Etiket: Depresyon

  • Depresyon

    Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz olarak etkileyen, yaşamını ve fiziksel sağlığını bozan bir duygu durum bozukluğu, çökkünlük halidir.

    Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir halk sorunudur.

    Sağlıklı bireyler, bazı olaylar karşısında sıkıntı, üzüntü gibi depresif duygular ile tepki verirler. İstenmeyen durumlar karşısında yaşanan depresif duygular her birey için yaşamın normal bir parçasıdır. Bu olağan duygu değişimlerini depresyondan ayıran ise yaşanan çökkünlük, keyifsizlik halinin süresi ve şiddetidir.

    Depresyondaki kişiler hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamaz, işlerini ve aile ilişkilerini sürdürmede çoğunlukla problemleri olur. Yoğun bir psikolojik rahatsızlık içindelerdir. Yaşanan sosyal ilişkilerdeki sorunlar depresyondaki kişinin kendini toplumdan çekmesine ve yalnız yaşamasına sebep olabilir.

    Depresyonun Belirtileri;

    En az iki hafta devam eden

    • Hoş olmayan duygu durum

    • Hayattan zevk alamama, genel isteksizlik hali

    • Mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve gerginlik hali

    • İştahsızlık ya da aşırı yeme isteği ile oluşan kilo değişiklikleri

    • Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali ( uykuya dalmada güçlük, sık uyku bölünmesi, niteliksiz uyku)

    • Değersizlik ve suçluluk duyguları (kendini başarısız bulma, hiçbir işe yaramama hissi)

    • Halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük hissi

    • Düşünmede, odaklanmada ve karar vermede güçlük çekme

    • Hareketlerde, düşüncelerde ve karar vermede yavaşlama

    • Enerji düzeyinde azalma

    • Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri, planları, girişimleri

    Ayrıca;

    • Gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali, kapalı yerlerde daralma ve aynı yerde uzun süre kalamama

    • Kontrolsüz öfke patlamaları

    • Cinsel isteksizlik

    • Psikosomatik

    yakınmalar eşlik edebilir.

    Depresyonun Nedenleri

    Yalnızlık, sosyal desteklerin yetersizliği, iş hayatındaki problemler, başarısızlık, mali sorunlar, ilişki problemleri, ailede depresyon öyküsü (genetik), travmalar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı depresyona yol açabilir. Ayrıca kronik ya da ölümle sonuçlanan hastalığı olanlarda depresyon görülme olasılığı yüksektir

    Yaşanan uyku problemleri depresyondan kaynaklı olabileceği gibi depresyonun sebebi de olabilir. Araştırmalarda uzun süren uykusuzluğun depresyona yol açabileceğine dair bulgular ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uyku düzenini sağlama tedavinin temel amaçlarından biridir.

    Yani depresyon, biyolojik, psikolojik, sosyal faktörlerin birleşimi sonucu gelişir.

    Depresyondaki Bireylerin Düşünce Kalıpları

    • “Yetersiz biriyim hiçbir şeyi doğru yapamam”

    • “Baş edemem, üstesinden gelemem”

    • “Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım”

    • “Her şey benim hatalarımın sonucu”

    Her insanın hayatın belli bir döneminde depresyona girme olasılığı vardır. Bunun bir güçsüzlük göstergesi olmadığı bilinmeli ve destek almaktan kaçınmamalıdır. Depresyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi tek başına yaşanan problemleri çözmeyi sağlamayacaktır. Depresyon tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu için; psikoterapide depresyonun tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek başa çıkma yöntemlerinin hastaya öğretilmesi amaçlanır.

  • Bahar Depresyonu

    Bahar Depresyonu

    Depresyon genel olarak mutsuzluk, keyifsizlik, isteksizlik, halsizlik, umutsuzluk, zevk alamama, öz saygıda azalma, enerji kaybı, kilo kaybı, uyku bozukluğu ve benzeri belirtileri gösteren tedavi edilebilir bir rahatsızlık türüdür. Ancak hayatta birçok şeyin çeşitlilik göstermesi gibi depresyon da kendi içinde çeşitlilik gösterir. Bahar depresyonu da depresyon çeşitlerinden bir tanesidir.

    Mevsim geçişleri sırasında birçok hava hareketinin meydana geldiğini görürüz. Özellikle bahar ayları yaz ve kış ayları arasındaki geçiş ayları olduğu için hava hareketlerinin dengesizleşmesi oldukça sık görünmektedir. İklimsel değişiklikler sırasında ise insan vücudu ve psikolojisi bu durumdan etkilenmektedir. Mevsimsel özelliklerin değişmesi ve gün sürelerinin değişmesi “biyolojik saat” adını verdiğimiz vücudun düzenini sağlayan mekanizmayı da etkilemiş olur. Biyolojik saatin; gün ışığı ve uyku düzenini temel alarak ayarlandığı düşüldüğünde ise mevsimsel özelliklerin duygu-durum üzerindeki etkisi dikkat çekmektedir. Bahar dönemlerinde biyolojik saatin şaşırması dolayısıyla beyinde bazı hormonların salgılanması dalgalanır ve bu durum depresif özelliklerin ve başka psikolojik durumların belirmesine davetiye çıkarır. Böylelikle eğer kişilerde depresyona düşme eğilimi ya da hikâyesi var ise bahar aylarında mevsimsel özelliklerin de değişmesiyle Bahar Depresyonu meydana gelebilir.

    Belirtileri nelerdir?

    Bahar depresyonunu diğer depresyonlardan ayırıcı nitelikte olan ilk durum ortada depresyona girmek için yeterince sebep yokken kişinin mevsim geçişleri evresinde depresif belirtiler göstermeye başlamasıdır. Bu dönemlerde mutsuzluk, halsizlik, çaresizlik, isteksizlik, sinirlilik, unutkanlık, yorgunluk, iştahsızlık, uykusuzluk, kaygı, korku, ağlama eğilimi, saldırgan tepkiler, konsantrasyon kaybı gibi durumların hepsinin ya da bir kaçının bir araya gelmesiyle bahar depresyonu gelişebilir. Depresyonun şiddeti arttıkça vücudun çeşitli yerlerinde ağrı hissi, mide-bağırsak problemleri de belirebilir.

    Bahar yorgunluğundan farkı nedir?

    Bahar yorgunluğu ve bahar depresyonu belirtiler ve süre farklılıkları dolayısıyla birbirinden ayrılır. Bahar aylarında denizlerin daha çok buharlaşması ve havadaki nem oranının fazla olması solunum yollarında fiziksel rahatsızlıklara yol açarak kandaki oksijen oranında düşmeye ve dolayısıyla yorgunluğa sebep olur. Nem ve solunum yolları ile ilgili sıkıntılar giderildiğinde ise düzelme hali beklenir.

