Etiket: Der

  • Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şeyler Var

    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şeyler Var

    YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR…

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var,

    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

    Sen bitkin düşmelisin, koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilmeli gökyüzüne,

    Denize saatlerce  bakabilir, bir  kuşa, bir çocuğa

    Yaşamak  yeryüzünde, onunla  karışmaktır,

    Kopmaz  kökler  salmaktır  oraya…

    Kucakladın mı, sımsıkı  kucaklayacaksın  arkadaşını

    Kavgaya  tüm  kaslarınla, gövdenle, tutkunla  gireceksin

    Ve  uzandın mı  bir  kez  sımsıcak  kumlara,

    Bir  kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin.

    İnsan  bütün  müzikleri  dinleyebilmeli  alabildiğine,

    Hem de  tüm  benliği  seslerle, ezgilerle  dolarcasına

    İnsan  balıklama  dalmalı  içine  hayatın,

    Bir kayadan zümrüt  bir denize dalarcasına.

    Uzak  ülkeler  çekmeli  seni, tanımadığın  insanlar

    Bütün  kitapları  okumak, bütün  hayatları

    Tanımak  arzusuyla  yanmalısın

    Değişmemelisin  hiçbir  şeye  

    Bir  bardak  su  içmenin  mutluluğunu

    Fakat  ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve  kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

    Çünkü acılarda, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

    Kanın  karışmalı  hayatın  bütün  dolaşımına

    Dolaşmalı  damarlarında  hayatın  sonsuz  taze  kanı..

    Yaşadıklarımdan  öğrendiğim  bir  şey  var…

    Yaşadın mı  büyük  yaşayacaksın…

    Irmaklara, göğe, bütün evrene  karışacaksın.

    Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır

    Ve  hayat  sunulmuş  bir armağandır  insana…

                                ATAOL   BEHRAMOĞLU

     “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen,
    cevizin hepsini kabuk zanneder.”

    İmam-ı Gazali

    YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEYLER VAR

    Ataol Behramoğlu’nun “YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR” Adlı Şiirinin İnsani Gelişim Açısından Hatırlattıkları

    Ataol Behramoğlu’nun  bu şiiri beni her zaman çok etkilemiştir. Kendi kendime de sormuşumdur: “Sen bu şiirde aktarılanlara ne kadar yakınsın?”  “Hah, işte!” diyerek kendimi çok özel hissederdim. İşte ben böyleyim, çevremdeki insanlar da keşke böyle olsa, diye de yakınırdım. Daha sonra fark ettim ki şiiri okuyan/dinleyen herkes kendini öyle sanıyor. “Ben de, Ben de, Ben de!…” sesleri yükseliyor. 

    İlkokul üçüncü sınıftayken hocamız oran-orantı konusunu anlatıyordu, farkında olmadan sormuştum: “Hocam, bunu ben buldum, siz nerden biliyorsunuz?” 

    Çok fakirdik, babam elime kısıtlı bir miktarda para verirdi ve zeytin, peynir, şeker, yumurta… almamı isterdi. Matematiği kıt bir Bakkal Amca’mız vardı. Yarım saat hesap yapardı ve ben de sıkılırdım. Sonra da 5 liraya 1 kilo olursa 2 liraya kaç gram olur diye kendi kendime oran orantı kurar ve bakkala varıncaya kadar hesabımı yapardım.  Bakkal Amca’ya şu kadar vereceksin derdim, Bakkal Amca o kadar verirdi ama bu sefer de parayı aldıktan sonra hesaplamaya başlardı uzun uzadıya, sıkılırdım. Gerçi zaman içinde benim hesabıma güvenmeye başladı ve bu bakkala gidip gelme işi daha kısa ve sıkıntısız oldu. 

