Etiket: Derece

  • Çene estetik analizi

    Çenenin değerlendirilmesi; dudaklar hafif açık, tam kapalı ve gülümseme sırasında fotoğraflanarak yapılmaktadır.

    Çenenin yüzün diğer anatomik alanları arasındaki harmonisine bakılmalıdır. Burun, dudakların çene ile olan uyumu son derece önemlidir.

    Çenenin yapısı cinsiyete, çene kemikleri-yüz problemlere bağlı olarak değişmektedir.

    Çenede kemik yapı ve destek dokusu muayene ile değerlendirilir. Bu değerlendirme tam ortada yapılmalıdır. Çene yumuşak dokusu kalınlığı 8-10 mm dir.

    Alt dudak altında çeneye doğru katlantı bulunmaktadır. Buna labiomental fold denilmektedir. Bu katlantı alt dudak vermilion sınırından 4 mm alt kısımdadır.

    Bu yüzün alt kısmını 2 ye bölmektedir. Üstte alt dudak ve altta çene en önemli anatomik yapılardır.

    Çenenin deformiteleri kemik yapının şekline, yumuşak dokunun kalınlığına yada kas aktivitesinin asimetrisine(dinamik çene asimetrisi) bağlıdır.

    Bazen submental oluğun derinleşmesi ile birlikte çene düz ve aşağı düşmüş olabilir buna Cadı Çenesi deformitesi(düşük çene yerleşimi) denilmektedir. Yaşa ve önceki cerrahi işlemlere bağlı olarak gelişebilmektedir.

    Bazı kişilerde çeneden çene pedi 2 ye ayrılmakta ve üzerinde bir katlantı gelişmektedir. Double chin denilmektedir.

    Profil yüz değerlendirilmesinde çene kemiği ve bunun köşelerinin değerlendirilmesinde hastanın ağzını serbest bırakması istenir. Bu şekilde fotoğraf alınır. Ancak çene ve dişler sıkılarak bir fotoğraf daha alınmaktadır. Çene kapatıldığında bazı hastalarda bu anatomik alanda ve yüzde yumuşak dokularda ciddi değişimler olmaktadır.

    1 resimde hasta relax durumda 2. resimde hastanın çenesini ve dişlerini sıkması ile yumuşak dokularda ciddi değişimler gözlenmektedir.

    Çenenin değerlendirilmesinde bir çok yöntem kullanılmaktadır.

    Subnasalden geçen dik çizgi

    Subnasaleden çizilen dik çizgi çenenin ve üst ile alt dudakların değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Bu çizgini belirlenmesinde ilk basamak hastanın doğal baş pozisyonunun verilmesidir. Üst dudak bu dik çizginin 1-2 mm önünde alt dudak tam çizgi üstünde yada 1 mm gerisindedir. Çenenin en önde görünen yumuşak dokusu olan pogonionun bu çizgi 2mm önünde yada gerisende olması kabul edilmektedir.

    Rish tekniği; Frankfort Horizontal line dik ve alt dudağın vermilion borderuna teğet çizilen çizgi çene için meridyen çizgisidir ve çenenin lokalizasyonunu belirler.

    Legan açısı; glabella –subnasale arasında çizilen çizgi ile subnasale-pogonionçizgisi arasında oluşan açı 12 derece(art eksi 4 derece) dir.

    Gonzales-Ulloa nın tanımladığı çene meridyen çizgisi; Nasiondan geçen ve Frankfort Horizontal line dik çizgi önemlidir. Pogonion çizginin 5 mm içerisine düşmektedir. Pogonion 5 mm den daa fazla içeriye düşebilmektedir. özellikle kadınlarda böyledir. Kişiye kadınsı bir görüntü vermektedir. Retraksiyon 1 cm den fazla ise 1. derece retraksiyon, 1- 2 cm ise 2. derece retraksiyoon ve 2 cm den fazla ise 3. derece retraksiyon anlamına gelmektedir. 1. ve 2. derece retraksiyonlar implantlerle 3. derece ise maxillofacial cerrahi ile düzelmektedir.

  • Başarıya İnanmak

    Başarıya İnanmak

    Eğer yenildiğini sanıyorsan yenilmişsindir.

    Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin.

    Başarmak ister ama başaramayacağını sanırsan,

    Hiç şüphen olmasın başaramazsın!

    Harpte muharebeleri kazananlar,

    Her zaman daha güçlüler veya daha hızlı koşanlar değildir.

    Er veya geç başarmış bir kimse,

    Başaracağına inanmış bir kimsedir.