    Bahar depresyonu ise mevsim geçişi dolayısıyla başlar ancak bu durum tek başına bir sebep değildir, tetikleyicidir. Kişi bahar ile birlikte depresyona girmiş demektir ve mevsimsel koşulların iyileşmesi depresif belirtilerin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Eğer kişi bahar depresyonuna girdiyse uzmanlardan tedavi ve yardım alması yerinde olacaktır. Aksi takdirde depresyonun devam etmesi, şiddetini artırması ya da tekrarlaması riskleri ortaya çıkar.

    Ne zaman bir uzmana başvurulmalı?

    Depresyon tedavi edilebilir rahatsızlıklardan bir tanesidir. Kişi ömrü boyunca bir defa depresyona girebileceği gibi birden fazla defa da girebilir. Böyle durumlarda her bir depresyon süresince uygun tedavi yöntemlerine başvurmak kişinin hem ruh hem beden sağlığı bakımından önemlidir.

    Bahar depresyonuna giren bir kişide belirtiler ortaya çıkmaya başladıktan sonra birkaç hafta içinde bir düzelme hali olmaz ise konuyla ilgili psikolojik destek almak yerinde olacaktır. Ayrıca kişide depresyon geçmişi, özellikle mevsimsel depresyon geçmişi varsa belirtilerin ilk çıkmaya başladığı tarihlerde yardım alması önemli nitelik kazanmaktadır. Birçok rahatsızlıkta olduğu gibi problem ne kadar çabuk tespit edilip tedavi süreci ne kadar çabuk başlar ise o kadar avantaj elde edilecektir.

    Korunma yolları nelerdir?

    Bahar depresyonunu tetikleyici faktör iklim koşullarındaki dalgalanma ve biyolojik saatin de bundan etkilenmesidir. Böyle bir durumda biyolojik saatimizin bozulmasını engelleyici nitelikte bazı durumlara dikkat edersek bu süreci depresyona girmeden ya da daha hafif bir etkiyle geçirmek mümkündür.

    Dikkat edilmesi gereken ön önemli konu uykudur. Bir insan ortalama olarak günün 3’te 1’ini yani 8 saatini uykuda geçirmelidir. Bu süre yaş ve alışkanlıklara göre kısalabilir ancak sürenin uzamamasında fayda vardır. Uykuya dalış ne çok geç, ne çok erken olmalıdır. Sabahları da aynı şekilde makul bir saat aralığında uyku süresi en az 6, an fazla 8 saat olacak şekilde uyanmak gerekmektedir.

    Bununla birlikte, beslenme oldukça önemlidir. Birçok kişi kilo kontrolü, vakit bulamama gibi sebeplerle öğün atlama eğilimindedir ancak atlanan öğün metabolizma dengesinin bozulmasına sebep olacaktır. Belirli bir metabolizma dengesi için tüm öğünleri yapmak ve her gün ortalama olarak aynı zaman diliminde beslenmek gerekmektedir.

    Son olarak, egzersiz hayatımızın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Spor yapacak vakti ya da imkânı olmayan kişilerin ise günde en az 40-45 dakika tempolu yürüyüş yapması vücudun ve zihnin düzene girmesinde faydalı olacaktır.

  • Üniversite Öğrencilerinin Depresyonlarının İncelenmesi

    Üniversite Öğrencilerinin Depresyonlarının İncelenmesi

    Son yıllarda depresyon tanısı alan, tedavi gören ve depresyon için ilaç kullanan üniversite öğrencilerinin sayısında bir artış gözlenmektedir. Depresyon üniversite öğrencilerinin karşı karşıya kaldığı duygusal problemlerden en ciddi olanıdır çünkü yetişkinleri ve genç yetişkinleri doğrudan ve derinden etkilemektedir. Çünkü üniversite yılları boyunca gençler yetişkin dünyasına adım atmaya başlamaktadırlar. Bir başka deyişle üniversiteye adım atan genç yetişkinler, farklı bakış açıları, farklı yaşam biçimlerini keşfetmeye başlamakta ve değişik rolleri olduğunu fark etmektedirler. Bir yandan bağımsız olmaya çalışırken, bir yandan da kendilerinden beklenen gelişim görevlerinden olan yakın ilişkiler kurma çabasına girmektedir. Üniversite öğrencileri kendi beklentileri ile diğer insanların (arkadaşları ve aileleri) beklentilerini karşılama konusunda denge kurmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca, üniversite öğrencileri kendilerini keşfetmeye çalışmakta, bu kendini keşfetme süreci ise zaman zaman benlik saygısında iniş ve çıkışlar yaşamalarına neden olabilmektedir. Ayrıca üniversite öğrencilerinin değişen çevre ve kalma yeri gibi koşullara uyum sağlaması da gerekmektedir. Bu nedenle, üniversite yaşamı hem olasılıkları hem de olumsuz yaşam koşullarını ve stres faktörlerini beraberinde getirmektedir. Sonuçta üniversite öğrencileri yaşadıkları baskı sonucunda öfke, kaygı ve depresyon gibi bazı psikolojik belirti ve sorunlara daha yatkın hale gelebilmektedirler.

    Araştırmanın Amacı:Depresyon üniversite öğrencilerinde oldukça yaygın olduğu ve yaşamlarını olumsuz yönde etkilediği için depresyonun incelenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Üniversite öğrencilerinin yaşam koşulları ve gelişim özellikleri dikkate alındığında dış görünümden memnun olmama, akademik başarısızlık ve kalma yerine uyum sağlayamama değişkenleri depresyon için en önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle bu araştırma üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerini cinsiyet, dış görünümden memnuniyet, kalma yeri ve akademik başarı değişkenleri açısından incelemek için gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, (1) üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri nasıldır?, (2) üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri dış görünümden memnun olma düzeylerine göre anlamlı olarak farklılaşmakta mıdır?, (3) üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri akademik başarılarına göre anlamlı olarak farklılaşmakta mıdır?, (4) üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri cinsiyet ve kalma yerine göre anlamlı olarak farklılaşmakta mıdır?, (5) üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri dış görünümden memnun olma ve akademik başarı değişkenleri kontrol edildiğinde cinsiyet ve kalma yerine göre anlamlı olarak farklılaşmakta mıdır? Sorularına yanıt aranmıştır.

    Araştırmanın Yöntemi:Bu çalışma Anadolu Üniversitesi’ne devam eden 440 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 315’i kadın, 123’ü ise erkektir; 102’si birinci sınıf, 105’i ikinci sınıf, 110’u üçüncü sınıf, 123’ü ise dördüncü sınıftır. Araştırma verileri, Beck Depresyon Envanteri, Beden 90 A. Aykut Ceyhan et. al. Organlarından Memnuniyet Ölçeği ve araştırmacılar tarafından bu araştırma için geliştirilmiş olan Kişisel Bilgi Anketi ile toplanmıştır. Kişisel Bilgi Formu üniversite öğrencilerinin cinsiyet, sınıf düzeyi, akademik ortalama ve kalma yeri ile ilgili sorulardan oluşmaktaydı. Data analizinde ise bağımsız gruplar için t testi, iki yönlü varyans analizi ve iki yönlü ANCOVA (Kovaryans) analizi kullanılmıştır.