    İşte böyle bir dönemde hocamız, oran-orantıyı anlatması şaşırtmıştı beni ve ağzımdan böyle bir soru çıkıvermişti: “Hocam siz, bunu nerden biliyorsunuz?”  Hocamız gülümsedi: “Oğlum, bu milattan önce bilmem ne kadar zamandan beri bilinen bir şey.” dedi. Tabi ben bozuldum. (Hocamızın yaklaşımı, çocuk gelişimi açısından başka bir zamanda ve yerde değerlendirilebilir ama şu anda anlatmak istediklerimle pek ilgisi olmadığı için bu konuya hiç değinmeyeceğim.)

    İşte bu şiirde de işte tam beni anlatan bir şiir, derken bir de fark ettim ki bu şiir aslında herkesin olmak istediği, yapmak istediği şeyi anlatıyor. Soruyorum, şiirdeki yaşam tarzını istemeyecek, bu yaşam tarzından rahatsız olacak bir kişi gösterebilir misiniz? 

    Evet, hepimiz kendimizi çok özel sanırız. Aslına baktığımızda ise hiç de özel olmadığımızı, birbirimizden ayrılan yönlerimizin öyle fazla da olmadığını görürüz. Bu açıdan bakıldığında bile kendimize özgü yönlerimizi bilmenin bizim için ne kadar önemli olduğunun farkına varırız. 

    İnsan dolu dolu yaşamak ister, bu nasıl olacak? Aslında dört kelimeyi eyleme geçirmemiz işimizi çok kolaylaştıracaktır.

    • Odaklanma,

    • Gözlem,

    • İletişim,

    • Kontrol.

    Odaklanma: Dikkati belli bir noktada toplayabilmek

    Gözlem: Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve 

    planlı olarak ele alınıp incelenmesi

    İletişim:  Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bir anlamda aldığımız iletiler ve bunun sonucu ortaya koyduğumuz tepkiler

    Kontrol:  Amaçladığımız değişikliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini görmek

    Yapmak istediğimiz şeye odaklandığımızda, iyi bir gözlemci olduğumuzda, kurmamız gereken iletişimleri sağlıklı kurup kontrol konusunda gereken özeni gösterdiğimizde şiirdeki gibi yaşamak,  ya da şiir gibi yaşamak işten bile değildir.

    İnsanların yaşamlarını göz önünde bulundurduğumuzda, dört temel eylemde bulunduklarını görürüz. Önce yaşadığı ortamdan bazı verileri alırlar. Buna algılama diyoruz. Sonrada kendilerine ait birikimler ışığında değerlendirirler. Yeni veri üzerinde duygularını ortaya koyarlar ve bu veri ile ilgili harekete geçerler.

    Yani: 

    • Algılama – duyular düzeyinde

    • Bilişsel – düşünme düzeyinde

    • Duygusal – duygular düzeyinde 

    • Fiziksel – eylem düzeyinde

    Bütün bu davranışlar kişinin birikimine göre değişir. Çevre ve nesne herkes için vardır, bunlar algılama, bilişsel, duygusal ve eylem düzeyinde anlam kazanır. Bu anlam ise tabi ki aynı olmayacaktır. Bir şair için sehl-i mümteni (söylenmesi kolay gibi görünen ama hiç de öyle olmayan sözler) olarak ortaya çıkacak.  Bir heykeltıraşta fazlalıkları alınmış bir taş olarak ortaya çıkacak. Bir müzisyende kulağımızdan başka her duyumuzla duyabileceğimiz bir ezgi olacak ya da bir bilim insanı için çaresiz gibi görünen bir hastalığa deva olacaktır. Peki ot gibi yaşayanlar için ne olacak? (Özür dilerim ot, çevrenin ve nesnenin senin için de çok özel bir anlamı olduğunu biliyorum ama insanoğluna özgü bir alışkanlık işte, idare et.)

    İlkokuldayken bir metin okumuştuk. Bu metinde bir şairle bir çobanın diyaloğuna yer veriliyordu. 

