Etiket: Depresyon

  • DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    Depresyon, isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek gibi belirtileri olan bir hastalık halidir. Duygu durum bozukluğudur. Beyinin ön alanlarında, alın ve şakak bölgelerinde salgılanan hormonların yeteri kadar salgılanmamasından kaynaklanır.

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    Depresyon, kesinlikle “geçici üzüntü” ile aynı şey değildir. Kimi zaman kendimizi dibe vurmuş gibi hissedebiliriz, bu her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Depresyonda olan kişiler, kendilerini yalnızca hayatın akışına bırakarak iyileşemeyebilirler. ‘Kendi kendine iyileşme’ depresyon geçiren hastaların yarısında mümkündür. Ancak tedavi olunmadığında belirtiler haftalarca, aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Oysa uygun tedavi, depresyondaki birçok insana yardımcı olabilir.
    Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler.

    DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

    Biyolojik nedenler;
    — Bazı hastalıklar: Hipotiroidi/Hipertiroidi, Pankreas kanseri.
    — Mevsimsel özellikler: Kış mevsimlerinde depresyonun artması (Melatonin)
    Psiko-sosyal nedenler;
    — Yaşam olayları
    — Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar
    — İş yaşamı sorunları
    — Partner, evlilik, Aile sorunları
    — Hamilelik/Doğum /Lohusalık/Menopoz süreci
    — Ağır ve süreğen hastalıklar
    — Taşınma/yeni yaşam koşulları
    — Olumlu yaşam olayları (Terfi, evlilik)

    DEPRESYONUN SONUÇLARI NELERDİR?

    — Kişilerarası ilişkilerde bozulma/ Aile parçalanmaları
    — Verimlilik azalması ve kariyer kaybı
    — Okul performans kaybı
    — Dikkat/Konsantrasyon bozulmasına bağlı kazalar/iş kazaları
    — Alkol ve uyuşturucu tüketiminin artması
    — Depresyon sonucu kalp-damar sistemini ilgilendiren veya benzeri bedensel (psikosomatik) rahatsızlıklar
    — İntihar

    TEDAVİ

    Psikoterapi ; Beyindeki işleyiş bozukluğunun terapi ile düzenlenmesi amaçlanır. Depresyonun bağlamının kişiye özel araştırılması, tedavi tekniklerinin belirlenmesi ve terapist danışan işbirliği esasına dayanır. Psikoterapi sistemin işleyişine reset atmak ve yeni işlevsellik kazandırma sürecinin tamamıdır. Duygu-düşünce ve davranış üçlüsünün bağlamda değerlendirilmesi, klit noktaların belirlenmesi ve depresyona sebep olan etkenlerin bireyin farkındalığı ile bilinç düzeyine çıkarılma sürecidir.

    Anne- baba ile kurulan ilişkiye kadar uzanan bir sürecin yeniden yapılanması önemlidir. Ailede depresif özellikli bireyler varsa davranışların öğrenilmesi söz konusudur, yeni davranışlar kazandırmak tedavi sürecinin parçasıdır.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Başlı başına bir hastalık olarak görülebildiği gibi alkol, uyuşturucu, uyarıcı madde kullanımı, tedavi amaçlı ilaçların kullanımı, metabolik hastalıklar, kanser gibi sorunlara ikincil olarak da gelişebilir.

    Genellikle ağır tablolarla seyreden ve tamamlanmış intiharlara neden olan depresyonların doğuştan gelen genetik özellikleri bulunmaktadır ve bu depresyon türlerinde ilaç tedavisi çok titizlikle belirlenmelidir ve ilaç tedavisi önemle üzerinde durulması gereken başlıca tedavi yöntemidir. Bu tür ağır depresyonlar unipolar, bipolar, affektif bozuklukların depresif dönemlerinde gözlenen ve tedavi edilmediklerinde ciddi yaşamsal, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açan tablolardır.

    Diğer bir grup depresyon tablosunda ise klinik olarak daha hafif şiddette ve yaşamsal, çevresel olaylara ikincil olarak gözlenen depresif yakınmalar ortaya çıkar. Bu tür depresyonların genellikle genetik özelliği yoktur, öğrenilmiş çaresizlik ve nesne kayıplarının önemli bir rolü vardır. Bu nedenle bu tür depresyonlarda iyi bir ilaç tedavisinin yanında öğrenilmiş çaresizlik biçiminde ortaya çıkan bilişsel şemaları düzeltmek ve nesne kayıplarının yol açtığı algı sistemini normalleştirmek için psikoterapi önemli yer tutmaktadır.Bu durumlarda yapılacak olan psikoterapinin yöntemi hastanın yaşı, sosyo kültürel düzeyi, eğitim düzeyi gözönüne alınarak belirlenir ve destekleyici, dinamik, bilişsel, analitik yöntemlerden bir ya da birkaçı tercih edilebilir.

    Bir depresyon tablosunda, şiddeti klinik olarak değişen şu gibi belirtilere rastlarız.

    Anhedoni:Hiçbir şeyden keyif alamama ve zevk alamama hali.

    Sosyal çevreden, iş ve aile çevresinden kaçarak içe çekilme.

    Motivasyon düşüklüğü, istek azlığı ve düşük engellenme eşiği.

    Libido kaybı, kilo kaybı ve iştahsızlık ya da aşırı kilo alma, aşırı iştah, düşük enerji düzeyi, kolay yorulma hali, adet düzeninde aksama, uyku bozuklukları, sabah erken uyanma, uykuya dalma güçlüğü, hiç uyuyamama yada aşırı uyuma hali.

    Kabızlık, ağız kuruluğu, başağrısı, uyuşmalar, karıncalanmalar gibi fiziksel yakınmalar.

    Hasta psikomotor yavaşlama halinde ya da aşırı gerginlik içinde olabilir. Kolayca ağlayabilir durumdadır, çökkündür, dikkati dağınıktır. Duygusal olarak sıkıntılı, tedirgin, üzgün, depresif ya da kendini engelleniyor hisseder durumdadır. Konuşmanın akıcılığı ve canlılığı spontanlığı azalmıştır. Genellikle tek kelimelik uzun aralıklarla, alçak sesli ve monoton şeklinde konuşur. Hastanın düşünce içeriğinde intahar düşünceleri, ölümle yoğun bir uğraş hali, yoğun bir umutsuzluk ve çaresizlik, değersizlik, suçluluk, karasızlık görülür. Düşünce içeriğinin zenginliği azalmıştır. Fiziksel şikayetlerle yoğun bir uğraş halinde olabilir. Konsantrasyon güçlüğü, hafıza bozukluğu ve değersizlik hisleri sık rastlanan şikayetlerdendir.

    Depresyon tablolarında yapılacak tedaviler genellikle 2 ile 6 ay arasında süren ve yukarıda belirtildiği gibi ilaç tedavisi ile birlikte zaman zaman psikoterapinin uygulandığı tedavilerdir. Günümüzde depresyon için kullanılabilecek tıbbi tedaviler ve ilaçların sayısı çok çeşitlenmiş ve kalitesi arttırılmıştır. Kullanılacak olan ilaçların mutlaka hekim gözetiminde alınması ve gerekli olan zaman süresinin aşılmamasına dikkat edilmesi önemlidir.

    Ergenlerde depresyon tablolarında erişkinlerden farklı olarak aşırı bir tedirginlik ve huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk bıkma ve sıkılma, dikkat dağınıklığı, impulsivite, aşırı bir hareketlilik ve dışa dönüklük hali, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunmak ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Bu nedenle ergenlerin okul ve aile yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkabilecek sorunlara karşı uyanık olunmasında fayda vardır.

    Ergenlerde depresyon tedavisi uygulanırken sosyal becerileri geliştiren yöntemlerin kullanılması, aile ile ilgili manipülasyonların yapılması, oldukça yüzgüldürücü sonuçlar vermektedir.

  • DEPRESYON MU KEDER Mİ?

    DEPRESYON MU KEDER Mİ?

    Mutsuzum…
    Çok yorgunum…
    İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor…
    En sevdiklerim bile umurumda değil…
    Hayattan hiçbir beklentim yok…
    Kolumu kaldıracak halim yok…
    Sabahları dayak yemiş gibi kalkıyorum…
    Hiçbir şey hissetmiyorum…

    Diyen birinin depresyonda olma ihtimali oldukça yüksektir. Kelime anlamı çökkünlük olan depresyon; ruhsal olarak bireyin çökkünlük yaşaması, yani üzüntü, keder, mutsuzluk, karamsarlık, isteksizlik, durgunluk gibi belirtiler göstermesi anlamına gelir.