    Ben asla başaramam diyerek başarılı olmuş kaç insan gördünüz? İnanmak öyle bir güçtür ki dünyanın en büyük zaferlerine kaynaklık etmiştir. 300 spartalının binlerce Pers askerine kafa tutuşunda, 300 Medine’li müslümanın 1000 Mekkeli kureyş askeriyle mücadelesinde Japonya’ nın atom bombasının ardından yeniden dirilişinde ve Almanların iki dünya harbinin en büyük hezimetini yaşan bir ulus olmasına rağmen mucizevî bir şekilde kısa sürede dünya devlerinin arasında yerini almasında inancın müthiş esrarını ve gücünü görürsünüz. Kendi ecdadımızı tek başına milli kahramanımız Seyit Onbaşı özetler. Yarı baygın bir insan nasıl bir güçle ayağa kalkıp 276 kiloyu ilk ve son kez kaldırıp hiçbir mühendislik becerisine de sahip olmadan OCEAN’ın kucağına gönderir. İnancın eşsiz tezahüründen başka nedir bu? Elleri ve ayakları olmayan bir gencin olimpiyat rekorları kırmasını, gözleri doğuştan görmeyen bir öğrencinin Hukuk Fakültesini nasıl kazandığını mı merak ediyorsunuz? O zaman kendinize dönüp inanmanın nasıl efsaneler oluşturduğunu deneyin. Bilimsel araştırmalar insan beyninin sınırlarının tahminimizin de ötesinde işlevi olduğunu gösteriyor. ABD’de Nick isimli bir idam mahkûmuna buz odasında dondurularak öldürüleceği haber verilerek odaya alınır. Sıcaklığın 30 derece olduğu, her on dakikada bir gonk sesi verilerek 10 derece düşürüleceğini haber verirler. Çaresiz ölümü bekleyen idam mahkûmu birinci gonk sesinde çok etkilenmez. İkincisinde sıcaklık 10 dereceye düşmüştür ve yavaş yavaş üşümeye başlar. Üçüncü gonk sesinde titremeye ve acı çekmeye başlar. Dördüncüsünde sıcaklık -10 derecedir ve iyice acıları artar. Bir süre sonra beşinci gonk sesi verilir. Artık mahkûm acıları hissetmemeye başlamıştır ve uykusu gelmeye başlamıştır. Altıncı gonk sesini çekildiği bir köşede duyan mahkûmu biraz sonra içeri giren bilim adamları ölmüş olarak bulurlar. Bilim adamları insan beyninin gerçekten inandığı zaman neleri yapabildiğini ispatlamış oldular. O buz odasında sıcaklık bir derece bile düşürülmemişti. Mahkum infazın olacağına mahkeme kararından ötürü o kadar inanmıştı ki kendi kendini dondurarak öldürdü. Aynı inancın etkisini sıcaklığı +25 olan bir fırında kapalı kalınca yanarak ölen bir işçide görebilirsiniz. Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı. İşte o adam edilecek duanın kabul olacağına tek gerçek inanandı. Madem bu kadar güçlü olan inanma duygusu başarmak için çok mu önemliydi? Evet! Sınav hazırlığındaki bir öğrencinin en güçlü yakıtı inançtır. Bütün hedefe dönük aksiyonların temelidir bu. Kendinize inancınızı kontrol edin. Yeterince inanmıyorsanız yani şüpheleriniz, ciddi korkularınız ve isteksizlik varsa asla işin başına varmayın. Önce İNANÇ! Bunu çözmeden başladığınız her iş yarım kalmaya adaydır. Gerçekten inanıyorsanız hayatın size sunmuş olduğu şampiyonluk fırsatını avuçlarınıza yaklaştırdınız demektir. Geri kalanı aslında bundan daha kolay.  Yolunuz açık olsun!

  • Hava sıcaklığının çocuklara olumsuz etkileri

    Sonuçları “Environmental Health Perspectives” dergisinde yayımlanan araştırma, sıcaklığın 30 derecenin üzerinde olmasının ani ölüm riskini 5 kat artırdığını ortaya koydu.

    Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde olması 1 yaşın altındaki bebeklerde ani ölüm riskini 5 kat arttırdığı tespit edildi.

    Araştırmaya imza atanlardan Nathalie Auger, ideal sıcaklığın 20 derece olduğunu belirterek 24 derecede riskin 1,4, 27 derecede 2,1 ve 28 derecede 2,8 arttığına dikkati çekti.

    Bilim adamı, ebeveynlerin yeni doğan bebekleri sıcak havalarda daha iyi gözlemlemesi ve mümkün olduğunca güneşten ya da sıcak havadan uzak tutması önerisinde bulundu.

  • Ateşin tanımı nedir?

    Ateşin tanımı nedir?