    Büyük bir şairin koca bir heykeli dikilmiş şehrin ortasına daha yaşarken ve bir çoban da bunu görmüş şehri dolaşırken. Garibine gitmiş, içine dert olmuş… Bir gün şairimiz dağlarda dolaşırken bu çobanla karşılaşır. Muhabbet başlar, şehrin ortasına heykeli dikilen şairle çoban arasında. Çoban bilmemektedir, o şairin şu anda konuştuğu şair olduğunu. Çoban der ki:

    Benimle onun arasında ne fark var ki benim heykelim dikilmiyor da onun heykeli dikiliyor şehrin ortasına?

    Şair:

    • (Gökyüzünü göstererek) Şimdi Ay’a bak diyor. Çoban baktığını söylediğinde:

    Şimdi gözünü kapat ve Ay’ı öyle görmeye çalış diyor.

    Çoban:

    • Gözüm kapalı nasıl görürüm ki, diyor.

    Şair:

    • İşte, o sözünü ettiğin şair, gözü kapalı Ay’ı daha net ve daha güzel görebiliyor, diyor.

    İşte, Ataol Behramoğlu’nu Ataol Behramoğlu yapan, onu okutan bu özelliktir. İnsanları etkileyebilmesi, bizim söylemek istediklerimizi bir çırpıda dile getirişi yukarıda sözünü ettiğimiz algılama, düşünme, duygularını ortaya koyma ve eylem düzeyinde göstermiş olduğu yaklaşımlarla doğru orantılıdır.

    Şimdi şiiri okurken, son bölüme kadar geldik. 

    “Yaşadıklarımdan  öğrendiğim  bir  şey  var…

    Yaşadın mı  büyük  yaşayacaksın…

    Irmaklara, göğe, bütün evrene  karışacaksın.

    Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır

    Ve  hayat  sunulmuş  bir armağandır  insana…”

    Son bölümde, “büyük yaşamak” , “ırmaklara,  göğe, bütün evrene karışırcasına yaşamak üzerinde duralım. Ömür, hayata sunulmuş bir armağan, hayat ise insana sunulmuş bir armağan…

    Son zamanlarda tekrar herkesin dilinde olan “Quantum Fiziği”,  “Evrenin yasası” “Çekim Yasası”, “Sır” gibi sözcükleri hatırlayarak tekrar bakalım bu dizelere. Evrende her şeyin bir bütün olduğunu, her parçanın bu bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu, düşünce gücüyle yapamayacağımız hiçbir şey olmadığını, evrendeki boşluğun her zaman için maddeden çok daha fazla olduğunu, bir atomun nötronunu bir basket topu olarak düşündüğümüzde ona en yakın elektronunun yaklaşık yirmi mil uzaklıkta olabileceğini hayal ettiğimizde ne demek istediğimiz daha net ortaya çıkacaktır.

    Peki böyle yaşamak nasıl mümkün olur? Kendimizi ve bize ait olan her şeyi (ya da bizim ait olduğumuz her şeyi)  doğru algılamakla mümkündür.

    İnsanların genel özelliklerini kısmen aşağıda sıralamaya çalıştım. Bunlar kuşbakışı bakıldığında genel olarak görülen özellikler. Şimdi bu özelliklere sahip bir insanın şiirdeki gibi yaşaması ya da şiir gibi yaşaması ne kadar mümkündür?

    • İnsanlar genellikle soru sormayı bilmez.

    • Deneyimlerini, davranışlarının yönlendirdiğinin farkında değildir.

    • Hayal etme konusunda yardıma ihtiyacı olduklarını kestiremezler.

    • Ne istediğinden çok ne istemediklerinin farkındadırlar.

    • Zamanın ne kadar önemli olduğunu anladıklarında iş işten geçer.

    • Nedenlerden çok sonuç üzerinde yoğunlaşırlar.

    • Olayları yeterince sorgulamazlar.

    • İnsanların içsel göstergelerini fazla dikkate almazlar.

