları çocuğun genellikle sert bir yere bacakları açık bir şekilde düşmesi şeklindeki travmalar sonucu olabileceği gibi, trafik kazaları, seksüel saldırılar veya delici-kesici aletlerle oluşan penetran yaralanmalar sonucunda da oluşabilir. Yenidoğan bebeklerde doğum travması sonucu oluşabilir. Yaralanmanın derecesi aktif kanaması bile olmayan basit bir laserasyondan pelvik kemikler, üretra, vagen ve rektumunda yaralanmaya katıldığı geniş yaralanmalara kadar değişebilir. Bu tür travmalarda çocuğun korkusundan dolayı yaralanmanın derecesini anlamak genellikle zordur. Bu nedenle genel anestezi altında muayene en güvenilir yoldur. Mesane, rektum ve peritoneal kavite (karın içi) ile ilişkili bir perforasyondan şüphelenilirse vaginal muayene yapılmalıdır.

    Sistoskopi, vaginoskopi veya rektoskopide gerekli olabilir. Basit laserasyon (yırtık) şeklindeki yaralanmaların emilebilen dikişlerle primer kapatılması genellikle yeterlidir. Ödem sonrası gelişebilecek bir işeme zorluğunun önüne geçmek için sonda takılabilir.

    **Kızlarda genital yaralanmalar anatomik yerleşimlerine göre ele alınabilir.

    Vulvada (vagina dış bölümü) görülen yaralanmalar: Hematomlar, yuvarlak, sert, ekimotik, hassas bir kitle olarak ortaya çıkar.

    Vajinal yaralanmalar: Genellikle delici bir yaralanma sonucu görülür. Yaralanma mukozada yüzeyel bir zedelenmeden, pelvis derinliklerine ulaşan bir yırtılmaya kadar değişebilir. Mesane ve rektum gibi çevre dokuların bütünlüğü kontrol edildikten sonra, gerekli cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Vajina içine yerleşmiş bir hematom tespit edildiğinde, lezyonun büyüklüğüne göre karar verilir. Küçük hematomlarda kendiliğinden kaybolması için beklenebilirken, büyümekte olan bir hematom cerrahi yolla boşaltılmalı, kanamaya neden olan damarlar bağlanmalı ve hemostaz sağlandıktan sonra anatomiye uygun olarak onarılmalıdır. Cinsel taciz olguları genellikle yaşadıkları travmanın yarattığı etki nedeniyle durumu gizlemeyi tercih ederler. Hekim cinsel istismara uğramış bir çocukla karşılaştığında dikkatli olmalıdır. Dış muayene dikkatle yapılmalı, eritem, ödem, morluklar, soyulmaların varlığı, himenin (kızlık zarı) temas edilmiş olup olmadığı tespit edilmelidir. Sıvı veya kıl varlığı gibi nesnel delil niteliği taşıyan bulgular değerlendirilmelidir. Anal sfinkter de yaralanmalar açısından incelenmelidir. Gerekli bildirim hazırlandıktan sonra yaralanmaların tedavisi uygun şekilde yapılmalıdır.

    Erkeklerde Genital Yaralanmalar:

    Daha çok künt travmalar sonucu görülen ve skrotum (torba) ile testislerin (yumurtalıkların) daha sık etkilendiği yaralanmalardır. Hafif bir travma bile skrotumda belirgin ödem ve ekimoz gelişmesine yol açabilir ve muhtemel bir testis rüptürünü anlamak zor olabilir. Ultrasonografi ile yaralanmanın ne kadar derinlikte olduğu anlaşılabilir.

    Bunun yanısıra skrotumun açıldığı, testislerin skrotum dışına çıktığı, bazende testislerin tamamen ayrıldığı durumlarla karşılaşmak mümkündür. Bu gibi durumlarda çok iyi yara temizliği yapılarak anaerob enfeksiyon zemini ortadan kaldırılmalı ve eğer testislerde yırtılma varsa en kısa sürede gerekli doku temizliğini takiben testiler dikilmelidir. Skrotumda cilt defekti varsa enfeksiyon yatıştıktan sonra uyluk bölgesinden alınacak deri greftleri ile açık olan alan kapatılmalıdır.

    Penis yaralanmaları: Basit cilt lezyonları ve daha derindeki penis dokularına ait yaralanmalar görülebilir. Böyle durumlarda eğer hematom (kan pıhtsı) varsa boşaltılmalı ve yaralanmış olan derin dokular dikilmelidir. Penisteki cilt defektleri de daha sonra gelişebilecek eğrilik ve kısalmanın önüne geçmek için mutlaka greft teknikleriyle kapatılmalıdır. Penisteki sık yaralanmalardan bir diğeri ise sünnet derisinin fermuara sıkışması sonucu oluşan yaralanmalardır. Bu hastalarda fermuar lokal anestezi ile kolaylıkla ayrılabilir. Ancak bunun başarılamadığı durumlarda fermuar pantolondan ayrılarak sünnet işlemi uygulanmalıdır. Ayrıca çocuklarda ağaç, merdiven kenarı gibi yerlerden kayma sırasında gelişen sürtünme yaralanmaları şeklinde yaralanmalarda meydana gelebilir. En ciddi penis yaralanma şekli penisin komple amputasyonudur ki bu durumlarda mikrocerrahi yöntemleri kullanılarak onarım denenmelidir. Ayrıca saç telinin penis etrafına kendiliğinden dolanarak penisi sıkıştırması durumunda penisi sıkıştıran saç veya bantın kesilmesi penisin uçta kalan kısmını rahatlatır. Penis genellikle düzelse de nadiren kısmi veya tam amputasyon ya da üretrokutanöz fistüller gelişebilir.