    Araştırmanın Bulguları:Üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerine ilişkin dağılımın ortalaması 12.63, standart sapması ise 8.21 olarak bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin %25’inin depresyon puanları yedi ve yediden düşük, %50’sinin puanları ise 11’e eşit veya 11’den düşüktür, %75’inin puanları ise 17 ve daha altında yer almaktadır. Bu sonuçlara göre, üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğunun depresyon düzeylerinin yüksek olmadığı ifade edilebilir. Araştırmanın bulguları dış görünümlerinden memnun olmayan üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin dış görünümünden memnun olanların depresyon düzeylerinden daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca akademik başarısızlık yaşayan öğrencilerin depresyon yaşama olasılıkları akademik olarak başarılı olanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırmanın bulguları üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin cinsiyete, kalma yerine ve bu iki değişkenin etkileşimine göre anlamlı olarak farklılaşmadığını ortaya koymaktadır. Kovaryans analiz sonuçları ise üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin dış görünümden memnun olma ve akademik başarı değişkeni kontrol edildiğinde de cinsiyet, kalma yerine ve iki değişkenin etkileşimine göre anlamlı olarak farklılaşmadığını göstermektedir.

    Araştırmanın Sonuçları ve Öneriler: Araştırmanın bulguları üniversite öğrencilerinin kalma yeri ve cinsiyetlerinin depresyon düzeylerinde farklılık oluşturmada önemli faktörler olmadığını ortaya koymuştur. Bu faktörler, üniversite öğrencilerinin dış görünümlerinden memnun olma ve akademik başarı durumları kontrol edildiği halde anlamlı bir farklılığa yol açmamıştır. Öte yandan, üniversite öğrencilerinin dış görünümlerinden memnun olmaları ve akademik başarıları depresyon düzeylerinde anlamlı etkilere sahiptir. Depresyon üniversite öğrencilerinin karşı karşıya kaldığı en önemli psikolojik problemlerden birisi olduğu için üniversite öğrencilerine etkili psikolojik yardım hizmetleri sunulması gerekmektedir. Bu nedenle üniversite öğrencilerinin kendini kabul düzeylerini yükselten, iletişim becerilerini ve sosyal ilişkilerini geliştiren farklı depresyonla baş etme programları geliştirilebilir. Bu programların tasarlanıp hazırlanmasında ise dış görünümden memnun olup olmama ve akademik konular da dikkate alınmalıdır. Bu çalışmanın bazı sınırlılıkları vardır bu nedenle bu araştırma başka çalışmalarla tekrarlanabilir. Bu araştırmanın katılımcılarının sayısındaki sınırlılıktan dolayı, üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri ile cinsiyet, dış görünümden memnun olma ve kalma yeri arasındaki etkileşimler daha büyük çalışma gruplarıyla gerçekleştirilebilir. Üniversite öğrencilerinin depresyonlarını daha ayrıntılı olarak ele almak için nitel çalışmalar yapılabilir.

  • Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Depresyondaki kişi kendini çökkün hisseder ve eskiden yaptıklarına karşı ilgi ve istek kaybı yaşar. Olumsuz düşünceler çok sıklıkla kişinin zihnindedir ve bu durum kişinin davranışlarına sirayet eder ve kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başlar işte burada kısır döngü başlar. Kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başladıkça mutsuz keyifsiz hisseder, mutsuz keyifsiz hissettikçe de doğal olarak harekete geçmeyi anlamsız bulur ve keyif almayacağım mutlu hissetmeyeceğim şeklindeki düşünceleri pekişir. Bu düşünceler, kişinin zihnine sıklıkla gelince otomatikman kişi hareketsizleşir. Depresyonun yarattığı bu durum görevleri yerine getirmeyi ve eskiden olduğu gibi hayattan keyif almayı güçleştirir. Hobileriniz ve arkadaşlarınız eskisi gibi ilginizi çekmez. Sürekli bir çökkünlük hali yaşarsınız ve bir günü tamamlayabilmek dahi size zor gelebilir, günler artık size sıkıcı gelmeye başlamıştır.

    Araştırmalara göre depresyonun görülme oranı çok yüksektir. En yaygın ruhsal hastalıklardan birisidir ve yaşam boyu görülme oranı %20dir. 2020 yılında depresyonun ruhsal hastalıklarda ikinci sırada olması tahmin ediliyor.

    DSM-5’e göre

    A.Majör depresyon bozukluğu

    1. Çökkün duygu durum yani keyifsizlik, nerdeyse her gün günün büyük bir bölümünde bulunur ve bu durumu ya kişinin kendisi bildirir ya da bu durum başkalarınca gözlenir.

    2. Bütün ya da nerdeyse bütün etkinliklere karşı ilgide azama keyif alamama, her gün günün büyük bir bölümünde bulunur.

    3. 3. Çok kilo alma ya da verme (bir ay içinde kilonun %5inden daha büyük bir değişiklik). Yeme isteğinde azalma ya da artma.

    4. Neredeyse her gün uykusuzluk çekme ya da çok uyuma.

    5. Neredeyse her gün psikodevinsel kışkırma(ajitasyon) ya da yavaşlama(başkalarınca gözlemlenebilir olmalı yani öznel dinginlik sağlayamama ya da yavaşlama değil)

    6. Nerdedeyse her gün bitkinlik ve içsel gücün kalmaması

    7. Nerdeyse her gün değersiz olduğunu düşünme

    8. Neredeyse her gün düşünmekte yada odaklanmakta güçlük ya da kararsızlık yaşama

    9. Yineleyici ölüm düşünceleri, özel eylem tasarlamaksızın kendini öldürme düşünceleri ya da kendini öldürme girişimi ya da kendini öldürmek üzere özel eylem tasarlama.

    Buradaki kriterlere bakınca depresyondaki kişinin keyifsiz olduğunu, enerji ve aktivitelerinde bir azalma olduğunu, çoğu şeyden zevk almadığını, konsantrasyon probleminin olduğunu, yorgun hissedebileceğini, uyku düzeni bozulduğunu, iştahsız olabileceğini ve hareketlerinin yavaşladığını görebiliriz.

    B.Süregiden Depresyon Bozukluğu(Distimi)

    1. En az 2 yıl süreyle çogün, günün büyük bir bölümünde, kişinin söylediği ya da başkalarınca gözlendiği üzere çökkün yani mutsuz duygudurum vardır.

    2. Aşağıdakilerden 2 sinin ya da daha fazlasının varlığı:

    1. Yeme isteğinde artma ya da azalma

    2. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma

    3. Enerji düzeyinde azalma

    4. Benlik saygısında azalma

    5. Odaklanamama ya da karar vermede güçlük

    6. Umutsuzluk

    Depresyondaki kişinin duygu ve düşünceleri aşağıdaki gibi olabilir.

    Kendini değersiz olduğunu düşünebilir ve benlik saygısı düşüktür. Başarılarını küçümseyebilir.

    Kendine güvenmiyorum diyebilir.

    Yaşadığı herhangi bir olayın olumsuz ve kötü yanlarına odaklanabilir.