    Bazen depresyon kelimesi, hüzün veya kayıp duygusunu tarif etmek için kullanılır. Bu duygular her insanda zaman zaman görülebilir ve çoğunda birkaç saatte veya birkaç günde geçer. Böyle zamanlarda insanlar normal faaliyetlerini de yürütebilirler. Depresyon adıyla tanımlanan klinik rahatsızlık ise keder duygusundan farklıdır. Depresyondaki keder duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden hoşlanılan faaliyetlere karşı ilgi kaybolması sıktır. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Yaşamın önemli alanlarında; iş, aile, sosyal yaşam başta olmak üzere bozulmalara yol açar.

    Depresyon ruhsal bir rahatsızlıktır; kişinin ahlakı, zekâsı veya iyi ya da kötü birisi olmasıyla ilgisi yoktur. Çevresel, kalıtsal, biyolojik, duygusal, fizyolojik ve bilişsel etkenlerin hepsi veya birkaçı depresyonun ortaya çıkmasında rol oynarlar. Yaşanan olaylar, kişilik yapısı ve bunlara eşlik eden beyindeki değişiklikler beraberce depresyona neden olduğuna inanılan üç ana etkeni oluşturur. Birçok kişi beyindeki bu değişiklikleri sıkıntı verici olaylar, olumsuz düşünme biçimi alkol, çeşitli ilaçlar ve kimi bedensel vb. gibi durumlar tetikleyebilir. Genel olarak yaşam boyu yaygınlığı kadınlarda %10-25, erkeklerde %5-12 oranında olduğu bildirilmektedir.

    Hepimizin hayatında bazı zorlayıcı olaylar, kayıplar, sorunlar vardır. Bu sorunlarla baş etme gücümüz bazen yeterlidir bazen ise belki de uzun süreli ve üst üste gelen zorlayıcı yaşam olaylarının ardından depresyon yaşanması söz konusu olabilir. Depresyon üzüntü duygusundan çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Kişinin kendisine, çevresine ve geleceğine yönelik olumsuz algılayışı ve yorumlaması söz konusudur. Kişi, daha önceden keyif alarak yaptığı, kendini mutlu eden faaliyetlerden artık hoşlanmaz, zevk almaz ve bunlara karşı ilgisi kaybolmuştur. Kişinin hiçbir şeyi umursamaması, hayatındaki en değerli insanları dahi görmek istememesi ile kendini gösterir. Kişi için yıkanma, giyinme, ev işleri gibi basit faaliyetleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Depresyon iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere yaşamın önemli alanlarında bozulmalara yol açar. Giderek o kadar kötü bir hal alabilir ki kişi gelecekle ilgili umutsuzluğa kapılarak ölümün tek çözüm olduğunu düşünebilir. Bu nedenle, tehlikeli bir hastalıktır.

    Depresyon tanısı konurken belirtilerin şiddetli, uzun süreli veya sık görülmesi koşulu aranır.

    Anlattığımız belirtilerin yanı sıra depresyondaki diğer önemli belirtiler şunlardır:
    • Çabuk yorulma, enerjinin azalması
    • İlgi kaybı, zevk almama
    • Durgunluk, az konuşma, karamsarlık
    • Kendine güvende azalma, kararsızlık
    • Pişmanlık, suçluluk duyguları
    • Dikkat ve konsantrasyon sorunları
    • Sinirlilik, huzursuzluk
    • Uyku problemleri (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)
    • Beslenme değişiklikleri
    • Bedensel şikayetler
    • Cinsel istekte azalma

    Depresyon tanısının konması için; bu belirtilerden en az beş tanesinin, hemen her gün 2 hafta boyunca yaşanıyor olması gerekir. En önemli belirleyici faktör; kişinin normal yaşantısını sürdüremiyor olması yani uzun süreli işlev kaybıdır.

    Peki depresyonda olan kişi ne yapabilir?

    Bu anlatacaklarım hafif depresyondaki hastaların daha rahatlıkla uygulayabilecekleri bilgiler. Bazı hastalarımız, “Sadece uyumak istiyorum. Yataktan çıkmak istemiyorum. Dünya umurumda değil.” diyerek eskiden keyif aldığı aktivitelerden iyice uzaklaşmakta ve hayattan kopmaktadırlar. Öncelikle hareketsizlikten uzak kalınmalıdır. Hiçbir depresyon hastası yatarak dinlenemez. Sürekli yatakta olmak, sadece depresyonu artırır. Böylelikle kişi, sağlıksız yani kendisini mutsuz eden davranışlardan uzaklaşarak, sağlıklı olanlara hayatında yer vermeye başlamalıdır. Kendisine aktivite günlüğü hazırlayıp, mutlu olduğu ve kendini iyi hissettiği aktivite, kişi ve ortamları seçmek en iyisi olacaktır. Hani denir ya “Seni mutsuz eden kişilerden uzak dur” aynen öyle.

    Böylece;
    • Hayatın tamamına yayılmış, genel bir çaresizlik durumu olmadığını görmeye başlar.
    • Kalıcı ve sürekli bir çaresizlik değil, geçici bir çaresizlik içinde olduğunu fark eder.
    • Sadece kendi başına gelen bir kötülük durumu değil, herkesin başına gelebilecek genel bir durum olduğunu görmeye başlar.

    Depresyonda Tedavi Yöntemleri

    Depresyon tedavisi farklı şekillerde uygulanabilmektedir. En sık kullanılan yöntemler ilaç ve psikoterapidir. Depresyon tedavisinde dünya genelinde en çok kullanılan terapi yöntemi Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT)’dir.

    Her hastalıkta olduğu gibi depresyon tedavisinin ardından da yineleme ihtimali vardır. Ancak bu, kişiye göre değişiklik gösterir. Psikoterapi daima faydalıdır ama bazı tip depresyonlar için tek başına yeterli olmayabilir. İlaç tedavisinin sonucunda da, yineleme oranı %80’lere ulaşabilmektedir. BDT alan depresyon hastalarında yineleme oranı %25 olarak tespit edilmiştir. Gerek Bilişsel Davranışçı Psikoterapi, gerekse ilaç tedavilerinde yaklaşık %60-70 civarında hasta, verilen ilk tedaviye cevap vermektedirler. Bu oran, daha sonra tedaviye cevap vermeyen hastalarda başka yöntemlerin de eklenmesiyle %90’lara ulaşır. Hafif ve orta şiddetli depresyonda bu konuda yetkin kişilerce uygulanan Bilişsel Davranışçı Psikoterapiyle, ilaç etkisine yakın oranda başarı elde edilmektedir. Ancak tek başına terapi uygulandığında, ilk haftalarda haftada iki ya da üç kez terapistle görüşme yapmak gerekir. Bu sürecin kesintiye uğramaması, düzenli bir şekilde olması çok önemlidir.

    ***İlaç tedavisinin Bilişsel Davranışçı Psikoterapi kadar etkili olabilmesi için ömür boyu kullanılması gerekir.

  • Çağımızın Hastalığı Depresyon

    Çağımızın Hastalığı Depresyon

    GALİBA DEPRESYONDAYIM!”

    Çağımızın hastalığı olarak adlandırılan, şarkılara konu olan ve çoğu insanın hayatının belli dönemlerinde en az bir kez belirtileriyle karşılaştığı Depresyon’u yakından inceleyelim.

    Depresyon Nedir?

    Zihinsel, duygusal ve bedensel belirtiler ile kendisini gösteren önemli fakat tedavisi mümkün olan bir ruhsal hastalıktır. Çökkün ruh hali ve zevk alamama durumları depresyonun en belirgin özellikleridir. Depresyon dönemlinde kişi mutsuz ve karamsardır.

    Depresyon neden ortaya çıkar?