    Ateş vücut ısısında yükselme olarak tanımlanmaktadır. Normal vücüt ısısı ölçümün yapıldığı zamana ve ısının alındığı vücut bölgesine göre değişmektedir. Normal vücut ısısı koltukaltından 36,5-37 derece , ağızdan 37,5 derece, kulak zarından 37,5 derece ve makattan 38 derecedir. Bu derecelerin üstü ateş olarak tanımlanır.

    Ateş, beyinde hipotalamus olarak bilinen bir bölge tarafından kontrol edilmektedir. Vücut ısısı sabah saatlerinde en düşük, öğle ve özellikle akşam saatlerinde en yüksek olmaktadır. Vücut ısısı gün içerisinde böyle bir değişim gösterirse de, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır. Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi ve deri ve akciğerler yolu ile ısı kaybının sağlanması da yine aynı merkezin kontrolu altında oluşmaktadır.

  • İdiopatik skolyoz nedir?

    Ön-arka direkt grafide 10 derecenin üstündeki eğriliklere skolyoz denir.

    Resim 1. İdopatik skolyozu olan hastanın 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi görüntüsü.

    Resim 2. İdiopatik skolyozu olan hastanın ön-arka grafide skolyoz açısının ölçülmesi

    Doğal Gidiş Nasıldır?

    Skolyoz hastalarında eğriliğin artıp artmayacağını belirleyen temel faktörler vardır. Hastanın yaşı, cinsiyeti, ergenlik dönemi, eğriliğin yeri ve derecesi eğriliğin artıp artmayacağını belirler. Kız çocuklarında eğriliğin ilerleme olasılığı daha fazladır. İleri derecedeki eğrilikler, torakal eğrilikler ve çift eğrilikler daha yüksek olasılıkla ilerleme eğilimi gösterir.

    İdiopatik Skolyoz Nasıl Tedavi Edilir ?

    • Egzersiz

    İdiopatik skolyoz tanısı ile takip edilen hastalara uygulanan bilimsel rehabilitasyon programları ile skolyozun ilerlemesinin azaldığı bazı olgularda ise eğriliğin derecesinin azaldığı bildirilmiştir.

    • Hangi Hastalarda Korse Kullanmak Gerekir ?

    İdiopatik skolyozu olan hastalarda tedavinin amaçlarından biri hasta ergenlik dönemini tamamlanıncaya kadar eğriliğinin ilerlemesini mümkün olduğu kadar yavaşlatmaktır. Bu amaçla kullanılan korseler hastanın bedenine uygun şekilde dizayn edilmektedir. Eğriliğin 20-40 derece olduğu ve matüritenin tamamlanmadığı hastalarda korse kullanmak uygun olacaktır. Milwaukee, Wilmington, Spine-Cor ve Boston tipi korseler idiopatik skolyozu olan hastalarda kullanılabilecek korselerdir.

    • Hangi Hastalarda Cerrahi Gerekir ?

    Eğriliğin 50 derecenin üzerinde olduğu hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.

    İdopatik Skolyozu Olan Hastalarda Cerrahi Tedavi Planlaması Nasıl Yapılır ?

    Eğriliğin yeri, tipi ve eğriliğin derecesine uygun cerrahi planlama yapılmalıdır. Hastanın hangi omurlarının düzeltme içine katılacağı hangilerinin serbest bırakılacağı cerrahi öncesi çekilen ön-arka, yan skolyoz grafileri ve ayrıca yana eğilme grafilerine göre değerlendirilir.

  • Kifoz (kamburluk) nedir? Neden olur?

    Omurgaya arkadan baktığımız zaman omurların birbiri üzerine diziliminden oluşan ve kafa ile leğen kemiğinin tam ortasından geçen bir izdüşümü olan düz bir kolon olduğunu görürüz. İnsan omurgasına yandan bakınca ise böyle bir düz hat olmadığını ve omurların her birinin birbirleri ile bir açı yaparak oluşturduğu fizyolojik birtakım eğrilikler olduğunu görürüz. Örneğin göğüs, sırt bölgemizde bir kifoz (kambur) varken bunu izleyen bel bölgemizde bir çukurluk vardır.

    Ğöğüs, sırt bölgesindeki kifoz, kişiler arasında çok geniş bir farklılık gösterir. Bazı insanlar kambur dururken bazıları daha dik durmaktadırlar. Bu kamburluğun normal olarak kabul edilen ölçüsel bir sınırı vardır ve bu sınır 20 derece ile 55 derece arasında değişmektedir.