    • Birbirlerine bir eşya gibi davranırlar

    • Zamanlarını boşa harcarlar

    • Her şeyi sadece kendilerinin hak ettiğini düşünürler

    • Gerçekliğin sadece algılardan ibaret olduğunu bilmezler.

    • Tembel olduklarını anladıklarında ihtiyarlık gelmiştir.

    • Zevk almak için değil acıdan kaçmak için yaşarlar.

    • Görev-süre ilişkisini bir türlü dengeleyemezler.

    • Dinlemeyi bilmezler sadece konuşma sıralarını beklerler.

    • Gülmeyi de ağlamayı da pek bilmezler, ikisinden de utanırlar

    • Olumsuzluklarını çevrelerine de bulaştırırlar.

    • Kısıtlı kelime hazineleriyle yaşamlarını da kısıtlarlar

    • Daha fazlasını yapmaya söz verirler ellerinden gelenin her zaman daha azını yaparlar

    • Çevresinin baskısından ölünceye kadar kurtulamazlar

    • Yeterince tutkulu değildirler ama kendilerine bu konuda toz kondurmazlar

    • Varsayımlarda bulunmak yerine hemen tepki gösterirler

    • Öncelikle olumsuzlukları görürler.

    • Okumazlar.

    Yukarıdaki özellikleri gözden geçirin. Siz yukarıdakilerden biri ya da birkaçını kendinizde görüyorsanız bir revizyona ihtiyacınız var demektir. Şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamak istiyorsanız bir isteğimiz daha olacak. Mevlananın aşağıdak sözlerini kalbin en kıymetli yerine kazıyınız lütfen.

     “Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.
    Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
    Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,
    toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.” der, Mevlana.

    Şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamak için suyla topraktan kerpiç, bu kerpiçleri bir araya getirerek de bir ev yaparız ve su evi başını yarmayı düşündüğümüz insanların sığınağı haline getirebiliriz. 

    Yukarıda sözünü ettiğimiz konularda eyleme geçmeyi düşünüyorsanız Bektaşi ile Mevlana arasında geçen şu diyaloğu aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. Çünkü “İnsan, insanın acısını alır.”

    Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

    Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmışolmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu HacıBektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektas Veli

    Helal değildir,diye bu kurbanı geri çevirir.

    Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır.Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.

    Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabuletmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

    Mevlana şöyle der:

    Biz bir karga isek Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

    Adam üşenmez, kalkar, Hacı Bektaş dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye,

    Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

    Hacı Bektaş da şöyle der:

    Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir.Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”

    Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen insanlar olmamız ve şiirdeki gibi, şiir gibi yaşamamız dileğiyle.

  • İnfertilite tedavisinde nöral terapinin yeri ve önemi

    Özet:
    İnfertilite vakalarına nöralterapi ile anlamlı katkılar sunmak mümkün. Öncelikle hastadan detaylı bir öykü alınarak bedensel ve psikolojik rol oynayan faktörler incelenir, daha sonra eğer gerekli görülürse birtakım laboratuar ve görüntüleme yöntemlerinin yardımı ile bir ön tanı oluşturulur. Kadın doğum uzmanı ile yapılan konsültasyondan sonra bir tedavi planı oluşturulur (5,10,71,72).
    Elimizdeki bütün tanısal metotlar ancak, hastanın şikâyetleri ve bulguları ile ilgili tüm vücudu ilgilendiren bütünsel bir yaklaşım ortaya koyar ve bu incelemeler doğru organ ve fonksiyonlara yönelik olarak yapılırsa bizi doğru teşhise götürebilir. Bu bütünsel yaklaşım, bir nöralterapist için olmazsa olmaz bir prensiptir (2,3,4,5,7,9).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir (1,6,11-15,21,22,27,30)
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır (20,23,26,31,32).
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (40,53,55,58,60,61,65)
    SONUÇ
    Kısacası nöralterapi infertilite dahil pek çok jinekolojik problemde etkin şekilde kullanılan bir yöntem olup, sevindirici sonuçlar almak ve infertilite alanında ciddi katkılar sunmak mümkün (5,10,71,72).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir.
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır.
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (1-8 ,11,12,13, 56,60,72).