    Kişinin beynindeki kimyasal dengenin bozulması depresyonun oluşmasında önemle sahiptir. Beyinde bulunan noradrenalin ve seratonin kimyasal maddelerinin sinir hücreleri arasındaki sinaps boşluğundaki miktarları azalır. Bu azalma, depresif bulguların ortaya çıkmasına sebep olur. Bazen bu azalma kendiliğinden oluşuyor olsa da bazı zorlayıcı yaşam olayları da azalmaya etki etmektedir. Yaşanmış olan travmalar, kayıplar, üzüntü ve zorlu olaylar, devam etmekte olan sorunlar, yeni ortaya çıkmış zorlayıcı yaşam olayları, düşük eğitim düzeyi ve yoksulluk da depresyon oluşumunda etkili olabilir. Kalıtsal özelliği vardır, aile geçmişinde depresyon olan kişiler risk altındadırlar.

    Kadınlar erkeklere oranla daha fazla depresyona girme riski taşır. Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hormonal olabileceği ve yaşam yükünün erkeklere oranla daha fazla oluşu sebepler olarakdüşünülebilir.

    Depresyon türleri ve belirtileri nelerdir?

    Major Depresif Bozukluk ve Distimik Bozukluk olarak iki türden oluşur.

    1. Majör Depresif Bozukluk (Klinik Depresyon)

    Majör depresyonu ayırt eden belirti kişinin herhangi bir şeyden tat alma yeteneğinin neredeyse tamamen kaybolmasıdır. Sıklıkla uyku ve iştah zorlukları yaşanır. Konsantrasyon problemi görülebilir. Çoğu insan hayatlarının bir döneminde üzgün ve çaresiz hissedebilir. Fakat majör depresyonda bu hislerin, depresif ruh hâlinin ve ilgi kaybının günün büyük kısmında (özellikle sabahları) görülmesi ve bunların da en az iki hafta boyunca devam etmesi gerekir.

    Major depresif bozukluğu tanısı için 2 haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden 5 veya daha fazlasının karşılanıyor olması gerekmektedir;

    • Günün çoğunluğunda depresif hissetme

    • Günlük aktivitelere ilginin azalması

    • Belirgin kilo artışı ya da azalışı

    • Şiddetli uykusuzluk ya da uyanamama hali

    • Düşünce ve hareketlerde yavaşlama

    • Günün çoğunluğunda bitkin/yorgun hissetme

    • Odaklanmakta ve karar vermekte güçlük

    • Tekrar eden ölüm ya da intihar düşünceleri

    1. Atipik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Majör depresif bozukluklar kategorisinde değerlendirilir. Bu bozukluk kişilerde belirli davranış kalıplarıyla ortaya çıkar. Atipik depresyon yaşayan kişilerin duygu durumları dış uyaranlara göre şiddetli değişimler gösterir. Alınan iyi haberler karşısında aşırı sevinç, kötü haberlerde ise aşırı üzüntü görülebilir. Atipik depresyon genellikle ilk defa gençlik yıllarında başlar ve yetişkinlikte devam eder. Atipik depresyon yaşayan kişilerde genellikle aşağıdaki belirtiler görülür;

    • Kiloda belirgin artış

    • İştahta belirgin artış

    • Yoğun uyku hali

    • Kollarda ve bacaklarda ağırlaşma hissi

    • Reddedilmeye karşı hassasiyet

    1. Doğum Sonrası Depresyonu

    Majör depresyon türleri arasında değerlendirilen doğum sonrası depresyonu gebelik süresince ya da doğumu takip eden dört hafta içinde görülen bir depresyon türüdür. Doğum yapan kadınların %10-15’inde görülen doğum sonrası depresyonun neden kaynaklandığı tam olarak bilinememektedir. Doğum sonrası depresyonu yaşayan kadınlarda genellikle şiddetli üzüntü hali, sürekli ağlama, yoğun kaygı ve umutsuzluk sıklıkla görülen belirtilerdir.

    1. Mevsimsel Duygu Durum Bozukluğu

    Mevsimsel duygu durum bozukluğu belirli mevsim dönemlerinde görülmesiyle diğer depresyon türlerinden ayrılır. Özellikle gün ışığının azaldığı kış dönemlerinde görülen mevsimsel duygu durum bozukluğu popülasyonun %1-%2’lik bölümünü etkiler ve genellikle kadınlarda ve gençlerde görülür. Mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşayan kişiler kış aylarında yaz aylarında oldukları hallerinden bambaşka bir görüntü sergilerler; genellikle ümitsiz, üzgün, stresli ve ilgisiz bir görüntüyle devam eden mevsimsel duygu durum bozukluğu sonbahar- kış döneminde başlayıp günlerin uzadığı ilk bahar yaz aylarına kadar devam eder.

    1. Melankolik Özellikli Majör Depresyon

    Melankolik özellikli majör depresyonda kişiler önceden zevk aldıkları hiçbir aktiviteden zevk almamaya başlarlar. Melankolik özellikli Majör depresif bozukluk tanısı konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin daha sergilenmesi beklenir;

    • Zevk alınan çoğu aktivitelerden zevk alamama

    • Yaşanan iyi olaylar karşısında tepkisizlik

    • Psikomotor davranışlarda değişiklikler

    • Aşırı suçluluk duygusu

    • Uykusuzluk

    • Sabahları yaşanan depresyonda artış

    1. Psikotik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Halisünasyon ve sanrılarla seyreden majör depresif bozukluk türü psikotik özellikli majör depresyon olarak adlandırılır. Psikotik özellikli majör depresyonda kişiler kendilerinin değersiz olduklarını ve yaşamayı hak etmediklerini söyleyen sesler duyduklarını belirtebilirler.

    1. Katatonik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Katatonik özellikli majör depresyon yaşayan kişilerde psikomotor davranışlarda şiddetli bozulmalar görülür. Katatonik özellikli depresyonda aşağıdaki belirtilerin en az iki tanesinin görülüyor olması aranır:

    • Kaslarda hareketsizlik

    • Nedensiz kas hareketleri

    • Şiddetli negativite ya da hiç konuşmama

    • Alışılmamış beden pozisyonu

    • Başkalarının söz ve hareketlerini tekrar etme

    1. Distimik Bozukluk

    Kronik bir seyir gösteren sinsi başlangıçlı bir depresyon türüdür. Sık görülmesine karşın, teşhisi nadir koyulan bir rahatsızlıktır. Hastalarda fazla ağır olmayan, en az iki yıl süren depresyon belirtileri görülür. Hiç bir şeyden memnun olmama, uyku bozuklukları, sürekli karamsarlık durumu, yorgunluk, güvensizlik hali, isteksizlik ve ilgi düşüklüğü, bedensel yakınmalar hastaları rahatsız eder. Rahatsızlıkta aralarda bir kaç gün süren iyi haller olabilir. Bu etkiler iki aydan daha fazla devam etmez. Kişilerdeki depresif belirtiler hafif şekilde en az 2 yıl devam eder. Bu süreğen gidişli bir sorundur. Bu rahatsızlık gizli depresyon olarak anılabilir. Hastaların en fazla şikayet ettiği konu depresif olmalarıdır. Rahatsızlığın başlangıç aşaması genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde olur.

    Depresyonun Tedavi yöntemleri nelerdir?

    • Psikoterapi

    • İlaç tedavisi

    Yapılan araştırmalar depresyonun tedavi edilen yüksek oranlı bir hastalık olduğunu gösteriyor. Depresyon tedavisinde en yaygın kullanılan yöntem ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte yürütülmesidir. Antidepresan ilaçların yanetkileri son derece azdır. Toplumda ilaçlar hakkındaki yaygın olan yanlış bilgilerin aksine antidepresanlar bağımlılık yapmazlar. İlaçlar genellikle 2-3 hafta sonra tam etkilerini göstermektedir. Bu nedenle sabırlı olmak gerekir. Psikoterapi ile kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesi ve depresyon ile mücadele etmesi için daha aktif olması amacı vardır. Psikoterapi süreci ilaç kullanımı ile desteklenebilir. Özellikle bilişsel-davranışçı terapi uygulamaları depresyondaki kişilerin kendilerini depresyona sürükleyen düşünce tarzlarını değiştirmelerine ve pozitif biliş kalıpları oluşturmalarına yardımcı olmaları yönünden en etkili tedavi yöntemleri arasındadır.

    Depresyon hastalarına tavsiyeler:

    • Sabırlı olun! Ağır ilerleyen bu hastalığın tedavisi de zaman alır.

    • Hayatınıza ufak ve gerçekçi hedefler koyunuz.