    Kamburluk fark edilmeyecek kadar küçük bir eğrilik olabileceği gibi, kronik ağrı, his ve güç kaybı veya ileri derecede şekil bozukluğu ile de karşımıza çıkabilir. Kamburluk, sadece şekil bozukluğundan- şiddetli ağrı, akciğer ve kalp problemlerine kadar değişik derecelerde şikâyetlere neden olabilir. Ağrı, kamburluğun en fazla olduğu bölgede olur. İlerleyen kamburluklar sonrası omurilik bası altında kalırsa, bacaklarda güçsüzlük ortaya çıkabilir. Sırt bölgesindeki ileri derecede kamburluklar akciğerin yeterince genişlemesine engel olarak nefes darlığı yaratabilir. Aynı şekilde kalp fonksiyonları etkilenebilir.

    Nedenleri arasında doğuştan olabileceği gibi, romatizmal hastalıklar, kireçlenme, duruş ve oturuş bozuklukları sayılabilir.

    Kamburluk tedavisinde ilk seçilen yöntem genellikle cerrahi dışı yöntemlerdir. Tedaviye öncelikle ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, korse gibi yöntemlerle başlanır. Eğer altta yatan bir kemik erimesi yani osteoporoz varsa, öncelikle buna yönelik tedaviler yapılarak kamburluğun ilerleyişi yavaşlatılabilir. Ancak şiddetli ağrı, sinir basısına bağlı bacaklarda ilerleyen güç kaybı, kamburluğun zamanla ilerleme göstermesi veya hastanın görüntüsünü düzeltme isteği söz konusu olduğunda tek tedavi seçeneği ameliyattır.

  • menenjiyomlar (meningiomlar) nedir? Nasıl tedavi edilirler?

    Tanım ve Genel Bilgiler: Menenjiyomlar, beynin araknoid zarından köken alan, genelde selim davranışlı beyin tümörleridir. Tüm beyin tümörlerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan meninjiyomlar, her yaşta görülmekle birlikte, orta yaşlı kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür.

    Nedenleri: Yakın zamanda yapılan araştırmalarda, tümör gelişimini baskılayıcı nitelikte olan NF2 geninin DNA içindeki her iki kopyasının da işlev dışı kalmasının meninjiyomların oluşumunda merkezi bir rol oynadığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte, bu tip tümörlerin oluşumundan sorumlu olabilecek tümör kök hücrelerinin elde edilmesine yönelik araştırmalar halen devam etmektedir (Serdar Baki Albayrak, Peter Black, The Origin of Meningiomas, Chapter 3, MENINGIOMAS, A Comprehensive Text). Dışarıdan alınan kadınlık hormonu takviyesi ve gebeliğin, meninjiyomların büyüme hızını arttırdığına dair yayınlar vardır. Kafa travmalarının, kafatasına ve beyne uygulanan radyasyonun da menenjiyom oluşumuyla ilişkisi gösterilmiştir.

    Tipleri ve Tümör Davranışı: Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılındaki düzenlenmesine göre, menenjiyomlar, histopatolojik olarak 1. Derece (selim, %80), 2. Derece (atipik, 15%) ve 3. Derece (habis, 3-5%) olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Selim olan grup içerisinde başlıca; meningotelyal, fibröz ve bu ikisinin karışımı olan tiple birlikte, mikrokistik, lenfositik, metaplastik, sekretuvar, psammomatöz ve anjiyomatöz alttipler bulunur. Selim olan bu grupta cerrahi sonrası hayat boyu nüks oranı %5 ila 25 arasında değişmekte olup, çıkarılamayan tümör doku hacmi ile nüks oranı arasında ilişki vardır. 2. Derece ise kordoid, berrak hücreli ve atipik menenjiyomlardan oluşur. Bu gruptaki tümörlerin uzun dönem nüks oranları %30-50 arasındadır. Papiller, rabdoid ve anaplastik menenjiyomlar ise 3. Derece grup içerisinde yer alan ve daima nüks eden habis tümörlerdir. Menenjiyom tümör dokusunda kadınlık hormonu progesteronun bağlanma yerinin olmaması, tümör bölünme hızının yüksek olması (Mikroskop altındaki 10'luk büyütmede her 16 mm2'lik alanda 6'dan fazla bölünen hücre olması) ve anaplastik tipte meninjiyom varlığı yaşam süresini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

    Tedavi: Menenjiyomlarda ilk tedavi yöntem, mikrocerrahi yaklaşımdır ve hastada hiç veya minimal işlevsel-yapısal kayba neden olan radikal total tümör çıkarımı planlanır. İlk cerrahide, mümkünse menenjiyomun yapıştığı beyin dış zarı olan duranın da tamamen çıkarılması amaçlanmalıdır. Atipik ve habis menenjiyomlarda, tedavi şemasına, cerrahi sonrası radyoterapi ve/veya kemo-hormonal tedaviler de eklenmektedir.