    PROF. DR. HÜSEYIN NAZLIKUL
    NÖRALTERAPI DERNEGI BASKANI

    KAYNAKLAR

    1. Badtke G, Mudra J. Neuraltherapie – Lehrbuch und Atlas. Berlin: Ullstein-Mosby, 1994.

    2. Barop H. Gutachten über Procain zur Anwendung in der Neuraltherapie nach Huneke. Gutachten, eingereicht dem Bundesgesundheitsamt Berlin als Beitrag für die Erstellung der Procain-Monographie. 1991.
    3. Barop H. Klinische Studie über den Wirksamkeitsnachweis der Neuraltherapie nach Huneke (basierend auf Praxis- Dokumentation H. Barop). Erfahrungsheilkunde 1991; 3: 158-61.
    4. Barop H. Neuraltherapie nach Huneke aus der Sicht der Relationspathologie Rickers. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    5. Barop H. Lehrbuch und Atlas der Neuraltherapie nach Huneke. Stuttgart: Hippokrates, 1996.
    6. Barop H. Weiterbildungsverantwortlicher, Gutachter und wissenschaftlicher Beirat der Internationalen Ärztegesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Persönliche Mitteilung (mündlich und schriftlich). 2004.
    7. Becker A. Die kombinierte Störfeld-Segmentbehandlung in der Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1978;1: 12-5.
    8. Bergsmann O. Grundsystem, Regulation und Regulationsstörung in der Praxis der Rehabilitation. In: Pischinger A. Hrsg. Das System der Grundregulation. 8. A. Heidelberg: Haug, 1990.
    9. Bergsmann O, Bergsmann R. Projektionssymptome. 2. A. Wien: Facultas, 1992.
    10. Dittermar F.W, Loch E.G, Wiesenauer; Naturheilverfahren in der Frauenheilkunde un Gebusthilfe, Hippokrates Verlag 2004 3 Auflage
    11. Dosch M. Neurologie und Neuraltherapie. Freudenstädter Vorträge 1979; 6: 129-44.
    12. Dosch P. Die Beseitigung von Commotio- und Contusio-cerebri-Folgen mit Impletol. Erfahrungsheilkunde 1965; 14 (3): 101-8.
    13. Dosch P. Störfeldsuche bei Erkrankungen des Bewegungsapparates. In: Dosch P. Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Heidelberg: Haug, 1986: 157-71.
    14. Dosch P. Procain auch gegen Schlangengift? Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    15. Dosch P. Lehrbuch der Neuraltherapie nach Huneke. 14. A. Heidelberg: Haug, 1995.
    16. Fischer L. Komplementärmedizin – Unwissenschaftlich? Bulletin der Schweiz Ärzteges Komplmed 1994; 1: 3-4.
    17. Fischer L. Neuraltherapie in der Notfallmedizin. Ärztez f Naturheilverf 1995; 9: 676-85.
    18. Fischer L. Injektionsstatistik. Praxis (1.1.1998 – 31.12.2003).
    19. Fischer L. Myofasciale Trigger-Punkte und Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1998; 3: 117-26.
    20. Fischer L. Einfache Untersuchungs- und Injektionstechnik am Iliosakralgelenk. Erfahrungsheilkunde 1999; 13: 159-66.
    21. Fischer L. Zu den Grundlagen der Neuraltherapie: Selbstorganisation in der Biologie. In: Reimers A. Hrsg. Kongressband Jubiläumskongress Int Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Mexiko City, 2000.
    22. Fischer L. Neuraltherapie nach Huneke. Grundlagen, Technik, praktische Anwendung. 2. A. Stuttgart: Hippokrates, 2001.
    23. Fischer L. Praxisdokumentation. 2004.
    24. Fischer L. Statistik (Ärztekasse), Verbrauch Procain. 2004.
    25. Fischer L, Pfister M. Wirksamkeit der Neuraltherapie bei zugewiesenen Patienten mit Resistenz auf konventionelle Therapiemassnahmen. In Vorbereitung zur Publikation. 2004.