    ‘’Hiçbir şey yolunda gitmiyor’’ gibi aşırı genellemelerde bulunabilir

    Kimsenin kendine yardım edemeyeceğine inanabilir

    Kendini boşlukta hissedebilir

    İntiharı düşünebilir

    Bu belirtileri az oranda dahi olsa herkeste gözlemleyebiliriz fakat depresyonda bu belirtiler bir anda ortaya çıkıp kaybolmazlar, devamlıdırlar, yoğundurlar ve belki uzun yıllardan beri bulunuyor olabilirler. Depresyon kişinin sosyal ilişkilerini etkiler(mesela arkadaşlarla görüşmeme, eskiden keyifle film izleyen birinin artık film izlemekten keyif almaması) ve onda bir takım psikosomatik bozukluklara yol açabilirler ve dahası kişiyi intihara yöneltebilir.

    Depresyonda istek felci yaşarsınız. Bir aktivitede bulunmayı istemeyiz. Bu depresyonun doğasında vardır. Depresyonda olmadığınız dönemde yaptığınız neler var? Depresyon dönemindeyken yapmadığınız neler var? Bunu bir kâğıda dökün. Bunları parçalarına ayırın ve küçük bir kısmını yapmaya gayret edin, bu depresyonunuza iyi gelecektir. İstek gelmesini beklerseniz sonsuza kadar gelemeyebilir ve sizin istediğinizi doğrudan etkileyemiyoruz fakat davranışlarınızı etkileyebiliriz ve onlara siz müdahale edebilirsiniz. İsteğinizin gelmesini beklemeyin örneğin canınız ders çalışmak istemediğinde harekete geçin küçük bir şey yapın 20 dk ders çalışın ve kalkın dersin başından. İstemeseniz bile arkadaşlarınızla görüşün istemeseniz de film izleyin bunun öncesinde ne kadar keyif alacağınızı not edin ve yaptıktan sonra ne kadar keyif aldığınızı not edin ve ikisini karşılaştırın. Diyelim ki kendini mutsuz hissettiğin bir gün arkadaşlarınız çağırdı istemeseniz de gidin gitmeden önce ne kadar keyif alacağınızı not edin eve geri geldiğinde ne kadar keyif aldığınızı not edin ve bu 2 puanı karşılaştırın. Varsayalım ki siz öğrencisiniz okulda kendinizi kötü hissettiniz ve ağladınız eve gelmek istediniz. Eve gelmeyin 15 dk daha okulda kalın yani bir zaman verin kendinize eğer hala eve gitmek istiyorsanız gidin ama eve gitme isteği uyanır uyanmaz anında eve gitmeye kalkmayın çünkü bu davranış depresyon canavarını besliyor. Bir süre sonra eve gitme istediğiniz azalabilir. Böylelikle davranışlarınızdaki değişim sizi zamanla daha istekli hale getirecektir.

    Normalde insan bir şey yapmayı ister. İstekten sonra gider onu yapar fakat depresyonda tam tersini yapıyoruz önce harekete geçiyorsunuz sonra istek gelmesini bekliyoruz. Ters mantık kuruyoruz yani. Çünkü depresyonda istekli olmamanız çok doğal ve depresyon döneminde iyi hissetmek, motivasyonunuzun yüksek olması sizin elinizde değil. Bu yüzden depresyonun terapisinde farklı bir yol izlenir. İsteğin gelmesini beklemeden biraz da kendinizi zorlayarak istemeseniz de o an yapmanız gerekenin küçücük bir kısmını yapmanız sizi biraz daha iyi hissettirecektir. O an yorgun ve isteksiz olduğunuz için yapamayacaksınız gibi gelebilir. Mesela bir tane sınav var diyelim tüm konulara olmasa bile 20 dakikalık bir kısmına çalışın. Bunu yaptığınızda kendinizi harika hissetmeyeceksiniz belki ama hiçbir şey yapmamaya oranla daha iyi hissedeceksiniz. Kendimi tam anlamıyla iyi hissetmedikten sonra bu birazcık iyi hissetmeyi dikkate almak anlamsız diye düşünebilirsiniz ama merdivenler teker teker çıkılabilir. 2 3 adım birden atlamaya çalışmak çok da olası olmayabilir ve zaten bu çok da sağlıklıdır diyemeyiz.

    Önce harekete geç sonra iyi hissetmeyi bekle sloganını uyguluyoruz. Normalde önce istek duyulur sonra harekete geçilir dolayısıyla depresyondaki bireylerin isteklenmek için beklemeleri normaldir ama daha önce de dediğimiz gibi depresyon döneminde ters mantık kuruyoruz. Depresyon döneminde bu çok zor gibi görünse de yaptıkça bunun kolay hale geldiğini göreceksiniz.

    Mutlu olan birini gözlemleyin, neler yaptığına dikkat edin. Yaptığı şeyleri keyifle yaptığını görebilirsiniz. Bu kişiyi mutsuz etmek için ne yapılabilir? Elbette sevdiği keyif aldığı şeyleri elinden alarak onu mutsuz edebiliriz. Yani buradan ne anlamalıyız? Birini mutsuz etmek istiyorsak onun elinden mutlu olduğu şeyleri alırsak kişi otomatikman mutsuz olacaktır. İnsan hiçbir şey yapmadan mutlu olabilen bir canlı değil diyebilir miyiz bu noktada? Şöyle biri var mıdır: Sabahtan akşama kadar evde hiçbir şey yapmadan koltukta yatakta televizyon karşısında öylece vakit geçiren ve mutlu olan biri? Tahmin ediyoruz ki böyle biri olamaz.

    Bir deney yapın: Kendinizi iyi hissetmediğiniz ve bir şey yapmak istemiyorum dediğiniz gün herhangi bir etkinlik yapın ve gün sonunda ne hissettiğinizi ve kaç şiddetinde hissettiğiniz not alın. İkinci gün yine kendiniz iyi hissetmediğiniz gün hiçbir şey yapmayın ve gün sonunda kendinizi nasıl hissettiğinizi ve hissinizin şiddetini not alın. Çıkardığınız sonuç ne?

    Normalde bir şeyler yapar yoruluruz. Yorulduğumuz için de dinleniriz. Depresyonda tam tersi geçerli yorulmamak ve tükenmiş bitkin hissetmemek için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İlk bakışta bunlar size çok anlamsız gelebilir çünkü zaten hareket edecek enerjim yok nasıl bir şeyler yapmamı beklersiniz benden şeklinde düşünebilirsiniz. Evet haklısınız enerjiniz yok bir şey yapmakta zorlanacaksınız ama biraz kendinizi zorlayıp küçük bir şey yapabilirsiniz. Küçük bir şeyi yapmaktansa hiçbir şey yapmamayı tercih ederim diye düşünebilirsiniz işte bu depresyonu besleyen bir canavardır desek yalan söylemiş olmayız. Çünkü küçük şeyleri yapabilmek depresyonda kişinin daha enerjik olmasını sağlar ki ilerde enerjisini daha da artırmanın öncülüdür.