    • Fiziksel aktiviteleri aksatmayınız (Yürüyüş,koşu,yüzme vb.)

    • Uyandıktan sonra yatakta durmayınız

    • İlacın doz değişikliği veya bırakılması doktor kontrolunde olmalıdır, kendiniz değişiklik yapmayınız ve kullanımı aksatmayınız.

    • Sizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz müzikler dinleyiniz.

  • Depresyonda mıyım?

    Depresyonda mıyım?

    Her insan hayatının bazı dönemlerinde istenmeyen, beklenmeyen, hayal kırıklığına uğratan olaylar karşısında, geçici bir süre üzüntü, kırgınlık, mutsuzluk, kızgınlık, keder, karamsarlık gibi depresif duygular yaşar. Bu duygular çok doğaldır ve genellikle kısa bir süre sonra etkisini kaybeder. Ancak, depresif şikayetlerin iki haftadan uzun sürmesi, kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkilemesi ve sorumluluklarını yerine getirmesini engellemesi durumunda kişinin depresyonda olduğu söylenebilir. Depresif belirtiler, duygusal, zihinsel, davranışsal ve fiziksel olmak üzere dört grupta toplanır:

    • Duygusal belirtiler: Mutsuz, ağlamaklı, kederli, hüzünlü hissetme, karamsarlık, umutsuzluk, çaresizlik, daha önce keyif alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama, kendini değersiz hissetme, küçük görme, kendini beğenmeme, suçlu ya da günahkâr hissetme, yalnızlık hissi, boşluk duygusu, alınganlık, huzursuzluk

    • Zihinsel belirtiler: Konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilenlere dikkatini verememe, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, kararsızlık, tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar planları

    • Davranışsal belirtiler: Sosyal ilişkilerden kaçınma, yalnız kalma isteği, cinsel isteksizlik, motivasyon eksikliği, keyif veren aktiviteleri erteleme, sinirlilik

    • Fiziksel belirtiler: Önemli derecede kilo kaybı veya alımı ve iştahta artma ya da azalmanın olması, uykusuzluk ya da aşırı uyku hali, halsizlik, yorgunluk hissi, enerji kaybı, bedensel ağrılar

    Kişinin şikayetleri, yukarıda sayılan tüm belirtileri karşılamayabilir. Depresyonun şiddetine göre, belirtilerin sayısı ve sıklığında farklılıklar olabilir.

    Her yaştan insanın ani kayıplar, ayrılık, maddi sıkıntılar, uzun süreli yüksek düzeyde strese maruz kalma gibi olumsuz olaylar ve tıbbi hastalıklar gibi nedenlerle depresif şikayetleri olabilir. Depresyon, 65 yaş üzerindeki kişilerde de sıklıkla görülür. Bu yaş dönemindeki sağlık durumu, kullanılan ilaçlar ve kişilerin sosyal çevrelerindeki değişikler depresyona zemin hazırlayabilir. Kanser, karaciğer hastalıkları, böbrek yetmezliği ve daha birçok hastalık sebebiyle sürekli hissedilen ağrılar, başkalarına bağımlı hale gelme ve günlük yaşantıda birtakım kısıtlamaların olması bu yaş grubundaki bireyleri zorlar. Ayrıca, yaş ilerledikçe çevrelerindeki önemli kişileri, sevdiklerini kaybetmenin acısını ve yalnızlığını da yaşarlar. Fiziksel sağlığın bozulması, ölüme yaklaşmayla ilgili düşünceler, fiziksel becerilerin, gücün, gençlik ve güzelliğin azalması, sosyal yaşantı ve desteklerin azalması gibi olumsuz değişimler de kişinin bu değişimlere uyum sağlayamaması halinde depresyonla sonuçlanabilir.

    Yaşlılık depresyonu genç nüfusta görülen depresyonla benzerdir. Ancak, yaşlılık depresyonunda depresif duygulara (hüzün, üzüntü, mutsuzluk) daha az rastlanırken, bedensel yakınmalar, ilgi ve enerji kaybı, iştah kaybı ve uyku bozuklukları daha ön plandadır. Ayrıca, endişe, inatçılık, huzursuzluk, sinirlilik, çocuksu davranışlar, sürekli yakınma ve sızlanmalar görülebilir. Çoğunlukla depresyon yaşlanmanın bir parçası olarak kabul edildiği için kişiler bu sıkıntılarını bir uzmanla paylaşmazlar. Ancak, depresyon kişilerin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğü gibi bedensel rahatsızlıkların seyrini de olumsuz yönde etkiler.

    Depresyon bir kişilik sorunu, şımarıklık veya zayıflık değildir. Toplumda her yaşta çok sık görülen, tedavi edilebilir bir psikolojik rahatsızlıktır. Uzman desteği alarak depresif belirtilerle başa çıkmak kolaylaşır ve iyileşme süreci hızlanarak iyi sonuçlar elde edilebilir.

  • Ağır Depresyonun Psikodinamiği ve Terapötik Sonuçları Üzerine

    Ağır Depresyonun Psikodinamiği ve Terapötik Sonuçları Üzerine

    Depresif hastaların gözlemlenmesinden hareketle, depresyonun mevcut psikanalitik konseptini inceleyeceğiz bu çalışmada. Depresyon, bireysel, psişik bir yatkınlığı öngörür ve nesne ilişkileri vasıtasıyla kendisini ifşa eder. Büyük olasılıkla organik temelleri de olan , psişik işlevlerin engellenmesi/ durdurulması/ yavaşlatılmasıdır ve psişik bir çatışmayla da tetiklenir. Bu yavaşlama, psişik işlevlerin regresif düzeye çekilmesiyle etkisini gösterir. Hastane gözlemleri, her bir depresyon türü için psişik süreçlerin daha az engellenerek devam edebilmesini ve depresyondaki acının hafiflemesini ya da tamamen ortadan kalkmasını sağlatan belli bir regresif işlev düzeyinin olduğunu bize göstermektedir. Genelde bir ilişki çatışmasıyla tetiklenen depresyonda, depresif kişi, narsisistik destekten de mahrum kalmaktadır. Bu sonucu nasıl anlamamız gerektiğini,gelişim psikolojisindeki yeni kuramsal gelişmeler ve bağlanma araştırmaları da incelemeye devam etmektedir.

    Depresyonda Nesne İlişkileri

    Freud, iki temel semptomu depresyonun temeline koymuştur: egosantrik davranış biçimleri ve kendinden şikayetçi olma/ kendini değersizleştirme. Depresifler şikayetlerini öyle bir dile getirirler ki, terapistler kendilerini çaresiz hissederler. Hatta, hastanın acısını azaltmak için önerilerde bulunmak zorunda hissederler. Depresyon hali devam ettikçe, depresifin tüm bu önerilere yanıtı, hiçbir şeyin işe yaramadığıdır. Kendini değersizleştirme, hastanın, Nesne’yi değersizleştirmesiyle bağlantılıdır. Bu durumda Freud’u izlersek, şikayet etme ile kendinden şikayetçi olma hali birbiriyle bağlantılıdır.

    Nesnenin değersizleştirilmesi, hastanın bu eylemden kaçınmasını sağlatmaz; bilakis dış dünya ile ilişkisinin devamı için olanak sağlar. Hem ben-odaklı olmak hem de şikayetçi olmak, depresifin, kişilerle ilişki içinde kalmasına yarar. Kendisiyle ilgilenebilecek olan insanlarla, bu mekanizma sayesinde yakınlık arar, kendisini ne kadar kötü hissettiğini onlara anlatır ve daha sonra da ne yapması gerektiğini sorar. Görünüşte, nesneye pozitif yükleme yapmaktan vazgeçmiştir ve uç durumlarda (ağır depresyon) (kendisine iyi gelen ya da değer verdiği) dış dünyayla ilişkisini tamamen kesmiştir. Böyle görünmekle birlikte, aslında dış dünyayla ilişkilerini tamamen sonlandırmamıştır. O halde bir depresif bizden ne istemektedir?