    26. Göbel, H., Graf-Baumann, T., Nazlikul, H., Zenz, M.: Differentialdiagnosse des Gelenkschmerzes. Schmerz 1998 – 12: 223-237 Springer Verlag Berlin 1998
    27. Goecke H. Über Erfahrungen mit Neuraltherapie in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Gross D. Hrsg. Therapie mit Lokalanästhetika – Funktionsstörungen des oberen Verdauungstraktes und ihrer Behandlung. Stuttgart: Hippokrates, 1966: 239-50.
    28. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Literaturüberblick und zusammenfassende Bewertung. Der Allgemeinarzt 1993; 15 (14): 876-83.
    29. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Zusammenfassende Bewertung. In: Barop H, Hahn- Godeffroy JD, Dosch P, Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Vol. 16. Haug: Heidelberg, 2002: 36-49.
    30. Hänisch R. Segment-Störfeld. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    31. Harrer G. Kritisches zur Neuraltherapie aus neurologischer Sicht. Physikalisch-diätetische Therapie in Klinik und Praxis 1965; 6 (2): 43-51.
    32. Heine H. Lehrbuch der biologischen Medizin. Stuttgart: Hippokrates, 1991.
    33. Heine, H.: Anatomische Struktur der Akupunkturpunke. DZA 2/1998, 31 Jg., 26-31
    34. Hergert, H.F., Hergert, H., Letzel, C.: Lehrbuch der Konstitutionsmedizin – Grundlagen, Theorie und Praxis- Pascoe Verlag, Giessen 1997
    35. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band I, Pascoe; Giessen 1995
    36. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band II, Pascoe; Giessen 1995
    37. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung 4. Auflage, Pascoe, Giessen, 1994
    38. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 1 26: 15-23 1987
    39. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 2 26: 27-51 1987
    40. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Schmerztherapie. Deutsches Arzteblatt 73: 2373-2377, 1976
    41. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Therapie schmerzhafter Erkrankungen. Nidersachhs Arzteblatt 51: 159-166, 1978
    42. Hergert, H.F.: Akupunktur: Ursprünge und klische Anwendung. MMG 5: 209-221, 1980
    43. Hergert, H.F.: Konstition und Schmerz. Arztezeitschrift für Naturheilverfahren 29: 198-202,1988
    44. Hergert, H.F.: Konsitutionsmedizin . Pasco Giessen, 1996
    45. Hergert, H.F. et Kollegen: Kopf- und Geschihtsschmerz. Herasgeben Hans P.Ogel Könnemann Verlag 2000 Köln
    46. Hergert, H.F.: Einfache Technik zur Zeitweiligen Aussachaltung des Ganglion stellatum. Chirurg 1963; 15:600
    47. Irrmann M. Der Geburtsschmerz und seine Beeinflussung – Alternativen zu pharmakologischen Methoden. Symposium Budapest. Wissenschaftl Information 1981; 2: 73-93.
    48. Kieper V. Die Neuraltherapie nach Huneke in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Zum 100. Geburtstag von Ferdinand Huneke. Int med Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Hrsg. 1991.34
    49. Killian H. Lokalanästhesie und Lokalanästhetika zu Operationen, diagnostischen und therapeutischen Zwecken. Stuttgart: Thieme, 1973.
    50. Moulaert P, Mertens F. Neuraltherapeutische Beeinflussung des sympathischen Systems durch intra- und perivasale Infiltration. Ärztez f Naturheilverf 1990; 3 (90): 231-4.
    51. Mucke L. Clinical management of neuropathic pain. Neurol Clin 1987; 5: 649-63.