    Varsayalım kendinizi zorladınız ve bir şey yaptınız ve keyif almadığınız. Olma ihtimali var mı? Evet elbette var. Eğer bunu göz önüne alıp hiçbir şey yapmamaya devam ederseniz olumsuz düşünceleriniz daha fazla gelmeye başlayacak. En azından keyif almasanız da o an için bir şeylerle ilgilenmek bir süreliğine olumsuz düşüncelerin sizi daha rahat bırakması demektir. Bu demek değil ki siz bu depresyondan hiç kurtulamayacaksınız. Ama başlangıçta bu aşamalardan geçilmesi gerekiyor. Diyelim ki bir şeyler yapmaya başladınız fakat olumsuz düşünceler başınıza üşüşmeye başladı, yapamayacağınızı başarmayacağınızı ya da yaptığınız şeyin iyi olmadığını yeterince güzel olmayacağını düşünmeye başladınız diyelim. Bu düşüncelerinizle savaşın. Bu düşüncelerinizle terapide çalışılır. Bazı sorular ışığında düşüncelerinizi terapistle beraber değerlendirmeye alırsınız.

    İnsanların yaptıkları eylemleri basitçe ikiye ayırabiliriz. Performansa dayalı ve yapmak ve keyfe dayalı etkinlikler. Bu iki listenin ağırlığı dengede olmalı. Eğer dengede olmazsa mesela performansa dayalı etkinlikleri yapar ve eğlenceye vakit ayırmazsanız kendinizi yorulmuş tükenmiş, mutsuz, keyifsiz hissedebilirsiniz ama çok fazla eğlence odaklı bir program yapar ve uygularsanız bu sefer de eğlenmiş fakat kendinizi başarısız olarak düşünebilirsiniz ve bundan dolayı da mutsuz hissedebilirsiniz. Özetle, performansa ve keyfe dayalı etkinlikler tüm bireylerin hayatında dengede olmalıdır.

    Bu iki kategoriyi dengelemek için etkinlik programı yapmak gerekir bunun için zamanınızı planlayacağız. Günlük etkinlikler bir kâğıda yazılırsa bu sizi motive eder çünkü yapılacaklar dağ gibi görünmez dolayısıyla daha yapılabilir gibi görünürler. Kişinin bu küçük program sayesinde motivasyonu artar.

    Nerede yanılıyoruz? Mutsuz keyifsiz hissediyorum demek yerine depresyondayım demek ne kadar doğru? Burada üzgün hissetmekle depresyon aynı şeylermiş gibi algılama söz konusu hâlbuki depresyon bir hastalıktır ve çözümü olan bir rahatsızlıktır. Artık dilimize fazla yerleşen depresyon kelimesini maalesef yanlış kullanıyoruz Depresyon anlık üzüntü, keyifsizlik, acı çekme değildir. Dolayısıyla depresyonun tedavisi önemlidir.

  • Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Depresyon, tembellik değildir, kişinin psikolojik destek alarak iyileşebileceği bir hastalıktır. Günlük işlerimizi yapmamak, işe gitmemek ya da işe gitmeye istekli olmamak, arkadaşlarımızla buluşmaya istek duymamak ya da onlarla görüşmemek, evle ilgili işleri yapmamak(örneğin temizlik) tembellik değildir, depresyonun işaretleridir ve iyi haber ki depresyon tedavi edebilen bir rahatsızlıktır.

    Depresyondaki bireyde değersizlik, başarısızlık, sevilmeme, yetersizlik şemaları sıklıkla gözlenir. Depresyonu olan birey, başkalarının onun hakkında olumsuz düşünebileceklerini düşünebilir. Kişide yapamam edemem düşünceleri görülebilir , dolayısıyla yapmak istediği işlerini erteleyebilir ve erteledikçe yapamam düşüncesine olan inancı pekişir bunu kırmanın yolu ise bu düşüncelerle çalışmak ve bu düşüncelere rağmen harekete geçip yapmak istediğimiz her ne ise küçük bir parçasını yapmaktır eğer bizi engelleyecek şeyler çıkarsa karşımıza onları tespit edip onlara karşı çözüm stratejileri geliştirmektir.

    Depresif kişinin kendilik düşünceleri, geleceğe dair düşünceleri, dünya hakkındaki düşüncelerine bakacak olursak ki biz bunlara depresyonun bilişsel üçlüsü diyoruz, kendi hakkında değersiz yetersiz sevilmeyen başarısız biri olarak düşünürken(Örnegin, Iyi güzel şeyleri hak etmediğini düşünebilir) dünya hakkında olumsuz düşünceleri söz konusudur ve geleceği karanlık olarak görür umudu yoktur(Örneğin gelecekte keyifli arkadaşlıklar kuramayacağını düşünebilir) Kişi kendini değersiz, sevilmeyen, yetersiz olarak görür, çünkü depresyon güneş gözlüğü gibidir hava istediğiniz kadar açık güneşli olsun siz etrafı karanlık görürsünüz. Biz terapilerde bu gözlüğü çıkarmanız için uğraşıyoruz.

    Hepimiz istenmeyen, hayal kırıklığı yaratan yaşam olayları karşısında sıkıntı, hüzün, keder, karamsarlık yaşarız. Fakat bu saydıklarımız bir süre sonra kaybolur . Eğer depresyondaysak hüzün keder karamsarlık bulutları bir türlü başımızdan ayrılmayabilir. Işe gitmek istemeyebilir, yapmaya koyulduğunuz bir işi devam ettiremeyebilirsiniz, evi toplayamazsınız, arkadaşlarınızla buluşmayı keyifsiz bulabilirsiniz. Farz edelim ki yazı yazmak üzere masanızın başına geçtiniz bir kelime dahi yazasınız gelmeyebilir. Fakat bu depresif belirtilerden kurtulmanın yolu küçük bir adım atmakla başlıyor. Binlerce kilometrelik yolculuk bile tek bir adımla başlar diyor Laozi. Ama bazen bu küçük adımı atmak bile zor gelir. Yol gözünüzde büyür de büyür ve kaygılarınız tarafından sarmalanırsınız çünkü yolun sonuna bakıyorsunuzdur o anda önünüzdeki tek bir adımlık olan küçük alana değil. Çoğu danışanımız bu durumda psikoloji kitaplarına koşar haklı olarak. Fakat o mucizevi tek adım atılmadığı yani harekete geçilmediği sürece okunan bilgiler kullanılmadığından dolayıdır ki olumlu sonuçlar alınamaz. Psikoloji kitaplarında okuduklarımızı hayatta kullandığımızda yaşamımız değişmeye başlar. Bunu danışanlarımızın tek başına gerçekleştirmeye çalışmalarındansa profesyonel psikolojik destek alarak yapmalarını öneriyoruz.

    Bir an durun düşünün yapmak istedikleriniz arasında yapabileceğiniz en ufak şey ne bugün?

    Küçük adımlarınızın büyük yolculukları başlatması dileğiyle.

  • Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyona girmiş hasta, kendini yiyip bitiren dertler yığının altında kalmış bir haldedir. Geçmiş deneyimler, fizyolojik problemler, çevresel stresörler ve kişisel özellikler gibi pek çok unsur psikolojik süreçlerine etki etmektedir. Bu süreçte kişinin ya üzerindeki buhrandan kurtulmak için az da olsa ümit sahibi olduğunu veya öz kaynaklarına güveni azaldığı için kendinde mücadele gücünü bulamadığını, belki de olası değişimlerden kaçındığını görebiliriz.

    Bilişsel Davranışçı Tedavi açısından durumu kısaca değerlendirecek olursak, bir depresyon hastasının düşünme biçimi ‘kognitif üçlü’ adı verilen üç ayrı alan hakkında bilişsel çarpıtmalar içermektedir. Bu alanlar kişinin kendine yönelik olumsuz düşünceleri, kişinin çevreyle ve kendi deneyimleriyle ilgili olumsuz düşünceleri ve gelecek ile ilgili olumsuz düşünceleri şeklinde sıralanabilir. Negatif düşünceleri öylesine yoğundur ki, kişinin ruh hali ve motivasyonu bundan oldukça etkilenmiş haldedir.

    Depresif süreçte altta yatan kişiye özel değersizlik, çaresizlik, yetersiz hissetmek gibi gizli bilişsel şemalar son derece aktive olurlar. Kişi, olayları değerlendirirken olumsuzu seçmeye yönelik zihinsel bir filtreleme kullanır. Kişinin depresyon belirtileri giderek belirginleşmeye başlar. Kişinin başarısızlığa mahkum olduğuna dair kuvvetli inancı, kendisine yararlı olacak bir harekette bulunsa da işe yaramayacağını düşünmesine ve eylemlerinin gittikçe azalmasına neden olur. Negatif düşüncelerinin yoğunluğundan kurtulamayan birey bir taraftan yaşamındaki eylemleri azaltırken, diğer yandan halen devam ettirdiği eylemlerden de gerekli hazzı alamadığından iyice geri çekilir. Eylemde bulunmak mutsuzluğa neden olduğu için hasta yaşam enerjisini daha tasarruflu kullanabilmek adına adeta ekonomik bir moda geçerek eylemsiz kalır ve mutsuzluğunu yaşamaya devam eder.

    Bilişsel Davranışçı Terapi, araştırmacı bir psikoterapi modelidir. Depresyon tedavisinde hastanın depresif sürece nasıl girdiği işbirliği içinde çalışılarak ele alınır. Hastanın eylemsizliğine müdahale edilerek uyum sağlayabileceği ölçüde basit aktivitelerle yavaş yavaş hayatın içine tekrar katılması hedeflenir. Psikoterapi süresince hasta yavaş yavaş kendini depresyona sokan olayla ilgili olumsuz düşüncelerin hayatını ne ölçüde işgal ettiğinin farkına varır. Sıkıntılı olaylar hakkında tekrar tekrar düşünmeyle olaya yüklenen anlamların nasıl çarpıtıldığı, yaşamını İşgal eden negatif düşüncelere karşı mesafe alma ve düşünce defüzyonu gibi konular psikoterapinin önemli noktalarıdır. En önemli hedef hastanın terapi sonrasında depresyon belirtileri tekrarladığında bunu fark edebilmesi ve öğrendiği tekniklerle adete kendi kendisinin terapistliğini yaparak depresif döngüleri tekrar etmemesidir.

  • “Çetrefilli Bir Konu: Bilmeden Bilmek”

    “Çetrefilli Bir Konu: Bilmeden Bilmek”

    Uzmanlık eğitimi aldığım dönemde, üzerimde emeği çok olan hocam: “yeri gelecek hastanın hem doktoru hem de avukatı gibi olacaksın, mağduriyetinin önüne geçeceksin ve haklarını koruyacaksın” demişti. Bu söz kulağıma küpe oldu.

    Hastalık bir özürdür ve hastanın bireysel tercihi değildir (“benim tercihim değil” yazısını okuyabilirsiniz). Bu nedenle hastaya “ruhsat” tanınır, sorumlu tutulmaz ve gerektiğinde raporlarla (istirahat, özür, maluliyet, iş göremez, vasi raporları gibi) koruma altına alınır.

    Mide kanaması geçiren hastayı, melanaya (kanlı dışkılama) bağlı olarak tüm acil servisi berbat kokuttuğu için suçlayamazsınız. Evde bakım verilen ve yataktan kalkmaya imkânı olmayan felçli hastayı, altını batırdığı için ayıplayamazsınız. Genellikle tıbbi (organik) hastalıkları olanlar daha şanslıdır ve hakları korunur.

    Psikiyatri hastaları, bu konuda bahtsızdırlar. Çoğunlukla damgalanırlar (“damgalanma (stigma)” yazısında tartışıldı). Dini ve hukuki boyutta da yaftalanırlar ve mağdur olurlar. Psikiyatrik hastalıklar üzerinde bazı tıp dışı uzmanlar (yönetici, hukukçu, ilahiyatçı, öğretmen…), cömertçe değerlendirmeler yaparlar (“rol karmaşası” yazısı gözden geçirilebilir).

    Kleptomani (çalma hastalığı-bir tür dürtü kontrol bozukluğu) hastasının çalması ile sağlıklı bireyin yaptığı hırsızlığı aynı kefeye koyamazsınız. Hukuki boyutta hastanın alacağı cezada, özrüne (hastalığına) binaen indirim yapılır. Bir hukukçunun “hastalığın arkasına sığınıyorlar, gereken cezayı almıyorlar” diye serzenişte bulunması çok da insaflı olmaz.

    Depresyon nedeniyle birkaç yıldır tedavi gören ve intihar ederek ölen emekli bir öğretmenin arkasından “iman zayıflığı varmış, dindar bir kişi intihar etmez, intihar haramdır” yorumunu yapan ve depresyon hastalığı hakkında hiçbir malumatı olmayan ilahiyatçı bir kişi ile nasıl tartışılabilir? Hastalık özrünü (akli melekeler sağlıklı düzeyde değil iken) dikkate almadan hastayı, herhangi bir intihar olayı ile aynı düzlemde değerlendirmek ne kadar insani olabilir? (Ateş düştüğü yeri yakıyor, “damdan düşmeden” hastaya karşı empati yapılamıyor. Maalesef, kaderin cilvesine bakın ki daha sonra bu kişinin depresyon nedeniyle tedavi gördüğünü arkadaşımdan işittim. Umarım depresyonu yaşayan bir kişi olarak, artık hastalığı sadece “dini zayıflık” şeklinde yorumlamıyordur).

    Panik atak yaşayan hastayı “tevekkülsüz olmak”, OKB (obsesif kompulsif bozukluk) hastasını takıntıları nedeniyle “şeytanın etkisinde kalmak”, depresyon hastasını “şükürsüz olmak”… şeklinde damgalayan kişiler, maalesef “bilmeden bilmek” yanlışlığı ile hem hastanın hakkına girmektedirler (zira bazı hastalar bu nedenle mustarip olmaktadırlar ve hastalıkları olumsuz yönde etkilenmektedir) hem de hastalara verilen ruhsatların (özel hakların) kullanılmasını engellemektedirler.

  • Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon çağın hastalığımı yoksa psikolojik bir savunmamı?

    İsteksizlik, karamsarlık, uyku ve iştahta değişiklikler, içe kapanma, konsantrasyon güçlüğü, sık ağlamalar, değersizlik ve yetersizlik duyguları gibi belirtilerle seyreden ve sanki biyolojik bir hastalıkmış gibi lanse edilip ilaçla tedavisi ön plana çıkarılan bir durumdan söz ediyoruz. Aslında depresyon çoğu zaman bir savunma olarak ortaya çıkar. Düşünün üzerinizde çok yük var ya da sizi üzüp öfkelendiren bir işiniz ya da eşiniz var ya da bu tür birkaç sorunu birlikte yaşıyorsunuz. Öfkelenmek, vurmak kırmak, hayır demek ya da benzeri tepkilerin size göre olmadığını düşünüp sürekli yumruk yiyen bir boksör gibi çaresiz ve patlamaya hazırsınız. Patlasanız bile hemen pişmanlık, değersizlik ve suçluluk duyguları sizi dibe çekiyor. Bu dayanılmaz acı karşısında varoluşunuz size göre anormal tepkiler vermemek adına kendini kapamaya başlıyor; yani başka bir deyişle motoru yakmaktansa enerjiyi kesiyor ve isteksizlik ön plana çıkıyor.

    Çağın hastalığı denmesinin nedeni ise yaşamın sürekli daha hızlanması ve insanın varoluşunu zorlamasıyla(maddi, iş, evlilik sorunları vb.) çaresizlikten bir “es” vermesine depresyon diyoruz.

    Depresyonda çözüm: Aslında yazıya bakıldığında çözümünde ne olduğu anlaşılabilir. Biraz yavaşlamak ve yaşama ve ilişkilerle başa çıkabilmek için yeni beceriler kazanmak, daha önceden bize yüklenmiş, düşünce, inanç ve şemaları gözden geçirmek ve bunları başarabilmek için psikoterapi almak.

    Son olarak tabiki mevsimsel özellikleri olan biyolojik ve genetik faktörlerin ön planda olduğu depresyon kriterlerini tam ve nedensiz karşılayan vakalarda ilaç tedavisi göz ardı edilmektedir.

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Daha önceleri severek ve kendi isteğimizle yaptığımız aktiviteleri çeşitli çevresel,hormonal ve genetik bozukluklardan dolayı yapmak istemediğimiz,zevk alamadığımız çökkünlük ve uzun süre devam eden üzgün,mutsuz,çaresiz,değersiz hissetme halidir.

    Günlük hayatta kolayca kullandığımız bu sözcük;aslında çok ciddi bir rahatsızlığa işaret eder.Rahatsızlık;sadece düşünce,davranış ve diğer insanlarla ilişkilerini değil birçok vücut fonksiyonunu da etkilemektedir.Unutulmamalıdır ki toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır ve herkes hayatının bazı dönemlerinde bu durumla karşılaşabilir.Kişi kendisini umutsuz,karamsar,çaresiz,başarısız,suçlu,değersiz hisseder.Kişi böyle zamanlarda genellikle terapinin faydası olmayacağına inanır.Depresyon teşhisi koyabilmek için;kişinin şikayetlerinin en az 2 hafta sürüyor olması,mesleki ve sosyal hayatını etkiliyor olması gerekir.

    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Önceden yapılan iş ve aktivitelerden zevk almamak,duygu değişikliklerinin görülmesi,çabuk sinirlenmek,hergün sürekli olarak kendisini üzgün hissetmek,çok uyumak,uyku arasında sık uyanmak,uykusuzluk çekmek ya da az uyumak,dikkatin çabuk dağılması,bir işe motive olamamak,kişinin kendisini sürekli huzursuz,işe yaramaz ve değersiz hissetmesi,vücudun işlevlerinin azalması,cinsel isteksizlik,kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesi,intihar düşünceleri,yaptıklarından sürekli kendisini sorumlu tutması,karamsar olmak,gelecekle ilgili olumsuz düşünceler,geçmişte yaşanan olumsuz olayların sık sık akla gelmesi,enerjinin düşmesi,kişinin çabuk yorulması,iştah azalması,kilo kaybı ya da aşırı yeme isteği,unutkanlık,yalnızlık hissi,alınganlık da artış,düşünce yavaşlaması dolayısıyla konuşmanın yavaşlaması,artabilir ajitasyon(huzursuzluk),anksiyete(bunaltı, kaygı) düzeyinde artış depresyonun belirleyici semptomları arasındadır.

    DEPRESYON SIKLIĞI

    Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan etkenlerin belirlenmesi çalışmalarında klinik araştırmalar ayaktan izlenen hastaların %12-36 sı ile,yatarak tedavi gören hastaların %30-38’inde depresif belirtilerin geliştiğini göstermektedir.Yatan hastaların %11-26sında ise klinik anlamda depresyon tablosu gelişmektedir.1 yıllık yaygınlık ise %2.6-6.2 olarak verilmektedir.Hayat boyu risk erkekler için %3.12 kadınlar için %10.26’dır.Farklı araştırmalara göre,farklı rakamlar verilmekle birlikte tüm oranlar bu verilere yakındır.Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışmasında 12 aylık depresif nöbet yaygınlığı kadınlarda %5.4, erkeklerde ise %2.3 olduğunu göstermektedir.

    DEPRESYONA YOL AÇAN ETKENLER NELERDİR?

    Madde ve alkol kötüye kullanımı

    Erken ebeveyn kaybı

    Anksiyete bozuklukları

    Kadın olmak

    Genetik yatkınlık ve beynin biyolojik dengesindeki bozukluklar

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Boşanmış olmak

    İşşizlik

    Daha önce depresyon geçirmiş olmak

    Bazı ilaçlar

    Kişilik yapısı(mükemmeliyetçi,aşırı duygusal)

    Tıbbi hastalıklar

    Hormonal değişiklikler

    Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel yönden kötü bir öykü geçirmiş olmak

    Evlilikte yaşanan sorunlar

    Hiç evlenmemiş olmak

    Beyin ve kalp rahatsızlıkları yaşanması

    tiroid bezi ve böbrek rahatsızlıkları yaşayanlar

    Adet dönemleri

    Hamilelik

    Doğum sonrası dönemleri yaşayanlar da depresyon daha fazla görülür.

    DEPRESYONUN,DEPRESİF BELİRTİLER İLE YASTAN FARKI NEDİR?

    Depresif belirtiler,günlük yaşam olayları sonrası kişilerin olumsuz etkilenmeleri ve buna karşı oluşturdukları kendi ve çevrelerine karşı hoşnutsuzluk duygusunun yarattığı hal ve hareketlerdir.