    Freud, bu soruya, bizi kendisine hayran bırakacak bir açıklama getirmiştir. Şöyle ki, “Libido, egoya (ben’e) gerilemiştir ve nesne libidosu narsisistik libidoya dönüşmüştür”. Bu bakış bize egosantrik davranış örüntüsünü açıklamaktadır. (Burada) depresyonun tetikleyicisi nesne yitimine dair bir tehdittir. Bu bağlamdaki regresif yönelim, nesneyle narsisistik özdeşimdir ki, Freud bunu ben/ego tarafından kapsanması gereken alana (yani ben’e) bu özdeşim nesnesinin gölgesinin düşmesi metaforuyla resmetmiştir. Tehdit halinde olan ya da gerçekleşen nesne yitimi, ego/ben yitimine dönüştürülerek savunulur. Nesneye karşı olan serzeniş, egoya/ben’e karşı serzenişle yer değiştirir. Ben’e/egoya karşı Üst-benin saldırısıyla/müdahalesiyle oluşan depresyonu böyle açıklar Freud ve depresyonu içsel bir süreç çerçevesine oturtarak etkileşimsel (interaksiyonel) boyutunu araştırmaya devam etmez. Böylelikle de depresif bir insanın çevresinden ne istediği sorusunu açık/eksik bırakır.

    Freud sonrası depresyonla ilgilenen bir çok psikanalist de depresyona Freud gibi yaklaşmışlardır (Rado, Fenichel, Cohen, Arieti, Blatt). Jacobson (1971) depresyonun etkileşimsel boyutunu araştıran çok az analistten bir tanesidir. Freud’un kuramını bir adım ileri götürmüştür. Depresyonun ağırlaşmasında, depresif’in, kendi üst-ben’ini yakınlarına projekte ettiğini ve böylelikle o ruhsal dramını yeniden bir nesne ilişkisi dramı olarak taze tuttuğunu ileri sürmüştür. Bu savı destekleyecek empirik gözlemler de mevcuttur gerçekten. DEPRESYON, DEVAMLILIĞINI SAĞLAYABİLMEK İÇİN BİR İLİŞKİ PARTNERİNE İHTİYAÇ DUYAR. Depresif bir hasta geçici olarak yakınlarından ve arkadaşlarından ayrıldığında iyileşme göstermektedir (Matakas ve ark. 1999).

    Çalışmada, psikiyatri servisinde yatmakta olan (psikotik ve psikotik olmayan semptomlarla giden, mono ve bipolar) ağır depresif tanı almış hastalar, (rastgele seçilerek) iki gruba bölünüyorlar. Deney grubu 1 ila 4 hafta arası yakınlarıyla hiçbir şekilde ilişki kurmuyorlar; kontrol grubu ise bu konuda serbest bırakılıyor. Aynı şekilde tedavi olanaklarından yararlanıyorlar her iki grup da. Deney grubu, kontrol grubuna oranla 2 hafta içerisinde daha fazla iyileşme geri bildirimi veriyorlar (self-report). O halde depresyonun sadece spesifik bir ilişki üzerinden tetiklenmediğini; aynı zamanda spesifik bir ilişki ile de varlığını sürdürdüğünü kabul edebiliriz. Böylece, depresyon araştırmalarının bir dogması daha sallanmış oldu. Şöyle ki, “depresyonu tetikleyen bir yitimdir”.

    Nesne Yitimi Depresif Yapar Mı?

    Freud, “Trauer und Melancholie” adlı çalışmasında, hem yasta hem de depresyonda, nesnenin libidinöz yüklenmesinden vazgeçildiğini, çünkü nesnenin ya yitirildiğini ya da yitirilme tehdidiyle karşı karşıya olduğunu açıklamıştır. Daha sonra çoğunluk psikanalist yazarlar da bunu kabul etmişlerdir. Önem atfedilen kişilerin yitirilmesinin depresyonla bağlantısı tartışılmıştır hep. Bowlby (1980), annenin erken yaşta/zamanda yitirilmesinin sonraki yaşlarda ağır depresyona yatkınlığı kolaylaştırdığını Kasuistik de detaylıca tanımlamıştır. Brown ve Harris’in de (1978) bu konuda epidemiolojik çalışmaları vardır.

    Erken dönem bir yitimin depresyona yatkınlığı arttırması olgusu/saptaması, güncel bir yitimin depresyonu tetikleyeceği sonucunu zorunlu kılmaz, çünkü depresyon ancak bir ilişki içinde mevcudiyet bulur ve nesne yitimi “ilişkiye” göre daha az öncelikli bir koşuldur. Gerçi Brown ve Harris, erken dönem anne yitiminin başka biyografik yaşantılara göre ileriki yaşlarda ortaya çıkabilecek depresyonu tetiklemede önceliği olduğunu saptamışlardır. Ancak çocuk doğurmak ve sonra doğum sonrası depresyonu burada anmak gerekir ki, burada bir nesne yitimi söz konusu değildir (O’Hara, 1995). Evli kadınlar, yalnız yaşayan ve güncel bir ilişkisi olmayan kadınlara göre daha fazla kronik depresyondadırlar (Keller ve ark., 1981, 1984). Depresyon kendini sıklıkla bir partner ilişkisinde ifşa etmektedir (Keitner ve ark., 1990; Goldstein ve ark., 1996). Son olarak, ergenlik dönemini ebeveynlerinden özerkleşemeyerek geçiren ergenlerde daha fazla depresyon görülmektedir (Bemporad, 1978).

    Depresyonun Savunma Mekanizması ve Saldırganlık

    Depresif kişi, depresyonun devamlılığını sağlatacak etkileşim partneriyle yakınlık arar. Analist, burdan yola çıkarak, depresyonun bir savunma olduğu yorumuna meyillidir. Kural şudur: hasta, bir yandan, nevrotik semptomlarından kurtulmak istemektedir; öte yandan da semptomlarının varlığını devam ettirmektedir. Ağır olmayan depresyonların tetikleyicisi genellikle bir ilişki çatışmasıdır ve çatışma depresyon vasıtasıyla savuşturulmaktadır. Örneğin bir ev kadını kocasının kendisini aşağılaması gerçeğiyle yüzleşmemek için depresif olur; loğusalık depresyonu, annenin çocuğuna olan kıskançlığını örtmek için açığa çıkar veya bazı insanlar aşık olduklarında depresif olurlar, çünkü bağlanmaktan ve bu bağlanmanın kendilerini bağımlı hale getireceğinden kaygı duyarlar.

    Bu birkaç örnek depresyonun çeşitli yaşam olaylarıyla tetiklenebildiğini bize gösterebilir. Değersizleştirme, kıskançlık/haset veya bağlanmaktan duyulan korkunun yol açtığı tetikleyici çatışmalar savunulmak durumundadır. Depresyonla birlikte, partnerlerden biri, diğer partnerin kendine acıması için onu harekete geçirmek isteyebilir; loğusa kadın, annesini, kendisine annelik yapmak üzere etkilemek isteyebilir ya da aşık biri, bağlanma korkusunu alt etmek için aşk objesini kendinden uzaklaştırabilir. Kural şudur: ÇATIŞMA ORTADAN KALKTIĞINDA DEPRESYON DA ORTADAN KALKAR. Freud, nesne’ye dair saldırganlık dürtülerinin savunulmasının/-ne direnç gösterilmesinin, depresyondayken, öncelikli olduğu fikrindeydi. Nesne’yle ambivalent (ikircikli) bir ilişki ve o’nu kaybetmeye dair algısal bir tehdit, saldırganlık dürtüsünü tetikler; ancak nesne’yi kaybetmemek için de bu dürtü ben’ e karşı döndürülür/yönlendirilir. Milrod (1988) bunu “ ben’in saldırganlıkla yüklenimi” olarak adlandırır. Ben’in, saldırgan dürtüler tarafından ne kadar yüklenildiği, depresyonun şiddetini de belirler (Hayhurst ve ark., 1997).