    Yasta ise;anksiyete(bunaltı,kaygı),kötü rüyalar,uyku sorunları,iştahsızlık gibi depresyona benzer belirtiler bulunur.Ancak belirtiler zamanla azalarak kaybolur ve hekim müdahalesi gerekmez.Depresyon da benlik saygısı azalırken,yasta bu durum yaşanmaz.

    Depresif belirtilerle farkına gelicek olursak,uyaranlar ortadan kalktığında depresif bozukluk geçicidir,depresyon ise kişinin yaşam kalitesini düşürür ve mutlaka tedavi gerektirir.

    DEPRESYONUN MESLEKİ VE SOSYAL İŞLEVSELLİK ÜZERİNDE ETKİLERİ NELERDİR?

    Depresyon ile beraber konsantre olma güçlükleri,enerji kaybı,değersizlik duyguları hem zihinsel hem de fiziksel yavaşlamalara neden olduğu için;günlük işlevleri sürdürmek oldukça güçtür,sosyal yaşama ayak uydurmak oldukça zorlayıcıdır.

    DEPRESYONUN SÜRESİ NEKADARDIR?

    Hiç tedavi edilmemiş bir kişinin depresyon atağı 6 ila 24 ay sürer.

    HERKES AYNI TİP DEPRESYON HASTASI MIDIR?

    Herkes aynı tip depresyon hastası olmaz.Depresyonun melankolik,tipik,atipik,mevsimsel tip gibi durumları vardır.Mevsimsel tipte;depresyon belirtileri,mevsim tekrarladıkça görülür.Atipik depresyonda;uyku ve iştahın artması görülürken,tipik depresyonda;iştah ve uyku azalması gibi semptomlar hastalığa eşlik eder.

    DEPRESYON BAŞARILI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ EDİLİR Mİ?

    Bu durum kişinin,doktoruyla arasındaki sağlıklı ilişkiye bağlıdır aslında.Öncelikle verilen talimatlara uyulması,hastalığın aşılmasıyla ilgili en önemli basamaktır.Terapiler ve antidepresanlar neredeyse depresyondan bütün etkilenenlere uzun süreli yardımda bulunurlar.Bir gecede düzelme hiçbirzaman gerçekleşmez,depresyonun düzelmesi;sabır ve irade işidir.Bu da terapi için umut ve teşviktir.Bilişsel davranışçı tedaviler,kişilerarası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda oldukça yarar sağlamaktadır.

    KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Bedensel olarak aktif olunması,yatakta yatıp kalmamak

    Önceden gün planları yapmak.Mümkünse 1 gün önceden işlerini tam olarak planlayın ve plana uyun.

    Kendinize basit hedefler koyun,böylece motive olmuş olursunuz ve başarısızlıkları unutmuş olursunuz.

    Depresif düşüncelerden uzak durun.

    Yaşadığınız olumsuzlukları,etrafınızdaki insanlarla paylaşın.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin.

    İnsanlardan soyutlanmayın.

    Arkadaşlarınızla birarada bulunun.

    Sizi üzen durumlardan kaçının.

    Yürüyüşe çıkın.

    Korku ve şiddet içerikli filmler izlemeyin.

    Sürekli gülümsemeye çalışın ve poztif olun.

    Alkolden uzak durun.

  • DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Depresyon sözcüğü sıklıkla, gündelik yaşamda çeşitli nedenlerle ve duruma bağlı olarak ortaya çıkan geçici üzüntü, keder, karamsarlık ve isteksizlik gibi olumsuz ruh hallerini ifade etmek için kullanılabiliyor. Ancak depresyon teknik bir kavram olarak, belirli bir süreklilik içinde bedensel, zihinsel, duygusal ve davranışsal boyutlarda deneyimlenen klinik bir tabloyu ifade eder. Üzüntü, keder, karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk gibi bazı depresyon belirtileri, çoğu kez, yaşamdaki kayıplar nedeniyle yaşanabilen geçici, olağan duygulardır. Dünya genelinde 350 milyon, Türkiye’de de yaklaşık 2,5 milyon insanın depresyonla mücadele ettiği ve toplumdaki bireylerin %10-20’sinin, hayatlarının belirli bir döneminde klinik depresyonla karşılaştıkları ve kadınların depresyon yaşama riskinin erkeklere göre iki kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, depresyonun, 2030’larda insan sağlığını etkileyen en önemli hastalık olacağını öngörüyor.
    Depresyon, özellikleri itibariyle kişiden kişiye farklılıklar gösterir. En önemli farklılıklar ise belirti sürecinde gerçekleşmektedir. Depresyon durumu, kişide birçok olumsuz duyguları beraberinde getirir. Bu rahatsızlık, uzun süren, çökkün, sıkıntılı ve de stresli geçen ruh halini beraberinde geldiği kişiye empoze etmektedir. Kişinin, depresyon sırasında hayata bakış açısı değişmektedir. Depresyon süreci, kişinin gelecekten bir beklentisinin olmadığı, hiçbir durum veya şeyden mutluluk duymadığı ya da yaşamdan ümidi kestiği bir süreçtir. Kişi, kendini çok kötü bir hastalığa yakalanmış olarak hisseder ve bu hastalığın asla düzelmeyeceğini düşünür. Ve bunun yanı sıra kişi artık hayatının eskisi gibi olamayacağını da düşünmektedir. Bu tür düşünme şekilleri, daha çok ağır seyreden depresyon türlerinde görülmektedir.

    Depresyon, hiç bir şey olmadan kendi kendine ortaya çıkabilir ya da bir sorun depresyonun meydana gelmesine direkt olarak etki yapıyor olabilir. Yani depresyonun ortaya çıkması için herhangi bir sorun olmasına gerek olamayabilir.

    Depresyona uğramış kişide, belli başlı bazı durumlar gözlenir. Bu durumlar, kendini sorgulama, yaptığı şeylerden pişmanlık duyma, keşkeleri ortaya çıkarma, olumsuz yönde seyreden şeylerden kendini suçlama gibi durumlardır. Aynı zamanda bunların dışında depresyona yakalanmış kişi, sürekli olmak uyumak isteyebilir. Hiç bir şey yapmak istemez. Yemek yeme alışkanlığı da bu rahatsızlıkta değişim gösterebilir. Kişi, ya çok fazla ya da çok az yemek yer.

    Depresyon Çeşitleri

    Depresyonun kendi içerisine birçok çeşidi bulunmaktadır.

    *Majör Depresyon: Bu tür depresyonlar ağır depresyonları ifade eder.

    *Minor Depresyon: Hafif geçen depresyonları ifade eder.

    *Kronik Depresyon: Bu tür durumlarda depresyon hafif fakat uzun sürelidir.

    *Klinik Depresyon: Hastanede yatılı olarak tedavi edilen ağır depresyonlardır.

    *Manik Depresyon: İki uçlu depresyonlardır.

    *Mevsimsel Depresyon: Mevsimlere göre meydana gelen ve mevsim değişince kendiliğinden sona eren depresyonlardır.

    *Psikotik Depresyon: Bu tür rahatsızlıklar, daha çok şizofreni ile karıştırılır. Antipsikotiklerle tedavi süreci gerçekleşir.