    Ancak, Cohen ve ark. (1954), 12 ağır depresif insanın biyografilerini incelediği araştırmalarında, bilinçli ya da bilinç-dışı yüksek düzey saldırgan dürtülere rastlamamışlardır. Daha da ötesi, eğer depresyon nesneye karşı olan saldırganlık dürtülerinin savunulması ise, o zaman buna dair (hastaya verilen) uygun yorumların temayül olarak depresyonu azaltması gerekir. Gerçekte durum böyle değil ama. Bemporad (1978) şöyle demektedir: “Onlarca yıldır, terapistler, depresif hastalarını, öfkelerini dile getirmeye ya da içselleştirdikleri resimden ayrıştırmaya çaba harcamaktadırlar başarısız şekilde” (s. 44). Mentzos da (1995, s. 63), “depresyonun derinliği, hastayla, depresyonunun agresif dürtü katmanı konuşulması denendiğinde hastanın depresyonu da derinleşmektedir” uyarısında bulunmuştur. Sıklıkla, saldırganlık dürtüsü ve depresyon arasında, evet, bir bağ olduğu gerçektir. Bu dolayımsız olarak da gözlenebilir. Öfke ve saldırganlık dürtüsü, klinik deneyimlerden edindiğimiz kadarıyla, bizi depresyondan koruyabilir. Ama bunun bizi, otomatik olarak depresyonun, saldırganlık dürtüsünün savunulması anlayışına götürmesi de gerekmiyor. Bunun yerine, daha çok, şöyle bakabiliriz: öfke ve saldırganlık, bizi depresif yapan ve değiştirmek istediğimiz (yaşantıya dair) sağlıklı bir reaksiyondur.

    Depresyonun, hangi düzeyde, egoya dair bir savunma işlevi olduğunu saptamak da çok zordur. Hastaları, geçici bir süre ait olduğu yakınlarından ayırdığımızda, iyileştiklerini; yeniden bir araya geldiklerinde ise yine kötüleştiklerini deneyimlerimizle gördük. Depresyonun bir savunma olduğu ve bu savunmaya tutunmanın da bir direnç olduğunu kabul edersek eğer, o zaman, zaten aşılmış olan bu direncin, devamında nasıl etkide bulunabileceğini de sormak durumunda kalırız. Buradaki çıkmaz/açmaz, depresyonu bir savunma olarak görmektir (örn. bir ilişki çatışmasına dair). Nihayetinde şunu söyleyebiliriz: Depresyon genellikle saldırganlık dürtüsünün savunulması değildir.

    DEPRESYONDA PSİŞİK KETLENME

    (yaşamsal) Motivasyonun azalması, isteksizlik, fantezilerde azalma, düşen libido ve saldırganlık (aggressivitaet), bedensel güçsüzlük (halsizlik), hormon düzeyinde değişmeler, terleme/kiloda değişmeler gibi vegetatif semptomlarla betimlenen depresyon, depresifin öznel algılamaları ve nesnel bedensel işlev yetersizliklerine denk düşer. Çaresizlik duygusu, tek başına, depresyonu tanımlayamaz. Değersizlik duygusu ve (kendinden) şikayet etme ile eşleşen psikolojik yaşantılara, bedensel işlevlerde bozulma/azalma gibi semptomlar eşlik etmezse o zaman tek başına buna depresyon diyemeyiz. Ancak bebeklerin anaklitik depresyonu gerçek bir depresyondur, çünkü bu onlarda yaşamsallığın (vitalitaet) azalmasıyla bağlantılıdır.

    Depresif ketlenme/engellenme dediğimiz şey, aslında regresyondur. Olgun Ego (ben) işlevlerinin terkedilmesi. Depresif ketlenme kavramı, yapmak isteyen ama yapamayan ruhsal bir durumu betimlemektedir. Regresyon, aslında hala işlemekte olan ancak azalmış olan ruhsal işlevlilik düzeyini tanımlar. Bu fark önemlidir.

    O halde depresyonun dört anı şöyle sıralanabilir: (1) tetikleyici çatışma, (2) organik/bedensel ketlenme/engellenme, (3) ruhsal acı ve (4) psişik regresyon. Ketlenmeyi destekleyen regresif düzleme uyum sağlama fırsatına sahip olursa ya da orada tutulursa, yani gerçekteki potansiyeline uygun yapabileceklerini yapmaya zorlanmazsa, depresifin depresyonu biter ya da azalır. Aynen kırılmış bir ayak gibi. Kırık ayak koşmaya zorlanırsa acır, ama uzanır dinlenirse ayak yine kırıktır ama acımaz en azından. Özetle depresyonun acısı ve regresif süreç birbirine göbek bağıyla bağlıdır. Bu açıdan, depresyonun şiddeti (derinliği), ketlenmenin/engellenmenin yoğunluğu ve hala bir işlevselliğin mümkün olduğu regresyonun düzeyi dolaysız olarak birbirleriyle ilişkilidir. Psişik işlevliliğin sıfırlandığı bir depresif ketlenme yalnızca uç durumlarda mümkündür.

  • Neden Depresyona Gireriz?

    Neden Depresyona Gireriz?

    Sürekli Mutsuz musunuz?

    Kronik Depresyon Ya Da Süregiden Depresyon Bozukluğu (Distimi) Nedir?

    Yaşam içerisinde hepimizin mutsuz, endişeli ya da kızgın hissettiği dönemleri olabiliyor. İnsan yanımız da bunlardan oluşuyor zaten; mutluluk, heyecan ve huzur kadar, hissettiğimiz olumsuz duygular da insan tarafımızın ve yaşamımızın parçaları. Ancak bazen mutsuz tarafımız benliğimizi ele geçirir ve diğer duygulardan rol çalarak başrolü oynamak üzere sahneye fırlar; bir türlü de inmek bilmez.

    Bu mutsuzluğumuzun bize özel türlü türlü sebepleri olabilir elbette; yakın ve sevilen birinin kaybı kadar yakın bir ilişkinin bitmesi, diğerleriyle yaşadığımız problemler, işyerinde yaşadığımız performans kaybı, akademik zorluklar, okul başarısının düşmesi, yaşamımızla ilgili majör kararlar (evlilik, iş değişikliği vb.) verme arifesinde yaşadığımız zorluklar ya da başka bir stres faktörü nedeniyle kendimizi alabildiğine mutsuz, kaygılı veya umutsuz hissedebiliriz. Zaten yapılan çalışmalar da, biyolojik yatkınlıklarımız ve mizaç faktörlerinin dışında, etkili olabilecek birçok stresli yaşam olayını depresyonun hazırlayıcısı ve tetikleyicisi olarak işaret ediyor.

    Burada doğuştan getirdiğimiz mizaç özelliklerimizin dışında yaşam deneyimlerimizle şekillenen kişilik yapımızın da depresyon ya da diğer klinik rahatsızlıklara yatkınlığımızı belirleyebildiğini söylemekte fayda var. Peki nasıl? Burada şema terapi kuramının bazı kavramlarının yardımından mutluluk duyacağımı belirteyim. Bu kurama göre patolojik olan/olmayan, normal/anormal ayrımı yapılmadan evrensel olarak tüm insanlarda görülen 18 ayrı şema var. Bu şemalar, doğuştan getirdiğimiz mizaç özellikleri ve yaşam deneyimlerimizle, özellikle de erken dönem yaşantılarımızla şekilleniyor. Erken dönem yaşantılarımızda ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki biçimi, bu dönemde ihtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmamış oluşu ya da ihtiyaçlarımızın karşılanma şekli, şemalarımız üzerinde belirgin rol oynuyor.

    Buna göre örneğin erken dönem yaşantılarında yeteri kadar sevgi, şefkat ya da sıcaklık almamış, duyguları dinlenip dikkate alınmamış kişiler, ileride de ihtiyaçları olan duygusal yakınlığın diğerleri tarafından yeteri kadar karşılanmayacağı beklentisiyle duygusal yoksunluk şemasına sahip olabilirler (J.E. Young ve ark.,2011). Bu şemaya sahip olan biri, şemayla başa çıkma biçimi olarak, duygusal ihtiyaçlarının hiçbir zaman karşılanmayacağı beklentisiyle yakın ilişkilerden sürekli olarak kaçınabilir (H.A.Karaosmanoğlu, 2017). Şemalar, genelde farkındalık alanımızın dışında bizi etkilemeye devam ettiğinden böyle bir şemayla kişi, sürekli kaçınan bir biçimde yakın ilişkilerden uzak veya yüzeysel yakın ilişkilerle yaşamını devam ettirme eğiliminde olur. Ancak altta yatan bir tatminsizlik ve yeteri kadar yakın olamama, sıcak ve doyurucu ilişkiler kuramama durumuyla karakterize, sürekli bir mutsuzluk, ruh halinin bütününe hâkim olabilir. İnsanın evrensel olarak diğerleriyle yakın bağlar kurma ihtiyacını göz önünde bulundurursak bu ihtiyacın karşılanamıyor oluşunun kişi açısından ne kadar hayati önemde olduğunu anlayabiliriz.

    Ya da erken dönem yaşantılarında ailesinin aşırı beklentileriyle (‘’en çalışkan, en yetenekli, en güzel, en becerikli, en zengin sen olmalısın’’ gibi) büyümüş ve sürekli diğerleriyle kıyaslanmış ve olumlu davranışları yeteri kadar aynalanmamış olan çocukta başarısızlık, kusurluluk, yüksek standartlar (mükemmeliyetçilik) veya haklılık şemaları gelişebilir. Böyle büyüyen ve bu şemalardan kusurluluk şemasına sahip olan biri, bu şemayla başa çıkma biçimi olarak, diğerleri tarafından reddedileceği ve eleştirileceği beklentisiyle insanlarla ilişkilerinde gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten kaçınmayı da seçebilir yaşamında.

    Örnekler üzerinden tanımlamaya çalıştığımız duygusal yoksunluk ve kusurluluk şemalarından sonra, bu geniş ve uçsuz bucaksız konuya bir ara vermek ve tekrar konumuz olan depresyona geri dönmek istiyorum.

    Birinci örnekte davranış paterni, yakın ilişkilerinden kaçma, ikinci örnekte ise gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten kaçınmayı içeriyordu. Bunun yaşam boyu tekrar eden bir örüntü olduğunu düşünelim. Yaşamsal gereksinimlerimizi oluşturan, diğerleriyle yakın ilişkiler kurma, güvenli bağlanma, ait olma, onaylanma gibi diğer temel ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundurarak…

    Ayrıca, depresyon tablolarında klinik olarak ön planda olan bulgulardan biri de sosyal içe çekilme olmakta. Sosyal içe çekilmenin neden mi sonuç mu olduğunu henüz bilmediğimizi varsayarak…

    Yukarıdaki her iki örnek her durumda ve herkeste olmasa da bazen, kronik depresyon ya da Distimi diye tanımladığımız Süregiden Depresyon Bozukluğunun altta yatan dinamiklerini oluşturabilir. Süregiden Depresyon Bozukluğunun, ruhsal bozuklukların uluslararası tanı kriterlerini geliştiren DSM-5 (DSM-5, 2013)’e göre belirtileri şunlardır;

    -Kişide en az iki yıl süreyle, çoğu gün ve günün büyük bölümünde çökkün bir duygudurum vardır (ağlamaklı, üzüntülü, umutsuz ya da boşlukta hissetme gibi).

    -Kişi, enerjisi azalmış ya da bitkin hissediyor olabilir.

    -Benlik saygısı (kendine verdiği değer, özgüven hissi vb.) azalmış olabilir.

    -Bir şeye odaklanmakta veya karar vermekte güçlükler yaşayabilir.

    -Kişi umutsuzluk ve karamsarlık duygularına sahip olabilir.

    -Yemek yeme isteği azalmış ya da artmış olabilir.

    -Uyku ihtiyacı artmış ya da azalmış olabilir.

    Tüm bu belirtiler kişide belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki vb. alanlarda işlevsellikte belirgin bir düşmeye neden olduğunda Distimi’nin varlığından söz etmek olası hale gelir.

    Bu yazımızda, çağın hastalığı olarak tanımlanan depresyonun arka planı ve olası nedenleri, ayrıca Süregiden Depresyon (Distimi) üzerinde durmaya çalıştık.

    Yaşadığınız problemle baş edemediğinizi hissettiğiniz durumlarda bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin lütfen.

    Sağlıklı günler dileklerimle,

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur.
    En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi
    duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez
    olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk
    duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini
    düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını
    yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini
    toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik
    şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız
    kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam
    tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama,
    uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde
    aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun
    sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):
    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum,
    Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu
    çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek
    yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları
    şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü
    kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan
    çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki
    enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul
    iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük
    çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey
    yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini
    değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak
    tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve
    eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı,
    okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları
    olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel
    aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama
    uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili
    sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir
    kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden
    kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev
    bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ
    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar
    beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne
    sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu
    yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne
    sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik
    saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi

    ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük
    çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve
    bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla
    aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla
    etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında (
    örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak
    aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve
    depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde
    benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel
    durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu
    düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme
    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun
    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı
    Doğum yapmak
    Aile, iş, okul sorunları
    Stresli bir ortamda çalışmak
    Maddi sorunlar.
    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ
    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi
    kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz
    deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için
    dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir.
    Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl
    yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun
    yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam
    olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin
    yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin
    temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa
    çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri
    kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    İzmirde çalışan çok sayıda psikolog bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz
    vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon
    tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup
    olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da
    izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden
    randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması

    gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog
    ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve
    donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir.
    Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat
    edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye
    sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp,
    göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç
    seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü
    olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik
    sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN
    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.
    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin
    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin
    Alkolden uzak durun
    Yediklerinize dikkat edin
    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin
    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın
    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.
    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin
    Gelecek planları yapın.
    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon kendisini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz,
    perişan, dertli, zavallı, çaresiz, boşluktaymış gibi hissetme, sinirli, asabi, düş kırıklığına uğramış, çökkün,
    cinsel istekte azalma, iştah kaybı … vb. şeklinde tanımladığı ve bunun yanında eskiden zevk aldığı
    şeylerden zevk almama severek yaptığı işlere karşı bir ilgisizliğin olması.

    Ancak bu yukarıdaki saydığımız özelliklerin; bir kayıp, ağır hastalık, deprem, ayrılık vb. durumlarda bir
    süre olması normal kabul edilebilir. Çoğu zaman bir sevgiliden ayırılındığında da benzer duygular
    içerisine gireriz.

    Mutsuzluğun adete zirveye çıktığı kişinin kendini sürekli üzüntü veren düşüncelerle meşgul ettiği görülür.
    Kişide bazen bu duygular dayanılmaz hale gelebileceği gibi, bazende kişiliğinin bir parçası olarak da
    görebilir.

    Her gün yataktan kalkarken zorlanma o günün zor, anlamsız geçeceğini düşünmeye başlama, gün
    içerisinde ki yapılan etkinliklerde (iş, ev toparlama, temizlik, yemek vb.) bile yapmak istememe ve sıkıcı
    bulunmaya başlanması. Çabuk sinirlenme ve sosyal ilişkilerde kötüye gitme, arkadaşalrının sürekli sana
    ne oldu böyle değildin sen demeye başlanması ve aile içinde huzursuzlukların olmasıdır.

    Kişi geçmişinden dolayı kendini suçlar, şu anı da mutsuz, anlamsız kötü giden başarısız bir dönem
    olarak görür. Gelecekle ilgili olarak da karamsar bir tablosu vardır. Olumsuz duygular içerisindedir,
    geleceğine umutla bakmaz.

    Bir süre sonra karamsarlık, mutsuzluk, hayattan keyif almama kişiyi o kadar bunaltmaya başalr ki ölsem
    de artık kurtulsam, yaşamak çok zor diye düşünmeye başlar ve genelde intihar planları olur.

    Aslında tedavi olduktan sonra ben ne kadar saçma düşünmüşüm diyecektir bir çok kişi.

    Konuşma, düşünme de bir yavaşlama olabileceği gibi bir unutkanlık, dikkat konstrasyon bozukluğu,
    okuduğu şeyleri anlamakta güçlük çekmeler olabilir.

    Bunların yanında bedensel yakınmalar yani vücudun bir yerlerinde ağrı ya da sindirim sistemi şikayetleri
    de olabilir. Somatizasyon bozuklukları genelde kronik depresiflerde sık görülür.

    Depresyonda uykusuzluk, fazla uyuma, iştah kapanması yada aşırı yemek yeme, cinsel bozukluklar
    ortaya çıkarabilir.

    Depresyon bir çok alanı etkileyen işlevsellik kaybı oluşturan ve tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    DEPRESYONDA MIYIM? YOKSA SADECE BİRAZ DEPRESİF Mİ HİSSEDİYORUM?

    Hemen hemen herkes hayatlarının bir döneminde kendini en az birkaç kere kendini hüzünlü ya da

    kederli hissettiği bir dönem geçirmiştir. Genelde üzüntü, mutsuzluk, keder, isteksizlik hayatımızın bir
    parçasıdır. Hayatımızın çeşitli dönemlerinde bir kayıp ya da ani hayat değişikliklerinde benzer olumsuz
    duygular yaşarız ancak önemli olan bu duyguların hayatımızı sürekli olarak etkilememesi ve kalıcı
    olmaması önemlidir.

    Bir kişinin depresyonda olduğunu söyleyebilmemiz için en az 15 günlük süre boyunca kendini gün boyu
    sürekli olarak mutsuz, hüzünlü mutsuz hissetmesi gerekir. Bu durum hem iş hayatını hem etkinliklerini
    de olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR

    Kişinin kendini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz, acınacak
    halde, perişan zavallı, dertli, çaresiz boşluktaymış gibi, sinirli, asabi, hayal kırıklığına uğramış hissetmesi

    Çaresizlik duyguları
    Karamsarlık ve umutsuzluk
    Enerji düzeyinde azalma
    Düşüncelerini belli bir konuya yoğunlaştırma da zorluk
    İştahsızlık
    Uykuya dalmada zorluk
    İlgi kaybı
    Etkinliklere başlamada zorluk çekme
    Her zamankinden daha üzüntülü olma
    Öznel ajitasyon duygusu
    Düşüncelerin yavaşlaması
    Karar vermekte güçlük çekme
    Sabah erken uyanma
    İntihar düşünceleri veya tasarıları
    Kilo kaybı
    Ağlamaklı olma
    Davranışlarda yavaşlama
    Sinirlenme durumunda artış
    Kendini hiçbir zaman düzelmeyecek gibi hissetme
    Uyku bozuklukları
    Sürekli acınma
    Başlanmış bir etkinliği bitirmede zorluk
    Ağlayamama – kabızlık
    Duygularını gösterememe

    Değersizlik düşünceleriyle uğraşıp durma
    Lipidoda azalma
    Sıkıntı atakları
    Suçluluk düşünceleriyle uğraşma
    Her zamankinden daha fazla yakınma
    Herhangi bir tür sanrı
    Hastalığı için başkalarını suçlama
    İntihar düşünceleri olmaksızın ölme isteği
    Takıntıların ortaya çıkması
    Bulunduğu bedene ve mekana yabancılaşma hissi
    Günahkar olduğu düşünceleriyle upraşıp durma
    DEPRESYONDAKİ İNSANLARIN YAPTIĞI BİLİŞSEL (DÜŞÜNCE) ÇARPITMALARI

    Depresyondaki insanlar kendi benlikleri ve hayatlarıyla ilgili yanlış düşünce çarpıtmaları yaptıkları
    görülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır.

    Keyfi Çıkarsamalar: herhangi bir kanıt yokken yada eldeki kanıtlar tersini gösterdiği halde olumsuz
    düşünmeye devam etme.

    Aşırı Genelleme: tek bir olaydan yola çıkarak genellemeler yapma ve bu çıkarsamaları yeni yaşanan
    durumları yorumlarken yerli yersiz kullanma.

    Kişiselleştirme: herhangi bir bağlantı olmamasına rağmen gelişen olaylardan kendini sorumlu tutma

    Seçici dikkat: olaylardaki olumsuz yanları ön plana çıkarma ve tüm yaşantıyı bu çerçeveden
    değerlendirme. Olumlu yönleri görmeme

    Ya Hep Ya Hiç şeklinde Düşünme: yaşanan tüm deneyimleri olası iki uçtan birine özellikle de olumsuz
    yana yükleme yani en kötü senaryoyu yazmaya odaklanma.

    Olumsuz düşünme şekli ve hiçbir dayanağı olmayan düşünceler içinde gezinme, yapılan bilişsel hatalarla
    depresyonu daha güçlendirmektedir. Kişi fark etmeden bilişsel hatalara düşer ve olumsuz düşünce
    yapısı belirginleşir ve artar.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon terimi gündelik hayatımızda çok sık kullandığımız bir kelime haline gelmiştir.
    Günlük hayatta her üzgün, sıkkın ve duygusal olarak düşük hissettiğimizde bu kelimeye sarılırız, ancak
    depresyon terimi ruhsal sağlık alanında ciddi bir duygu durum bozukluğudur.
    Dünya Sağlık Örgütü’nün belirtmiş olduğu üzere depresyon tanısının konulabilmesi için kişinin
    en az iki hafta boyunca her gün şu semptomlardan en az beşine sahip olması gerekir: iç sıkıntısı,
    düşük duygu durumu, iştah değişiklikleri (çok veya az), uyku düzeninde değişiklikler (çok uyuma veya
    az uyuma), kendini değersiz ve suçlu hissetme, çaresizlik hissi, cinsel istek dahil genel isteksizlik,
    ağlama hissi veya ağlama vb. Anlaşılacağı gibi günlük hayatımızda kullandığımız depresyon/depresif
    kelimelerinin sağlık alanında kullanımı dikkat gerektirir.
    Depresyon tedavisi için çalışmalar en etkin tedavi yönteminin uzman doktor (psikiyatrist)
    gözetiminde antidepresan kullanımı ve klinik psikolog eşliğinde bilişsel davranışçı terapi olduğunu öne
    çıkartmıştır. Ancak bu demek değildir ki, doktorunuz antidepresanı gerekli görmeyip sizi bir psiko-
    terapiye yönlendirirse bu yanlıştır. Aksine depresyon seviyenize göre antidepresan kullanımı gerekli
    olmayabilir. Çalışmaların bahsettiği etkin tedavi, ağır depresyonu refere etmektedir.
    Bir klinik psikolog olarak, depresyon psiko-terapisinden bahsetmek isterim. Bilişsel davranışçı
    terapi (BDT) çerçevesinde amaçlanan nokta eş zamanlı olarak duygu, düşünce ve davranış üçlüsünde
    kalıcı değişiklik yaratmaktadır. BDT teorisine göre, kişi çarpıtılmış algılara (“Yanımdan geçerken bana
    selam verdi, beni basbaya gördü, özellikle selam vermediği, görmediği için değil…”), zorunluluk içeren
    cümlelere (-meli/- malı, lazım, gerekir içeren her cümle), değersizlik algısına (“Bu hayatta kimse bana
    değer vermiyor/Değerli bir kimse değilim”) sahip olduğu için kendisini depresif hisseder. Yani aslında
    düşüncelerimiz, duygularımızı belirlemiş olur. Aynı şekilde kişi kendisini depresif hissettiği için kendisi,
    çevresi ve gelecekle ilgili olumsuz düşüncelere devam eder; yani kişinin duyguları da eş zamanlı
    olarak düşünceleri pekiştirir. Duygu ve düşünceler birbirilerini karşılıklı olarak etkilerken, aynı
    zamanda davranışları da etkiler: Kendisi, çevresi ve gelecekle ilgili olumsuz düşünüp olumsuz
    hisseden bir kişinin davranışları da aynı oranda olumsuz olacaktır. Kişi kendisine ve çevresine
    düşmanca davranabileceği gibi, davranışlarında minimuma gidebilir: evden hatta yataktan dahi dışarı
    çıkmayabilir, kimse ile iletişim ve ilişkiye geçmeyebilir, öz bakımını yerine getirmeyebilir vb.
    Anlaşılacağı gibi duygu, düşünce ve davranış üçlüsü döngüsel olarak birbirilerini
    etkilemektedir, bu sebepten de eş zamanlı olarak her birinde kalıcı değişikliğe gidilmesi gerekir. Bu
    doğrultuda, seanslarda kişinin çarpıtılmış algıları, değersizlik düşünceleri ve zorunluluk içeren
    cümleleri bilimsel teknikler ile yeniden yapılandırılır. Bunun yanı sıra, kişinin davranışlarında etkili bir
    değişikliğe gidilebilmesi için, seans aralarında yapabileceği davranış ödevleri verilir (“Hiç canınız
    istemese de önümüzdeki bir hafta boyunca herhangi bir gün dışarıda 15 dakika yürüyün” gibi). Bu iç
    içe geçmiş çalışmalar sayesinde bilişsel davranışçı terapi ile depresyon tedavisinin 8-12 seans arasında
    olması beklenir. Kişinin içinde bulunduğu depresyon seviyesi ve kişisel farkındalığı doğrultusunda
    seans sayısı artıp azalabilir.